Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Enerji Güvenliği

Kapsül Haber Ajansı - Enerji Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enerji Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yeni Nükleer Çağ İstanbul’da Şekilleniyor Haber

Yeni Nükleer Çağ İstanbul’da Şekilleniyor

12. Nükleer Santraller Zirvesi - NPPES, İstanbul Teknik Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde başladı. Ankara Sanayi Odası (ASO) ve Nükleer Sanayi Derneği (NSD) tarafından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın destekleriyle düzenlenen Zirve, bu yıl “Yeni Nükleer Çağ: Sanayiyi, İnovasyonu ve Net Sıfır Hedeflerini Güçlendirmek” temasıyla hayata geçiriliyor. İki gün sürecek Zirve, nükleer enerji alanında küresel ölçekte teknoloji üreticilerini, karar vericileri, alanında uzman konuşmacıları ve yerli sanayicileri bir araya getiriyor. NPPES’in açılışında; T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Nükleer Enerji Genel Müdürü Salih Sarı, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, ABD İstanbul Başkonsolosu Michael Lally, Kanada’nın Türkiye Maslahatgüzarı Larisa Galadza, Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, Nükleer Sanayi Derneği Başkanı Alikaan Çiftçi, Akkuyu Nuclear A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anton Dedusenko, SNPTC Uluslararası İşler Direktörü Sayın Fei Min, AtkinsRéalis & Nuclear Canada Kıdemli Başkan Yardımcısı ve CANDU International Başkanı Gary Rose ve Romanya Ulusal Nükleer Elektrik Şirketi (SNN) COO’su Emil Macovei konuşma yaptı. “Nükleer Enerji Bir Tercih Değil, Zorunluluktur” T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Nükleer Enerji Genel Müdürü Salih Sarı NPPES’in açılışında şunları aktardı: “NPPES’i yalnızca bir sektör toplantısı olarak değil; ülkemizin nükleer enerji yol haritasını, sanayi kabiliyetini, teknoloji geliştirme hedefini ve uluslararası iş birliklerini birlikte değerlendirebileceğimiz stratejik bir platform olarak görmekteyiz. Hedefimiz; 2035 yılına kadar 7,2 GW ve 2053 yılına kadar ise en az 20 GW nükleer kapasiteye ulaşmaktır. Bizim için nükleer enerji bir tercih değil; enerji arz güvenliği, ithal kaynaklara olan bağımlılığın ve karbon emisyonunun azaltımı, yüksek teknoloji gelişimi, güçlü bir sanayi ekosistem, nitelikli yeni işgücü ve enerji bağımsızlığı açısından bir zorunluluktur. Bu yıl içinde Akkuyu santralimizden ilk elektrik üretimini gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Akkuyu’ya ek olarak biri Sinop ilimiz ve diğeri Trakya bölgemizde iki konvansiyonel nükleer santral projemizi daha hayata geçirmeye yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Akkuyu Projemizde özellikle yerlileştirme alanında önemli bir seviyeye ulaştık. Bugün itibarıyla Akkuyu’da 300’den fazla yerli firmamız; inşaat, malzeme ve ekipman tedariki ile test, sertifikasyon ve mühendislik hizmetlerinde yer almakta olup, yaklaşık 12 milyar ABD doları iş hacmine ulaşmıştır. Akkuyu projemizde edindiğimiz yerli sanayi katkısını ve insan kaynağı gelişimini yeni projelerde daha ileri bir seviyeye taşımayı hedefliyoruz. Konvansiyonel nükleer santrallerin yanı sıra SMR’lar da ülkemizin enerji stratejisinde kritik bir öneme sahiptir. Bu teknolojilere yönelik temel hedefimiz; 2053 yılına kadar en az 5 GW SMR kapasitesine ulaşmak; bu SMR’ları da kendi tasarlayan, üreten, işleten ve ihraç eden bir ülke olmaktır.” Türkiye’nin ilk tematik nükleer teknoparkı İTÜ’de kurulacak İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal: “NPPES’in İTÜ’de yapılması, Türkiye’nin nükleer teknolojiyi sadece sahip olan ya da kullanan değil, aynı zamanda bu alanda kendi yetkinliğini hem insan kaynağı hem de ekosistem oluşturma açısından geliştirmeye kararlı bir ülke olduğunun göstergesidir.” Türkiye'nin ilk tematik teknoparkının nükleer temasıyla İTÜ'de kurulacağını dile getiren Prof. Dr. Mandal, “Bu bizim için büyük bir heyecan ama bundan daha da fazlası önemli bir sorumluluk. Bunun yalnızca İTÜ’nün insan kaynağıyla sınırlı kalmaması, tüm ekosistemi kapsayacak şekilde gelişmesi önemli” dedi. Prof. Dr. Mandal, Türkiye’nin kendi kendine yeten nükleer teknolojiye sahip olması için Nükleer Teknoloji Araştırma Merkezi’nin kurulması çalışmalarının stratejik rolüne de değindi. “İkili ilişkilerimizin 100. yılında sivil nükleer enerjiyi Türkiye-ABD ilişkilerinin yeni sütunlarından biri haline getirelim” ABD İstanbul Başkonsolosu Michael Lally ise şunları aktardı: “Yapay zeka ve veri merkezi altyapılarının Türkiye’de hızla büyümesi, nükleer enerjiye yönelik talebin yeni ve önemli bir kaynağını oluşturmaktadır. Bu gelişme, tüm ekosistemin büyümesini hızlandırabilir. Türkiye, SMR’ların devreye alınmasını mümkün kılacak kural ve düzenlemeleri geliştirme yönünde çalışmalar yürütmektedir. Bu çalışmalar kritik önemdedir ve Amerika Birleşik Devletleri bunu desteklemekten gurur duymaktadır. Türkiye, sivil nükleer enerji alanında yüksek kaliteli araştırmalar yürüten seçkin üniversitelere sahiptir. ABD–Türkiye akademik ve araştırma değişim programları zaten ilişkimizin dinamik bir parçasıdır ve Amerika Birleşik Devletleri bu bağların daha da güçlendirilmesi için net bir fırsat görmektedir.” Lally sözlerine şöyle devam etti: “Nükleer ekosistem için nükleer sertifikasyona sahip elektrikçiler, kaynakçılar ve boru tesisatçılarına da ihtiyaç vardır. Türkiye’deki teknik ve meslek okullarının bu iş gücünü yetiştirebilmek için müfredatlarını güncellemesi gerekecektir. ABD bunu teşvik etmektedir; çünkü nitelikli bir Türk iş gücü yalnızca Türkiye için değil, burada yatırım yapmak isteyen tüm Amerikan şirketleri için de faydalıdır. Önümüzdeki yıl ikili ilişkilerimizin 100. yılını kutlarken, sivil nükleer enerjiyi de Türkiye-ABD ilişkilerinin yeni ve stratejik sütunlarından biri haline getirelim.” Kanada’nın Türkiye Maslahatgüzarı Larisa Galadza ise şunları paylaştı: “Kanada, yetmiş yılı aşkın süredir küresel nükleer endüstrinin şekillenmesine katkı sağlamaktadır. Uranyum üretimi ve yakıt hizmetlerinden reaktör tasarımına, işletmeden güvenlik, düzenleme ve araştırma faaliyetlerine kadar nükleer değer zincirinin neredeyse her aşamasında Kanadalılar önemli roller üstlenmiştir. Küresel nükleer rönesansın, Türkiye de dahil olmak üzere dünya genelinde benzeri görülmemiş fırsatlar yarattığının farkındayız. Aynı zamanda Türkiye’nin sanayi altyapısının, mühendislik kapasitesinin ve üretim sektörünün sahip olduğu etkileyici yetkinlikleri de takdir ediyoruz. Kanada, ister ortak inovasyon çalışmaları, ister tedarik zinciri ortaklıkları, iş gücünün geliştirilmesi, araştırma iş birlikleri, yerlileştirme faaliyetleri ya da uzun vadeli endüstriyel iş birlikleri yoluyla olsun, en başarılı nükleer projelerin tüm taraflara fayda sağlayan projeler olduğuna inanmaktadır.” ASO Başkanı: “Yerli Sanayi Nükleer Tedarik Zincirinin Parçası Olmalı” Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç NPPES 2026’daki konuşmasında şunları paylaştı: “Nükleer enerji; enerji arz güvenliğini destekleyen, yüksek teknoloji üretimini teşvik eden, nitelikli insan kaynağı yetiştiren ve uluslararası iş birlikleriyle sanayi ekosistemini ileriye taşıyan stratejik bir kalkınma platformudur. Enerji güvenliği, iklim değişikliği ve teknolojik dönüşümün aynı anda yaşandığı bir dönemde nükleer enerji, düşük karbonlu yapısı, yüksek kapasite faktörü ve kesintisiz arz güvenliğiyle yeniden küresel gündemin merkezine yerleşmiştir. ABD’den Çin’e, Fransa’dan Güney Kore’ye kadar birçok ülke yeni yatırımlara yönelirken, Türkiye de Akkuyu’nun ardından Sinop ve Trakya’da planlanan santraller ve SMR’ları kapsayan bütüncül bir nükleer program yürütmektedir. Hedefimiz 2050’ye kadar 20 GW nükleer kurulu güce ulaşmak ve bunun en az 5 GW’ını küçük modüler reaktörlerden karşılamaktır. Akkuyu ile nükleer enerjiyle tanıştık, Sinop ile nükleer teknolojiye ortak olmalıyız. Bugün Akkuyu’da yerlilik oranı yüzde 55’e yaklaşmıştır. Ancak bu potansiyel kendiliğinden katma değere dönüşmemektedir; bu nedenle yerli katkının sistematik bir yaklaşımla yönetilmesi kritik önemdedir. ASO tarafından NÜKSAK ve NETBİS bu amaçla geliştirilmiş yapılardır; hedefimiz Anadolu firmalarının nükleer kalite standartlarında küresel tedarik zincirine dahil olmasını sağlamaktır. 12’nci Nükleer Santraller Zirvesi’nin de bu kapsamda yeni iş birliklerine, yeni yatırımlara ve ülkemizin nükleer enerji hedeflerine güçlü katkılar sunacağına inanıyorum.” Türkiye’yi Nükleer Ekosistem Ülkesine Dönüştürmeyi Hedefliyoruz Nükleer Sanayi Derneği Başkanı Alikaan Çiftçi “Nükleer enerji; sanayi, dijitalleşme, yapay zeka, veri merkezleri, ileri tıp, tarım teknolojileri, uzay çalışmaları ve izotop üretimi gibi geleceğin kritik alanlarını besleyen; ekonomik kalkınma, teknolojik dönüşüm ve stratejik bağımsızlığın temel unsurlarından biri haline geldi. Türkiye olarak bizim de hedefimiz net: Türkiye’yi yalnızca enerji tüketen bir ülke olmaktan çıkarıp, üretim yapan, teknoloji geliştiren ve ihracat gerçekleştiren bir nükleer ekosistem ülkesine dönüştürebilmek. Akkuyu NGS ile başladığımız nükleer enerji yolculuğumuza Sinop ve Trakya’daki yeni yatırımlar ve SMR projeleriyle devam ediyoruz. SMR teknolojilerinin; ileri imalat, modüler üretim ve ihracat kapasitesi açısından Türkiye için stratejik bir fırsat alanı olduğuna inanıyoruz. Arz güvenliği ve baz yük kapasitesi açısından kritik rol oynayacak nükleer güç santrallerinin yerlileştirme politikalarında, sanayicilerimizin uzmanlıklarıyla yüksek katma değerli üretim fırsatları yakalayacağına inanıyorum” diye konuştu. Akkuyu Nuclear A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anton Dedusenko ise şunları ifade etti: “2026 yılını 1. Ünitenin devreye alma yılı yapmak için çalışmalarımızı yoğunlaştırıyoruz. 1. Ünitedeki inşaat faaliyetleri tamamlandı. Reaktöre simüle edilmiş yakıt demetlerini yükledik ve reaktör montajını tamamladık. Şu anda, ünitenin sonraki devreye alma aşamalarına hazır olduğundan emin olmak için gerekli ayarlama işlemlerinden biri olan soğuk hidrolik testleri gerçekleştiriyoruz. Bugün 1. Ünitede tamamlamakta olduğumuz tüm bu aşamalar, diğer üç ünitenin de aynı yolu izlemesinin önünü açıyor. Ayrıca 2. Ünitede ön devreye alma çalışmalarına başlamak için gerekli izni aldık. Bu da şantiyenin tamamında çalışmaların tam hızla sürdüğünü gösteriyor. Nükleer enerjinin yalnızca istikrarlı ve düşük karbonlu bir enerji kaynağı değil, aynı zamanda iklim ve altyapı alanlarındaki zorluklara çözüm sunan teknolojik bir platform olduğunu vurgulayan Dedusenko, sözlerini şöyle sürdürdü: “Son yıllarda nükleer enerjinin iklim gündemindeki rolüne ilişkin tartışmaların daha odaklı hale gelmesi büyük önem taşıyor. Bizim için önemli olan, bu tür çözümlerin halihazırda mevcut olduğunu, pratik uygulamalara sahip bulunduğunu ve belirli ülkelerin ve bölgelerin ihtiyaçlarına uyarlanabildiğini ortaya koyabilmektir.” Türkiye’de 100 Yıllık Ortaklık Geliştirmeyi Hedefliyoruz AtkinsRéalis’in 100 yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğuna dikkat çeken AtkinsRéalis & Nuclear Canada Kıdemli Başkan Yardımcısı ve CANDU International Başkanı Gary Rose şunları söyledi:“Dünyanın nükleer enerji için yeni bir döneme, bir rönesansa girdiğine inanıyoruz. Kanada Hükümeti’ne ait CANDU teknolojisi; başarıyla inşa edilebilen, işletilebilen, modernize edilebilen ve uzun vadede sürdürülebilen bir teknoloji olduğunu kanıtlamıştır. CANDU’yu farklı kılan en önemli unsurlardan biri yerelleştirme kabiliyetidir; yerelleştirme yalnızca bir tedarik stratejisi değil, aynı zamanda bir ülke inşa etme stratejisidir. Artık mesele yalnızca elektrik satın almak değildir. Asıl mesele; yerli sanayiyi geliştirerek, nitelikli iş gücü oluşturarak, mühendisler yetiştirerek, yerli üretimi destekleyerek ve uzun vadeli bir nükleer ekosistem kurarak ulusal yetkinlik oluşturmaktır. Türkiye’nin nükleer enerji hedefleri bu açıdan son derece önemlidir. Türkiye’deki paydaşlarla 100 yıllık bir ortaklık geliştirmeyi ve sürdürülebilir bir nükleer ekosistem ile tedarik zinciri ekonomisinin temellerini atmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda Türk tedarik zincirlerinin inşaat, işletme, bakım ve modernizasyon faaliyetlerine entegre edilmesi, Türk şirketlerinin nükleer tedarikçi olarak yetkilendirilmesi ve üniversiteler ile araştırma kurumlarıyla iş birlikleri yoluyla insan kaynağının geliştirilmesi yer almaktadır. Kanada’da bir CANDU reaktörünün ekipman ve bileşenlerinin yüzde 85’inden fazlası yerli üreticiler tarafından sağlanabilmektedir. Bu model, 250’den fazla şirketten oluşan bir tedarik zincirini ve yaklaşık 90 bin istihdamı desteklemektedir. Benzer bir modeli Türkiye’de de hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Çinli SNPTC’den Türkiye’ye Nükleer Teknoloji ve Eğitim Desteği Mesajı Dünya standartlarında nükleer teknolojilerini, kapsamlı proje yönetimi deneyimlerini ve güvenli ve verimli işletme konusundaki güçlü geçmişlerini Türkiye ile paylaşmaya hazır olduklarını ifade eden Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Nükleer Enerji Teknoloji Kurumu (SNPTC) Uluslararası İşler Direktörü Sayın Fei Min ise şunları paylaştı: “Çin Devlet Enerji Yatırım Kurumu (SPIC) olarak yerelleştirmenin ortak büyüme ve sürdürülebilir kalkınmaya yönelik bir taahhüt olduğuna inanıyoruz. Nükleer Sanayi Derneği ile iş birliği içinde Türkiye’de güçlü bir yerel nükleer tedarik zinciri oluşturmayı arzu ediyoruz. İleri nükleer teknolojilerin transferi, nükleer bileşenlerin yerel üretiminin desteklenmesi ve Türk mühendisler ile teknisyenlere kapsamlı eğitim programları sunulması alanlarında geniş bir iş birliği potansiyeli bulunduğuna inanıyoruz. Türkiye’nin kendi nükleer yetkinliklerini geliştirmesine, yüksek nitelikli istihdam yaratmasına ve sanayi inovasyonunu teşvik etmesine katkı sağlamaya hazırız. Romanya Ulusal Nükleer Elektrik Şirketi (SNN) COO’su Emil Macovei ise şunlara dikkat çekti “Romanya’da Cernavodă Nükleer Santrali’nde CANDU teknolojisi otuz yılı aşkın süredir güçlü bir güvenlik kültürü ve uluslararası düzeyde tanınan performansıyla işletiliyor. Nükleer sektörde tedarik zinciri ikincil bir konu değildir. Güvenlik, maliyet kontrolü, takvim disiplini ve kamu güveninin bir parçasıdır. Romanya’da şunu öğrendik: yerlileştirme yalnızca yerli içerik hedefi değildir. Gerçek yerlileştirme, nükleer kalite güvence sistemini, dokümantasyonu, izlenebilirliği, güvenlik kültürünü ve uzun vadeli sorumluluğu anlayan nitelikli yetkinliktir. Eğitim, denetim, sertifikasyon, deneyim aktarımı ve tekrarlı performans gerektirir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

EY Enerji Konferansı’nda Küresel Enerji Sektörünün Gündemi Ve Geleceği Masaya Yatırıldı Haber

EY Enerji Konferansı’nda Küresel Enerji Sektörünün Gündemi Ve Geleceği Masaya Yatırıldı

Uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık şirketi EY’ın 10-11 Haziran’da düzenlediği Bölgesel Enerji Konferansı’nın dördüncüsü, bu sene İstanbul’da gerçekleştirildi. Enerji sektörünün dönüşümüne yön veren başlıkların ele alındığı konferansta; jeopolitik gelişmeler, yapay zekâ, enerji güvenliği, yatırım stratejileri, siber güvenlik ve COP31 gündemi öne çıkan konular arasında yer aldı. 10’dan fazla ülkeden üst düzey enerji sektörü liderleri ve EY enerji uzmanlarının yer aldığı konferansta sektörün karşı karşıya olduğu riskler, zorluklar ve yeni fırsat alanları değerlendirildi. Enerji sektörünün geleceğine ilişkin farklı perspektiflerin bir araya geldiği program kapsamında yeni teknolojiler, enerji dönüşümü, yatırım trendleri ve sektörün geleceğine yönelik paneller ile enerji değer zinciri boyunca öne çıkan gelişmelerin değerlendirildiği interaktif oturumlar gerçekleştirildi. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Sayın Ahmet Berat Çonkar’ın katılımlarıyla düzenlenen konferansta; son birkaç yılda yaşanan jeopolitik gelişmelerle enerjinin küresel ekonominin en stratejik unsurlarından biri olmaya devam ettiğine dikkat çekildi. Sayın Çonkar konuşmasında; enerjinin geleceğini derinden etkileyecek yapısal eğilimlerden bahsederek yapay zekâ ve ileri teknolojilerin, yeni veri merkezleri aracılığıyla dünya genelinde yeni bir elektrik talebi katmanı oluşturduğunu vurguladı. Aynı zamanda giderek daha dijital hale gelen bir dünya için yeterli, güvenilir ve erişilebilir elektriğin nasıl sağlanacağıyla da ilgili görüşlerini aktardı. Ayrıca, enerji güvenliğinin artık yalnızca kaynaklara erişimle tanımlanmadığını; çeşitlendirilmiş tedarik kaynakları, dayanıklı altyapı ve sistem esnekliğini de gerektirdiğini belirten Çonkar; bu tür sistemleri kurabilen ülkelerin, küresel enerji dönüşümünün sunduğu fırsatlardan yararlanırken belirsizlikleri de daha etkin şekilde yönetebileceğinin altını çizdi. EY -CESA Enerji Sektörü Lideri Jaroslaw Wajer açılış konuşmasında, EY Bölgesel Enerji Konferansı’nın enerji sektörünün geleceğine ışık tutma konusundaki stratejik öneminden bahsederek, bu konferansın bu sene İstanbul’da düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti paylaştı. Bu yıl dördüncüsü düzenlenen konferansın enerji sektöründeki paydaşlar arasında bilgi paylaşımı, görüş alışverişi ve iş birliğini güçlendiren önemli bir platform haline geldiğine dikkat çekti. İstanbul’un seçilmesinin, şehrin stratejik konumu, gelişen enerji piyasası ve kültürel bir buluşma noktası olma özelliğiyle yakından ilişkili olduğunu vurgulayan Wajer, konferansın bölgedeki öncü ülkelerden enerji sektörü liderlerini bir araya getirerek sektörün geleceğine yön verecek tartışmalar için güçlü bir zemin sunduğunu ifade etti. EY Eurasia Bölge Lideri Metin Canoğulları ise konuşmasında, Türkiye’nin jeostratejik konumuna dikkat çekerek, Avrupa ile Asya arasında bir enerji köprüsü olma rolünün güçlendiğini vurguladı. Türkiye’nin enerji koridoru olmasının ötesinde, aynı zamanda bölgesel bir ticaret ve dağıtım merkezi haline geldiğini belirten Canoğulları, bu konumun enerji arz güvenliği, tedarik çeşitliliği ve bölgesel entegrasyon açısından kritik bir değer sunduğunu ifade etti. Dinamik küresel ortamda dayanıklılık, çeviklik ve uyum yeteneğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan EY-Parthenon Türkiye Enerji Sektörü Lideri ve şirket ortağı Cem Çamlı, enerji sektöründe yaşanan jeopolitik gelişmelerin etkilerinin, altı alanda ortaya çıktığını söyledi. Öncü ülkelerin enflasyon tahminlerinin yükseldiğini, ekonomik büyüme tahminlerinin düştüğünü, hammadde fiyatlarının artış eğilimine girdiğini ve merkez bankalarının para politikalarında daha dikkatli hareket ettiğini belirtti. Tüm bu gelişmelerin hepsinin birlikte yönetilmesi gerektiği bu dönemde, ülkelerin politikalarında enerji arz güvenliği bir numaralı öncelik haline geldi. Bugün yaşanan enerji krizlerinin devam etmesi senaryosunda, küresel enerji piyasası dinamiklerinin etkilerinin enerji sektörünün ötesinde ulaştırma, tarım, perakende, inşaat ve sanayi gibi birçok sektörü etkileyebileceğini söyledi. En başarılı kurumların reaktif kriz yönetiminden, proaktif dayanıklılık yönetimine geçebilen kurumlar olacağını ifade eden Çamlı; “Kararlarımızı farklı ticari senaryolara dayanarak vermeli ve çeşitli olası sonuçlara hazırlıklı olmalıyız” dedi. Enerjisa Üretim CEO'su İhsan Erbil Bayçöl moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘Dönüşüm sürecinde liderlik: Orta Avrupa’da riskleri fırsatlara dönüştürmek’ başlıklı panelde; IC Enterra CEO'su Cem Aşık, Başkentgaz CEO’su Emre Torun, TAURON CEO’su Grzegorz Lot, ENEA S.A. Ticari İşler Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bartosz Krysta hızla değişen bir ortamda liderlerin stratejisi, enerji güvenliği, pazar dönüşümü ve dayanıklılık konuları hakkında görüş ve gelecek için önerilerini paylaştı. EY Parthenon Enerji Sektörü Lideri Kinga Charpentier moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘Sermaye için rekabet: Bir fırsatı yatırım yapılabilir kılan nedir?’ başlıklı panelde ise; EBRD Avrasya Enerji Bölümü Başkanı Şule Kılıç, Sunotec-Group Strateji Başkanı Alexander Zahariev, Actis LLP Başkan Yardımcısı Jonathan Herren ve OX2 A.B. Ülke Müdürü Lacramioara Diaconu katılımcılarla yüksek performans gösteren olgun pazarlardan güncel içgörüleri ve çıkarılan dersleri paylaştı. ‘Enerji güvenliğinin yeniden tanımlanması: Sahadan gelen dayanıklılık, egemenlik ve sistem hazırlığı’ panelinde ise uzun vadeli risklere yönelik stratejik yanıtlar EY Türkiye Siber Güvenlik Hizmetleri Lideri Ulvi Cemal Bucak moderatörlüğünde Corvion P.S.A. Genel Müdürü Mariusz Balicki ile ele alındı. Yapay zekâ kaynaklı elektrik talebi hızla büyüyor Konferansta, enerji sektörünün yapay zekâ yatırımlarındaki hızını da dikkat çekildi. Küresel çapta neredeyse tüm sektörlerdeki yapay zekâ yatırımlarındaki büyümenin enerji talebini de önemli ölçüde artırdığını belirtildi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) projeksiyonlarına göre yapay zekâ kaynaklı elektrik talebinin on yılın sonuna kadar iki katından fazla artabileceği ifade edilerek, şebeke kapasitesi ve bağlantı süreçlerinin kritik öneme sahip olduğunu vurgulandı. Yapay zekâ ile enerji arasındaki ilişkinin önündeki temel engelin teknoloji değil, koordinasyon eksikliği olabileceği aktarıldı. Yapay zeka – Olga, Thierry, George isimlerini ekleyelim. Veri merkezleri enerji ekosisteminin yeni esnek varlıkları olabilir Veri merkezlerinin gelecekte enerji sistemlerinin esnek unsurlarına dönüşebileceğine dikkat çekilerek, EY’ın yapay zekâ ajanları ve süreç otomasyonuna önemli yatırımlar yaptığı belirtildi. Özellikle veri merkezlerinin enerji şebekelerine sağlayabileceği esneklik değerinin sektörün en önemli tartışma alanlarından biri haline geldiği ifade edildi. Enerjiye erişimin veri merkezi büyümesinin önündeki en büyük kısıtlardan biri haline geldiği vurgulanırken, teknoloji şirketleri ile enerji şirketleri arasında yeni iş birliği modellerinin geliştiğine de dikkat çekildi. Veri merkezleri enerji sisteminin esnek varlıkları hâline gelebilir mi, talebi gerektiğinde ayarlayabilirler mi, şebeke dengelemesine katkı sağlayabilirler mi, elektrik tüketen yapılar olmanın ötesine geçerek şebeke esnekliğini destekleyebilirler mi? gibi konu başlıkları ele alındı. Bu sene COP31’de odak, uygulama ve sonuçlar olacak Konferans programının önemli başlıkları arasında yer alan COP31 ile ilgili olarak EY Türkiye İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Hizmetleri Lideri Şirket Ortağı Ece Sevin; bu sene COP31 gündeminin artık daha fazla uygulama ve sonuç alma odağında şekillendiğini söyledi. Sevin; enerji dönüşümü, yenilenebilir enerji, yeşil sanayileşme, iklim finansmanı, gıda güvenliği, dayanıklı şehirler, sağlık sistemleri, döngüsel ekonomi ve atık yönetiminin COP31’in öne çıkan başlıkları arasında yer alacağını belirtti. İklim gündeminin yalnızca çevre politikalarıyla sınırlı olmadığını ifade eden Sevin, bu süreçlerin sermaye maliyetlerinden yatırım kararlarına, karbon piyasalarından sürdürülebilirlik raporlamasına kadar şirketlerin iş modellerini doğrudan etkilediğini vurguladı. Sevin, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ve diğer iklim odaklı düzenlemelerin şirketlerin maliyet yapılarını doğrudan etkileyebileceğine değindi. Öte yandan sürdürülebilirlik raporlaması alanında da küresel ölçekte daha güçlü bir dönüşüm yaşandığının altı çizildi. Bu dönüşüm; ISSB standartları, CSRD ve diğer yeni raporlama gereklilikleri aracılığıyla giderek hız kazandığı, Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi (CSDDD) gibi düzenlemelerin, tedarik zincirlerinin tamamında daha yüksek şeffaflık beklentileri oluşturduğu aktarıldı. Konferansın ikinci gününde ise uluslararası katılımcılarla birlikte Enerjisa Üretim Senkron Remote Operation Center’a ziyaret gerçekleştirilerek; enerji operasyonlarında dijitalleşme, verimlilik ve uzaktan yönetimin sektördeki etkisi yerinde incelendi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Girişim Elektrik’ten Azerbaycan’da 28,3 Milyon Dolarlık Güneş Enerjisi Projesi Haber

Girişim Elektrik’ten Azerbaycan’da 28,3 Milyon Dolarlık Güneş Enerjisi Projesi

Karabağ Bölgesi’nin yeniden imar ve enerji dönüşüm sürecinde dikkat çeken yatırımlardan biri için Türk mühendisliği devreye giriyor. Girişim Elektrik Şirketler Grubu, Azerbaycan’da faaliyet gösteren Clean Energy Jabrayil LLC ile Cebrayil Güneş Enerjisi Santrali Projesi’nin anahtar teslim kurulumu kapsamında anlaşmaya vardığını açıkladı. Toplam bedeli 28,29 milyon dolar olan proje kapsamında güneş enerjisi santralinin mühendislik, tedarik ve kurulum süreçleri Girişim Elektrik tarafından yürütülecek. Projede kullanılacak şalt ekipmanları ise grup şirketlerinden Europower Enerji tarafından üretilecek. Söz konusu yatırım, yalnızca enerji üretim kapasitesi açısından değil; Karabağ Bölgesi’nin yeniden yapılanma sürecinde yenilenebilir enerji altyapısının güçlendirilmesi açısından da stratejik projeler arasında gösteriliyor. “Enerji dönüşümünde artık sadece üretim değil, altyapı kabiliyeti de belirleyici” Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Girişim Elektrik Yönetim Kurulu Başkanı M. Behiç Harmanlı, enerji dönüşümünün artık yalnızca santral yatırımlarıyla sınırlı olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bugün enerji sektöründe rekabet yalnızca elektrik üretmekle değil; mühendislik, şebeke altyapısı, yüksek gerilim sistemleri ve saha yönetimini aynı yapı içinde yönetebilme kabiliyetiyle şekilleniyor. Karabağ’da üstlendiğimiz bu proje, grubumuzun uluslararası EPC gücünü ve üretim altyapısını birlikte sahaya taşıyan önemli örneklerden biri.” Karabağ Bölgesi’nde enerji altyapısının yeniden şekillendiğine dikkat çeken Harmanlı, yenilenebilir enerji yatırımlarının bölgesel kalkınmanın en önemli başlıklarından biri haline geldiğini söyledi. “Yenilenebilir enerji yatırımları artık yalnızca çevresel dönüşüm değil; aynı zamanda ekonomik kalkınma ve enerji güvenliği perspektifiyle değerlendiriliyor. Biz de mühendislik birikimimizi ve üretim gücümüzü farklı coğrafyalardaki stratejik projelere taşımayı sürdürüyoruz.” Son dönemde Avrupa, Balkanlar, Orta Doğu ve Türk Cumhuriyetleri’nde enerji altyapı yatırımlarının hız kazandığına dikkat çeken sektör temsilcileri, özellikle yüksek gerilim altyapısı, şalt sistemleri ve güneş enerjisi projelerinde entegre çözüm sunabilen şirketlerin öne çıktığını belirtiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

YEO Teknoloji, Hitachi Energy ile Enerji Şebekelerinin Dijital Geleceğini Şekillendiriyor Haber

YEO Teknoloji, Hitachi Energy ile Enerji Şebekelerinin Dijital Geleceğini Şekillendiriyor

YEO Teknoloji, enerji sektörünün dijital dönüşümüne liderlik etme hedefi ve enerji altyapı platformu vizyonu doğrultusunda, dünyanın önde gelen enerji teknolojileri şirketlerinden Hitachi Energy ile Şebeke Yönetimi İş Ortaklığı Anlaşması imzaladığını duyurdu. Bu stratejik iş birliği kapsamında iki şirket, enerji altyapılarının daha akıllı, güvenli, esnek ve verimli şekilde yönetilmesini sağlayacak ileri teknoloji tabanlı çözümler geliştirmek üzere güçlerini birleştiriyor. Anlaşma çerçevesinde; modern enerji sistemlerinin temel yapı taşları arasında yer alan Enerji Yönetim Sistemleri (EMS), Gelişmiş Dağıtım Yönetim Sistemleri (ADMS) ve Denetleyici Kontrol ve Veri Toplama Sistemleri (SCADA) alanlarına odaklanılacak. Böylece enerji şebekelerinin daha etkin yönetilmesi, operasyonel verimliliğin artırılması ve veri odaklı karar alma süreçlerinin güçlendirilmesi hedefleniyor. YEO Teknoloji’nin enerji altyapı platformu yaklaşımı kapsamında sahip olduğu mühendislik, sistem entegrasyonu, yazılım geliştirme ve proje yönetimi yetkinlikleri; Hitachi Energy’nin küresel ölçekteki teknoloji deneyimi ve yenilikçi çözümleriyle birleşerek enerji sektöründe yüksek katma değerli projelerin hayata geçirilmesine katkı sağlayacak. İş birliğinin; enerji sektöründe dijitalleşme, şebeke modernizasyonu, enerji güvenliği ve sürdürülebilir enerji dönüşümü alanlarında yeni fırsatlar yaratması bekleniyor. Geliştirilecek çözümler sayesinde enerji altyapılarının değişen ihtiyaçlara daha hızlı uyum sağlaması, şebeke esnekliğinin artırılması ve enerji kaynaklarının daha verimli kullanılması mümkün olacak. YEO Teknoloji'nin sosyal medya hesabından konuyla ilgili olarak şu iafedelere yer verildi: "YEO Teknoloji olarak, enerji altyapı platformu vizyonumuz ve enerji sektörünün dijital dönüşümüne liderlik etme hedefimiz doğrultusunda, Hitachi Energy ile gerçekleştirdiğimiz Şebeke Yönetimi İş Ortaklığı Anlaşması'nı duyurmaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu iş birliği kapsamında, enerji altyapılarının daha akıllı, güvenli, esnek ve verimli şekilde yönetilmesini sağlayacak ileri teknoloji tabanlı çözümler geliştirmek için güçlerimizi birleştiriyoruz. Bu stratejik iş birliği çerçevesinde; modern enerji sistemlerinin temel bileşenleri olan Enerji Yönetim Sistemleri (EMS), Gelişmiş Dağıtım Yönetim Sistemleri (ADMS) ve Denetleyici Kontrol ve Veri Toplama Sistemleri (SCADA) alanlarına odaklanarak, şebeke operasyonlarının daha etkin yönetilmesini, operasyonel verimliliğin artırılmasını ve veri odaklı karar alma süreçlerinin güçlendirilmesini hedefliyoruz. YEO’nun enerji altyapı platformu yaklaşımı kapsamında sahip olduğu mühendislik, sistem entegrasyonu, yazılım ve proje geliştirme yetkinlikleri ile Hitachi Energy’nin küresel teknoloji deneyimini bir araya getiren bu iş birliğinin; enerji sektöründe dijitalleşme, şebeke modernizasyonu ve sürdürülebilir enerji dönüşümü alanlarında yüksek katma değerli projelerin hayata geçirilmesine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Geleceğin enerji sistemlerini bugünden inşa ediyor, daha dijital, daha verimli ve daha sürdürülebilir bir enerji ekosistemi için çalışıyoruz."

NATO Zirvesi Türkiye'nin Stratejik Gücünü Tescilleyecek Haber

NATO Zirvesi Türkiye'nin Stratejik Gücünü Tescilleyecek

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (Türkçe) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nergiz Özkural Köroğlu, ABD Başkanı Donald Trump'ın 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne bizzat katılacak olmasını değerlendirdi. Trump lider diplomasisini ön plana çıkarıyor “ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO Zirvesi'ne bizzat katılacak olması Türkiye açısından diplomatik ve stratejik önem taşımaktadır.” diyen Prof. Dr. Nergiz Özkural Köroğlu, “NATO ile alakalı yürüttüğü politikanın yanı sıra dış politikada izlediği strateji gereği liderler arası pazarlık ve doğrudan ilişkiyi de ön plana alacaktır. F-16 modernizasyon talepleri ve savunma sanayi iş birliği gibi stratejik konularda ve CAATSA yaptırımları gibi konularda pragmatik pazarlıklar ve esneklikler söz konusu olabilecektir.” dedi. Türkiye'nin NATO içerisindeki ağırlığına dikkat çeken Prof. Dr. Köroğlu, “NATO içerisinde Türkiye, güçlü ordusunun yanı sıra Karadeniz güvenliği, Ortadoğu’ya yakınlığı ve göç sınır yönetimindeki rolü bakımından önem arz eden bir ülkedir. Türkiye’nin bu jeostratejik konumu elini güçlendiren unsurlardır. Trump’ın NATO Zirvesi’ne doğrudan katılımı Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir diplomatik atmosfer yaratabilir. Ancak bu, daha çok kurumsal yeniden yapılanma değil, pragmatik ve lider merkezli bir yoğunlaşma anlamına gelir. Zaten Trump’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile yakın ilişkiler kurma yönünde süregelen bir tercihi bulunmaktadır. Bu zirve sonrası daha da yoğun şekilde bunun devam edeceği öngörülebilir.” diye konuştu. NATO'nun geleceği Ankara'da tartışılacak Trump yönetiminin NATO'nun önemli değişikliklere ihtiyaç duyduğu yönündeki yaklaşımını değerlendiren Prof. Dr. Köroğlu, “’Trump yönetiminin NATO’ya ilişkin “önemli değişikliklere ihtiyaç var’ yaklaşımı, NATO’nun kurumsal kimliğini doğrudan tartışmaya açan NATO’nun iç dönüşüm kapasitesi ve transatlantik siyasi uyumunun dayanıklılığını sorgulayan bir yaklaşımdır. Trump, ABD’nin NATO içinde orantısız yük taşıdığı iddiasında bulunmaktadır. Bu konu bu yıl yapılan Münih Güvenlik Konferansı’nda da gündeme gelmişti. Avrupa tarafından savunma harcamalarının artırılması ve yük paylaşımının NATO içerisinde dengeli olması gerekliliğini ortaya koymaktadır.” şeklinde konuştu. Trump’ın, ABD’nin artık Avrupa güvenliği açısından 2.Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana devam eden güvenlik garantörlüğü rolünün değişmesi gerektiğini savunduğuna işaret eden Prof. Dr. Nergiz Özkural Köroğlu, “Ayrıca Trump, Avrupalı liderlerin aksine NATO’nun bir değerler ittifakı değil daha ziyade yük paylaşımı ve fayda dengesi üzerine kurulu bir güvenlik platformu olması gerekliliği inancındadır. Neticede, Ankara Zirvesi’nde Avrupa’nın güvenlik harcamalarının artırması, yük paylaşımı ve ittifakın stratejik dönüşümünün ele alınacağını öngörebiliriz. NATO içerisinde Türkiye’nin askeri gücü ile öne çıkması, olası yük paylaşımı vb. değişikliklerde Türkiye’nin pozisyonun daha fazla dikkate alınmasını gerektirecektir.” dedi. Türkiye'nin dengeleyici rolü öne çıkıyor Türkiye'nin hem NATO üyesi hem de Rusya, Ukrayna, Karadeniz ve Orta Doğu dengelerinde önemli bir aktör olmasının Ankara'nın elini güçlendirdiğini kaydeden Prof. Dr. Köroğlu, “Türkiye, dış ilişkilerinde ‘bölgesel sorunlarda bölgesel sahiplenme ve çözümleri savunmaktadır’ ilkesini benimsemektedir. Dolayısıyla bölgesel manevra kapasitesini günden güne proaktif dış politika kararları ile arttırmaktadır. Rusya-Ukrayna Savaşı’nda çok açılı bir dış politika yürüterek Rusya ve batılı güçler arasındaki dengeyi sağlayarak ‘tahıl diplomasisi’ gibi girişimleri ile de başarılı bir dış politika gerçekleştirmiştir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde Karadeniz güvenliğinde Rusya ve Türkiye önemli birer aktördür. Ama aynı zamanda Türkiye, NATO’nun güney kanadında bir NATO ülkesidir ve stratejik önemi vardır. Bu açıdan Türkiye’nin kendi güvenliği ve bölgedeki barışı koruması açsından ‘dengeliyici rolü’ önemlidir. Ortadoğu ülkeleri ile de coğrafi yakınlığı ve sınır komşusu olması da yine Türkiye’nin stratejik önemini göstermektedir. Türkiye İran Savaşı’nda da Ukrayna Savaşı karşısındaki itidalli ve barışçıl tutumu ile bölgede istikrar ve refahı savunan bir yaklaşımda bulunmuştur.” diye konuştu. İran krizi ve enerji güvenliği zirvenin önemli başlıkları olacak Trump'ın İran ile yürütülen müzakerelerde anlaşmaya yakın olduklarını açıklamasının da zirvenin gündemini etkileyeceğini ifade eden Prof. Dr. Köroğlu, şöyle devam etti: “Trump’ın İran’la müzakerelerde anlaşmaya yakın olunduğunu açıklaması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılabileceğine dair söylem, Ankara zirvesinde bu krizin yarattığı küresel enerji krizinin ittifak ülkelerine etkileri ve enerji arz güvenliği bağlamında tartışılabilir. Ayrıca, zirvede İran krizinin yarattığı sonuçlar bakımından NATO’nun ‘alan dışılık’ rolü tartışılabilir. ‘İttifak sadece bölgesel mi yoksa küresel kriz yöneticisi mi?’ gibi bir sorgulama olabilir. Türkiye’nin bu süreçteki rolüne bakıldığında karşımıza birkaç konu çıkmaktadır. Türkiye, İran’ın komşusu olduğu için savaş esnasında bazı füzeler yönünü şaşırarak Türkiye’ye düşmüştür. Dolayısıyla zirvede Türkiye'nin hava ve füze savunmasının güçlendirilmesi, NATO'nun güney kanadının güvenliği, Kürecik radarının rolü, hava savunma sistemlerinin kalıcı konuşlandırılması gibi konular gündeme gelebilir. Ayrıca Türkiye, enerji koridorları üzerinde olan bir ülke olduğu için enerji arz güvenliği açısından önem arz etmektedir. Bunun haricinde Türkiye’nin arabuluculuk kapasitesi ve rolü de yine ABD-İran iletişiminde etkin olabilir.” Türkiye kolaylaştırıcı rol üstlenebilir İsrail-İran geriliminin devam ettiği bir dönemde Trump'ın Ankara'da bulunmasının Türkiye açısından diplomatik fırsatlar yaratabileceğini söyleyen Prof. Dr. Köroğlu, “İsrail-İran geriliminin sürdüğü bir ortamda Trump’ın Ankara’da bulunması, Türkiye’nin arabuluculuk kapasitesi açısından fırsat yaratabilir ancak bu otomatik olarak bir arabuluculuk rolüne dönüşmez. Türkiye, İsrail ve İran geriliminde ‘kolaylaştırıcı’ bir rol üstlenmek isteyecektir. Ancak Türkiye’nin İsrail’in Gazze’de uluslararası hukuka aykırı tutumu konusundaki tavrı net olduğu için Türkiye’nin arabuluculuk kapasitesi çok yoğun olmayacaktır.” şeklinde konuştu. F-16 ve savunma sanayisinde yeni iş birlikleri gündeme gelebilir Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Prof. Dr. Köroğlu, “F-35 meselesi S-400 krizi ve CAATSA yaptırımları ile de bağlantılıdır. Bu nedenle F-35 programına dönüş kısa vadede gerçekleşemese de F-16 modernizasyonu, mühimmat, ortak üretim gibi savunma sanayiinde alternatif iş birlikleri kurmaları mümkündür. Enerji güvenliği anlamında Türkiye transit ülke olduğu için Avrupa enerji arz güvenliği açısından Türkiye ile çeşitli proje ve alternatifler üzerine görüşülecektir. Terörle mücadele en kırılgan konulardan bir tanesidir. Çünkü ABD’nin Suriye’deki SDG/YPG ile ilişkisi vardır ancak Türkiye bu yapıyı güvenlik tehdidi olarak görmektedir. ABD’nin Suriye’deki askeri varlığını azaltması halinde Türkiye’nin Suriye'nin siyasi dönüşüm sürecindeki rolü güçlenebilir. Trump geldiğinde Türkiye ile görüşülecek başlıklar dahilinde bir konudur.” dedi. Türkiye'nin küresel sistemdeki ağırlığı teyit ediliyor Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'nin yalnızca NATO'nun geleceği açısından değil, Türkiye'nin uluslararası sistemdeki konumu bakımından da önemli mesajlar verdiğini belirten Prof. Dr. Köroğlu, şu değerlendirmeyi yaptı: “Çok kutuplu uluslararası sistemde Türkiye, ABD ile her ne kadar S-400, F-35 krizi ve Suriye politikaları gibi konularda sorunlar yaşamış olsa da aynı zamanda Ukrayna-Rusya Savaşı’ndan İran krizine kadar tüm sıcak hatlar için kritik bir konumda yer almaktadır. Bölgesel krizlerdeki arabulucu/dengeleyici rolü bu anlamda önemlidir.” Zirvenin Ankara'da yapılmasının Türkiye'nin jeostratejik ve askeri ağırlığının uluslararası sistem tarafından kabul edildiğinin göstergesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Köroğlu, “Trump'ın NATO’daki yük paylaşımı ve stratejisine yönelik sert tutumuna mukabil, Erdoğan ile yürüttüğü doğrudan telefon diplomasisi iki lider arasındaki kişisel diplomasi kanalının belirleyici olduğunu göstermektedir. Genişletilmiş Ortadoğu projesinin önem kazandığı son dönemde Türkiye’nin kilit rolü ön plana çıkmaktadır.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Elektrik Talebi Hızla Artarken GE Vernova’nın HA Gaz Türbini Filosu 4 Milyon İşletme Saatini Geride Bıraktı Haber

Küresel Elektrik Talebi Hızla Artarken GE Vernova’nın HA Gaz Türbini Filosu 4 Milyon İşletme Saatini Geride Bıraktı

İlk HA ünitesinin 2016 yılında ticari işletmeye alınmasından bu yana filo, 21 ülkede faaliyet gösteren 128 üniteye ulaştı ve yaklaşık 74 gigavat (GW) elektrik üretim kapasitesi sağladı. Bu kapasite, ABD’de 55 milyondan fazla hanenin ihtiyacını karşılayacak miktarda elektrik üretimine denk geliyor. GE Vernova’nın HA gaz türbini filosu bugün, kendi sınıfında dünyanın en hızlı büyüyen filosu konumunda yer alıyor. Elde edilen bu sonuç, GE Vernova’nın HA servis hizmetlerindeki ivmesinin göstergesi niteliğinde. Günümüzde devreye alınan her yeni türbine, genellikle uzun vadeli bakım ve performans sözleşmeleri eşlik ediyor. Bu sözleşmeler ise GE Vernova’nın yüksek katma değerli servis hizmetleri portföyünün önümüzdeki yıllardaki büyümesine katkı sağlıyor. GE Vernova Güç Segmenti CEO’su Eric Gray, “4 milyon ticari işletme saatinin aşılması, HA filosunun performansının, güvenilirliğinin ve günümüz enerji ekosistemindeki öneminin güçlü bir göstergesi. Bu başarı, müşterilerimizin GE Vernova’nın HA teknolojisine duyduğu güveni ve bu teknolojinin dünya genelinde esnek elektrik üretimini desteklemedeki yerleşik rolünü yansıtıyor. Elektrik talebi artarken ve enerji güvenliği giderek ulusal güvenliğin bir unsuru olarak görülürken, müşteriler güvenilir, verimli ve daha esnek elektrik üretimi sağlayabilecek çözümlere yöneliyor. HA filomuz, bu ihtiyacın karşılanmasına bugün katkı sunarken, aynı zamanda zaman içinde daha düşük emisyonlu enerji sistemlerini destekleyecek şekilde gelişimini sürdürüyor.” dedi. HA Teknolojisine Yönelik Küresel Talep Artıyor GE Vernova’nın HA gaz türbinleri, küresel enerji sektöründe yaşlanan kömür yakıtlı üretim tesislerinin daha verimli, daha düşük emisyonlu ve esnek elektrik üretimiyle ikame edilmesini ve yenilenebilir enerji entegrasyonunun artırılmasını içeren temel bir dönüşüm süreci doğrultusunda geliştirildi. Elektrifikasyon, endüstriyel büyüme ve veri merkezleri ile yapay zekâ kaynaklı artan talebin dünya genelinde elektrik sistemleri üzerindeki baskıyı artırmasıyla, bu rol giderek daha önemli hale geliyor. Bu çerçevede, müşterilerin ölçeklenebilir, verimli çalışan ve şebeke güvenilirliğini destekleyen çözümlere öncelik vermesi, doğal gaz teknolojilerine yönelik güçlü talebi desteklemeye devam ediyor. Kurulu HA filosu büyümeyi sürdürürken, müşterilerin bu varlıkların yaşam döngüsü boyunca performansını, erişilebilirliğini ve operasyonel esnekliğini koruma ihtiyacı doğrultusunda GE Vernova için servis hizmetlerine yönelik fırsatlar da artıyor. Elektrik ihtiyacı artmaya devam ederken GE Vernova, geleceğe yönelik ihtiyaç duyulan kabiliyetleri güçlendirmek amacıyla Greenville ve Schenectady’deki tesisler dahil olmak üzere doğal gaz üretim ve servis ağı genelinde yatırımlarını sürdürüyor. GE Vernova’nın Doğal Gaz iş kolunda planladığı yaklaşık 300 milyon dolarlık yatırım, müşterilerinin güvenilir, verimli ve daha esnek elektrik üretimini büyük ölçekte hayata geçirmelerine destek olma taahhüdünü ortaya koyuyor. Bu yatırım, şirket genelinde benzeri görülmemiş müşteri talebini karşılamaya yönelik 700 milyon dolarlık yatırım planının bir parçasını oluşturuyor. Son dönemde kaydedilen başarılar, HA filosunun küresel ölçekte güçlenen ivmesini ortaya koyuyor. HA teknolojisi, 2025 yılında Duke Energy ile 20 gelişmiş HA gaz türbinini kapsayan ve bu yılın başında güncellenen çerçeve anlaşma dahil olmak üzere ABD’de rekor başarılar elde etti. Ayrıca, çok sayıda geleneksel enerji şirketi HA teknolojisi için birden fazla üniteyi kapsayan anlaşmalara imza attı. Geleneksel müşterilerin ötesinde, veri merkezlerinden kaynaklanan yeni bir enerji şirketi dışı müşteri profili de ortaya çıkıyor. Bu grup, toplam gaz türbini sözleşmelerinin yaklaşık yüzde 20’sini temsil eden hiper ölçekli veri merkezi işletmecilerini ve diğer proje geliştiricilerini kapsıyor. Bir diğer önemli gelişme ise Türkiye’de kaydedildi. GE Vernova ve ENKA Power, ENKA’nın Kırklareli’deki 850 megavat (MW) kapasiteli Kırklareli Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali’nin ticari işletmeye başladığını duyurdu. Tesis, Türkiye’de HA teknolojisiyle çalışan ilk santral olma özelliğini taşıyor ve GE Vernova’nın ülkedeki toplam kurulu doğal gaz gücünü 13,5 GW’a ulaştırıyor. Birleşik Krallık’ta ise GE Vernova, dünyanın karbon yakalama teknolojisiyle donatılmış ilk ticari ölçekli doğal gaz yakıtlı elektrik santrali olması beklenen NZT Power projesi için bir adet 9HA.02 gaz türbini tedarik ediyor. Projede inşaat aşamasına geçildi ve gaz türbininin bu yılın haziran ayında GE Vernova’nın Fransa Belfort’taki üretim merkezinden sevk edilmesi bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bayraktar’dan Enerji Güvenliği İçin Çeşitlendirme Vurgusu Haber

Bayraktar’dan Enerji Güvenliği İçin Çeşitlendirme Vurgusu

Bakan Bayraktar, Bakü Enerji Haftası marjında “Dirençli ve Çeşitlendirilmiş Bir Enerji Geleceği için Uluslararası İş Birliği” temasıyla gerçekleşen Bakanlar Oturumu’na iştirak etti. Çeşitlendirme ve Bağlantısallık Son yıllarda dünyanın çok sayıda krizle karşı karşıya kaldığına dikkat çeken Bakan Bayraktar, mevcut tablonun "yeni normal" olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Krizler ve belirsizlikler çağında yaşıyoruz. Kendimizi bu yeni normale ve bu gelişmelere hazırlamamız gerekiyor." diye konuştu. Bu süreçte enerji güvenliğinin sağlanabilmesi için iki temel unsurun öne çıktığını ifade eden Bakan Bayraktar, "Bu durumu yönetebilmek için iki şeye ihtiyacımız var, çeşitlendirme ve bağlantısallık. Çeşitlendirme ve daha fazla enterkoneksiyon bir arada yürütülmeli." dedi. Kapasiteler Artabilir Mevcut enerji altyapısının daha etkin kullanılmasının önemine vurgu yapan Bakan Bayraktar, Trans Anadolu Boru Hattı'nın (TANAP) halen önemli ölçüde kullanılmayan kapasiteye sahip olduğunu dile getirdi. Sınırlı yatırımlarla mevcut hatların kapasitesinin artırılabileceğine işaret eden Bakan Bayraktar, Kerkük'ten Basra'ya uzanacak ilave bağlantılarla Irak-Türkiye Boru Hattı'nın tam kapasiteyle kullanılabileceğini belirtti. Güçlü Siyasi İrade, Kararlılık ve Güçlü Liderlik Yeni altyapı ve enterkoneksiyon projelerinin de enerji güvenliği açısından kritik öneme sahip olduğunu dile getiren Bakan Bayraktar; Azerbaycan, Gürcistan, Türkiye ve Bulgaristan arasında planlanan elektrik enterkoneksiyon projesine işaret etti. Söz konusu projenin gelecekte Orta Asya'ya kadar uzanabileceğini ifade eden Bayraktar, bunun bölgesel ölçekte elektrik ticaretini ve enerji güvenliğini güçlendireceğini kaydetti Enerji alanındaki projelerin hayata geçirilmesi için siyasi kararlılığın önemli olduğuna dikkati çeken Bakan Bayraktar, "İhtiyacımız olan tek şey; güçlü siyasi irade, kararlılık ve güçlü liderliktir." açıklamasını yaptı. Azerbaycan ile Örnek İş Birliği Bakan Bayraktar, Forum’da basın mensuplarına açıklamalarda da bulundu. Bakan Bayraktar, dünyada yaşananların enerji güvenliğini daha da ön plana çıkardığını ve dünyanın zorlu bir süreçten geçtiğini belirtti. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki enerji iş birliğinin örnek teşkil ettiğine işaret eden Bakan Bayraktar, “Boru hatları gibi projelerle Türkiye ve Azerbaycan hakikaten örnek iş birliği yapıyor. Enerjide uzun dönemli iş birliklerinin temelinde üretici, taşıyıcı ve tüketici ülkelerin dengeli bir şekilde bu süreci paylaşması yatıyor. Türkiye, Azerbaycan ile birlikte hem kendi arz güvenliğine hem de Avrupa'nın arz güvenliğine önemli katkı sunuyor." dedi. Hem Doğal Gaz Hem Elektrikte Forum kapsamında yeni projelerin de ele alındığını ifade eden Bakan Bayraktar, Türkmenistan gazının Türkiye'ye ulaştırılmasına yönelik imza töreninin önemli olduğuna vurgu yaptı. Türkiye'nin bir yandan arz güvenliğini sağlamaya yönelik anlaşmalar yaptığını, diğer yandan da komşu ülkelerle enerji bağlantılarını güçlendirmeye çalıştığını ifade eden Bayraktar, "Avrupa'yla bağlantımızı güçlendirip hem doğal gazda hem elektrikte bunu artırmaya çalışıyoruz." dedi. TANAP’ın Elektrik Versiyonu Azerbaycan, Gürcistan, Türkiye ve Bulgaristan arasında planlanan elektrik bağlantı projesine de değinen Bakan Bayraktar, "Ben ona ‘TANAP'ın elektrik versiyonu’ diyorum. TANAP projesi gibi gazı değil, buradaki elektrik kaynaklarını, Türkiye'ye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya götürme projesini önümüzdeki haftalarda ve aylarda daha yoğun şekilde duyacaksınız." dedi. Türkmenistan Gazı Bakan Bayraktar, "Türkmen gazının artık Azerbaycan üzerinden Türkiye'ye ve Avrupa'ya gitmesinin zamanının geldiği noktasında ifadeler oldu. Bütün mevkidaşlarımız bu konulara son derece ilgili. Belki zamanlama olarak da artık herkesin 'evet' diyeceği bir zamandayız." ifadelerini kullandı. Türkiye Hazır Şu anda dünyanın arz güvenliği ve enerji kaynaklarına erişimle alakalı çok önemli bir süreç yaşadığına dikkati çeken Bakan Bayraktar, "Türkiye bu konuda hazır. Bugüne kadar yaptığımız projeler ve sunduğumuz katkılarla bunu ortaya koyduk. Geçtiğimiz yıldan bu yana Nahçıvan Boru Hattı'nı devreye aldık, Suriye'ye doğal gaz vermeye başladık. Bunlar, bunun küçük örnekleri. İnşallah bunu artırarak devam etmeyi hedefliyoruz." diye konuştu Kurulu Gücün Yüzde 60'tan Fazlası Yenilenebilir Kaynaklardan Bakan Bayraktar, 31. Bakü Enerji Forumu kapsamında Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) tarafından düzenlenen "Orta Asya'da Yenilenebilir Enerji Odaklı Enerji Dönüşümünün Teşvik Edilmesi" başlıklı panelde de değerlendirmelerde bulundu. Orta Asya'nın tarihi bir kavşakta bulunduğunu ifade eden Bakan Bayraktar, bölgenin sahip olduğu yüksek yenilenebilir enerji potansiyelinin, enerji dönüşümü hedeflerine ulaşılması açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Türkiye'nin enerji dönüşüm sürecinde aktif rol üstlendiğini belirten Bakan Bayraktar, "Mart ayı itibarıyla toplam kurulu gücümüz 125 gigavatı aşmıştır ve bunun yüzde 60'tan fazlası yenilenebilir kaynaklardan oluşmaktadır." bilgisini verdi. Rüzgâr ve güneş enerjisindeki gelişimin cesur politikaların somut sonucu olduğuna vurgu yapan Bakan Bayraktar, Türkiye'nin güneş enerjisi ekipmanlarında yüzde 75, rüzgâr enerjisi ekipmanlarında da yüzde 70'in üzerinde yerlilik oranına ulaştığını dile getirdi. Bakan Bayraktar, "Bu kurumsal uzmanlığımızı, deneyimimizi, ihale modellerimizi ve sanayi altyapımızı komşu ülkelerimizle paylaşmaya tamamen hazırız." dedi. İkili Görüşmeler Bakan Bayraktar, Bakü’deki temasları kapsamında Ukrayna Başbakan Birinci Yardımcısı ve Enerji Bakanı Denys Shmyhal, Özbekistan Enerji Bakanı Jurabek Mirzamahmudov ve Mısır Petrol ve Maden Kaynakları Bakanı Karim Badawi ile görüşmeler de gerçekleştirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sürdürülebilir Gelecek İçin Enerji Verimliliği İstanbul’da Masaya Yatırılacak Haber

Sürdürülebilir Gelecek İçin Enerji Verimliliği İstanbul’da Masaya Yatırılacak

Sıfır Atık Forumu, Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan’ın himayesinde 5-7 Haziran tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenecek. “Antalya’ya Giden Yol: İklim Eylemi Olarak Sıfır Atık” temasıyla gerçekleştirilecek Forum, dünyanın dört bir yanından devlet temsilcilerini, bakanları, belediye başkanlarını, iş dünyasını, akademiyi ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirecek. Bakanlar Oturumu Sıfır Atık Vakfı tarafından organize edilen Forumda, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, "Sürdürülebilir Gelecek İçin Enerji Verimliliği ve Kaynak Yönetimi" temasıyla gerçekleştirilecek olan Yüksek Düzeyli Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanları Oturumu’na ev sahipliği yapacak. Enerji Verimliliği Masada Olacak Söz konusu oturumda enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları, döngüsel ekonomi uygulamaları, atıkların enerji süreçlerine entegrasyonu, kaynak verimliliği ve enerji güvenliği gibi birçok konu başlığı masaya yatırılacak. Somut Çözümleri Şekillendireceğiz Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Ortak evimiz dünyayı korumak için İstanbul’da küresel bir zirveye ev sahipliği yapıyoruz. Sıfır Atık Forumu’nda; bakan düzeyinde katılımcılar, uluslararası karar vericiler ve sektör temsilcileri bir araya gelecek. Forum marjında düzenlenecek ‘Sürdürülebilir Gelecek İçin Enerji Verimliliği ve Kaynak Yönetimi’ temalı yüksek düzeyli oturumla enerji verimliliğinin artırılması ve temiz enerjiye geçiş konularında somut çözümleri hep birlikte şekillendireceğiz” dedi. Enerji Verimliliği ve Sıfır Atık İki Ayrılmaz Başlık Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş ise “Enerji verimliliği ve sıfır atık iki ayrılmaz başlık. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendinin himayeleri ve liderliğinde 5-7 Haziran’da Sıfır Atık Vakfı olarak gerçekleştireceğimiz Sıfır Atık Forumu’nda yol haritası ortaya çıkacak. İstanbul’u dünyadaki sıfır atık ve enerji verimliliği konularının merkezi haline getirmek istiyoruz.” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.