Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Enerji Maliyetleri

Kapsül Haber Ajansı - Enerji Maliyetleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enerji Maliyetleri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Enerji Krizinden Çıkışın Yolu Güneş Enerjisinden Geçiyor Haber

Enerji Krizinden Çıkışın Yolu Güneş Enerjisinden Geçiyor

2026 itibarıyla küresel elektrik talebinin 29.000 TWh seviyesini aşacağı öngörüsü, maliyet baskısının kalıcı olduğunu ortaya koyuyor. Bu kapsamda güneş enerjisi, maliyet kontrolü sağlayan, dışa bağımlılığı azaltan ve uzun vadede öngörülebilir bir enerji yapısı sunan en güçlü alternatif olarak öne çıkıyor. Enerji maliyetlerini yönetebilmek için güneş enerjisinin stratejik bir zorunluluk haline geldiğini söyleyen Fronius Türkiye Genel Müdürü Nusret Bilen, "Hem işletmeler hem de konutlar için asıl değer, enerjiyi üretmekten çok onu öngörülebilir ve bağımsız bir yapıda yönetebilmekten geçiyor" diyor. Küresel enerji piyasalarında son dönemde yaşanan gelişmeler, enerji maliyetlerini yeniden en kritik gündem maddelerinden biri haline getirdi. Mart ayında küresel enerji enflasyonunda son 25 yılın en büyük artışının kaydedilmesi ve aylık bazda ortalama %5,5'lik yükseliş görülmesi, enerji fiyatlarındaki dalgalanmanın geçici değil, yapısal bir risk haline geldiğini ortaya koydu. Küresel jeopolitik gelişmeler petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz akışında kritik bir rol oynayarak fiyatları hızla yükselirken, bu gelişmeler Türkiye'de de elektrik ve doğalgaz tarifelerine yapılan yüzde 25'lik artışla doğrudan karşılık buldu. Fronius Türkiye Genel Müdürü Nusret Bilen, küresel gelişmelerin enerji maliyetleri üzerindeki etkisinin her zamankinden daha hızlı hissedildiğine dikkat çekti. Güneş enerjisi, sürdürülebilir ekonominin temel bileşeni Enerji piyasalarında yaşanan dalgalanmaların bölgesel gelişmelerle sınırlı kalmadığına vurgu yapan Nusret Bilen, "Küresel arz zincirleri ve enerji güvenliği dinamikleri doğrudan fiyatlara yansıyor. Mart ayında küresel enerji enflasyonunda yüzde 5,5'lik artışla son 25 yılın en yüksek seviyesinin görülmesi, bu kırılganlığın ne kadar derinleştiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Özellikle petrol ve doğalgaz fiyatlarında yaşanan yükselişin Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerde çok daha hızlı hissedilmesi, maliyetlerin kısa sürede yukarı yönlü hareket etmesine neden oluyor. Türkiye'de elektrik ve doğalgaz tarifelerine yapılan yüzde 25'lik artış, enerji yönetiminin artık şirketler ve konutlar için operasyonel bir konu olmaktan çıkıp ülke ekonomisi adına finansal sürdürülebilirliğin temel bileşenlerinden biri haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor" dedi. Güneş enerjisi sistemleri fiyat dalgalanmalarına kalkan oluyor Enerji maliyetlerindeki artışın konutlar kadar şirketler üzerindeki etkisinin de giderek derinleştiğini belirten Bilen, "2025 yılında küresel ölçekte yüzde 3,3 artan elektrik talebinin 2026 yılının sonunda yüzde 3,7 seviyesine çıkması bekleniyor. Bu da enerjiye olan ihtiyacın hız kesmeden devam edeceğini gösteriyor. 2026 sonu itibarıyla toplam küresel elektrik tüketiminin 29.000 TWh seviyesini aşacak olması, mevcut sistem üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. Bu durum, fiyatların kısa vadeli gelişmelerden bağımsız, yapısal bir talep artışına bağlı olarak yükseldiğini ortaya koyuyor. Türkiye'de de artan enerji maliyetleri, özellikle enerji yoğun sektörlerde faaliyet gösteren işletmelerin rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Bu noktada şirketlerin üretici konumuna geçmesi büyük önem taşıyor. Güneş enerjisi sistemleri, sunduğu öngörülebilir maliyet yapısı sayesinde işletmelerin uzun vadeli planlama yapabilmesini sağlarken, enerji bağımsızlığı kazandırarak fiyat dalgalanmalarına karşı güçlü bir koruma sunuyor. Bugün geldiğimiz noktada güneş enerjisi, maliyet kontrolü, öngörülebilirlik ve risk yönetimi açısından şirketler ve konutlar için stratejik bir yatırım haline gelmiş durumda" diye konuştu. Güneş enerjisinde yüzde 17'lik kapasite artışı Fronius Türkiye Teknik Müdürü Talha Avcı ise enerji dönüşümünün hızına dikkat çekti. "Küresel ölçekte yenilenebilir enerji yatırımlarının ulaştığı seviyeler, enerji sistemlerinin nasıl yeniden şekillendiğini net bir şekilde ortaya koyuyor" diyen Talha Avcı, şunları söyledi: "Küresel enerji düşünce kuruluşu Ember'in verilerine göre 2025 yılında dünya genelinde güneş ve rüzgar enerjisinde toplam 814 GW'lık yeni kapasite devreye alınması ve bunun yüzde 17'lik bir büyümeye işaret etmesi, dönüşümün hızını açıkça gösteriyor. Bu büyümede özellikle güneş enerjisinin 647 GW ile başı çekmesi ve toplam kurulu gücün 2,87 TW seviyesine ulaşması, teknolojinin erişilebilirliğinin ve yatırım cazibesinin giderek arttığını ortaya koyuyor. Türkiye'de de güneş enerjisi kurulu gücünün 25 GW seviyesini aşması, bu dönüşümün yerel ölçekte de güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Artık güneş enerjisi çevresel bir tercih olmanın ötesinde, enerji maliyetlerini yönetmek isteyen işletmeler ve konut sahipleri için en rasyonel çözümlerden biri haline gelmiş durumda." 'Güneşin gücüyle 24 saat kesintisiz bağlantı' yaklaşımını odağına alıyor Enerji teknolojilerinde entegrasyonun belirleyici rolüne de dikkat çeken Avcı, "Bugün enerji yönetiminde asıl fark yaratan unsur, üretilen enerjinin ne kadar verimli yönetildiği, depolandığı ve ihtiyaç anında kullanılabildiğidir. Bu noktada inverter teknolojileri, enerji depolama sistemleri ve akıllı enerji yönetimi çözümlerinin birlikte çalıştığı entegre yapılar kritik hale geliyor. Fronius olarak geliştirdiğimiz 'Güneşin gücüyle 24 saat kesintisiz bağlantı' yaklaşımıyla, ticari yapıların ve konutların günün her anında enerjiye erişebilmesini sağlayan bütüncül çözümler sunuyoruz. Bu sayede gündüz üretilen enerjinin depolanarak gece saatlerinde de kullanılabilmesi mümkün hale gelirken, enerji maliyetleri daha öngörülebilir ve kontrol edilebilir bir yapıya kavuşuyor" ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ücretsiz ekonomi haber servisi ne sağlar? Haber

Ücretsiz ekonomi haber servisi ne sağlar?

Bir ekonomi haberi bazen sadece bilgi değildir. Piyasa algısını etkiler, kurumsal iletişimi yönlendirir, yatırımcı dikkatini çeker ve dijital yayınların gün içindeki trafik performansını doğrudan değiştirir. Bu yüzden ücretsiz ekonomi haber servisi arayan yayıncılar için mesele yalnızca maliyet değil; hız, güvenilirlik, yeniden kullanım kolaylığı ve editoryal sürekliliktir. Özellikle internet gazeteleri, sektör portalları, kurumsal medya ekipleri ve niş yayınlar için ekonomi içerik akışını düzenli tutmak her geçen gün daha zor hale geliyor. Haber üretim maliyetleri artarken, okuyucu daha hızlı güncellenen, daha net kurgulanmış ve daha uzmanlaşmış içerik bekliyor. Bu noktada ücretsiz servisler ciddi bir boşluğu dolduruyor. Ancak her ücretsiz kaynak aynı değeri üretmiyor. Ücretsiz ekonomi haber servisi neden talep görüyor? Dijital yayıncılıkta ekonomi kategorisi, yüksek ilgi gören ama sürekli uzmanlık isteyen alanlardan biri. Merkez bankası kararları, şirket duyuruları, sektör verileri, yatırım gündemi, ihracat gelişmeleri, enerji maliyetleri, lojistik hareketlilik ve teknoloji yatırımları aynı editoryal çatı altında işlenmek zorunda kalabiliyor. Küçük ve orta ölçekli yayınlar için bu kadar geniş bir alanı kendi kadrosuyla yönetmek çoğu zaman sürdürülebilir değil. Burada ücretsiz ekonomi haber servisi, yayın akışını destekleyen bir çözüm olarak öne çıkıyor. Özellikle günlük haber sayısını korumak isteyen ama her başlık için muhabir, editör ve görsel ekip ayıramayan yapılar açısından ciddi avantaj sağlıyor. Maliyet baskısını azaltırken içerik boşluğu riskini de düşürüyor. Bir başka neden de hız. Ekonomi haberi geç kalınca değer kaybedebiliyor. Faiz kararı, üretim verisi, şirket yatırımı ya da sektörel teşvik haberi saatler sonra yayınlandığında etkisi azalıyor. Hazır ve yayınlanabilir formatta gelen içerik, editoryal ekiplerin refleksini güçlendiriyor. Her ücretsiz servis aynı kaliteyi sunmaz Ücretsiz olması tek başına yeterli bir ölçüt değil. Çünkü yayıncı açısından asıl maliyet bazen içerik üretmek değil, düşük kaliteli içeriği ayıklamak oluyor. Başlığı zayıf, verisi eksik, dili kurumsal bülten seviyesinde kalan ya da haber değeri taşımayan metinler yayın akışını doldurur ama yayın kalitesini yükseltmez. Bu nedenle bir servisi değerlendirirken ilk bakılması gereken konu, içeriğin gerçekten haber niteliği taşıyıp taşımadığıdır. Ekonomi haberi sadece rakam aktarmak değildir. O rakamın sektörel karşılığını, şirketler üzerindeki etkisini ve okuyucu açısından neden önemli olduğunu gösterebilmelidir. İkinci kritik başlık editoryal paketlemedir. Başlık yapısı, spot gücü, paragraf akışı ve gerektiğinde görsel destek, içeriğin kullanılabilirliğini belirler. Yayıncı için ideal servis, ham bilgi gönderen değil; doğrudan yayınlanabilecek seviyede işlenmiş içerik sunan servistir. Yayıncılar için gerçek avantaj nerede başlıyor? Bir ücretsiz ekonomi haber servisi en büyük katkısını operasyonel verimlilikte gösterir. Haber merkezleri açısından sorun genellikle tek bir güçlü içerik bulmak değil, gün boyunca istikrarlı akış üretmektir. Sabah piyasa gündemi, öğlen şirket açıklamaları, gün içinde sektör verileri, akşam ise analiz değeri taşıyan gelişmeler gerekir. Bu tempo, sınırlı kadroyla zorlanır. Servis desteği burada editoryal takvimi besler. Ekip, enerjisini yalnızca içerik aramaya değil, içerik seçmeye ve konumlandırmaya harcar. Bu fark küçük görünür ama yayın kalitesini belirler. Çünkü iyi bir editörün değeri sadece haber yazmakta değil, hangi haberin hangi bağlamda öne çıkarılacağını bilmektedir. Kurumsal iletişim ekipleri açısından da benzer bir tablo vardır. Ekonomi odaklı bir içerik akışı, sektör görünürlüğünü artırmak isteyen kurumlar için medya ilişkilerinde dolaylı bir avantaj yaratır. Yayıncıların düzenli ve nitelikli içerik arayışı, doğru paketlenmiş kurumsal gelişmelerin daha görünür hale gelmesini sağlar. Hangi yayınlar için daha işlevseldir? Bu model özellikle internet gazeteleri, yerel dijital medya platformları, sektörel haber siteleri ve B2B yayınlar için etkilidir. Çünkü bu yapılar bir yandan güncel kalmak isterken diğer yandan belirli uzmanlık alanlarında derinlik sunmak zorundadır. Ekonomi kategorisi de çoğu zaman diğer tüm başlıklarla bağlantılıdır. Örneğin enerji maliyetleri sanayiyi, lojistikteki değişim dış ticareti, tarımsal üretim gıda fiyatlarını, teknoloji yatırımları ise şirket değerlemelerini etkiler. Dolayısıyla ekonomi haberi, tek başına bir kategori olmaktan çok birçok sektörün ortak zemini haline gelir. İyi bir servis bu bağlantıları gözetir. Tam burada sektörel kapsam fark yaratır. Sadece makroekonomik başlıklara odaklanan bir akış ile sanayi, savunma, enerji, lojistik, tarım ve yapay zeka eksenindeki ekonomik gelişmeleri birlikte veren bir akış aynı etkiyi üretmez. Profesyonel okur daha geniş bir karar alanıyla ilgilenir. İyi bir ücretsiz ekonomi haber servisinde hangi ölçütler aranmalı? İlk ölçüt güvenilir kaynaktır. Haberin dayandığı veri, kurum açıklaması veya sahadaki gelişme açık olmalıdır. Belirsiz kaynaklı içerikler kısa vadede boşluk doldurur ama uzun vadede yayının güvenine zarar verir. İkinci ölçüt dil ve ton tutarlılığıdır. Ekonomi haberi ne akademik rapor gibi yazılmalı ne de yüzeysel bir duyuru metnine dönüşmelidir. Karar verici okur, hızlı okunabilen ama ciddiyetini koruyan metin ister. Üçüncü ölçüt telif ve kullanım netliğidir. Ücretsiz olduğu söylenen her içerik, pratikte sorunsuz yeniden yayın anlamına gelmeyebilir. Bu nedenle kullanım çerçevesinin açık olması önemlidir. Özellikle dijital gazeteler için bu konu teknik değil, doğrudan operasyonel bir güvenlik başlığıdır. Dördüncü ölçüt çeşitliliktir. Sürekli aynı tip içerik gönderen bir servis, bir süre sonra yayın akışını tekdüzeleştirir. Oysa iyi bir haber akışı; sıcak gelişme, sektör analizi, şirket haberi, röportaj, görüş yazısı ve görsel destek gibi farklı formatları dengeleyebilir. Editoryal bağımsızlık ile hazır içerik arasında denge nasıl kurulur? Bu sorunun tek bir cevabı yok. Eğer yayın tamamen dış akışla beslenirse kimlik kaybı yaşanabilir. Eğer her şey sıfırdan üretilmeye çalışılırsa hız ve maliyet baskısı büyür. Sağlıklı model, servis içeriğini omurga olarak kullanıp yayın çizgisini editoryal seçimlerle korumaktır. Yani hazır içerik, editoryal kararın yerine geçmemelidir. Hangi haberin manşete çıkacağı, hangisinin sektör sayfasında kalacağı, hangisinin yorumla destekleneceği yine yayıncının sorumluluğundadır. Bu denge kurulduğunda ücretsiz servis verimlilik sağlar; kurulmadığında sıradanlaşma riski doğurur. Bazı yayınlar için yoğun dış akış doğru tercih olabilir. Özellikle sınırlı kadrolu ve büyüme aşamasındaki dijital platformlar bu modelden hızlı fayda görür. Daha köklü yayınlar ise servisi tamamlayıcı kaynak gibi kullanır. İhtiyaç, yayın stratejisine göre değişir. Sadece ücretsiz olması yeterli mi? Hayır. Çünkü kötü seçilmiş ücretsiz kaynak bazen ücretli bir çözümden daha pahalıya mal olabilir. Editörün zamanını alan, doğrulama yükü getiren, yeniden yazım gerektiren ve okuyucuda güven sorunu yaratan içerikler görünmeyen bir maliyet üretir. Bu yüzden karar verirken şu soruya bakmak gerekir: Bu servis ekibin işini gerçekten kolaylaştırıyor mu, yoksa yalnızca gelen kutusunu mu dolduruyor? Aradaki fark çok nettir. Değerli servis, yayın sürecini hızlandırır, kategorileri besler ve kalite standardını korur. Bu noktada Kapsül Haber Ajansı gibi telifsiz ve yeniden kullanıma uygun içerik mantığıyla çalışan yapılar, özellikle ekonomiyle bağlantılı sektör başlıklarında daha stratejik bir rol üstlenebilir. Çünkü bugünün profesyonel okuyucusu sadece genel ekonomi gündemini değil, ekonomik dönüşümün sektörlere nasıl yansıdığını da izlemek istiyor. Gelecekte bu servisler nasıl evrilecek? Önümüzdeki dönemde ücretsiz ekonomi haber servisi kavramı yalnızca metin akışıyla sınırlı kalmayacak. Fotoğraf, kısa video, çok dilli yayın, yönetici görüşleri ve veri destekli içerikler daha fazla önem kazanacak. Yayıncı tarafında beklenti artık sadece haber almak değil, yayınlanabilir bir medya paketi elde etmek. Ayrıca nişleşme hızlanacak. Herkesin verdiği genel başlıklar yerine savunma sanayii yatırımları, enerji dönüşümü, sürdürülebilirlik finansmanı, tarım teknolojileri ya da yapay zeka ekonomisi gibi alanlarda uzman akış sağlayan servisler daha fazla öne çıkacak. Çünkü karar verici okur, geniş ama yüzeysel bilgi yerine doğrudan işine yarayan içeriği tercih ediyor. Bu dönüşüm, ekonomi haberciliğini daha stratejik hale getiriyor. Yayıncı için soru artık sadece içerik bulmak değil; doğru içeriği doğru hızda, doğru formatta ve doğru bağlamla sunmak. Ücretsiz servis burada güçlü bir araç olabilir, fakat ancak editoryal kaliteyle birleştiğinde gerçek değere dönüşür. Sonuçta iyi seçilmiş bir servis, haber akışını büyütmenin ötesinde yayıncının refleksini güçlendirir. Hızlı olmak önemli, ama kalıcı etki her zaman doğru kurgulanmış içerikle gelir.

CW Enerji Kendi Enerjisini Üreten Akıllı İzmir Plus Bayisini Hizmete Açtı Haber

CW Enerji Kendi Enerjisini Üreten Akıllı İzmir Plus Bayisini Hizmete Açtı

Türkiye ve Avrupa’nın önde gelen fotovoltaik güneş paneli ve hücre üreticilerinden biri olan CW Enerji, iş ortaklarına daha verimli bir yapı sunmak ve yurt içindeki müşteri ağı ile operasyonel etkinliğini artırmak amacıyla hayata geçirdiği “CW Enerji Plus Bayi” yapılanmasını hız kesmeden genişletiyor. Bu kapsamda CW Enerji İzmir Plus Bayi düzenlenen törenle hizmete açıldı. Açılış törenine sektör temsilcileri, iş ortakları ve davetliler yoğun ilgi gösterdi. CW Enerji’nin geliştirdiği Plus Bayi modelinin bayilere daha güçlü bir kurumsal yapı, teknik destek ve operasyonel verimlilik sağladığını ifade eden CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Sarvan, aynı zamanda müşterilere de daha hızlı ve kaliteli hizmet sunulmasının hedeflendiğini söyledi. Bu yapılanma ile Türkiye genelindeki hizmet ağını daha etkin ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmayı amaçladıklarını belirten Sarvan, CW Enerji’nin bayi yapılanmasını güçlendirme vizyonunun sektöre önemli katkılar sunduğunu kaydetti. Yenilenebilir enerji alanında artan talebe daha hızlı ve etkili çözümler sunabilmek adına bu tür yapılanmaların büyük önem taşıdığına dikkat çeken Sarvan, “Hayata geçirdiğimiz CW Enerji Plus Bayilerimiz sadece bir satış noktası değil; aynı zamanda sürdürülebilir yaşam kültürünü yaygınlaştıran birer enerji deneyim merkezi olacak. İzmir’deki yeni Plus Bayimiz de bu vizyonumuzun önemli kilometre taşlarından biri. İzmir Plus Bayimizin hem bölge ekonomisine hem de güneş enerjisi sektörüne değer katacağına inanıyoruz” dedi. Ekonomi ve istihdama destek Yeni oluşturulan bayilik sisteminin teknik destek, avantajlı tedarik koşulları, eğitim programları ve ortak pazarlama faaliyetleri gibi birçok fırsatı bayilere sunduğunu ifade eden Sarvan, plus bayileri aracılığıyla güneş panellerinden enerji depolama sistemlerine, ısı pompalarından elektrikli araç şarj çözümlerine kadar geniş bir ürün yelpazesini kullanıcılarla buluşturduklarını söyledi. Sarvan, İzmir Plus Bayisini hizmete açmaktan duydukları memnuniyeti dile getirerek, İzmir’de hayata geçirilen yeni Plus Bayi yapılanmasının hem bölgedeki yatırımcı ve kullanıcıların ihtiyaçlarına daha hızlı ve etkin çözümler sunacağını hem de sürdürülebilir enerji dönüşümüne önemli katkılar sağlayacağını kaydetti. İzmir’in Türkiye ekonomisinin en dinamik şehirlerinden biri olduğunu vurgulayan Sarvan, bölgenin yenilenebilir enerji yatırımları açısından da büyük bir potansiyele sahip olduğunu belirtti. Sarvan, “İzmir; güçlü sanayi altyapısı, yıl boyu canlı turizmi, verimli tarım arazileri ve gelişmiş hayvancılık faaliyetleriyle öne çıkan, ekonomik açıdan oldukça çeşitli bir şehirdir. Sahil şeridindeki marinler ve lüks konut projeleri yaşam kalitesini ve yatırım değerini artırırken, bu çok yönlü yapı İzmir’i hem sürdürülebilir enerji çözümleri hem de yenilikçi yatırımlar için stratejik ve cazip bir merkez haline getirmektedir. Aynı zamanda İzmir’in yüksek güneşlenme süresi ve yenilenebilir enerjiye yönelik artan farkındalığı, kenti Türkiye’nin temiz enerji dönüşümünde öncü şehirlerinden biri konumuna taşımaktadır. CW Enerji olarak böylesine önemli bir şehirde yer almaktan mutluluk duyuyoruz” diye konuştu. Artan enerji maliyetleri ve çevresel farkındalıkla birlikte güneş enerjisine olan talebin her geçen gün artığını belirten Sarvan, CW Enerji’nin genişleyen bayi ağı sayesinde bu talebe yerinde, hızlı ve kaliteli hizmetle karşılık verdiklerini ve İzmir Plus Bayisinin de ekonomiye katkı sağlamasının yanı sıra istihdamı da destekleyeceğini söyledi. Kendi enerjisini üreten akıllı bina olarak tasarlandı İzmir Plus Bayisinin klasik bir yapıdan farklı olarak sadece enerji tüketen değil aynı zamanda enerji üreten, yöneten ve verimli kullanan bir bina sistemi olarak tasarlandığını belirten Sarvan, yüksek verimli güneş panelleri sayesinde kendi elektriğini üretirken, akıllı enerji yönetim sistemi sayesinde üretilen ve tüketilen enerjinin sürekli analiz edildiğini kaydetti. Sarvan, geliştirdikleri yenilenebilir enerji çözümleriyle bu yapının hem enerji maliyetlerini düşürdüğünü hem de karbon salımını önemli ölçüde azalttığını belirterek, “İzmir Plus Bayimiz kendi enerjisini üreten akıllı bina olarak tasarlandı. Şöyle ki; binanın çatısında bulunan güneş enerji sistemi gün boyunca elektrik üretir. Bu enerji öncelikle binanın kendi ihtiyacını karşılamak için kullanılır. Üretim ihtiyacın üzerine çıktığında ise enerji depolanabilir veya şebekeye aktarılabilir. Akıllı enerji yönetim sistemi ise gün içindeki tüketim alışkanlıklarını analiz ederek enerjinin en verimli şekilde kullanılmasını sağlar. CW Enerji olarak geliştirdiğimiz bu yaklaşım, binaların enerji tüketiminde dışa bağımlılığını azaltmayı hedefliyor” dedi. Kendi enerjisini üreten ve yöneten binalar geleceğin standart yapı modeli olacak Bu modelin gelecekte şehirlerde yaygınlaşabilecek bir yapı sistemi olduğuna dikkat çeken Sarvan, enerji maliyetlerinin arttığı ve sürdürülebilirliğin giderek daha önemli hale geldiği günümüzde kendi enerjisini üreten ve yöneten binaların geleceğin standart yapı modeli olacağını kaydetti. Sarvan, şunları kaydetti: “Güneş enerjisi sistemleri ve akıllı enerji çözümleri sayesinde kullanıcılar elektrik maliyetlerini önemli ölçüde azaltabiliyor. CW Enerji’nin geliştirdiği yerli üretim teknolojilerinin yaygınlaşması, enerji ithalatının azalmasına ve ülke ekonomisine katkı sağlıyor. Bu da hem bireysel hem de ulusal ölçekte önemli bir kazanım anlamına geliyor. Enerji artık sadece tüketilen bir kaynak değil, aynı zamanda üretilebilen ve yönetilebilen bir değer haline geldi. Bugün yapılacak doğru yatırımlar hem ekonomik hem çevresel açıdan büyük fayda sağlayacaktır. İnancımız şu ki; güneş enerjisi ve enerji verimliliği teknolojileri geleceğin değil, bugünün yatırımıdır. Bu bilinçle yenilenebilir enerji çözümlerini daha geniş kitlelere ulaştırmak için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Kullanıcıların enerji dönüşümüne daha kolay adapte olmasını sağlamak ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek adına üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğiz.” Sürdürülebilir, verimli ve güvenilir enerji çözümleri sağlıyoruz CW Enerji İzmir Plus Bayi Ünal Özturkut da, açılışta yaptığı konuşmada, bölgenin enerji dönüşümüne katkı sağlamaktan duydukları memnuniyeti dile getirdi. Özturkut, “CW Enerji gibi güçlü, yenilikçi ve sektöre yön veren bir markanın çatısı altında yer almak bizim için son derece değerli. CW Enerji İzmir Plus Bayisi olarak yenilenebilir enerji kullanımını yaygınlaştırmayı amaçlıyoruz. Müşterilerimize sadece ürün sunmakla kalmayıp, aynı zamanda sürdürülebilir, verimli ve güvenilir enerji çözümleri sağlıyoruz. CW Enerji’nin teknolojik altyapısı ve sektörel deneyimiyle, bölgemizdeki enerji dönüşümüne öncülük edeceğimize inanıyoruz” şeklinde konuştu. Akıllı enerji yönetimi sayesinde bina içindeki cihazların birbirleriyle veri paylaşabildiğini anlatan Özturkut, “Örneğin güneş üretiminin yüksek olduğu saatlerde bazı cihazların çalışması otomatik olarak planlanabiliyor. Aynı şekilde kullanılmayan alanlarda aydınlatma veya iklimlendirme sistemleri otomatik olarak azaltılabiliyor. Bu sayede gereksiz enerji tüketimi ortadan kaldırılarak ciddi bir verimlilik sağlanıyor. Akıllı enerji çözümleri sayesinde enerji üretimi ve tüketimi dijital olarak optimize edilebiliyor. Ayrıca binada kullanılan ısıtma ve soğutma, sıcak su sistemleri enerji verimliliği yüksek teknolojilerle tasarlandı. Isı pompaları ve akıllı iklimlendirme sistemleri sayesinde ortam sıcaklığı sürekli optimize ediliyor. Sensörler sayesinde ortamın doluluk oranı, sıcaklığı ve ihtiyaçları analiz edilerek sistem otomatik olarak çalışıyor. Böylece hem konfor artıyor hem de enerji tüketimi minimum seviyeye iniyor” dedi. Şehrimizin enerji dönüşümüne aktif katkı sağlamayı sürdüreceğiz CW Enerji’nin vizyonu ve güçlü AR-GE altyapısıyla sektörde fark yarattığını vurgulayan Özturkut, bu iş birliği ile güzel projelere imza atacaklarını söyledi. Özturkut “Hedefimiz yalnızca enerji üretimiyle sınırlı kalmak değil, aynı zamanda çevresel ve toplumsal fayda yaratan projeleri de hayata geçirmek. CW Enerji’nin sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımını en iyi şekilde yansıtarak, doğa dostu ve yüksek verimli enerji çözümlerini daha geniş kitlelerle buluşturmayı amaçlıyoruz. İzmir Plus Bayisi olarak, CW Enerji çatısı altında yer almaktan gurur duyuyoruz. Şehrimizin enerji dönüşümüne aktif katkı sağlamayı sürdüreceğiz” dedi. ********** CW Enerji Plus Bayi Hakkında Yeni sistem; teknik ve operasyonel destek, avantajlı tedarik koşulları, eğitim programları ve ortak pazarlama faaliyetleri gibi birçok fırsatı bir arada sunuyor. Bu sayede CW Plus Bayileri, CW Enerji’nin güçlü markası altında çok daha etkin, verimli ve sürdürülebilir bir şekilde hizmet verebilecek. Yeni bayilik sistemi kapsamında CW Plus Bayileri, CW Enerji’nin çatısı altında belirli ürün gruplarının satış, pazarlama ve satış sonrası destek hizmetlerini yürütme yetkisine sahip olacak. Bu ürün grupları arasında; güneş panelleri, ısı pompaları, on-grid ve off-grid inverter çözümleri, sulama sistemleri için geliştirilen inverterler, kolay yaşam ürünleri, lityum enerji depolama sistemleri, esnek paneller, solar akıllı ev çözümleri ve beyaz eşya ürünleri gibi birçok ürün gamı yer alıyor. Geniş ürün yelpazesi sayesinde CW Plus Bayileri, farklı ihtiyaçlara uygun, yenilikçi ve entegre çözümleri yerel pazarlarda müşterileriyle buluşturma imkânına sahip olacak. CW Enerji, CW Plus’ın Yanı Sıra 6 Farklı Bayi Modeli Daha Sunuyor CW Enerji’nin bayilik sistemindeki dönüşüm sadece CW Plus Bayiliği modeliyle sınırlı kalmıyor; farklı müşteri ihtiyaçlarına ve kullanım alanlarına göre şekillendirilmiş özel konsept bayilik yapıları da oluşturulmuş durumda. CW Enerji Home Solutions PV konsepti, beyaz eşya ve solar akıllı ev sistemlerinin yanı sıra güneş paneli ürünlerini içeren bir yapıda konumlanırken; CW Enerji bayilik konsepti, on-grid ve off-grid sistemler, akıllı yaşam ürünleri, lityum depolama çözümleri, sulama inverterleri, esnek paneller ve solar akıllı ev çözümleriyle geniş bir ürün gamını kapsıyor. CW Agri bayilik modeli, özellikle tarımsal uygulamalara yönelik solar sulama inverterleri, off-grid çözümler, lityum bataryalar ve panel ürünleri ile farklı enerji ihtiyaçlarına odaklanıyor. Enerji depolama alanına odaklanan CW Storage konsepti ise forklift, transpalet, golf aracı ve temizlik aracı gibi araçlara yönelik özel lityum batarya çözümleriyle ön plana çıkıyor. CW Marine konsepti, denizcilik sektörüne yönelik esnek paneller, özel tasarım güç üniteleri ve off-grid çözümlerle donatılmış yapısıyla öne çıkarken, CW Heat Pump konsepti ise ev tipi, havuz tipi ve endüstriyel tip ısı pompalarıyla sürdürülebilir ısıtma, soğutma ve sıcak su ihtiyacını karşılamaya yönelik çözümlerine odaklanıyor. Bu konsept çeşitliliği sayesinde CW Enerji, farklı sektörlerdeki enerji ihtiyaçlarını karşılayan, esnek ve kapsayıcı bir bayi ekosistemi oluşturmayı hedefliyor. CW Enerji, önümüzdeki dönemde bu yapıyı Türkiye geneline yayarak, 81 ilin tamamında ve yurt dışında da tüm bayi konseptleriyle yer alarak, sürdürülebilir enerji çözümlerini her coğrafyaya ulaştırmayı hedeflemektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Polisan Holding, 2025 Yılı Finansal Sonuçlarını Açıkladı Haber

Polisan Holding, 2025 Yılı Finansal Sonuçlarını Açıkladı

Şirket, küresel ve yerel ekonomik koşullardaki zorluklara rağmen operasyonel verimliliğini ve bilanço disiplinini korumaya odaklanırken, 2025 yılında stratejik öncelikleri doğrultusunda önemli yeniden yapılanma adımlarını hayata geçirmiştir. Bu kapsamda boya grubu iştiraklerinin kısmi bölünme yoluyla ayrıştırılması tamamlanmış; operasyonel performansı uzun süredir baskı altında olan Polisan Hellas’ta faaliyetler durdurularak pay satış süreci başlatılmış ve söz konusu süreç Ocak 2026 itibarıyla tamamlanmıştır. Portföy yapısında gerçekleştirilen düzenlemelerin orta vadede finansal performansın daha sağlıklı bir zemine oturmasına katkı sağlaması hedeflenmektedir. 2025 yılı finansal sonuçları üzerinde; Polisan Hellas kredilerinin Holding’e taşınmasına bağlı kur farkı giderleri, yatırım amaçlı gayrimenkullerde kaydedilen değer düşüklüğü ve VUK kapsamında enflasyon muhasebesinin yılın son çeyreğinde sona ermesine bağlı olarak kaydedilen ertelenmiş vergi giderleri etkili olmuştur. Bunun yanında özkaynak yöntemiyle değerlenen yatırımlardan kaydedilen zarar net dönem sonucu üzerinde ilave baskı oluşturmuştur. Enflasyon ile döviz kuru arasındaki makasın açılması ve hem yurt içi hem Avrupa pazarlarında talep daralması operasyonel kârlılğı etkileyen unsurlar arasında yer almıştır. Söz konusu etkilerin önemli bir bölümü, yıl içerisinde gerçekleştirilen portföy yeniden yapılanması ve muhasebesel düzenlemelerden kaynaklanmaktadır. POLİSAN HELLAS’A İLİŞKİN GELİŞMELER Polisan Holding, Haziran 2025’te faaliyetleri durdurulan Polisan Hellas S.A.’nın paylarının satış sürecini Ocak 2026 itibarıyla tamamlamıştır. Bu kapsamda Polisan Hellas’taki payların tamamı Polar Teknoloji Yatırım A.Ş. aracılığıyla nihai alıcılar olan Ilvief S.A. ve Sunrise Hellas M.I.K.E.’ye devredilmiş olup, işlemle birlikte Polisan Holding’in söz konusu şirketteki pay sahipliği sona ermiştir. Polisan Hellas, Avrupa PET pazarında son yıllarda yaşanan talep daralması, yüksek enerji maliyetleri ve artan rekabet nedeniyle uzun süredir zayıf bir faaliyet performansı sergilemiştir. Şirketin geçmiş yıllarda oluşan zararları ve yüksek borçluluk seviyesi dikkate alınarak, finansal borçların yönetilmesi ve teknik iflas riskinin ortadan kaldırılması amacıyla 2025 yılı içerisinde Polisan Holding tarafından önemli tutarda sermaye artışı gerçekleştirilmiş ve söz konusu kaynak finansal borçların kapatılmasında kullanılmıştır. Bu çerçevede satış bedeli, geçmiş yatırım tutarlarından bağımsız olarak şirketin satış tarihindeki faaliyet durumu, finansal yapısı ve gelecekte yaratması beklenen ekonomik değer dikkate alınarak belirlenmiştir. “STRATEJİK ÖNCELİKLERİMİZE ODAKLANDIK” Polisan Holding İcradan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Esra Yazıcı yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “2025 yılı, küresel ve yerel ölçekte zorlu makroekonomik koşulların etkisini sürdürdüğü bir dönem oldu. Bu süreçte Polisan Holding olarak operasyonel verimliliğimizi korumaya, mali disiplinimizi güçlendirmeye ve stratejik önceliklerimiz doğrultusunda portföyümüzü daha odaklı bir yapıya dönüştürmeye yönelik önemli adımlar attık. Yıl içinde gerçekleştirdiğimiz yeniden yapılanma kararlarının, önümüzdeki dönemde daha sade ve güçlü bir bilanço yapısı ile sürdürülebilir büyüme için sağlam bir zemin oluşturacağına inanıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Faturası Endişesi Akıllı Teknoloji Talebini Uçurdu Haber

Enerji Faturası Endişesi Akıllı Teknoloji Talebini Uçurdu

“Dünyaya Saygılı, Dünyada Saygın” vizyonuyla sektöründe sürdürülebilirlik alanındaki dönüşüme öncülük eden Arçelik, tüketicilerin akıllı ev teknolojileri ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarına bakışını ortaya koyan Akıllı Yaşam Endeksi (Smart Living Index – SLI) Araştırması’nın sonuçlarını açıkladı. J.L. Partners iş birliğiyle İngiltere, Almanya, Fransa, İspanya, İtalya, Hollanda, Romanya, Türkiye, Mısır, Tayland, Pakistan ve Güney Afrika olmak üzere 12 ülkede 6 bin kişiyle gerçekleştirilen araştırma, tüketicilerin yeni bir beyaz eşya satın alırken göz önünde bulundurduğu kriterler, ev içi kullanım alışkanlıkları, teknolojiye duyulan güven, enerji farkındalığı ve geleceğe dönük beklentilere kadar geniş bir yelpazede içgörüyü bir araya getiriyor. Her ülkede yaş, cinsiyet, konum ve eğitim gibi temsili demografik kotalar esas alınarak kurgulanan Arçelik Akıllı Yaşam Endeksi, insanların evlerindeki harcamaları daha bilinçli yönetmek istediğini ve bu nedenle uzun vadede tasarruf sağlayan akıllı cihazlara daha fazla ilgi gösterdiğini ortaya koyuyor. Araştırma ayrıca, 12 ülkenin 8’inde enerji maliyetlerinin tüketiciler için günlük yaşamı en fazla etkileyen çevresel kaygı olarak öne çıktığını da gösteriyor. Arçelik CEO’su Hakan Bulgurlu: “Tüketicilerin %70’i ‘akıllı’ kavramını enerji ve su tüketimini otomatik optimize eden çözümlerle tanımlıyor” Akıllı Yaşam Endeksi Araştırması’nın sonuçları hakkında değerlendirmede bulunan Arçelik CEO’su Hakan Bulgurlu, “Küresel ölçekte yaşanan ekonomik ve toplumsal gelişmeler, tüketicilerin ev teknolojilerinden beklentilerini yeniden şekillendiriyor. Arçelik olarak biz de tüketicilerimizin değişen ihtiyaçları ve beklentilerini yakından takip ediyor; bu dönüşümün arkasındaki temel dinamikleri doğru okumayı önemsiyoruz. Bu dönüşümü daha iyi anlamak ve akıllı ev teknolojilerinden beklentileri ortaya koymak amacıyla Akıllı Yaşam Endeksi Araştırması’nı hayata geçirdik. Araştırmamızın sonuçları, enerji farkındalığı ile akıllı teknoloji talebi arasında güçlü bir ilişki olduğunu gösterdi. Tayland, Mısır, Pakistan, Romanya gibi Batı Avrupa dışındaki pazarlarda tüketicilerin %72’si ev aletlerinin aylık enerji maliyetlerini bildiğini belirtirken, Avrupa’da bu oran %55 seviyesinde seyretti. Tüketicilerin %70’inden fazlası, ‘akıllı’ kavramını; karmaşık dijital özelliklerden ziyade enerji ve su tüketimini otomatik optimize eden çözümlerle tanımladı. Öte yandan, birçok pazarda tüketicilerin yaklaşık üçte ikisinin enerji tasarrufu için hâlâ manuel yöntemlere başvurduğunu gördük. Araştırmamız tüketicilerin enerji tasarrufu konusunda davranışlarını değiştirmeye istekli olduğunu ancak bunu yaparken güven duyabilecekleri ve hayatı kolaylaştıran teknolojilere ihtiyaç duyduklarını ortaya koydu” dedi. Hakan Bulgurlu: “Türkiye’de tüketicilerin yarısından fazlası beyaz eşyalarında enerji tasarrufu modlarını aktif olarak kullanıyor” Akıllı yaşam ve sürdürülebilir ev teknolojileri alanındaki en kapsamlı araştırmalardan biri olarak öne çıkan Akıllı Yaşam Endeksi’nin Türkiye sonuçlarına değinen Hakan Bulgurlu, “Akıllı ev teknolojilerine yönelik beklentiler ülkeden ülkeye farklılık gösterse de tüketicilerin ortak isteği enerji verimliliği sağlayan, kullanım kolaylığı sunan ve uzun vadede maliyetleri düşüren çözümler olarak öne çıkıyor. Türkiye de %70 ile bu beklentinin en güçlü olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye’de tüketicilerin %40’ından fazlası, önceki dönemlere kıyasla son 12 ayda enerji verimliliğine daha fazla odaklandığını belirtirken, %60’ından fazlası buzdolabı, bulaşık makinesi, çamaşır makinesi ve çamaşır kurutma makinelerinde enerji tasarrufu modlarını aktif olarak kullanıyor. %80’inin ise daha akıllı ve enerji verimli cihazlar talep ettiğini görüyoruz. Arçelik olarak biz de faaliyet gösterdiğimiz tüm ülkelerde yapay zekâ, akıllı sensörler, veri analizi ve enerji verimli tasarımlar sayesinde çevresel etkiyi azaltmayı hedefleyen yenilikçi çözümlerimizle bu beklentilere karşılık veriyoruz. Akıllı çözümlerimiz, cihazlarımızın performansına katkı sağlarken, tüketicilerimizin gerçek zamanlı olarak tüketimlerini takip etmesini de sağlıyor. Sürdürülebilirlik, kalite, güvenilirlik ve dayanıklılık odaklı yaklaşımımızla, sürdürülebilir ve akıllı bir yaşam deneyiminde sektörümüze öncülük etmeye devam edeceğiz” diye konuştu. Arçelik Akıllı Yaşam Endeksi’nden Dikkat Çeken Bulgular Globalde öne çıkanlar Araştırma sonuçları, tüketicilerin enerji verimliliğine yaklaşımında belirgin bir dönüşüm yaşandığını ortaya koyuyor. Son 12 ayda her 10 tüketiciden 4’ü, geçmişe kıyasla enerji verimliliğine daha fazla odaklandığını belirtirken; her 10 tüketiciden 6’sı buzdolabı, bulaşık makinesi, çamaşır makinesi ve kurutma makinesi gibi ürünlerde enerji tasarrufu modlarını aktif olarak kullandığını ifade ediyor. Tüketicilerin %60’ı kullandıkları ev aletlerinin aylık tüketimlerine dair farkındalığa sahip olduğunu belirtiyor.Global ölçekte tüketicilerin yaklaşık %67’si, enerji tasarrufu için hâlâ çamaşırları asarak kurutma, yoğun saatler dışında cihaz kullanımı veya elde yıkama gibi manuel yöntemlere başvuruyor. Araştırma, enerji tasarrufu davranışlarında yaş ve gelir arasında dikkat çekici bir ters ilişki olduğunu ortaya koyuyor. Buna göre, yaş arttıkça enerji tasarrufuna yönelik davranışlar güçlenirken, gelir seviyesi yükseldikçe bu davranışların azaldığı görülüyor. 54 yaş ve üzeri tüketiciler, tüm pazarlarda enerji tasarrufuna yönelik davranışlarda lider konumda bulunuyor.Araştırma, ayrıca, enerji maliyetlerinin yüksek olduğu pazarlarda akıllı özelliklere verilen önemin, düşük maliyetli pazarlara kıyasla 2 kata kadar daha yüksek olduğunu da gösteriyor.Tayland (%81), Pakistan (%86) ve Türkiye’de (%80) tüketicilerin büyük çoğunluğu, beyaz eşyaların gelecekte daha da akıllı hale gelmesini istediklerini belirtiyor. Buna karşılık Almanya (%39), Birleşik Krallık (%40) ve Fransa’da (%43) bu beklenti daha sınırlı düzeyde seyrediyor.Hollanda, Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere ve İspanya olmak üzere Batı Avrupa pazarlarında tüketicilerin sadece %20’ye yakını, yapay zekâ destekli ev teknolojilerine tam anlamıyla güvendiğini belirtiyor. Buna karşın Mısır, Pakistan, Güney Afrika gibi gelişen pazarlarda bu oran %35’in üzerine çıkıyor. Bu durum, akıllı özelliklerin benimsenme hızını sınırlayan önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.Tüm pazarlarda tüketiciler, “akıllı” kavramını ileri ve karmaşık dijital özelliklerden ziyade; kendi kendini temizleyen, enerji tüketimini otomatik olarak azaltan ve günlük kullanımı sadeleştiren teknolojilerle tanımlıyor. Türkiye’ye dair ek içgörüler Türkiye’de tüketicilerin %60’tan fazlası, beyaz eşyalarının aylık enerji maliyetleri konusunda bilgi sahibi olduğunu belirtiyor. Bu oran, İngiltere, Fransa, Almanya gibi birçok Batı Avrupa pazarının üzerinde seyrediyor.Her iki tüketiciden biri enerji verimliliği için cihazlarını eco modda kullanırken, %53’ü fişini çekiyor, %45’i çamaşırları asarak kurutuyor, %43’ü ise cihazlarını yoğun saatler dışında kullanıyor.Tüketicilerin %98’i beyaz eşya tercihini yaparken ürün kalitesi ve dayanıklılığını, %96’sı enerji verimliliğini temel kriter aldığını söylüyor.Tüketicilerin %62’si enerji ve su tüketim takibinin en faydalı akıllı özellik olduğunu belirtirken, %42’si adaptif yıkama gibi kullanım bazlı programlarını, %38’i ise döngü bittiğinde bildirim almayı en faydalı akıllı özellik olarak nitelendiriyor.Araştırma, Türkiye’de akıllı ev teknolojilerinin büyük ölçüde ihtiyaç ve maliyet odaklı bir yaklaşımla değerlendirildiğini; “yenilik” algısından ziyade somut faydanın tercihleri belirlediğini ortaya koyuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sadece EV ’ye Odaklanmak AB Otomotiv Endüstrisini Kırılgan  Hale Getirdi Haber

Sadece EV ’ye Odaklanmak AB Otomotiv Endüstrisini Kırılgan Hale Getirdi

Avrupa Birliği’nin 2035 yılı için belirlediği “sıfır emisyonlu yeni araç satışı” hedefini yüzde 100’den yüzde 90’a revize etmesi, otomotiv sektöründe önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. İlk bakışta çevresel hedeflerden geri adım gibi algılanan bu karar, sektör temsilcilerine göre teknik, ekonomik ve toplumsal gerçeklerle daha uyumlu bir dengeleme sürecine işaret ediyor. İstanbul Ticaret Odası (İTO) 52. Komite Başkanı ve Motor Aşin CEO’su Saim Aşçı, söz konusu güncellemenin ideolojik bir geri çekilme değil; Avrupa otomotiv ekosisteminin sürdürülebilirliğini korumaya yönelik stratejik bir uyum hamlesi olduğunu vurguladı. “Asıl Soru Hedefe Nasıl Ulaşılacağı” Aşçı’ya göre tartışmanın merkezinde hedeflerin kendisinden çok, bu hedeflere hangi teknolojilerle, hangi hızda ve hangi ekonomik koşullarda ulaşılacağı yer alıyor. AB’nin yaptığı bu revizyonun, otomotiv sektörünün tek bir teknolojiye zorlanmasının yaratabileceği yapısal riskleri açıkça ortaya koyduğunu ifade etti. Avrupa Otomotiv Pazarı Baskı Altında Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) verileri, Avrupa otomotiv pazarının 2025 itibarıyla toparlanma sürecine girdiğini gösterse de, büyüme hızının pandemi öncesi seviyelerin belirgin şekilde gerisinde kaldığını ortaya koyuyor. 2025 Ekim ayı itibarıyla otomobil satışları yıllık bazda yüzde 5,8 artış gösterirken, toplam pazar hacmi hâlâ 2019’un altında seyrediyor. Bu tablo; üretim planlamasından istihdama, tedarik zincirlerinden Ar-Ge yatırımlarına kadar otomotiv ekosisteminin tüm bileşenlerini doğrudan etkiliyor. “Esneklik Sanayiye Nefes Aldırıyor” Saim Aşçı, AB’nin emisyon hedeflerinde daha esnek bir çerçeveye yönelmesinin, sanayinin bu geçiş sürecinde “nefes almasını” sağladığını dile getirdi. Enerji maliyetleri, hammadde erişimi, tedarik güvenliği ve küresel rekabet gibi faktörlerin tek boyutlu çözümleri riskli hale getirdiğine dikkat çekti. Türkiye açısından bakıldığında ise bu esnekliğin kritik önemde olduğunu vurgulayan Aşçı, otomotiv ihracatının yaklaşık yüzde 75’inin Avrupa pazarına yapıldığını hatırlattı. Tek teknolojiye dayalı bir dönüşümün, Türkiye’nin güçlü olduğu üretim ve tedarik kabiliyetlerini zayıflatabileceğini ifade etti. Hibrit Teknolojiler Dönüşümün Merkezine Yerleşiyor Elektrifikasyon sürecinin Avrupa genelinde devam ettiğini ancak bu dönüşümün her ülkede ve her gelir grubunda aynı hızda gerçekleşmediğini belirten Aşçı, hibrit araçların pazardaki yükselişine dikkat çekti. 2025 sonu itibarıyla Avrupa Birliği’nde satılan her üç yeni otomobilden birinin hibrit olması, tüketicilerin bugün için daha erişilebilir ve dengeli çözümleri tercih ettiğini gösteriyor. Bu tablo, hibrit teknolojilerin yalnızca geçiş aşaması değil, dönüşümün ana omurgalarından biri haline geldiğini ortaya koyuyor. Elektrikli Araçlarda Altyapı ve Davranış Engeli Tam elektrikli araçlar (BEV) tarafında pazar payı yüzde 16 seviyelerine ulaşmış durumda. Ancak Aşçı’ya göre bu büyüme, içten yanmalı motorların 2035’e kadar tamamen ve tek bir teknolojiyle devre dışı bırakılmasını destekleyecek noktada değil. Şarj altyapısının eşit dağılmaması, menzil kaygısı ve tüketici alışkanlıkları, elektrikli araçların yaygınlaşmasında hâlâ belirleyici faktörler olarak öne çıkıyor. İçten Yanmalı Motorlar Kısa Vadede Sahneyi Terk Etmiyor Avrupa genelinde benzinli ve dizel araçların payı gerilese de, bugün hâlâ satılan yeni otomobillerin üçte birinden fazlası içten yanmalı motorlara sahip. Bu durum, dönüşümün yönü ile hızı arasındaki farkı net biçimde ortaya koyuyor. AB’nin yüzde 90’lık hedefle kalan yüzde 10’luk alanı hibrit sistemler, düşük karbonlu yakıtlar ve sürdürülebilir malzemelere açmasının, hedefleri zayıflatmadığını; aksine daha ulaşılabilir ve dayanıklı hale getirdiğini ifade eden Aşçı, bu yaklaşımın yatırımcıya öngörülebilirlik sunduğunu söyledi. “Çoklu Teknoloji Stratejisi Şart” Saim Aşçı, Çin ve ABD gibi küresel oyuncuların farklı teknoloji yollarını aynı anda desteklediğine dikkat çekerek, Avrupa’nın da benzer bir çoklu teknoloji stratejisini benimsemesinin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu vurguladı. “Sadece elektrikli araçlara odaklanmak, Avrupa otomotiv sanayisini kırılgan hale getirdi” diyen Aşçı, AB’nin hedefleri ekonomik ve teknolojik gerçeklerle uyumlu, bütüncül bir stratejiyle ele alması gerektiğini ifade ederek değerlendirmelerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Zorlu İklim Koşullarında Isı Pompası Avantajı Haber

Zorlu İklim Koşullarında Isı Pompası Avantajı

. -30°C gibi ekstrem soğuklarda bile verimli çalışabilen Ecodan, kompakt tasarımı ve akıllı kontrol sistemleriyle modern yaşamın iklimlendirme ihtiyaçlarına yanıt veriyor. Mitsubishi Electric, yüksek enerji tasarrufu ve konforu bir araya getiren Ecodan ısı pompası serisi ile sektörde değer yaratıyor. Tekil konutlardan çok alanlı müstakil villalara ve büyük ölçekli otel projelerine kadar esnek çözümler sunan Ecodan ailesi, tüm yapı türlerine uyum sağlıyor. Zorlu İklim Koşullarında Üstün Performans Ecodan ürün ailesini tercih sebebi yapan özelliklerin başında, zorlu hava koşullarındaki dayanıklılığı geliyor. Isıtmada -30°C dış hava sıcaklığına kadar işletim sunan sistem, sıcak su kullanımında da -30°C ile +42°C aralığında güvenle çalışıyor. Yaz sıcaklarında ise soğutma işletim limitlerini 52°C’ye kadar çıkarabiliyor. Mitsubishi Electric özel kompresör teknolojisi Power-inverter ve Zubadan serisi dış üniteler, R32 soğutucu akışkanlı özel çevrimi ile 68˚C ve 70˚C tesisat çıkış suyu sıcaklıklarını mümkün kılıyor. Böylece zorlu coğrafyalarda veya kısıtlı tesisata sahip uygulamalarda bile konforu korumaya yardımcı oluyor. Esnek Tasarım ve Kurulum Kolaylığı Projelendirme ve uygulama aşamasında büyük esneklik sağlayan Mitsubishi Electric Ecodan serisi, tüm iç ünite tiplerinin dış ünitelerle eşleşebilme özelliğiyle öne çıkıyor. R32 soğutucu akışkan kullanımı ve optimize edilmiş teknolojik altyapısı sayesinde, çok küçük mekanlarda dahi kolay kurulum imkânı sunuyor. Kişiselleştirilebilir Kontrol ve Uzaktan Erişim Mitsubishi Electric Ecodan ürün ailesi, entegre ana kumanda paneli üzerinden yapılan ayarlamalar sayesinde dış hava sıcaklığına bağlı olarak çalıştırılabiliyor. Özellikle yalıtımı güçlü ve bina kontrol sistemleriyle ısıtma otomasyonu bulunan yapılarda bu sistem, ideal bir işletim modeli oluyor. Herhangi bir kontrol altyapısının bulunmadığı yapılarda da isteğe bağlı olarak sunulan kablosuz kumanda ile sistem oda sıcaklığına göre yönetilebiliyor. Mitsubishi Electric’in MELCloud Home uygulaması ise kullanıcılara akıllı telefon, tablet veya bilgisayar üzerinden sistemlerine her yerden erişim imkânı tanıyor. Akıllı Entegrasyon ile Maliyetleri Düşürme Avantajı Ecodan ısı pompaları, ek bir kontrol sistemine ihtiyaç duymadan; kazan, kombi gibi harici ısı kaynaklarıyla tam uyum içinde çalışabiliyor. Değişen şartlara göre hangi kaynağın daha verimli olacağına sistemin kendisi karar veriyor. Böylece enerji maliyetleri önemli ölçüde düşürülebiliyor. Beklenmedik durumlarda harici kaynağı yedek olarak devreye sokabilme özelliği ise kullanıcılara her koşulda güven veriyor. Geniş kapasite seçenekleri ve uygulama imkanlarıyla yüksek ısıtma ihtiyacı olan büyük mekanlarda da üstün performans sağlayan Mitsubishi Electric Ecodan, çevre dostu ve uzun ömürlü bir iklimlendirme yatırımı arayanlar için ideal bir seçenek oluşturuyor.

Ege İhracatçı Birlikleri’nden 2025 Değerlendirmesi: “Bu Yıl Büyüme Değil, Dayanıklılık Yılıydı”  Haber

Ege İhracatçı Birlikleri’nden 2025 Değerlendirmesi: “Bu Yıl Büyüme Değil, Dayanıklılık Yılıydı” 

Küresel belirsizliklere rağmen 18,5 milyar dolar ihracat gerçekleştiren Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), 2026 için “bekleme değil, üretim ve ihracat zamanı” mesajı verdi. 2025 yılında ihracat rakamları geçtiğimiz seneki seviyeyi korurken, sahadaki gerçekliğin çok daha zorlu olduğuna işaret eden Ege İhracatçı Birlikleri, Sektörel Değerlendirme Toplantısında ihracatçının karşı karşıya kaldığı maliyet baskısını, kârlılık erozyonunu ve finansmana erişimde yaşanan sıkıntıları masaya yatırdı. Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, 2025’te dünya ekonomisinin, “ılımlı ama kırılgan büyüme” ve yüksek jeopolitik/finansal risklerin birlikte seyrettiği bir yıl görünümünde olduğunu söyledi. “Ne sert bir resesyon ne de güçlü bir sıçrama ekonomik büyümede yaşandı. Büyüme oranları tarihsel ortalamaların altında kalırken, enflasyonun çoğu büyük ekonomide kademeli olarak gerilediğini gördük, fakat bu durum hala tamamen çözülmüş değil. Faizlerdeki kademeli düşüş, özellikle 2024’te baskılanan özel talep ve yatırımlar için kısmi destek sağlarken, borçlanma maliyetleri hâlâ pandemi öncesine göre yüksek kalıyor. Artan korumacılık ve ticaret bariyerleri, küresel ticaret hacmini baskılıyor; 2025 ve sonrasında ticaret politikası belirsizliğinin yüksek seyretmesi bekleniyor.” Emek yoğun sektörlerdeki ihracatçılarımız Mısır gibi ülkelere üretimlerini taşıdı Euro bölgesine ihracat yapan sektörlerde artış görülürken, USD cinsi ihracat yapan sektörlerini daha zorlandığı bir yıl olduğunun altını çizen Eskinazi sözlerine şöyle devam etti: “2025 yılı, ihracatçılarımız açısından şirket kârlılığının azaldığı bir yıl oldu. Artan üretim maliyetleri ve finansmana erişimdeki maliyet sorunları nedeniyle birçok firmamızın 2025 yılında da yurtdışı borçlanmaya devam ettiğini gördük. Bu da olası döviz şoklarında ciddi finansal risk ve kırılganlık oluşturmaktadır. 2025 yılı, tekstil ve hazır giyim bazı emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçılarımızın; Mısır gibi enerji ve işgücü maliyetlerinin nispeten düşük olduğu ülkelere üretimlerini taşımaya devam ettikleri bir yıl oldu. Hazır giyim ve tekstil sektörü, 2025 yılında ciddi istihdam kaybı yaşadı.” İthalata bağımlılık artıyorsa, bu durum uzun vadede katma değerin yurt dışına transferidir Başkan Eskinazi, Türkiye'nin ihracatının yüksek ithal girdi bağımlılığı nedeniyle katma değeri düşük kalmakta ve dış ticaret açığını beslemekte olduğuna değindi. “Özellikle imalat sanayinde ara malların %60-70'i ithal edilerek ihracat üretimi yapılmaktadır. Bu yapısal sorun, döviz rezervlerini eritmekte ve ekonomik kırılganlığı arttırmaktadır. Bu tablo iki temel gerçeği aynı anda ortaya koymaktadır: Birincisi Türkiye’de ana sanayinin üretim hacmi ve çeşitliliğinin arttığı, İkincisi bu üretimi besleyen yerli tedarik zincirinin aynı hızda güçlenemediği gerçeğidir. Ana sanayi büyürken yan sanayide ithalata bağımlılık artıyorsa, bu durum uzun vadede katma değerin yurt dışına transferi anlamına gelir.” Bu ihracat hangi maliyetle, hangi kârlılıkla ve ne kadar sürdürülebilir şekilde yapılmıştır? Sahadaki üretim ve ithalat verilerinin bu hedeflerle uygulama arasındaki gerilimin açıkça ortada olduğunu vurgulayan Jak Eskinazi şu değerlendirmelerde bulundu: Bu tablo, sanayi ve tarımda teknolojik yenilenmenin ve verimlilik yatırımlarının daha da ötelenmesi anlamına gelmektedir. Yatırım yapılmayan her yıl, rekabet gücünde kalıcı kayıp riskini artırmaktadır. Ancak burada altını çizmek isterim ki: Toplam ihracat rakamı, sahadaki gerçekliği tek başına anlatmaya yetmemektedir. Bugün asıl sorulması gereken soru şudur: Bu ihracat hangi maliyetle, hangi kârlılıkla ve ne kadar sürdürülebilir şekilde yapılmıştır? Birçok sektör için 2025 yılı, bir büyüme yılı değil; ayakta kalma, direnme ve uyum sağlama yılı olmuştur.” Parite etkisi olmasaydı, muhtemelen EİB ihracatı 2024’e göre daha düşük olacaktı Başkan Eskinazi, Ege İhracatçı Birlikleri’nin 2025 yılı ihracatının 18 milyar 505 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini açıkladı. “Artış gösteren sektörlerimiz: Hububat, Bakliyat ve Yağlı Tohumlar, Demir ve Demir Dışı Metaller, Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller, Tütün, Maden. Bazı sektörler maliyet baskısına rağmen üretimi sürdürmüş, bazı sektörler ise kârlılığı korumak adına bilinçli daralma yaşamıştır. Yıllık bazda parite artışı ortalama % 6 olmuştur. İhracatımızın yaklaşık %45’nin Euro bölgesine olduğunu düşünürsek, 2025 yılındaki ihracatımızın 2024 yılına göre fazla olmasında artışın yaklaşık %2,7’si parite etkisinden kaynaklanmaktadır. EİB’nin 2025 yılı toplam ihracatı 2024 yılına göre %1 oranında artmasına karşın, bunu parite etkisinden arındırdığımızda aslında ihracatımız 2025 yılında 2024 yılına göre %1,7 oranında azalmıştır. Parite etkisi olmasaydı, muhtemelen EİB ihracatı 2024’e göre daha düşük olacaktı.” Bu krizi kalıcı hale getirmemeliyiz 2022–2025 dönemindeki konkordato rakamlarının reel sektördeki bozulmanın hızını net biçimde ortaya koyduğunu söyleyen Başkan Eskinazi, “2022’de yaklaşık 1.587, 2023’te 1.516 olan konkordato başvuru sayısı, 2024’te 3.497’ye çıkarak bir yılda yaklaşık %130 artış göstermiştir; 2025’te ise henüz yıl tamamlanmadan, sadece ilk 9 ayda 4.424 dosya açılarak 2024’ün tamamı aşılmıştır. 2025 verileri, mevcut politika ve finansman koşulları değişmediği sürece geçici değil, kalıcı bir krize doğru ilerliyoruz. Bu krizi kalıcı hale getirmemeliyiz. Tekstil sektörümüzü de değerlendirdiğimde 2025 yılında tekstil ve hammaddeleri ihracatı 9,4 milyar dolar olurken, bölgemiz 452 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmiştir.” dedi. 2026, birçok sektör için dayanıklılığın zorlandığı bir yıl olmaya devam edecektir Jak Eskinazi, Türkiye’nin en büyük sorununun öngörülebilirliğin zayıflaması olduğunu ve öngörülebilirliğin olmadığı yerde uzun vadeli plan yapılamayacağını, yatırımın erteleneceğini, riskin alınamayacağına değindi. “2026 yılına girerken şuna inanıyoruz: Üretimi merkeze alan, uzun vadeyi ödüllendiren, risk alanı koruyan ve sanayiyi güçlendiren bir yaklaşım mümkün ve gereklidir. Aksi halde 2026, birçok sektör için dayanıklılığın zorlandığı bir yıl olmaya devam edecektir. İhracatçının 2026 yılında kurdan dolayı yurtdışı satış gelirlerinde enflasyon üzerinde bir artış beklemiyoruz. Karlılık için, üretim maliyetlerini düşürmek yine burada tek seçenek olarak kalıyor. Makro ihtiyati tedbirlerde bir gevşemeyi henüz görmemekle birlikte, kredi kanallarında bir rahatlama da beklemiyoruz. USD bazında kredi kullanımının 2026 yılında da devam edeceğini düşünüyoruz. Emek yoğun sektörlerdeki sıkıntıların devam edeceğini öngörüyoruz. Biz Ege İhracatçı Birlikleri olarak; Sorunları görmezden gelen değil, sahadaki gerçekleri dile getiren bir duruşu benimsiyoruz. İhracatçımız bugüne kadar büyük fedakârlıklar yaptı. Ancak bu fedakârlığın sürdürülebilir politikalarla desteklenmesi artık zorunludur.” 2025 yılında da 2 milyar 591 milyon dolarlık ihracat yaptık Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Demir Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Ertan, “Yüksek enerji maliyetleri ve diğer girdilerin olumsuzlukları sebebiyle Uzakdoğu’daki çelik üreticileriyle Avrupa pazarlarında boy ölçüşemez hale geldik. Avrupa'daki yüzde 45 olan pazar payımız yüzde 31'lere kadar geriledi. Her ne kadar yoğun çaba sarf etsek de 2023 yılı bizim için çok zorlu, sıkıntılı bir yıl olarak geçti. Başlıca rakiplerimiz Çin, Vietnam, Güney Kore, Malezya, Endonezya gibi ülkeler bizi Avrupa pazarlarında ve diğer pazarlarda rekabetçilik açısından çok sıkıntılı bir sürece soktular. 2025 yılında geçtiğimiz 3 yıla nispeten daha iyi bir yıl geçirdik. 2024 yılında 2 milyar 351 milyon dolarlık ihracat yapmıştık. 2025 yılında da 2 milyar 591 milyon dolarlık ihracat yaptık. İki yıl arasındaki geçen yılla bu yıl arasındaki ihracat artışımız %10'lara tekabül ediyor. Türkiye genelinde de 16,5 milyar doları çelik, 13,3 milyar doları demir ve demir dışı mamuller olmak üzere 29,8 milyar dolar ihracat gerçekleştirdik.” dedi. Başkan Ertan, “Türkiye dünyanın 7. büyük demir çelik üreticisi. Avrupa'nın da en büyük demir çelik üreticisi. Bizden sonra Almanya geliyor Avrupa'da. Başlıca ihracat pazarlarımız Almanya, Fas, İtalya, Birleşik Krallık, Mısır, Bulgaristan, Fransa, İspanya, Romanya, Yemen, Yunanistan, Hollanda gibi ülkeler. Bunun yanı sıra Rusya, Ukrayna, Kuzey Afrika, Mısır, Fas, Güney Amerika'ya yoğun ihracat yapmaktayız. Şimdi biz geçen yıl 2025 yılında yaptığımız ihracat tonaj olarak hala 2021 yılındaki çelik ürünleri tonajını üretimini yakalayabilmiş değiliz. Bizim kapasite kullanımı oranımız %73-yüzde 74'lerden 2023 yılında %51'lere kadar düştü. Şu andaki kapasite kullanım oranımız %62. Dünya konjonktürü sürekli bir değişim içerisinde ve belirsizlikler çok fazla. Bütün rakip ülkeler, çeşitli kotalar, ek vergilerle korumacılık önlemleri alıyorlar. Sınırda karbon vergisinin kapsamı belli olunca rakiplerimizden olan bir nebze olsun daha avantajlı durumda olacağız.” diye konuştu. 2025 yılı sonunda ihracatımızı 1 milyar 232 milyon dolara ulaştırmayı başardık Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, “2025 yılı sektörümüz için zorlu, olumsuz etkilerinin derinden hissettiğimiz ve tekrarını yaşamak istemediğimiz bir yıl olarak tarihe geçti. 2025 yılının Mart ve Nisan aylarında yaşadığımız zirai don olayları ile kiraz, elma, şeftali ve kayısı ürünlerimiz başta olmak üzere birçok üründe büyük kayıplar yaşadık. Dünyanın en büyük üreticisi olmakla gurur duyduğumuz kiraz üretiminde %90lara varan hasat kayıpları yaşandı. 2025 yılı sonunda ihracatımızı küçük bir kayıpla 1 milyar 232 milyon dolara ulaştırmayı başardık. 2025 yılında toplamda 128 ülkeye ihracat yaptığımız taze ve işlenmiş meyve sebze ürünlerinde, en fazla ihracat yaptığımız ilk 5 ülke sırasıyla Almanya, ABD, İngiltere, Rusya ve İtalya olarak gerçekleşti. Moldova, Avusturya, Irak, Çekya ve Kanada ülkeleri ihracatımızı önemli ölçüde artırdığımız ülkeler olarak karşımıza çıkmaktadır.” dedi. 2026 yılı 2025'ten farklı olmayacak ihracatımız daha da düşecek Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Erkan Zandar, “Deri ve deri mamulleri sektörü olarak bu sene, %10'a yakın bir ihracat kaybı yaşasak da genelde %60'lık bir kapasite kaybı yaşadı. %9'luk düşüş sadece Ege'de. Türkiye genelinde %5,5. Kümülatife baktığınız zaman son 2 yıl içinde Türkiye genelinde %2, Ege Bölgesi genelinde %17,5 düştü. Sadece ihracatımız 34 yıl önce ihraç fazlası veren bir sektörken şu anda ithalatımız, ihracatımızın üzerine çıktı. Deri ve deri mamulleri sektörü maalesef oyunu kaybetti. 2018'den bu yana çok iyi bir ivmeyle artan bir sektörümüz maalesef 2 yıl içinde hiç göze alınmayacak noktalara geldi. 2026 yılı 2025'ten farklı olmayacak ki bence daha da düşecek. İhracatımızı artırmaya yönelik hiçbir gelişme görmüyoruz. %40'lık kapasitemizin de %10'unu tekrar yitireceğimizi düşünüyorum.” dedi. Ege Bölgesi hazır giyim ihracatı, %8 azalarak 1 milyar 268 milyon dolar seviyesine geriledi Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Burak Sertbaş, “Hazır giyim ve konfeksiyon sektörü, uzun yıllar boyunca Türkiye’nin en güçlü ihracat kalemlerinden biri olmuştur. Ancak içinde bulunduğumuz yıl itibarıyla, en fazla ihracat yapan sektörler sıralamasında üçüncülükten dördüncülüğe gerilemiştir. Yıl sonu itibarıyla Türkiye hazır giyim ihracatı, bir önceki yıla göre %6 düşüşle 16,7 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Ege Bölgesi özelinde ise hazır giyim ihracatı, %8 oranında azalarak 1 milyar 268 milyon dolar seviyesine gerilemiştir. Birliğimizin En Büyük 5 İhracat Pazarı; İspanya, Almanya, Hollanda, İngiltere, İtalya. Bugün ülkemizin en katma değerli sektörleri arasında yer almamızda tasarıma yaptığımız yatırımın büyük rolü var. Türkiye geneli ortalama ihraç birim fiyatı 1,6 dolar. Türkiye hazırgiyim ortalama ihraç birim fiyatı 16,21 dolar, EHKİB ortalama ihraç birim fiyatı: 21,19 dolar.” dedi. 2026 yılı için ihracat hedefimizi 1,4 milyar dolar olarak belirledik Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı, Muhammet Öztürk, “2025 yılı hem Birliğimiz hem de sektörümüz açısından büyümenin yeniden başladığı, güçlü bir toparlanma yılı oldu. Sektör genelinde Türkiye çapında ihracat %4 artışla 12 milyar 366 milyon dolar ihracat ile tarım ve gıda ihracatında en önemli paya sahip sektör oldu. Tarım sektöründe yapılan ihracatın %34’ü Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri sektörü ihracatı olarak dikkat çekmektedir. Birliğimiz özelinde ise çok daha olumlu bir tabloyla karşı karşıyayız. Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği olarak 2025 yılında %23 artışla 1 milyar 185 milyon doları ihracat rakamını yakalamış bulunuyoruz. En çok ihracat yaptığımız ülkeler ağırlıkla Orta Doğu ve Afrika ülkeleri olarak öne çıkmaktadır. Birlik olarak hedeflerimizi büyütmeye devam ediyoruz. Bu kapsamda 2026 yılı için ihracat hedefimizi 1,4 milyar dolar olarak belirledik.” diye konuştu. Kuru meyve sektörü 1,7 milyar dolarlık döviz girdisi sağladı EİB Organik Ürünler ve Sürdürülebilirlik Koordinatörü ve Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Ali Işık, "Türkiye’nin en stratejik sektörlerinden biri olan kuru meyve sektörü; güçlü üretim altyapısı ve küresel pazarlardaki konumuyla ülkemize 1,74 milyar dolarlık net döviz girdisi sağlamıştır. 2024 yılına göre ihracatımızda yaşanan yüzde 6’lık düşüşe rağmen, mevcut zorlukları yöneterek sektörümüzün rekabet gücünü korumayı ve sürdürülebilir üretim ve ihracat artışı sağlamayı temel önceliğimiz olarak görüyoruz. Ege İhracatçı Birlikleri olarak, toplam kuru meyve ihracatının %60’ına karşılık gelen 1,05 milyar ABD dolarlık ihracat Birliğimiz tarafından gerçekleştirilmiştir. Başlıca ihracat kalemlerinden, çekirdeksiz kuru üzümde 496 milyon dolar, kuru incirde 316 milyon dolar, kuru kayısıdan ise 140 milyon dolarlık ihracat geliri elde edilmiştir. 2026 yılında da, sürdürülebilir üretim, iklim değişikliğine uyum, gıda güvenliği ve markalaşma sektörümüzün temel öncelikleri arasında yer almaktadır.” diye konuştu. EMİB’in ihracatı %6 artış göstererek 2025 yılında 1,3 milyar dolar oldu Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, “Maden sektörü olarak 2025 yılında 6,2 milyar dolar ihracat gerçekleştirdik. Böylece, 2024 yılında 6 milyar dolar olan ihracatımız 2025 yılında %3’e yükselmiş oldu. İhracatımızın yaklaşık üçte birine denk gelen 2 milyar dolarlık bölümü doğal taş ihracatı olarak gerçekleşti. Türkiye geneli maden ihracatımıza paralel olarak Birliğimizin ihracatı da %6 artış göstererek 2025 yılında 1,38 milyar dolar oldu. Birliğimizin en çok ihracat gerçekleştirdiği ilk üç ülke ise geçen yıl olduğu gibi Çin, ABD ve İspanya oldu. Çin ve ABD’ye ihracatımız 2024 yılına kıyasla sırasıyla %12 ve %7 artarken İspanya’ya ihracatımız %3 düşüş gösterdi. Birliğimizin doğal taş özelinde ihracat gerçekleştirdiği ilk 3 ülke ise sırasıyla ABD, Çin ve Fransa oldu. 2024 yılına kıyasla bu ülkelere ihracatımız sırasıyla %8, %29 ve %7 artış gösterdi.” diye konuştu. Mobilya kâğıt ve orman ürünleri ihracatı 914 milyon dolar Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Hikmet Güngör, “Ülke genelinde üç sektörümüzün ihracatı 2024 yılında 7,9 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiş, 2025 yılında ise yaklaşık 8 milyar dolar bandında kalmıştır. Ege Bölgesi özelinde baktığımızda; 2024’te 946 milyon dolar olan ihracatımız, 2025’te 914 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Alt sektörler bazında; Kâğıt mamulleri ihracatımız 558 milyon dolar, Odun dışı orman ürünleri ihracatımız ise %3 artışla 122 milyon dolar seviyesindedir. Bu alanda Türkiye ihracatının %68’i Ege Bölgesi’nden yapılmaktadır. Mobilya sektöründe ise Birliğimiz üzerinden gerçekleşen ihracat, 2025 yılında 203 milyon dolar olmuştur. 2025 yılı; döviz kurundaki sınırlı artışa karşılık, hammadde, enerji ve işçilik maliyetlerindeki yükseliş nedeniyle ihracatçılarımız açısından zor bir yıl olmuştur. Odun dışı orman ürünlerinde ABD, Almanya ve Japonya; Kâğıt sektöründe İran, Mısır ve İngiltere; Mobilya sektöründe ise Almanya, Hollanda ve Fransa öne çıkan pazarlarımız olmuştur. 2026 yılında Birliğimiz ihracatını 1 milyar dolar seviyesine ulaştırmayı hedefliyoruz.” dedi. Su ürünleri ve hayvansal mamuller sektöründen yüzde 7 artış Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Bedri Girit, “2025’te güçlü bir ihracat performansı sergileyerek; Türkiye geneli su ürünleri ve hayvansal mamuller ihracatımız %4,5 artışla 4 milyar doları aşarak zorlu koşullara rağmen uluslararası rekabetçiliğimizi koruduğumuzu göstermiştir. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliğimiz yüzde 7 artışla 1 milyar 840 milyon dolar ihracat yaparak güçlü performansını sürdürdü. 2025 yılında su ürünleri sektörü ihracatımızın lokomotifi olmaya devam etmiş; levrek ve çipurada istikrarlı artış sürerken Türk somonunun güçlü büyümesi ürün çeşitliliği ve pazar derinleşmesi açısından önemli bir kazanım sağlamıştır. 2025’te ihracat ivmesini taşıyan su ürünleri başta olmak üzere, tüm alt sektörlerde rekabet gücünü artıran yatırım ve dönüşüm adımları, 2026 performansımızı belirleyecektir.” dedi. Tütün ihracatçıları 2025 yılını yüzde 8,4’lük artışla kapatmayı başardı Ege Tütün İhracatçıları Birliği Başkanı Ömer Celal Umur, “Tütün ve Tütün Mamulleri sektörümüzün Türkiye geneli ihracatını 2025 yılında %8,4’lük artışla 1 milyar 60 milyon dolar ile kapatmayı başardık. Toplam 112 ülkeye tütün ve tütün mamulleri ihracatı gerçekleştirdiğimiz 2025 yılında en fazla ihracat yaptığımız ilk 5 ülke sırasıyla Irak, ABD, Belçika, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri oldu. Önemli ihraç pazarlarımızdan ABD, Birleşik Arap Emirlikleri ve Endonezya’ya ihracatımızı önemli ölçüde artırmayı başardık. 2025 yılı boyunca Türkiye’de tarımsal üretim, iklim krizinin giderek derinleşen olumsuz etkileri nedeniyle ciddi zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu zorlu yılda sektör olarak, kilogram başı 9 doların üzerinde ortalama ihraç fiyatı ve yıllık 1 milyar dolarlık ihracat ile ülkemiz tarım sektörüne önemli bir katkı sağladığımızı düşünüyoruz. Ege Tütün İhracatçıları Birliği olarak, tarımsal üretimdeki risklerin farkındayız ve bu nedenle sürdürülebilirliği her zaman çalışmalarımızın merkezine alıyoruz.” diye konuştu. Piyasa kuralları net olduğunda, ihracatçı işini yapıyor Ege Zeytin Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Emre Uygun, “2024-25 hasat yılında, Türk zeytincisi, Tarım Bakanlığı verilerine göre, 750 bin ton Sofralık Zeytin ve 475 bin tonluk zeytinyağı üretti. Dünya üretiminde İspanya’nın ardından ikinci sırada oldu. Ama dünya zeytinyağı ticaretinden aldığımız pay sadece yüzde 7. 2024/2025 sezonu bize şunu net biçimde gösterdi: Türkiye zeytinyağında üretimde dünya ikincisi olabilir; ama istikrarlı ve öngörülebilir bir ihracat politikası olmadan bu gücün hiçbir anlamı yoktur. 2025 yılında, Zeytinyağı ihracatımız, dünya fiyatlarındaki düşüşle birlikte değer bazında yaklaşık yüzde 65 gerileyerek 189 milyon dolar seviyesine indi. Bu gerilemenin nedeni; belirsizliktir, öngörülemezliktir ve sık değişen uygulamalardır. Buna karşılık sofralık zeytinde rekor kırdık. 258 milyon dolarlık ihracatla tarihimizin en yüksek seviyesine ulaştık. Bu tablo bize çok net bir mesaj veriyor: Piyasa kuralları net olduğunda, ihracatçı işini yapıyor. Üreticinin, ihracatçının ve markalaşmanın aynı anda ayakta kalabildiği bir yapı istiyoruz. UZZK’nın Ekim 2025’te paylaştığı rekolte tahminine göre 2025/26 sezonunda toplam zeytin üretiminin 2 milyon 450 bin ton, bunun 740 bin tonunun sofralık, kalan kısmın ise yaklaşık 310 bin ton zeytinyağı üretimine karşılık geleceği öngörülüyor. Ancak sahadan gelen değerlendirmeler; don ve kuraklık etkisi başta olmak üzere bölgesel riskler nedeniyle bu tahminlerin aşağı yönlü revize edilmesi gerektiğini gösteriyor.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka Üretim Süreçlerinde Dönüşümün Anahtarı Haber

Yapay Zeka Üretim Süreçlerinde Dönüşümün Anahtarı

Otomasyon alanında son yıllarda yaşanan gelişmeler, üretim süreçlerinde önemli bir dönüm noktası yarattı. Uzmanlar, dijital dönüşümün kısa vadeli değil, uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekiyor. Mitsubishi Electric Fabrika Otomasyon Sistemleri Pazarlama Koordinatörü Jacek Smoluch, “İnsanlar genellikle bir yılda yapılabilecekleri abartırken, on yılda başarılabilecekleri küçümser” diyerek dönüşüm sürecine uzun vadeli bir bakışın gerekliliğini vurguluyor. Yüksek Enerji Maliyetleri, Sürdürülebilirliği Zorunlu Kıldı Küresel ölçekte artan enerji maliyetleri, sürdürülebilirliği bir pazarlama söylemi olmaktan çıkararak işletmeler için stratejik bir zorunluluk haline getirdi. Smoluch, “Enerji verimliliği artık yalnızca çevreci bir mesaj değil. Elektrik fiyatlarının rekor seviyelere ulaştığı bir dönemde, enerji tüketimini iyileştirmek kârlılığı korumanın anahtarı haline geldi” diyor. Bu gelişme, maliyet optimizasyonuna odaklanan yapay zekâ destekli enerji yönetim sistemlerinin üretim tesislerinde hızla yaygınlaşmasını sağladı. Tedarik Zincirinde Yerelleşme Öne Çıkıyor Küresel tedarik zincirlerinde, özellikle Asya kaynaklı sevkiyatlarda yaşanan aksaklıklar, üreticileri yerel tedarik ve kaynak kullanımına yönlendiren güçlü bir eğilimi beraberinde getirdi. Bu dönüşüm tedarik süreçlerinde güvenilirliği artırırken, daha kısa taşıma mesafeleriyle çevresel etkinin azalmasına katkı sağlıyor. Böylece işletmeler, sürdürülebilirliği ve operasyonel verimliliği doğal bir denge içinde bir araya getirebiliyor. Zaman Bazlı Bakım, Yerini Anlık Kestirime Bırakıyor Yapay zekâ destekli bakım sistemlerinde son dönemde önemli ilerlemeler kaydedildi. Bu sistemler, ekipmanlardan gelen verileri gerçek zamanlı analiz ederek olası arızaları önceden tahmin ediyor ve performansı oldukça verimli bir düzeyde tutuyor. Smoluch, “Artık bir robotun hızını yüzde 70’e düşürerek ömrünü uzatırken üretim verimliliğini korumayı önerebiliyoruz” diyerek bu dönüşümün etkisini özetliyor. Böylece işletmeler, planlı bakım anlayışından kestirimci bakıma geçiş yaparak hem plansız duruşları hem de gereksiz parça değişimlerini önemli ölçüde azaltabiliyor. Yapay Zekâ İnsanı Değil, İşi Dönüştürüyor Yapay zekâ uygulamaları, iş gücü alanında insanları tamamen sistem dışına itmek yerine, görev dağılımını yeniden şekillendiren ve yeniden beceri kazandırmaya odaklanan projelere ortam hazırlıyor. Yine de her çalışan bu dönüşüme aynı hızda uyum sağlayamıyor; bu da dijital dönüşümde değişim yönetiminin kritik önemini gösteriyor. Smoluch, “Sanayi devrimlerinin her biri insan emeğini yeniden tanımladı. Motorlar, elektrik ve bilgisayarlar iş yapış biçimimizi değiştirdi ama bugün onlarsız bir hayat düşünemiyoruz. Yapay zekâ da benzer bir dönüm noktasında” dedi. Henüz sınırlı sayıda tesiste uygulanıyor olsa da yapay zekâ destekli gerçek zamanlı optimizasyon sistemleri, üretimde anlık ayarlamalar yaparak verimliliği artırıyor ve israfı azaltıyor. Bu yaklaşım, klasik veri toplama-analiz döngüsünden çıkarak anında tepki veren, otomatik sistemlere geçişin önünü açıyor. Yeni Dönemde Yapay Zekâ Odaklı Üretim Smoluch, “Yapay zekâda başarı, sağlam temeller üzerine inşa edilen küçük ama istikrarlı adımlarla gelir. Bu bir yolculuktur, varış noktası değil” diyerek sürecin uzun vadeli doğasına dikkat çekiyor. Üretimde “AI yoğunluğu” artık büyük ölçekli tesis dönüşümlerinden ziyade, yapay zekâ özellikleriyle donatılmış makine, robot ve cihazların eklenmesiyle artıyor. Tak-çalıştır nitelikli bu çözümler, sadelikleri ve etkinlikleriyle yapay zekâ uygulamalarında yeni bir dönemi başlatıyor. Yapay zekâ destekli sürdürülebilirlik, yerelleşen tedarik zincirleri, optimizasyon sistemleri ve iş gücü dönüşümü gibi eğilimlerin birleşimi, üretim süreçlerini yeniden şekillendiriyor. Henüz sınırlı sayıda tesis gelişmiş yapay zekâ çözümleri kullanıyor olsa da kısa sürede elde edilen somut faydalar, yakın gelecekte bu teknolojilerin benimsenme hızını artıracak gibi görünüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.