Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Enerji Sektörü

Kapsül Haber Ajansı - Enerji Sektörü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enerji Sektörü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

SOCAR Türkiye ve İTÜ’den “Sürdürülebilirlik Sertifika Programı” İş Birliği Haber

SOCAR Türkiye ve İTÜ’den “Sürdürülebilirlik Sertifika Programı” İş Birliği

Türkiye’nin en büyük doğrudan dış yatırımcısı ve entegre endüstri grubu SOCAR Türkiye, enerji sektöründe hız kazanan dönüşüm sürecinin gerektirdiği yeni yetkinliklerin geliştirilmesine katkı sağlamak amacıyla İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ile önemli bir iş birliği gerçekleştirdi. İTÜ Sürekli Eğitim Merkezi koordinasyonuyla düzenlenen programı başarıyla tamamlayan katılımcılara sertifikaları, SOCAR Türkiye CEO’su Elchin Ibadov ve İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal tarafından takdim edildi. Sürdürülebilirlik Sertifika Programı’na ilişkin değerlendirmelerde bulunan SOCAR Türkiye CEO’su Elchin Ibadov, SOCAR Türkiye’nin enerji dönüşümündeki rolünü vurgulayarak şunları söyledi: “Enerji sektörü, sürdürülebilirlik hedefleri, teknolojik gelişmeler ve değişen küresel ihtiyaçlar doğrultusunda çok boyutlu bir dönüşümden geçiyor. Bu dönüşümün başarıya ulaşmasında en önemli unsurlardan birinin, değişimi anlayan ve yönetebilen nitelikli insan kaynağı olduğuna inanıyoruz. İTÜ ile hayata geçirdiğimiz Sürdürülebilirlik Sertifika Programı ile akademinin bilgi birikimini sektörün deneyimiyle bir araya getirerek, profesyonellerin geleceğin ihtiyaçlarına yönelik yetkinliklerini geliştirmeyi hedefledik. Programı başarıyla tamamlayarak sertifika almaya hak kazanan tüm katılımcılarımızı tebrik ediyor, edindikleri bilgi ve deneyimlerle sürdürülebilirlik dönüşümüne değerli katkılar sunacaklarına inanıyoruz” dedi. Enerji sektörü ve akademi aynı platformda Program kapsamında İTÜ öğretim üyeleri tarafından yürütülen akademik oturumların yanı sıra SOCAR Türkiye yöneticileri ve sektör profesyonellerinin katkı sunduğu endüstri oturumları da yer aldı. Böylece katılımcılar, güncel akademik yaklaşımları sektör uygulamalarıyla birlikte değerlendirme fırsatı buldu. Çevrimiçi formatta yürütülen programın açılış ve kapanış panelleri ise yüz yüze gerçekleştirildi. Sürdürülebilirlik alanında uzmanlaşmaya katkı 4-10 yıl arası deneyime sahip, orta ve üst düzey profesyonellere yönelik tasarlanan program; enerji dönüşümü, karbon yönetimi, yeşil finans, raporlama standartları, sürdürülebilirlik yönetişimi gibi alanları içeren 9 modülden oluştu. Eğitim ve değerlendirme sürecini başarıyla tamamlayan katılımcılar, SOCAR Türkiye ve İstanbul Teknik Üniversitesi imzalı başarı sertifikası almaya hak kazandı. Sertifika töreninin ardından “Liman Gelir Hesapları” kitabı tanıtıldı Sertifika töreninin devamında, SOCAR Terminal CFO’su Kutlu Vardar ve SOCAR Terminal Ticari Alacaklar Müdürü Mehmet Dağduran tarafından kaleme alınan “Liman Gelir Hesapları” kitabının lansmanı da gerçekleştirildi. İstanbul Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi öğretim üyelerinin katkılarıyla hazırlanan eser, liman süreçlerinde rol alan tüm paydaşlar için rehber niteliğinde bir başvuru kaynağı olmayı hedefliyor. Teorik bilgilerin yanı sıra sahada karşılaşılan gerçek uygulamalara, sık yapılan hatalara ve yönetilmesi gereken risklere de yer veren kitap hem akademik hem de uygulamaya dönük yaklaşımıyla liman ve denizcilik sektörüne farklı bir perspektif sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ren ve Tuna Nehirlerindeki Düşük Su Seviyeleri Avrupa Ekonomisini Baskı Altına Alıyor    Haber

Ren ve Tuna Nehirlerindeki Düşük Su Seviyeleri Avrupa Ekonomisini Baskı Altına Alıyor   

Coface, su seviyelerinin kısa vadede düşük kalmasının beklendiğine, ekonomik etkilerin ise önümüzdeki aylarda devam ederek kırılgan ekonomilerde büyümeyi olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor. Öne çıkan veriler 8 cm: Ren Nehri’nin Kaub ölçüm istasyonundaki su seviyesi 18 Ağustos’ta 8 santimetreye kadar geriledi. Bu seviye, nehir taşımacılığının kısıtlanmaya başladığı 78 santimetrelik eşiğin oldukça altında kalırken, 2018’de kaydedilen 25 santimetrelik tarihi dip seviyeyi de geride bıraktı. Yüzde 20: Ağustos ayı başında Ren Nehri’ndeki bazı yük gemileri normal taşıma kapasitelerinin yaklaşık yüzde 20’siyle sefer yapabildi. Yüzde 72: Avrupa’daki iç su yolu taşımacılığının yüzde 60’ı Ren, yüzde 12’si ise Tuna üzerinden gerçekleştiriliyor .Büyümede 0,4 puana varan kayıp: 2018’de yaşanan son büyük düşük su seviyesi döneminde Almanya’nın reel GSYH büyümesi 0,3 ila 0,4 puan gerilemişti. Avrupa’nın nehirlerinde tarihi düşüş Avrupa’da aylardır devam eden olağanüstü sıcak ve kurak hava koşulları, birçok nehirde su akışının önemli ölçüde azalmasına yol açtı. Bu durumun etkileri, kıtanın taşımacılık ve ekonomik faaliyetlerinde stratejik rol oynayan Ren ve Tuna nehirlerinde daha belirgin şekilde görülüyor. Ren Nehri’nin su seviyesi, ağustos ayı başında Almanya’daki Kaub ölçüm istasyonunda tüm zamanların en düşük seviyesine inerken Tuna’nın Macaristan ve Romanya’daki bazı kesimlerinde de daha önce görülmemiş seviyeler kaydedildi. Düşük su seviyeleri çevresel etkilerin yanı sıra ekonomi üzerinde de doğrudan sonuçlar yaratıyor. Yük taşımacılığındaki aksamalar ve bazı enerji tesislerinin faaliyetlerinde yaşanan sorunlar, bu altyapılara bağımlı sanayi sektörlerinin üretimini de etkiliyor. Tedarik zincirlerinde lojistik baskı artıyor İç su yolu taşımacılığının Avrupa’daki toplam yük taşımacılığındaki payı sınırlı olsa da Ren ve Tuna’nın geçtiği ülkelerde bu yöntem stratejik önem taşıyor. Nehir taşımacılığının yük taşımacılığındaki payı Almanya’da yüzde 5,4, Romanya’da ise yüzde 19,2’ye kadar çıkıyor. Nehir taşımacılığının diğer ulaşım yöntemleriyle ikame edilmesi de kolay görünmüyor. Bir nehir gemisi yaklaşık 2 bin ton yük taşıyabilirken bu miktar bir yük treninde 1.500 tona, bir tanker kamyonunda ise 25 tona kadar düşüyor. Düşük su seviyelerinin taşınan yük miktarı ve maliyetler üzerindeki etkileri şimdiden görülmeye başladı. Ağustos ayı başında Ren’de seyreden bazı yük gemileri normal kapasitelerinin yaklaşık yüzde 20’sini kullanabildi. Tuna’nın Romanya bölümünde ise taşınan yük miktarının bazı kesimlerde yüzde 40’a varan oranlarda azaltılması gerekti. Benzer koşulların yaşandığı 2018’de yükleme kısıtlamaları ve operatörlerin uyguladığı ek ücretler nedeniyle nehir taşımacılığı maliyetleri kuru dökme yüklerde 2,5 katına, sıvı dökme yüklerde ise 4,5 katına kadar yükselmişti. Orta Avrupa’da enerji sektörü de baskı altında Kuraklığın etkileri taşımacılıkla sınırlı kalmıyor. Tuna Nehri, bazı nükleer enerji santrallerinin soğutma sistemleri açısından da kritik önem taşıyor. Macaristan’daki Paks ve Romanya’daki Cernavodă nükleer santrallerinin faaliyetleri düşük su seviyelerinden etkilenmeye başladı. Ülkelerindeki tek nükleer enerji üretim kaynakları olan bu santraller, Macaristan’ın elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını, Romanya’nın ise yüzde 20,5’ini karşılıyor. Üretimdeki düşüşü telafi etmek isteyen işletmecilerin elektrik ithalatına veya daha yüksek maliyetli doğal gaz santrallerine yönelmesi gerekiyor. Geniş çaplı elektrik kesintilerine ilişkin yakın vadeli bir risk bulunmasa da mevcut tablo enerji maliyetlerini yükseltiyor ve bölgesel enerji piyasaları üzerindeki baskıyı artırıyor. Romanya’da ithal elektriğin maliyeti, ülke içinde üretilen elektriğin 2 ila 2,5 katına kadar çıkıyor. Macaristan ve Romanya hükümetleri, sistem üzerindeki baskıyı azaltmak amacıyla bazı büyük sanayi kuruluşlarının elektrik tüketimini geçici olarak düşürmeye yönelik önlemler de aldı. Bu uygulamaların otomotiv, kimya ve yapı malzemeleri gibi enerji yoğun sektörleri daha fazla etkilemesi ve ağustos ayındaki sanayi faaliyetleri üzerinde baskı oluşturması bekleniyor. Alman kimya sektörü risklerin odağında Üretim tesislerinin önemli bir bölümü Ren Nehri boyunca konumlanan Alman kimya sektörü, nehir taşımacılığına en fazla bağımlı sektörlerin başında geliyor. Ludwigshafen’daki BASF tesisi bu bağımlılığın önemli örneklerinden biri. Kaub’daki kritik noktanın güneyinde bulunan tesis, yük taşımacılığının yaklaşık yüzde 40’ını nehir yoluyla gerçekleştiriyor. Su seviyelerinin daha da düşmesi, tesisin tedarik zinciri açısından kritik öneme sahip Amsterdam, Rotterdam ve Antwerp limanlarıyla bağlantılarında yeni aksamalara yol açabilir. Bu gelişmeler, Alman kimya sektörünün yüksek enerji maliyetleri ve rekabet gücündeki kayıpla mücadele ettiği bir dönemde yaşanıyor. Sektörün üretimi 2018’den bu yana yaklaşık yüzde 20 gerilemiş durumda. Avrupa ekonomisinin iklim kaynaklı risklere karşı kırılganlığı artıyor Kısa vadeli hidrolojik tahminler koşullarda sınırlı bir iyileşmeye işaret ediyor. Ren Nehri’nde düşük su seviyelerinin görüldüğü dönem genellikle sonbahara kadar devam ettiği için taşımacılık ve üretimdeki aksamaların önümüzdeki haftalarda da sürmesi bekleniyor. Kar örtüsündeki azalma, buzulların geri çekilmesi ve aşırı sıcak hava dalgalarının daha sık görülmesi ise benzer olayların gelecekte daha fazla yaşanabileceğine işaret ediyor. Mevcut tablo, şirketlerin ve kamu otoritelerinin iklim kaynaklı riskleri lojistik, sanayi ve enerji stratejilerinde daha fazla dikkate almasının önemini ortaya koyuyor. İç su yolu taşımacılığına bağımlı şirketler açısından konu, tek bir kuraklık döneminin yarattığı sorunları yönetmenin ötesine geçiyor. Tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve iklim kaynaklı kesintilere karşı dayanıklılığın artırılması giderek daha önemli hale geliyor. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Coface Ekonomisti Eve Barré, “Ren ve Tuna’daki düşük su seviyeleri, aşırı hava olaylarının çevresel etkilerinin yanında ekonomik sonuçlarının da giderek belirginleştiğini gösteriyor. Lojistik, enerji ve sanayi faaliyetleri aynı anda etkilenebiliyor. Mevcut durumun 2018’e kıyasla daha erken ortaya çıkması ve daha şiddetli seyretmesi, Avrupa ekonomisindeki zayıf büyüme görünümüyle birleştiğinde endişeleri artırıyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Arde Enerji ile RAST Teknoloji Arasında İş Birliği Anlaşması Haber

Arde Enerji ile RAST Teknoloji Arasında İş Birliği Anlaşması

Arde Enerji, enerji depolama projelerine yönelik çözümlerini güçlendirmek amacıyla RAST Teknoloji ile münhasır iş birliği anlaşmasına imza attı. Anlaşma kapsamında, Arde Enerji’nin Sineng Electric PCS çözümleriyle yer aldığı projelerde ihtiyaç duyulan Retgen PPC + EMS sistemleri, Arde Enerji aracılığıyla yatırımcılara sunulacak. İş birliğiyle birlikte Retgen PPC + EMS çözümlerinin; Arde Enerji’nin PCS, inverter ve OG sistemleriyle entegre edilmesi ve enerji projelerinde uçtan uca çözümler sunulması hedefleniyor. Bu kapsamda yatırımcılara güneş enerjisi üretimi, enerji depolama, güç dönüşümü, OG şebeke bağlantısı ve enerji yönetimini bir arada kapsayan bütünleşik sistemler sağlanacak. Arde Enerji ofisinde gerçekleştirilen imza törenine, Arde Enerji CEO’su Eray Hazer ile RAST Teknoloji Kurucu Ortağı Salih Kanlı katıldı. İş birliğiyle ilgili olarak yapılan açıklamada, “Arde Enerji olarak, RAST Teknoloji ile depolama projelerine yönelik münhasır iş birliği anlaşması imzaladık. Anlaşma kapsamında, Arde Enerji’nin sineng.electric PCS çözümleriyle yer aldığı projelerde ihtiyaç duyulan Retgen PPC + EMS sistemleri, Arde Enerji üzerinden yatırımcılara sunulacak. Retgen PPC + EMS çözümlerini; sunduğumuz PCS, inverter ve OG sistemleriyle birlikte projelere entegre ederek yatırımcılara güneş enerjisi üretimi, enerji depolama, güç dönüşümü, OG şebeke bağlantısı ve enerji yönetimini kapsayan bütünleşik, uçtan uca çözümler sağlayacağız. Arde Enerji ofisinde gerçekleştirilen imza törenine, Arde Enerji CEO’su Eray Hazer ile RAST Teknoloji Kurucu Ortağı Salih Kanlı katıldı. PCS, inverter ve OG çözümlerindeki mühendislik deneyimimizi RAST Teknoloji’nin PPC ve EMS alanındaki yetkinliğiyle birleştiren bu iş birliğinin, enerji projelerine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Yeni iş birliğimizin her iki şirket ve enerji sektörü için hayırlı olmasını diliyoruz.” denildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

FutureFem Üçüncü Dönemini Tamamladı Haber

FutureFem Üçüncü Dönemini Tamamladı

Zorlu Enerji’nin genç kadınların enerji sektörü ve sürdürülebilirlik alanlarındaki kariyer seçeneklerini keşfetmelerine destek olmak amacıyla 2024’te başlattığı FutureFem’in üçüncü dönem kapanış ve mezuniyet buluşması gerçekleşti. Programı başarıyla tamamlayan 25 katılımcı, sertifikalarını aldı. İlk iki döneminde toplam 38 mezun veren FutureFem üçüncü dönemde 25 genç kadının katılımıyla dönemi tamamladı. Böylece programın toplam mezun sayısı 63’ e ulaştı. “Geleceğe hep birlikte hazırlanıyoruz” Zorlu Enerji CEO’su Elif Yener, FutureFem’in genç kadınların kariyer seçeneklerini deneyerek keşfetmelerine alan açtığını belirterek “Dünya dijitalleşme, yapay zeka ve yeni iş modelleriyle birlikte büyük bir dönüşüm yaşıyor. Enerji sektörü de bu dönüşümün en önemli alanlarından bir tanesi. İhtiyaç duyduğumuz yenilikçi çözümler, farklı deneyimlerin ve bakış açılarının karar süreçlerine dahil olmasıyla ortaya çıkacak. FutureFem’i genç kadınların iş hayatını bütünsel olarak tanıdığı, güçlü yönlerini keşfettiği ve kariyer seçeneklerini deneyimlediği bir gelişim programı olarak kurguladık. Mezunlarımızın buradan ‘Bu sektörde benim de bir yerim var’ duygusuyla ayrılmasını önemsiyoruz. Her birini kutluyor, geleceğe hep birlikte daha güçlü şekilde hazırlanacağımıza yürekten inanıyorum.” dedi. Sektörün farklı alanlarını tanıdılar Üç haftalık program boyunca katılımcılar; enerji ticareti ve elektrik piyasaları, yenilenebilir enerji yatırımları, Ar-Ge ve inovasyon, sürdürülebilirlik, teknoloji yönetimi, satın alma, finans ve iletişim gibi farklı alanları yakından tanıdı. Katılımcılar, Zorlu Enerji’nin üst düzey yöneticilerinden sektörün işleyişi ve gerçek iş deneyimleri hakkında bilgi aldı. Farklı ekiplerle birlikte çalışarak departmanlar arasındaki iş birliğini gözlemledi ve profesyonel bağlantılar kurdu. Etkili LinkedIn profili oluşturma, iş başvurusu hazırlığı ve mülakat simülasyonu gibi kariyer gelişimi çalışmalarına katıldı. Toplumsal cinsiyet kalıplarını sorgulayan atölyelerle farklı bakış açıları kazandı. Final sunumlarını eğitmenlerden oluşan jüriye sunan katılımcılar arasında yapılan değerlendirme sonucunda ise en başarılı projeler belirlenerek ilk 3’e giren proje sahiplerine part-time iş fırsatı sunuldu. Farklı kariyer yolculukları aynı panelde buluştu FutureFem’in kapanış ve mezuniyet buluşması kapsamında düzenlenen panelde, KAGİDER Yönetim Kurulu Eski Üyesi ve İŞTE Proje Yönetimi Yönetici Ortağı Alev Akın, Zorlu Enerji Kalite Kıdemli Uzmanı Esra Arat Sabuncu ve Ar-Ge Proje ve İş Birlikleri Müdürü Nilgün Şide Kurtcu konuk oldu. Farklı görev ve sorumluluklardan gelen üç isim, kariyer yolculuklarını, bu yolculuklara yön veren motivasyonları, kariyerlerindeki önemli dönüm noktalarını katılımcılarla paylaştı. Fırsat eşitliği somut hedeflerle destekleniyor Zorlu Enerji, FutureFem’i fırsat eşitliği ve kapsayıcılık yaklaşımının genç yeteneklere uzanan uygulamalarından biri olarak yürütüyor. 2030’a kadar üst yönetimde kadın oranını 30’a toplam çalışanlar içindeki kadın oranını ise yüzde 25’e çıkarmayı hedefleyen şirket; yürüttüğü çeşitli programlarla gençlerin ve kadınların gelişimini destekliyor. Bu kapsamda FutureFem’in yanı sıra, 100 genç kadını mentorluk ve Mini MBA programıyla buluşturan Liderlikte Kadın Yüz’ü ile gençlere farklı alanlarda yetkinlik kazandırmayı amaçlayan ZExperience gibi programlar hayata geçiriyor. 2020’den bu yana Birleşmiş Milletler Kadınların Güçlendirilmesi İlkeleri’nin imzacısı olan şirket, 2022’de KAGİDER Fırsat Eşitliği Sertifikası’nı da aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Eksim Holding’in 40 Yıllık Başarısında Yeni Dönem: İnsan Odaklı Marka Yönetimi Haber

Eksim Holding’in 40 Yıllık Başarısında Yeni Dönem: İnsan Odaklı Marka Yönetimi

Enerjiden gıdaya uzanan ve stratejik alanlarda faaliyet gösteren şirketlerinin iletişim süreçlerini 360 derece anlayışıyla yöneten Eksim Holding, 40. kuruluş yılı kapsamında benimsediği yeni marka ve pazarlama yaklaşımını paylaştı. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Eksim Holding CMO’su Ahmet Yaman, hizmet sektöründe faaliyet gösteren şirketlerde markalaşmanın iletişim süreçlerindeki rolünü aktardı. Özellikle enerji sektöründe müşteri deneyimi ve marka algısının giderek daha kritik bir önem kazandığına dikkat çeken Yaman, Eksim Holding bünyesinde bulunan köklü şirketlerin sürdürülebilirlik çalışmaları ile marka değerlerinin artırılmasına yönelik yaklaşımları da paylaştı. “İnsan odaklı marka yönetim anlayışını destekliyoruz” Eksim Holding iştiraklerinde operasyonel başarılarının yanı sıra iletişim ve marka yönetimi tarafında da önemli bir dönüşüm gerçekleştirildiğini belirten Eksim Holding CMO’su Ahmet Yaman, değişen dünyanın artık şirketlerden üretim gücünün yanında veri yönetimi, etkili marka anlatımı ve insan odaklı iletişim beklediğini söyledi. Yaman, “40. yılımızı kutlarken, Eksim Holding’in köklü geçmişini geleceğin dünyasına taşıyan yenilikçi iletişimlerimizi sürdürüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada yalnızca üretim kapasitesiyle değil; sürdürülebilirlik yaklaşımı, teknoloji yatırımları ve insanla bağ kuran marka anlayışıyla öne çıkan bir yapı inşa ediyoruz” dedi. Özellikle enerji sektörü gibi kritik bir alanda Dicle Elektrik ile hizmet verdiklerini belirten Yaman şunları söyledi: “2,5 milyondan fazla aboneye ve toplamda 6,5 milyon insana elektik dağıtım hizmeti sunan şirketimiz, yatırımlarıyla Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin önde gelen kuruluşları arasında yer alıyor. Pazarlama ve iletişim ekibi olarak şirketimizle ilgili gerçekleştirdiğimiz müşteri memnuniyeti araştırmalarının sonucunda sunduğumuz hizmetleri destekleyecek iletişim projelerinin gerekliliğini gördük. Bu doğrultuda markalarımızın bilinirliğini ve bölge halkındaki farkındalığı pekiştirecek adımlar atma kararı aldık. Bunların sonucunda DicleFest Projesi ve Aydınlatma Kampanyası gibi önemli çalışmaları hayata geçirdik. Dolayısıyla artık Dicle Elektrik ile kendimizi yalnızca bir dağıtım şirketi olarak değil, ‘Enerjinin Ötesinde Dağıtım Şirketi’ yaklaşımıyla konumlandırıyoruz. Bu sebeple de bölge insanıyla kültürel, sosyal ve duygusal bağ kuran projeler geliştirmeye odaklanıyoruz.” “DicleFest ile hayata dokunduk” Dicle Elektrik ile hizmet verdikleri illerde başlatılan DicleFest’le ilgili bilgiler veren Ahmet Yaman, “Enerji ve Teknoloji Festivalimiz DicleFest ile Diyarbakır, Şanlıurfa, Batman ve Siirt’te başta çocuklar ve gençler olmak üzere 350 bine yakın kişiye ulaştık. Çocukların enerji teknolojilerini yerinde deneyimlemesi bizim için çok kıymetli. Düzenlediğimiz etkinlikler, atölyeler ve konserlerle yalnızca bir festival gerçekleştirmedik; bölge halkıyla aynı duyguda buluşan, güvene ve samimiyete dayalı bağlarımızı güçlendirdik. İnsanların hayatına dokunan bu yaklaşımımızın marka algımızı güçlendiren en önemli unsurlardan biri olduğuna inanıyoruz. DicleFest’i önümüzdeki dönemde diğer hizmet illerimiz Şırnak ve Mardin’de düzenlemeyi planlıyoruz” diye konuştu. “Yılmaz Vural ile sahaya indik” Eksim Holding CMO’su Ahmet Yaman, Dicle Elektrik’in 8 bin çalışanıyla hizmet bölgesinde kesintisiz enerji hizmeti sunabilmek adına yılın her döneminde sahada aktif şekilde çalıştığını belirterek, bu emeği daha geniş kitlelere ulaşabilecek bir iletişim diliyle anlatmak istediklerini ve bunun için de yeni bir kampanya başlattıklarını belirterek şöyle konuştu: “Bizim için enerji insanların günlük yaşamını doğrudan etkileyen kritik bir alan. Sahada gece gündüz çalışan çok büyük bir ekibimiz var. 2025 yıl sonu itibarıyla 39 bin 104 LED tesis ve dönüşüm uygulamasıyla modern aydınlatmada Türkiye’deki 21 elektrik dağıtım şirketi arasında ilk sırada yer aldık. Elektriğin kesintisiz şekilde ulaştırılması için verilen emeği, şehirlerdeki gözle görülür değişimi ve bunun sonucunda bölge insanımızın hayatındaki dönüşümü daha sıcak bir anlatımla görünür kılmak istedik. Bu amaçla biz de 2000’li yılların başında Diyarbakırspor’u da çalıştıran ünlü teknik direktörlerimizden Yılmaz Vural ile birlikte sahaya indik. Modern aydınlatma yatırımlarımızı odağına alan ‘Gözün Aydın’ kampanyamız kapsamında hazırlanan reklam filminde, hocamızın enerjik ve samimi üslubuyla bölgedeki şehirlerin daha aydınlık, güvenli ve estetik bir görünüme kavuşmasına dikkat çektik. Bu kampanyamız kapsamında ilk etapta Diyarbakır’da, ardından diğer illerde kurulacak etkinlik alanlarıyla insanımız modern aydınlatma uygulamalarını yakından deneyimleme fırsatı bulacak.” “60 yılı aşan markamızı geleceğe taşıyoruz” Yaman, Eksim Holding bünyesinde yeni nesil iletişim projelerine ek olarak köklü markaların hikayelerinin de önemli bir yere sahip olduğunu belirtti. Yaman ayrıca, Türkiye’nin en bilinen un markalarından biri olan Sinangil’in, 63 yılı aşan geçmişiyle bugün hâlâ güçlü bir tüketici bağı kurmayı başardığını ifade ederek, “Sinangil yalnızca bir gıda markası değil, nesiller boyunca mutfaklarda yer etmiş gerçek bir ‘lovemark’. Ayrıca sahada ve dijital kanallarda yürüttüğümüz iletişim çalışmalarıyla da marka sadakatimizi nesilden nesile taşıyoruz” dedi. Aslı’nın dönüşümü, tüketicinin marka algısını değiştirmeyi başardı Eksim Holding’in kafe-fırın sektöründeki temsilcisi Aslı’nın dönüşüm yolculuğuna da değinen Ahmet Yaman, “Aslı’nın 33 yıl önce başlayan hikayesini bugün Eksim Holding olarak çok daha modern bir kafe-fırın deneyimine dönüştürüyoruz. Mağazalarımızda sunduğumuz kurabiye, kahve ve serinleten içecek çeşitlerimizle müşterilerimize yalnızca ürün değil, keyifli bir yaşam alanı sunduk. Modern mağaza tasarımlarımız ve ürün çeşitliliğimiz sayesinde Aslı, hem kent hayatı içerisinde hem iş merkezlerinin yoğunlaştığı bölgelerde insanların severek vakit geçirdiği bir mola ve keyif durağı haline geldi. Markamız büyümeye devam ederken hayata geçirdiğimiz ‘Aslı’da Dükkan Senin’ franchise kampanyasıyla da girişimcilere daha erişilebilir ve uygun koşullu yatırım imkanları sunmaya başladık. Bu çalışmalarımız güven veren marka algımızı pekiştirdi” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Siber Güvenlik Dünyası BZsec 2026’da Buluştu Haber

Siber Güvenlik Dünyası BZsec 2026’da Buluştu

Bilişim Zirvesi Etkinlik tarafından düzenlenen zirvenin en dikkat çekici başlıklarından biri, siber tehdit istihbaratı uzmanı Vitaly Kamluk’un 20 yıl boyunca görünmeden kalan ve kritik fiziksel sistemleri etkileyebilecek kapasiteye sahip olduğunu belirttiği “Fast16” adlı siber silaha ilişkin değerlendirmeleri oldu. Uluslararası siber güvenlik araştırmacısı Costin Raiu ise sunumunda, yapay zekâ ile desteklenen saldırganların geçmişe kıyasla binlerce kat daha büyük bir etki gücüne ulaştığını belirterek uyarıda bulundu. BZ Güvenlik Siber Güvenlik Lideri Ödülleri kapsamında birincilik ödülünün sahibi Hakan Türköner oldu. Türkiye’nin kurumsal siber güvenlik alanındaki önemli buluşmalarından biri olarak konumlanan Güvenlik Zirvesi - BZsec 2026’da yalnızca bugünün tehditleri değil, güvenliğin geleceğini şekillendirecek teknolojiler ve savunma yaklaşımları da değerlendirildi. Siber güvenlik ekosisteminin önde gelen yerli ve yabancı uzmanlarını buluşturan etkinlikte, yapay zekâ çağında değişen tehdit ortamı, dijital güvenin sürdürülebilirliği ve kurumların yeni güvenlik mimarileri, kapsamlı oturumlarda “Kontrol Kimde?” teması ile masaya yatırıldı. Siber Savaşların Yeni Dönemi BZsec Sahnesinde BZsec 2026’nın açılış konuşmasını BThaber Başkan Yardımcısı Neslihan Aksun gerçekleştirdi. Aksun, “Yapay zekâ hayatımızı kolaylaştırıyor. Bulut teknolojileri hız kazandırıyor. Dijitalleşme kurumlara büyük avantajlar sağlıyor. Ama aynı zamanda saldırılar da değişiyor. Artık karşımızda sadece zararlı yazılımlar yok. Karşımızda; yapay zekâ destekli saldırılar, görünmeyen siber casusluk faaliyetleri, kimlik odaklı tehditler, tedarik zinciri riskleri, deepfake teknolojileri ve sessizce ilerleyen yeni nesil saldırılar var. Güvenlik artık yalnızca teknoloji ekiplerinin konusu değil, iş sürekliliğinin, itibarın, müşteri güveninin ve kurumların geleceğinin konusu diyerek, katılımcılara “Kontrol Kimde?” sorusu ile seslendi. Etkinliğin keynote konuşmacılarından dünyaca ünlü siber tehdit istihbaratı uzmanı Vitaly Kamluk, “Cyber Wars Have Gone Silent: No One Notices Anymore” başlıklı sunumunda , siber savaşların ne kadar görünmez olabileceğini gözler önüne seren bilgiler verdi. Kamluk “Bugüne kadar fiziksel dünyaya etki eden ilk büyük siber silahı 2010 yılında ortaya çıkan Stuxnet olarak biliyorduk. Ancak yaptığımız araştırmalar, Fast16’nın en az beş yıl daha geriye, hatta 2005 yılına uzandığını gösteriyor. Tam 20 yıl boyunca tamamen görünmez kalmayı başaran bu siber silah, siber güvenlik dünyasındaki pek çok kabulü yeniden sorgulamamıza neden oldu. Fast16’yı gerçekten dehşet verici kılan unsur; sistemleri ele geçirmekten ziyade fiziksel simülasyonlarda kullanılan yüksek hassasiyetli matematiksel hesaplamaları gizlice değiştirmesidir. Bu yazılım, deprem dayanıklılık testlerinden uçak güvenlik simülasyonlarına, hidrodinamik modellemelerden kritik altyapı projelerine kadar birçok mühendislik sürecini etkileyebilecek şekilde tasarlanmıştı. Siber tehditlerin yalnızca veri çalmak veya sistemleri devre dışı bırakmakla sınırlı olmadığını, fiziksel dünyada da ciddi sonuçlar doğurabilecek kapasiteye sahip olduğunu gördük. Bugün ise yapay zekâ çağında yaşıyoruz ve yapay zekâ modellerinin eğitimi de aynı şekilde yüksek hassasiyetli hesaplamalara dayanıyor. Fast16 benzeri bir tehdidin yapay zekâ eğitim süreçlerine sızması halinde, beklenmedik davranışlar sergileyen, kritik karar mekanizmalarında hatalara yol açan modeller ortaya çıkabilir. Böyle bir saldırı, günlük yaşamda kullandığımız sistemler de dahil olmak üzere geniş çaplı ve benzeri görülmemiş zincirleme etkilere neden olabilir. Bu nedenle ‘hesaplama bozulması’ (computation corruption) olarak tanımladığımız tehdit, bugün siber güvenlik alanında en az anlaşılan ve en az araştırılan konulardan biri olmayı sürdürüyor. C-Suite Gündemi: Tehditler Değişti, Kurumlar Değişebildi mi? Etkinliğin dikkat çeken bölümlerinden biri olan “C-Suite Gündemi: Tehditler Değişti, Kurumlar Değişebildi mi?” başlıklı ana panelin moderatörlüğünü BThaber Başkanı Murat Göçe üstlendi. Siber saldırıların finans ve enerji sektörü üzerindeki etkilerinin ele alındığı panelin açılışında konuşan Göçe, “Bugün bu zirvede öğrendiğimiz önemli noktalardan biri de Kamluk’un ifade ettiği gibi saldırıların geçmişinin düşündüğümüzden çok daha eskiye dayanması oldu. Stuxnet’i uzun yıllar boyunca 2010’lu yıllarla ilişkilendirdik. Ancak yapılan değerlendirmeler, bu tür tehditlerin kökenlerinin çok daha eskiye uzandığını gösteriyor. Bu durum, saldırıların çok önceden başladığını ancak farkındalığımızın çoğu zaman geriden geldiğini ortaya koyuyor” dedi. Panelistler arasında yer alan Aydem Enerji CISO’su Nurdan Demirci, “Enerji dağıtımı ve yönetimi gibi süreçlerde meydana gelecek siber saldırı kaynaklı kesintiler bizim en büyük korkulu rüyamız; çünkü enerji durursa tüm hayati süreçler durur diyerek konunun önemine dikkat çekti. Çağın gerisinde kalmamak için IT ile OT sistemlerini birbirine yaklaştırmak, yapay zekanın yetkinliklerinden ve veri analitiğinden faydalanmak zorundayız diyen Demirci, ancak bu entegrasyon atak yüzeyini inanılmaz şekilde değiştiriyor. Eskiden arkasında sakladığımız o dokunulmaz SCADA sistemlerimiz, sahadaki binlerce akıllı sayaç, trafo merkezi ve üretim noktalarımız ulaşılabilir hale geliyor. IT dünyasından ufak bir tıkla başlayan bir atağın nerelere kadar sızabileceğinin ucu bucağı yok” dedi. Diğer panelist Alternatif Bank CISO’su Özer Gülce ise konuşmasında şunları aktardı: "Finans sektöründe de süreklilik, sürdürülebilirlik, operasyonel devamlılığın esası kurumsal hafıza. Kurumsal hafızadan kastım, sistemlerin, süreçlerin sizsiz de devam edebilme yetkinliği. Bunu oturtabilmenin yolu da biz bilgi güvenliği yöneticilerine düşüyor, çünkü yönetişimi çok iyi bilmeniz lazım. Bu bir orkestra ve biz hesap veren makamız. Ayrıca kod kalitesi çok kritik bir nokta. Hem bana atak yüzeyi yaratıyor hem de katman olarak birtakım riski uygulama katmanında tutuyor" dedi. Yapay zeka ile yetenekli saldırganların birleşimi, geçmişin binlerce kat daha fazlasını başarıyor Uluslararası siber güvenlik dünyasının önde gelen araştırmacıları arasında gösterilen Costin Raiu ise “The Evolution of Cyber Espionage – From Stuxnet to AI-Powered Threats” başlıklı sunumunda siber casusluğun dönüşümünü ve yapay zekâ destekli tehditlerin geleceğini ele aldı. Raiu, geçmiş dönemdeki bazı olayları aktararak, tespitlerini aktardı: "Geçmişteki olaylardan çok şey öğrenebileceğimizi ve bunları karşılaştığımız yeni saldırılara uygulayabileceğimizi düşünüyorum. Özellikle eski saldırılara bakmak—ben buna 'siber dinozor iskeletleri bulma sanatı' diyorum—gelecekte savunmamızı nasıl uyarlamamız gerektiğini anlamamızı sağlıyor. Ancak ortak koda dayalı bu ilişkilendirme bazen başarısız da olabilir. Örneğin Olympic Destroyer saldırısında, zararlı yazılımın aynı koda sahip olduğunu, ancak saldırganın aynı kişi olmadığı vakalar gördük. Siber güvenliğin geleceğine doğrudan bakarsak, bence yapay zekanın (AI) kalıcı olduğu ortada. Gelecekte her şey yapay zeka olacak. Birkaç yıl içinde muhtemelen ben burada olmayacağım, size tüm bunları sunan bir yapay zeka olacak. Tehdit aktörlerinin siber saldırılarında yapay zekayı zaten kullandıklarını anlamamız gerekiyor. Yapay zeka ile yetenekli saldırganların birleşiminin artık geçmişte mümkün olandan binlerce kat daha fazlasını başarabildiğini gördüm. Hepsini bir araya getirdiğinizde, size hiçbir insan tarafından eşleştirilemeyecek bir güç çarpanı sağlar” şeklinde ifade etti. Kaspersky Kıdemli Satış Öncesi Yöneticisi Fırat Aslantaş ise “Tehdit İstihbaratı ve Etkin Servisler ile Modern Siber Güvenlik Yaklaşımı” sunumunda; “Biz istihbarata iki farklı bakış açısıyla bakıyoruz. Bir tanesi, insan tarafından anlamlandırılan ve okunabilir olan tehditler; diğer tarafta da aslında tam anlamıyla çıkan tehdit modellemesini bir güvenlik yaklaşımıyla, güvenlik ürünlerine entegre edebileceğimiz, aynı zamanda da yanıt verebileceğimiz senaryolar. Tehdit datalarını, tüm güvenlik servisleriyle, entegre edilebilir duruma getirdik” dedi. Trendyol Kıdemli Güvenlik Mühendisi Alican Kiraz “Deepfake ve Sentetik Kimliklere Karşı Yeni Nesil Savunma” başlıklı sunumunda, yapay zekâ destekli kimlik tehditlerine karşı geliştirilen yeni savunma yöntemlerini katılımcılarla paylaştı. Zirvenin dikkat çeken diğer bir konusu ise SOC oldu. ADEO Siber Güvenlik Küresel Stratejiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Halil Öztürkci “SOC’tan AI SOC’a: Güvenlik Operasyonlarında Yeni Çağ” başlıklı sunumunda; güvenlik operasyon merkezlerinin yapay zekâ ile birlikte geçirdiği dönüşümü ele aldı. “Saldırı Ne Zaman Başlar? Kurumlar Ne Zaman Fark Eder?” başlıklı konuşmasında siber tehditlerin hızına dikkat çeken Bilgi Birikim Sistemleri Bilgi Güvenliği İş Geliştirme Müdürü Engin Şeref, “Saldırganlar yeni açıklanan bir güvenlik açığını 24 saat içinde kendileri için kullanılabilir hale getirebiliyor. Zararlı yazılımların ise ortalama 29 dakika içinde dolaşıma giriyor. Buna karşılık güvenlik ekiplerinin bir açığı yamaması ortalama 102 gün sürüyor. Saldırganlar bu zaman farkını kurum ortamlarına sızmak ve sistemleri ciddi şekilde etkilemek için kullanıyor” şeklinde ifade etti. “Görünmeyen Saldırılar Çağı: Sistem Değil, Algı Hack’leniyor” başlıklı oturumda Siber Güvenlik Otoritesi Gökhan Say, yeni nesil manipülasyon teknikleri, dijital algı operasyonları ve yapay zekâ çağında değişen saldırı yüzeylerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Oturumda ayrıca Fuzul Holding CISO’su Deniz Akay ile Yapı Kredi Teknoloji CISO’su Ümit Malkoç da kurumların karşı karşıya olduğu yeni nesil tehditler ve değişen güvenlik yaklaşımlarına ilişkin görüşlerini katılımcılarla paylaştı. Zirve programında ayrıca; Hayat Holding CISO’su Uğur Murathan Gemicioğlu, “Fabrikadan Buluta: Güvenlik Aynı mı, Yoksa Risk Farklı mı?” başlıklı sunumunda farklı teknoloji altyapılarındaki güvenlik yaklaşımlarını ele aldı. Burgan Bank CISO’su Turan Mola, finans sektörünün karşı karşıya olduğu yeni riskleri “Finansal Yapıda Gerçek Risk: Görünen Tehditler mi, Görünmeyen Açıklar mı?” başlıklı konuşmasında değerlendirdi. Kron Teknoloji CPO’su Mehmet Ilgaz, “AI Ajanları Çağında Telemetri Yönetimi” başlıklı konuşmasında, yeni nesil güvenlik mimarilerinde telemetri yönetiminin önemine dikkat çekti. OYAK Dijital CISO’su Nusret Karakaya, dağıtık yapılarda güvenliğin nasıl yönetilmesi gerektiğine ilişkin görüşlerini paylaşırken, ASEE/Payten CISO’su İsmail Orhan, “Post-Quantum Döneme Hazırlık: Kriptografide Büyük Dönüşüm” başlıklı sunumunda post-kuantum dönemde kriptografinin geçireceği dönüşümü ele aldı. DNSSense Satış Direktörü Emre Özdemir, görünmeyen ağ trafiğinin oluşturduğu riskleri aktarırken, İhlas Holding CISO’su Öner Ziya Baş ise tedarik zinciri güvenliğinin yeni dönemde geçirdiği dönüşüme dikkat çekti. “E-posta'dan Cloud'a: Modern Saldırı Zincirinde Görünmeyeni Görünür Kılmak” başlıklı sunumunda Barracuda Türkiye ve Azerbaycan Ülke Müdürü İlknur Çifçibaşı, modern saldırı zincirindeki görünmeyen riskleri değerlendirirken, “Saldırganlar Sistemi Değil, Davranışları Hedefliyor” başlıklı konuşmasını yapan Proofpoint Bölge Müşteri Yöneticisi Cumhur Kızıları, insan odaklı tehditlere ilişkin görüşlerini paylaştı. Siemens Proje Mühendisi Yavuz Köse ise OT Security alanındaki güncel gelişmeleri katılımcılarla paylaştı. Etkinliğin dikkat çeken bölümlerinden biri olan “Agentic AI Çağında Yeni Saldırı Yüzeyi: Context’i Kim Kontrol Ediyor?” başlıklı mini sohbet bölümünde Siber Güvenlik Stratejisti Burak Bozkurtlar ile MasterLabs Kurucu & CTO’su Kerem Çeliker, yapay zekâ ajanlarının oluşturduğu yeni saldırı yüzeylerini ve bağlam güvenliğinin geleceğini değerlendirdi. Security Ödülleri Sahiplerini Buldu BZsec 2026’nın kapanışında düzenlenen Security Ödülleri Töreni’nde siber güvenlik alanında hayata geçirilen başarılı çalışmalar ve projeler ödüllendirildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda birincilik ödülünün sahibi Hakan Türköner olurken, ikincilik ödülü Fatih Çelik’in oldu. Bahadır Gökhan Sarıkoz ve Cihan Subaşı ise üçüncülük ödülünün sahipleri oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

EY Enerji Konferansı’nda Küresel Enerji Sektörünün Gündemi Ve Geleceği Masaya Yatırıldı Haber

EY Enerji Konferansı’nda Küresel Enerji Sektörünün Gündemi Ve Geleceği Masaya Yatırıldı

Uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık şirketi EY’ın 10-11 Haziran’da düzenlediği Bölgesel Enerji Konferansı’nın dördüncüsü, bu sene İstanbul’da gerçekleştirildi. Enerji sektörünün dönüşümüne yön veren başlıkların ele alındığı konferansta; jeopolitik gelişmeler, yapay zekâ, enerji güvenliği, yatırım stratejileri, siber güvenlik ve COP31 gündemi öne çıkan konular arasında yer aldı. 10’dan fazla ülkeden üst düzey enerji sektörü liderleri ve EY enerji uzmanlarının yer aldığı konferansta sektörün karşı karşıya olduğu riskler, zorluklar ve yeni fırsat alanları değerlendirildi. Enerji sektörünün geleceğine ilişkin farklı perspektiflerin bir araya geldiği program kapsamında yeni teknolojiler, enerji dönüşümü, yatırım trendleri ve sektörün geleceğine yönelik paneller ile enerji değer zinciri boyunca öne çıkan gelişmelerin değerlendirildiği interaktif oturumlar gerçekleştirildi. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Sayın Ahmet Berat Çonkar’ın katılımlarıyla düzenlenen konferansta; son birkaç yılda yaşanan jeopolitik gelişmelerle enerjinin küresel ekonominin en stratejik unsurlarından biri olmaya devam ettiğine dikkat çekildi. Sayın Çonkar konuşmasında; enerjinin geleceğini derinden etkileyecek yapısal eğilimlerden bahsederek yapay zekâ ve ileri teknolojilerin, yeni veri merkezleri aracılığıyla dünya genelinde yeni bir elektrik talebi katmanı oluşturduğunu vurguladı. Aynı zamanda giderek daha dijital hale gelen bir dünya için yeterli, güvenilir ve erişilebilir elektriğin nasıl sağlanacağıyla da ilgili görüşlerini aktardı. Ayrıca, enerji güvenliğinin artık yalnızca kaynaklara erişimle tanımlanmadığını; çeşitlendirilmiş tedarik kaynakları, dayanıklı altyapı ve sistem esnekliğini de gerektirdiğini belirten Çonkar; bu tür sistemleri kurabilen ülkelerin, küresel enerji dönüşümünün sunduğu fırsatlardan yararlanırken belirsizlikleri de daha etkin şekilde yönetebileceğinin altını çizdi. EY -CESA Enerji Sektörü Lideri Jaroslaw Wajer açılış konuşmasında, EY Bölgesel Enerji Konferansı’nın enerji sektörünün geleceğine ışık tutma konusundaki stratejik öneminden bahsederek, bu konferansın bu sene İstanbul’da düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti paylaştı. Bu yıl dördüncüsü düzenlenen konferansın enerji sektöründeki paydaşlar arasında bilgi paylaşımı, görüş alışverişi ve iş birliğini güçlendiren önemli bir platform haline geldiğine dikkat çekti. İstanbul’un seçilmesinin, şehrin stratejik konumu, gelişen enerji piyasası ve kültürel bir buluşma noktası olma özelliğiyle yakından ilişkili olduğunu vurgulayan Wajer, konferansın bölgedeki öncü ülkelerden enerji sektörü liderlerini bir araya getirerek sektörün geleceğine yön verecek tartışmalar için güçlü bir zemin sunduğunu ifade etti. EY Eurasia Bölge Lideri Metin Canoğulları ise konuşmasında, Türkiye’nin jeostratejik konumuna dikkat çekerek, Avrupa ile Asya arasında bir enerji köprüsü olma rolünün güçlendiğini vurguladı. Türkiye’nin enerji koridoru olmasının ötesinde, aynı zamanda bölgesel bir ticaret ve dağıtım merkezi haline geldiğini belirten Canoğulları, bu konumun enerji arz güvenliği, tedarik çeşitliliği ve bölgesel entegrasyon açısından kritik bir değer sunduğunu ifade etti. Dinamik küresel ortamda dayanıklılık, çeviklik ve uyum yeteneğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan EY-Parthenon Türkiye Enerji Sektörü Lideri ve şirket ortağı Cem Çamlı, enerji sektöründe yaşanan jeopolitik gelişmelerin etkilerinin, altı alanda ortaya çıktığını söyledi. Öncü ülkelerin enflasyon tahminlerinin yükseldiğini, ekonomik büyüme tahminlerinin düştüğünü, hammadde fiyatlarının artış eğilimine girdiğini ve merkez bankalarının para politikalarında daha dikkatli hareket ettiğini belirtti. Tüm bu gelişmelerin hepsinin birlikte yönetilmesi gerektiği bu dönemde, ülkelerin politikalarında enerji arz güvenliği bir numaralı öncelik haline geldi. Bugün yaşanan enerji krizlerinin devam etmesi senaryosunda, küresel enerji piyasası dinamiklerinin etkilerinin enerji sektörünün ötesinde ulaştırma, tarım, perakende, inşaat ve sanayi gibi birçok sektörü etkileyebileceğini söyledi. En başarılı kurumların reaktif kriz yönetiminden, proaktif dayanıklılık yönetimine geçebilen kurumlar olacağını ifade eden Çamlı; “Kararlarımızı farklı ticari senaryolara dayanarak vermeli ve çeşitli olası sonuçlara hazırlıklı olmalıyız” dedi. Enerjisa Üretim CEO'su İhsan Erbil Bayçöl moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘Dönüşüm sürecinde liderlik: Orta Avrupa’da riskleri fırsatlara dönüştürmek’ başlıklı panelde; IC Enterra CEO'su Cem Aşık, Başkentgaz CEO’su Emre Torun, TAURON CEO’su Grzegorz Lot, ENEA S.A. Ticari İşler Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bartosz Krysta hızla değişen bir ortamda liderlerin stratejisi, enerji güvenliği, pazar dönüşümü ve dayanıklılık konuları hakkında görüş ve gelecek için önerilerini paylaştı. EY Parthenon Enerji Sektörü Lideri Kinga Charpentier moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘Sermaye için rekabet: Bir fırsatı yatırım yapılabilir kılan nedir?’ başlıklı panelde ise; EBRD Avrasya Enerji Bölümü Başkanı Şule Kılıç, Sunotec-Group Strateji Başkanı Alexander Zahariev, Actis LLP Başkan Yardımcısı Jonathan Herren ve OX2 A.B. Ülke Müdürü Lacramioara Diaconu katılımcılarla yüksek performans gösteren olgun pazarlardan güncel içgörüleri ve çıkarılan dersleri paylaştı. ‘Enerji güvenliğinin yeniden tanımlanması: Sahadan gelen dayanıklılık, egemenlik ve sistem hazırlığı’ panelinde ise uzun vadeli risklere yönelik stratejik yanıtlar EY Türkiye Siber Güvenlik Hizmetleri Lideri Ulvi Cemal Bucak moderatörlüğünde Corvion P.S.A. Genel Müdürü Mariusz Balicki ile ele alındı. Yapay zekâ kaynaklı elektrik talebi hızla büyüyor Konferansta, enerji sektörünün yapay zekâ yatırımlarındaki hızını da dikkat çekildi. Küresel çapta neredeyse tüm sektörlerdeki yapay zekâ yatırımlarındaki büyümenin enerji talebini de önemli ölçüde artırdığını belirtildi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) projeksiyonlarına göre yapay zekâ kaynaklı elektrik talebinin on yılın sonuna kadar iki katından fazla artabileceği ifade edilerek, şebeke kapasitesi ve bağlantı süreçlerinin kritik öneme sahip olduğunu vurgulandı. Yapay zekâ ile enerji arasındaki ilişkinin önündeki temel engelin teknoloji değil, koordinasyon eksikliği olabileceği aktarıldı. Yapay zeka – Olga, Thierry, George isimlerini ekleyelim. Veri merkezleri enerji ekosisteminin yeni esnek varlıkları olabilir Veri merkezlerinin gelecekte enerji sistemlerinin esnek unsurlarına dönüşebileceğine dikkat çekilerek, EY’ın yapay zekâ ajanları ve süreç otomasyonuna önemli yatırımlar yaptığı belirtildi. Özellikle veri merkezlerinin enerji şebekelerine sağlayabileceği esneklik değerinin sektörün en önemli tartışma alanlarından biri haline geldiği ifade edildi. Enerjiye erişimin veri merkezi büyümesinin önündeki en büyük kısıtlardan biri haline geldiği vurgulanırken, teknoloji şirketleri ile enerji şirketleri arasında yeni iş birliği modellerinin geliştiğine de dikkat çekildi. Veri merkezleri enerji sisteminin esnek varlıkları hâline gelebilir mi, talebi gerektiğinde ayarlayabilirler mi, şebeke dengelemesine katkı sağlayabilirler mi, elektrik tüketen yapılar olmanın ötesine geçerek şebeke esnekliğini destekleyebilirler mi? gibi konu başlıkları ele alındı. Bu sene COP31’de odak, uygulama ve sonuçlar olacak Konferans programının önemli başlıkları arasında yer alan COP31 ile ilgili olarak EY Türkiye İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Hizmetleri Lideri Şirket Ortağı Ece Sevin; bu sene COP31 gündeminin artık daha fazla uygulama ve sonuç alma odağında şekillendiğini söyledi. Sevin; enerji dönüşümü, yenilenebilir enerji, yeşil sanayileşme, iklim finansmanı, gıda güvenliği, dayanıklı şehirler, sağlık sistemleri, döngüsel ekonomi ve atık yönetiminin COP31’in öne çıkan başlıkları arasında yer alacağını belirtti. İklim gündeminin yalnızca çevre politikalarıyla sınırlı olmadığını ifade eden Sevin, bu süreçlerin sermaye maliyetlerinden yatırım kararlarına, karbon piyasalarından sürdürülebilirlik raporlamasına kadar şirketlerin iş modellerini doğrudan etkilediğini vurguladı. Sevin, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ve diğer iklim odaklı düzenlemelerin şirketlerin maliyet yapılarını doğrudan etkileyebileceğine değindi. Öte yandan sürdürülebilirlik raporlaması alanında da küresel ölçekte daha güçlü bir dönüşüm yaşandığının altı çizildi. Bu dönüşüm; ISSB standartları, CSRD ve diğer yeni raporlama gereklilikleri aracılığıyla giderek hız kazandığı, Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi (CSDDD) gibi düzenlemelerin, tedarik zincirlerinin tamamında daha yüksek şeffaflık beklentileri oluşturduğu aktarıldı. Konferansın ikinci gününde ise uluslararası katılımcılarla birlikte Enerjisa Üretim Senkron Remote Operation Center’a ziyaret gerçekleştirilerek; enerji operasyonlarında dijitalleşme, verimlilik ve uzaktan yönetimin sektördeki etkisi yerinde incelendi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerjisa Üretim Power MBA’de 5. Dönem Tamamlandı Haber

Enerjisa Üretim Power MBA’de 5. Dönem Tamamlandı

Enerji dönüşümünün hız kazandığı, yeni teknolojilerin ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımların sektör dinamiklerini yeniden tanımladığı bir dönemde Enerjisa Üretim, geliştirdiği yenilikçi projeler ve uzmanlık birikimiyle sektöre yön vermeyi sürdürüyor. Şirket, Power MBA Profesyonel Gelişim Programı ile sektörün ihtiyaç duyduğu liderlik, uzmanlık ve stratejik bakış açısının güçlenmesine katkı sunarak sektörün dönüşümünü desteklemeye devam ediyor. Disiplinler arası bir gelişim yolculuğu Sabancı Üniversitesi EDU iş birliğiyle hayata geçirilen ve bu yıl beşinci dönemini tamamlayan Power MBA Programı, enerji sektörünün dönüşen ihtiyaçlarına yanıt verecek yetkinlikleri geliştirmeyi amaçlayan kapsamlı yapısıyla öne çıktı. 24 farklı kurumdan 48 profesyoneli ortak bir gelişim platformunda buluşturan program, toplam 120 saatlik eğitim içeriğiyle katılımcılara enerji sektörünün teknik, finansal, stratejik ve sürdürülebilirlik boyutlarını bütüncül bir perspektifle değerlendirme imkânı sundu. Kamu ve özel sektörden geniş bir katılımcı profiline sahip olan programda; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, EPİAŞ, TEİAŞ, DSİ gibi kurumların yanı sıra enerji, sanayi ve finans alanlarında faaliyet gösteren birçok şirketten profesyoneller yer aldı. Kamu ve özel sektörden geniş bir katılımcı profiline sahip olan ve 39 mezun veren programda; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, EPİAŞ, TEİAŞ, DSİ gibi kurumların yanı sıra enerji, sanayi ve finans alanlarında faaliyet gösteren birçok şirketten profesyoneller yer aldı. Enerjisa Üretim çalışanlarının da dahil olduğu program, farklı disiplinlerden uzmanları, ortak bir öğrenme ve deneyim paylaşımı platformunda buluşturdu. 4 Modül ve 44 Eğitmenle Güçlenen Program Dört modülden oluşan Power MBA programı, enerji arz ve talebi, enerji yönetimi, proje finansmanı, enerji piyasaları, sürdürülebilirlik, iklim değişikliği, enerji depolama teknolojileri, hidrojen, dijitalleşme, yapay zekâ uygulamaları, siber güvenlik, portföy yönetimi ve yetenek yönetimi gibi enerji sektörünün yeni dönem öncelikleri arasında yer alan kritik başlıklara odaklandı. Program boyunca katılımcılar, enerji sektörünün önde gelen akademisyenleri, sektör profesyonelleri ve Enerjisa Üretim liderleri dahil olmak üzere toplam 44 eğitmen tarafından eğitim alma fırsatı yakaladı. Bu dönem programa eklenen EDU Session oturumlarıyla, katılımcılar moderatör eşliğinde enerji sektörüne ilişkin güncel konuları ve program boyunca ele alınan başlıkları daha serbest ve etkileşimli bir ortamda değerlendirme imkânı buldu. Programın ayrılmaz bir parçası olan Reflection Session’larda ise katılımcıların eğitimlerden elde ettikleri kazanımları değerlendirmeleri, içgörülerini paylaşmaları ve farklı bakış açıları geliştirmeleri desteklendi. Power MBA kapsamında gerçekleştirilen networking etkinlikleri, vaka çalışmaları ve Bandırma Enerji Üssü teknik gezisi gibi uygulamalı deneyimler ise katılımcıların teorik bilgilerini sahadaki uygulamalarla birleştirmelerine olanak sağladı. “Enerji dönüşümünün merkezinde yetkinlik ve gelişim var” Power MBA’in, aynı zamanda enerji ekosistemine değer katacak liderlerin yetişmesine katkı sunan güçlü bir yetkinlik kazanım platformu olduğunu belirten Enerjisa Üretim İnsan ve Kültür Genel Müdür Yardımcısı Ayşegül Gürkale “Enerji sektörü bugün teknolojik bir dönüşüm yaşarken aynı zamanda yeni yetkinlikler, yeni liderlik anlayışları ve disiplinler arası iş birlikleri gerektiren kapsamlı bir değişimden geçiyor. Power MBA programımızla beş yıldır sektörün farklı paydaşlarını aynı gelişim yolculuğunda bir araya getiriyor, bilgi paylaşımını ve ortak öğrenme kültürünü güçlendiriyoruz. Bu yıl başarıyla tamamlanan programımız, farklı kurum ve uzmanlık alanlarından profesyoneller arasında güçlü bir etkileşim ortamı oluştururken, katılımcıların stratejik bakış açılarını ve liderlik yetkinliklerini geliştirmelerine katkı sağladı. Teknik uzmanlığı bütüncül bir sektör perspektifiyle buluşturan bu güçlü topluluğun, Türkiye’nin yenilenebilir enerji dönüşümünde önemli roller üstleneceğine inanıyoruz. Enerji sektörünün geleceğinde fark yaratacak olanın, teknik bilginin yanı sıra, farklı bakış açılarını bir araya getirerek değer üretebilen insanlar olduğuna inanıyor; bu alandaki yatırımlarımızı sürdürmeye devam ediyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.