Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Epilepsi

Kapsül Haber Ajansı - Epilepsi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Epilepsi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Vardiyalı İşler Melatonin Hormonunu Azaltıyor Haber

Vardiyalı İşler Melatonin Hormonunu Azaltıyor

Sirkadiyen ritim olarak tanımlanan vücudun iç saatinin gece ve gündüz döngüsünü düzenlediğini, bu düzenin de melatoninin doğal salgılanma ritmiyle birlikte çalıştığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Bu ritmin bozulması uykuya dalma güçlüğü ve uykusuzluk gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle farklı saatlerde uyuyup uyanmayı gerektirebilen vardiyalı çalışma modeli gibi nedenler uyku düzenini olumsuz etkileyebilir. Günlük yaşamda uyku saatlerinin değişkenlik göstermesi, vücudun gece ve gündüz dengesini şaşırtarak uykuya geçiş sürecini zorlaştırabilir ve bu durum melatoninin doğal salgılanma düzenini de olumsuz etkileyebilir” dedi. Melatonin desteği uyku-uyanıklık döngüsünü destekleyebilir Melatonin, vücutta doğal olarak salgılanan bir hormon olmasının yanı sıra, bazı durumlarda takviye olarak da kullanılabiliyor. Melatonin takviyelerinin tablet, kapsül, ağızda dağılan tablet, damla, sprey ya da çiğnenebilir formlar gibi farklı seçeneklerle sunulduğunu ifade eden Kütükçü, “Bu farklı formlar, melatoninin takviye olarak kullanımında kişilerin tercih ve kullanım alışkanlıklarına göre çeşitlilik gösterebiliyor. Özellikle uyku-uyanıklık döngüsünün bozulduğu durumlarda melatonin takviyeleri, vücudun doğal ritmini desteklemeye yönelik bir seçenek olarak değerlendirilebiliyor” dedi. Takviyelerde kişisel farklılıklar dikkate alınmalı Melatonin desteğinin herkes için uygun olmayabileceğini de sözlerine ekleyen Kütükçü, “Tüm takviyelerin yan etkileri ve ilaç etkileşimleri mutlaka göz önünde bulundurulmalı. Örneğin melatonin takviyesine, epilepsi hastaları ve kan sulandırıcı ilaç kullanan kişilerin mutlaka doktor kontrolünde başlaması gerekir. Bazı kişilerde alerjik etkiler bile görülebilir. Benzer şekilde hamileler ve emziren annelerde de melatonin desteğinin güvenilirliğini gösteren yeterli çalışma olmadığı için önerilmez, yaşlı bireylerde ise gün içinde artmış uyku haline yol açabilir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Beynin Detoksu Kaliteli Uyku! Haber

Beynin Detoksu Kaliteli Uyku!

Beynin kendi temizlik ve düzenleme sistemlerinin özellikle derin uyku sırasında aktif hale geldiğini vurgulayan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Öğrenme, hafıza ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen proteinlerin temizlenmesi büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir.” dedi. Detoks kürleri, takviyeler ya da ani beslenme değişikliklerinin beyni kısa sürede ‘arınmış’ hale getirdiğine dair güçlü bilimsel kanıtlar olmadığına dikkat çeken Alp, aksine, kontrolsüz kullanılan bu uygulamaların bazı nörolojik ve psikiyatrik belirtileri olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, günlük hayatta sıkça kullanılan ‘beyin detoksu’ kavramını bilimsel açıdan değerlendirdi. Beyin detoksu olarak adlandırılan süreçler, bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade ediyor! ‘Beyin detoksu’ kavramının, nöroloji ve nörobilim literatüründe tanımlanmış, klinik olarak kullanılan bir terim olmadığını aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bilimsel çalışmalarda beyni belirli bir sürede toksinlerden arındırmayı hedefleyen standart bir detoks yaklaşımından söz edilmez.” dedi. Bu kavramın toplumda ilgi görmesinin altında yatan nedenin, beynin gerçekten de kendi iç dengesini koruyan ve kendini düzenleyen bir yapıya sahip olması olduğunu dile getiren Alp, “Günlük dilde ‘detoks’ olarak adlandırılan süreçler, aslında beynin doğal fizyolojik işleyişine atıfta bulunan, ancak bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade eder. Bu nedenle mesele, kavramın kendisinden çok, nasıl ve ne amaçla kullanıldığıdır.” şeklinde konuştu. Beynin ‘detoksu’, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkili! Beynin temel temizlik sisteminin, glimfatik sistem olarak adlandırılan ve beyin omurilik sıvısı aracılığıyla çalışan bir yapı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, şöyle devam etti: “Bu sistem, metabolik faaliyetler sonucu ortaya çıkan atık maddelerin beyinden uzaklaştırılmasını sağlar ve en aktif olduğu dönem derin uyku evreleridir. Özellikle öğrenme, hafıza ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen proteinlerin temizlenmesi büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir. Buna ek olarak kan-beyin bariyeri zararlı maddelerin beyne geçişini sınırlandırırken, mikroglial hücreler hücresel düzeyde temizlik ve onarım süreçlerinde rol alırlar. Dolayısıyla beynin ‘detoksu’, uyanıkken yapılan uygulamalardan ziyade, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkilidir.” Bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamaları, faydadan çok zarara yol açabilir! Detoks adı altında sunulan besinler, kürler ya da takviyelerin beyni doğrudan temizlediğini gösteren güçlü bilimsel kanıtlar bulunmadığına vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Dengeli ve yeterli beslenme, beynin enerji ihtiyacını karşılamak ve sinaptik işlevleri desteklemek açısından önemlidir; ancak bu, belirli bir ürünün kısa sürede zihinsel arınma sağlayacağı anlamına gelmez.” dedi. Kontrolsüz kullanılan takviyelerin, özellikle yüksek dozda alındığında, karaciğer ve böbrek üzerinde yük oluşturabileceğini ve bazı nörolojik ya da psikiyatrik belirtileri olumsuz etkileyebileceğini hatırlatan Alp, kullanılan ilaçlarla etkileşime girme riskinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Alp, bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamalarının, faydadan çok zarara yol açabileceği uyarısında bulundu. ‘Doğal’ ürünlerin güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değil! Nörolojik hastalığı olan bireylerde beyin dengesinin zaten hassas bir sistem üzerinden korunduğunu kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Epilepsi, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, migren ya da multipl skleroz gibi durumlarda ani beslenme değişiklikleri, uzun süreli açlık uygulamaları veya kontrolsüz takviye kullanımı bazı semptomları artırabilir.” dedi. Bu nedenle bu tür uygulamaların, genel öneriler yerine kişiye özel olarak ele alınması gerektiğini hatırlatan Alp, “‘Doğal’ olarak tanımlanan ürünlerin her koşulda güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değildir. En sağlıklı yaklaşım, bu tür girişimleri mutlaka hekim ve alan uzmanlarıyla birlikte değerlendirmektir.” açıklamasını yaptı. Sürekli ekrana maruz kalmak toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâli! Sürekli ekrana maruz kalmanın beyin üzerinde kimyasal anlamda bir toksin birikimine yol açtığının söylenemeyeceğini dile getiren Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak uzun süreli ekran kullanımı, beynin dikkat, uyanıklık ve bilgi işleme sistemleri üzerinde belirgin bir yük oluşturur.” dedi. Özellikle sürekli değişen görsel uyaranların ve bildirimlerin, beynin dinlenme ağlarının yeterince devreye girmesini zorlaştırabileceğine işaret eden Alp, “Bu durum zamanla zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve uyku düzeninde bozulmalar şeklinde kendini gösterebilir. Dolayısıyla burada söz konusu olan bir toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâlidir.” ifadelerini kullandı. Beyin sağlığı, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur! Beyin sağlığını korumak en önemli alışkanlığın düzenli ve kaliteli uyku olduğuna vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle tamamladı: “Uyku sırasında beyin, gün içinde edinilen bilgileri düzenler, gereksiz uyarıları ayıklar ve kendini yeniler. Ayrıca duygusal düzenleme ve stresle başa çıkma kapasitesi de büyük ölçüde uyku kalitesiyle ilişkilidir. Yeterli uyku olmadığında, sağlıklı beslenme, egzersiz ya da diğer destekleyici alışkanlıkların etkisi sınırlı kalabilir. Bu nedenle beyin sağlığı, kısa süreli çözümlerden çok, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur.

Sanovel Epilepsiyle Mücadelede Dikkatleri Mor Noktaya Çekiyor Haber

Sanovel Epilepsiyle Mücadelede Dikkatleri Mor Noktaya Çekiyor

Mor Nokta projesi ile epilepsi hastalığına ve epilepsi hastalarının, yaşamın her alanında karşılaştıkları zorluklara dikkat çeken Sanovel, ses getirecek yeni projesi için start verdi. Türkiye genelindeki sağlık profesyonelleriyle toplum arasında destek zinciri oluşturan Sanovel, Mor Nokta gönüllüleriyle sokaktan sosyal medyaya, eczanelerden hastanelere kadar birçok alanda epilepsi farkındalığını artırmak için hummalı bir çalışma gerçekleştiriyor.  Epilepsiyle mücadele için seferberlik başlatıldı  Dünya genelinde yaklaşık 50 milyon epilepsi hastasının varlığına işaret eden ve farkındalık alarmı veren Mor Nokta projesine Türkiye’nin dört bir yanından katılım bekleniyor. Sağlık profesyonellerinin de katkılarıyla şimdiden adını duyuran gönüllülük çalışması, kısa zamanda geniş bir kitleye ulaşmayı hedefliyor. Proje kapsamında sokağın nabzını tutan Mor Nokta ekibi ise vatandaşa uzattığı mor mikrofonla, farkındalığın ve epilepsi bilincinin yaygınlaşmasının önemini vurguluyor. “Epilepsi ile mücadeleye bir noktadan başlamak gerek” diyerek açılan Mornokta.tr’ye doğudan batıya farklı şehirlerden katılımcıların yoğun ilgisi bekleniyor.  Epilepsiyle ilgili ciddi önyargıların olduğuna ve hastalığın yeterince anlaşılmadığına dikkat çeken Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ömer Karadaş, “Epilepsi, dünya nüfusunun yaklaşık %1'ini etkilemektedir. Ülkemizde ise yaklaşık 800-850 bin epilepsi hastası olduğu tahmin ediliyor. Hastalık, erkek ve kadınlarda eşit sıklıkta görülüyor. Epilepsi nöbetleri herhangi bir yaşta ortaya çıkabilmekle birlikte, çocukluk ve yaşlılık döneminde daha sık görülüyor. Epilepsinin, hastaların yaşamında neden olduğu olumsuzluklar göz ardı edilemez. Hastalar, günümüzde hala nöbetlerin yol açtığı risklerin yanı sıra toplumsal önyargılarla ve damgalanma ile karşı karşıya kalabiliyor. Bu sebeple hastalığın doğru yönetimi kadar epilepsiye yönelik toplumsal bilinçlendirme çalışmaları da hastaların yaşam kalitesini artırmada önemli bir rol oynuyor” dedi.  Doğru müdahale hayat kurtarır Epilepsi tanısı ve tedavisine başlama konusunda, hasta ve yakınlarının ciddi bir direncinin söz konusu olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ömer Karadaş sözlerini şöyle sürdürdü: “Hastanın kendisinde, ailesinde ve toplumun genelindeki önyargıları ortadan kaldırabilmek için herkes elini taşın altına koymalıdır. Epilepsinin tedavi edilebilir bir hastalık olduğu unutulmamalıdır. Uygun ilaçların yeterli dozlarda kullanılması ile hastaların %75 - 80'inde nöbetler kontrol altına alınabilmektedir. Ayrıca ilaç tedavisine dirençli vakalarda cerrahi ve yeni girişimsel tedavi yöntemleri de başarıyla uygulanmaktadır. Son yıllarda, genetik araştırmalardaki ve görüntüleme tekniklerindeki gelişmeler ile kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları kullanılarak ilaç tedavisine dirençli hastaların tedavisinde de önemli ilerlemeler kaydedilmiştir” diyerek nöbet anında ilk müdahalenin önemine de dikkat çekti:  “Nöbet anında doğru müdahalenin hayati önem taşıdığını unutmamak lazım. Bu durumda ilk yapılması gereken, hastanın öncelikle güvenli bir yere alıp yatırılmasıdır. Nöbet geçiren hastanın hareketleri engellenmeye çalışılmamalı ve nöbet esnasında yaralanmaya neden olabilecek keskin-sert cisimlerden hasta uzaklaştırılmalıdır. Sağa ya da sola yatırılması gereken hastanın tükürüğünün akması sağlanmalı ve solunum yolu açık tutulmalıdır. Nöbet 5 dakikadan uzun sürüyor ya da tamamen sonlanmadan tekrar nöbet başlıyorsa hızlıca 112 aranmalı, hastanın en yakın sağlık merkezine ulaştırılması sağlanmalıdır.”  Bahadır Kıncal: “Farkındalık hepimize emanet.” Sanovel Satış & Pazarlama Direktörü Bahadır Kıncal ise Mor Gün’ün önemine dikkat çekerek şu açıklamalarda bulundu:  Sanovel olarak, tüm faaliyetlerimizi çevreye ve topluma saygı çerçevesinde yürütüyor, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakabilmeyi en temel görevimiz olarak görüyoruz. Aynı yaklaşımla bugüne kadar birçok sosyal sorumluluk ve farkındalık projesine imzamızı attık. Sanovel’in koşulsuz desteğiyle gerçekleşen Mor Nokta projesiyle bu kez “epilepside farkındalık hepimize emanet” diyoruz. Epilepsiyle mücadelemize ülkemizin dört bir yanından destek veren herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Bu topraklarda doğan ve bu toprakların gücünden beslenen Sanovel olarak, insana ve insan yaşamına değer katacak faaliyetlerimizi hayata geçirmeyi sürdüreceğiz.” Epilepsi nöbetlerini tetikleyebilen faktörler: • Uykusuzluk • Stres • Alkol ve madde kullanımı • Parlak ışıklar  • Hormonal değişiklikler Alınabilecek önlemler: • Düzenli uyku alışkanlığı edinmek • Stres yönetimi teknikleri kullanmak • Alkol ve uyarıcı maddelerden kaçınmak • Fotosensitif epilepsisi olanlar için önlemler almak • Sağlıklı yaşam tarzı benimsemek • Düzenli egzersiz yapmak, dengeli beslenmek ve yeterli sıvı almak

Epilepsiyle ilgili yanlış bilgiler hastalara zarar verebilir! Haber

Epilepsiyle ilgili yanlış bilgiler hastalara zarar verebilir!

26 Mart Dünya Epilepsi Farkındalık Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Yetersiz uyku, psikolojik stres, alkol yoksunluğu, bazı bireylerde yanıp sönen ışıklar, antiepileptik ilaçların düzensiz kullanımı ve bazı ilaçlar nöbetleri tetikleyebilir.” dedi. Epilepsinin bulaşıcı olduğu ya da nöbet sırasında hastanın dilini tutmak gibi yanlış inanışların tehlikeli olabileceğine dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, hastayı güvenli bir pozisyona almanın ve hem hastanın hem de hasta yakınlarının epilepsi hakkında bilinçlenmesinin önemini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, 26 Mart Dünya Epilepsi Farkındalık Günü kapsamında, epilepsi hakkındaki doğru bilinen yanlışları açıkladı ve hem hastalara hem de yakınlarına önerilerde bulundu. Genetik ve çevresel faktörler epilepsiye neden olabilir! Epilepsinin, beyindeki anormal elektriksel aktiviteye bağlı olarak tekrarlayan nöbetlerle karakterize nörolojik bir bozukluk olduğunu hatırlatan Dr. Celal Şalçini, “Bu nöbetler, beyin hücrelerinin (nöronlar) aşırı ve birlikte aynı zamanda/senkronize aktivitesi sonucu ortaya çıkar.” dedi. Epilepsinin, genetik yatkınlık, beyin travması, enfeksiyonlar, inme, tümörler veya gelişimsel bozukluklar gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini dile getiren Dr. Celal Şalçini, tanı sürecinin hastanın klinik öyküsü, nöbetlerin özellikleri ve nörolojik muayene ile başladığını, tanıyı doğrulamak için ise Elektroensefalografi (EEG), Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI), Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve kan testleri gibi bazı testler kullanıldığını söyledi. Düzenli uyku, stres yönetimi ve ilaçların düzenli kullanımı nöbet riskini düşürebilir… Bazı faktörlerin epilepsi ataklarını tetikleyebildiğine dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, “Yetersiz uyku, nöbet eşiğini düşürür. Psikolojik stres, nöbet riskini artırabilir. Özellikle alkol yoksunluğu nöbetlere yol açabilir. Bazı bireylerde yanıp sönen ışıklar nöbetleri tetikleyebilir. Antiepileptik ilaçların düzensiz kullanımı nöbet riskini artırır. Bazı ilaçların kendileri nöbetleri tetikleyebilir.” şeklinde konuştu. Bu faktörlerden kaçınmanın mümkün olduğunu da sözlerine ekleyen Dr. Celal Şalçini, düzenli uyku, stres yönetimi, alkolden kaçınma, ilaçların düzenli kullanımı ve fotosensitivitesi/ışığa hassasiyeti olan bireylerin yanıp sönen ışıklardan uzak durmasının özellikle önerildiğini aktardı. Aile üyeleri nöbet sırasında nasıl müdahale edeceğini öğrenmeli! Epilepsi ile yaşayan bireylerin ve ailelerinin günlük yaşamda dikkat etmesi gereken faktörlere değinen Dr. Celal Şalçini, şunları söyledi: “Antiepileptik ilaçların düzenli ve doktorun önerdiği şekilde kullanılması gerekir. Uyku düzeni ve stres yönetimine önem verilmeli, tetikleyici faktörlerden uzak durulmalı. Nöbet sırasında yaralanmayı önlemek bulunulan odanın veya banyonun kapısı kilitlenmemeli, keskin eşyalar açıkta bırakılmamalı ve yüzme gibi aktiviteler sırasında hasta yalnız olmamalı. Nöbetlerin sıklığı, süresi ve tetikleyicileri kaydedilmeli. Aile üyeleri ve yakın çevre nöbet sırasında nasıl müdahale edeceğini öğrenmeli.” Doğru yaklaşımlarla epilepsi hastaları aktif bir yaşam sürebilir! Epilepsi hastalarının toplumda karşılaştığı yaygın yanlış inanışlar olduğunu dile getiren Dr. Celal Şalçini, “Epilepsinin bulaşıcı bir hastalık olduğunu düşünenler bile var.” dedi. Epilepsi hastalarının normal bir yaşam süremeyeceği inanışının da yanlış olduğunu vurgulayan Dr. Celal Şalçini, “Doğru tedavi ve yönetimle epilepsi hastaları aktif bir yaşam sürdürebilir. Bir diğer yanlış bilinen konu ise ‘nöbet sırasında hastanın dilini tutmak gerekir’ bilgisi. Bu, hastaya zarar verebilir. Bunun yerine, hastayı güvenli bir pozisyona almak ve nöbetin bitmesini beklemek gerekir.” açıklamasını yaptı. Dr. Celal Şalçini epilepsi hakkındaki farkındalığı artırmak için ise; toplumda eğitim programları düzenlemek, medya ve sosyal platformlarda doğru bilgiler paylaşmak, okullarda ve iş yerlerinde epilepsi hakkında bilinçlendirme seminerleri yapmak, epilepsi dernekleri ve hasta grupları aracılığıyla destek sağlamak gibi adımlar atılabileceğini söyledi. Epilepsi hastaları, bu önerilerle sosyal hayatlarının daha verimli sürdürebilir! Epilepsi ile yaşayan bireylerin sosyal hayatlarını daha verimli sürdürebilmesi için önerilerde bulunan Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı: “Epilepsi dernekleri veya hasta gruplarına katılarak benzer deneyimler paylaşılabilir. İş yerinde, okulda veya sosyal çevrede epilepsi hakkında açık iletişim kurulması kişiye iyi gelebilir. Doktor onayıyla düzenli egzersiz yapmak, stresi azaltır ve genel sağlığı iyileştirir. Epilepsi hastaları, uygun tedavi ve destekle eğitimlerini tamamlayabilir ve iş hayatında başarılı olabilir. Gerektiğinde psikolojik danışmanlık alarak duygusal zorluklarla başa çıkmak için adım atılabilir.” 

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.