Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Erken Tanı

Kapsül Haber Ajansı - Erken Tanı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Erken Tanı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Halk Sağlığının Asıl Gücü Hastalıkları Ortaya Çıkmadan Önlemeyi Hedeflemesinden Gelir Haber

Halk Sağlığının Asıl Gücü Hastalıkları Ortaya Çıkmadan Önlemeyi Hedeflemesinden Gelir

3–9 Eylül Halk Sağlığı Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’ndan Dr. Funda Yıldız, halk sağlığında hastalıkların ortaya çıkmasını önlemeye yönelik koruyucu yaklaşımın önemine dikkat çekti. Koruyucu sağlık uygulamalarının toplum sağlığı üzerindeki etkisi küresel verilerde çarpıcı biçimde görülüyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) öncülüğünde gerçekleştirilen kapsamlı bir çalışmaya göre, aşılama programları son 50 yılda dünya genelinde en az 154 milyon kişinin hayatını kurtardı. Aşılamanın küresel bebek ölümlerindeki azalmanın yüzde 40’ına katkıda bulunduğu hesaplandı. Hastalıkların ortaya çıkmasına yol açan önlenebilir risklerin azaltılması da halk sağlığının önemli çalışma alanlarından biri. DSÖ ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC) 2026 yılında yayımladığı, 185 ülke ve 36 kanser türünü kapsayan küresel analize göre, incelenen yeni kanser vakalarının yüzde 37’si, yaklaşık 7,1 milyon vaka, önlenebilir nitelikte. Tütün kullanımı, enfeksiyonlar ve alkol tüketimi önlenebilir kanser nedenleri arasında ilk sıralarda yer alırken; yüksek vücut kitle indeksi, fiziksel hareketsizlik ve hava kirliliği de risk faktörleri arasında bulunuyor. Bunun yanı sıra, güvenli su, sanitasyon ve hijyen de hastalıkların önlenmesinde kritik önem taşıyor. DSÖ’ye göre güvenli olmayan su, sanitasyon ve hijyen koşulları dünya genelinde her yıl en az 1,4 milyon önlenebilir ölümle ilişkili. Hastalıklara yönelik koruyucu sağlık önlemlerinin önemine değinen Yıldız, “Halk sağlığının asıl gücü, yalnızca geniş çalışma alanından değil, hastalığı ortaya çıktıktan sonra ele almak yerine mümkün olduğunca ortaya çıkmadan önlemeyi hedeflemesinden gelir. Bu yönüyle halk sağlığı, ‘Nasıl tedavi ederiz?’ sorusundan önce ‘Nasıl koruruz, nasıl önleriz ve nasıl daha sağlıklı bir yaşamı mümkün kılarız?’ sorularını sorar” dedi. ‘Halk sağlığı yaşamın her alanındadır’ Aşılama, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, temiz su ve hijyen gibi birbirinden farklı alanların halk sağlığının kapsamına girdiğini belirten Yıldız, halk sağlığının bireyi yaşamın belirli bir döneminde değil, doğum öncesinden yaşlılığa uzanan yaşam yolculuğunun tamamında ele aldığını söyledi. Yıldız, “Halk sağlığı, anne ve çocuk sağlığından adolesan, erişkin, kadın, erkek ve yaşlı sağlığına; bağışıklamadan bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan hastalıkların kontrolüne; erken tanı ve tarama programlarından sağlıklı beslenme ve fiziksel aktiviteye; ruh ve aile sağlığından çevre, iş ve okul sağlığına; evde sağlık ve bakım hizmetlerinden dezavantajlı grupların sağlık gereksinimlerine ve sağlıkta eşitsizliklerin azaltılmasına kadar çok geniş bir alanda bireyin ve toplumun sağlığını korumayı ve geliştirmeyi amaçlar” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Otizmli Çocukların Nitelikli Eğitime Erişimi İçin Çağrı Haber

Otizmli Çocukların Nitelikli Eğitime Erişimi İçin Çağrı

Türkiye’de eğitim çağında yaklaşık 700 bin otizmli çocuk bulunuyor. Bu çocukların yalnızca 44 bini, başka bir ifadeyle her 100 otizmli çocuktan yalnızca 6’sı nitelikli eğitime erişebiliyor. Tohum Otizm Vakfı, “Okula Dönüş” kampanyasıyla bu tabloya dikkat çekerek otizmli çocukların eğitime eşit erişimi için toplumsal destek çağrısında bulunuyor. Yeni eğitim-öğretim yılı öncesinde milyonlarca öğrenci okula dönüş heyecanı yaşarken, otizmli çocukların önemli bir bölümü ihtiyaçlarına uygun eğitim ortamlarına eşit koşullarda erişemiyor. Tohum Otizm Vakfı, “Otizmin Tek Çaresi Eğitim” mesajıyla hayata geçirdiği kampanyada, erken tanı sonrasında yoğun, sürekli ve bilimsel temelli özel eğitime erişimin önemini hatırlatarak toplumun tüm kesimlerini bu alandaki çalışmalara katkı sunmaya davet ediyor. Erken Tanı ve Bilimsel Temelli Özel Eğitim Büyük Önem Taşıyor Otizm spektrum bozukluğu, doğuştan gelen ve belirtileri yaşamın ilk yıllarında görülebilen nörogelişimsel bir farklılıktır. Dünyada ve ülkemizde otizmin görülme sıklığı hızla artarken, bilimsel çalışmalar erken tanı sonrasında başlayan nitelikli özel eğitimin, otizmli çocukların gelişimlerinin desteklenmesinde önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Bireysel ihtiyaçlara uygun programlarla yürütülen eğitim süreçleri çocukların iletişim, sosyal etkileşim, günlük yaşam, akademik ve bağımsız yaşam becerilerinin gelişimine katkı sağlıyor. Çocuklarda göz teması kurmama, ismine tepki vermeme, konuşmada gecikme, akranlarıyla iletişim kurmakta zorlanma, tekrarlayıcı hareketler ve sınırlı ilgi alanları gibi belirtiler gözlemlendiğinde uzman bir çocuk ve ergen psikiyatristine başvurulması öneriliyor. Nitelikli Eğitime Erişim, Otizmli Çocuklar İçin Eşit Fırsatlara Erişim Demek Otizmli çocukların erken tanı sonrasında ihtiyaçlarına uygun eğitim süreçlerine zamanında yönlendirilmesi büyük önem taşıyor. Akranlarıyla birlikte öğrenebilecekleri kapsayıcı eğitim ortamlarının yaygınlaşması, çocukların eğitim süreçlerini güçlendirirken toplumsal yaşamda eşit fırsatlara erişimlerini de destekliyor. Tohum Otizm Vakfı olarak, daha fazla otizmli çocuğun nitelikli eğitime erişebilmesi için aileleri, öğretmenleri ve ilgili tüm paydaşları destekleyen çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Vakfın “Okula Dönüş” kampanyası kapsamında yapılacak bağışlar, daha fazla otizmli çocuğun nitelikli özel eğitime erişmesine ve eğitim burslarından yararlanmasına katkı sağlayacak. Tohum Otizm Vakfı, “Bağışınızla daha çok çocuğa ulaşmamız mümkün!” çağrısıyla herkesi kampanyaya destek olmaya davet ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BMS Türkiye’den Sağlık Okuryazarlığını Destekleyen Dijital Proje Haber

BMS Türkiye’den Sağlık Okuryazarlığını Destekleyen Dijital Proje

Sosyal medya üzerinden yayınlanan seri, kalp hastalıklarından kan hastalıklarına, kanserden psikososyal desteğe uzanan farklı başlıklarda bilimsel bilgiyi anlaşılır içeriklerle toplumla buluşturuyor. Ciddi hastalıklarla mücadele eden hastalar için yenilikçi tedaviler geliştirmeye odaklanan Bristol Myers Squibb (BMS), bilimsel araştırmalarının yanı sıra sağlık bilgisinin doğru ve anlaşılır biçimde toplumla buluşmasını destekliyor. Türkiye’de onkoloji, hematoloji ve immünoloji alanlarında faaliyet gösteren BMS Türkiye, sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar da yürütüyor. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine duyulan ihtiyacın boyutunu, T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü’nün 81 ili kapsayan Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Düzeyi ve İlişkili Faktörleri Araştırması ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Türkiye’de her 10 kişiden yaklaşık 2’sinin sağlık okuryazarlığı yetersiz, 3’ünün ise sorunlu-sınırlı düzeyde. Her 10 kişiden yaklaşık 6’sı sağlıkla ilgili bilgi edinmek için internet arama motorlarına, 3’ü ise sosyal medyaya başvuruyor. Bu tablo, Türkiye’de sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesini önemli bir toplumsal ihtiyaç haline getiriyor. BMS Türkiye de kendi bilimsel birikimi ve hasta odaklı yaklaşımıyla bu ihtiyaca katkı sunmak üzere “BMS ile Sağlık 101”i geliştirdi. Bu projede; kalp krizi risk sinyallerinden MDS ve Beta Talasemi gibi kan hastalıklarına, kanser sürecinde psikolojik desteğe kadar farklı konuları anlaşılır içeriklerle ele alıyor. İçerikler, koruyucu sağlık ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları konusunda bilinç oluşturmayı destekliyor. Olası belirtilerin erken fark edilmesinin ardından doğru zamanda uzman hekime başvurulması, erken tanı süreçlerinin desteklenmesi ve kişisel sağlık kararlarının hekim görüşü doğrultusunda alınması sürdürülebilir toplumsal sağlık açısından önem taşıyor. “BMS ile Sağlık 101, bilimsel uzmanlığımızı toplumsal faydaya dönüştüren önemli bir adım” BMS Türkiye Genel Müdürü Ece Kaşıkcı, “BMS ile Sağlık 101 ile bilimsel uzmanlığımızı sağlık okuryazarlığını artırmak için kullanıyoruz. Amacımız koruyucu sağlığı desteklemek, erken tanı süreçlerine katkı sunmak ve bireylerin kendi sağlıklarına sahip çıkmalarını sağlamak. Bu yolculukta tedaviyle ilgili kararların mutlaka bir uzman hekime danışarak alınmasını da önemli buluyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kocaeli'de Anonim ve Ücretsiz HIV Testi Hizmeti Başladı! Haber

Kocaeli'de Anonim ve Ücretsiz HIV Testi Hizmeti Başladı!

Uzmanlar, HIV'in uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebileceğini, bu nedenle belirti beklenmeden test yaptırmanın büyük önem taşıdığını vurguluyor. Kocaeli Üniversitesi Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sıla Akhan ile Pozitif-iz Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Çiğdem Şimşek, erken tanı ve test hizmetlerine erişimin hem bireysel hem de toplumsal sağlık açısından kritik rol oynadığını belirtiyor. “HIV Enfeksiyonu ve AIDS Aynı Şey Değil” HIV'in bağışıklık sistemini hedef alan bir virüs olduğunu belirten Prof. Dr. Sıla Akhan, HIV ile AIDS'in aynı şey olmadığının bilinmesi gerektiğini ifade etti: "HIV; korunmasız cinsel temas, kan yoluyla ve gerekli önlemler alınmadığında anneden bebeğe gebelik, doğum veya emzirme sırasında bulaşabilir. Tokalaşmak, aynı ortamı paylaşmak, sarılmak, aynı tuvaleti kullanmak veya aynı tabaktan yemek yemekle bulaşmaz. AIDS ise HIV enfeksiyonunun tedavi edilemediği ileri evresidir. Günümüzde erken tanı ve düzenli tedavi sayesinde birçok kişi AIDS evresine ilerlemeden sağlıklı bir yaşam sürdürebilir." “HIV Uzun Yıllar Belirti Vermeyebilir” HIV enfeksiyonunun uzun süre belirti vermeden seyredebildiğini hatırlatan Prof. Dr. Akhan, korunmasız (kondom/prezervatif kullanılmadan) temas yaşayan bireylerin zaman kaybetmeden test yaptırması gerektiğini vurguladı: "Korunmasız temas yaşayan herkesin en kısa sürede test yaptırması önemlidir. Erken tanı hem kişinin kendi sağlığı hem de toplum sağlığı açısından en önemli adımdır." Kocaeli'de Anonim ve Ücretsiz HIV Testi Prof. Dr. Akhan, HIV testinin üniversite hastaneleri, eğitim araştırma hastaneleri ve çeşitli sağlık kuruluşlarında yapılabildiğini, ancak Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezleri'nin önemli bir avantaj sunduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı: "Anonim Test Merkezi'ne başvuran kişiler kimlik bilgilerini paylaşmadan, anonim olarak HIV testi yaptırabilir ve danışmanlık hizmeti alabilir. Gerekli durumda uygun sağlık hizmetlerine yönlendirilirler." Uzmanlar, HIV statüsünü öğrenmek isteyen herkesi ücretsiz ve anonim hizmet sunan merkeze başvurmaya davet ediyor. “HIV Testi Yaptırmak Normalleşmeli” Pozitif-iz Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Çiğdem Şimşek ise HIV testinin herkes için olağan bir sağlık uygulaması olarak görülmesi gerektiğini vurguladı. Şimşek, sözlerine şöyle devam etti: "Anonim HIV testi, kişinin kimlik bilgileri paylaşılmadan test yaptırabilmesini sağlayan güvenli bir hizmettir. Bu merkezlerde gizlilik esastır. HIV testi yaptırmak, kişinin kendi sağlığı için atabileceği en önemli adımlardan biridir. Günümüzde etkili tedavi seçenekleri sayesinde HIV ile yaşayan bireyler uzun, sağlıklı ve üretken bir yaşam sürebiliyor. Tedavi ile HIV baskılandığında kişinin sağlığı korunurken HIV'in cinsel yolla başkalarına bulaşması da önlenebiliyor. Bu nedenle erken tanı ve tedavi birbirinden ayrılmaz iki adımdır. Biz de Pozitif-iz Derneği olarak, toplumun HIV ile ilgili doğru bilgiye erişiminin sağlanması, bireylerin HIV testi yaptırmaya yönlendirilmesi, destek hizmetleri ve akran danışmanlığı gibi alanlarda çalışmalar yürütüyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ağustos Sıcaklarında Pıhtı Riskini Azaltan 8 Öneri Haber

Ağustos Sıcaklarında Pıhtı Riskini Azaltan 8 Öneri

Ağustos sıcakları yalnızca bunaltıcı etki yaratmıyor, damar sağlığını da tehdit ediyor. Sıvı kaybı, uzun süre hareketsiz kalmak ve sıcak havanın dolaşım sistemi üzerindeki olumsuz etkileri, özellikle risk grubundaki kişilerde pıhtı oluşma ihtimalini artırıyor. Tedavi edilmediğinde akciğer embolisi, inme ve kalp krizine kadar uzanabilen ciddi sonuçlara yol açabilen pıhtılaşma, erken fark edildiğinde ve doğru önlemler alındığında büyük ölçüde önlenebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Hidayet Demir, yaz aylarında pıhtı riskine karşı dikkat edilmesi gereken önemli noktaları anlattı. 1. Pıhtıyı basit bir dolaşım sorunu olarak değerlendirmeyin Pıhtı, kanın damar içerisinde normalin dışında pıhtılaşarak damarı kısmen ya da tamamen tıkaması durumudur. En sık bacak toplardamarlarında görülür ve “derin ven trombozu” olarak adlandırılır. En büyük tehlike ise oluşan pıhtının yerinden koparak akciğere ulaşması ve yaşamı tehdit eden pulmoner emboliye neden olmasıdır. Pıhtılar ayrıca beyin damarlarında inmeye, kalp damarlarında ise kalp krizine yol açabilir. Bu nedenle erken tanı ve tedavi büyük önem taşır. 2.Yaz sıcakları pıhtı oluşumu için uygun zemin hazırlıyor Yaz aylarında aşırı terlemeyle birlikte vücut önemli miktarda sıvı kaybeder. Bu kayıp yeterince yerine konulmadığında kan yoğunlaşır ve pıhtılaşma eğilimi artabilir. Sıcak hava aynı zamanda damarların genişlemesine neden olur. Özellikle bacak toplardamarlarında kanın göllenmesi ve dolaşımın yavaşlaması, pıhtı oluşumu için uygun bir ortam hazırlar. Uzun süre hareketsiz kalındığında ise baldır kaslarının kanı kalbe taşıyan doğal pompa etkisi ortadan kalkar ve risk daha da yükselir. 3. Uzun yolculuklarda hareket etmeyi ihmal etmeyin Dört saatin üzerindeki uçak, otobüs veya otomobil yolculukları pıhtı riskini artırabilir. Özellikle uçak kabinindeki düşük nem oranı sıvı kaybını artırırken, saatlerce aynı pozisyonda oturmak bacak damarlarındaki kan akımını yavaşlatır. Yolculuk sırasında her 1-2 saatte bir ayağa kalkıp kısa yürüyüşler yapmak, ayak bileği egzersizleri uygulamak, bol su içmek ve rahat kıyafetler tercih etmek riski önemli ölçüde azaltır. 4. Bazı kişilerde pıhtı riski çok daha yüksek Daha önce pıhtı geçirenler, 60 yaş üzerindeki bireyler, kanser hastaları, büyük ameliyat geçirenler, uzun süre yatağa bağımlı kalanlar, hamileler ve lohusalık dönemindeki kadınlar, obez bireyler, sigara kullananlar, diyabet ve kalp yetmezliği bulunan hastalar ile genetik pıhtılaşma bozukluğu olan kişiler yüksek risk grubunda yer alır. Yaz aylarında bu kişilerin sıvı tüketimine daha fazla dikkat etmeleri ve uzun süre hareketsiz kalmamaları gerekir. 5. Günlük yaşam alışkanlıkları pıhtıyı önlemede kritik rol oynuyor Pıhtıyı önlemenin en etkili yolu sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürmektir. Susamayı beklemeden düzenli su içmek, her gün yürüyüş yapmak, masa başında çalışanların her saat başı ayağa kalkması ve uzun süre aynı pozisyonda kalmaması oldukça önemlidir. Sağlıklı kilonun korunması, sigaranın bırakılması ve kronik hastalıkların düzenli takip edilmesi de riski azaltan önemli faktörler arasındadır. 6. Risk grubundakiler koruyucu önlemleri ihmal etmemeli Pıhtı riski yüksek olan kişilerde hekim önerisi doğrultusunda koruyucu kan sulandırıcı tedaviler veya basınçlı varis çorapları kullanılabilir. Ancak bu uygulamalar mutlaka doktor kontrolünde planlanmalıdır. Özellikle daha önce pıhtı geçirmiş hastaların yaz döneminde kontrollerini aksatmaması büyük önem taşır. 7. Bu belirtiler varsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurun Tek taraflı bacakta şişlik, ağrı, sıcaklık artışı ve kızarıklık derin ven trombozunun önemli belirtileri olabilir. Pıhtının akciğere ulaşması durumunda ise ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı ve kanlı öksürük görülebilir. Bu belirtiler acil müdahale gerektirir ve vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. 8. Basit önlemlerle hayati risklerin önüne geçilebilir Pıhtı, erken tanındığında ve doğru tedavi edildiğinde büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Özellikle yaz aylarında yeterli su tüketmek, düzenli hareket etmek, uzun süre hareketsiz kalmamak ve risk belirtilerini ciddiye almak; akciğer embolisi, inme ve kalp krizi gibi hayati sonuçların önlenmesinde kritik rol oynar. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat! Haber

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!

Tıp dilinde akut kolesistit olarak adlandırılan bu tabloda erken tanı ve zamanında uygulanan cerrahi tedavi sayesinde hastalar genellikle kısa sürede sağlıklarına kavuşuyor. Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor. En sık görülen nedeni safra taşları Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve safra pigmentleri arasındaki denge bozulduğunda önce safra çamuru, ardından safra taşları oluşabiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesinin çıkış kanalını tıkamasıyla safra akışı engelleniyor. İçeride biriken safra, safra kesesi duvarında ödem ve iltihap gelişmesine neden olabiliyor. Akut kolesistit tablosunun yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça yaygın görülmektedir. Erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin önemli bir kısmında hiçbir belirti gelişmezken, bir bölümünde safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, safra kesesi iltihabında taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında görülebildiğini; enfeksiyonların veya nadiren bazı hastalıkların da bu tabloda rol oynayabildiğini aktarıyor. Kadınlarda yaklaşık 3 kat fazla rastlanıyor Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor. Doğru önlemlerle risk önemli ölçüde azaltılabiliyor Safra kesesi iltihabını tamamen önlemek her zaman mümkün olmasa da risk önemli ölçüde azaltılabiliyor. Sağlıklı kilonun korunması, düzenli fiziksel aktivite, liften zengin beslenme, uzun süre aç kalmama ve çok hızlı kilo vermekten kaçınma koruyucu önlemler olarak belirtiliyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede yüksek miktarda kilo veren hastaların bu süreçte hekim kontrolünde takip edilmelerinin büyük önem taşıdığını vurguluyor. Yemeklerden sonra başlayan ağrıya dikkat! Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık olduğunu düşünerek ağrıyı evde geçirmeye çalışmanın tanı ve tedavide gecikmeye neden olabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce devam eden şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” uyarıyor. Ultrasonla büyük oranda saptanabiliyor Tanıda öncelikle hastanın şikâyetleri ve fizik muayene değerlendiriliyor, kan testlerinde enfeksiyon bulguları araştırılıyor. Görüntülemede ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason ile safra taşları, safra kesesi duvarında kalınlaşma, çevresinde sıvı birikimi ve iltihabı düşündüren bulgular büyük oranda saptanabiliyor. Gerektiğinde bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi ileri yöntemlerden de yararlanılabiliyor. Kalıcı tedavi ameliyatla sağlanıyor Safra kesesi iltihabının tedavisinde amaç hem mevcut iltihabı kontrol altına almak hem de hastalığın tekrar etmesini önlemek. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı tedavisi, ağrı kontrolü ve gerekli durumlarda antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içerisinde taşlar bulunduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski devam eder. Dolayısıyla uygun hastalarda kalıcı tedavi, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor. İlk 72 saat çok önemli, çünkü... Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, günümüzde uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı alan ve ameliyata engel ciddi bir sağlık sorunu olmayan hastalarda erken laparoskopik safra kesesi ameliyatını önerdiğini aktarıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 72 saat içinde gerçekleştirilen ameliyat, hem teknik olarak ameliyatın daha güvenli yapılmasını sağlamakta hem de hastanede kalış süresini ve komplikasyon riskini azaltmaktadır. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın ilerlemesine, safra kesesinde kangren veya delinme gelişmesine ve daha zor cerrahilere neden olabilmektedir” diyor. Safra kesesi ameliyatlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle gerçekleştirildiğini belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük kesi aracılığıyla yapılan bu yöntemde hastalar daha az ağrı hissetmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha kısa sürede dönülmekte ve kozmetik sonuçlar daha başarılı olmaktadır” diye konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Havuz Kenarında Hayat Kurtaran 9 Güvenlik Kuralı  Haber

Havuz Kenarında Hayat Kurtaran 9 Güvenlik Kuralı 

Deniz, havuz ve su parkları yaz tatilinin vazgeçilmez eğlenceleri arasında yer alıyor. Ancak boğulmalar, kafa ve omurga travmaları, düşmeler, güneş yanıkları ve çeşitli yaralanmalar yaz aylarında çocuk acil başvurularının önemli nedenleri arasında bulunuyor. Uzmanlar, alınacak bazı önlemlerle bu kazaların büyük bölümünün önlenebileceğine dikkat çekiyor. Özellikle kafa ve omurga travmalarının çocuklarda kalıcı nörolojik hasarlara yol açabileceğini vurgulayan Memorial Bodrum Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Gürer, ailelerin yaz tatilinde dikkat etmesi gereken önemli noktalar hakkında bilgi verdi. Yaz aylarında en sık görülen kazalara dikkat Yaz döneminde özellikle havuz ve deniz çevresinde yaşanan kazalar arasında; havuz kenarından düşme, kaydırakların yanlış kullanımı, sığ suya atlama, sert zemine çarpma ve diğer kişilerle çarpışmaya bağlı kafa, beyin ve omurga travmaları öne çıkmaktadır. Kaygan zeminlerde meydana gelen düşmeler, merdiven kazaları, kırık seramiklere bağlı kesiler, kemik kırıkları ve burkulmalar da sık karşılaşılan yaralanmalar arasında yer almaktadır. Bunun yanı sıra su yutma, yüzme bilmemeye bağlı boğulma ve yarı boğulma vakaları, havuz kaynaklı enfeksiyonlar, güneş yanıkları ve havuz kimyasallarına aşırı maruziyet de yaz aylarında dikkat edilmesi gereken sağlık sorunları arasında bulunmaktadır. Sürekli ve aktif gözetim hayat kurtarıyor Çocukların suyun içinde ve çevresinde bulunduğu her an aktif şekilde gözetim altında tutulması büyük önem taşımaktadır. Telefonla ilgilenmek, kitap okumak, yemek yemek ya da başka bir çocukla ilgilenmek gibi dikkat dağıtıcı durumlar, birkaç saniyelik ihmalin bile ciddi sonuçlara yol açmasına neden olabilmektedir. Boğulma vakalarının önemli bir kısmı sessiz gerçekleştiği için çocukların yalnızca uzaktan izlenmesi yeterli değildir. Ebeveynlerin veya sorumlu yetişkinlerin sürekli olarak çocukları gözlemlemesi hayati önem taşımaktadır. “Su gözlemcisi” uygulaması güvenliği artırıyor Birden fazla yetişkinin bulunduğu ortamlarda, belirli sürelerle yalnızca çocukları takip etmekle görevli bir kişinin “Su Gözlemcisi” olarak belirlenmesi güvenliği önemli ölçüde artırmaktadır. Böylece gözetim sorumluluğu netleşirken dikkat dağınıklığının da önüne geçilebilmektedir. Özellikle kalabalık havuz ve plaj ortamlarında bu uygulama, olası risklerin erken fark edilmesini sağlayarak kazaların önlenmesine katkıda bulunmaktadır. Çocuklar hiçbir zaman yalnız yüzmemeli Çocuklara küçük yaşlardan itibaren tek başına suya girmemeleri öğretilmelidir. Deneyimli yüzücüler için bile bir yetişkinin veya yüzme arkadaşının eşlik etmesi güvenlik açısından önem taşımaktadır. Tekne gezileri, açık deniz aktiviteleri ve su sporlarında ise çocuğun yaşına ve kilosuna uygun, onaylı can yeleklerinin kullanılması ihmal edilmemelidir. Havuz güvenliği ihmal edilmemeli Çocuklara havuz giderlerinden ve emme sistemlerinden uzak durmaları öğretilmelidir. Ayrıca havuz çevresinde güvenlik çiti, kilitli kapı ve kontrollü giriş gibi fiziksel önlemlerin bulunması, küçük çocukların havuza kontrolsüz şekilde ulaşmasını önlemektedir. Çocuğun kısa süreliğine gözden kaybolması durumunda ise ilk kontrol edilmesi gereken yerin havuz olduğu unutulmamalıdır. Çocuğunuz bir kova suda bile boğulma riski yaşayabilir Küçük çocuklar çok az miktardaki suda bile boğulma riski yaşayabilmektedir. Bu nedenle küvet, jakuzi, süs havuzu, şişme havuz ve su dolu kovalar gibi alanlarda da çocuklar kesinlikle yalnız bırakılmamalıdır. Ev ortamında yaşanan boğulma vakalarının önemli bir kısmının bu tür alanlarda meydana geldiği unutulmamalıdır. Denizde ve havuzlarda hem kendiniz hem de çocuğunuz için tüm kurallara uymanız boğulma riskini en aza indirir. Tatilinizi güvenli bir şekilde tamamlamak için özellikle su kaydırakları ile ilgili bu kurallara mutlaka uymanız gerekir; Kaydırak girişindeki uyarı levhaları ve kullanım kuralları mutlaka okunmalıdır. Yaş, boy ve kilo sınırlarına uygun kaydıraklar tercih edilmelidir.Sıra düzenine uyulmalı, itişme ve şakalaşmalardan kaçınılmalıdır.Kaydıraktan yalnızca görevlinin izin verdiği zaman kayılmalıdır.Ayakta, diz üstünde veya yüzüstü gibi riskli pozisyonlarda kayılmamalıdır.Kaydırak üzerinde durmaya ya da geriye doğru çıkmaya çalışılmamalıdır.Küçük çocukların kaydırakları tek başına kullanmasına izin verilmemelidir.Kaydıraktan indikten sonra çarpışmaları önlemek için havuzun iniş alanı hızlı şekilde terk edilmelidir.Çocuklar tehlikeli hareketlere teşvik edilmemeli, yetişkinler güvenli davranışlarıyla örnek olmalıdır. Çocuğunuzda bu belirtiler varsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurun Havuz veya deniz kazaları sonrasında kafa ve omurga yaralanmaları her zaman ciddiyetle değerlendirilmelidir. Özellikle kafa travması sonrasında aşağıdaki belirtilerden biri ortaya çıkarsa vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır: Bilinç kaybı Şiddetli veya giderek artan baş ağrısıTekrarlayan kusmaAşırı uyku hali veya uykuya eğilimBayılmaNöbet geçirmeDenge kaybıKonuşma bozukluğuKol veya bacaklarda güçsüzlük ya da uyuşmaGörme bozukluğuBoyun ağrısı ve boyun hareketlerinde kısıtlılık Yapılacak ilk değerlendirme sonrasında gerekli görülen durumlarda çocuğun çocuk nörolojisi uzmanı tarafından muayene edilmesi, beyin ve sinir sistemiyle ilgili olası sorunların erken tanı ve tedavisi açısından büyük önem taşımaktadır. Ayrıca herhangi bir belirti görülmese bile kafa veya omurgaya alınan şiddetli darbeler sonrasında çocuğun hekim tarafından değerlendirilmesi ihmal edilmemelidir. Güvenli tatilin anahtarı bilinçli ebeveynlik Yaz tatilinin güzel anılarla hatırlanması için çocuk güvenliği her zaman ön planda tutulmalıdır. Basit gibi görünen önlemler; ciddi yaralanmaların, kalıcı nörolojik hasarların ve boğulma gibi hayati risk taşıyan durumların önlenmesinde büyük rol oynamaktadır. Çocukların yaşına uygun güvenlik kurallarının uygulanması, ailelerin bilinçli davranması ve olası risklere karşı hazırlıklı olması sayesinde yaz tatili hem eğlenceli hem de sağlıklı bir şekilde geçirilebilir. Unutulmamalıdır ki çocukların güvenliği konusunda gösterilen birkaç dakikalık dikkat, yaşam boyu sürebilecek olumsuz sonuçların önüne geçebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocuklarda Bu Belirtileri Göz Ardı Etmeyin! Haber

Çocuklarda Bu Belirtileri Göz Ardı Etmeyin!

Motor becerilerde gerilik, günlük yaşamda işlevsellikte azalma ve tekrarlayıcı davranışların bu bozuklukların ortak belirtileri olduğuna dikkat çeken Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Kısıtlı ve yoğun ilgi alanları, yeniliklere karşı direnç, tekrarlayıcı davranışlar ve takıntılı özellikler de bu grubun ortak belirtileri arasında yer alır.” dedi. Otizm Spektrum Bozukluğunun ise bu grubun en sık görülen tablolarından biri olarak öne çıktığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Kilit, erken tanı ve uygun desteğin, çocukların gelişim sürecinde önemli rol oynadığını vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, nörogelişimsel bozuklukların türleri, ortak belirtileri ve özellikle otizmde görülen dikkat çekici fiziksel ve davranışsal belirtiler hakkında açıklamalarda bulundu. Nörogelişimsel bozukluklar, çocukların gelişiminin birçok alanını etkiliyor! Nörogelişimsel bozuklukların, çocukluk döneminde başlayan ve bireyin bilişsel, sosyal, dil, motor ve davranışsal gelişimini etkileyen bir grup gelişimsel durum olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Tıbbi literatürde, özellikle DSM-5 tanı kriterlerine göre bu bozukluklar altı ana başlık altında incelenir.” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Kilit bu bozuklukları şöyle açıkladı: “Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), Özgül Öğrenme Güçlüğü (disleksi, disgrafi gibi), Dil ve İletişim Bozuklukları, Anlıksal (Zekâ) Yetersizlikleri ile Motor Bozukluklar (tik bozuklukları ve Tourette Sendromu gibi) olarak sıralanır.” Motor becerilerde gerilik ve tekrarlayıcı davranışlar, nörogelişimsel bozuklukların ortak belirtileri! Her bir nörogelişimsel bozukluğun kendine özgü belirtileri bulunsa da, bu hastalık grubunda bazı ortak özelliklerin dikkat çektiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Kilit, şunları söyledi: “Çocuklarda el yazısı yazma, düğme ilikleme gibi hem ince motor becerilerde hem de denge kurma, yürüme, koşma gibi kaba motor becerilerde gelişimsel gerilikler veya koordinasyon sorunları görülebilir. Bunun yanında günlük yaşam becerilerinde ve işlevsellikte sınırlılıklar yaşanabilir. Kısıtlı ve yoğun ilgi alanları, yeniliklere karşı direnç, tekrarlayıcı davranışlar ve takıntılı özellikler de bu grubun ortak belirtileri arasında yer alır.” Otizmde parmak ucunda yürüme, en dikkat çekici fiziksel belirtilerden biri! Otizm Spektrum Bozukluğu'nda hem davranışsal hem de fiziksel belirtilerin birlikte değerlendirilebileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “En sık karşılaşılan fiziksel bulgulardan biri parmak ucunda yürümedir ve bu durum kaba motor gelişim farklılıklarının önemli göstergelerinden biri olarak kabul edilir.” dedi. Davranışsal bulgulara da değinen Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “El çırpma, sallanma gibi aynı hareketlerin sürekli tekrarlanması, belirli konulara yönelik yoğun ve sınırlı ilgi alanları geliştirilmesi, günlük rutinlere aşırı bağlılık ve bu rutinlerin bozulmasına karşı belirgin tepki verilmesi öne çıkan özelliklerdir. Ayrıca bazı çocuklarda ince motor becerilerin akranlarına göre daha yavaş geliştiği ve günlük yaşam becerilerinde destek gereksiniminin ortaya çıkabildiği gözlemlenebilir.” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.