Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Erken Tanı

Kapsül Haber Ajansı - Erken Tanı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Erken Tanı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dünya MS Günü’nde Hareketin Gücüne Dikkat Çekildi Haber

Dünya MS Günü’nde Hareketin Gücüne Dikkat Çekildi

Dünya MS Günü kapsamında Türkiye MS Derneği ve Merck'in iş birliğiyle İstanbul Ataşehir Let’s Club Spor Kulübü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen farkındalık etkinliğinde, Multipl Skleroz (MS) ile yaşayan bireyler için hareketin ve fiziksel aktivitenin yaşam kalitesine katkısı uzman hekimlerin katılımıyla değerlendirildi. Merkezi sinir sistemini etkileyen kronik bir hastalık olan Multipl Skleroz (MS), dünya genelinde yaklaşık 3,5 milyon, Türkiye’de ise 70 binin üzerinde bireyi etkiliyor. Genellikle 20-40 yaş arası genç yetişkinlerde görülen ve hastaların günlük yaşamlarını fiziksel, duygusal ve sosyal açıdan etkileyen bu hastalığa dikkat çekmek için düzenlenen etkinlikte, fiziksel aktivitenin MS hastalarının yaşam kalitesi üzerindeki etkileri ele alındı. Toplantıda, hareketin yalnızca fiziksel değil psikolojik açıdan da destekleyici rolü vurgulandı. Etkinliğin moderatörlüğünü İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Prof. Dr. Yeşim Beckmann üstlenirken; Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Sedat Şen, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Haluk Gümüş ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Cihat Uzunköprü konuşmacı olarak programa katıldı. Program kapsamında gerçekleştirilen oturumlarda; MS belirtileri, tanı süreci, günlük yaşam yönetimi ve güncel tedavi yaklaşımlarına dair önemli bilgiler paylaşıldı. Soru-cevap bölümünün ardından katılımcılar, düzenlenen spinning aktivitesiyle hareketin gücünü deneyimleme fırsatı buldular. Etkinliğin açılış ve moderasyonunu üstlenen Prof. Dr. Yeşim Beckmann, “MS, her bireyde farklı belirtilerle seyredebildiği için yalnızca tedavi süreci değil, günlük yaşam yönetimi de büyük önem taşıyor. Hareket etmek, düzenli fiziksel aktiviteyi yaşamın bir parçası haline getirmek ve sosyal hayattan kopmamak; MS ile yaşayan bireylerin yaşam kalitesini destekleyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor.” dedi. “MS’de İlk Pedal: Hastalar Hangi Semptomlarla Yola Çıkıyor?” başlıklı konuşmasında erken tanının önemine değinen Doç. Dr. Sedat Şen, “MS’in erken dönem belirtileri kişiden kişiye değişiklik gösterebiliyor ve zaman zaman uyuşma, halsizlik veya görme bozuklukları gibi semptomlar başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabiliyor. Bu nedenle hem toplumdaki farkındalığın artması hem de bireylerin belirtileri doğru şekilde değerlendirmesi erken tanı açısından kritik önem taşıyor.” açıklamasında bulundu. “MS ile Günlük Hayat: Rutinler Nasıl Vites Değiştiriyor?” oturumunda hastalığın sosyal boyutuna dikkat çeken Prof. Dr. Haluk Gümüş, “MS ile yaşamak yalnızca fiziksel belirtileri yönetmek anlamına gelmiyor. Günlük rutinlerin sürdürülebilmesi, sosyal yaşamın devam etmesi ve bireyin aktif kalabilmesi de hastalık yönetiminin ayrılmaz bir parçası. Düzenli egzersiz ve hareket, bu noktada hastalarımız için destekleyici bir rol üstleniyor.” şeklinde konuştu. “MS Tedavisinde İleri Vites: Bugün Neredeyiz?” başlığı altında güncel tıbbi yaklaşımları aktaran Doç. Dr. Cihat Uzunköprü ise, “MS tedavisinde son yıllarda çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Günümüzde hastaların yaşam kalitesini korumaya ve hastalığın ilerlemesini kontrol altına almaya yönelik daha kapsamlı yaklaşımlar uygulanabiliyor. Ancak tıbbi tedaviler kadar toplumsal farkındalık, doğru yaşam alışkanlıkları ve multidisipliner yaklaşım da büyük önem taşıyor.” ifadelerini kullandı. Dünya MS Günü kapsamında gerçekleştirilen ve büyük ilgi gören etkinlikte verilen ortak mesaj; MS ile yaşayan bireylerin sosyal yaşamdan kopmadan, aktif, hareketli bir yaşam sürmelerinin önemine dikkat çekmek ve hastalığa yönelik toplumsal bilinci daha da güçlendirmek oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tohum Otizm Vakfı Otizmli Bireylerin Dünyasını Görünür Kılıyor Haber

Tohum Otizm Vakfı Otizmli Bireylerin Dünyasını Görünür Kılıyor

“Otizm spektrum bozukluğu” olan çocukların erken tanı ve nitelikli eğitime erişimine öncülük eden ve bu çalışmaların Türkiye genelinde yaygınlaştırılması amacıyla 2003 yılından bu yana faaliyet gösteren Tohum Otizm Vakfı, yeni kamu spotu ile otizmli çocukların günlük yaşamda karşılaştığı duyusal ve sosyal zorlukları etkileyici bir anlatımla ekrana taşıyor. Sıradan bir merdiven çıkmanın kar fırtınasında Everest’e tırmanmak gibi hissedildiği, bir kapı zilinin zihinde dev çanlar gibi yankılandığı sahneler; otizmli bireylerin basit görünen anlarda bile yoğun bir mücadele verebildiğini gözler önüne seriyor. Kamu spotunun dikkat çeken sahnelerinden birinde, berber koltuğunda oturan otizmli bir çocuk için yumuşak bir dokunuşun iğneli toplar gibi hissedildiği anlatılıyor. Parkta akranlarıyla oyun oynarken yaşadığı “oyun dışı kalma” hissi ise otizmli çocukların sosyal hayata katılımda karşılaştığı güçlükleri görünür kılıyor. "Hayatın Kurallarını Ben Yazmadım Ama İçinde Yaşıyorum” Filmde yer alan “Bu hayatın kurallarını ben yazmadım ama içinde yaşıyorum. Farkındasınız biliyorum, şimdi yanımda durma zamanı” mesajı, toplumu farkındalığın ötesine geçmeye ve otizmli çocukların eğitim yolculuğuna destek olmaya davet ediyor. Tohum Otizm Vakfı; otizmli çocukların iletişim, sosyal uyum, günlük yaşam ve bağımsızlık becerilerinin gelişiminde en etkili yol olan yoğun, sürekli ve bilimsel temelli özel eğitime dikkat çekerek, herkesi bağışlarıyla otizmli çocukların eğitimine katkı sunmaya çağırıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bayramın Bereketi Otizmli Çocukların Geleceğine Dönüşüyor Haber

Bayramın Bereketi Otizmli Çocukların Geleceğine Dönüşüyor

2003 yılından bu yana çalışmalarını sürdüren Tohum Otizm Vakfı, otizmli çocukların erken yaşlarda tanı almaları ve onlar için bireysel olarak hazırlanan bilimsel temelli eğitim programlarından yararlanabilmeleri amacıyla faaliyetlerine devam ediyor. Bu bayramda yapılacak her katkı, eğitim bekleyen daha fazla çocuğun hayallerine bir adım daha yaklaşmasını sağlayacak. Eğitimde Süreklilik, Hayatta Bağımsızlık Otizmin günümüzde bilinen en etkili çözümü erken tanı ve yoğun, bilimsel temelli özel eğitimdir. Tohum Otizm Vakfı, bayramın getirdiği yardımlaşma ruhunu, çocukların hayat boyu ihtiyaç duyacağı becerileri kazanmalarını sağlayacak eğitim fonuna aktarıyor. Bu sayede yapılan bağışlar geçici bir destek olmanın ötesine geçerek, bir çocuğun hayat boyu sürecek başarı hikâyesinin başlangıcı oluyor. İyiliği Bayram Sertifikası ile Taçlandırın Otizmli çocukların eğitim olanaklarına ulaşmaları için, Tohum Otizm Vakfı internet sitesi www.tohumotizm.org.tradresindeki “Bağış” bölümünde yer alan “Bayram Bağışları” başlığından desteğinizi iletebilirsiniz. Ayrıca sevdiklerinizin bayramını anlamlı bir iyilikle kutlamak isterseniz, “Sertifika Bağışları” bölümünden “Bayram Tebriği Sertifikası” oluşturarak bu bağışı sevdiklerinize hediye edebilirsiniz. Tohum Otizm Vakfı, vekâleten kurban kesimi yapmamakla birlikte bağışçıların Kurban Bayramı dolayısıyla yapacakları katkıları kesimsiz kurban bağışı olarak kabul ederek doğrudan eğitim projelerine yönlendiriyor. Bu bayramda yapacağınız her bağış, bir çocuğun daha eğitim fırsatı ile yaşamına kalıcı ve bilimsel bir dokunuş yapma olanağı sunacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nutricia Türkiye’den Ebeveynlere Çağrı: Her Belirtinin Bi’ Nedeni Var Haber

Nutricia Türkiye’den Ebeveynlere Çağrı: Her Belirtinin Bi’ Nedeni Var

Nutricia Türkiye, insanı merkeze alan yaklaşımıyla, toplum sağlığına katkı sağlama hedefini sürdürüyor. Bu yaklaşımdan hareketle “Bi’ Nedeni Var” projesi, yaşamın ilk yılında en sık görülen gıda alerjilerinden biri olan İnek Sütü Proteini Alerjisi (İSPA) konusunda farkındalığı artırmayı hedefleyen bütüncül bir girişim olarak öne çıkıyor. İSPA; emzirilen bebeklerde annenin süt ve süt ürünleri tüketimine bağlı olarak anne sütü yoluyla ya da inek sütü bazlı bebek mama ve çocuk devam sütlerinin kullanımıyla gelişebilen, erken dönemde farklı belirtilerle kendini gösterebilen bir alerji tipidir. Belirtiler farklı şiddetlerde ortaya çıkabilir. Beslenme sonrası gelişen cilt döküntüleri, yüzde veya boğazda şişme, kusma, ishal, kabızlık ya da solunum güçlüğü gibi belirtiler görülebileceği gibi; iki haftadan uzun süren gaz, huzursuzluk ve yoğun ağlama gibi daha belirsiz semptomlarla da kendini gösterebilir. Ancak bu belirtilerin çoğu zaman sıradan bebek davranışlarıyla karıştırılması tanıda gecikmelere yol açabilmektedir. Ortalama 4,5 aya kadar uzayabilen tanı gecikmesi, erken farkındalığın önemini daha da artırmaktadır. Nutricia Türkiye, “Bi’ Nedeni Var” projesiyle ebeveynlerin küçük belirtileri yeniden düşünmesini teşvik ederken, sağlık profesyonelleriyle birlikte erken tanı ve doğru yönlendirme konusunda farkındalığı artırmayı, bu alanda bütüncül bir yaklaşımı güçlendirmeyi hedefliyor. Bazen küçük bi’ işaret, büyük bi’ nedeni anlatır Nutricia Türkiye Uzman Beslenme Direktörü Cenk Kurt, projeye ilişkin şunları söyledi: “İnek sütü proteini alerjisinde en önemli zorluklardan biri, belirtilerin çoğu zaman normal bebek davranışlarıyla karıştırılabilmesi. Oysa bazen küçük gibi görünen bir işaretin altında, fark edilmesi gereken önemli bir neden yatabiliyor. ‘Bi’ Nedeni Var’ projesiyle amacımız; ebeveynlerin güvenilir bilgiye erişimini desteklemek, sağlık profesyonelleriyle ortak bir farkındalık zemini oluşturmak ve erken tanının önemini daha görünür kılmak. Çünkü doğru zamanda fark edilen her belirti, bebeğin yaşam kalitesi açısından anlamlı bir fark yaratabiliyor. Bu nedenle, her belirtiye biraz daha dikkatli bakmak için gerçekten bi’ nedeni var.” Bilimsel zeminde ilk buluşma: Çocuk Hekiminin Bir Günü Projenin ilk kez tanıtımının yapıldığı platformlardan biri, Türkiye Milli Pediatri Derneği’nin bilimsel vizyonu doğrultusunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bu yıl 9.’su düzenlenen Çocuk Hekiminin Bir Günü Eğitim Toplantısı oldu. Pediatri pratiğini teorik çerçevenin ötesine taşıyarak gerçek yaşam senaryoları ve olgu bazlı yaklaşımlarla ele alan bu önemli bilimsel buluşma, çocuk sağlığı alanındaki güncel gelişmelerin tartışıldığı güçlü bir kongre niteliği taşıyor. Kongre kapsamında, çocuk sağlığı alanında erken tanı ve farkındalığı artırmaya yönelik geliştirilen “Bi’ Nedeni Var” projesi de bilimsel gündemin önemli başlıklarından biri olarak ele alındı. Proje ile özellikle inek sütü proteini alerjisinde (İSPA) erken tanı ve doğru yönetim konusundaki farkındalığın artırılması hedefleniyor. Prof. Dr. Mustafa Arga: Erken farkındalık doğru yönetimin ilk adımı 9. Çocuk Hekiminin Bir Günü Eğitim Toplantısı’nda konuşan Türkiye Milli Pediatri Derneği Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Arga sahadaki bu gerçeğe dikkat çekerek şunları söyledi: “İnek sütü proteini alerjisi, özellikle yaşamın ilk döneminde spesifik olmayan belirtilerle kendini gösterebildiği için fark edilmesi her zaman kolay olmayabiliyor. Bu nedenle hem ailelerin belirtileri doğru okumaya yönelik farkındalığı hem de sağlık profesyonellerinin güncel yaklaşımlarla desteklenmesi büyük önem taşıyor. Belirtilerin erken dönemde doğru değerlendirilmesi, tanı ve yönetim sürecinde belirleyici rol oynuyor. Bu tür projeler ise bilimsel bilginin toplumla daha güçlü buluşmasına katkı sağlaması açısından büyük önem taşıyor.” Çocuk Alerji İmmünoloji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Arzu Bakırtaş, bu noktada şu vurguyu yapıyor: “Ailelerin ve hekimlerin bu belirtileri doğru değerlendirmesi çok önemli. Çünkü gerçekten çoğu zaman bi’ nedeni var.” Bazen Küçük Bi’ İşaret, Büyük Bir Fark Yaratır Türkiye Milli Pediatri Derneği’nin bilimsel çatısı altında gerçekleştirilen bu önemli toplantı kapsamında ele alınan “Bi’ Nedeni Var” projesi; inek sütü proteini alerjisinde erken farkındalığı güçlendirmeyi, ebeveynlerle sağlık profesyonelleri arasında bilgi köprüsü kurmayı ve küçük gibi görünen belirtilerin zamanında fark edilmesine katkı sunmayı hedefliyor. Multidisipliner yaklaşımı merkeze alan çalışmalar, bebeklerin ve ailelerinin yaşam kalitesini desteklemeyi amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Baharda Alerji Alarmı: Çocuklarda Şikayetler Artıyor Haber

Baharda Alerji Alarmı: Çocuklarda Şikayetler Artıyor

Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğada polen yoğunluğunun arttığını belirten Nev Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, bu durumun çocuklarda alerjik hastalıkların daha sık görülmesine neden olduğunu söyledi. Son haftalarda polen alerjisine bağlı başvurularda belirgin artış yaşandığını ifade eden Güneş, ailelerin belirtileri doğru tanımasının ve gerekli önlemleri almasının büyük önem taşıdığını vurguladı. “Baharda en sık görülen alerjik hastalıklar” Bahar aylarında en sık karşılaşılan alerjik hastalıklarla ilgili bilgi veren Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, şunları söyledi: “Alerjik rinit (saman nezlesi) burun akıntısı, tıkanıklık, sık hapşırma ve burun kaşıntısı ile kendini gösterir. Çocuklar genellikle burunlarını yukarı doğru silme hareketi yapar (alerjik selam). Alerjik konjonktivit (göz alerjisi) gözlerde kızarıklık, kaşıntı, yanma ve sulanma ile ortaya çıkar. Çocuklar gözlerini sürekli ovalama eğilimindedir. Alerjik astım ise özellikle gece artan öksürük, eforla ortaya çıkan nefes darlığı ve hırıltı ile kendini gösterir. Bahar aylarında ataklar belirgin şekilde artabilir. Bu hastalıklar çoğu zaman birlikte de görülebilir ve çocuğun uyku kalitesini, okul başarısını ve günlük yaşamını olumsuz etkileyebilir.” “Ailelerin en sık yaptığı hata” Alerjik belirtilerin çoğu zaman soğuk algınlığı ile karıştırıldığına dikkat çeken Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, şu ifadeleri kullandı: “En sık karşılaştığım durumlardan biri, alerjik belirtilerin uzun süre ‘soğuk algınlığı’ zannedilmesidir. Soğuk algınlığı genellikle 5–7 gün içinde düzelir. Alerjik şikayetler ise haftalarca hatta aylarca sürebilir. Eğer çocukta 1 haftadan uzun süren burun akıntısı, tekrarlayan hapşırık krizleri, göz kaşıntısı ve gece artan öksürük varsa mutlaka alerji açısından değerlendirilmesini öneriyorum.” “Polen alerjisinden korunma yolları” Polen maruziyetini azaltmanın şikayetleri önemli ölçüde hafiflettiğini belirten Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, ailelere şu önerilerde bulundu: “Sabah erken saatlerde ve rüzgârlı havalarda dışarı çıkışı sınırlandırın. Dış ortamdan eve gelince mutlaka el, yüz yıkama ve kıyafet değiştirme alışkanlığı kazandırın. Çocuğun saçlarında biriken polenler için akşam duşu faydalı olabilir. Evde pencereleri özellikle polenin yoğun olduğu saatlerde kapalı tutun. Araç içinde camları açmamaya özen gösterin. Ev temizliğini düzenli yaparak toz ve alerjen yükünü azaltın.” “Tedavi süreci nasıl ilerliyor?” Alerjik hastalıkların doğru tanı ve uygun tedavi ile kontrol altına alınabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, süreci şöyle anlattı: “Gerekli durumlarda alerji testleri yapılarak tetikleyici faktörler belirleniyor. Her çocuğun ihtiyacına göre kişiselleştirilmiş tedavi planı oluşturuluyor. Uygun ilaç tedavileri (şurup, burun spreyi, inhaler tedaviler) ile şikayetler etkin şekilde kontrol altına alınıyor. Erken dönemde başlanan tedavi sayesinde hem şikayetleri azaltmak hem de hastalığın ilerlemesini önlemek mümkün oluyor.” “Hangi çocuklar risk altında?” Bazı çocuklarda alerjik hastalıkların daha sık görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, şu bilgileri paylaştı: “Ailesinde alerji veya astım öyküsü olanlar, Daha önce egzama (atopik dermatit) geçirmiş olanlar, Sigara dumanına maruz kalanlar bu açıdan daha risk altındadır. Bu çocukların bahar aylarında daha dikkatli takip edilmesini öneriyoruz.” “Erken tanı yaşam kalitesini artırıyor” Bahar aylarında uzayan burun akıntısı, geçmeyen öksürük ve göz şikayetlerinin çoğu zaman enfeksiyon değil alerjiye bağlı olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, sözlerini şöyle tamamladı: “Erken fark etmek, doğru yönetmek ve uygun tedaviye başlamak çocuğun yaşam kalitesini belirgin şekilde artırır. Şikayetler uzuyorsa mutlaka bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesini öneriyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

‘Parkinsonla Yaşamak’ Masaya Yatırıldı Haber

‘Parkinsonla Yaşamak’ Masaya Yatırıldı

Nilüfer Belediyesi, ‘Dünya Parkinson Günü’ kapsamında Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde ‘Parkinsonla Yaşamak’ başlıklı bir seminer düzenledi. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek’in moderatörlüğünde Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Demet Yıldız ve Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel bilgilerini paylaştı. Toplumda parkinson hastalığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen seminere katılım yoğun oldu. Uzmanlar, parkinson ile mücadelenin sadece ilaçla değil; egzersiz, doğru beslenme alışkanlıkları ve hasta yakınlarının sabırlı desteğiyle bir bütün olarak yürütülmesi gerektiği vurguladı. ÖLÜMCÜL HASTALIK KATEGORİSİNDE DEĞİL Seminerin açılışında konuşan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek, parkinsonun artık ölümcül bir hastalık kategorisinde yer almadığını söyledi. 1960’lı yıllarda dopaminin keşfinden sonra parkinsonun ölümcül hastalık grubundan çıktığını hatırlatan Özbek, “Artık bu hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik bir süreç olarak yaşayabiliyoruz” dedi. Hastalığın artış nedenlerine de değinen Özbek, “Yaşam süresi uzadı ama çevresel faktörler de artık çok etkili. Özellikle hava ve su kirliliğinin yanı sıra tarım ilaçları en önemli faktörler arasında yer alıyor" diye konuştu. ERKEN TANI ÖNEMLİ Hastalığın tıbbi boyutlarını ve tanı sürecini anlatan Doç. Dr. Demet Yıldız, parkinsonun sinsi bir hastalık olduğunu kaydetti. 65 yaş üzerinde her 100 kişiden bir veya ikisinde görüldüğünü anlatan Yıldız, “Tanı koydurucu temel belirtilerimiz; hareketlerde yavaşlama, istirahat halindeyken görülen el titremesi ve eklemlerdeki sertliktir” dedi. Erken tanının önemini vurgulayan Yıldız, “Tedavisiz kalan hastalar 5-10 yıl içinde bağımlı hale gelebilirken, doğru tedaviyle bu süreyi 15-20 yıla kadar uzatabiliyoruz. İleri evrelerde ise farklı tedavi yöntemlerine başvuruyoruz” şeklinde konuştu. GÜNDE 8-10 BARDAK SU TÜKETİN Beslenme konusundaki detayları aktaran Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel ise ilaç kullanımı ile beslenme arasındaki bağı aktardı. Parkinson ilaçlarının vücutta proteinlerle yarışacağını belirten Pekel, “Bu yüzden maksimum fayda sağlamak için ilacınızı aç karna almalı ve yemek yemek için en az bir saat beklemelisiniz” diye konuştu. Hastaların yüzde 90’ında görülen kabızlık sorunu için de tavsiyelerde bulunan Pekel, “Günde 8-10 bardak su tüketimi, lifli gıdalar ve düzenli yürüyüş olmazsa olmazımızdır. Ayrıca yutma güçlüğü çeken hastalarımızı asla yatar pozisyonda beslenmemeli, gerekirse gıdaları blenderden geçirerek lapa kıvamında sunmalıyız” dedi. Seminer, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanmasıyla sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Parkisonda Sabır, Anlayış ve Doğru Tedavi Hayat Değiştiriyor  Haber

Parkisonda Sabır, Anlayış ve Doğru Tedavi Hayat Değiştiriyor 

Parkinson beynin derinlerinde sessizce başlayan ve zamanla yaşamın birçok alanını etkileyen kompleks bir nörolojik süreçtir. Parkinson hastalarının çoğu zaman yavaş hareket ettikleri, mimikleri azaldığı ya da konuşmaları değiştiği için yanlış anlaşılabildiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Nöroloji Uzmanı Dr. Tuğba Okluoğlu “Biraz sabır ve anlayış bazen en etkili destek olabilir. Parkinson hastalığı doğru yaklaşım, erken tanı ve kişiye özel tedavi ile birlikte yönetilebilen bir yolculuktur. Ve en güçlü tedavilerden biri de farkındalıktır” diyor. Uzm. Dr. Tuğba Okluoğlu parkinson hastalığı hakkında bilgi verdi. Parkinson sadece hareket hastalığı değildir Parkinson hastalığı, beynin hareketleri düzenleyen bölgelerinde dopamin üreten hücrelerin kaybı ile ortaya çıkar. Bu kayıp hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve titreme gibi belirtilere yol açar. Ancak çoğu zaman gözden kaçan gerçek şudur: Parkinson sadece bir hareket hastalığı değildir. Belirtileri nelerdir? Uyku bozuklukları, koku kaybı, kabızlık, depresyon ve bilişsel değişiklikler… Tüm bu belirtiler hastalığın aslında çok daha geniş bir etki alanına sahip olduğunu gösterir. Hatta bazı hastalarda bu bulgular, motor belirtilerden yıllar önce başlayabilir. Erken tanı hastalığın seyrini değiştirir Parkinson hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebilecek en önemli adımdır. Çünkü doğru zamanda başlanan tedavi, yalnızca belirtileri kontrol etmekle kalmaz. Hastanın günlük yaşamını, bağımsızlığını ve hatta sosyal ilişkilerini korumasına yardımcı olur. Tedavi sadece ilaçtan ibaret değil Parkinson hastalığını tamamen ortadan kaldıran bir tedavi henüz yok. Ama hastalığı yönetmek için güçlü ve giderek gelişen seçenekler var. İlaç tedavileri temel yaklaşımı oluştururken, ileri evrelerde uygulanan beyin pili (derin beyin stimülasyonu) önemli bir dönüm noktasıdır. Bununla birlikte son yıllarda, özellikle gün içinde belirgin dalgalanmalar yaşayan hastalarda sürekli ilaç veren pompa tedavileri öne çıkıyor. İnce bağırsağa yerleştirilen sistemlerle uygulanan intestinal levodopa tedavisi veya deri altından sürekli ilaç verilmesini sağlayan cilt altı pompa sistemleri, hastaların gün içindeki “iyi ve kötü dönem” geçişlerini azaltarak daha stabil bir yaşam sunabiliyor. Tüm bu gelişmeler parkinson tedavisinin artık tek tip değil, kişiye özel ve dinamik bir süreç olduğunu gösteriyor. Egzersiz tedavinin ayrılmaz bir parçası Bilimsel veriler, egzersizin parkinson hastalığında yalnızca kasları değil, doğrudan beyni etkilediğini ortaya koyuyor. Düzenli fiziksel aktivite; dengeyi, yürüyüşü ve koordinasyonu geliştirmenin ötesinde, beynin kendini yeniden organize etme kapasitesini artırıyor. Yani egzersiz, bu hastalıkta sadece öneri değil, tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Anlayış en büyük destektir Sonuç olarak parkinson hastalığı, sadece titreme ile kısıtlı bir tablo değil; erken tanı, doğru tedavi ve yüksek farkındalıkla yürünmesi gereken uzun bir yolculuktur. Hastalara sunulacak en büyük ilaç, onların bu yavaşlayan dünyasına gösterilecek anlayış ve erken tanının sunduğu imkanlardır. Farkındalıkla atılan her adım parkinsonlu bir bireyin hayatında yeni bir hareket alanı açar. Farkındalık hastalar için en az ilaçlar kadar hayati bir destektir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünyada Yılda 2 Milyon Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor Haber

Dünyada Yılda 2 Milyon Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor

Bu rakamlar, hastalığın özellikle 50 yaş üstü bireyleri etkilediğini gösterse de, 50 yaş altı genç yetişkinlerde de vaka sayısında belirgin bir artış görülüyor. Ülkemizde özellikle Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da hayat kaybı oranlarında artış gözleniyor. Kolon kanseri erken evrede tespit edildiğinde yüksek oranda tedavi edilebilir olmasına rağmen, geç teşhis durumunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile kolorektal kanser riski %30-50 oranında azaltabiliyor ve erken tanı ile 5 yıllık sağkalım oranı %90'ın üzerine çıkabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, kolon kanserinin nedenleri, korunma yöntemleri ve tedavileri hakkında bilgi verdi. 50 yaş üstü kişilerin özellikle dikkat etmesi gerekiyor Kolorektal kanser, kalın bağırsak ve rektum hücrelerinin kontrolsüz büyümesiyle oluşur ve genellikle poliplerin zamanla kansere dönüşmesiyle başlar. Kesin nedeni tam bilinmese de, risk faktörleri arasında genetik yatkınlık, ileri yaş (özellikle 50 yaş üstü), sağlıksız beslenme, obezite, sigara ile alkol kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı ve inflamatuar bağırsak hastalıkları (Crohn veya ülseratif kolit gibi) yer alır. Bu faktörler hücrelerde genetik değişikliklere yol açarak kanser gelişimini tetikleyebilir. Bu belirtileri görmezden gelmeyin Kolon kanserinin belirtileri genellikle erken evrede belirgin olmayabilir ve kişiden kişiye değişebilir, ancak yaygın olan belirtiler aşağıdaki gibidir; Dışkıda kan görülmesiBağırsak alışkanlıklarında değişiklik (ishal, kabızlık veya dışkı şeklinde incelme)Karın ağrısı veya kramplarAçıklanamayan kilo kaybıYorgunluk ve halsizlik Bu belirtiler fark edildiğinde doktora başvurmak önemlidir, çünkü erken tanı tedavi şansını artırır. Kolon kanserinden korunmak için bunlara dikkat edin; Kolorektal kanser büyük ölçüde yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir. Aşağıdaki maddeleri uygulayarak riskinizi önemli oranda azaltabilirsiniz: Sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinin: Meyve, sebze ve tam tahıllar açısından zengin bir diyet uygulayın. Kırmızı et ve işlenmiş et tüketimini sınırlayın. Lifli gıdalar bağırsak sağlığını korur ve kanser riskini düşürür. Sigara ve alkolü bırakın: Sigara içmek kolorektal kanser riskini artırır. Alkol tüketimini minimuma indirin veya tamamen bırakın, çünkü bu maddeler bağırsak hücrelerine zarar verir. Kilonuzu kontrol altında tutun: Fazla kilolar, özellikle karın bölgesindeki yağlanma, kanser riskini yükseltir. İdeal kilonuza ulaşmak için dengeli beslenme ve hareketli bir yaşamı tercih edin. Düzenli egzersiz yapın: Haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz bağırsak hareketlerini düzenler ve kanser riskini azaltır. Her gün 30 dakika yürümek bile faydalı olabilir. Tarama testlerini ihmal etmeyin: 45-50 yaşından itibaren düzenli kolonoskopi yaptırın. Erken evrede polip tespiti, kanserin önlenmesini sağlar. Aile öyküsü varsa daha erken başlayın. Su tüketimini artırın ve kabızlıktan kaçının: Bol su içmek ve düzenli tuvalet alışkanlığı edinmek bağırsak sağlığını korur. Kabızlık, uzun vadede risk yaratabilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Atakum’da Vatandaşlara Genel Sağlık Taraması Haber

Atakum’da Vatandaşlara Genel Sağlık Taraması

Atakum Belediyesi, Samsun İl Sağlık Müdürlüğü ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen ‘Kadın Sağlığını Geliştirme Programı’ kapsamında Özgecan Kadın Danışma Merkezinde vatandaşlara yönelik genel sağlık taraması gerçekleştirildi. GENİŞ KAPSAMLI SAĞLIK HİZMETİ Program toplum sağlığını koruma, güçlendirme çalışmaları kapsamında 18 yaş üstü kadınlar ve 50 yaş üstü erkeklere yönelik düzenlendi. Uzman sağlık personeli eşliğinde kanser taramasına katılan vatandaşlar tansiyon, şeker ölçümü gibi hizmetlerden faydalanmanın yanı sıra kalp, böbrek, üreme sağlığı ve aile planlaması hakkında önemli bilgiler aldı. Kadınlar, programda rahim ağzı taramasına katılarak mobil kanser tarama aracında HPV ve DNA testi verdi. Kanserde erken tanı ve tedavi sürecine dikkat çekilen organizasyon, vatandaşlar tarafından büyük ilgi gördü. “KANSER TARAMALARINA KATILIMI DESTEKLEMEK İÇİN” OMÜ Halk Sağlığı Hemşireliği Ana Bilim Dalında görevli Dr. Öğretim Üyesi Figen Çavuşoğlu sağlık taraması hakkında şu bilgileri verdi: “Bu program öncelikle, 35-70 yaş aralığındaki tüm kadınların ve 50-70 yaş aralığındaki tüm erkeklerin, ulusal kanser tarama programı çerçevesinde erken tanı ve tarama programına katılımlarını desteklemek için düzenlendi. Aynı zamanda cinsel sağlık ve üreme sağlığı kapsamında aile planlaması, menopoz ve menopoza uyum, kalp sağlığını koruma, diyabetle yaşam gibi başlıklar altında hakkında kadınlarımızı bilinçlendirmek ve kadın sağlığını güçlendirmek için buradayız. Stantlar açtık ve sağlık uygulamaları yapıyoruz. Sağlık İl Müdürlüğünün mobil kanser tarama aracı var. Bu aracın içerisinde rahim ağzı kanserine yönelik HPV ve DNA testi için tarama yapılıyor. Bugünkü programımızın yanı sıra 10 Nisan’da Ömer Halisdemir Parkı’nda ve 24 Nisan’da da Çakırlar Korusunda olacağız.Tüm Atakumluları etkinliklere bekliyoruz. SAĞLIK TARAMALARI DEVAM EDECEK Atakum Belediye Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Şafak Ari Emir, programa yoğun katılım olmasından duydukları memnuniyeti ifade ederek “Bugün burada, kadın sağlığını güçlendirme başlığı altında OMÜ Halk Sağlığı ve Hemşirelik Bölümü öğrencileri ve İl Sağlık Müdürlüğü ile bir tarama programı gerçekleştirdik. Sağlık tarama programına, kadınların yoğun ilgisi oldu. Nisan ayı içerisinde 10 Nisan ve 24 Nisan tarihlerinde iki sağlık tarama faaliyeti gerçekleştireceğiz.” dedi. “ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ” Özgecan Kadın Danışma Merkezinde sunulan sağlık tarama hizmetinden yararlanan vatandaşlar, “Bu tip etkinliklerin, kadın sağlığı ve kadının gelişimi açısından çok olumlu buluyoruz. Etkinliklerin devamını diliyoruz. Her bilgiye her zaman, her yerde ulaşamıyoruz. Ayağımıza gelen böyle bir hizmet için hem üniversitemize, Atakum Belediyesine ve İl Sağlık Müdürlüğüne çok teşekkür ediyoruz.” cümleleriyle memnuniyetlerini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.