Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Erken Teşhis

Kapsül Haber Ajansı - Erken Teşhis haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Erken Teşhis haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ütüyü Buzdolabına Koymak Hastalığın Net Bir İşareti! Haber

Ütüyü Buzdolabına Koymak Hastalığın Net Bir İşareti!

Yakın geçmişi hatırlayamamak, ciddi hafıza sorunlarının belirtisi olabilir! Günlük hayatta anahtarın nereye koyulduğunu unutmanın, ocağın açık unutulduğunu sanıp kontrol etmenin ya da bir anlığına birinin adını hatırlayamamanın genellikle yorgunluk ve dikkat eksikliğinin sonucu olduğunu ifade eden Dr. Celal Şalçini, “Ancak tehlike çanları; az önce yapılan bir konuşmayı hiç yaşanmamış gibi tamamen unutmak, aynı soruyu kısa süre içinde defalarca sormak veya yıllardır ezbere bilinen evin yolunu bulamamak gibi durumlarda çalar.” dedi. Dr. Şalçini, meselenin ‘eşyanın yerini bulamamak’ değil, ‘yakın geçmişi zihne hiç kaydedememek’ boyutuna ulaştığında, vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerektiği uyarısında bulundu. Ütüyü buzdolabına koymak yaşlılık belirtisi değil, hastalığın net bir işareti! İlerleyen yaşla birlikte isimleri biraz daha geç hatırlamanın veya yeni bir şey öğrenirken eskisinden biraz daha fazla zamana ihtiyaç duymanın doğal bir süreç olduğuna işaret eden Dr. Şalçini, şöyle devam etti: “Ancak ‘yaşlandım, ondan unutuyorum’ diyerek durumu geçiştirmek, altta yatan ciddi bir hastalığın erken teşhis ve tedavi şansını yok eder. Eğer unutkanlık; kişinin tek başına faturalarını ödemesine, yemeğini yapmasına, ocak kullanmasına veya kişisel bakımını sağlamasına engel oluyorsa, bu kesinlikle yaşlılığın doğal bir parçası değildir. Ayrıca eşyaları çok alakasız yerlere koymak (örneğin ütüyü buzdolabına koymak) gibi davranışlar yaşlılık belirtisi değil, hastalığın net bir işaretidir ve mutlaka nörolojik bir değerlendirme gerektirir.” Stres ve uykusuzluk, beynin yeni bilgileri kaydetmesini zorlaştırıyor! Stres ve uykusuzluğun hafızayı bozduğunu dile getiren Dr. Şalçini, “Stres ve uykusuzluk beynin en büyük düşmanlarındandır.” dedi. Kronik stres altındayken vücudun salgıladığı kortizol hormonunun, beynin hafıza merkezi olan hipokampüsü adeta baskıladığını ve yeni bilgilerin kaydedilmesini engellediğini aktaran Dr. Şalçini, “Aynı şekilde, beynimiz biz uyurken gün içindeki bilgileri ayıklar, depolar ve adeta kendi kendini temizler. Yeterli ve kaliteli uyku alınmadığında bu gece temizliği yapılamaz; sonuç olarak zihin sekmeleri açık kalmış ve hafızası dolmuş bir bilgisayar gibi yavaşlar, en basit kelimeleri bile bulmakta güçlük çeker.” şeklinde konuştu. Beyin sisi ile demans arasındaki fark, bilginin hatırlanıp hatırlanamaması! Beyin sisi ile gerçek hafıza kaybı (demans) arasındaki farka da değinen Dr. Celal Şalçini, “Ayırt etmenin en kolay yolu, bilginin geri gelip gelmediğine bakmaktır.” dedi. “Beyin sisi yaşarken zihin bulanıktır, odaklanamaz; ancak ipucu verildiğinde ya da biraz zaman geçtiğinde aranan bilgi hatırlanır.” diyen Dr. Şalçini sözlerini şöyle tamamladı: “Alzheimer gibi gerçek hafıza kaybı hastalıklarında ise o bilgi beyinden tamamen silinmiştir. Örneğin; beyin sisi yaşayan biri gözlüğünü nereye koyduğunu bulmakta zorlanır ama bulduğunda oraya koyduğu anı hatırlar. Alzheimer hastası ise gözlüğü bulsa bile onun kendisine ait olduğunu reddedebilir veya oraya nasıl geldiğine dair hiçbir fikri olmaz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Göz Muayenesi İhmal Edilmemeli Haber

Göz Muayenesi İhmal Edilmemeli

Prof. Dr. Şener, “Göz hastalıklarında erken tanı, görmeyi korumanın en önemli adımlarından biridir. Glokom, sarı nokta hastalığı, diyabete bağlı retina hasarı ve katarakt gibi birçok hastalık, erken dönemde fark edildiğinde tedavi süreci daha etkili yönetilebilir. Bu nedenle göz muayenesi yalnızca görme bulanıklığı başladığında değil, düzenli aralıklarla yapılmalıdır” dedi. Göz hastalıkları sinsi ilerleyebilir Görme sağlığı, günlük yaşam kalitesini doğrudan etkileyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Ancak birçok kişi göz muayenesini yalnızca gözlük ihtiyacı ya da belirgin görme kaybı ortaya çıktığında gündemine alıyor. Oysa bazı göz hastalıkları uzun süre belirti vermeden ilerleyebiliyor ve fark edildiğinde kalıcı hasara yol açabiliyor. Özellikle glokom, diyabete bağlı retina hastalıkları ve yaşa bağlı makula dejenerasyonu gibi rahatsızlıklar erken dönemde sessiz seyredebiliyor. Ani görme azalması, bulanık görme, ışık çakmaları, göz önünde uçuşmalar, gece görüşünde bozulma, gözde ağrı, kızarıklık veya ışık hassasiyeti gibi belirtiler ise ihmal edilmemesi gereken uyarılar arasında yer alıyor. Prof. Dr. Şener, “Göz hastalıklarının bir kısmı hastanın günlük yaşamında belirgin bir şikâyet oluşturmadan ilerleyebilir. Bu nedenle düzenli muayene, hastalığı henüz tehlikeli evreye gelmeden yakalamak açısından kritik önem taşır. Görme kaybı geliştikten sonra değil, görmeyi koruyacak aşamada harekete geçmek gerekir” diye konuştu. Yapay zekâ destekli muayene erken tanıyı güçlendiriyor Göz sağlığında teknolojik gelişmeler, tanı ve tedavi süreçlerinde önemli bir dönüşüm yaratıyor. Yapay zekâ destekli görüntüleme ve analiz sistemleri; hastanın göz yapısını, retina ve sarı nokta durumunu, kornea özelliklerini ve biyometrik parametrelerini kısa sürede değerlendirerek hekimlere tanı sürecinde önemli veriler sunabiliyor. Prof. Dr. Şener, yapay zekâ destekli teknolojilerin özellikle erken teşhis açısından önemli bir yardımcı rol üstlendiğini belirterek, “Geleneksel muayene yöntemlerinin ötesine geçen yeni nesil teknolojiler, hastanın göz yapısını çok sayıda parametre üzerinden analiz edebiliyor. Retina, sarı nokta, kornea ve glokom açısından risk oluşturan bulgular, ileri evreye gelmeden değerlendirilebiliyor. Tıbbın geleceği veriye dayalı öngörü; ancak bu verilerin doğru yorumlanması hekim tecrübesiyle mümkündür” dedi. Yapay zekâ destekli analizlerin, yalnızca hastalıkların tespitinde değil, aynı zamanda lazer ve premium lens gibi cerrahi uygulamalara uygunluğun değerlendirilmesinde de yol gösterici olabildiğini belirten Prof. Dr. Şener, hastaya en uygun tedavi planının belirlenmesinde teknolojik veriler ile hekim deneyiminin birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. Düzenli muayene, görme kaybına karşı en güçlü adım Dünya Görme Günü kapsamında toplumun göz sağlığı konusunda daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini belirten uzmanlar, çocuklardan yetişkinlere kadar her yaş grubunda düzenli göz muayenesinin önemine dikkat çekiyor. Gerekli durumlarda ileri görüntüleme yöntemleri ve yapay zekâ destekli analizlerden de yararlanılarak hastalıklara erken dönemde müdahale edilebiliyor. Prof. Dr. Şener, Dünya Görme Günü vesilesiyle yaptığı çağrıda, “Göz sağlığı ertelendiğinde sonuçları yaşam kalitesini doğrudan etkileyebilir. Bugün, düzenli göz muayenesini hatırlamak ve görme sağlığını korumak için önemli bir fırsat. Görmeyi korumanın yolu, şikâyet beklemeden muayene olmak ve erken tanının gücünden yararlanmaktır” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Türkiye’de Yaklaşık 15 Milyon Kişi Ortodontik Tedaviye İhtiyaç Duyuyor  Haber

 Türkiye’de Yaklaşık 15 Milyon Kişi Ortodontik Tedaviye İhtiyaç Duyuyor 

Aligner Derneği Başkanı ve Ortodonti Uzmanı Dr. Aktan Zeki Çelik ise şeffaf plak tedavisinin estetik bir tercih olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizerek, hastaların bu tedaviye erişebilmesi için konunun geri ödeme kapsamına alınması yönünde ilgili kurumlarla görüşmelerini sürdürdüklerini belirtti. Şeffaf plak tedavileri, dijital ortodonti alanında bilimsel bilgi paylaşımı ve bu alanda mesleki gelişimi destekleyen Aligner Derneği, Swissôtel Çeşme’de düzenlediği kongrede yurt dışından ve Türkiye’den alanında önde gelen ortodontistlerin yanı sıra uzman isimleri ve genç ortodontistleri bir araya getirdi. Şeffaf plak ve tel tedavisi arasındaki farklar, ortodontik tedavide başarı kriterleri, sosyal medyada şeffaf plak bilgilerinin güvenilirliği ve kişiye özel teşhisin önemi, kongrede öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Kongrede, şeffaf plakların dijital planlamayla kişiye özel olarak tasarlanan, takıp çıkarılabilen ortodontik tedavi seçeneği olduğu da vurgulandı. Hastalarda estetik görünüm, günlük yaşama uyum ve kullanım kolaylığı açısından avantajlar sunabilen bu yöntemde tedavi kararının; ortodontik sorunun türü, hastanın ihtiyacı ve uzman hekim değerlendirmesi doğrultusunda verilmesi gerektiği belirtildi. Çocuklarda ortadontik sorunlarda erken teşhis ve tedavinin önemine dikkat çekilerek, bu şekilde ilerleyen dönemde oluşabilecek fiziksel ve psikolojik sorunların önüne geçilebileceğinin altı çizildi. Ebeveynlerin yüzde 33’ü ortodontik tedavi konusunda bilgi sahibi değil Aligner Derneği tarafından gerçekleştirilen Türkiye’de Ortodontik Tedavi Algısı ve Farkındalık Araştırması, toplumdaki ortodontik tedavi ihtiyacı yüksek olmasına karşın bilgi ve düzenli kontrol alışkanlığının sınırlı kaldığını ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Türkiye’de yaklaşık 15 milyon kişinin ortodontik tedaviye ihtiyaç duyduğu tahmin edilirken, düzenli diş hekimi kontrolü oranı yüzde 36 seviyesinde kalıyor. Ebeveynlerin yüzde 33’ü ise çocuklarda ortodontik tedavi konusunda hiçbir bilgiye sahip olmadığını belirtiyor. Dijital tarama, kişiye özel üretim ve yapay zeka destekli planlama hasta konforunu artırıyor Aligner Derneği Başkanı ve Ortodonti Uzmanı Dr. Aktan Zeki Çelik, kongrede yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Şeffaf plaklar, ortodontide son yılların en önemli yeniliklerinden biri. Dijital tarama, yapay zekâ destekli tedavi planlaması ve kişiye özel üretim gibi teknolojiler sayesinde ortodontik tedavi çok daha dijital, öngörülebilir ve hasta odaklı bir yapıya kavuşuyor. İstenildiği zaman takıp çıkarılabilen yapısı, estetik avantajları ve günlük yaşamı kolaylaştıran özellikleri de hastaların tedavi sürecindeki konforuna önemli katkı sağlıyor. Dünyada bu alandaki teknolojiler hızla gelişirken, şeffaf plak kullanımı da giderek genişliyor” dedi. “Çocuklarda şeffaf plak tedavisinin geri ödeme kapsamına alınmasını önemsiyoruz” Çocuklarda ortodontik sorunların yalnızca estetik bir konu olarak değil, ağız ve diş sağlığını doğrudan ilgilendiren bir sağlık problemi olarak ele alınması gerektiğinin altını çizen Çelik, açıklamasında şunları söyledi: “Özellikle çocuklarda ortodontik sorunların erken dönemde fark edilmesi ve uygun tedaviye erişimin sağlanması büyük önem taşıyor. Şeffaf plaklar da uygun vakalarda çocukların ortodontik tedavisinde önemli bir seçenek sunuyor. Bu nedenle çocukların ihtiyaç duydukları tedaviye erişimini kolaylaştırmak amacıyla şeffaf plak tedavisinin geri ödeme kapsamına alınmasını önemsiyoruz. Önümüzdeki dönemde dünyadaki bilimsel ve teknolojik gelişmelerin Türkiye’deki uygulamalara daha hızlı yansıması, hekimlerin bilgi ve deneyiminin güçlenmesi, hastaların doğru tedavi seçeneklerine erişiminin artması için çalışmalarımıza devam edeceğiz.” Katılımcıların yüzde 56’sı şeffaf plağı bildiğini söylese de yalnızca yarısı doğru tanımlıyor Türkiye’de Ortodontik Tedavi Algısı ve Farkındalık Araştırması, şeffaf plak tedavilerine yönelik farkındalığın artmasına karşın tedaviye ilişkin doğru bilgi düzeyinin hâlâ sınırlı olduğunu gösteriyor. Araştırmaya katılanların yüzde 56’sı şeffaf plak tedavisini bildiğini ifade ederken, yalnızca yarısı tedaviyi doğru şekilde tanımlayabiliyor. Bu sonuçlar, şeffaf plak tedavilerinin bilinirliğinin artmasına rağmen doğru ve kapsamlı bilgiye erişim konusunda hâlâ gelişim alanı bulunduğuna işaret ediyor. Araştırmaların yüzde 88’i ortodontik bozuklukların zorbalıkla ilişkili olduğunu gösteriyor Kongrede ortodontik sorunların erken dönemde fark edilmesinin önemine de dikkat çekildi. Ortodontik bozuklukların çocukların sosyal ve duygusal yaşamına yansıdığını vurgulayan Dr. Aktan Zeki Çelik, özellikle ilerleyen dönemde fiziksel ve psikolojik sorunlara zemin oluşturabilecek bazı durumların erken tanı ve tedavi ile çözülebileceğini belirtti. Ortodontik sorunların yalnızca dişlerin görünümü üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizen Çelik, “Çocukluk ve ergenlik döneminde diş ve çene yapısındaki bozukluklar; çocuğun özgüvenini, akran ilişkilerini ve sosyal yaşamını etkileyebiliyor. Bilimsel çalışmalar, bu sorunların bazı çocuklarda gülmekten ya da konuşmaktan kaçınmaya, görünümünden rahatsızlık duymaya, kaygıya ve sosyal ortamlardan uzaklaşmaya kadar uzanan sonuçlarla ilişkili olabildiğini gösteriyor. Nitekim 25 çalışmayı kapsayan bir derlemede, araştırmaların yüzde 88’inde maloklüzyon veya yapısal diş anomalileri ile zorbalığa maruz kalma arasında ilişki bildirilmesi de konunun yalnızca estetik olmadığını ortaya koyuyor. Bu nedenle çocuklarda ortodontik sorunlara işaret edebilecek belirtilerin erken dönemde fark edilmesi önemli. Ağzı açık uyumak, konuşurken zorlanmak ya da gülerken ağzını kapatmak gibi belirtiler de aileler tarafından önemsenmeli ve gerektiğinde bir ortodontiste başvurulmalı. Erken değerlendirme, olası ortodontik sorunların zamanında tespit edilmesine ve uygun tedavi yaklaşımının belirlenmesine yardımcı oluyor. Bu doğrultuda çocukların 7 yaş civarında ilk ortodontik kontrollerinin yapılmasını önemsiyoruz.” Ortodontik Tedavi Algısı ve Farkındalık Araştırması Sonuçlarında Öne Çıkan Veriler Ortodontik tedaviye ihtiyacı olduğu hekimler tarafından belirtilen kişilerin yalnızca yaklaşık yarısı tedaviye başlıyor. Ortodontik tedaviye başlayanların yüzde 61’i fonksiyonel, yüzde 39’u ise estetik nedenlerle tedaviye başladığını belirtiyor. Katılımcıların yüzde 50’si ortodontik tedaviyi düşündüğünü ya da değerlendirdiğini ifade ediyor. Katılımcıların yüzde 56’sı şeffaf plak tedavisini bildiğini söylerken, tedaviyi doğru şekilde tanımlayabilenlerin oranı yüzde 50 seviyesinde kalıyor. Şeffaf plak tedavisi görenlerin yüzde 37’si daha önce diş teli tedavisi gördüğünü belirtiyor. Şeffaf plak tercihinde günlük hayat ve zaman verimliliği yüzde 37, estetik nedenler ile sosyal/profesyonel etki ise yüzde 28 oranında belirtiliyor. Ortodontik tedavi gören hastaların yaklaşık üçte birini yetişkinler oluşturuyor ve yetişkin hastaların yüzde 85’i tedavi sonucundan memnun olduğunu bildiriyor. Çocuklarda dişlerin görünümüne ilişkin estetik kaygıda “çok endişeli” ve “endişeli” yanıtlarının toplamı yüzde 72’ye ulaşıyor. Çocuk ve ergenlerde ortodontik tedavi sonrasını inceleyen bir çalışmada, tedavi öncesinde görünümü nedeniyle akranları tarafından alay konusu olan çocukların oranı yüzde 76 iken, tedavi sonrasında çocukların yüzde 96’sı artık alay yaşamadığını ifade ediyor. Aynı çalışmada, tedavi öncesinde gülmekten ve konuşmaktan kaçınan çocukların yüzde 90’ı tedavi sonrasında akranlarıyla güvenle konuşabildiğini, yüzde 88’i ise okul performansı ve ders dışı etkinliklere katılımının iyileştiğini bildiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Diş Hekimliğinde 'Vaka Çeşitliliği' ve 'Yapay Zekâ' Dönemi! Haber

Diş Hekimliğinde 'Vaka Çeşitliliği' ve 'Yapay Zekâ' Dönemi!

Üniversiteli olma yolunda yeni bir süreç başladı. Yükseköğretim Kurumları Sınavı ek yerleştirme tercihleri 17 Eylül itibariyle başladı. Tercih işlemleri 21 Eylül'e kadar devam edecek. Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, öğrencilerin klinik deneyim, dijital teknoloji, yapay zekâ ve bilimsel çalışmalarla desteklenerek geleceğin diş hekimliğine nasıl hazırlandığı hakkında açıklamalarda bulundu. Teorik bilgi, gerçek vakalarla buluşuyor… Diş hekimliği eğitiminin yalnızca dersliklerde öğrenilebilecek bir alan olmadığını dile getiren Prof. Dr. Ergün Yücel, “Öğrencinin teorik bilgisini gerçek vakalarla buluşturması mesleki gelişimin en önemli aşamalarından biri.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde uygulamalı eğitime büyük önem verdiklerini aktaran Prof. Dr. Yücel, “Alanında deneyimli akademisyenlerimiz sayesinde öğrencilerimiz yalnızca teorik bilgi almıyor; gerçek hasta deneyimiyle mesleklerini öğreniyorlar. Öğrencinin klinik ortamı tanıması, farklı vakalarla karşılaşması ve akademisyenlerinin gözetiminde klinik karar süreçlerini deneyimlemesi, mezuniyet sonrasına çok daha donanımlı hazırlanmasını sağlıyor.” diye konuştu. Fazla vaka, mesleğe güçlü başlangıç… Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesinin eğitim sürecindeki en önemli avantajlardan biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yücel, özellikle SGK anlaşmasının hasta ve vaka çeşitliliği açısından öğrencilere önemli bir klinik deneyim sunduğunu kaydetti. Prof. Dr. Yücel, “SGK anlaşmamız sayesinde hasta sayımız süreklilik gösteriyor. Öğrencilerimiz çok farklı yaş gruplarından ve farklı hastalıklardan oluşan geniş bir vaka çeşitliliğini görme fırsatı yakalıyor. Diş hekimliği uygulamaya dayalı bir meslek. Mezun olmadan önce ne kadar fazla vaka görürlerse mesleğe o kadar güçlü başlıyorlar.” ifadelerini kullandı. “Öğrenciler teori ile pratiği aynı gün içerisinde kolaylıkla bir araya getirebiliyor” Fakültenin fiziksel yapılanmasının teori ve uygulamanın bir arada yürütülmesini kolaylaştırdığını aktaran Prof. Dr. Yücel, Diş Hastanesi, uygulama klinikleri, preklinik laboratuvarları ve dersliklerin aynı bina içerisinde bulunmasının öğrenciler açısından önemli bir avantaj olduğunu söyledi. Prof. Dr. Yücel, “Kliniklerimiz, Diş Hastanemiz, dersliklerimiz ve preklinik laboratuvarlarımız aynı bina içerisinde bulunuyor. Böylece öğrencilerimiz teori ile pratiği aynı gün içerisinde kolaylıkla bir araya getirebiliyor. Bu entegre yapı eğitim kalitesine önemli katkı sağlıyor.” şeklinde konuştu. “Preklinik laboratuvarları öğrencinin klinik döneme hazırlanmasında kritik bir rol üstleniyor” Diş hekimliği eğitiminde el becerisi ve uygulama yetkinliğinin aşamalı olarak geliştirilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Yücel, preklinik laboratuvarlarının öğrencinin klinik döneme hazırlanmasında kritik bir rol üstlendiğini kaydetti. Öğrencilerin teorik bilgilerini uygulamayla pekiştirerek klinik aşamaya hazırlandığını ifade eden Prof. Dr. Yücel, böylece gerçek hastayla karşılaşmadan önce mesleki becerilerini geliştirme imkânı bulduklarını dile getirdi. “Gelecek 10 yılda sadece el becerisi yeterli olmayacak” Diş hekimliğinde yaşanan teknolojik dönüşümün eğitim modelini de değiştirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Yücel, geleceğin diş hekimlerinin geleneksel klinik becerilerinin yanı sıra dijital sistemlere de hâkim olması gerektiğini söyledi. “Diş hekimliği çok hızlı değişen bir meslek alanı.” diyen Prof. Dr. Yücel, “Gelecek 10 yıla baktığımızda artık sadece el becerisi yeterli olmayacak. Bunun yanında teknolojiyle iç içe olmak, dijital sistemleri kullanabilmek, hatta yapay zekâyı anlayabilmek çok daha önemli hâle geliyor. Biz öğrencilerimizi yalnızca bugünün değil, geleceğin diş hekimliği dünyasına hazırlıyoruz.” dedi. Öğrenciler dijital sistemleri görerek ve deneyimleyerek mezun oluyor! Dijital teknolojilerin teşhis ve tedavi süreçlerini daha hızlı ve etkin hâle getirdiğini belirten Prof. Dr. Yücel, öğrencilerin eğitim sırasında bu sistemlerle tanışmasının mezuniyet sonrası mesleki adaptasyon açısından önem taşıdığını ifade etti ve şunları söyledi: “Dijital sistemlerin gelişmesiyle tedavi planlamaları daha hızlı ve daha doğru hâle geliyor. Öğrencilerimiz eğitim süreçlerinde dijital görüntüler üzerinde çalışıyor, analiz yapmayı öğreniyor ve klinik kararlarını daha bilinçli şekilde oluşturuyor. Dijital sistemleri görerek ve deneyimleyerek mezun oluyorlar.” “Yapay zekâ, hekimin karar süreçlerini destekleyen bir araç olarak değerlendirilmeli” Yapay zekâ destekli sistemlerin de modern diş hekimliğinin önemli araçlarından biri hâline geldiğini dile getiren Prof. Dr. Yücel, bu teknolojilerin hekimin yerini alan değil, hekimin karar süreçlerini destekleyen araçlar olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. “Bugün yaşamın birçok alanında olduğu gibi diş hekimliğinde de yapay zekâ hem klinik uygulamalarda hem de öğrenci eğitiminde giderek daha fazla yer alıyor.” diyen Prof. Dr. Yücel, “Özellikle erken teşhis konusunda yapay zekâ destekli sistemler hekime ikinci bir göz gibi yardımcı oluyor. Böylece gözden kaçabilecek bazı bulguların atlanmasının önüne geçilebiliyor.” ifadelerini kullandı. “Mezunlarımızın araştıran, sağlık teknolojileriyle ilgilenen ve bilime katkı sunabilen diş hekimleri olmalarını amaçlıyoruz” “Öğrencilerimizin yalnızca bilgi tüketen değil, bilgi üreten bireyler olmalarını önemsiyoruz.” diyen Prof. Dr. Yücel, “Proje temelli öğrenci kongreleri düzenliyor, öğrencilerimizi ulusal ve uluslararası kongrelere katılmaları için teşvik ediyor ve bilimsel çalışmalarda aktif görev almalarını destekliyoruz. Mezunlarımızın araştıran, sağlık teknolojileriyle ilgilenen ve bilime katkı sunabilen diş hekimleri olmalarını amaçlıyoruz.” dedi. DUS kontenjanlarının açılmış olması önemli bir avantaj! Mezuniyet sonrasındaki uzmanlaşma sürecine de dikkat çeken Prof. Dr. Yücel, “Fakültemizde DUS kontenjanlarının açılmış olması önemli bir avantaj. Bunun yanında öğrencilerimizin uzmanlık sınavına hazırlık süreçlerini de destekliyoruz. Akademik kariyer hedefleyen öğrencilerimize güçlü bir altyapı sunuyoruz.” diye konuştu. “Geleceğin diş hekimlerinin klinik deneyim, teknoloji bilgisi ve insani becerileri bir arada taşıması gerekiyor” Geleceğin diş hekiminin klinik deneyim, teknoloji bilgisi ve insani becerileri bir arada taşıması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ergün Yücel, sözlerini şöyle tamamladı: “Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin diş hekimliğinin merkezinde insan var. Hastayla kurulan iletişim, güven ve empati insan odaklı mesleğimizin en önemli unsurları. Öğrencilerimizin güçlü klinik deneyime sahip, dijital teknolojileri kullanabilen, bilimsel gelişmeleri takip eden ama aynı zamanda hastasını anlayan hekimler olarak mezun olmalarını önemsiyoruz. Öğrencilerimiz sadece tedavi yapmayı değil, hastayla doğru şekilde iletişim kurmayı da öğreniyorlar. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bu Hastalık Kornea Nakline Götürüyor Haber

Bu Hastalık Kornea Nakline Götürüyor

Korneanın incelerek öne doğru sivrilmesine neden olan keratokonusta uygulanan her yöntemin amacı aynı olmayabilir. Bazı uygulamalar hastalığın ilerlemesini durdurmayı hedeflerken, bazı seçenekler hastanın görme kalitesini artırmak amacıyla değerlendirilebilir. Uzmanlar, tedaviden beklenen sonucun hastalığın evresine ve korneanın yapısına göre değişebileceğine dikkat çekiyor. Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Anıl Kubaloğlu, keratokonusun ilerleyici özelliği nedeniyle öncelikle hastalığın aktif olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Kubaloğlu, “Keratokonus erken dönemde teşhis edildiğinde, hastalığın ilerlemesini durdurmakta çok başarılı sonuçlar alıyoruz” dedi. Çocukluk ve ergenlik döneminde başlayan görme bozukluklarında keratokonus hastalığına dikkat çeken Prof. Dr. Kubaloğlu, gelişen düzensiz astigmatizma nedeniyle yani gözümüzün ön yüzeyinde kornea adı verilen saydam tabaka yüzeyindeki düzensizliklerin ışık kırma kusuruna yol açarak, nesnelerin görüntüsünü bulanıklaştırmasıyla hastalarda ilk olarak görmenin etkilendiğini söyledi. Sık Göz Ovuşturanlar Dikkat Göz ovuşturmanın keratokonus hastalığında ciddi görme kaybına neden olabildiğini belirten Prof. Dr. Kubaloğlu, "Özellikle kaşıntı nedeniyle birçok hasta refleks olarak gözlerini ovuşturur. Ancak, bu alışkanlık kornea dokusunda incelme ve sivrilme sonucu ilerleyici bir hastalık olan keratokonusa yol açabilir. Başlangıçta hastalar gelişen astigmatizmaya bağlı bulanık görmeden şikayet eder. Teşhis ve tedavi edilmediğinde gözlüklerle dahi net görememe şeklinde ortaya çıkan, ileri derecede görme kaybına neden olabilir" dedi. Prof. Dr. Kubaloğlu, aileleri de uyararak, hastalığın belirtilerini şöyle sıraladı: Göz ovuşturmaGözlüklerle net görememeGözlük numarasında hızlı değişimGözler arasında belirgin numara farkıHızla gelişen astigmatGece sürüş zorluğuCisimlerin gölgeli görülmesiYeni gözlüklerle rahat edememe Kornea Tomografisi Prof. Dr. Kubaloğlu, keratokonusta düzenli takibin tedavi kadar önemli olduğunu belirterek, kornea tomografisi ile birlikte detaylı göz muayenesinin şart olduğunu söyledi. Geç Teşhisten Kaçının Keratokonusun geç teşhis edildiğinde kornea nakline bile götürebildiğini söyleyen Prof. Dr. Kubaloğlu, "Ülkemizde kornea nakli için başvuran hastalarını üçte biri keritokonus hastasıydı. Bu gerçekten ciddi bir oran. Bunun için bu hastalıkta erken teşhis çok önemli" dedi. Çapraz Bağlama Yöntemiyle Tedavi Prof. Dr. Kubaloğlu, keratokonusun ilerleyici özelliği nedeniyle öncelikle hastalığın aktif olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini belirterek, "Keratokonus erken dönemde teşhis edildiğinde, hastalığın ilerlemesini durdurmakta çok başarılı sonuçlar alıyoruz. Çapraz bağlama (Cross-linking) tedavisi yapıyoruz. Temel amaç ilerlemeyi kontrol altına almak. Özellikle çocukluk ve gençlik döneminde daha hızlı ilerleyebilen keratokonusta, korneadaki kollajen liflerin güçlendirilmesini amaçlayan çapraz bağlama uygulaması değerlendirilebilir. Bu yöntemin temel hedefi korneanın daha fazla incelmesini ve şekil bozukluğunun ilerlemesini kontrol altına almaktır. Ancak hastalığın durdurulması, mevcut göz numarasının tamamen ortadan kalkacağı veya görmenin kendiliğinden artacağı anlamına gelmeyebilir. Uygulama sonrasında hastaların gözlük ya da kontakt lens kullanmaya devam etmesi gerekebilir" dedi. Hangi Hastaya Hangi Tedavi Yapılır? Görmeyi artırmak için tedavide farklı seçeneklerin değerlendirilebileceğini de söyleyen Prof. Dr. Kubaloğlu, "Keratokonusta oluşan düzensiz astigmatizma nedeniyle standart gözlükler bazı hastalarda yeterli görme sağlayamayabilir. Bu durumda, keratokonusa özel sert veya hibrit lensler, hastanın kornea yapısına göre görmeyi artırmak amacıyla değerlendirilebilir. Gözlük ve kontakt lenslerle yeterli görme elde edilemeyen olgularda ise görmeyi artırmak için kornea içi halka uygulamaları, kornea topografi kılavuzlu lazer tedavileri veya ileri evrelerde kornea nakli seçenekler arasındadır. Hangi yöntemin tercih edileceği; kornea kalınlığı, hastalığın derecesi, ilerleme durumu ve hastanın görme ihtiyacı birlikte değerlendirilerek, belirlenebilir" diye konuştu. Her Hastaya Özel Yöntem HER hastaya aynı yöntem uygulanmayabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Kubaloğlu, şöyle dedi: "Keratokonus tedavisinde tek bir uygulamanın bütün hastaların ihtiyacını karşılaması mümkün olmayabilir. Bir hastada öncelik, hastalığın ilerlemesini durdurmak, başka bir hastada görme kalitesini artırmaya yönelik seçeneklere ihtiyaç duyulabilir. Bazı olgularda ise iki hedefin farklı aşamalarda birlikte ele alınması gerekebilir. Bu nedenle hastaların uygulama öncesinde yöntemin hangi amaçla önerildiğini, görme seviyesinde nasıl bir değişiklik beklenebileceğini ve gözlük ya da lens ihtiyacının devam edip etmeyeceğini hekimleriyle ayrıntılı şekilde değerlendirmesi önem taşıyor." Türkiye'de de Tarama Programı Başlatılmalı Bazı Avrupa ve Uzak Doğu ülkelerinde çocukların ilkokula başlarken keratokonus taramasından geçtiğini örnek olarak gösteren Prof. Dr. Kubaloğlu, şu önerilerde bulundu: "Çocuklarda kornea tomografisi taraması yapıyorlar. Çünkü çocuğu o yaşta yakalarsanız, yaptığımız çapraz bağlama tedavisiyle çocuğun görmesini, yani hayatını kurtarabiliyoruz. Yani bir bireyi engellilikten, hayat boyu engelli olmaktan kurtarıyorsunuz. Ülkemizde de bu hastalık tarama programına alınmalı. Çocuk ilkokula başlarken taraması yapılmalı. Erken teşhis ile çapraz bağlama tedavisi yüzde 90-95 oranında başarılı bir tedavi. Erken dönemde yaptığınız tedavide hastanın basit bir gözlükle ya da basit bir lensle görmesini koruyabiliyorsunuz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kanser Hücrelerini Işıkla Hedefleyen Akıllı Tedavi  Haber

Kanser Hücrelerini Işıkla Hedefleyen Akıllı Tedavi 

Konferans Başkanı Prof. Dr. Fabienne Dumoulin, günümüzde tedavilerde yalnızca hastalığın ortadan kaldırılmasının değil, bunun sağlıklı dokular korunarak gerçekleştirilmesinin hedeflendiğini belirterek, fotodinamik terapilerin bu nedenle son yıllarda önem kazandığını vurguluyor. Yakın zamanda Avrupa Fotobiyoloji Derneği (ESP) Yönetim Kurulu’na seçilen Prof. Dr. Fabienne Dumoulin, ışık temelli bu terapi yöntemlerinin artık geleceğin değil, bugünün teknolojisi olduğunu da sözlerine ekliyor. Bu alandaki uluslararası bilimsel iş birliklerinin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Fabienne Dumoulin, “Fotodinamik terapi, sağlıklı dokuların korunarak hastalıkların tedavi edildiği başarılı yaklaşımlardan biri. Üstelik sadece kanserde değil, antibiyotik direncine karşı geliştirilen yeni tedavilerde de son derece umut verici sonuçlar görüyoruz” diyor. İleri Görüntüleme Sistemleri ve Nanoteknolojiyle Kişiye Özel Tedavi Fotodinamik terapinin detaylarından söz eden Prof. Dr. Fabienne Dumoulin, “Fotodinamik terapide önce hastalıklı hücrelerde biriken, ışığa duyarlı özel bir ilaç veriliyor. Yalnızca hedef bölgeye uygulanan ışık, ışığa duyarlı bu ilacı aktive ediyor. Böylece hastalıklı hücreler yok edilirken sağlıklı dokular büyük ölçüde korunabiliyor” ifadelerini kullanıyor. Prof. Dr. Fabienne Dumoulin, fotodinamik terapinin geleceğinde ileri görüntüleme sistemleri ve nanoteknolojinin belirleyici olacağını belirterek, “Gelecekte hastalıkları çok daha erken teşhis edebilecek, tedaviyi gerçek zamanlı takip edebilecek ve her hasta için en doğru ışık temelli yaklaşımı seçebileceğiz. Bilim ilerledikçe bu teknolojilerin çok daha fazla hastaya ulaşacağına inanıyoruz. Temmuz 2027’de, Acıbadem Üniversitesi’nde düzenlenecek olan ve bu alanda yer alan tüm paydaşların bir araya getirileceği Uluslararası Fotodinamik Derneği’nin (International Photodynamic Association) Dünya Kongresi’nde de tüm bu heyecan verici gelişmeler ele alınacak” diye konuşuyor. Görüntüleme Destekli “Işık Terapisi” Tedavide Başarıyı Artırıyor Konferansın önemli katılımcılarından Harvard Tıp Fakültesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Tayyaba Hasan, fotodinamik terapinin bugün artık kişiselleştirilmiş kanser tedavisinin önemli bileşenlerinden biri haline geldiğini söylüyor: “Kanser tedavisindeki en heyecan verici gelişme, her hastaya aynı tedaviyi uygulamak yerine tümörün özelliklerine göre kişiye özel çözümler geliştirilmesi. Fotodinamik terapi tümörü seçici olarak hedef alırken sağlıklı dokuları büyük ölçüde koruyor. Ayrıca görüntüleme yöntemleriyle birlikte kullanıldığında tedavinin doğruluğunu ve başarısını artırıyor”… Laboratuvardan kliniğe uzanan sürecin bazen onlarca yıl sürdüğünü belirten Prof. Dr. Tayyaba Hasan, “Bilimsel bir keşfin milyonlarca hastaya ulaşması sabır ve disiplin gerektiriyor. Bilim insanları, mühendisler, doktorlar ve sanayi birlikte çalıştığında gerçek dönüşüm gerçekleşiyor. Hastaların yaşamına dokunduğunu görmek ise bütün bu emeğin en büyük karşılığı" değerlendirmesinde bulunuyor. Prof. Dr. Tayyaba Hasan, özellikle pankreas ve cilt kanserlerinde görüntüleme destekli tedavilerin büyük avantaj sağladığını belirterek, “Doktorlar tümörün sınırlarını çok daha net görebiliyor; hem tedavi daha hassas uygulanıyor hem de sağlıklı dokular korunabiliyor. Nanoteknoloji sayesinde ışığa duyarlı ilaçları doğrudan tümör dokusuna ulaştırabiliyoruz. Bu da tedavinin etkinliğini artırırken yan etkileri azaltılıyor” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Evcil Hayvanlarınız da Hipertansiyon ve Böbrek Hastası Olabilir Haber

Evcil Hayvanlarınız da Hipertansiyon ve Böbrek Hastası Olabilir

Boehringer Ingelheim Pet İş Birim Müdürü Veteriner Hekim Orkun Bürün, evcil hayvan sahiplerinin bu hastalıklar konusunda bilinçli olması gerektiğine dikkat çekerek, erken teşhis ve düzenli veteriner hekim kontrollerinin hayati rol oynadığını vurguluyor. Evcil hayvanlarda sağlık sorunları çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor. Özellikle kedilerde yaygın görülen hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı, erken dönemde fark edilmediğinde geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabiliyor. İleri yaşla birlikte görülme sıklığı artan bu hastalıklar; böbrekler başta olmak üzere kalp, beyin ve gözler üzerinde etkili olurken, evcil hayvanların yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Hipertansiyonun kontrol altına alınmaması durumunda “hedef organ hasarı” olarak tanımlanan ciddi tablolar gelişebiliyor. Gözlerde retina hasarı ve ani körlük, böbrek fonksiyonlarında bozulma, nörolojik sorunlar ve kalp problemleri bunların başında geliyor. Yapılan çalışmalara göre, yaşlı kedilerde kronik böbrek hastalığı görülme oranı yüzde 40’a kadar çıkarken, KBH’li kedilerin yaklaşık yüzde 65’inde hipertansiyon da görülüyor. Benzer şekilde hipertansif kedilerin yaklaşık yüzde 74’ünde kronik böbrek hastalığına rastlanıyor. Bu veriler, iki hastalık arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çekiyor. Boehringer Ingelheim Pet İş Birim Müdürü Veteriner Hekim Orkun Bürün, “Hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı her zaman insanlar için konuştuğumuz ve önlem alınması gerektiğini vurguladığımız hastalıklardır. Ancak bu hastalıklar evcil hayvanlarda da görülüyor ve çoğu zaman geç fark edildiği için ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Özellikle kedilerde belirtiler uzun süre gizli kalabiliyor. Kademeli kilo kaybı, artan uyku ihtiyacı, halsizlik, iştah değişiklikleri ve genel davranış farklılıkları bu sürecin ilk sinyalleri arasında yer alıyor. İlerleyen dönemlerde ise aşırı su tüketimi, sık idrara çıkma, zayıflama ve tüylerde matlaşma gibi daha belirgin belirtiler ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle düzenli veteriner hekim kontrolleri erken teşhis açısından kritik rol oynuyor. Özellikle geriatrik hayvanlarda 6 ayda bir, genel olarak ise yılda en az bir kez veteriner hekim kontrolünü tavsiye ediyoruz” diyor. Hayvan Sağlığında Bütüncül Yaklaşım Boehringer Ingelheim’ın hayvan sağlığında bütüncül yaklaşımını paylaşan Boehringer Ingelheim Pet İş Birim Müdürü Veteriner Hekim Orkun Bürün; “Boehringer Ingelheim olarak evcil hayvanların yaşam kalitesini artırmaya yönelik çalışmalara büyük önem veriyoruz. Hipertansiyon, kronik böbrek hastalığı gibi kritik alanlarda farkındalığı artırmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Veteriner hekimlerle yakın iş birliği içinde hareket ederek hem hayvan hem toplum sağlığına katkı sağlama hedefimizle çalışmaya devam edeceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Google, Kamu Sektörünün Yapay Zeka Destekli Dönüşümünü Hızlandıracak Yol Haritasını Açıkladı Haber

Google, Kamu Sektörünün Yapay Zeka Destekli Dönüşümünü Hızlandıracak Yol Haritasını Açıkladı

Yapay Zeka Politikaları Derneği (AIPA) tarafından düzenlenen AI Tomorrow Summit'te Google, Türkiye'yi kamu yönetimi ve hizmetleri inovasyonunda bölgesel bir lider haline getirmek üzere tasarlanan kapsamlı stratejik girişimini duyurdu. Bu taahhüt, 2 milyon dolarlık yeni Google.org desteğini ve bilinçli yapay zeka kullanımı yoluyla önemli ekonomik ve sosyal değer yaratmayı hedefleyen "Kamu için Yapay Zeka" politika yol haritasını içeriyor. Google Türkiye Kamu İlişkileri ve Politikaları Direktörü Tolga Sobacı, “Dünya genelinde vizyoner hükümetler, kamu hizmetlerinde devrim yaratmak ve yeni nesil ekonomik değerlerin önünü açmak için yapay zekayı ölçeklendiriyor. Güçlü dijital altyapısı ve dinamik yetenek havuzuyla Türkiye, bu küresel dalgaya liderlik etmek için benzersiz bir konuma sahip. Küresel bir hiper ölçekleyiciden gelecek olan ve geçtiğimiz yıl duyurulan yerel Google Cloud bölgemiz, bu dijital geleceğin temel yapı taşını oluşturacak.” Türkiye için “Üçlü Yapay Zeka Getirisi” PwC tarafından hazırlanan yeni “Kamu için Yapay Zeka” raporunda, gelişmekte olan pazarlar için sunulan büyük fırsatlar verilerle ortaya konarken, Türkiye'ye özel bulgular da bugün ilk kez paylaşıldı. Rapor, kamu sektörünün yapay zekayı öncü bir şekilde benimsenmesinin 2035 yılına kadar ülke ekonomisi için “üçlü bir getiri” sağlayabileceğini öngörüyor: Mali Güç: Bütçe açığında %12'ye varan oranda potansiyel bir daralma. Kamu Hizmeti Verimliliği: Kamu yönetiminde üretkenliğin %3'e varan oranda artması. Ekonomik Refah: GSYİH'de %3'e varan oranda potansiyel artış ve hanehalkı gelirinde %2'ye varan oranda artış . Kamu güvenliği ve sağlık hizmetlerinin desteklenmesi Politika vizyonumuzu somut eylemlere dönüştürmek amacıyla, toplumsal faydaya odaklanan iki yüksek öncelikli projeye finansal ve teknik destek sağlayan 2 milyon dolarlık bir Google.org taahhüdüyle bu potansiyeli daha da güçlendiriyoruz: Deprem İzleme: Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'ne (KRDAE) sağlanan Google Cloud kredilerini de içeren fon, enstitünün ulusal sismik ağını modüler bir yapay zeka algoritmasıyla otomatikleştirecek. Bu sayede deprem izleme ve erken uyarı sistemlerinin hızı ve hassasiyeti önemli ölçüde artırılacak. Sağlıkta Erken Teşhis: Yapay Zeka Ekosistemi Derneği'nin “Türk-Ses” projesine Google Cloud kredilerini de içeren bir destek veriliyor. Bu açık kaynaklı yapay zeka platformu, ses kayıtlarını analiz ederek Alzheimer gibi nörobilişsel bozuklukların erken teşhisini mümkün kılmayı ve erken tıbbi müdahaleyi kolaylaştırmayı hedefliyor. Desteklenen bu son fonla birlikte, Google.org’un 2016 yılından bu yana Türkiye’deki kar amacı gütmeyen kuruluşlara sağladığı toplam destek; 7 milyon dolardan fazlası nakdi, 61 milyon dolardan fazlası ayni yardım olmak üzere toplam 69 milyon ABD dolarına ulaştı. Gelecek için stratejik bir yol haritası "Türkiye için Yapay Zeka" yol haritası üç temel alana odaklanıyor: Kamuda bilinçli yapay zeka entegrasyonu, inovasyonu destekleyen politikalar ve geniş ölçekli yetkinlik kazandırma. Bu yolda öncülük etmek için bulut odaklı, yapay zekayı önceliklendiren politikalar, modern veri sistemleri ve destekleyici yasal düzenlemeler anahtar rol oynuyor. Google, yapay zekanın sorumlu bir şekilde yaygınlaştırılmasını sağlamak amacıyla halihazırda kamu görevlileri ve kamu sektörü liderlerine yönelik uzmanlık eğitimleri konusunda da işbirliği yapıyor. Bu stratejinin bir sonraki aşaması; eğitim, lojistik ve siber güvenlik alanlarında yapay zeka ve bulut çözümlerini ölçeklendirerek dijital güveni inşa etmeyi ve ihracat rekabetçiliğini artırmayı kapsıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.