Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Esneklik

Kapsül Haber Ajansı - Esneklik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Esneklik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kapadokya’da Yoga ile Zihin ve Beden Yenilenecek Haber

Kapadokya’da Yoga ile Zihin ve Beden Yenilenecek

Hindistan Ankara Büyükelçiliği ile Kapadokya Alan Başkanlığı’nın destekleri, Kapadokya Üniversitesi ev sahipliğinde ve Kapadokya’da Bi’Yoga’nın organizatörlüğünde gerçekleştirilecek festivalde; yoga seansları, mindfulness çalışmaları, somatik deneyimler, nefes terapileri, sanat atölyeleri ve müzik etkinlikleri yer alacak. Organizasyon aynı zamanda 21 Haziran Uluslararası Yoga Günü kutlamalarına da ev sahipliği yapacak. Festival programında gün doğumunda balon manzarası eşliğinde yoga akışları, vadi yürüyüşleri ve farklı disiplinlerden eğitmenlerle gerçekleştirilecek atölyeler öne çıkıyor. Katılımcılar hem konaklamalı hem de günübirlik seçeneklerle festivale dahil olabilecek. Kapadokya’nın taş sokakları, tarihi dokusu ve sakin atmosferiyle dikkat çeken Mustafapaşa’daki etkinliğin, bölge turizmine de yeni bir soluk getirmesi amaçlanıyor. “BÜTÜNSEL BİR YAŞAM ALANI HEDEFLİYORUZ” Kapadokya’da Bi’Yoga Fest’te bütünsel bir yaşam alanı hedeflediklerini ifade eden Kapadokya’da Bi’Yoga Kurucusu Sinem Sak, “Kapadokya’nın eşsiz doğasında yoga, nefes, somatik hareket, meditasyon, müzik ve topluluk deneyimini bir araya getirerek katılımcıların kendileriyle yeniden bağ kurabilecekleri özel bir alan oluşturduk. Bi’Yoga Fest, Kapadokya’da sürdürdüğümüz çalışmaların doğal bir devamı niteliğinde doğdu. Özellikle Mustafapaşa’nın tarihi dokusu, sakinliği ve dönüştürücü enerjisi bu buluşmanın ruhunu besleyen en önemli unsurlardan biri oldu. Festival boyunca Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve yurt dışından gelen eğitmenler, sanatçılar ve uygulayıcılarla birlikte çok katmanlı bir deneyim paylaşacağız” dedi. “HERKESİN BİRLİKTE NEFES ALABİLECEĞİ BİR ALAN OLUŞTURDUK” Festival kapsamında birçok farklı içeriğin de yer aldığını kaydeden Sinem Sak, “Vadilerde gün doğumu yoga pratiklerinden somatik deneyimlere, nefes çalışmalarından sanat terapisine, canlı müzik performanslarından köy keşiflerine kadar birçok farklı içerik yer alıyor. 21 Haziran Uluslararası Yoga Günü’nü de festival kapsamında hep birlikte kutlayacak olmak bizim için ayrıca çok kıymetli. Amacımız, Kapadokya’nın kültür, sanat, hareket ve bütünsel yaşam alanında uluslararası ölçekte yeni bir buluşma noktası haline gelmesine katkı sunmak. Herkesin kendi ritmini keşfedebileceği, yavaşlayabileceği ve birlikte nefes alabileceği bir alan oluşturmak için heyecanla hazırlanıyoruz” diye konuştu. FESTİVAL PROGRAMI Festivalin partnerleri arasında; Bademsu, Servet Fethiye, Bite&More ve YogaBuShop Sinasos Evleri, Gül Konakları, Nujelm Cappadocia, Konak Bezirhane Cave, Elite Organik ve TAKE34 bulunuyor. Yerel iş birlikleri kapsamında Gorgoli Lounge, KAPSİNDER, Live in Cappadocia, Simera Cappadocia, Utopia Cave Cappadocia, Fresco Cave Cappadocia, Kadıevi 1860, Nalin Cave Spa, Roca Cappadocia Hotel, Travel Atelier, Argeus Travel & Events, Gaia Cappadocia, Truva İş Sağlığı ve Fiat Onur Altan Bayii festivale destek veren kurum ve markalar arasında yer alıyor. Organizasyon boyunca yoga, somatik deneyimler, nefes çalışmaları, hareket pratikleri, sanat terapisi, doğa keşifleri ve canlı müzik performansları katılımcılarla buluşacak. Festival akışı ise şöyle; 19 Haziran Cuma; Açılış, Keşif ve İçsel Yolculuk Salon 1 – Bir’lik: Bi’Yoga & Bi’Ses Somatik Yoga – Sinem Yıldız Sak & Ses Meditasyonu – Aslı Aslankalp Salon 3 – Har’eket: Basit Mobilite ve Doğru Esneklik, Umutcan Öcal Salon 2 – Dem’lenme: Embodiment: Duygularla Beden Aracılığıyla Çalışmak, Gülşah Aygün Salon 3 – Har’eket: An’ın Gücü, Hatha Yoga ile duruşun gücünü keşfetmek, Naife Sevdalı Salon 1 – Bir’lik: Somatik Dans ve Oryantal Atölyesi, Şaziye Özlem Turan 20 Haziran Cumartesi; Doğa ve Denge Vadide Balon eşliğinde Gün Doğumu Bi’Yoga, Sinem Yıldız Sak Salon 3 – Har’eket: An’a Hareket, Vinyasa Yoga ile an’ın içinde güç ve denge, Naife Sevdalı Salon 1 – Bir’lik: Kalbin Yankısı, Yoga & Meditatif Sanat Terapi, Devrim Akkaya Kaçmaz Salon 2 – Dem’lenme: Yoga Terapi, Omurganın fizyolojik ve psikolojik işlevleri, Gülşah Aygün Salon 3 – Har’eket: Güç ve Stabilite, Umutcan Öcal Salon 2 – Dem’lenme: Yin Yoga – “Olduğu Gibi, Olduğu Yerde”, Burcu Atasoy Mustafapaşa Köyü & Manastır Vadisi Turu Ünlü Kapıları ve Hikâyesi: Turist Rehberi ve Sanat Tarihçisi Öğr. Gör. Mert Kırık, Kapadokya Üniversitesi Live in Cappadocia, Konser 21 Haziran Pazar Festivalin son günü olan 21 Haziran’da ise Uluslararası Yoga Günü’ne özel program gerçekleştirilecek. Saklıvadi’de düzenlenecek Bi’Yoga pratiği, DJ performansı ve kahve partisi ile festival sona erecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Finansman Tercihlerinde Toplam Maliyet, Erişilebilirlik ve Öngörülebilirlik Öne Çıkıyor Haber

Finansman Tercihlerinde Toplam Maliyet, Erişilebilirlik ve Öngörülebilirlik Öne Çıkıyor

. Tasarruf finansman sektörünün 34 yıllık köklü kuruluşu Fuzul’ün verilerine göre, katılımcıların yarısından fazlası karar vermeden önce farklı finansman türlerinin toplam maliyetlerini kıyasladıktan sonra tasarruf finansmanını tercih ediyor. Türkiye’de son yıllarda artan finansal okuryazarlık, konut ve araç sahibi olmak isteyen tüketicilerin karar alma süreçlerini daha analitik hale getiriyor. Bununla birlikte yüksek faiz ortamı ve krediye erişimde yaşanan zorluklar tüketicilerin alternatif finansman modellerine yönelmesine sebep oluyor. Tasarruf finansmanı; toplam maliyet, erişilebilirlik, öngörülebilirlik ve ödeme planı esnekliğini birlikte sunan yapısıyla rasyonel bir seçenek olarak daha görünür hale geliyor. Tasarruf finansmanına gösterilen talebin artması, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) denetiminde faaliyet gösteren sektörün büyümesine önemli bir hız kazandırdı. Finansal Kurumlar Birliği (FKB) 2025 yılı verilerine göre, tasarruf finansman sektörünün işlem hacmi yıllık yüzde 261,8 artışla 1,21 trilyon TL’ye, aktif büyüklüğü ise yüzde 251 artışla 323 milyar TL’ye ulaştı. Aktif katılımcılarının sayısı 1 milyonu aşan tasarruf finansmanı, Türkiye’de finansal sistem içerisindeki ağırlığını güçlendirdi. Karar sürecinde toplam maliyet, erişilebilirlik ve esneklik birlikte öne çıkıyor Tasarruf finansman sektörünün 34 yıllık köklü kuruluşu Fuzul tarafından paylaşılan verilere göre, tasarruf finansman modelini tercih eden müşteri profilinde son iki yılda önemli bir değişim yaşandı. Beyaz yakalı çalışanlar, girişimciler, ilk evini almak isteyen genç aileler ve büyükşehirler çevresindeki Anadolu illerinden gelen yeni katılımcılar belirgin biçimde artış gösterdi. Bu kitlenin karar sürecinde toplam maliyet hesabı önemli bir yer tutarken; erişilebilirlik, ödeme planı esnekliği ve öngörülebilirlik de tercih motivasyonunu güçlendiren unsurlar arasında öne çıkıyor. 2023-2025 döneminde Fuzul’e başvuran müşterilerin yüzde 60’ı banka kredisi ve diğer finansman seçeneklerinin toplam maliyetlerini kıyaslayarak görüşmeye geldi. Önceki döneme göre yaklaşık yüzde 25 artışa işaret eden bu oran, finansal okuryazarlığın karar sürecindeki etkisinin güçlendiğini gösteriyor. Öngörülebilir ve esnek ödeme planı karar kriteri oldu Tasarruf finansman modelini tercih eden tasarruf sahipleri teslimat hızından önce ödeme planı esnekliğini soruyor. Tasarruf finansman modelinin tercih edilmesinde, sabit taksitlerin sağladığı güven duygusu kadar, müşterilerin kendi bütçelerine en uygun ödeme planını oluşturabilme esnekliği de öne çıkıyor. Modelin planlı birikim disiplini sağlaması ve ödeme sürecini öngörülebilir hale getirmesi de tüketicilerin tercih motivasyonunu güçlendiriyor. Dijital kanallar üzerinden sunulan şeffaf takip imkânı, taksitlerin ve teslim planının anlık görüntülenebilmesini sağlayarak müşterilerin karar sürecini kolaylaştırıyor. Tüm bu unsurları bir araya getiren tasarruf finansmanı, katılımcılar için sürdürülebilir ve öngörülebilir bir finansman modeli sunuyor. Finansal okuryazarlığın artmasıyla birlikte tasarruf finansman modeline yönelik farkındalığın ve güvenin güçlenmesi, müşteri görüşmelerine de yansıyor. Fuzul’ün ortalama müşteri görüşme süreleri kısalırken, bu görüşmelerin sonucunda alınan katılım kararlarının oranları da önceki yıllara kıyasla yükseldi. Fuzul Tasarruf Finansman AŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili Furkan Akbal, finansal okuryazarlığın sektörün büyümesindeki en önemli itici güçlerden olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Eskiden müşterilerin ilk sorusu çoğunlukla aylık taksit tutarı olurdu. Bugün ise bilinçli tasarruf sahipleri ‘toplam maliyetim ne olacak?’ sorusunu daha fazla gündeme getiriyor. Bu çok önemli bir değişim. Artan finansal okuryazarlık, müşterilerin finansman seçeneklerini yalnızca aylık ödeme üzerinden değil; toplam maliyet, erişilebilirlik, öngörülebilirlik ve ödeme planı esnekliğiyle birlikte değerlendirmesini sağlıyor. Mevcut piyasa koşullarında tasarruf finansmanı, krediye erişimin zorlaştığı ve finansman maliyetlerinin yükseldiği bir ortamda daha görünür bir seçenek haline geliyor. Özellikle beyaz yakalılar, girişimciler ve genç ailelerin artan ilgisi, tasarruf finansmanının daha bilinçli ve planlı bir finansman tercihine dönüştüğünü gösteriyor.” Fuzul’ün finansal okuryazarlığı destekleyen dijital dönüşüm ve teknoloji yatırımlarını hız kesmeden sürdürdüğünü belirten Akbal, “Müşterilerimizin şeffaflık, anlık takip ve kişiselleştirilmiş finansal rehberlik beklentilerini teknoloji yatırımlarımızın merkezine aldık. Yapay zekâ destekli tasarruf planlama önerileri, ödeme davranışı analitiği ve mobil teslim simülasyonları gibi gelişmiş araçlar üzerinde çalışıyoruz. Sunduğumuz finansman çözümleriyle müşterilerimizi gelecek planlarına ulaştırırken, aynı zamanda onları güçlü bir eğitim ve farkındalık ekosistemiyle desteklemeyi hedefliyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İnternet gazetesi içerik planı nasıl kurulur? Haber

İnternet gazetesi içerik planı nasıl kurulur?

Bir internet gazetesinde sorun çoğu zaman içerik üretmemek değildir. Asıl sorun, internet gazetesi içerik planı kurulmadığı için haber akışının bir gün yoğun, ertesi gün zayıf kalmasıdır. Bu dalgalanma yalnızca trafik kaybı yaratmaz, editoryal güveni, reklam değerini ve okuyucunun geri dönüş alışkanlığını da aşındırır. Dijital yayıncılıkta içerik planı, yalnızca takvim yönetimi değildir. Aynı zamanda haber önceliği, kaynak verimliliği, kategori dengesi ve yayın kimliği meselesidir. Özellikle ekonomi, teknoloji, enerji, savunma, lojistik, tarım ve sürdürülebilirlik gibi karar etkisi yüksek alanlarda yayın yapan mecralar için plansızlık, görünenden daha pahalıdır. İnternet gazetesi içerik planı neden stratejik bir konudur? Bir internet gazetesinin değeri sadece kaç haber girdiğiyle ölçülmez. Hangi haberi hangi anda, hangi başlık kurgusuyla, hangi kategori içinde ve hangi tekrar sıklığında sunduğu da en az sayı kadar belirleyicidir. Okuyucu sadakati bu bütünlükten doğar. Planlı yapı, editör masasını da rahatlatır. Sabah gündemi, gün içi hızlı gelişmeler, akşam derinleştirilmiş dosyalar ve hafta sonu daha uzun soluklu içerikler birbirine karışmadığında ekip hem daha hızlı karar verir hem de hata payını düşürür. Özellikle sınırlı kadroyla çalışan dijital gazetelerde bu fark doğrudan operasyonel verimlilik sağlar. Burada kritik nokta şudur: Her yayın için tek tip plan işlemez. Siyasi sıcak gündem odaklı bir siteyle sektör bazlı haber veren bir mecranın akışı aynı olamaz. Bazı yayınlar hızla büyür çünkü çok haber girer. Bazıları ise daha az ama daha isabetli içerikle daha güçlü bir okur profili oluşturur. Doğru model, hedef kitleye ve yayın vaadine göre kurulur. İçerik planı kurulurken ilk karar: yayın omurgası Planlamaya takvimle başlamak yaygın bir hatadır. Önce yayın omurgası tanımlanmalıdır. Bir internet gazetesi, okuyucuya neyi düzenli olarak vaat ediyor? Anlık haber mi, sektör zekası mı, kurumsal görünürlük mü, analiz mi, hepsi mi? Eğer yayın çizgisi çok genişse, ana kategoriler arasında ağırlık farkı açık biçimde belirlenmelidir. Örneğin ekonomi ve iş dünyası merkezdeyse teknoloji, enerji veya savunma içerikleri destekleyici kolonlar olarak konumlanabilir. Tüm kategorileri eşit yoğunlukta götürmeye çalışmak çoğu zaman kaliteyi inceltir. Bu nedenle içerik omurgası üç katmanda düşünülmelidir. Birinci katman günlük zorunlu akıştır. İkinci katman marka karakterini güçlendiren özel alanlardır. Üçüncü katman ise fark yaratan formatlardır; röportaj, görüş yazısı, foto galeri, video ya da çok dilli yayın gibi. Bu ayrım yapılmadan hazırlanan takvimler kısa sürede dağılır. Kategori dengesi olmadan sürdürülebilirlik zorlaşır İyi bir internet gazetesi içerik planı, sadece çok okunan başlıklara yaslanmaz. Trafik getiren içerikle itibar üreten içerik arasında denge kurar. Ekonomi verisi, şirket haberleri, yatırım gündemi veya teknoloji lansmanları hızlı okunabilir. Buna karşılık sektör analizi, üst düzey yönetici söyleşisi veya dönüşüm odaklı dosya çalışması daha sınırlı ama daha nitelikli bir etki bırakabilir. Bu iki alan birbirinin alternatifi değildir. Biri erişim sağlar, diğeri yayın değerini yükseltir. Sadece hızlı tüketime dayalı bir akış, internet gazetesini haber ajansı kopyasına dönüştürebilir. Sadece derinlik odaklı bir akış ise günlük görünürlüğü zayıflatabilir. Kurumsal okuyucuya seslenen yayınların bu ayrımı net görmesi gerekir. Kategori dengesi ayrıca reklam ve iş birliği potansiyelini de etkiler. Sektör bazlı düzenli yayın yapan mecralar, dağınık yayın yapanlara göre daha güçlü ticari konum elde eder. Çünkü reklamveren ya da kurumsal paydaş, öngörülebilir editoryal alan ister. Günlük, haftalık ve aylık katmanlar birlikte düşünülmeli Pek çok editoryal ekip günlük akışa odaklandığı için haftalık ve aylık çerçeveyi kaçırır. Oysa iyi plan, üç zaman ölçeğini aynı anda yönetir. Günlük akışta sıcak haberler ve kurumsal gelişmeler vardır. Haftalık planda röportajlar, özel dosyalar ve veri temelli içerikler yer alır. Aylık planda ise takvimsel fırsatlar, sektör etkinlikleri, mevzuat değişimleri ve tematik yayın dosyaları bulunur. Bu yapı kurulduğunda masa başında sürekli sıfırdan karar verilmez. Editör, hangi saatte ne tür içerik boşluğu oluşacağını önceden görür. Bu da son dakika baskısını azaltır. Haber ritmi ile kaynak kapasitesi aynı değilse plan işlemez En sık yapılan ikinci hata, ekibin üretebileceğinden fazla içerik hedefi koymaktır. Teoride yoğun görünen planlar, pratikte tekrar başlık, zayıf giriş ve düşük edit kalitesi üretir. Sonuçta sayı artar ama yayın etkisi geriler. Bu nedenle içerik planı, insan kaynağına göre yapılmalıdır. Kaç editör var, kim hangi alanda güçlü, görsel üretim kapasitesi ne düzeyde, video ya da çok dilli yayın mümkün mü? Bu soruların yanıtı olmadan oluşturulan takvimler, bir haftadan sonra revizyona muhtaç hale gelir. Burada daha akıllı yöntem, içerikleri üretim zorluğuna göre sınıflandırmaktır. Bazı içerikler hızlıdır ve gündemi diri tutar. Bazıları orta efor ister. Bazıları ise yüksek hazırlık gerektirir ama yüksek değer üretir. Ekip, günün tüm enerjisini yalnızca hızlı içeriklere harcarsa marka derinliği oluşmaz. Tersine, sürekli ağır dosya üretmeye çalışırsa hız kaybolur. Başlık stratejisi planın parçasıdır İçerik planı çoğu zaman konu listesi gibi görülür. Oysa başlık disiplini de bu planın içindedir. Çünkü aynı haber, farklı başlık yaklaşımıyla bambaşka sonuçlar doğurur. Dijital gazetecilikte başlık sadece tıklanma aracı değil, editoryal pozisyon ifadesidir. Kurumsal ve profesyonel kitleye hitap eden yayınlarda aşırı iddialı ya da boş vaatli başlıklar kısa vadede dikkat çekse de güveni aşındırır. Bunun yerine net, veri destekli, sektörel karşılığı olan başlıklar tercih edilmelidir. Ekonomi, sanayi, enerji veya savunma gibi alanlarda okuyucu başlığın gösterişinden çok, bilgi yoğunluğuna bakar. Bu yüzden plan yapılırken sadece konu değil, muhtemel başlık açısı da düşünülmelidir. Haber mi öne çıkacak, etkisi mi, kurum açıklaması mı, yatırım boyutu mu, regülasyon tarafı mı? Başlıktaki bu karar, kategori performansını doğrudan etkiler. Telifsiz içerik kullanımı planlamayı hızlandırır ama seçici olunmalıdır Birçok internet gazetesi için dış kaynaklı telifsiz haber akışı önemli bir avantajdır. Özellikle yoğun gündemde editoryal boşlukları kapatır, kategori devamlılığı sağlar ve maliyet baskısını hafifletir. Ancak burada da kör otomasyon risklidir. Telifsiz içerik, yayın omurgasının yerine geçmemelidir. Doğru yaklaşım, bu içerikleri yayın çizgisine uygun biçimde seçmek ve kendi haber mimariniz içinde konumlandırmaktır. Aksi halde site güncel görünür ama ayırt edici niteliğini kaybeder. Bu noktada sektör odaklı, yeniden kullanıma uygun ve profesyonel paketlenmiş haber akışı sunan kaynaklar değer yaratır. Örneğin Kapsül Haber Ajansı gibi yapılar, özellikle dijital gazeteler için düzenli ve telifsiz içerik akışında operasyonel avantaj sağlayabilir. Yine de nihai editoryal karar her zaman yayın yönetiminin elinde olmalıdır. Performans takibi sadece trafik raporu değildir İçerik planı kurulduktan sonra asıl iş başlar. Hangi kategori düzenli okunuyor, hangisi yalnızca anlık trafik getiriyor, hangi format geri dönüş sağlıyor, hangi yayın saati etkili? Bu sorular yanıtlanmadan plan sabitlenmemelidir. Burada yalnızca sayfa görüntülenmesine bakmak eksik kalır. Profesyonel kitleye hitap eden mecralarda sayfada kalma süresi, tekrar ziyaret oranı, kategori sadakati ve doğrudan trafik gibi göstergeler daha kıymetlidir. Çünkü bu veriler, okurun içeriği gerçekten işine yarar bulup bulmadığını gösterir. Bazı kategoriler düşük hacimde ama yüksek etki üretebilir. Örneğin savunma sanayii, enerji dönüşümü veya yapay zeka regülasyonu gibi alanlar geniş kitleye hitap etmese de karar verici okur çeker. Böyle durumlarda sadece yüksek trafik beklentisiyle içerik azaltmak stratejik hata olabilir. Sağlam bir plan esnek olmak zorundadır Haber odasında mutlak takvim diye bir şey yoktur. Ani gelişmeler, krizler, regülasyon değişimleri, piyasa hareketleri veya kurumsal açıklamalar planı bir anda değiştirebilir. Bu nedenle en iyi internet gazetesi içerik planı, hem disiplinli hem esnek olandır. Esneklik plansızlık anlamına gelmez. Tam tersine, hangi içeriklerin ertelenebileceği, hangilerinin öncelikli olduğu ve hangi kategorilerin her koşulda canlı kalacağı önceden belliyse ekip daha sakin hareket eder. Editoryal olgunluk biraz da burada görünür. Güçlü dijital yayınlar, içerik planını takvim dosyası gibi değil, yaşayan bir editoryal sistem gibi yönetir. Günün hızını yakalarken yayın kimliğini koruyabilenler öne çıkar. Okuyucu da bunu fark eder. Kısa vadede çok haber girmek görünürlük sağlar. Kalıcı etkiyi ise neyi, neden ve hangi düzen içinde yayımladığını bilen gazeteler üretir. İnternet gazetenizin büyüme hedefi varsa, içerik planı artık destekleyici bir araç değil, doğrudan yayın stratejisinin merkezidir.

Yapay Zekâ Çağında E-Ticaretin Lojistiği Zirvesi Yoğun Katılımla Gerçekleşti Haber

Yapay Zekâ Çağında E-Ticaretin Lojistiği Zirvesi Yoğun Katılımla Gerçekleşti

E-ticaret sektörünün gelişiminde kritik rol oynayan lojistik süreçlerin, dijitalleşme ve yapay zekâ uygulamalarının geniş bir perspektifle ele alındığı zirvede, yapay zekânın sağladığı verimlilik artışıyla birlikte şeffaflık ve esneklik vurgusu öne çıktı. T.C. Ticaret Bakanlığı himayelerinde, İstanbul Ekonomik Araştırmalar Derneği (İEAD) tarafından; DEİK/Lojistik İş Konseyi ve DEİK/Dijital Teknolojiler İş Konseyi ile Uluslararası Nakliyeciler Derneği’nin (UND) destekleriyle düzenlenen ‘Yapay Zekâ Çağında E-Ticaretin Lojistiği Zirvesi’, Grand Cevahir Hotel Convention Center'da gerçekleşti. Zirvenin en dikkat çeken oturumlarından biri olan “E-Ticaretin Geleceği ve Fırsatlar”, Türkiye’nin önde gelen e-ticaret platformlarının üst düzey yöneticilerini bir araya getirdi. PTTAVM CEO’su & ETİD Başkanı Hakan Çevikoğlu’nun moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda; n11 CEO’su Nihal Dindar Akın, Trendyol Grubu CEO’su Erdem İnan, Yepy Genel Müdürü Hakan Orhun, Yemeksepeti CEO’su Oytun Çalapöver, Pazarama CEO’su Mehmet Bülent Kutacun yer aldı. n11 CEO’su Nihal Dindar Akın: “Esneklik ve şeffaflık da en az hız kadar önemli” E-ticarette tüketicilerin kargo şirketlerinden beklentileri ve pazar yeri satıcılarının lojistik satıcılardan beklentileri ile ilgili konuşan n11 CEO’su Nihal Dindar Akın, hızın tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak, “Herkesin aklındaki ilk cevap hız. Ancak hız tek başına belirleyici değil; esneklik ve şeffaflık da en az hız kadar önemli” dedi. Deloitte’un yaptığı araştırmanın sonuçlarına ilişkin verileri paylaşan Akın, “Tüketicilerin yüzde 70’inden fazlası teslimat zamanını kendisi seçmek istiyor. Yüzde 60’tan fazlası ise kargosunu anlık olarak takip ediyor” ifadelerini kullandı. Akın ayrıca, “2026 yılında bizim hâlâ lojistiğe dair en çok aldığımız soru ‘Kargom nerede?’ Burada kullanıcıların beklentilerini doyurmak ve tatmin etmenin lojistik sağlayıcılar için çok önemli olduğunu düşünüyorum” dedi. Satıcı tarafındaki önceliklere de değinen Akın, “Satıcıların en kritik beklentisi maliyet. Yüzde 50’den fazlası kargo maliyetlerini büyümenin önünde engel olarak görüyor” ifadelerini kullandı. Sorunsuz teslimat ve kampanya dönemlerindeki operasyonel başarıya da dikkat çeken Akın, bu süreçlerde lojistik performansının memnuniyeti doğrudan etkilediğini belirtti. Yapay zekânın sektördeki rolüne de değinen Akın, “Kullanıcıların beklediği hız, şeffaflık ve esnekliği sağlamak için yapay zekâ artık bir tercih değil, zorunluluk. Maliyet avantajı sağlamaktan operasyonları optimize etmeye kadar birçok alanda yapay zekâdan faydalanıyoruz” dedi. Trendyol Grubu CEO’su Erdem İnan: “Yapay zekâ, tüm e-ticaret ekosistemine çok önemli bir verim artışı fırsatı getirdi” Yapay zekanın günümüzde global operasyonlarda oynadığı rolü vurgulayan Trendyol Grubu CEO'su Erdem İnan, şu ifadeleri kullandı: "Trendyol olarak, 36 ülkede 10'un üzerinde farklı dildeki operasyonlarımızda yapay zekayı uçtan uca kullanıyoruz. Yapay zekanın yeni dalgası agentic iş akışları da satıcılarımızın tüm sorularını anında yanıtlıyor ve hangi ürüne nasıl bir kampanya yapılabileceğini tavsiye ediyor. KOBİ'lerimiz de bu kampanya tavsiyelerini hızlı bir şekilde uygulayabiliyor. Yapay zekanın tüm e-ticaret ekosistemine çok önemli bir verim artışı fırsatı getirdiğini görüyoruz, bunu çok iyi değerlendirmeliyiz." Yepy Genel Müdürü Hakan Orhun: “Yıllık yaklaşık 5 milyon cep telefonunun yenilenme potansiyeli olduğunu görüyoruz” Zirve'de konuşan Yepy ve İkinci El Alışverişten Sorumlu Genel Müdür Hakan Orhun, Türkiye'de ikinci el pazarının, ekonomik ve çevresel farkındalığın birleşmesiyle yerleşik bir tüketici davranışı haline geldiğinin altını çizerek; "KONDA ile hazırladığımız araştırma, her iki kişiden birinin son bir yılda ikinci el alışveriş yaptığını ortaya koyuyor ve bu tablo zorunlu bir düzenlemenin değil, milyonlarca bireysel tercihin ürünü. Yepy markamızla teknoloji ürünlerinin kullanım ömrünü uzatarak hem ülke ekonomisine hem de bireylerin satın alma gücüne katkı sağlıyoruz. Bu alanda yıllık yaklaşık 5 milyon cep telefonunun yenilenme potansiyeli olduğunu görüyoruz." dedi. Tüm sektörlerin gündeminde yer alan yapay zekâ üzerine 2018'den bu yana çalıştıklarını belirten Orhun, "Özellikle ikinci el ürünlerin lojistik süreçlerinde sağlanan verimlilik ve hizmet kalitesindeki artış, kullanıcı memnuniyetine doğrudan yansıyor. Bu gelişim, kullanıcıların ikinci el ve yenilenmiş ürünlere yönelimini daha da güçlendirecektir" açıklamasını yaptı. Yemeksepeti CEO’su Oytun Çalapöver: “Olası bir aksamayı daha yaşanmadan yapay zekâ ile öngörüp önlem alıyoruz” Yemeksepeti olarak 25’inci yıllarını kutladıkları söyleyen Çalapöver, “Kendimizi sektörün sadece kurucusu değil, öncüsü ve lideri olarak görüyoruz. Bizim işimiz 'hızlı ticaret' (Quick-Commerce). Talebin oluştuğu andan itibaren fiziksel ürünlerin A noktasından B noktasına hızlı bir şekilde iletilmesi, yani ihtiyaç oluştuğu an dakikalar içinde orada olmanız büyük önem taşıyor. Hızlı ticarette teslimat süreleri ve bu sürenin öngörülebilirliği çok kritik. Zaman içinde gördük ki öngörülebilirlik, müşteri memnuniyetinin tam merkezinde yer alıyor” dedi. Bir işte teslimat kısmının önemine değinen Çalapöver, “işin teslimat kısmını uçtan uca kontrol edemezsek büyümeye devam etmemiz mümkün değil. Çünkü lojistiği başkasına bıraktığınızda hızı ve kaliteyi garanti edemiyorsunuz. İşte kendi lojistik ağımız olan Yemeksepeti Express'i kurmamızın, kendi teslimat işimizi yapmaya ve müşteri deneyimini yönetmeye başlamamızın sebebi buydu. Bunun sonucunda müşteri memnuniyeti gözle görülür şekilde arttı ve operasyonlarımızda öngörülebilir bir yapı ortaya çıktı. Müşterilerimize siparişlerinin 20 dakika sonra evlerinde olacağını taahhüt ettiğimizde, bu sözün gerçekleşmesi operasyonlarımızın en önemli yapı taşlarından biri oldu. Bugün operasyonumuzun kalbinde yapay zekâ var. Lojistik ve teslimat tarafında milyonlarca verinin saniyeler içinde işlenmesi ve değerlendirilmesi hayati önem taşıyor. Bir Delivery Hero iştiraki olarak, özellikle son dönemde teslimat süreçlerimizde yapay zekâyı aktif bir şekilde kullanıyoruz. Bir kuryenin restorana varması için gereken o kritik 7-8 dakikayı; milyonlarca veriyi işleyerek, trafiği ve hava durumunu hesaplayarak optimize ediyoruz. Olası bir aksamayı daha yaşanmadan yapay zekâ ile öngörüp önlem alıyoruz. Bu teknoloji olmasa, günde yüz binlerce siparişi bu hızda, bu kusursuzlukta yönetmemiz hayal olurdu. Bugün 100 binden fazla üye iş yerimiz ve 45 binden fazla kurye iş ortağımız bulunuyor. Kurduğumuz bu ekosistem gerçekten çok büyük; ancak önümüzde gideceğimiz daha çok yol var. Yapay zekâyı süreçlerimize daha fazla entegre ettikçe, bunun büyümemize olan etkisinin çok daha güçlü olacağına inanıyoruz" ifadelerini kullandı. Pazarama CEO’su Mehmet Bülent Kutacun: Hedefimiz, müşterilerimize daha kişiselleştirilmiş, akıllı ve güvenli bir alışveriş deneyimi sunmak” Kutacun, panelde yaptığı konuşmada e-ticareti yalnızca ürün alım-satım süreci olarak görmediklerini belirterek, kullanıcıların farklı ihtiyaçlarına tek noktadan çözüm sunan bütüncül bir deneyim tasarladıklarını ifade etti. Pazarama’nın; finansal hizmetlerden seyahate, sigortadan günlük ihtiyaçlara uzanan çoklu servis yapısıyla konumlandığını vurgulayan Kutacun, bu yaklaşımın markayı klasik pazaryeri anlayışının ötesine taşıdığını söyledi. Büyümeyi yalnızca işlem hacmiyle değil, sunulan değeri genişleterek sürdürmeyi hedeflediklerini belirten Kutacun, yapay zekâyı bu dönüşümün merkezine yerleştirdiklerini dile getirdi. Yeni nesil “agentic commerce” yaklaşımına da değinen Kutacun, “Hedefimiz, yapay zekânın yalnızca öneri sunan değil, kullanıcı adına aksiyon alabilen bir yapıya evrildiği yeni nesil ‘agentic commerce’ dünyasında, Pazarama’yı hayatı kolaylaştıran dijital bir temsilciye dönüştürmek. Müşterilerimize daha kişiselleştirilmiş, akıllı ve güvenli bir alışveriş deneyimi sunmaktır.” dedi. E-ticaretin omurgası lojistik: Stratejik yaklaşımlar sahnede UND İcra Kurulu Başkanı Alper Özel’in moderatörlüğünde gerçekleşen “E-ticarette Lojistiğin Önemi ve Geleceği” oturumunda Horoz Lojistik İcra Kurulu Başkan Yardımcısı İlker Özkocacık, DHL Express Türkiye CEO’su Volkan Demiroğlu, HepsiJET CEO’su Atilla Alver, Widect CEO’su Enes Yılmaz, Aras Global CEO’su Ramazan Altınay, Arvato Türkiye & BAE Genel Müdürü Umur Özkal e-ticaretin lokomotifi olan lojistiğe dair stratejik yaklaşımları ve sektörün gelişiminde kritik rol oynayan ana trendleri çok boyutlu bir perspektifle değerlendirdi. Horoz Lojistik İcra Kurulu Başkan Yardımcısı İlker Özkocacık: “Lojistiği markalar için rekabet avantajı yaratan bir değer alanına dönüştürüyoruz” Panelde yaptığı konuşmada e-ticaretin geldiği noktada rekabetin yalnızca ürün ve fiyatla değil, sunulan deneyimin kalitesiyle de şekillendiğini söyleyen Özkocacık, “Tüketici artık siparişin ne kadar hızlı, sorunsuz ve kişiselleştirilmiş bir şekilde ulaştığına odaklanıyor. Bu yeni dönemde lojistik, operasyonel bir destek fonksiyonunun ötesine geçerek doğrudan müşteri deneyimini belirleyen stratejik bir alan haline geliyor. Horoz Lojistik olarak biz de bu dönüşümü; depolamadan sipariş yönetimine, entegrasyondan iade süreçlerine kadar tüm aşamaları kapsayan uçtan uca “e-ticaret enabler” modelimizle destekliyoruz. Veri odaklı altyapımız ve entegre operasyon kabiliyetimiz sayesinde markaların daha hızlı, daha esnek ve sürdürülebilir büyüme elde etmesine katkı sağlarken, lojistiği markalar için rekabet avantajı yaratan bir değer alanına dönüştürüyoruz. Bu kapsamda, E-Ticaretin Lojistiği Zirvesi gibi sektörün farklı paydaşlarını bir araya getiren platformların; dönüşümün ortak akılla şekillenmesi ve yeni iş birliklerinin gelişmesi açısından önemli bir rol üstlendiğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı. DHL Express Türkiye CEO'su Volkan Demiroğlu: “Türkiye’nin sınır ötesi ticaretteki potansiyeline inanıyoruz” E-ticaretin yükselişiyle birlikte lojistik sektörünün kapsamlı bir dönüşümden geçtiğini vurgulayan DHL Express Türkiye CEO'su Volkan Demiroğlu, “Türkiye’de e-ticaretin büyümesi, lojistik sektörünü yalnızca operasyonel anlamda değil, stratejik ve teknolojik açıdan da yeniden şekillendiriyor. Biz DHL Express olarak, 220’den fazla ülke ve bölgeyi kapsayan global ağımızdan aldığımız güçle bu dönüşümün merkezinde yer alıyoruz. Müşterilerimizin hız ve esneklik beklentilerine yanıt verebilmek için operasyonlarımızı ve hizmet ağımızı sürekli geliştiriyoruz. DHL Group bünyesindeki tüm şirketlerle entegre çalışarak güçlü bir sinerji yaratıyor; dijital çözümlerimiz ve yapay zekâ destekli operasyonlarımızla müşterilerimize hızlı, esnek ve kişiselleştirilmiş hizmetler sunuyoruz. Türkiye’nin sınır ötesi ticaretteki potansiyeline inanıyor, özellikle KOBİ’lerimizin global pazarlara erişimini kolaylaştırarak ülkemizin ticaret hacmine değer katmayı sürdürüyoruz” dedi. HepsiJET Genel Müdürü Atilla Alver: “Teknoloji odaklı çözümlerimiz bugünden öte yarının lojistik ihtiyaçlarını karşılayacak” E-ticaret lojistiğinde yapay zekanın yarattığı etkiye değinen HepsiJET Genel Müdürü Atilla Alver, “Yapay zekanın e-ticaret lojistiğinde yarattığı dönüşüm artık bugünün gerçeği. HepsiJET olarak çok araçlı rota optimizasyonundan süreç otomasyonuna kadar yapay zekayı merkeze alan yenilikçi yaklaşımımızla bu dönüşümüne kendi alanımızda öncülük ediyoruz. Sektörde bizlerin ve diğer markalarımızın teknoloji odaklı çözümleri bugünden öte yarının lojistik ihtiyaçlarını karşılayacak. Özellikle COVID’in de etkisiyle müşteri davranışları çok ciddi anlamda değişti ve e-ticaretin toplam ticaret içerisindeki oranı her geçen gün arttı. Bundan 5-10 sene önceki e-ticaret müşterisinin beklentisiyle bugünkü beklenti arasında gerçekten inanılmaz farklar var. Biz de bu beklentileri karşılayarak aslında sektörün büyümesine e-ticaretin büyümesine destek olmaya çalışıyoruz. Müşterinin fiziki olarak ürünü elde etmesiyle alakalı kısım oldukça önemli ve kıymetli bir kısım. Kargom nerede kısmı gerçekten çok kritik. Oradaki memnuniyet ya da memnuniyetsizlik aslında son tüketicinin e-ticarette kalıp kalmayacağını, frekansının ne seviyede olup olmayacağını belirleyen bir konu. Dolayısıyla müşteri için buna çok kafa yoruyoruz, anlamaya çalışıyoruz. Sektörün paydaşlarını bir araya getiren bu değerli zirvede, Türkiye'nin e-ticaret ekosistemini ve lojistik altyapısını küresel standartların ötesine taşımak için kritik bir ortak akıl platformu sunuyor. Etkinliğin hayata geçmesinde katkıda bulunanlara teşekkür ediyoruz” dedi. WIDECT CEO’su Enes Yılmaz: “Büyümenin devam edeceğini görüyoruz” Panelde lojistik ve uçuş maaliyetleri hakkında konuşan WIDECT CEO’su Enes Yılmaz, “Pandemiyle beraber aslında yurt içi e-ticaret çok arttı. Pandemi döneminde domestic bütün dünyadaki ülkeler kendi içindeki e-ticareti arttı, insanlar e-ticarete daha alışkın hale geldiler, e-ticareti hayatlarının her anına dahil ettiler. Ancak bu dönemde uçuş maliyetleri, lojistik maliyetlerin yüksekliği sebebiyle aynı artışı uluslararası e-ticarette göremedik. Pandemi sonrasında normalleşmeyle beraber de online alışverişe alışmış, birçok ihtiyacını e-ticaret üzerinden alan tüketici artık cross-border, başka ülkelerden alışveriş yapmaya başladı. Bu da cross-border e-ticarette bir tık patlama doğurdu. Devamında da aslında tüm dünyadaki e-ticaret satıcılarındaki işlem hacmindeki artış, cross-border e-ticaretteki artışı, bir yandan da Çinli pazar yerlerindeki yüksek rekabetin oluşması, çok sert pazarlara girmesiyle beraber aslında bir tık akış değiştirmeye başladı. Devletler tarafından biraz daha yerelleşmeye, yerel üreticileri destekleyen, bu kadar rahat hareket etmesini engelleyen veya kısıtlamaya çalışan bir yapıyla karşılaştık. Bu da aslında 2025'te, özellikle son çeyreğinde birazcık cross-border e-ticareti yavaşlattı. Ama bu işin doğası gereği biz buradaki büyümenin, büyüme yavaşlasa da büyümenin devam edeceğini görüyoruz” diye konuştu. Aras Global CEO’su Ramazan Altınay: “Türkiye’den 200 ülkeye kargo gönderiyoruz” Pazar yerleriyle entegre olacak şekilde kargolarını gönderebildiklerini aktaran Aras Global CEO’su Ramazan Altınay, “Aras Global olarak öncelikle yakın coğrafyaları hedefliyoruz. Aras Global’in iki ana stratejisi var. Bir tanesi Türk Cumhuriyetleri hedefleyerek buralara yatırım yapmak. Azerbaycan, Gürcistan ve Özbekistan’da kendi firmalarımızı Aras Global olarak hayata geçirdik. Örnek vermek gerekirse; Gürcistan’da yaklaşık 20 şubeye ulaştık ve tüm Gürcistan’a dağıtım hizmeti verebilecek noktadayız. Benzer şekilde Azerbaycan’da da ciddi yatırımlar gerçekleştirdik; orada yaklaşık 100 şube ve esnaf noktasına ulaştık. Bunun yanında, her iki ülkeye de Çin’den ciddi bir teveccüh var; orada da gümrük ve hızlı kargo işlemlerini gerçekleştiriyoruz. Özbekistan’da da Aras Global markasını taşıyoruz ve muhtemelen bu yılın ikinci yarısında orada da hızlı bir yol alıyor olacağız. Türkiye’deki KOBİ’leri desteklemek üzere Aras Global Kargo adında bir platform hayata geçirdik. Şu an yaklaşık 4.000 KOBİ ve esnafımız sisteme kayıtlı durumda. Türkiye’den yurt dışındaki yaklaşık 200 ülkeye, pazar yerleriyle entegre olacak şekilde siparişlerini tek bir platformda görerek kargolarını gönderebiliyorlar.” diye konuştu. Arvato Türkiye ve BAE Genel Müdürü Umur Özkal: “E-ticaret için önemli olan talep tahmini yapabilmek” Yapay zekânın depo operasyonlarına etkisi iş dünyasında gündemdeki yerini korurken, Arvato Türkiye ve BAE Genel Müdürü Umur Özkal, dönüşümün iş gücü üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Özkal, “Yapay zekânın henüz kenarındayız ancak iş dünyasında ve robotikte hızlı bir giriş yaptık. En basit haliyle sözleşmelerimizi, e-postalarımızı düzenlerken hepimiz bunu kullanıyoruz. Fakat bizim için önemli olan, depo operasyonu yapıyorsak bunu nasıl kullanabileceğimiz konusu oldu ve bu konuda kafa yormaya başladık” dedi. Depo operasyonlarında öncelikle birkaç alan belirlediklerini vurgulayan Özkal, “Bunlardan biri, özellikle e-ticaret için önemli olan talep tahmini yapabilmek. Kırktan fazla müşterimiz ve binlerce çalışanımız var. On iki farklı depoda hizmet veriyoruz. Yarın kaç sipariş gelecek? Hangi kampanya ne kadar etkili olacak? Bir fulfillment şirketi için en önemli kaynak çalışanlardır. Ne kadar çalışana ihtiyaç duyacağımızı bilmek çok önemli. Talebi, yani iş yükünü doğru tahmin edersek, iş gücünü doğru planlayabilir ve daha üretken, daha verimli olabiliriz. Dolayısıyla ilk odak alanımız bu oldu” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Dönüşümünde Depolama Ve Toplayıcılık Kritik Rol Üstleniyor Haber

Enerji Dönüşümünde Depolama Ve Toplayıcılık Kritik Rol Üstleniyor

Zirvenin açılış konuşmasını gerçekleştiren ATO Başkanı Gürsel Baran, “Küresel ölçekte yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim hız kazanırken, Türkiye de bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor. 2025 yılı itibarıyla yenilenebilir enerji kaynaklarının kurulu güç içindeki payının yüzde 60’ı aşması, bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri. Bu süreç yalnızca üretim artışıyla sınırlı değil; dijitalleşme, akıllı şebekeler ve yeni piyasa mekanizmalarıyla birlikte elektrik piyasaları köklü bir değişimden geçiyor” dedi. 2026, DEPOLAMA YATIRIMLARINDA HIZLANMA YILI OLACAK Enerji depolama, piyasa entegrasyonu, finansman ve esneklik mekanizmalarına ilişkin güncel gelişmeler konuları kapsamında “Liderler Oturumu: Regülasyon, Yatırım ve Esneklik” oturumunda değerlendirmelerde bulunan INAVITAS Yönetim Kurulu Başkanı ve EDSİS Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Alper Terciyanlı, “Depolama projelerinde izin süreçleri artık son aşamaya gelmiş durumda. 2026’nın ikinci yarısıyla birlikte sektörde belirgin bir hızlanma bekliyoruz ve yıl sonuna doğru toplam kapasitenin 1,5 GW seviyesine yaklaşacağını öngörüyoruz. Ancak bu süreç yalnızca büyüme değil, aynı zamanda ciddi zorlukları da beraberinde getiriyor. Yılın başında değerli metallerde yaşanan artış, maliyetleri önemli ölçüde yukarı çekti. Tedarik zinciri ve lojistik tarafında yaşanan aksaklıklar da sektör üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. Finansmana erişim ise yatırımların sürdürülebilirliği açısından kritik önemini koruyor. Buna rağmen sektörün değişken koşullara hızlı adapte olabilen bir yapıya sahip olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin mevcut konumuyla bu dönüşüm sürecinde önemli fırsatlar yakalayabileceğine inanıyoruz” ifadelerinde bulundu. INAVITAS Yönetim Kurulu Üyesi Murat Kirazlı ise “Enerji Depolama Tesislerinin Piyasa Katılımı: Piyasa Entegrasyonu, Dengeleme ve Yan Hizmetler” oturumunda, “Enerji sektöründe orta ve uzun vadede tartıştığımız birçok başlığın artık kısa vadeli gerçekliğe dönüştüğünü görüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, gündemi çok daha somut, ayağı yere basan ve sahadaki karşılıklarıyla konuşabiliyoruz. Türkiye’nin yenilenebilir enerji dönüşümü önemli fırsatlar barındırmakla birlikte, iş yönetimi, ticari yapı ve yatırım süreçleri açısından çeşitli zorlukları da beraberinde getiriyor. Depolama ve batarya teknolojileri ise artık yalnızca destekleyici unsurlar değil, sektör tartışmalarının merkezinde konumlanan temel başlıklar haline gelmiş durumda. Artan yenilenebilir enerji kapasitesi, sistem üzerindeki yeni ihtiyaçlar ve talep tarafındaki dönüşüm, bu alanları her geçen gün daha kritik hale getiriyor. Önümüzdeki dönemde konunun teknik ve operasyonel boyutlarının çok daha görünür hale geleceğini, tartışmaların da daha veriye dayalı ve uygulama odaklı bir zeminde ilerleyeceğini düşünüyoruz” açıklamalarında bulundu. ENERJİ PİYASALARINDA DÖNÜŞÜM ARTIK BÜTÜNCÜL BİR YAKLAŞIM GEREKTİRİYOR “Regülasyon ve Dijitalleşme Perspektifinden Toplayıcılık ve Esneklik Piyasalarının Gelişimi” başlıklı oturumun moderatörlüğünü üstlenen INAVITAS Enerji CEO’su Erman Terciyanlı; “Enerji sistemleri bugün köklü bir dönüşümden geçiyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının hızla artması, dağıtık üretimin yaygınlaşması ve tüketim tarafının daha aktif hale gelmesi, sistem işletmesini her zamankinden daha dinamik ve karmaşık bir yapıya dönüştürüyor. Bu dönüşümün merkezinde ise toplayıcılık ve esneklik piyasaları yer alıyor. Ancak bu alanların gelişimi yalnızca teknolojik ilerlemelerle sınırlı değil; regülasyonların nasıl şekillendiği, piyasa tasarımının nasıl kurgulandığı ve dijital altyapıların ne kadar etkin kullanıldığı da belirleyici rol oynuyor. Bu çerçevede, toplayıcılık modelinin Türkiye’de ve dünyadaki gelişimini, esneklik piyasalarının mevcut durumunu ve önümüzdeki dönemde bizi bekleyen fırsat ve zorlukları birlikte değerlendireceğiz” ifadelerinde bulundu. SEKTÖR, İŞ BİRLİKLERİ VE YENİ YATIRIM MODELLERİNE ODAKLANIYOR Zirvede öne çıkan bir diğer başlık ise enerji sektöründe artan iş birliği ihtiyacı ve yeni yatırım modelleri oldu. Değişen piyasa dinamikleri, finansmana erişim, regülasyonların evrimi ve teknolojik dönüşüm; sektör oyuncularını daha entegre ve esnek iş modelleri geliştirmeye yönlendiriyor. Katılımcılar, enerji depolama ve toplayıcılık mekanizmalarının yalnızca teknik bir dönüşüm değil, aynı zamanda yeni iş birliklerini ve gelir modellerini tetikleyen stratejik bir alan haline geldiğine dikkat çekti. Bu kapsamda kamu, özel sektör ve teknoloji geliştiriciler arasında kurulacak güçlü iş birliklerinin, Türkiye’nin enerji dönüşüm sürecini hızlandıracağı vurgulandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dubai’den Çıkış Eğilimi Hızlandı, Talep Hızlı Pasaport ve Avrupa Oturum Programlarına Kayıyor Haber

Dubai’den Çıkış Eğilimi Hızlandı, Talep Hızlı Pasaport ve Avrupa Oturum Programlarına Kayıyor

Level Immigration & Properties CEO’su Haitham Ahmet Alamarioğlu, özellikle hızlı vatandaşlık ve Avrupa oturum programlarına yönelimin arttığını belirterek Letonya Altın Vizesi’nin öne çıkan seçeneklerden biri haline geldiğini söyledi. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve İran’ın misillemeleriyle birlikte Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilim, yatırımcı davranışlarını doğrudan etkilemeye başladı. Bölgedeki güvenlik risklerinin artmasıyla birlikte Dubai’de yaşayan ve yatırım yapan yabancı yatırımcıların bir kısmı alternatif ülkelere yönelirken, bölgede kalmaya devam edenler ise ikinci bir plan oluşturma arayışına girdi. Bu süreçte hızlı vatandaşlık programları ve Avrupa’da oturum sağlayan Golden Visa seçenekleri yeniden gündemin üst sıralarına taşındı. Küresel yatırım hareketlerindeki değişimi değerlendiren Level Immigration & Properties Danışmanlık Hizmetleri CEO’su Haitham Ahmet Alamarioğlu, yatırımcıların risk yönetimi odaklı hareket etmeye başladığını söyledi. “Dubai’den çıkış var, kalanlar B planı arıyor” Alamarioğlu, bölgedeki son gelişmelerin yatırımcı psikolojisini değiştirdiğini belirterek, “Son dönemde Dubai’den ayrılan yatırımcı sayısında artış gözlemliyoruz. Bölgede kalmaya devam eden yatırımcılar ise alternatif planlarını hızla devreye almak istiyor. Artık yatırımcılar yalnızca getiriye değil, güvenliğe ve öngörülebilirliğe odaklanıyor” dedi. Hızlı pasaport ve Avrupa oturumu öne çıktı Yatırımcıların yeni dönemde iki ana çözüm aradığını ifade eden Alamarioğlu, şunları söyledi: “Birinci grup hızlı vatandaşlık programlarına yöneliyor. Özellikle Karayipler’de 4-6 ay gibi kısa sürede sonuçlanan programlar ciddi talep görüyor. İkinci grup ise Avrupa’da oturum sağlayan Golden Visa programlarına odaklanıyor. Bu da hem güvenli bir yaşam alanı hem de Schengen erişimi sağladığı için tercih ediliyor.” Letonya Altın Vizesi öne çıkan seçeneklerden biri Avrupa’da yatırımcıların dikkatini çeken programlardan birinin de Letonya olduğunu belirten Alamarioğlu, düşük yatırım eşiği ve esnek yapının talebi artırdığını söyledi.Alamarioğlu, “Letonya Altın Vizesi, Türk yatırımcılar için Avrupa’ya erişimin en akıllı ve verimli yollarından biri haline geldi. 50 bin eurodan başlayan yatırım seçenekleriyle AB oturum hakkı sunuyor. Bu, Avrupa’da yatırım yapmak isteyen ancak daha düşük bütçeyle hareket etmek isteyen yatırımcılar için önemli bir avantaj” dedi. “Schengen erişimi ve esneklik talebi artırıyor” Programın sunduğu avantajlara değinen Alamarioğlu, şu ifadeleri kullandı: “Letonya oturum izni ile Schengen bölgesinde serbest dolaşım mümkün. Ayrıca programda düşük fiziksel bulunma şartı olması, yatırımcıların Türkiye’deki işlerini bırakmadan Avrupa’da oturum elde etmesini sağlıyor. Aile bireylerinin de tek dosya üzerinden programa dahil edilebilmesi önemli bir avantaj.” “Yatırımcı artık alternatiflerini çeşitlendiriyor” Yatırımcı davranışlarında kalıcı bir değişim yaşandığını vurgulayan Alamarioğlu, “Bugün yatırımcılar tek bir ülkeye bağlı kalmak istemiyor. Portföy çeşitlendirmesi, farklı coğrafyalarda varlık bulundurma ve alternatif oturum hakları oluşturma öncelik haline geldi. Bu nedenle Avrupa’daki oturum programlarına olan talep daha yapısal bir şekilde büyüyor” diye konuştu. Türkiye’de Letonya başvurularında güçlü konum Level Immigration & Properties’in www.levelimmigration.com Letonya programında Türkiye’de önemli bir paya sahip olduğunu belirten Alamarioğlu, “Türkiye’de yapılan Letonya Altın Vize başvurularının yaklaşık yarısı şirketimiz aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Bu da hem deneyimimizi hem de yatırımcı güvenini gösteriyor” dedi. “Avrupa planı artık lüks değil ihtiyaç” Alamarioğlu, mevcut küresel tabloda yatırımcıların bakış açısının netleştiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:“Bugün küresel hareketlilik ve güçlü bir B planı artık lüks değil, bir gereklilik. Jeopolitik risklerin arttığı bu dönemde yatırımcılar için Avrupa’da bir oturum hakkı elde etmek, hem yaşam hem de finansal güvenlik açısından stratejik bir adım haline geldi.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Tüketimle Değil, Üretim ve İhracatla Büyümelidir Haber

Türkiye Tüketimle Değil, Üretim ve İhracatla Büyümelidir

EGİAD Uluslararası İlişkiler ve Dış Ticaret Komisyonu öncülüğünde düzenlenen toplantıda; ihracata yönelik finansman olanakları, devlet destekleri, küresel ticarette değişen dinamikler ve Türk şirketlerinin uluslararası pazarlarda sürdürülebilir büyüme stratejileri kapsamlı biçimde ele alındı. Toplantıya; Türk Eximbank Ege Bölge Müdürü Gülom Kudal, Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Eximbank ve EİB yöneticileri ile EGİAD Dış Ticaret Elçileri ve Konsey üyeleri katılım sağladı. Toplantının “Onur Konuğu” olarak yer alan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, 40 yılı aşan ihracat birikimi ve liderlik tecrübesiyle, küresel ticaretin dönüşen dinamiklerine ilişkin stratejik değerlendirmelerini katılımcılarla paylaştı. Türkiye tüketimle değil, üretim ve ihracatla büyümelidir Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, ihracatı bir ülkenin kalkınma iradesi olarak tanımlayarak, “Türkiye gibi gelişmekte olan bir ekonomi için üretim kadar önemli olan şey, o üretimi dünya pazarlarında değerli hale getirebilmektir. İhracat, döviz kazandırır, istihdam yaratır, firmaları disipline eder, kaliteyi yükseltir, verimliliği artırır ve ülkeyi küresel rekabetin bir parçası yapar. İhracat yapmayan bir şirket sadece kendi büyüme fırsatını kaçırmış olmaz. Aynı zamanda ülkenin dış ticaret dengesine, üretim kapasitesine, teknoloji gelişimine ve döviz gelirine de katkı sunmamış olur. Ben her zaman şuna inandım: Türkiye tüketimle değil, üretim ve ihracatla büyümelidir. Sağlıklı büyümenin yolu budur.” dedi. Türk ihracatçısı bu kırılma anlarının her birinde adapte olmayı başardı Jak Eskinazi, Türk şirketlerinin dünyaya açılmasında gerçek anlamda ‘oyunu değiştiren’ kırılma anlarını şöyle sıraladı; “İlk olarak Turquality bize markalaşmayı öğretti. İkincisi 2008 krizi bize pazar çeşitlendirmeyi öğretti. Üçüncüsü pandemi bize yakın üretimin değerini hatırlattı. Dördüncüsü de bugünkü ekonomik şartlar ise bize katma değer üretmeden ayakta kalamayacağımızı gösteriyor. Türk ihracatçısı bu kırılma anlarının her birinde adapte olmayı başardı. Bundan sonra da başarı, bu adaptasyon kabiliyetini ne kadar stratejik bir şekilde kullanabildiğimize bağlı olacak.” Türkiye’nin kendi ülke algısı marka olmalı Türk şirketlerinin global pazarlarda büyümesini sınırlayan en büyük üç hatadan bahseden Başkan Eskinazi, “Ülke olarak marka olamamamız ilk hatamız. Bugün dünyada birçok ülke, kendi ülke algısını bir marka gibi yönetiyor. Sadece şirketlerin değil, Türkiye’nin de marka olması gerekiyor. İkinci hata, pazara uygun üretim yapmamak. Her pazarda aynı ürün karşılık bulmaz. Avrupa’nın beklentisi farklıdır, Amerika’nın farklıdır. Başarılı olmak için üretimi pazara göre şekillendirmek gerekir. Üçüncü önemli eksik ise satış sonrası hizmet ve sürdürülebilir ilişki yönetimi. Müşteri sizinle sadece bir sipariş için değil, uzun vadeli güven ilişkisi için çalışır. Türk ihracatçısının DNA’sında rekabetçilik, pratiklik, çabuk kavrama ve adaptasyon, müşteri ilişkilerinde güçlü bir refleks var.” dedi. Çin ve Hindistan ile maliyet yarışına giremeyiz ama hızda, kalitede ve tasarımda onları geçebiliriz Çin, Hindistan ve Uzak Doğu rekabetinde Türkiye’nin geride kalmasını değerlendiren Eskinazi, “Türkiye, Çin ve Hindistan ile aynı kulvarda değil. Onlar ölçek ekonomisiyle, düşük maliyetle, çok büyük hacimlerle rekabet ediyor. Bizim o yarışa girmemiz doğru değil, mümkün de değil. Bizim rekabet alanımız: tasarım, kalite, hız, esneklik, güven olmalı. Yani Türkiye, “en ucuz üretici” değil, “en akıllı ve en hızlı çözüm ortağı” olmalı. Bugün siparişlerin Çin, Hindistan ve Uzak Doğu’ya kaymasının en önemli nedeni maliyet avantajı. Türkiye’nin geri kaldığı noktalardan biri de burada: küresel ticaret sistemine yeterince entegre olamamak. Özellikle Hindistan–AB Serbest Ticaret Anlaşması bu açıdan çok kritik, AB ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi çok kritik. Çin ve Hindistan ile maliyet yarışına giremeyiz ama hızda, kalitede ve tasarımda onları geçebiliriz.” diye konuştu. E-ticarette, dijital markalarda çok ciddi bir büyüme yakalayabiliriz Toplantıda öne çıkan bir diğer başlık ise dijitalleşme oldu. Başkan Eskinazi, “Artık 10 yıllık projeksiyon yapmak eskisi kadar kolay değil. Dünya çok hızlı değişiyor. Ben bundan 5 yıl önce şunu söylemiştim: “Mevcut işlerin en az %30’u ortadan kalkacak.” Bugün baktığımızda bunun gerçekleşmeye başladığını görüyoruz. Çünkü artık oyunun içinde çok güçlü bir faktör var: yapay zeka ve dijital dönüşüm. En büyük fırsat Bence Türkiye’nin en büyük avantajı şu: Genç ihracatçılarımız dünyayı iyi tanıyor. Daha global bakıyorlar, daha hızlı adapte oluyorlar, teknolojiyi daha iyi kullanıyorlar. Eğer bu bakış açısını doğru yönlendirirsek, özellikle: tüketici odaklı sektörlerde, e-ticarette, dijital markalarda çok ciddi bir büyüme yakalayabiliriz. Bugün dünyada tüketici şunu istiyor: zahmetsiz, hızlı, kaliteli ürün ve hizmet. Bu talebe cevap verebilen herkes kazanacak. Çünkü artık dünya şuna evrildi: hız + teknoloji + deneyim. Bu üçlü yoksa, rekabet de yok. Bugün 30 yaşında bir ihracatçı olsaydım, dijitalleşmeyi merkeze alırdım. E-ihracat, dijital markalaşma, veri odaklı satış, hızlı teslimat altyapısı bunlara yatırım yapardım. Pazar olarak; Avrupa hâlâ ana pazar, ABD yüksek katma değerli fırsatlar sunuyor, dijital sayesinde artık “pazar” kavramı da değişiyor. Doğru ürünü doğru platformda sunduğunuzda, dünya zaten sizin pazarınız oluyor.” dedi. Yeni Pazarlara Açılmanın Stratejik Platformu Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Özhelvacı, küresel ticaretin artık sadece üretim ve satış değil; strateji, finansman ve risk yönetimi boyutlarıyla ele alınması gereken çok katmanlı bir süreç haline geldiğine dikkat çekti. Özhelvacı konuşmasında, Dış Ticaret Konseyi’nin yalnızca bir toplantı platformu değil, üyelerin küresel rekabet gücünü artıracak kalıcı bir yapı olarak tasarlandığını vurgulayarak, “Bugün hayata geçirdiğimiz Dış Ticaret Konseyi ile amacımız; yalnızca güncel gelişmeleri takip etmek değil, üyelerimizin yeni pazarlara açılmasına, riskleri daha iyi yönetmesine ve fırsatları daha hızlı değerlendirmesine katkı sağlayacak güçlü bir yapı oluşturmaktır.” dedi. İhracatın artık klasik bir ticari faaliyet olmaktan çıktığını belirten Özhelvacı, “Bugün ihracat; sadece ürün satmak değil, teknoloji üretmek, sürdürülebilir değer yaratmak ve küresel rekabette doğru konum almak anlamına gelmektedir.” diye konuştu. Ortak Akıl ve İş Birliği Kültürü Güçleniyor Toplantının sonunda konuşan EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Özhelvacı, Dış Ticaret Konseyi’nin iş dünyasında kolektif öğrenme ve stratejik iş birliği kültürünü güçlendireceğini belirterek şu mesajı verdi: “Bugün burada yapılan paylaşımların yalnızca bilgi düzeyinde kalmayacağına, üyelerimizin iş süreçlerine doğrudan katkı sağlayacak somut çıktılar üreteceğine inanıyoruz.” EGİAD: Bölgesel Kalkınmanın ve Küresel Açılımın Güçlü Aktörü Konuşmasında EGİAD’ın 35 yıllık kurumsal birikimine de değinen Özhelvacı, derneğin ekonomik ve sosyal etkisine dikkat çekerek, “1990 yılında 47 genç iş insanının ortak bir ideal etrafında kurduğu EGİAD, bugün 900’ün üzerinde üyesi ve temsil ettiği binlerce şirket ile yalnızca bir dernek değil; bölgesel kalkınmaya yön veren güçlü bir ekonomik aktördür.” dedi. Özhelvacı, dış ticaretin Türkiye ekonomisi açısından stratejik önemine de vurgu yaparak, özellikle finansmana erişim ve doğru pazar stratejilerinin kritik hale geldiğini ifade etti. İhracata Yönelik Destek Mekanizmaları Masaya Yatırıldı Toplantının ilk bölümünde Türk Eximbank tarafından sunulan finansman ve sigorta mekanizmaları detaylı biçimde ele alındı. Türkiye’nin resmi ihracat destek kuruluşu olan Eximbank’ın sunduğu kredi ve sigorta programları kapsamında; 5 yıla varan vadeli ihracat kredileri, sevk öncesi ve sevk sonrası finansman modelleri, döviz kazandırıcı hizmetlere yönelik kredi imkanları, ihracat alacak sigortası ve risk yönetimi çözümleri katılımcılarla paylaşıldı. Ayrıca toplantıda, ihracatçı firmaların pazara giriş süreçlerini destekleyen devlet teşvikleri de kapsamlı biçimde ele alındı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Z Kuşağı Bir İşte Ortalama 7 Ay Çalışıyor Haber

Z Kuşağı Bir İşte Ortalama 7 Ay Çalışıyor

Y kuşağı ortalama 1,5 yıl, X kuşağı ise 2 yıl aynı işte kalırken; genç kuşakların gelişim, esneklik ve anlam arayışı öne çıkıyor. Bu konuya dair değerlendirmelerde bulunan İdenfit Kurucusu ve CEO’su Onur Bayındır, “Y ve Z kuşakları yalnızca bir pozisyona sahip olmayı değil; gelişim imkânı, esneklik, anlam ve şeffaflık gibi unsurları da önceliklendiriyor” dedi. Bayındır’a göre işverenler, öğrenme fırsatları, hibrit çalışma modelleri, şeffaf iletişim ve rekabetçi yan haklarla Y ve Z kuşağının bağlılığını artırabilir. Bulut tabanlı insan kaynakları ve iş gücü yönetimi platformu İdenfit’in hazırladığı Kuşak Analiz Raporu’na göre, X kuşağı bir işte ortalama 2 yıl kalırken, Y kuşağı 1,5 yıl, Z kuşağı 7 ay kalıyor. Z kuşağının istifa oranı ise yüzde 35. Araştırmaya göre, Z kuşağının kısa iş süresi, bu neslin iş yerinde hızlı deneyim kazanma ve çeşitlilik arayışında olduğunu gösteriyor. Y kuşağının ise orta vadeli kalma süresi, kariyer fırsatlarına bağlılıklarını yansıtıyor. Ancak bu durum şirketler için zorlayıcı olabiliyor. Peki, işverenler çalışan sadakatini nasıl sağlayabilir? Y ve Z kuşağını işte tutmanın sırları neler? “Y ve Z kuşakları gelişim imkânı, esneklik ve şeffaflık gibi unsurları da önceliklendiriyor” İdenfit Kurucusu ve CEO’su Onur Bayındır, bu konuyla ilgili değerlendirmesinde şu görüşleri paylaştı: “Kuşak Analiz Raporumuz, şirketlerde çalışan bağlılığını anlamak açısından önemli veriler ortaya koyuyor. Bulgularımız, X kuşağının iş yerinde daha uzun süre kalma eğiliminde olduğunu ve kendi isteğiyle ayrılma oranının diğer kuşaklara kıyasla daha düşük seyrettiğini gösteriyor. Y ve Z kuşaklarında ise beklentiler ve motivasyon dinamikleri farklılaşıyor. Bu kuşaklar yalnızca bir pozisyona sahip olmayı değil; gelişim imkânı, esneklik, anlam ve şeffaflık gibi unsurları da önceliklendiriyor. Özellikle eğitim programları, net kariyer yolları ve mentorluk uygulamaları, genç kuşakların kuruma olan bağlılığını artıran temel faktörler arasında yer alıyor. Sürekli öğrenme kültürü sunan şirketler, yeteneklerini daha uzun süre bünyesinde tutabiliyor. Bununla birlikte esnek ve hibrit çalışma modelleri artık bir yan hak değil, güçlü bir beklenti. İş-yaşam dengesini destekleyen uygulamalar, çalışan memnuniyetini doğrudan etkiliyor. Z kuşağı açısından anlamlı ve sosyal etki yaratan projelerde yer almak da önemli bir motivasyon kaynağı. Şirketlerin sürdürülebilirlik ve toplumsal katkı alanındaki adımları, genç yeteneklerin bağlılığını güçlendiriyor. Teknoloji odaklı bir çalışma ortamı, dijital araçların etkin kullanımı ve açık iletişim kültürü de Y ve Z kuşakları için belirleyici unsurlar arasında. Düzenli geri bildirim mekanizmaları ve şeffaf yönetim anlayışı güven duygusunu pekiştiriyor. Elbette rekabetçi ücret ve yan haklar da işveren kaynaklı ayrılıkları azaltmada kritik rol oynuyor. Kısacası, kuşakların farklı beklentilerini doğru analiz eden ve insan kaynakları stratejilerini bu doğrultuda şekillendiren şirketler hem çalışan bağlılığını artıracak hem de uzun vadede daha güçlü ve sürdürülebilir bir organizasyon yapısı oluşturacaktır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.