Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Etik

Kapsül Haber Ajansı - Etik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Etik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yapay Zekâ, ‘kişisel Sağlık Asistanı’ Gibi Çalışacak! Haber

Yapay Zekâ, ‘kişisel Sağlık Asistanı’ Gibi Çalışacak!

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sevim Işık, genetik testler, yapay zekâ ve kişiye özel tıp uygulamalarının erken tanı, önleyici sağlık ve tedavi süreçlerindeki dönüşümü hakkında bilgi verdi. Genetik profil, hastalık yatkınlığı, metabolizma ve ilaç yanıtını ortaya koyuyor! Gen haritası veya genetik profilin, bir kişinin DNA’sında bulunan genetik çeşitliliğin, mutasyonların ve biyolojik özelliklerin kapsamlı bir analizi olduğunu aktaran Prof. Dr. Sevim Işık, “Genetik profil belirlemede kullanılan en kritik genetik yöntemler, WES (Whole Exome Sequencing – Tüm Ekzom Dizileme) ve WGS’dir (Whole Genome Sequencing – Tüm Genom Dizileme). WES, hastalıkların büyük bölümünden sorumlu mutasyonları barındıran protein kodlayan bölgeleri incelerken; WGS çok daha geniş, tüm genomu (anne-babamızdan aldığımız kalıtsal bilginin tamamı) detaylarıyla tarar.” dedi. WES ve WGS analizlerinin genellikle kan, tükürük veya yanak içi sürüntü örneklerinden elde edilen DNA ile yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Işık, “Genetik profil analizi, bireyin hastalıklara yatkınlığını, metabolizma özelliklerini, ilaçlara verdiği cevabı ve bazı nörolojik ya da psikiyatrik riskleri ortaya koyabilir. Genetik profil, yalnızca kalıtsal hastalıkların değil, çevresel faktörlerle etkileşime giren kompleks hastalıkların da nasıl gelişebileceğine dair önemli ipuçları sunar. Bu nedenle gen haritası, erken tanı, kişiye özel tedavi planları ve önleyici sağlık stratejileri oluşturmak açısından kritik bir öneme sahiptir.” şeklinde konuştu. Yapay zekâ, genetik verilerle kişisel sağlık asistanına dönüşüyor! Günümüzde genetik profilin öneminin giderek arttığını kaydeden Prof. Dr. Sevim Işık, “Hastalık riskleri yıllar öncesinden tespit edilebiliyor, tedavi planları bireysel genetik yapıya göre kişiselleştiriliyor ve ilaç duyarlılığı belirlenerek yan etkiler azaltılabiliyor.” dedi. Yapay zekânın, özellikle büyük genetik veri setlerini analiz etmede insan kapasitesinin çok ötesine geçen bir imkân sunduğuna işaret eden Prof. Dr. Işık, “Günümüzde kullanılan gelişmiş algoritmalar, genetik mutasyonları tarayarak hastalık risk puanlarını hesaplayabiliyor. Örneğin diyabet, Alzheimer, Parkinson, kolon ve meme kanseri, bipolar bozukluk ve kalp damar hastalıkları için genetik risk skorları hesaplayarak gelecekteki riskleri tespit edebiliyor. Hangi hastaların belirli ilaçlara direnç geliştireceğini öngörebiliyor ve kanser genomik analizlerinde tümörün gelecekte nasıl davranacağına dair modeller üretebiliyor. Yakın gelecekte ise yapay zekâ, kişinin genetik haritasını temel alan bir ‘kişisel sağlık asistanı’ gibi çalışarak hem hastalıkların erken teşhisinde hem de tedavilerin kişiye göre şekillendirilmesinde kritik bir rol üstlenecek.” açıklamasını yaptı. Genetik bilim, artık sağlığı uzun vadede korumada da yol gösterici! Yapay zekanın kişiye özel önleyici sağlık planları oluşturması yaklaşımının günümüzde büyük ölçüde mümkün hâle geldiğini dile getiren Prof. Dr. Sevim Işık, “Genetik test sonuçları artık sadece bir rapordan ibaret olmaktan çıkmış durumda. Talasemi ve kistik fibrozis gibi kalıtsal hastalıkların taşıyıcılığı saptanarak aile planlamasında önemli bir öngörü elde edilebiliyor.” dedi. Diğer yandan, yapay zekanın beslenme düzeninden uyku alışkanlıklarına, stres yönetiminden egzersiz programına kadar kişiye özel önleyici sağlık planlarının temelini oluşturduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Işık, sözlerini şöyle sürdürdü: “Genetik veriler, beslenme, spor ve uyku alışkanlıklarına yönelik yaşam tarzı önerilerinin daha bilimsel temellere dayanmasını ve etkili biçimde uygulanmasını sağlıyor. Türkiye’nin ve dünyanın öncülerinden NPİSTANBUL Hastanesi başta olmak üzere bazı merkezlerde genetik veriye dayalı kapsamlı izlem modelleri kullanılıyor. Yapılan genetik testler, yalnızca hastalıkların erken tanısı ve risk belirlenmesine odaklanmakla kalmıyor, aynı zamanda kişiye özel tedavi stratejilerinin belirlenmesine de olanak tanıyor. Özellikle nöropsikiyatrik hastalıklarda, farmakogenetik testler aracılığıyla ilaçlara duyarlılık ve direnç ölçümleri yapılabiliyor; bu sayede antidepresan, antipsikotik veya diğer psikiyatrik ilaçların seçiminde hastaya özel kararlar alınabiliyor. Ayrıca, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklar ve Şizofreni ve Bipolar gibi nöropsikiyatrik hastalıklar için genetik yatkınlık analizleri gerçekleştiriliyor ve bu veriler doğrultusunda erken takip programları oluşturuluyor. Eğer ailevi bir yatkınlık söz konusuysa, düzenli MR veya EEG çekimleri, kan testleri ya da nöropsikiyatrik değerlendirmeler planlanarak hastalık daha ortaya çıkmadan ortaya çıkma riski hesaplanabiliyor. Yine gerçekleştirilen farmakogenomik testler, nöropsikiyatrik ilaçlara karşı duyarlılığı ve direnci belirleyerek, antidepresan ve antipsikotik seçimlerini kişiye uygun hâle getiriyor. Bu testler yan etkileri azaltarak, tedavi süreçlerini hızlandırıyor. Genetik veriler ayrıca metabolizma hızı, yağ depolama eğilimi, vitamin-mineral eksiklikleri ve egzersiz yanıtı gibi unsurları ortaya çıkardığından, bireye özel beslenme ve yaşam tarzı planları oluşturulmasına yardımcı oluyor. Tüm bu uygulamalar, genetik biliminin artık yalnızca hastalık tanısı için değil, sağlığı uzun vadede korumak için de güçlü bir yol gösterici olduğunu ortaya koyuyor.” Genetik testler, herkesin sağlık yol haritasında standart bir araç hâline gelebilecek! Genetik testlerin yaygınlığı ve maliyetinin dünyada büyük farklılıklar gösterdiğine değinen Prof. Dr. Sevim Işık, “Bugün Türkiye’de bu testlere üniversite hastanelerinden özel genetik tanı merkezlerine, nöropsikiyatri odaklı kuruluşlardan uluslararası akredite laboratuvarlara kadar pek çok noktada ulaşmak mümkün.” dedi. Türkiye genelinde Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlı toplam 88 adet Genetik Tanı Merkezi bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Işık, “Devlet hastanelerinde bazı testler yapılabilse de sonuç alma süreleri uzun ve erişim sınırlı olmakta. Dünya genelinde ise durum biraz daha farklı. ABD ve Avrupa’da genetik testler birçok ülkede sigorta kapsamına giriyor ve WGS, nadir genetik hastalıkların tanısında giderek ‘ilk basamak’ test olarak tercih ediliyor. Bu testler erken tanı ve doğru tedavi planlamasında büyük avantaj sağlıyor. Türkiye’de genetik testlerin daha erişilebilir hâle gelmesi için devlet desteğinin artırılması, laboratuvar altyapısının yaygınlaştırılması ve özel sektör‑üniversite iş birliklerinin güçlendirilmesi gerekiyor. Bu adımlar hayata geçtiğinde, genetik testler sadece araştırma veya özel hastalar için değil, herkesin sağlık yol haritasında standart bir araç hâline gelebilecek. Türkiye’nin bu alanda hem teknolojik hem de finansal adımlar atması, milyonlarca insanın sağlığı için yeni bir dönemin kapılarını aralayabilir. Diğer yandan, toplum genelinde genetik test farkındalığı da hâlen istenen düzeyde değil. Uzmanlar, önümüzdeki 10 yıl içinde tarama amaçlı genetik testlerin aile hekimliği sistemine kadar entegre edilebileceğini ve bireysel sağlık izleminin standart bir parçası hâline geleceğini öngörüyor.” değerlendirmesinde bulundu. Genetik veriler, proteomik analizler ve yapay zekânın birleşmesiyle tıpta yeni bir çağ başlıyor! “Genetik veriler, proteomik analizler ve yapay zekânın birleşmesiyle tıpta adeta yeni bir çağın eşiğinde bulunuyoruz.” diyen Prof. Dr. Sevim Işık, özellikle nörodejeneratif hastalıklarda büyük bir dönüşüm beklendiğini kaydetti. Alzheimer ve Parkinson için geliştirilen poligenik risk skorları, beyin omurilik sıvısı protein profilleri ve ileri yapay zekâ modelleri bir araya getirildiğinde, hastalığın klinik belirtileri ortaya çıkmadan 10–20 yıl önce riskli bireylerin belirlenebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Işık, “Psikiyatri alanında da benzer bir ilerleme var. Bipolar bozukluk ve şizofreni için kullanılan genetik duyarlılık testleri şimdiden pek çok ipucu veriyor ve gelecekte çok daha kapsamlı hale gelerek kişiye özel tedavi yollarını mümkün kılacak. Onkoloji alanında ise meme, kolon, prostat ve akciğer kanseri dahil birçok tümör tipi, genetik mutasyon analizleri sayesinde daha erken evrede saptanabilecek bir noktaya doğru ilerliyor. Kalp-damar hastalıklarında poligenik risk skorlarının yaygınlaşmasıyla, bireylerin gelecekteki kalp krizi ya da inme riskleri çok daha hassas bir şekilde hesaplanabilecek. Ayrıca romatoid artrit, lupus ve çölyak gibi otoimmün hastalıkların da genetik belirteçler sayesinde daha erken tanınması ve önleyici tedavi stratejilerinin geliştirilmesi bekleniyor.” ifadelerini kullandı. Genetik testler hem ekonomik hem de bireysel sağlık açısından önemli bir noktada! Özellikle kompleks ve ilerleyici hastalıklarda erken tanının kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sevim Işık, “Örneğin Alzheimer hastalığı, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan ve hastalık ilerledikçe tedavisi neredeyse imkânsız hale gelen bir hastalık. Klinik semptomlar ortaya çıktıktan sonra tedavi seçenekleri sınırlı kalır, mevcut ilaçlar yalnızca semptomları hafifletebilir.” dedi. Ancak yapılan genetik risk analizleri sayesinde Alzheimer riskinin yıllar öncesinden tespit edilebildiğini belirten Prof. Dr. Işık, “Erken teşhis, hem ilerleyişi yavaşlatma hem de yaşam kalitesini koruma açısından kritik öneme sahip. Ayrıca erken müdahale, bakım maliyetlerini ciddi ölçüde azaltıyor; araştırmalar, riskin önceden belirlenmesiyle ilerleyen dönemlerde oluşacak bakım maliyetlerinin yüzde 30–50 oranında azalabileceğini gösteriyor. Böylece hastaların bağımsız yaşam süresi uzuyor, aile üzerindeki yük hafifliyor ve toplum genelinde sağlık kaynaklarının etkin kullanımı sağlanıyor. Bu örnek, genetik testlerin hem ekonomik hem de bireysel sağlık açısından ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Tüm bu gelişmeler, genetik biliminin gelecek yıllarda hem tanı hem de kişiye özel tedavi açısından sağlık hizmetlerinde devrim yaratacağının güçlü bir işareti olarak görülüyor.” ifadelerini kullandı. Genom bilgisi kimlik kartımız kadar önemli bir kişisel veri! Genetik testlerin maliyetinin on binlerce doları bulduğu, sonuçların aylarca beklendiği dönemlerin artık geride kaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Sevim Işık, “Bugün analiz süreleri günlere, hatta bazı merkezlerde saatlere kadar kısaldı. Yeni nesil dizileme teknolojileriyle, son beş yılda genetik testlerin maliyeti yaklaşık yüzde 80 oranında düşmüş durumda.” dedi. Genom bilgisinin kimlik kartımız kadar önemli bir kişisel veri haline geldiğinin altını çizen Prof. Dr. Işık, sözlerini şöyle tamamladı: Herkesin kendi genetik profilini bilmesi sıradanlaşacak… “Yakın gelecekte herkesin kendi gen haritasını öğrenmesi günlük yaşamın doğal bir parçası olabilir. Genom dizileme maliyetinin birkaç yıl içinde 50 dolar seviyesine düşmesi bekleniyor. Evde kullanılabilen kitler, yapay zekâ tabanlı sağlık uygulamaları ve genetik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaşması ile 2030’lardan sonra herkesin kendi genetik profilini bilmesi sıradan hale gelebilir. Ancak bu kadar geniş erişimin etik, gizlilik ve veri güvenliği açısından dikkatle yönetilmesi gerektiği de unutulmamalı. Genetik bilginin yanlış ellerde kullanılması, sigorta, istihdam veya kişisel mahremiyet açısından dezavantajlara yol açabilir.”

Yapay Zeka Konforu Psikolojik Riskler Barındırıyor! Haber

Yapay Zeka Konforu Psikolojik Riskler Barındırıyor!

Yapay zekanın insan davranışlarını doğrudan ele geçirmediğini ancak yanlış kullanıldığında yönlendirici ve manipülatif olabileceğine dikkat çeken Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Yapay zeka, insan davranışlarına ait örüntüler üzerinden öğrenmek üzere tasarlanmış bir sistem. Asıl tartışılması gereken konu, bu sistemi hangi niyetle, kimlerin ve ne amaçla kullandığıdır.” dedi. Özellikle ruh sağlığı alanında yapay zekanın sınırlarının net olduğunu vurgulayan Demir, psikoterapinin insan ilişkisine dayalı bir süreç olduğunu kaydetti. Yapay zeka ile kurulan parasosyal bağların, kısa vadede konfor sunsa da uzun vadede gerçek ilişkiler kurma kapasitesini zayıflattığını ifade eden Demir, sürekli onaylayan ve çatışmadan kaçınan bu yapının, bireyin psikolojik gelişimini sekteye uğratabileceği uyarısını yaptı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, yapay zekanın insan yaşamı ve ruh sağlığı üzerindeki etkilerini, özellikle psikoterapi, ilişki kurma becerileri ve düşünme süreçleri açısından ele alarak, kontrollü ve bilinçli kullanımın önemi hakkında açıklamalarda bulundu. Yapay zeka davranışlarımızı ele geçirmez, ancak yanlış kullanıldığında bizi yönlendirebilir! Yapay zekayı, ‘günümüzde hayatımıza sessizce dahil olan, ancak etkisi giderek büyüyen bir güç’ olarak tanımlayan Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Biz uyurken gelişmeye devam eden, sosyal medyada gezinirken davranışlarımızdan öğrenen, sohbet ederken bile bizi dinleyen bu sistem, artık gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline geldi.” dedi. ‘Yapay zekanın davranışlarımızı, düşüncelerimizi ve duygularımızı ele geçirmesi mümkün mü?’ sorusuna ‘hayır’ cevabını veren Demir, “Ancak mesele bu kadar basit değil. Yapay zeka, insan davranışlarına ait örüntüler üzerinden öğrenmek üzere tasarlanmış bir sistem. Asıl tartışılması gereken konu, bu sistemi hangi niyetle, kimlerin ve ne amaçla kullandığıdır. Çünkü yapay zekanın arkasındaki güç, bireylerin düşünce biçimlerini, duygularını ve davranışlarını dolaylı yoldan etkileyebilir, hatta manipülasyona açık hale getirebilir.” şeklinde konuştu. Zekaya sahip olsa da gerçek duygulara sahip değil! Yapay zekanın kökeninin oldukça eskiye dayandığına değinen Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Süreç, 1600’lü yıllara, felsefe ve matematik tarihine kadar uzanır. Matematikçi filozof Leibniz’in dört işlem yapabilen hesap makinesini icat etmesi, ‘insan yerine bazı işleri yapabilen sistemler mümkün mü?” sorusunu da beraberinde getirdi.” dedi. O dönemde hesap makinesine yöneltilen ‘insanlar düşünemez hale gelecek’, ‘işler elimizden alınacak’ eleştirilerinin günümüzde yapay zeka için yapılan tartışmalarla büyük benzerlik taşıdığını aktaran Demir, şunları söyledi: “Bugün de benzer sorular soruyoruz; ‘Hangi meslekler yok olacak? Çocuklarımız işsiz mi kalacak? İnsan emeğinin değeri azalacak mı?’. Yapay zeka, insan beyninin bilgi işleme mantığını taklit eden dijital bir sistemdir. Nasıl ki insan beyni nöronlar ve sinapslar aracılığıyla çalışıyorsa, yapay zeka da dijital sinir ağları üzerinden veri işler. Ancak kritik bir fark var; zeka var, fakat duygu yok. Bugün yapay zeka, duyguları taklit edebilir; ancak gerçek anlamda hissedemez. Duygu üretme kapasitesi ve bu duyguların gerçekliği hala insana özgü. Son dönemde bazı yapay zeka sistemlerinin küfürlü ifadeler kullanması ya da insana benzer tepkiler vermesi, bu sistemlerin ‘insanlaştığı’ izlenimini yaratabilir. Ancak bu durum, çoğunlukla arka planda yapılan etik ve davranışsal ayar değişikliklerinin bir sonucudur. Bu noktada, ‘eğer bazı ahlaki ya da davranışsal modüller değiştirilebiliyorsa, yapay zekaya başka neler yaptırılabilir?’ sorusu önem kazanıyor.” Psikoterapi yapay zekaya bırakılamaz! Günümüzde yapay zekanın, özellikle tanı ve veri analiz süreçlerinde sağlık alanında aktif olarak kullanıldığını ifade eden Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Yakın gelecekte yalnızca yapay zekanın yer aldığı hastaneler gerçekçi görünmese de, uzmanların hata payını azaltan, karar destek sistemi olarak çalışan yapılar oldukça umut verici.” dedi. Bu noktada yapay zekanın, insanın yerini alan değil; insanı destekleyen bir araç olarak değerlendirildiğinde faydalı bir rol üstlenebileceğini kaydeden Demir, “Ruh sağlığı alanında ise sınırlar çok daha net. Psikoterapi, iki insan arasındaki gerçek ve samimi bir ilişkiye dayanır. Teknikler, yöntemler ya da ekoller kadar önemli olan unsur, kurulan bağdır. Bu nedenle yapay zekanın psikoterapi yapması şu an için mümkün değil ve etik açıdan da sakıncalı. Buna rağmen, birçok insanın yapay zeka sistemlerini bir terapist gibi kullandığını görüyoruz. İnsanlar bu sistemlerle dertleşiyor, duygularını paylaşıyor ve bağ kuruyor. İşte tam bu noktada ‘parasosyal ilişki’ kavramı devreye giriyor.” açıklamasını yaptı. Çatışma yoksa gelişim de yok! Parasosyal ilişkinin, canlı olmayan bir varlıkla canlıymış gibi kurulan tek taraflı bağı ifade ettiğini dile getiren Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “İlk kez televizyonun yaygınlaşmasıyla tanımlanan bu kavram, bugün yapay zeka ile yeni bir boyut kazandı.” dedi. Gerçek bir ilişkinin çatışma, hayal kırıklığı, reddedilme ve uzlaşmayı içerdiğine dikkat çeken Demir, “Tüm bu süreçler bireyin psikolojik gelişimini destekler. Oysa yapay zeka, kullanıcıyı memnun etmeye programlıdır. Çoğunlukla onaylayan, çatışmadan kaçınan bir yapı sunar. Çatışma yoksa gelişim de yoktur. Bu durum, kısa vadede konfor ve anlaşılma hissi verse de uzun vadede bireyin sosyal bağ kurma becerisini, psikolojik dayanıklılığını, gerçek ilişkilere tahammül kapasitesini zayıflatır. Özellikle günümüzde giderek artan yalnızlık pandemisi, bu süreci daha da riskli hale getiriyor.” ifadelerini kullandı. Yapay zeka, bizi yöneten bir otoriteye dönüştüğünde risk başlar! Her şeyi yapay zekaya sormanın, düşünme becerilerimizi devre dışı bırakmak anlamına geldiğini vurgulayan Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Beyin, kullanılmayan becerileri zamanla köreltir. Bu nedenle yapay zekayı bir ‘uzman’ gibi değil, bir stajyer gibi görmek gerekir. Söylediklerini sorgulamak, eleştirel düşünmek ve nihai kararı insan aklıyla vermek sağlıklı olan yaklaşımdır.” dedi. Yapay zekanın hayatı kolaylaştıran, üretkenliği artıran bir araç olarak kullanıldığında değerli olduğunun altını çizen Demir, sözlerini şöyle tamamladı: “Ancak bizi yöneten, kararlarımızı şekillendiren bir otoriteye dönüştüğünde risk başlar. Gerekirse yapay zeka detoksu yapmak, dijital sınırlar koymak ve gerçek insan ilişkilerine alan açmak, ruh sağlığımız açısından koruyucu olacaktır.”

Supsan, EcoVadis’te 3 Puan Yükselerek Gümüş Madalyasını Korudu Haber

Supsan, EcoVadis’te 3 Puan Yükselerek Gümüş Madalyasını Korudu

Kuruluşunun 55. yılını kutlayan Supsan, sürdürülebilirlik performansındaki sürekli gelişimini bu yıl bir kez daha kanıtladı. Belgelendirilmiş kanıtlara dayanarak şirketlerin önemli sürdürülebilirlik etkilerini değerlendiren EcoVadis değerlendirmesinde 3 puanlık artış elde ederek 71 puana ulaşan Supsan, gümüş madalya seviyesini korudu. Dünya genelinde 130 binden fazla şirketin değerlendirildiği EcoVadis; çevre, insan hakları, etik ve sürdürülebilir tedarik uygulamalarında en kapsamlı ve uluslararası kabul gören derecelendirme kuruluş ve sistemlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Supsan’ın 2025 değerlendirmesinde çevre kategorisinde aldığı 82 puanlık güçlü performans ise şirketin operasyonlarını sorumlu üretim anlayışıyla yönetme kararlılığının önemli bir göstergesi oldu. Bu başarı ile Supsan, çevresel etkilerin azaltılmasına yönelik yatırımların ve sürdürülebilirlik kültürünün tüm organizasyonda aşamalı olarak güçlendirilmesinin somut bir göstergesini de ortaya koymaktadır. Supsan, bu başarıya uzanan süreçte çevresel ve operasyonel sürdürülebilirliği odağına alan birçok önemli projeyi hayata geçirdi. Üretimde kullanılan tüm elektriğin I-REC sertifikalı yeşil enerji kaynaklarından temin edilmesi, şirketin karbon azaltım hedeflerine doğrudan katkı sağlamaktadır. Makine revizyon merkezi ile ekipmanların ömrü uzatılarak enerji ve hammadde tasarrufu elde etmektedir. Üretim sırasında oluşan ısının yeniden değerlendirilmesini sağlayan Atık Isı Geri Kazanım Projesi ise enerji verimliliğini artırırken emisyonları düşürmektedir. Kalıp geri kazanım projesiyle hammadde kullanımını azaltan Supsan, evaporatör arıtma sistemiyle su tüketimini optimize etmekte, yağmur suyu toplama ve arıtma projeleriyle su kaynaklarının verimli kullanımını desteklemektedir. Ayrıca Sıfır Atık Belgesi ile atık yönetimindeki kararlılığını tescilleyen Supsan, döngüsel ekonomi uygulamalarında sektörüne örnek olacak bir yaklaşım sergilemektedir. Supsan, Borusan Grubu’nun iklim, insan ve inovasyon başlıklarını kapsayan “i3” sürdürülebilrlik stratejisinin “İklim” başlığını destekleyen projelerle; üretimde süreklilik, maliyet avantajı ve çevresel etkiyi azaltma hedeflerini bir arada sunmaktadır. Aynı zamanda, kaynakların verimli kullanımı yoluyla döngüsel ekonominin sanayi uygulamaları açısından örnek bir modeli olarak dikkat çekmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sustainable Brands Türkiye 2025, Sürdürülebilirliğin Geleceği İçin Markalara İlham Verdi Haber

Sustainable Brands Türkiye 2025, Sürdürülebilirliğin Geleceği İçin Markalara İlham Verdi

Markaların “iyi büyüme” yolculuğuna rehberlik eden etkinlik, sürdürülebilir iş modelleri, inovasyon, dijital dönüşüm ve ESG stratejilerinin rekabet avantajına nasıl dönüştürülebileceğini ortaya koydu. Markaların sürdürülebilirlik gündemini bu yıl “Uyum Sağla ve Hızlan” temasıyla şekillendiren Sustainable Brands Türkiye Konferansı, yenilikçi stratejileri ve ilham verici dönüşüm hikayelerini buluşturdu. Dünyanın en etkili sürdürülebilirlik platformlarından biri olan Sustainable Brands’in Türkiye ayağı, ‘İyi Büyüme’ vizyonu çerçevesinde 8-9 Ekim 2025 tarihlerinde Swissotel The Bosphorus’ta gerçekleştirildi. Konferans, beş farklı sahnede düzenlenen 50’den fazla oturumda, 130’un üzerinde konuşmacıyı ağırladı. İki gün boyunca “iyi büyüme, yeni metrikler”, “inovasyon ve rejeneratif tasarım”, “sürdürülebilirliği markalamak”, “teknoloji ve yapay zekâ etkisi”, “ürün, malzeme ve tedarik zinciri”, “tüketici iç görüleri ve ölçekli davranış değişimi”, “dayanıklılığı inşa etme”, “sürdürülebilir yaşam: refah ve sağlık” kulvarlarında paneller düzenlenerek, güncel içgörüler paylaşıldı. Konferansta İlham Veren Anlar ve Kolektif Dönüşüm Sustainable Brands Türkiye 2025, markalara global sürdürülebilirlik trendlerini aktarmanın yanı sıra kolektif dönüşümü hızlandıran konuşmalara ve yeni iş birliklerine zemin hazırladı. Katılımcılar, paneller, keynote konuşmalar ve interaktif workshoplarda sürdürülebilir iş modelleri, etik marka stratejileri, dijital dönüşüm ve toplumsal fayda yaratma konularında ilham verici bakış açıları kazandı. Goodvertising’in kurucusu Thomas Kolster, Thinkers50 listesinde yer alan danışman ve Frugal Economy yazarı Navi Radjou, VeraWorks’un kurucusu Bea Boccalandro, BBMG’nin kurucu ortağı Raphael Bemporad, sürdürülebilirlik odaklı markalar için GRAMMA stratejisinin yaratıcısı Adomas Püras, People Flow CEO’su Abigail Wilmore, Tony’s Chocolonely eski sözcüsü ve etki odaklı girişimci Ynzo van Zanten, Parallel Labs sürdürülebilir iş stratejistleri Dr. Joel Hartter ve John Burgess gibi uluslararası isimler de zirveye katkıda bulundu. “Obsolete” kitabının yazarı, Serious Tissues ve Change Brands kurucusu, Change Please ortak kurucusu Chris Baker, sosyal etkiyi iş modellerinin merkezine koyan bir girişimci olarak, konferanstaki konuşmasında şirketlere daha cesur, daha sorumlu ve daha dönüştürücü olmaya çağrısı yaptı. 50’den fazla gönüllülük konseriyle, milyonlarca insanın kaderini değiştirebileceğini dünyaya gösteren Stephen Greene, konferansın merakla takip edilen konukları arasında yer aldı. “Geleceğimiz İçin Hep Birlikte Çalışmalıyız” Sustainable Brands Türkiye Ülke Direktörü Semra Sevinç, “Her yıl etki alanı büyüyen, iş ve marka dünyasının, akademinin ve farklı sektörlerin liderlerini bir araya getiren Sustainable Brands Türkiye 2025’i yoğun bir ilgi ve katılımla tamamladık. Bu platform, marka, pazarlama, sürdürülebilirlik ve inovasyon liderlerinin; iş değerini ve ‘iyi büyümeyi’ hedefleyen, geleceğe hazır markalar oluşturmak için ihtiyaç duydukları içgörüleri, stratejileri ve bağlantıları edindikleri güçlü bir buluşma noktası. Bugünün dünyasında rekabet avantajı, artık yalnızca ürün kalitesi ya da fiyatla değil; sürdürülebilirliği temel iş ve marka stratejilerine ne kadar entegre edebildiğimizle ölçülüyor. Yenileyici iş modelleri, döngüsel sistemler ve yeni nesil yönetişim yaklaşımlarıyla şirketler, hem kârlılıklarını hem de dayanıklılıklarını artırabilecekleri yeni fırsatların kilidini açıyor. Artık hepimiz biliyoruz ki sürdürülebilirlik sadece konuşulacak bir kavram değil; somut aksiyonlarla büyüme stratejilerimizin merkezinde olmalı. Geleceğimiz için birlikte çalışmalı, cesur adımlar atmaya gönüllü olmalıyız. Ve ne mutlu bize, bu adımları atmaktan çekinmeyen, dönüşüm için yola çıkan çok sayıda marka var. Bu vizyona ev sahipliği yapan ve her yıl farklı sektörleri bir araya getiren bu platformun parçası olmaktan büyük bir mutluluk ve gurur duyuyorum” dedi. İş Dünyası Temsilcileri de Konferansa Katkıda Bulundu Sustainable Brands Türkiye, 16 ülkede faaliyet gösteren küresel topluluğunun bir parçası olarak, iş dünyasının dönüşümünü hızlandıran bir bilgi ve iş birliği platformu sunmaya devam ediyor. Etkinlik, her yıl olduğu gibi bu yıl da birbirinden değerli sektör temsilcilerini, akademisyenleri ve sürdürülebilirlik öncülerini ağırladı. Ana sponsor olan Borusan Otomotiv- BMW’nun da katıldığı “Dayanıklılık Çağında Kültürel Dönüşüme Liderlik Etmek” başlıklı panelde, kültürel dönüşümü geleceğe taşıma stratejileri masaya yatırıldı. Akbank, Ferrero Fındık ve Nestle gibi değerli markalar da konferansta gerçekleştirdikleri oturumlarla sürdürülebilirlik yolculuklarını ve vizyonlarını paylaştı. Bu oturumlarda kurumlar, iyi büyüme vizyonu ve toplumsal etki odaklı stratejilerle sürdürülebilirliği iş modellerinin merkezine almanın yollarını anlattı. İki Gün Süren ve Geleceği Şekillendiren Hareket Sustainable Brands Türkiye 2025, markaların sürdürülebilirlik vizyonunu bir adım öteye taşıyacak içgörüleri, stratejileri ve iş birliklerini bir araya getirdi. Etkinlik boyunca elde edilen bilgiler ve paylaşılan deneyimler, Türkiye’de sürdürülebilirliğe dair kolektif farkındalığı güçlendirdi ve markalara iyi büyüme yolunda yön verecek somut aksiyonların kapısını araladı. Sustainable Brands Türkiye, önümüzdeki yıl da geleceğe yön verecek vizyonerleri buluşturmaya devam edecek. 2025’in Öncü Sponsorları Sustainable Brands Türkiye 2025’e destek veren markalar arasında Borusan Otomotiv- BMW, Akbank, Ferrero Fındık, Nestle, Allianz, L’oreal Türkiye, Yapı Kredi Step, Akademi Çevre, Arçelik, Ariel, Bosch, Cargill, Cotton Connect, Erikli, Derimod, Zorlu Teks, Akcoat, Superfresh, TAB Gıda, TO-KA ve Turkish Airlines yer aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.