Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Evlilik

Kapsül Haber Ajansı - Evlilik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Evlilik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gaziantep Aktif Yaşam Merkezi’nde İkinci Bahar” Hikâyesi Haber

Gaziantep Aktif Yaşam Merkezi’nde İkinci Bahar” Hikâyesi

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi, 60 yaş ve üzeri vatandaşların sosyal hayata daha aktif katılmalarını sağlamak, yalnızlık duygusunu azaltmak ve sağlıklı bir yaşlanma sürecine katkı sunmak amacıyla hizmet veriyor. Spor, sanat, eğitim ve sosyal etkinliklerle yaşlı bireylerin yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen merkez, aynı zamanda yeni dostlukların kurulmasına da ortam hazırlıyor. Merkezde kurulan dostluklardan biri ise Fatma ve Fatih Erdizci’nin hayatında yeni bir sayfa açtı. Aktif Yaşam Merkezi’nde aynı sınıfta eğitim alırken tanışan çift, zamanla gelişen arkadaşlıklarını evlilik kararıyla yeni bir hayata taşıdı. FATMA ERDİZCİ: BU KURUM BİZİM BABA OCAĞIMIZ GİBİ Fatma Erdizci, uzun yıllar Kıbrıs’ta yaşadığını, çocuklarının yönlendirmesiyle Gaziantep’e geldikten sonra Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi ile tanıştığını söyledi. Merkeze ilk geldiğinde hayatında önemli bir değişim yaşadığını belirten Erdizci, “130 kiloydum ve spor yapmak istiyordum. Burada spor dersleri olduğunu öğrendim ve katılmaya başladım. Bir arkadaşımın annesi aracılığıyla merkeze geldim ve çok sevdim. 2022’den beri yaklaşık dört yıldır bu kurumun danışanıyım” dedi. İlk geldiği dönemde kendisini hayattan kopmuş hissettiğini anlatan Erdizci, merkezdeki faaliyetlerin kendisine yeniden yaşam sevinci kazandırdığını ifade etti. “Şarkı sözlerini bile hatırlamıyordum. Sanki hayat durmuş gibiydi. Ama şimdi müzik derslerinde çocukluğumda ve gençliğimde söylediğim şarkıları yeniden hatırlıyorum. Alzaymır olmamak için zeka oyunları sınıfımızdan vazgeçmiyoruz. Çok mutluyuz. Bu kurum bizim ana evimiz, baba ocağımız gibi” dedi. Merkez çalışanlarının kendilerini büyük bir ilgiyle karşıladığını da belirten Erdizci, “Buraya her geldiğimizde güler yüzle karşılanıyoruz. Hocalarımız evlatlarımız gibi” diye konuştu. EVLİLİK TEKLİFİ DERS SIRASINDA GELDİ Fatma Erdizci, eşiyle sınıf arkadaşı olarak tanışmalarının ilişkilerini daha doğal bir şekilde geliştirdiğini söyledi. “Evlilik amacıyla tanışmış olsaydık belki birbirimize gerçek hallerimizi göstermeyebilirdik” diyen Erdizci, şöyle devam etti: “Biz birbirimizin en doğal hallerini biliyoruz. Bir gün derste Fatih Bey bana ‘Ben ölürsem sigortam sana kalır’ dedi. İlk başta ne demek istediğini anlamadım. Sonra meğerse bana evlilik teklif etmiş. Çok şaşırdım.” Birbirlerini tanıyan çok sayıda ortak tanıdık ve akrabalarının olduğunu öğrenmelerinin de evlilik kararını kolaylaştırdığını belirten Erdizci, “Evliliği düşünmüyordum ama çevremizde birbirimizi tanıyan insanların olması beni cesaretlendirdi” dedi. HAFTANIN BEŞ GÜNÜ MERKEZDELER Evlendikten sonra merkeze daha sık gelmeye başladıklarını anlatan Fatma Erdizci, hayatlarını neredeyse tamamen merkezdeki etkinliklere göre planladıklarını söyledi. “Şimdi haftanın beş günü buraya geliyoruz. Mutluyuz. Bütün işlerimi bile buradaki programlara göre ayarlıyorum” diyen Erdizci, Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi’nin kendileri için sadece bir kurs merkezi değil, aynı zamanda sosyal bir yaşam alanı olduğunu ifade etti. Spor, sanat ve eğitim faaliyetlerinin yanı sıra sosyal bağların da güçlendiği merkez, Fatma ve Fatih Erdizci çiftinin hikayesinde olduğu gibi, kimi zaman yeni dostlukların, kimi zaman da hayatın ikinci baharının kapısını aralıyor. FATİH ERDİZCİ: HAFTANIN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ EŞİMLE BİRLİKTE BURADA GEÇİRİYORUZ 1955 Gaziantep doğumlu olan 70 yaşındaki Fatih Erdizci, evdeki rutin hayatından sıkıldığı için yeni bir arayış içine girdiğini söylüyor. Bu süreçte Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi’ni keşfettiğini anlatan Erdizci, merkezin hayatında önemli değişikliklere vesile olduğunu ifade etti. Üç yıldır merkezde danışan olarak hizmet aldığını belirten Erdizci, “Buradaki aktiviteler sayesinde yaşam kalitem arttı. Özgüvenim yükseldi, kendimi yaşlı hissetmemeye başladım. Bu kurum bana adeta gençlik aşısı gibi geldi. Çevrem genişledi, arkadaş ortamım çoğaldı. Buraya geldikten sonra belediyenin diğer hizmetlerinden de haberdar olup daha fazla sosyalleşme imkanı buldum” dedi. Merkezdeki akıl ve zeka oyunları sınıfında Fatma Erdizci ile tanıştıklarını anlatan Fatih Erdizci, başlangıçta evlilik gibi bir düşüncesinin olmadığını söyledi. Erdizci, “İlk önce sınıf arkadaşıydık. Birlikte oyunlar oynadık, sohbet ettik. Zamanla birbirimizi daha iyi tanıdık ve süreç bizi evliliğe kadar götürdü. Şimdi çok mutluyuz. Haftanın büyük bölümünü eşimle birlikte burada geçiriyoruz” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Evlilikte güven yoksa sevgi buharlaşıyor! Haber

Evlilikte güven yoksa sevgi buharlaşıyor!

 Aile teorilerine göre, evlilik ve ailenin sosyal bir sistem olduğunu, sağlıklı bir şekilde yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Aile içinde ortak amaçlar belirlemek, çatışma çözümüne yönelik etkili iletişim yolları oluşturmak gerekir.” diye konuştu. Evliliklerde arabuluculuk sistemine ihtiyaç olduğunu gösterdiğini kaydeden Tarhan, “Türkiye’de evlilikte arabuluculuk konusunda ciddi bir eksiklik söz konusu. Kadın ve erkek arasında doğal olarak zaman zaman anlaşmazlıklar yaşanır. Aile içindeki anlaşmazlıkları çözmek için de arabuluculuk sistemi etkili olabilir.” dedi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ‘Aile Yılı’ kapsamında ‘Aile ve Önemi’ konusunda dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Evliliğin en büyük düşmanı ben merkezcilik Prof. Dr. Nevzat Tarhan, evliliklerde iki tarafın yüzde 100 uyumlu olmasının beklenmediğini, evlilik olgunluk ölçeğinde yüzde 70-80 oranında denklik arandığını dile getirerek, “Yani, birbirinin tıpatıp aynısı olmak değil, biyolojik (sağlık), sosyal, kültürel, ekonomik seviye ve yaşam felsefesi olarak denklik olması önemlidir. Bu alanlarda denklik varsa, kişiler sorunlar çıktığında bu problemleri daha kolay çözebilirler. Birbirinin aynısı olan kişiler ise bir süre sonra birbirlerinden soğuyabilirler. Evlilikte sadece sevgi yetmez; sevgiyle birlikte bağlanma ve sağlıklı iş birliği de olması gerekir. Sevgi ve iş birliği olduğunda, ömür boyu sürecek mutlu evlilikler ortaya çıkar. Evliliğin en büyük düşmanı ben merkezciliktir. Doğru kişi empatik bir ilişki kurabilen kişidir.” dedi. Sürekli kusur görmek ve sürekli bunları dile getirmek ilişkiye zarar verir Gençlere ‘evlilikten önce gözünüzü dört açın, evlendikten sonra yarım açın’ dediğini ifade eden Tarhan, “Evlenmeden önce bütün şartların birbirine uyup uymadığını araştırmak önemli olsa da evlendikten sonra artık birbirinin gözlerine bakan değil, birlikte aynı hedefe bakan kişiler olmak gerekiyor. Evliliği bir gemiye benzetirsek, o gemiye binen kişilerin kendi çıkarlarından ziyade geminin ve dolayısıyla tüm yolcuların yararını düşünmesi gerekir. Sürekli kusur görmek ve sürekli bunları dile getirmek ilişkiye zarar verir. Gemi kaptanı bir hata yaptı diye gemiyi batırmazsınız. Aşırı tepkiler verilmemeli. Bu noktada zihinsel esneklik çok önemli. Evliliğin düşmanlarından biri de inatçılık ve düşünce katılığıdır. Böyle kişiler, zihinsel esneklik gösteremedikleri için evliliklerinde hata yaparlar.” diye konuştu. Romantizm dönemi 6 haftadan 2 seneye kadar sürebiliyor Evlilikte üç dönem olduğunu, romantizm dönemi olan ilk dönemin altı haftadan iki seneye kadar sürebildiğini kaydeden Tarhan, “Daha sonra güç çatışması ve kişilik çatışması dönemi başlar; egolar devreye girer. Eğer kişiler bu dönemde şanslıysa veya akıllı çözümler bulabiliyorlarsa, bağlılık dönemi ortaya çıkar ve ömür boyu sürecek mutlu evlilikler ortaya çıkabilir. Belki de en önemli soru, romantizm döneminin neden bittiği veya neden buharlaştığı olabilir. Romantizm dönemi genellikle evlendikten sonra çocuk sahibi olunmasıyla sona erer. Kadın, kendini çocuğa adar; zihinsel ve duygusal yatırımını çocuğa yapar. Erkek de işine yoğunlaşır. Bu durum, duygusal mesafenin açılmasına neden olur. Aynı evde yaşasalar bile, aralarında bir mesafe oluştuğu için soğuma başlar.” şeklinde konuştu. Kadın ve erkeğin beyin fonksiyonları da farklı çalışıyor Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kadın ve erkeğin biyolojik olarak eşit olmadığını ancak hak ve fırsatlar açısından eşit değerlendirilmesi gerektiğini dile getirerek, şöyle devam etti: “Toplumsal eşitliği bu şekilde anlamak gerekir. Biyolojik farklılıklar açıktır. Kadın vücudunda yaklaşık 4 kilogram, erkek vücudunda ise 6 kilogram kan dolaşır. Beyin fonksiyonları da farklı çalışır. Sol beyin erildir, sağ beyin dişildir ve ön beyin ise bu ikisi arasında denge sağlar. Sol beyin (eril beyin): Mantık, muhakeme, analiz, konuşma, hesaplama gibi işlevlerden sorumludur. Sağ beyin (dişil beyin): Duygular, heyecanlar, müzik, sanat, estetik gibi alanları yönetir. Ön beyin: Bu iki yapıyı dengeler ve bir kaptan köşkü gibi çalışır.” Stres durumunda da kadın ve erkek beyinleri farklı tepkiler veriyor Stres durumunda da kadın ve erkek beyinlerinin farklı tepkiler verdiğini söyleyen Tarhan, “Erkek beyni, stres altında zihinsel bir sığınağa çekilir, konuşmak istemez ve sonuç odaklı düşünmeye yönelir. Kadın beyni ise stres anında yalnızlığı gidermek için paylaşma ihtiyacı hisseder ve konuşarak rahatlamaya çalışır. Bu doğal farklılıklar bazen iletişimde çatışmalara yol açabilir. Her iki taraf da stresli olduğunda, biri içine kapanırken diğeri konuşmak isteyebilir. Bu tür durumlarda, karşı tarafın stresli olduğu fark edildiğinde, sorunu hemen çözmeye çalışmak yerine uygun zaman ve zeminde ele almak daha sağlıklı olacaktır. Evliliklerde bazen fırtınalara fırsat vermek gerekir. Fırtınasız bir evlilik elbette güzel olurdu, ancak bu pek mümkün değildir. Önemli olan, bu fırtınaları nasıl yöneteceğimizi bilmek ve sağlıklı iletişim kurabilmektir. Fırtınasız evlilik beklemek hoş olurdu ama mümkün değil.” dedi. Kadın ve erkek arasındaki ilişki bir iş birliği yerine bir güç savaşına evrildi  1960'lı yıllarda kadının özgürleşme hareketinin başladığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bu hareket, doğru ve faydalı bir süreçti çünkü endüstri devrimleriyle birlikte fiziksel güç değil, zihinsel güç ön plana çıktı. Zihinsel güç açısından kadın ve erkek zaten eşittir. Bu durumda hem aile hayatında hem de sosyal hayatta kadın ve erkeğin rol alma açısından eşit haklara sahip olması gerekir. Ancak, bazı gelenekler bu eşitliği engelliyordu. Feminizm hareketi, başlangıçta kadının özgürleşmesini hedefleyen olumlu bir çıkış noktasıydı, ancak zamanla kadın-erkek ilişkisini bir mücadeleye dönüştürdü. Kadın ve erkek arasındaki ilişki bir iş birliği yerine bir güç savaşına evrildi. Kadın erkek ilişkisi rekabetçi bir ilişki değil, tamamlayıcı ilişki olmalı. Birbirini tamamlayanlar mutlu evlilik yaparlar. Bütün iş birbirini tamamlamak.” ifadesinde bulundu. Evlilikte ilişki bazen güç mücadelesini dönüyor Prof. Dr. Nevzat Tarhan, egolar çarpışırken, iki tarafın da kendine özgü bir savaş stratejisi olduğunu ve birinin öfkeyi savaş stratejisi olarak kullandığını, böylece karşı tarafı değersizleştirerek, ses tonunu yükselttiğini ve tartışmayı güç mücadelesine çevirdiğini, bunu da erkeklerin daha sık yaptığını anlatarak, “Peki, kadınların en yaygın savaş stratejisi nedir? Kadınlar duygularını kontrol etmekte zorlanabilir ve böyle bir durumda, eğer eşinin bağırmasına karşılık o da bağırırsa, bu kısır döngüye dönüşür. Bazı yaklaşımlar, ‘O bağırıyorsa sen de bağır, o tabak fırlatıyorsa sen de fırlat’ gibi söylemleri savunabilir. Ancak bu tür bir tepki, aile içinde ‘orman kanunlarının’ geçerli olmasına yol açar. Orman kanunlarında güçlü olan zayıfı ezer ve fiziksel güç erkeklerde daha fazla olduğu için bu, zamanla şiddetle sonuçlanabilir. Oysa burada akıllı strateji nedir? Her iki taraf da eşinin karşılanmayan ihtiyacını anlamaya çalışmalıdır. Kadınlar için en büyük ihtiyaçlardan biri, eşlerinin onlar için mücadele ettiğini, aileleri için risk aldığını ve geleceği için çaba gösterdiğini hissetmektir. Bunu gördüğünde, kendini güvende hisseder.” şeklinde konuştu. Evlilik güven yuvası olmalı Evliliğin bir aşk yuvası değil, bir güven yuvası olduğunu ifade eden Tarhan, “Eğer ilişkide güven oluşturulamazsa, sevgi zamanla buharlaşır. Bu nedenle evlilikte en önemli sihirli kelime sevgiden önce güven olmalıdır. Aile teorilerine göre, evlilik ve aile sosyal bir sistemdir. Tıpkı doğadaki ekosistemler gibi, sağlıklı bir şekilde yürütülmesi gerekir. Eğer bireyler ego savaşlarına girerse, hisleriyle hareket ederse, mantıklı düşünemez ve ilişkiler zarar görür. Otomatik tepkiler hata yaptırır. Ancak derin düşünerek ve sağlıklı bir şekilde hareket etmek, insanı daha doğru kararlar almaya yönlendirir. Bu yüzden aile içinde ortak amaçlar belirlemek, çatışma çözümüne yönelik etkili iletişim yolları oluşturmak gerekir. Aile içi oturumlar bu noktada faydalı olabilir. Çift terapilerinde, aile bireylerine haftada bir kez bir araya gelerek sorunları yazmalarını ve yalnızca o toplantıda konuşmalarını tavsiye ederiz.” diye düşüncelerini dile getirdi. Aile içinde iletişim yatay olmalı  Aile içinde iletişimin dikey değil, yatay olması gerektiğini kaydeden Tarhan, “Aile içinde koalisyonlar dengeleri bozar. Mesela anne bir çocuğu tutar, baba diğerini desteklerse, ailede taraflar oluşur. Bu durum bir şirketin bölünmesi gibidir ve huzursuzluk getirir. Doğru olan yatay koalisyon kurmaktır. Yani anne ve baba bir koalisyon oluşturmalı, çocuklar da kendi aralarında sorunları çözmeye çalışmalıdır. Eğer çözemiyorlarsa, o zaman ebeveynlere başvurmalıdırlar.” dedi. ‘Mutlaka çocuk sahibi olmalıyım’ düşüncesine saplanmak gerçekçi değil! Evliliğin çocuk olmadan da güçlü ve anlamlı olabileceğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti: “Bu nedenle, ‘mutlaka çocuk sahibi olmalıyım’ düşüncesine saplanmak gerçekçi değildir. Evlilikte önemli olan, psikolojik ve duygusal kaynakları doğru yönetebilmektir. Eğer bir kişi ‘İleride yalnız kalmamak için çocuk sahibi olmalıyım’ düşüncesiyle evleniyorsa, bu rasyonel bir yaklaşım değildir. Evliliğin insana sunduğu en büyük psikolojik destek, yalnızlığı gidermektir. Eşler arasında güvenli bir alan oluşturmak, evde huzur bulmak ve en özel konuları paylaşabilecek bir dostluk ilişkisi kurmak evliliğin temel taşlarındandır. Eşler arasındaki bağ, bazen anne-baba ilişkilerinden bile daha derin olabilir. Bu nedenle, bu ilişkiye özel bir önem verilmeli ve özen gösterilmelidir. Evlilikte bireysel özgürlükler bir noktada birleşerek daha güçlü bir bağ ve anlamlı bir hayat yaratır. Bu yüzden evlilik, sadece bir birliktelik değil, aynı zamanda yeni bir yaşam biçimidir.” Boşanma bir seçenek değil, bir sonuçtur! Evlilikte eğer eşler, "Senden nefret ediyorum ama çocuk için katlanıyorum" noktasına geldiyse, o evde yetişen çocuğun sağlıklı bir birey olmasının zor olduğunu, böyle durumlarda, evliliğin devam etmesinin mi yoksa bitirilmesinin mi daha avantajlı olduğunun değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Tarhan, “Çift terapilerinde, eğer taraflar arasında sevgi ve iyi niyet varsa ancak iletişim çatışmaları yaşanıyorsa, genellikle çözüme ulaşılabilir. Ancak sevgi tamamen bitmişse, evliliği sürdürmek zorlaşır. Eğer tüm çabalara rağmen evlilik her iki taraf için de zarar verici hâle gelmişse, boşanma bir seçenek değil, bir sonuçtur. Ancak boşanma, anne ve babalığın sona erdiği anlamına gelmez. Eşler, çocuklarının yüksek yararını gözeterek medeni bir şekilde yollarını ayırabilirler.” dedi.  Çocuk hem anne hem baba için hayatı güzelleştiren bir varlık Evlenen her bireyin, eğer evlilik olgunluğuna sahipse, anne-baba olgunluğuna da sahip olduğunu kaydeden Tarhan, “Bu yüzden anne-baba olmaktan korkmamalıdırlar. Evlilik, esneklik ve uyum gerektirir. Yeni bir düzen kurarken geçmiş alışkanlıkları birebir uygulamaya çalışmak evliliği sürdürülebilir kılmaz. İşte bu yüzden evlilik olgunluğu, kişinin geçmişten gelen kalıpları sorgulayıp uyarlayabilmesiyle ilgilidir. Çocuk sahibi olmak da benzer bir süreçtir. Bazı kişiler çocuğu bir tehdit, bir külfet ya da konforlarını bozan bir unsur olarak görebilir. Ancak çocuk hem anne hem baba için hayatı güzelleştiren bir varlıktır.” ifadesinde bulundu. Evliliklerde arabuluculuk sistemine ihtiyaç var Boşanma istatistiklerine göre mahkeme kararıyla boşanmış çiftlerin yüzde 20’sinin daha sonra tekrar bir araya geldiğini, bunun da evliliklerde arabuluculuk sistemine ihtiyaç olduğunu gösterdiğini kaydeden Tarhan, “Türkiye’de ise evlilikte arabuluculuk konusunda ciddi bir eksiklik söz konusu. Kadın ve erkek arasında doğal olarak zaman zaman anlaşmazlıklar yaşanır. Evlilik sürecinde ‘iletişim kazaları’ olabilir. Önemli olan, bu sorunları nasıl birlikte aşabileceğimizi düşünmektir. Aile içindeki anlaşmazlıkları çözmek için de arabuluculuk sistemi etkili olabilir.  Aşırı kontrolcü yaklaşımlar, çocuğun benlik saygısını zedeliyor Ebeveynliğin çocuğun hayatına tanıklık etmeyi, ona yakın olmayı ve ihtiyaç duyduğunda destek sağlamayı gerektirdiğini anlatan Tarhan, “Ancak bu, her şeyine müdahale etmek anlamına gelmez. Çocukluk çağı travmalarından biri de aşırı kontrol ve müdahaledir. Çocuğun yeme içme düzeninden özel alanına kadar her şeye karışan, hatta tuvalete girdiğinde bile kapısını çalıp ‘Ne yapıyorsun?’ diye soran ebeveynler, çocukta travmatik bir etki yaratabilir. Eskiden ‘helikopter ebeveynlik’ olarak adlandırılan bu tutum, günümüzde ‘dron ebeveynlik’ olarak tanımlanıyor. Bu tür aşırı kontrolcü yaklaşımlar, çocuğun benlik saygısını zedeleyerek onun kendini yetersiz hissetmesine yol açar. Aşırı kontrolcü ebeveynler tarafından yetiştirilen çocuklar, kendilerini yetersiz hisseder ve risk almaktan kaçınır. Büyük bir hata yapmadıkça çocuğun deneyim kazanmasına izin verilmelidir. Çocuk yetiştirmek bir sanattır ve öğrenilmesi gereken bir süreçtir.” diye konuştu. Anne-babanın temel görevi, çocuklarının hayatına tanıklık etmek Kuşak çatışmasının doğal bir durum ve ancak bu çatışmayı en çok yaşayanların genellikle zihinsel esnekliği olmayan, katı düşünceli bireyler olduğunu söyleyen Tarhan, “Anne-babanın temel görevi, çocuklarının hayatına tanıklık etmek, onlara rehberlik yapmak ve kılavuzluk etmektir; onların yerine karar almak veya hayatlarını yönetmek değil. Çocuk, evi sıcak bir atmosfer ve güvenli bir alan olarak görürse, eve geldiğinde kendini huzurlu hisseder. Bu yalnızca çocuklar için değil, anne-babalar ve eşler için de geçerlidir. Eğer bir ailede sevgi ve huzur hâkimse, o evde yaşayan herkes dış dünyada karşılaşabileceği yanlış alışkanlıklara ya da sağlıksız ilişkilere karşı daha güçlü olur.” şeklinde konuştu. Yanlış bir evlilik yapmaktansa, evlenmemek bazen daha doğru bir tercih olabilir Bazı insanların bilinçli olarak yalnızlığı tercih ettiklerini ve bu şekilde mutlu olduklarını dile getiren Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:  “Evlilik, bir zorunluluk değildir. Erkekler çoğu zaman evliliğe daha çok fiziksel yönüyle bakarken, kadınlar romantik bir çerçevede değerlendirir. Ancak ideal olan, evliliğe anlam odaklı bir perspektifle yaklaşmaktır. Evlilik, yalnızca bu tür anlık hazlar üzerine kurulmamalıdır. Esas olan, uzun vadede huzurlu bir gelecek inşa etmek ve birlikte anlamlı bir hayat sürmektir. Evlilik, hayat yolculuğunda bir ideal doğrultusunda birlikte ilerlemeyi ifade eder. Yaşamın sonunda, geriye iyi anılar ve anlamlı bir hayat bırakmak, birçok insanın temel hedefidir. Hayatın zorluklarında, insanı en çok destekleyen kişi genellikle eşidir. Zor zamanlarda omzuna baş koyabileceğin, seni teselli eden birinin varlığı, evliliğin en kıymetli yanlarından biridir. Tabii ki herkes evlenmek zorunda değildir. Yanlış bir evlilik yapmaktansa, evlenmemek bazen daha doğru bir tercih olabilir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.