Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Eylem Planı

Kapsül Haber Ajansı - Eylem Planı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Eylem Planı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kahverengi Kokarcaya Karşı 1 Milyon 650 Bin Samuray Arısı Salımı Yapıldı Haber

Kahverengi Kokarcaya Karşı 1 Milyon 650 Bin Samuray Arısı Salımı Yapıldı

Bakan Yumaklı, yaptığı yazılı açıklamada, fındık başta olmak üzere 300'den fazla bitkisel üründe zarara yol açabilen kahverengi kokarcaya karşı entegre mücadele prensipleri çerçevesinde mekanik, biyoteknik, biyolojik ve kimyasal mücadele yöntemlerini içeren “Kahverengi Kokarca ile Mücadele Eylem Planı yürütüldüğünü hatırlattı. Bakanlığın planlamaları doğrultusunda, zararlının bulunduğu ve risk altında görülen illere samuray arısı salımları yapıldığına dikkati çeken Yumaklı, şu bilgileri aktardı: “2025 yılında il sayısı 40'a çıkarılarak yaklaşık 1 milyon 156 bin adet samuray arısı salımı gerçekleştirilmiş olup bu çalışma dünya ölçeğinde dikkat çeken parazitoit salım uygulamaları arasında yer alıyor. Bununla birlikte kahverengi kokarca zararlısına karşı feromon tuzaklardan samuray arısına kadar birçok farklı yöntemle mücadelemiz devam ediyor. 40 ilimizde öncelikle biyolojik mücadele, popülasyon yoğunluğunun yüksek olduğu ekonomik zarar eşiğini aşan alanlarda kimyasal mücadele, sonbahar döneminde ise Karadeniz ve Marmara Bölgelerindeki bulaşık alanlarda feromon tuzaklarla cezbet-öldür yöntemi uygulanarak mücadele çalışmaları sürdürülüyor. Ayrıca zararlının kışlamak amacıyla korunaklı alan dediğimiz ev, ahır, samanlık, serender, merek, depo vb. alanlara yöneldiği dönemde bir sonraki yılın popülasyonunun kırılması amacıyla kışlak mücadelesi yürütülüyor. 2026 yılında 859 bin 329 hanede kışlak mücadelesi yapıldı. Biyolojik mücadele amacıyla 2026 yılı içinde doğaya 1 milyon 650 bin adet samuray arısı salındı. Ayrıca, kahverengi kokarca ile biyolojik mücadele kapsamında da uluslararası iş birliklerini güçlendiriyoruz. Parazitoit üretimi ve salımına ilişkin edinilen bilgi ve tecrübelerimizi Gürcistan ve Azerbaycan ile paylaşarak bu ülkelerde yürütülen biyolojik mücadele çalışmalarına teknik katkı sağlıyoruz. Bu kapsamda, ülkemizde üretilen 20 bin adet samuray arısını kardeş Azerbaycan'a gönderdik. Azerbaycan'da ilk parazitoit salımı 7 Temmuz 2026 tarihinde TAGEM'e bağlı Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü personelimizin teknik desteği ile başarıyla gerçekleştirildi. Bu bağlamda, ülkemizin geliştirdiği entegre mücadele modeli ve biyolojik mücadele uygulamaları, başta bölge ülkeleri olmak üzere birçok ülke tarafından yakından takip ediliyor ve örnek alınıyor." ÜRETİCİLERE EĞİTİMLER VERİLİYOR Bakan Yumaklı, Kahverengi Kokarca ile Ülkesel Entegre Mücadele Yönetimi Projesi kapsamında üreticilere, zararlının kışlak döneminde etkin şekilde kontrol altına alınmasına yönelik, uygulanması gereken mücadele yöntemleri hakkında bilgilendirme ve eğitim faaliyetleri gerçekleştirildiğini dile getirerek eğitimlerde, zararlının biyolojisi, kışlak alanlarının tespiti, mekanik mücadele yöntemleri ile alınması gereken koruyucu tedbirlerin ayrıntılı olarak aktarıldığını belirtti. Biyolojik mücadele yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve bu konuda toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla hazırlanan broşürlerin de üreticilere ve vatandaşlara dağıtıldığını aktaran Yumaklı, “Gerçekleştirilen bu faaliyetlerle zararlıyla mücadelede bilinç düzeyinin artırılması, sürdürülebilir mücadele yöntemlerinin teşvik edilmesi ve üreticilerin doğru uygulamalara yönlendirilmesi hedeflendi" ifadelerini kullandı. İKİ YENİ PROJE BAŞLATILDI Bakan Yumaklı, bundan sonraki süreçte, alınan olumlu sonuçların daha da iyi seviyelere getirilmesi için mücadele işlemleri, salımı yapılan samuray arılarının etkinlikleri ve rekolte kayıplarının yıllık olarak incelenmeye devam edeceğini belirterek şunları kaydetti: “2026 yılı itibarıyla Bakanlığımız tarafından başlatılan iki yeni proje kapsamında kahverengi kokarcaya yönelik bilimsel çalışmalar daha da güçlendirilecek. 'Kahverengi Kokarcanın Fındıkta Verim ve Kalite Kayıplarının Ekonomik Analizi ve Kimyasal Mücadele Optimizasyonu Projesi' ile ekonomik zarar eşiği ve optimum kimyasal mücadele zamanı belirlenecek, elde edilen sonuçlar karar destek sistemlerine entegre edilerek üretici koşullarında yaygınlaştırılacak. 'Kahverengi Kokarcanın Farklı Konukçularındaki Zarar Potansiyelinin, Popülasyon Dinamiklerinin ve Kritik Mücadele Dönemlerinin Belirlenmesi Projesi' ile de farklı konukçulardaki zarar durumu ve kritik mücadele dönemleri ortaya konulacak, elde edilen veriler tahmin-uyarı sistemleri ile entegre mücadele programlarının geliştirilmesinde kullanılacak. Bu bağlamda, kahverengi kokarcanın tarımsal üretimimizde yol açtığı kayıpların ortadan kaldırılması ve üreticilerimizin verim kaybının önlenmesi için yeni projeler geliştirmeyi sürdüreceğiz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kuşadası ve Söke’ye İçme Suyu Yatırımı Haber

Kuşadası ve Söke’ye İçme Suyu Yatırımı

Bakan Yumaklı, yaptığı açıklamada, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nün (DSİ) dev su ve sulama yatırımlarına devam ettiğini bildirdi. İklim değişikliği ve küresel ısınmanın getirdiği kuraklık riskine karşı yatırımların zamanında yapılmasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Yumaklı, ülkenin önemli tarım ve turizm merkezlerinden olan bölgenin içme suyu teminine yönelik Aydın Kuşadası Söke İçmesuyu İsale Hattı Projesi'nde ihale sürecinin tamamlandığını belirtti. Yumaklı, Sarıçay Barajı'ndan yıllık 20,75 milyon metreküp su aktarılacak olan "Aydın Kuşadası Söke İçmesuyu İsale Hattı" projesinin ihale sözleşme bedelinin 2 milyar 715 milyon TL olduğunu aktararak projenin bölgede 300 binden fazla vatandaşa hizmet vereceğinin altını çizdi. Projeyle Söke, Kuşadası, Davutlar ve Güzelçamlı yerleşim yerlerinin 2050 yılına kadar olan içme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyacının garanti altına alındığını bildiren Yumaklı, “Tesis tamamlandığında bölgede toplam 303.160 kişiye kesintisiz ve kaliteli içme suyu ulaştırılacak. Projenin ana su kaynağı olan Sarıçay Barajı gövde inşaatında %88 fiziki gerçekleşme seviyesine ulaşıldı. Proje kapsamında; 67 kilometre uzunluğunda çelik boru isale hattı, 1 adet terfi merkezi ve her biri 1.000 m³ kapasiteli 4 adet yeni su deposu inşa edilecek. İsale hattı inşaatının ilerleme durumuna göre 100.000 m³/gün kapasiteli arıtma tesisinin ihalesi de ayrıca gerçekleştirilecek" vurgusu yaptı. "SU YÖNETİMİ BİR TERCİH DEĞİL, YAŞAMSAL BİR ZORUNLULUKTUR" Bakan Yumaklı, sürdürülebilir kalkınma ve kaliteli yaşam için suyun "olmazsa olmaz" niteliğinde temel bir ihtiyaç olduğuna işaret ederek, şu değerlendirmelerde bulundu: "Sürekli gelişen bir kalkınma için en önemli yaşamsal kaynaklardan birisi hiç şüphesiz sudur. Yeterli miktarda ve iyi kalitede içme suyuna erişim yaşamsal bir gerekliliktir. Sosyal ve ekonomik gelişme ile birlikte yükselen hayat standartları, kişi başına düşen su ihtiyacını da artırmaktadır. Bu sebeple yeni su kaynaklarının geliştirilmesi ve vatandaşlarımızın hizmetine sunulması bir tercih değil, zorunluluktur. Dünyada ve ülkemizde su kaynakları kısıtlı olsa da doğru ve etkin su yönetimi anlayışıyla su kıtlığının önüne geçmek mümkündür." "81 İL İÇME SUYU EYLEM PLANI" İLE GELECEK NESİLLER GÜVENCEDE Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü'nün 1968 yılından bu yana hizmete aldığı 436 içme suyu projesiyle yıllık 5,4 milyar metreküp su temin ettiğini belirten Bakan Yumaklı, Türkiye genelinde yürütülen stratejik planlamaya ilişkin şunları kaydetti: "Mardin'den Edirne'ye, Trabzon'dan Afyonkarahisar'a kadar ülkemizin dört bir yanında içme suyu yatırımlarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Bakanlık olarak şehirlerimizde içme suyu sıkıntısı yaşanmaması adına hazırladığımız '81 İl İçmesuyu Eylem Planı' ile illerimizin 2040, 2055 ve hatta 2071 yıllarına kadar olan su ihtiyacını detaylıca planladık. Bu eylem planı sayesinde, yaşanan kurak dönemlerde dahi vatandaşlarımıza su sıkıntısını hissettirmeden süreci yönetiyoruz." Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, yeni yapılacak Kuşadası Söke İsale Hattı'nın hayırlı, uğurlu ve bereketli olmasını temenni etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tekirdağ Büyükşehir Kadınların Sesine Güç Katıyor Haber

Tekirdağ Büyükşehir Kadınların Sesine Güç Katıyor

“Mahalle Senin, Söz Senin” sloganıyla başlatılan toplantılar, kadınların yaşadıkları mahallelerin ihtiyaçlarını ve çözüm önerilerini doğrudan paylaşmalarına imkân tanıyor. BULUŞMALAR İLÇELERDE DEVAM EDİYOR Çorlu’da başlayan Kadın Mahalle Meclisleri buluşmaları, Kapaklı, Muratlı ve Çerkezköy ilçelerinde devam etti. Toplantılarda kadınlar, yaşadıkları mahallelerde karşılaştıkları sorunları, beklentilerini ve önerilerini doğrudan Büyükşehir Belediyesi yetkililerine aktarırken, çözüm süreçlerine aktif şekilde katkı sunma fırsatı buldular. GÖRÜŞ, ÖNERİ VE TALEPLERİ DİNLENİYOR Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Kadın ve Aile Hizmetleri Şube Müdürlüğü koordinasyonunda düzenlenen buluşmalarda Psikolog Rümeysa Güngör ve Sosyolog Selinay Demirhanöz, kadınların görüş, öneri ve taleplerini dinlediler. KADINLAR ÇÖZÜMÜN DE BİR PARÇASI OLUYOR Mahallelerde günlük yaşamı doğrudan etkileyen konuların ele alındığı toplantılarda kadınlar yalnızca sorunlarını dile getirmekle kalmıyor, çözüm önerilerini de paylaşarak yerel yönetim süreçlerinin önemli bir paydaşı haline geliyorlar. Böylece mahallelerin ihtiyaçları yerinde tespit edilirken, çözüm odaklı çalışmaların daha etkin şekilde planlanması hedefleniyor. YEREL EŞİTLİK EYLEM PLANI’NA KATKI SAĞLAYACAK Kadın Mahalle Meclisleri kapsamında gerçekleştirilen buluşmalarda elde edilen görüş ve öneriler, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin hazırlıklarını sürdürdüğü Yerel Eşitlik Eylem Planı çalışmalarına da önemli bir veri kaynağı oluşturacak. BULUŞMALAR TÜM İLÇELERDE SÜRECEK Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, Kadın Mahalle Meclisleri buluşmalarını önümüzdeki süreçte diğer ilçelerde de gerçekleştirmeye devam edecek. Çalışmayla kadınların karar alma mekanizmalarına katılımının güçlendirilmesi, mahalle ölçeğinde ortak aklın geliştirilmesi ve katılımcı yerel yönetim anlayışının daha da yaygınlaştırılması hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Zurich Türkiye'nin Yapay Zeka Tabanlı İş Çözümleri Projesine Hibe Desteği Haber

Zurich Türkiye'nin Yapay Zeka Tabanlı İş Çözümleri Projesine Hibe Desteği

Proje kapsamında üretken yapay zekâ, ses teknolojileri ve doküman anlama sistemlerini bir araya getiren yeni nesil bir kurumsal yapay zekâ altyapısı geliştiriliyor. Bu altyapı sayesinde poliçe, teklif, revizyon ve satış sonrası destek süreçlerinde farklı kaynaklardan gelen talepler analiz edilerek doğru sistemlere yönlendirilecek ve operasyonel aksiyonlar daha hızlı hayata geçirilebilecek. Böylece hem çalışan verimliliğinin artırılması hem de müşterilere daha hızlı ve kaliteli hizmet sunulması hedefleniyor. Yapay zekâyı insan ve müşteri odaklı değer yaratmak için kullanıyoruz Proje ile ilgili değerlendirmede bulunan Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, “Türkiye’nin en büyük uluslararası yatırımcılarından biri olarak yapay zekâyı müşterilerimizin, çalışanlarımızın ve iş ortaklarımızın hayatını kolaylaştıran bir değer yaratma alanı olarak görüyoruz. Müşteri deneyimini iyileştiren, çalışanlarımızın verimliliğini artıran ve operasyonel süreçleri daha etkin hale getiren çözümlere yatırım yapmaya devam ediyoruz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız tarafından yürütülen program kapsamında destek almaktan mutluluk duyuyoruz. Türkiye Yapay Zekâ Zirvesi’nde açıklanan 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı ile ortaya konulan vizyonu son derece kıymetli buluyor, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Mehmet Fatih Kacır’ın liderliğinde ülkemizin yapay zekâ alanında geliştirici ve küresel ölçekte rekabetçi bir konuma ulaşma hedefini destekliyoruz. Değerli iş ortağımız Abra Partners ile hayata geçirdiğimiz bu iş birliğinin, insanı odağına alan yapay zekâ uygulamalarının finans sektöründe yaygınlaşmasına öncülük etmesinin yanı sıra Türkiye'nin teknoloji ve inovasyon ekosistemine de katkı sağlayacağına inanıyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dijital Dünyada Çocuklar İçin Yeni Dönem! Haber

Dijital Dünyada Çocuklar İçin Yeni Dönem!

Çocukların dijital ortamlarda karşılaşabilecekleri risklerden korunması gerekliliğine vurgu yapan Çocuk Gelişimi Uzmanı Dr. Demet Gülaldı, “Ancak çözümün yalnızca yasaklama üzerinden kurgulanması, sosyal medyanın eğitim, yaratıcılık, sosyal bağ kurma ve kamusal katılım gibi olumlu yönlerini göz ardı etme riskini taşımaktadır.” dedi. Bu bağlamda daha sürdürülebilir bir yaklaşımın, “yasaklama” yerine “güvenli tasarım” ve “çocuk hakları temelli düzenleme” ilkelerini merkeze alan politikalar geliştirmek olduğunu dile getiren Dr. Gülaldı, “Amaç, gençleri dijital dünyadan izole etmek değil; onları bilinçli, eleştirel düşünebilen ve çevrim içi risklerle başa çıkabilecek dayanıklılığa sahip bireyler olarak güçlendirmektir.” diye konuştu. ABD’de oyun bağımlısı olduğu öne sürülen 11 yaşındaki bir çocuğun babasını öldürmesi ve geçtiğimiz günlerde Trabzon’da 13 yaşındaki Abdulkadir Eymen Bilgin’in ölümü, dijital bağımlılık tartışmalarını yeniden gündeme taşıyarak “yasaklama mı, güçlendirme mi?” sorusunu kamuoyunun merkezine yerleştirdi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, dijital bağımlılık konusunu “yasaklama mı, güçlendirme mi?” bağlamında ele aldı. Dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi hedefleniyor Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, ülkemizde 3 Şubat 2026 tarihli resmî gazete yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile “Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı 2026-2030”nın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinasyonunda yürürlüğe girdiğini hatırlatarak, “Bu eylem planının stratejik amaçları; Farkındalık ve Bilinçlendirme, Koruyucu ve Önleyici Mekanizmaların Geliştirilmesi, Dijital Risklere Karşı Müdahale ve Destek Mekanizmalarının Güçlendirilmesi ve Yasal ve Kurumsal Düzenlemelerin Güçlendirilmesi başlıklarında belirlenmiştir. Özellikle hem çocukların hem de ailelerin dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi, dijital platformlarda güvenli davranış biçimlerinin kazandırılması ve eleştirel düşünme, etik sorumluluk ve mahremiyet bilinci gibi becerilerin desteklenmesi hedeflenmektedir. Çocukların bilgiye erişim, çevrim içi öğrenme ve teknolojiyi etkin bir şekilde kullanmaları teşvik edilerek, dijital teknolojilerin yalnızca tüketim aracı değil aynı zamanda üretim ve gelişim alanı olarak görülmesi amaçlanmaktadır.” dedi. Avustralya öncü oldu 10 Aralık 2025 itibarıyla Avustralya’da 16 yaş altındaki çocuk ve ergenlerin TikTok, Instagram, YouTube, Snapchat, X ve Facebook gibi büyük sosyal medya platformlarında hesap açmaları ve mevcut hesaplarını sürdürmelerinin yasaklandığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “28 Kasım 2024’te kabul edilen ‘Online Safety Amendment (Social Media Minimum Age) Bill 2024’ ile sosyal medya kullanımında asgari yaş 16 olarak belirlenmiş; böylece bu kapsamda dünyada öncü bir düzenleme hayata geçirilmiştir. Yasa, yaptırımları çocuklara ya da ebeveynlere değil, doğrudan teknoloji şirketlerine yöneltmektedir. Düzenlemenin temel gerekçesi, çocuk ve ergenlerin ruh sağlığını, güvenliğini ve genel iyilik hâlini korumaktır. Siber zorbalık vakalarındaki artış, zararlı içeriklere maruz kalma, çevrim içi istismar riski, kötü niyetli yetişkinlerle temas olasılığı ve sürekli karşılaştırma kültürünün benlik saygısı üzerindeki olumsuz etkileri, yasanın dayanak noktaları arasında gösterilmektedir.” diye konuştu. Sosyal medya yasaklamaları küresel ölçekte hızlandı Avustralya’daki bu düzenlemenin, benzer tartışmaları küresel ölçekte hızlandırdığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Birleşik Krallık 16 yaş altına yönelik kısıtlamaları değerlendirmekte; Fransa’da 15 yaş altına sosyal medya yasağını öngören tasarı parlamentodan geçmiştir. Çin, ‘minor mode’ uygulamasıyla yaşa bağlı ekran süresi sınırlamaları getirmiştir. İspanya ve Danimarka’da da benzer düzenlemeler gündemdedir. Avrupa Parlamentosu ise bağlayıcı olmamakla birlikte 16 yaş sınırını öneren bir karar üzerinde uzlaşmıştır. Bu gelişmeler, sosyal medyanın çocuk gelişimi üzerindeki etkisinin pedagojik bir tartışmanın ötesine geçerek hukuki ve siyasal bir mesele hâline geldiğini göstermektedir.” ifadesinde bulundu. Yasaklama bir çözüm mü? 12–16 yaş aralığının kimlik gelişiminin hızlandığı, sosyal kabul ihtiyacının arttığı ve duygusal dalgalanmaların yoğunlaştığı kritik bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Ergenlikte bireyin fiziksel değişimlere uyum sağlaması, kendilik algısını yapılandırması ve sosyal ilişkiler içinde konumunu belirlemesi beklenir. Ancak nörogelişimsel açıdan dürtü kontrolü ve uzun vadeli sonuçları değerlendirme kapasitesi henüz tam olarak olgunlaşmamıştır. Bu durum, sosyal medya ortamlarında karşılaşılan içeriklere karşı ergenleri daha kırılgan hâle getirebilmektedir.” şeklinde konuştu. Ergenlik kırılgan bir dönem Araştırmalar, sosyal medya platformlarında idealize edilmiş yaşam temsillerinin, mükemmel beden algısı ve popülerlik odaklı görünürlük kültürünün, ergenlerin benlik gelişimi üzerinde olumsuz etkiler yaratabildiğini ortaya koyduğunu da anlatan Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Özellikle sosyal karşılaştırma süreçleri, özsaygı ve beden algısı üzerinde belirleyici olabilmektedir. Bununla birlikte sosyal medya, ergenlerin kendilerini ifade edebildikleri, akran ilişkilerini sürdürebildikleri ve toplumsal meselelere dair farkındalık geliştirebildikleri bir alan olarak da işlev görmektedir. Dolayısıyla sosyal medya hem risk hem de fırsat barındıran çift yönlü bir dijital ekosistem sunmaktadır.” dedi. Gençleri 16 yaşına kadar dijital deneyimden bütünüyle uzak tutmanın da riski var Çocukların dijital ortamlarda karşılaşabilecekleri risklerden korunması gerekliliğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Ancak çözümün yalnızca yasaklama üzerinden kurgulanması, sosyal medyanın eğitim, yaratıcılık, sosyal bağ kurma ve kamusal katılım gibi olumlu yönlerini göz ardı etme riskini taşımaktadır. Ayrıca gençleri 16 yaşına kadar dijital deneyimden bütünüyle uzak tutmak, sonrasında ani ve denetimsiz bir geçişe yol açabilir. Bu durum, dijital okuryazarlık ve öz düzenleme becerilerinin kademeli olarak gelişmesini engelleyebilir.” diye konuştu. Dijital okuryazarlık eğitimleri temel olmalı Bu bağlamda daha sürdürülebilir bir yaklaşımın, “yasaklama” yerine “güvenli tasarım” ve “çocuk hakları temelli düzenleme” ilkelerini merkeze alan politikalar geliştirmek olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Algoritmik şeffaflık, yaşa uygun içerik tasarımı, veri koruma önlemleri, etkili denetim mekanizmaları ve dijital okuryazarlık eğitimleri bu yaklaşımın temel bileşenleri olmalıdır. Amaç, gençleri dijital dünyadan izole etmek değil; onları bilinçli, eleştirel düşünebilen ve çevrim içi risklerle başa çıkabilecek dayanıklılığa sahip bireyler olarak güçlendirmektir. 16 yaş altı sosyal medya yasağı yalnızca hukuki bir düzenleme değil; dijital çağda çocukluk ve ergenlik kavramlarının yeniden tanımlandığı bir kırılma noktasına işaret etmektedir. Bu kırılmanın nasıl yönetileceği ise yasaklardan çok, bilimsel veriye dayalı, çok paydaşlı ve çocuk merkezli politikaların geliştirilmesine bağlıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Modüler Aile Eğitim Programı 61 İlde Yaygınlaşıyor Haber

Modüler Aile Eğitim Programı 61 İlde Yaygınlaşıyor

Bakanlık tarafından “Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı” (2024-2028) hedefleri doğrultusunda hayata geçirilen program, anne babaların güçlü yönlerini keşfetmelerine, çocuklarıyla olan iletişimlerini güçlendirmelerine ve ebeveynlikle ilgili olumlu tutumlar geliştirmelerine katkı sağlamayı amaçlıyor. Anne Babalar İçin 12 Kapsamlı Eğitim Modülü Toplam 12 modülden oluşan eğitimler, kendini tanıma, çocuk gelişimi, çocuk yetiştirme tutumları, aile içi iletişim, dijital medya kullanımı, okul hayatı, kariyer planlama, olumlu ebeveynlik becerileri, aile ve çocuk yılmazlığı, risk farkındalığı gibi pek çok alanda anne babalara rehberlik ediyor. Dijitalleşmenin ve bireyselleşmenin hızla ilerlediği ve aile yapısını etkilediği günümüzde program, ebeveynler ile çocuklar arasında daha güçlü ve samimi bağların kurulmasını, toplumsal dayanışmanın artırılmasını ve sürdürülebilir sosyal ilişkilerin geliştirilmesini hedefliyor. Pilot Uygulamalardan Olumlu Geri Bildirim 2024 yılında 19 ilde pilot olarak başlatılan ve katılımcılardan yoğun ilgi gören program ile yapılan etki analizi çalışmaları, programın sadece bilgi aktarımıyla sınırlı kalmadığını aynı zamanda bireylerin iç dünyalarına dokunan, farkındalık yaratan ve yaşamlarına yön veren bir deneyim sunduğunu ortaya koyuyor. Farklı öğrenme yöntem ve teknikleriyle zenginleştirilen program, küçük gruplarla gerçekleştirilen etkileşimli ve yapılandırılmış oturumlar sayesinde ailelerin sürece aktif katılımını sağlıyor. Böylece ebeveynler, öğrendiklerini gündelik yaşamlarına daha kolay uyarlama imkânı buluyor. Pilot uygulamanın başarısı üzerine 42 yeni ilde daha başlatılan eğitimlerle birlikte program bugün itibarıyla 61 ilde anne babalara ulaşıyor. 2025 Aile Yılı Vizyonu Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, “2025 Aile Yılı” vizyonu çerçevesinde, aile kurumunun güçlendirilmesini, ebeveynlerin iyilik halinin artırılmasını ve Türkiye’nin dinamik nüfus yapısının korunmasını hedefliyor. Bu kapsamda Bakanlık tarafından Afyonkarahisar’dan Diyarbakır’a, Antalya’dan Rize’ye kadar geniş bir hizmet bölgesinde yetiştirilen yeni uygulayıcılar aracılığıyla, anne babaların yolculuğuna destek olunmaya devam edilecek.

30 Bin Çocuğa Hemzemin Geçit Eğitimi Verildi Haber

30 Bin Çocuğa Hemzemin Geçit Eğitimi Verildi

Bakan Uraloğlu, TCDD 2022-2030 Emniyet Strateji Belgesi ve 2022-2025 Eylem Planı çerçevesinde başlatılan proje ile özellikle demiryoluna yakın bölgelerde yaşayan öğrenci ve vatandaşların güvenli geçiş kurallarını öğrenmesinin amaçlandığını vurguladı. 30 BİNDEN FAZLA ÖĞRENCİYE ULAŞILDI 2022 yılında hayata geçirilen proje kapsamında şimdiye kadar İzmir, Aydın, Kırıkkale, Çankırı, Karabük, Batman, Diyarbakır gibi illerde yaklaşık 30 bin öğrenciye ulaşıldığını aktaran Uraloğlu, her eğitim-öğretim yılında 10 binden fazla çocuğun projeyle buluşturulmasının hedeflendiğini söyledi. Bakan Uraloğlu, “Ulaştırma projeleri ile yatırımları kadar eğitim ve trafik bilincini de çok önemsiyoruz. Bu kapsamda demiryolunun geçtiği bölgeler başta olmak üzere Türkiye genelinde öğrencilere hemzemin geçitlerden emniyetli geçiş için uygulamalı eğitim veriyoruz. Projenin başladığı günden itibaren 30 bin öğrencimize ulaşarak hemzemin geçitlerde uyulması gereken kuralları teorik olarak anlatıp uygulamasını birebir gösterdik. Her öğretim yılında 10 bin öğrenciye hemzemin geçitlerden emniyetli geçiş için uygulamalı eğitim vererek farkındalık oluşturacağız.” dedi. HEDEF: TÜM TÜRKİYE Bakan Uraloğlu, projenin amacının yalnızca öğrencilerde değil, onların ailelerinde de farkındalık oluşturmak olduğunu kaydederek, şunları söyledi: “Demiryolu emniyeti konusunda küçük yaşta kazanılan bilinç, hayat boyu sürecektir. Hemzemin geçitlerde güvenliği artırmak için çocuklarımızdan başlayarak toplumun tüm kesimlerinde farkındalık oluşturmayı hedefliyoruz. Nihai amacımız, ülke genelinde tüm ilkokul düzeyindeki öğrencilerimize ulaşmak ve kazaları en aza indirmektir. Ayrıca, yılın belli dönemlerinde periyotlar halinde, hemzemin geçitlerin yoğun olduğu bölgelerde vatandaşlarla birebir görüşmeler yapıp, broşür dağıtarak da bilgilendirme faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.” ifadelerini kullandı. OYNAYARAK ÖĞRENİYORLAR Proje kapsamında ilkokullarda İl Millî Eğitim Müdürlükleriyle iş birliği içinde gerçekleştirilen etkinliklerde, yere oluşturulan hemzemin geçit görselleri üzerinde öğrencilerin tren ve otomobil maskeleriyle oyunlar oynadığını, şarkılar söylediğini belirten Uraloğlu, “Çocuklar hem eğleniyor hem de hemzemin geçitlerden güvenli geçişin önemini yaşayarak öğreniyor. Ayrıca etkinliklerde boyama kitapları, etkinlik setleri, kalem kutuları ve ‘Demiryolu Müfettişi’ rozetleri dağıtarak bilincin daha kalıcı olmasını sağlıyoruz.” diye konuştu. HEMZEMİN GEÇİTLERDEKİ KAZALARIN ÖNLENMESİNDE SÜRÜCÜ VE YAYALARIN DİKKATİ ÇOK ÖNEMLİ Bakan Uraloğlu, hemzemin geçitlerdeki kazaların önlenmesinde sürücü ve yayaların kurallara uymasının önemine dikkati çekti. Hem yolcu hem de yük trenlerin teknolojik donanım ve hızlarına bağlı olarak duruş mesafesinin 750 ila 1000 metre arasında değiştiğini belirten Uraloğlu, “Trenlerin, karayolu taşıtları gibi ani fren yapıp kısa mesafede durması gibi bir durum söz konusu değil. Ayrıca demiryolundan başka bir alana çıkması da mümkün değil. Bunun için hemzemin geçitleri kullanan sürücü ve yayalarımızın kurallara uyması ve dikkatli olmaları, olası kazaların önlenmesi için çok önemli.” dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, hemzemin geçitlerde yaşanan kazalara ilişkin kamuoyundaki algının doğru yansıtılması gerektiğini vurguladı. Bakan Uraloğlu şöyle konuştu: “Basında ve medyada sık sık ‘Hemzemin geçitte tren araca çarptı’ şeklinde haberler görüyoruz. Ancak bu doğru bir tanım değil. Tren kendi hattında, kendi güzergâhında ilerleyen ve belirli bir mesafede durabilen bir ulaşım aracıdır. Doğrusu, ‘hemzemin geçitte araç kazaya sebep oldu’ olmalıdır; çünkü ihlali yapan ve bulunmaması gereken yerde duran karayolu aracıdır. Basın mensuplarımızın haberlerinde bu detaya özellikle dikkat etmelerini istirham ediyorum. Bu farkındalığın gelişmesine onların da katkısını bekliyoruz.” HEMZEMİN GEÇİTLER İÇİN 10.5 MİLYAR LİRA HARCANDI Demiryollarında yaşanan büyük değişim ve gelişime paralel olarak hemzemin geçitlerin de yenilenerek daha güvenli hale getirildiğini vurgulayan Bakan Uraloğlu konuşmasını şöyle tamamladı: “Hemzemin geçitleri daha güvenli hale getirmek için 2004-2025 arası toplam 10,5 milyar TL harcama yaptık. Yapılan iyileştirmeler neticesinde 2002 yılından 2024 yılının sonuna kadar toplam 2 bin 234 adet geçit kapatılarak hemzemin geçit sayısı 4 bin 810 adetten 2576’ya düşürüldü.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.