Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Farkındalık

Kapsül Haber Ajansı - Farkındalık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Farkındalık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dicle Elektrik’ten Yenilikçi Sürdürülebilir Projeler Haber

Dicle Elektrik’ten Yenilikçi Sürdürülebilir Projeler

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan altı ilde kayıpsız, kesintisiz ve kaliteli enerji dağıtımı hedefiyle faaliyetlerini sürdüren Dicle Elektrik, Enerji Verimliliği Haftası’nı uzun vadeli bir dönüşümün önemli bir parçası olarak görüyor. Şirketin hayata geçirdiği sosyal sorumluluk ve sürdürülebilirlik projeleri sayesinde bugüne kadar çevrenin korunmasına önemli katkılar sağlandı. Abonelik süreçleri, dijital fatura uygulamaları ve diğer sürdürülebilirlik çalışmalarıyla birlikte 33 milyon adet kağıt tasarrufu sağlanırken, 8 bin 473 ağacın kesilmesi önlendi ve 3 bin 800 ton karbon salımının önüne geçildi. Ayrıca, LED aydınlatma dönüşümü, yüksek verimli iklimlendirme sistemleri ve hizmet binalarında uygulanan enerji verimliliği önlemleri sayesinde toplamda 520 bin hanenin bir günlük kullanımına denk gelen 14 milyon kW enerji tasarrufu elde edildi. 5 ilde 12 bin öğrenciyle buluştu Çocuklara erken yaşta tasarruf bilinci kazandırmayı da hedefleyen Dicle Elektrik, tamamında gönüllü çalışanlarının rol aldığı “Dicle’nin Rüyası” tiyatro oyunu ile enerji verimliliği ve tasarruf konularını sahneye taşıyor. Çocuklara özel sahnelenen oyun, bugüne kadar Batman, Diyarbakır, İstanbul, Şanlıurfa ve Siirt’te yaklaşık 12 bin öğrenciyle buluştu. Eğlenceli anlatımıyla çocuklara enerji israfının etkilerini aktaran tiyatro oyununun, önümüzdeki dönemde Mardin ve Şırnak başta olmak üzere farklı illerde de sahnelenmesi planlanıyor. Farkındalık sınıf ortamında kalıcı hale geliyor Dicle Elektrik, çocuklara yönelik çalışmalarını yalnızca sahneyle sınırlı tutmayarak Doğa Dostu Etkinlik Uygulamaları projesiyle sınıflara da taşıyor. İl Milli Eğitim Müdürlükleri iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencilerine enerji, su ve gıda israfı konularında farkındalık kazandırılması hedefleniyor. Öğretmenler için düzenlenen Doğa Dostu Öğretmen Atölyeleri ile de bu bilginin sınıf içinde sürdürülebilir hale gelmesi sağlanıyor. Müfredatla birebir uyumlu eğitim materyalleriyle desteklenen proje sayesinde 2025 yıl sonu itibarıyla 150 öğretmen ve yaklaşık 3 bin 150 öğrenciye ulaşıldı. Enerji verimliliği ve sürdürülebilir tarım birlikte ele alınıyor Enerji verimliliğini tarımsal üretimin ayrılmaz bir parçası olarak gören Dicle Elektrik, çiftçilere yönelik projeleriyle de dikkat çekiyor. Batman Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirilen “Bir Destek Bin Bereket” Çiftçi Eğitim Programı kapsamında, tarımda enerji ve su verimliliği odağında eğitimler düzenleniyor. İlk etapta Diyarbakır’da başlayan ve bugüne kadar 1.000 çiftçiye eğitim verilen programın, Şanlıurfa’da Harran Üniversitesi iş birliğiyle devam etmesi planlanıyor. Özellikle genç çiftçileri desteklemeyi amaçlayan proje ile bölgeden toplam 10 bin çiftçiye ulaşılması hedefleniyor. Enerji verimliliğinde Ar-Ge gücüyle öncü yaklaşım Türkiye’de elektrik dağıtım sektörünün ilk Ar-Ge merkezine sahip olan Dicle Elektrik, enerji verimliliğini altyapı ve bakım süreçlerinde de bütüncül bir yaklaşımla ele alıyor. Ar-Ge Merkezi tarafından geliştirilen Makaralı Aydınlatma Direği Projesi ile iş kazalarının önlenmesi, bakım sürelerinin kısaltılması ve saha ekiplerinin iş yükünün azaltılması hedefleniyor. Şirketin söz konusu Ar-Ge projesi kapsamında yapılan hesaplamalara göre, her 100 kilometrede yaklaşık %30 oranında karbon ayak izi azaltımı öngörülüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Cartoon Network, e-atıkları Eğitim Desteğine Dönüştürdü Haber

Cartoon Network, e-atıkları Eğitim Desteğine Dönüştürdü

Dört yıldır çocukları iklim bilinciyle buluşturan Cartoon Network İklim Koruyucuları projesi, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 18 ülkede hayata geçiriliyor. 6–12 yaş arası çocuklara iklim değişikliği konusunda farkındalık kazandırmayı ve günlük yaşamlarında sürdürülebilir alışkanlıklar geliştirmelerini hedefleyen projede, bu yıl e-atık konusu özel olarak ele alınıyor. Çocuklar, iklimkoruyuculari.com web sitesi ve CN İklim Koruyucuları mobil uygulaması üzerinden seyahat, su, enerji, hayvanlar ve gıda gibi kategorilerde yer alan görevleri tamamlayarak hem çevreye katkı sağlıyor hem de resmi bir Cartoon Network İklim Koruyucusu unvanı kazanıyor. Türkiye’de bugüne kadar 500 bin görevin kabul edildiği proje, Toyzz Shop iş birliğiyle etki alanını daha da genişletiyor. Pakoy: “E-atıklar toplandı, eğitim kazandı” Kampanya döneminde Cartoon Network İklim Koruyucuları uygulamasında bir ay gibi kısa bir sürede 35 bin görev kabul edildiğini söyleyen Warner Bros. Discovery Türkiye, Yunanistan, Orta Doğu ve Kuzey Afrika Çocuk Kanalları Program ve Yayın Direktörü Zümrüt Pakoy; “Cartoon Network’ün Toyzz Shop iş birliğiyle İklim Koruyucuları uygulamasına eklediğimiz e-atık görevini çocuklar, 35 bin kez günlük yaşamlarına dahil etti. Ayrıca evlerinde kullanmadıkları elektronik atıkları belirlenen Toyzz Shop mağazalarına getirerek ‘Cartoon Network İklim Koruyucusu’ oldu. 400 kilogramın üzerinde toplanan e-atık, EAG Geri Dönüşüm tarafından geri dönüştürüldü ve elde edilen gelir, TEGV aracılığıyla nitelikli eğitim faaliyetlerine aktarıldı” dedi.

Otizmin Bilimsel Olarak Kanıtlanmış Tek Tedavisi: Erken ve Etkin Özel Eğitim Haber

Otizmin Bilimsel Olarak Kanıtlanmış Tek Tedavisi: Erken ve Etkin Özel Eğitim

İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Doğa Sevinçok, otizmin şu ana kadar bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış tek tedavisinin özel eğitim olduğunu vurguluyor. Belirtilerin yaşa göre değişebildiğini belirten Sevinçok, aileleri erken dönemde uzman desteği almaları konusunda uyarıyor. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Doğa Sevinçok, otizmin sosyal iletişim ve etkileşimde yaşa uygun olmayan yetersizlikler ile kendini gösteren bir spektrum bozukluğu olduğunu belirtti. Otizmde tekrarlayıcı davranışlar, sınırlı ilgi alanları ve rutine aşırı bağlılık gibi özelliklerin de sık görüldüğünü ifade eden Sevinçok, belirtilerin yaş gruplarına göre farklılık gösterebildiğini söyledi. “Otizm belirtileri yaş gruplarına göre farklılık gösterebilir” “Otizm en basit haliyle, sosyal iletişim ve etkileşimde yaş ile uyumlu olmayan şekilde bir yetersizliğin veya farklılığın olmasıdır. Bunun yanında otizmde tekrarlayıcı davranışlar veya farklı, kişiye özgü ilgi alanları ve rutine sıkı sıkıya bağlı olma gibi özellikler görülmektedir” diyen Dr. Öğr. Üyesi Doğa Sevinçok, otizmin belirtileriyle ilgili ise şunları söyledi: “Otizm belirtileri yaş gruplarına göre farklılık gösterebilir. Örneğin iki yaşın altında belirtiler yalnızca ismine bakmama, göz teması kurmama ve işaret edilen nesneye bakmama, konuşmama veya konuşulanları anlamama şeklinde görülebilir. İki yaşından sonra ise tekrarlayıcı anlamsız hareketler ve yüksek ses gibi duyusal uyaranlara aşırı hassasiyet ortaya çıkabilir. Genel olarak baktığımızda otizm belirtilerinin iki grupta sınıflandırıldığını görmekteyiz. Bunlardan ilki göz temasının az olması, diğer insanları taklit edememe, konuşulanları anlamama veya anlamlı şekilde konuşamama, jest ve mimik kullanmama, donuk yüz ifadesi, ismiyle seslenince bakmama, sosyal iletişimi başlatmama veya sürdürememe, sembolik oyunlar oynayamama, işaret edilince bakmama gibi sosyal iletişim ve etkileşimde yetersizlikler ile karakterizedir. İkinci grup belirtiler ise tekrarlayıcı davranışlar veya ilgiler olarak adlandırılmakta olup stereotipi dediğimiz tekrarlayıcı beden hareketleri, oyuncakları sadece dizerek amacına uygun olmayan şekilde oynama, söylenen sözcükleri aynı şekilde tekrar etme, aynılıkta ısrar, değişikliklere aşırı direnç gösterme, sınırlı ilgi alanlarından oluşmaktadır.” “Çoklu görüşmeler sonrasında karar vermek tanısal güvenilirliği artırır” “Otizm tanısında en önemli yöntem çocuğun bir çocuk psikiyatrisi uzmanı tarafından gözlenmesi ve psikiyatrik muayenesinin yapılmasıdır” diyen Dr. Öğr. Üyesi Sevinçok, şöyle devam etti: “Yarı yapılandırılmış, yani önceden planlanmış bazı yöntemler ile görüşmelerin yapılması (ADOS testi gibi) tanısal muayenenin gücünü artırmaktadır. Çocuğun hayatında yer alan birçok insandan bilgi almak, gerektiği durumlarda günlük hayatını geçirdiği yaşam alanlarındaki davranışlarını videolar yardımıyla gözlemlemek oldukça önemlidir. Otizm bir spektrumdur ve her olguda hastalık şiddeti aynı düzeyde değildir. Semptomların belirgin olduğu olgularda tanı koymak daha kolay ve yanılma payı düşük iken, daha hafif belirtilerin olduğu durumlarda çok kaynaktan bilgi almak, çocuğu farklı ortamlarda gözlemlemek ve gerekirse çoklu görüşmeler sonrasında karar vermek tanısal güvenilirliği artırmaktadır.” “Göz teması kurmuyor, seslenince bakmıyorsa değerlendirilmeli” Anne-babaların gözlemleyebileceği belirtilerle ilgili de bilgi veren Sevinçok, “Ebeveynler, eğer çocuklarının sosyal ve duygusal gelişimlerinde yolunda gitmeyen bir durum olduğundan şüpheleniyorsa bir çocuk psikiyatri uzmanına başvurmalıdır. Her şeyden önce anne-babalar iki yaşından önce çocuklarını ekranı olan elektronik aletlere maruz bırakmamalıdır. Yoğun ekran maruziyeti sadece otizm açısından değil, çocukların tüm sosyal, duygusal ve akademik gelişim alanlarını olumsuz etkilemesi açısından oldukça sakıncalıdır. Küçük yaşta göz teması kurmayan, ismine seslenince bakmayan, ebeveynlere yönelik sesler çıkarmayan, basit eğlenceli oyunlara duygusal katılım göstermeyen, elleri veya kollarıyla anlamsız tekrarlayıcı hareketler yapan, sözcükleri sürekli tekrar eden, oyuncaklarıyla amacına uygun oyun oynamayan çocuklar mutlaka değerlendirilmelidir” diyerek ebeveynlerin gözleyebileceği detaylarla ilgili de bilgi verdi. Genetik ve çevresel faktörler etkili Otizmin ortaya çıkışında genetik ve çevresel faktörlerin bir arada yer aldığını beliren Sevinçok, şöyle konuştu: “Henüz, otizmi ortaya çıkaran tek bir çevresel faktör veya gen tanımlanmamıştır. Otizmin ortaya çıkışında en çok etkili olduğu düşünülen çevresel faktörler 40 yaşından fazla olmak üzere ileri anne ve baba yaşıdır. Anne-babada psikoz öyküsü, annenin gebelik döneminde geçirdiği enfeksiyonlar, gebelikte ilaç kullanımı, düşük doğum ağırlığı ve erken doğum şüphelenilen diğer faktörler arasındadır. Tarım ilaçlarına veya hava kirliliğine maruz kalmanın otizm riskini artırdığına dair görüşler de bulunmaktadır. Bunun yanında, aşıların otizm riski ile ilişkili olmadığı kanıtlanmıştır. Bu faktörlerin tek başına otizme yol açmayacağı, birçok faktörün bir araya gelmesi ile hastalığın ortaya çıktığı unutulmamalıdır.” “İki yaşa kadar ekran maruziyeti hiç olmamalı” Çocukların ekran sürelerinin otizmi tetiklediğine dair iddialarla ilgili de konuşan Sevinçok, “Yalnızca ekran süresinin uzun olmasının otizme neden olabileceğini düşünmek doğru değildir. Ancak otizme veya diğer gelişimsel sorunlara yatkın çocuklarda ekran maruziyeti otizm benzeri belirtileri şiddetlendirebilir, otizmin ortaya çıkma riskini artırabilir. Otizm belirtileri olan bir çocukta ekran maruziyetinin fazla olması bu belirtilerin artışı ile ilişkili olabilir. İlk iki yaşta ekran maruziyetinin hiç olmaması önerilmekle birlikte, çocukluğun sonraki dönemlerinde en fazla günde yarım saat olmalıdır” dedi. “Kaygı bozuklukları ve yalnızlık sık olarak karşımıza çıkıyor” Yetişkin otizmli bireylerin karşılaştığı zorluklarla ilgili de konuşan Sevinçok, şunları söyledi: “Otizm tanısı olan bireylerin ergenlik ve yetişkinlik döneminde yaşadığı sorunlar otizmin şiddetine, konuşmanın gelişimine, zekaya, özbakım becerilerine ve yaşamını bağımsız sürdürme becerilerinin kazanılmış olmasına göre değişmektedir. Ağır düzeyde otizm tanısı olan bireylerin büyük bir kısmının ergenlik ve yetişkinlik döneminde sürekli bakım altında olmaları gerekmektedir. Bu bireyler davranış sorunları, şiddet, istismar açısından risk altındadırlar. Daha hafif düzeydeki belirtilere sahip otizm tanısı olan bireylerde sosyal ilişkilerde yaşanan sorunlar, depresyon, kaygı bozuklukları ve yalnızlık sık olarak karşımıza çıkmaktadır.” “Erkeklerde daha sık görülüyor” Otizmli bireylere dair net bir rakam bulunmadığını belirten Sevinçok,“Türkiye’de otizm spektrum bozukluğu ile ilgili yapılan bir epidemiyolojik çalışma bulunmamaktadır. Dünya genelinde otizmin erkeklerde ve düşük sosyokültürel düzeye sahip gruplarda daha sık görüldüğü bildirilmektedir” dedi. Son yıllardaki artışın sebepleri Son yıllarda otizm tanısındaki artışla ilgili de bilgi veren Sevinçok, şöyle konuştu: “Bu artışın en önemli sebebi başta sağlık profesyonellerinde olmak üzere çocuğa temas eden tüm meslek gruplarında ve ailelerde otizm konusundaki farkındalığın artmasıdır. Bu farkındalık sayesinde erken tanı ihtimali ve tanı oranları artmaktadır. Tanı kriterlerindeki genişleme de otizm tanısı alan çocukların oranında artışa yol açmış, bu sayede çocukların daha erken süreçte tedavi imkanlarından faydalanması sağlanmıştır. Anne-baba olma yaşının gittikçe artması, hava kirliliği, endüstriyel kimyasallar, tarım ilaçları ve ağır metaller gibi çevresel faktörlerin de bu artışta rol oynayabileceği düşünülmektedir. Ekran maruziyeti ve otizm tanı oranındaki artış arasındaki ilişki net olmasa da ekran maruziyetinin belirti şiddetini artırabileceği veya tedaviden yararlanımı düşürebileceği söylenebilir.” “Tek tedavi yöntemi özel eğitim” Otizmin şu ana kadar bilimsel olarak etkili olduğu ispatlanmış tek tedavi yönteminin özel eğitim olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Sevinçok, şöyle devam etti: “Otizmin ana belirtilerini azaltmada diğer tedavilerin etkili olduğuna dair etkin bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Bazı alternatif tedaviler maalesef çocuklara yarardan çok zarar vermektedir. Özel eğitim mutlaka otizm konusunda tecrübeli ve bu konuda eğitim almış yetkin bir eğitimci ve kurum tarafından sağlanmalıdır. Ailelerin özel eğitime başlamadan önce özel eğitim kurumları ve eğiticiler ile ilgili araştırmalar yapmaları oldukça önemlidir. Otizm özel eğitiminde bilimsel etkinliği kanıtlanmış müdahaleler davranışçı yöntemlerdir. Bunlar arasında Uygulamalı Davranış Analizi (ABA), Erken Başlangıçlı Denver Modeli, Temel Tepki Öğretimi, Floortime gibi yöntemler bulunmaktadır. Gerekli durumlarda konuşma terapisi ve uğraş tedavisi programa dahil edilebilir. Özel eğitimin sosyal iletişim ve etkileşimi artırması beklenmektedir.” Erken teşhisin önemine de değinen Sevinçok, “Otizm tedavisinde, tedavi cevabı ve gidişat ile ilgili en önemli faktör erken yaşta başlayan özel eğitimdir. Erken yaşta teşhis ve hızlı bir şekilde başlanan etkin ve doğru özel eğitim tedavi başarısındaki en önemli faktördür” dedi.

Yapay Zekâ ile Üretilen Sahte İçerikler Dolandırılma Riskini 5 Kata Kadar Artırabiliyor! Haber

Yapay Zekâ ile Üretilen Sahte İçerikler Dolandırılma Riskini 5 Kata Kadar Artırabiliyor!

Sahte reklamlar ve yapay zekâ ile üretilmiş dolandırıcılık içerikleri sosyal medyada hızla artıyor. Visa’nın Avrupa genelinde gerçekleştirdiği araştırma, bu içeriklerin gerçek olduğuna inanan kullanıcıların dolandırılma riskinin yaklaşık beş kat daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına göre, dijital ortamda yayılan yanlış bilgiler, kullanıcıları dolandırıcılık girişimlerine karşı oldukça savunmasız bırakabiliyor. Araştırmaya göre, online dolandırıcılık mağdurlarının ortalama kaybı 165 dolar olurken, dolandırıcılık vakaları Avrupa ekonomisine yıllık yaklaşık 9,5 milyar dolarlık zarar olarak yansıyor. Mağdurlar maddi kaybın çok daha ötesinde; duygusal stres, artan kaygı ve düşen verimlilik gibi ciddi etkilerle de karşı karşıya kalıyor. Ayrıca online dolandırıcılık vakalarının ardından yaşanan sorunları çözmek için ortalama 14 iş günü harcıyor; bu da bir aylık çalışma süresinin yaklaşık %70’ine denk geliyor. Kullanıcıların çevrim içi davranışları da dolandırıcılık riskinin artmasında kritik rol oynuyor. İçeriğin doğruluğunu kontrol etmeden paylaşım yapanlar, doğrulama yapanlara kıyasla iki kat daha fazla hedef alınıyor (%43 - %22). Sadece başlıkları taramak, içeriği doğrulamadan paylaşmak veya yapay zekâ ile üretilmiş içeriklere güvenmek gibi günlük alışkanlıklar, dolandırıcılar için yeni hedefler yaratıyor. Kullanıcıların %44’ü, gerçek sandığı içeriğin, yapay zekâ ile üretilmiş olduğunu sonradan fark ettiğini söylüyor.Katılımcıların üçte biri (%32) çoğu zaman içeriklerin sadece başlığını okuyor.Her beş kişiden biri (%19), içeriğin doğruluğunu teyit etmeden gönderi paylaştığını belirtiyor. “Amacımız dolandırıcılığı gerçekleşmeden durdurmak” Visa Türkiye Genel Müdürü Samile Mümin, konu ile ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Yapay zekâ, hayatımızı kolaylaştırırken iş süreçlerimizi de dönüştürüyor. Dolandırıcılar artık yapay zekâ araçlarını kullanarak insanları kandırıyor ve çevrimiçi kanallara olan güveni zedeliyor. Sahteyi gerçekten ayırt etmek her zamankinden daha zor ve bunun gerçek hayattaki sonucu; kaybedilen para, zaman ve güven. İşte bu yüzden Visa olarak, yapay zekâ destekli inovasyona yatırım yapıyor, sektör genelinde iş ortaklarıyla iş birliği yapıyor, tüketicileri güvende kalmaları için gerekli bilgi ve araçlarla güçlendiriyoruz. Visa olarak son 5 yılda, yapay zekâ destekli platformların geliştirilmesi de dahil olmak üzere dolandırıcılığı önlemeye yönelik 13 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdik. Bu yatırımlarımız sayesinde, küresel güvenlik araçlarımızla her yıl 40 milyar doların üzerinde dolandırıcılık girişimini engelliyoruz. Örneğin, 2025 Kara Cuma döneminde bir önceki yıla kıyasla dünya genelinde yüzde 144 daha fazla dolandırıcılık girişimini tespit ettik ve durdurduk. Online dolandırıcılığı gerçekleşmeden durdurmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” Dolandırıcılığın ekonomi üzerindeki etkileri artıyor Sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık yöntemleri daha karmaşık hâle geliyor. Bu durum, tüketici davranışlarını da değiştirerek ekonomi üzerinde belirgin bir etki yaratıyor. Avrupa’da yaklaşık 9 milyon kişinin, dolandırıcılığa maruz kaldıktan sonra çevrim içi alışveriş alışkanlıklarını değiştirdiği tahmin ediliyor. Dolandırılanların %28’i online alışverişi azalttıklarını, %4’ü ise tamamen bıraktıklarını söylüyor. Dolandırıcılığa karşı mücadele güçleniyor Yapay zekâ, Visa’nın dolandırıcılığı önleme stratejisinin merkezinde yer alıyor. Visa son 30 yıldır ödemelerin güvenliğini sağlamak amacıyla yapay zekâ destekli araçlar kullanıyor. Visa, sadece son beş yılda, şüpheli davranışları gerçek zamanlı tespit eden ve dolandırıcılık girişimlerini kullanıcıya ulaşmadan engelleyen akıllı, yapay zekâ destekli teknolojilere 13 milyar dolar yatırım yaptı. Farkındalık, teknoloji kadar kritik bir rol oynuyor. Araştırmalar, kullanıcıların %33’ünün yapay zekâ tarafından üretilmiş içeriklerin sosyal medyada dolandırıcılıkları tespit etmeyi zorlaştıracağını düşündüğünü ortaya koyuyor. Visa, “Dijitalde Güvendeyim” projesi ile dolandırıcılığa karşı farkındalığı artırıyor Visa’nın Türkiye’de UNDP ve Habitat iş birliğiyle yürüttüğü “Dijitalde Güvendeyim” projesi, dolandırıcılığı yalnızca teknik bir güvenlik riski olarak değil, toplumsal bir sorun olarak ele alıyor. Projede eğitimler, teorik anlatımlar yerine gerçek dolandırıcılık vakalarına dayanıyor; sosyal mühendislik, oltalama (phishing), kamu görevlisi taklidi gibi klasik yöntemlerin yanı sıra, yapay zekâ ile üretilen sahte ses ve görüntüler de işleniyor. Visa Türkiye Genel Müdürü Samile Mümin projeyi şu sözlerle değerlendirdi: “Visa olarak güvenlik alanındaki uzun yıllara dayanan uzmanlığımızı, ‘Dijitalde Güvendeyim’ projesiyle toplumsal faydaya dönüştürüyoruz. Eğitimlerimizde sosyal mühendislik, oltalama ve yapay zekâ tabanlı saldırı gibi yöntemleri gerçek vakalarla anlatıyoruz. Dolandırıcılık özellikle 55 yaş üzeri bireylerde yoğun duygusal manipülasyonla karşımıza çıkan ciddi bir toplumsal sorun. Bu nedenle eğitimlerde gerçek vakaları ele alıyor ve ‘Dur – Düşün – Danış’ yani 3D Kuralını yaygınlaştırıyoruz. Daha güvenli bir dijital gelecek için çalışmaya devam edeceğiz.”

Sabancı Vakfı 10. Kısa Film Yarışması’nın Finalistleri Belli Oldu Haber

Sabancı Vakfı 10. Kısa Film Yarışması’nın Finalistleri Belli Oldu

Sabancı Vakfı 10. Kısa Film Yarışması’nda finale kalan filmler belirlendi. Bu yıl “Eğitimde Eşitsizlikler” temasıyla düzenlenen yarışma, çocuklar ve gençlerin eğitim hayatlarında karşılaştığı engelleri gündeme taşıyarak farkındalık oluşturmayı hedefliyor. Finale kalan 14 film arasından dereceye girmeye hak kazananlar, “Kayıtsız Kalma” sloganıyla 21 Ocak 2026’da Sabancı Center’da gerçekleştirilecek ödül töreninde açıklanacak. 2016 yılından bu yana düzenlenen Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması’na toplam 2.269 film başvurusu yapıldı. 10. yılında Türkiye’nin 34 şehrinden 163 kısa film başvurusunun geldiği yarışmaya 18–24 yaş arası yönetmenlerin ilgisi ise dikkat çekti. Finale Kalan Kısa Filmler: FİLMİN ADI YÖNETMEN 3/B Murat Sefa Aydın Arena Emirhan Cangül Asimetri Serkan Aydınlar Ay Çekirdeği Zeynep Sude Baran Bahar Candemir Çantam Sezer Baydar Güneşli Günler Güzel Emre Yılmaz Çağrı Özdoğan İkizler Zehra Asal Keşiş Yengecinin Kabuğunda Mahmut Enes Şahin Muhammed Emin Çırçır Kırmızı Gökhan Geyikci Okul Didem Tütüncü Ödev Oğuzhan Kara Picasso Muhammed Berat Yüksel Siyah Hiçbir Zaman Kirli Değildir Ki! Havva Sülün Yarım Hüseyin Demirtaş Ön jüri değerlendirmesinin ardından, finale kalan 14 filmin ve yönetmenlerinin isimleri, Kısa Film Platformu web sitesinde (www.kisafilmuzunetki.org) açıklandı. Yarışmada finale kalan 14 kısa film, jüri tarafından değerlendirilecek ve dereceye girmeye hak kazanan 3 kısa film belirlenecek. Yarışma temasına en uygun şekilde eserini hazırlayan, kriterlere uyan, akılda kalıcı ve yaratıcı bulunan kısa filmlerin birincisine 80 bin TL, ikincisine 60 bin TL, üçüncüsü ve Sosyal Etki Ödülü kazananına da 30 bin TL ödül verilecek.

İklim Krizi Filmlerle Anlatılacak Haber

İklim Krizi Filmlerle Anlatılacak

Uluslararası seçkisi sayesinde sinemanın dünden bugüne iklim değişikliği konusuna bakışını ve sinema sanatının iklim değişikliğini nasıl bir kadraj içine aldığını sunacak olan Uluslararası Afet Film Festivali'nin ana jüri üyeleri belirlendi. 'İklim Değişikliğinin Küresel Boyutu' temasıyla düzenlenen ve 114 ülkeden başvuru alan festivalde yarışacak filmleri değerlendirecek jürinin başında ise usta yönetmen Derviş Zaim yer alacak. Uluslararası Afet Film Festivali (UAFF), sinemanın gücünü̈ kullanarak afetlerin yıkıcı etkilerine dikkat çekmek ve toplumda bu konuda farkındalık yaratmak amacıyla düzenlenmektedir. UAFF, doğal ve insan kaynaklı tüm afetlerle ilgilenmekte, uluslararası toplumu tüm doğal ve insan kaynaklı afetler hususunda düşündürmeyi istemektedir. Farklı kültürlerden ve coğrafyalardan gelen filmleri bir araya getirerek, afetler karşısında küresel dayanışmayı ve ortak anlayışı teşvik etmeye çalışan UAFF, bu amaçla düzenlediği yarışmayla Türkiye'nin önde gelen festivallerinden biri olmaya da güçlü bir aday. Sinemanın çeşitli alanlarından değerli profesyonellerin yer alacağı jüri kadrosundaki isimler şu şekilde; uzun metraj kategorisinde Derviş Zaim, Süleyman Civliz, Mehmet Ali Karga ve Feza Çaldıran, kısa film kategorisinde Prof. Dr. Recep Yılmaz, Dr.Öğr. Üyesi Muhammed Safa Karataş ve Müge Uğurlar, belgesel kategorisinde Koray Demir, Prof. Dr. Nihan G. Işıkman, Hacer Koç Yıldız, Muhammed Sabit Yakar veKadir Uluç, animasyon kategorisinde ise İsmail Fidan, Prof. Dr. Hacı Mustafa Akkaya, ve Doç. Dr. İclal Alev Değim... Film gösterimlerinin Kült Kavaklıdere'de yapılacağı festivalde, gerçekleştirilecek paneller arasında Derviş Zaim, Serpil Altın ve Mehmet Ali Karga'nın konuşmacı olarak katılacağı "Sinema ve İklim" ile Nurten Bayraktar, Prof. Dr. Nihan G. Işıkman ve Tuna Cantek'in katılımıyla "İklim Krizi Çağında Sinema: Anlatı, Üretim ve Eğitim Yoluyla Dönüştürücü Etki" yer alacak. Açılış gecesi ise yönetmen Tayfun Belet'in son filmi "Gölün Şarkısı" seyirci ile buluşacak. Festival direktörlüğünü Mehmet Serhat Bıçak'ın üstlendiği, farklı kültürlerden ve coğrafyalardan gelen filmleri bir araya getirerek, afetler karşısında küresel dayanışmayı ve ortak anlayışı teşvik etmeye çalışan UAFF'nin bu yılki teması iklim değişikliği. 'İklim Değişikliğinin Küresel Boyutu' temasıyla düzenlenen ve 114 ülkeden başvuru alan festivalde yarışacak filmler ise şöyle: Uzun Metraj FilmKategorisi The Agronomist, Yön:Martín Turnes, Arjantin Under The Volcano, Yön:Damian Kocur, Polanya The Conquistadors Trail(La Ruta De Los Conquistadores), Yön: Leire Egaña, İspanya Maybe Somewhere Else,Yön: Ali Tasdighi, İran Wilder Côa, Yön: JoãoCosme, Portekiz Savanna And The Mountain,Yön: Paulo Carneiro, Portekiz, Uruguay Passage of the River,Yön: Padma Chebrolu, ABD Belgesel Film Kategorisi The Endless Sea, Yön:Jose Maria EGEA ve Paco PORTERO, İspanya Tree Man, Yön: Mehmet AliPOYRAZ, Türkiye Gün Hep Gece, Yön: MelisaYILDIZ – Kenan KULİEV – Yağmur KAYA, Türkiye Sukande Kasaka (AilingLand), Yön: Kamikia Kisedje, Fred Rahal, Brezilya Guatape is (not) Dead,Yön: Laurence Paciarelli Belçika, Kolombiya Muzaffer, Yön: Ömer FarukÇetin, Türkiye Umut Elçileri, Yön: DidemTütüncü, Türkiye Kısa Film Kategorisi Forgiven, Yön: Burak Kaplan,Türkiye Memories For Sale, Yön:Lilly Maldonado, Meksika Nana Kuerajperi (The Callof Water), Yön: Gerardo Chavez, Meksika A Drop At a Time, Yön:Mazyar Mahan, ABD Holzlaufer, Yön: PhilippKrautschick, Belçika, Almanya Chronotope, Yön: RezaHeydari, İran Animasyon Kategorisi White Nights, Yön: ÇağrıErdoğdu, Türkiye Single Use, Yön: BijoyetaSahoria Das, Hindistan Last Call, Yön: CasperDaigle, Birleşik Krallık In Captivitiy of aFinger, Yön: Zahra Shafiei Dehaghani, Mohammadali Taheri, Ali akbar Ardeshir,Ismail Mokhtarian, İran Sea of Hope, Yön: Jubrail Abubaker Rahman, Irak History of Humanity, Summarized,Yön: Stefano Bertelli, İtalya

2026 Küresel Kadın Zirvesi'ne Giden Yolda İlk Adım "Legacies of Women Forum" ile Atılıyor Haber

2026 Küresel Kadın Zirvesi'ne Giden Yolda İlk Adım "Legacies of Women Forum" ile Atılıyor

Türkiye, 50'den fazla ülkeden 1000'in üzerinde kadın lideri buluşturan ve kadınların küresel ekonomik fırsatlarını güçlendirmeyi amaçlayan Küresel Kadın Zirvesi'ne (Global Summit of Women) ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 30 yılı aşkın süredir dünyanın farklı şehirlerinde düzenlenen bu önemli buluşma, 4–6 Haziran 2026 tarihlerin arasına İstanbul'da gerçekleşecek. Küresel Kadın Z irvesi 2026'ya giden yolda ilk önemli adım ise deneyimli kadın liderlerle gençleri bir araya getiren ilham verici bir buluşma ile atılıyor. Bahçeşehir Üniversitesi ev sahipliğinde ve Küresel Kadın Zirvesi Başkanı Irene Natividad'in katılımıyla düzenlenen "Legacies of Women Forum", geleceğin kadın liderlerine ilham vermek üzere 17 Aralık 2025'te İstanbul'da gerçekleştiriliyor. Zirvenin "Kadınlar: Cesur Bir Geleceğe Köprüler İnşa Etmek" temasını bugünden yansıtan forum, 2026 Küresel Kadın Zirvesi'ne giden yolculuğun başlangıç noktası olarak konumlanıyor. Geleceğin Liderlerine İlham Veren Buluşma Gençlerle deneyimli kadın liderleri buluşturan ilham verici bir platform olarak öne çıkan Legacies of Women Forum, geleceğin kadın liderlerine yol göstermek, başarı hikâyelerini paylaşmak ve liderlik mirası oluşturmak amacıyla hazırlanmış özel bir etkinlik nitel iği taşıyor. 17 Aralık 2025 Çarşamba günü Bahçeşehir Üniversitesi Güney Kampüs'te bulunan Fazıl Say Konferans Salonu'nda gerçekleşecek Legacies of Women Forum, 16.00–18.00 saatleri arasında üniversite öğrencileri, akademisyenler ve özel davetlilerin katılımıyla düzenlenecek. Geleceğe ilham bırakmayı amaçlayan bu özel etkinlik, Prof. Dr. Esra Hatipoğlu'nun açılış konuşmasıyla başlayacak ve ardından dünyanın en etkili kadın liderleri arasında gösterilen Küresel Kadın Zirvesi Başkanı Irene Natividad, kadın liderliğine dair deneyimlerini ve vizyonunu katılımcılarla paylaşacak. Forumun panel bölümünde Estée Lauder Türkiye CEO'su Nazlı Altıpat, IBM Türkiye CEO'su Işıl Kılınç Gürtana, Diageo Türkiye CEO'su Bahar Ucanlar ve Pluxee Türkiye CEO'su Eda Uluca Özcan yer alarak kariyer yolculuklarını, liderlik deneyimlerini, karşılaştıkları kritik dönü m noktalarını ve genç kadınlara yönelik önerilerini aktaracak. Bu buluşma, deneyimli kadın liderlerin birikimlerini genç nesillere aktardığı, ilham ve farkındalık yaratan önemli bir diyalog alanı sunacak.

Psikolojik Dayanıklılık Engelleri Aşmayı Kolaylaştırıyor! Haber

Psikolojik Dayanıklılık Engelleri Aşmayı Kolaylaştırıyor!

Engellilik bireyin mizacına göre olumlu veya olumsuz etkiler gösterebiliyor Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, engelliliğin doğuştan, kaza sonucu veya uzun süren bir hastalığa bağlı olarak organ bozukluğu ya da yokluğu nedeniyle bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yeteneklerde çeşitli derecelerde kayıp olarak tanımlandığını ifade ederek, “Bazı bireyler engelli olarak doğarken, bazıları için engellilik yaşamın herhangi bir döneminde aniden ortaya çıkabilir veya zaman içinde yavaş yavaş gelişebilir. Bu iki durumun psikolojik etkileri farklılık gösterebilir. Bireyin mizacı, kişilik özellikleri ve sahip olduğu psikolojik, sosyal, çevresel ve finansal kaynaklar, özellikli bireylerin iyi oluşu üzerinde olumlu veya olumsuz etkiler gösterebilir.” dedi. Özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığı şartlara da bağlı Psikolojik dayanıklılık, bireyin stresli ve zorlayıcı yaşam deneyimleri karşısında uyum sağlayabilme, esneklik gösterebilme ve güçlenerek ilerleyebilme yeteneği olduğuna dikkat çeken Aytop, “Engellilik deneyimi psikolojik dayanıklılığı hem olumlu hem olumsuz yönde etkileyebilir. Engellilik deneyimi, bireyleri yaşamın zorluklarına karşı daha sabırlı, esnek, uyumlu ve anlayışlı olmaya teşvik edebilir. Bu süreç, problem çözme becerilerini geliştirmelerine ve mevcut şartları daha yaratıcı ve işlevsel kullanmayı öğrenmelerine katkı sağlayabilir. Öte yandan, eşlik eden ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklar, engele bağlı gelişen fiziksel sınırlılıklar, toplumsal önyargılara ve etiketlemelere maruz kalmak, dışlanmak, sosyal izolasyon, çeşitli imkanlara erişilebilirlik sorunları (eğitim, sağlık, istihdam gibi), ekonomik zorluklar bireyin öz-şefkatini, öz-saygısını, öz-değerini, öz yeterliğini, öz- farkındalığını, kendisi ve çevresi üzerindeki kontrol hissini, umudunu, yaşam doyumunu, motivasyonunu, kişiler arası ilişkilerini olumsuz yönde etkileyerek özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığını zedeleyebilir.” diye konuştu. Özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığını artıran faktörler neler? Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığını artıran faktörlere işaret ederek, “Bireyin öz-şefkati, öz-saygısı, öz-değeri, öz-yeterliği, öz-farkındalığı, kendini kabulü, anlam ve amaç arayışı, erdemleri ve karakter güçleri ile etkili iletişim ve empati becerileri, dayanıklılığı güçlendiren önemli psikolojik kaynaklar arasında yer alıyor. Ayrıca aile içi sağlıklı iletişim, karşılıklı anlayış, adil görev dağılımı ve değişen koşullara uyum, bireyin kendini değerli hissetmesini ve zorluklarla başa çıkmasını destekliyor.” ifadesinde bulundu. Sosyal ve toplumsal desteklerin de kritik olduğunu belirten Aytop, “Sosyal çevreden algılanan destek, yalnızlık ve izolasyon hissini azaltarak kaygı ve depresyona karşı koruyucu rol oynuyor. Yapılandırılmış psikoterapi, bireylerin esneklik, farkındalık ve problem çözme becerilerini artırırken, erişilebilir fiziksel ortam, eğitim ve istihdam olanakları, zorbalık ve ayrımcılığın azaltılması; özellikli bireylerin hem günlük yaşamda hem de psikolojik olarak daha dayanıklı olmalarını sağlıyor.” şeklinde konuştu. Toplumdaki önyargılar özellikli bireyin kendini değerli hissetmesini zorlaştırıyor Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığını zayıflatan risklere de dikkat çekerek, “Engelin getirdiği zorunlu sınırlamalara ek olarak, toplumdaki önyargılar, etiketleyici tutumlar ve ayrımcılık bireyin kendini değerli hissetmesini zorlaştırıyor; eğitim, istihdam ve sosyal yaşamda yaşanan eşitsizlikler aidiyet duygusunu azaltıyor. Sürekli mücadele gerektiren mimari ve sistemsel engeller, kronik stres, tükenmişlik ve yorgunluğa yol açarken, aşırı korumacı veya baskıcı aile ve çevre tutumları bireyin bağımsızlık, özgüven ve kendini gerçekleştirme çabalarını engelleyebiliyor. Özellikle sonradan özellikli olan bireyler kayıp ve yas süreciyle karşı karşıya kalıyor, umutsuzluk ve belirsizlik düşünceleri psikolojik dayanıklılığı zayıflatıyor; tüm bunlar depresyon ve kaygı bozuklukları gibi ruhsal sorunların ortaya çıkmasını kolaylaştırabiliyor.” dedi. Hobilerle ilgilenmek ruhsal dengeyi ve içsel güveni artırıyor Özellikli bireylerin günlük yaşamda psikolojik dayanıklılıklarını artırmak için duygusal farkındalık geliştirmelerinin, zor duyguları tanıyıp kabul etmelerinin ve bunları yargısızca deneyimlemelerinin önemli olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bireylerin güçlü yönlerine odaklanması, sanatsal ve sportif faaliyetler, problem çözme, teknoloji kullanımı gibi alanlarda kendini ifade etmesi özsaygı, öz-yeterlik ve motivasyonu artırıyor. Düzenli uyku, dengeli beslenme, fiziksel hareket ve planlı bir gün gibi günlük rutinler ile sosyal destek ağlarının güçlendirilmesi dayanıklılığı besliyor. Kendine zaman ayırmak, hobilerle ilgilenmek, öz-şefkat göstermek ve küçük, gerçekçi hedefler belirlemek ruhsal dengeyi ve içsel güveni artırıyor. Ayrıca rehabilitasyon programları, destek grupları ve gerektiğinde profesyonel psikolojik destek, bireyin kaynaklarını etkin şekilde kullanmasını, zorluklarla başa çıkmasını ve anlamlı, amaçlı bir yaşam sürmesini sağlıyor.” diye konuştu. Engellilere destekte toplumun rolü de büyük Özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığının yalnızca bireysel çabalarla sınırlı olmadığını, toplumun tutum, norm, değer ve fiziki yapılarıyla doğrudan ilişkili olduğunu ifade eden Aytop, “Toplumun özellikli bireyleri kabul eden, kapsayıcı ve çeşitliliği değerli gören bir atmosfer oluşturması, bireyin kendisini ait ve değerli hissetmesini sağlar. Fiziksel çevrede erişilebilirlik düzenlemeleri, eğitimde fırsat eşitliği ve kapsayıcı politikalar; bireyin bağımsızlık, özgüven ve sosyal aidiyet duygusunu güçlendirerek psikolojik dayanıklılığa katkı sunar. Ayrıca toplumun özellikli bireylere yönelik bilinçlenmesi ve farkındalık çalışmaları, yanlış inanç ve önyargıları azaltarak sosyal izolasyon ve psikolojik sıkıntı riskini düşürür.” şeklinde konuştu. Toplumun rolünün yalnızca farkındalıkla sınırlı kalmadığını; istihdam politikaları, sosyal destek sistemleri, gönüllü çalışmalar ve sosyal hizmet mekanizmaları da bireyin dayanıklılığını güçlendirdiğini ifade eden Aytop, “Özellikli bireylerin kamusal alanda görünür olması, karar alma süreçlerine dahil edilmesi ve haklarının uygulanabilir olması, kendilerini değerli ve güvende hissetmelerini sağlıyor. Sağlık hizmetlerine, rehabilitasyon ve psikolojik desteğe erişim imkânları ile sosyal güvenlik mekanizmaları; yaşam kalitesini artırarak, özellikli bireylerin hem zorluklarla başa çıkma kapasitesini hem de içsel güçlerini destekliyor.” ifadesinde bulundu. Yüksek psikolojik dayanıklılık sağlığı olumlu etkiliyor Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, yüksek psikolojik dayanıklılığın özellikli bireylerin hem fiziksel hem de sosyal sağlığını olumlu etkidiğini belirterek, şöyle devam etti: “Dayanıklı bireyler stresle daha sağlıklı başa çıkar, duygularını düzenler, sorunlarla etkili şekilde yüzleşir ve gerektiğinde sosyal veya profesyonel destek alarak ruhsal yüklerini hafifletir; bu durum bağışıklık sistemi ve iyileşme süreçleri üzerinde koruyucu etki sağlar. Aynı zamanda dayanıklılık, bireyin kendi sağlığına yönelik sorumluluklarını yerine getirmesini kolaylaştırır; düzenli kontroller, tedaviye uyum, ilaç kullanımı ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları daha kolay benimsenir. Sosyal yaşamda da dayanıklılık, güvenli ilişkiler kurma, iletişimde rahatlık ve sosyal etkinliklere katılımı artırır; yalnızlık ve izolasyonu azaltarak yaşam doyumunu yükseltir. Dayanıklı bireyler zorluklarla karşılaştığında pes etmek yerine çözüm yolları üretir, eğitim, iş ve topluluk faaliyetlerinde aktif rol alır, özgüven ve öz-yeterlik duyguları sayesinde toplumsal rollere daha cesurca katılır. Bu tutum, hem sosyal başarıyı hem de yaşamdan keyif alma ve üretken olma kapasitesini artırarak özellikli bireylerin genel yaşam kalitesini güçlendirir.” Aileler aşırı koruyucu olmaktan kaçınmalı Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığında ailelerin ve bakıcıların rolünün belirleyici olduğuna vurgu yaparak, “Bireyin engelliliğini kabul etmek, eleştirel değil destekleyici bir tutum sergilemek ve güçlü yönlerine odaklanmak, özsaygı, yeterlilik inancı ve kendine güveni artırıyor. Aşırı koruyucu tutumlardan kaçınmak, bireyin bağımsızlık kazanmasını ve problem çözme becerilerini geliştirmesini sağlarken, etkili iletişim de duyguların ifade edilmesini kolaylaştırıyor. Bireyin günlük yaşamda sorumluluk almasına izin vermek, kişisel bakım, ev işleri veya sosyal aktivitelerde katkıda bulunmasını desteklemek; kontrol duygusunu ve dayanıklılığı güçlendiriyor.” dedi. Ailelerin duygusal destek sağlamasının, empati kurmasının ve bireyin duygularını geçerli bulmasının psikolojik sağlamlık için kritik olduğunu belirten Aytop, “Özellikli bireylerin toplumsal hayata katılımını teşvik etmek, eğitim ve sağlık süreçlerine aktif katılımını desteklemek, başarılarını fark edip takdir etmek dayanıklılığı artırıyor. Ayrıca ailelerin ve bakım verenlerin kendi fiziksel ve ruhsal sağlıklarına özen göstermesi, sosyal ve profesyonel desteklerden faydalanmaları; özellikli bireye sağlıklı ve sürdürülebilir bir destek sunabilmelerini sağlıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.

 Nilüfer’de Kadınlardan Şiddete Karşı Ortak Ses Haber

 Nilüfer’de Kadınlardan Şiddete Karşı Ortak Ses

Kadın cinayetlerine ve cezasızlık politikalarına dikkat çekilen etkinlikte, yerel yönetimlerin sorumlulukları ve çözüm önerileri masaya yatırıldı. Nilüfer Belediyesi ve Nilüfer Kent Konseyi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde farkındalık yaratmak amacıyla yürüyüş ve söyleşi düzenledi. “Susma, yürü, diren” sloganıyla gerçekleştirilen etkinlikler, kadına karşı şiddete dikkat çekmek için Nilüfer'in farklı noktalarında bir araya gelen kadınların güçlü mesajlarına sahne oldu. Nilüfer Kent Konseyi önünden başlayan yürüyüş, Nilüfer Belediyesi Halk Evi önüne kadar sürdü. Yürüyüşe Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları Serpil Altun, Bukle Erman, Zerrin Güleş ve Şirin Arıbaş, Nilüfer Kent Konseyi Genel Sekreteri Doç. Dr. Elifhan Köse Çal, Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Tülin Demir ve Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in eşi Nuray Özdemir katıldı. Nilüfer’deki kadın derneklerinin temsilcileri ve çok sayıda kadın da yürüyüşte yer aldı. Kadınlar taşıdıkları pankartlar ve attıkları sloganlarla kadına karşı şiddete ses yükseltti. Kadınların yürüyüşüne çevredeki vatandaşlar da alkışlarla destek oldu. “KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR” Nilüfer Belediyesi Halk Evi önünde yapılan basın açıklamasında konuşan Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Serpil Altun, Türkiye’de kadın cinayetlerinin politik olduğunu dile getirdi. Altun, kadına yönelik şiddetin bitmesi için kadın özgürlüğü ve eşitlik ilkesinin tavizsiz uygulanması gerektiğini vurgulayarak, “Kadınlar, ülkenin en örgütlü ve en dayanıklı muhalefeti. Kadın cinayetlerini durdurmak için mücadele edeceğiz. Nilüfer’de ve tüm ülkede, kadınların güvende, görünür ve güçlü olduğu bir yaşamı kurmaya devam edeceğiz” dedi. “CEZASIZLIK KADINLARIN YAŞAMINI TEHDİT EDİYOR” Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman ise, etkinliğin sloganının kadınların yıllardır süren adalet arayışını ve hayata tutunma mücadelesini ifade ettiğini söyledi. Son günlerde yaşanan kadın cinayetlerine dikkat çeken Erman, kadına yönelik şiddetin önlenebilir bir toplumsal sorun olduğunu vurguladı. Erman, “Faillerin korunduğu, cezasızlığın sıradanlaştığı bir düzende kadınların yaşamı tehlikededir. Nilüfer Belediyesi olarak kadınların güçlenmesi, destek mekanizmalarının geliştirilmesi, güvenli kamusal alanların çoğaltılması ve şiddete karşı dayanışma ağlarının güçlendirilmesi için çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu. “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE 6284 VURGUSU” Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Tülin Demir de 2025 yılında 408 kadın cinayetinin yaşandığını hatırlattı. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un etkin uygulandığı ve İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe konduğu güvenceli yaşamlar istediklerini belirten Demir, “Bizler kadınlar olarak eşitlik, adalet ve insanca yaşam istiyoruz. Mücadelemizi istediğimiz eşitliği ve şiddetsiz dünyayı var edene kadar sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı. KADINLAR “GÜVENLİĞİ” KONUŞTU Basın açıklamasının ardından etkinlikler, Nilüfer Barış Meclisi’nde düzenlenen “Kadınlar Nilüfer’i konuşuyor: Güvende miyiz?” başlıklı söyleşi ile devam etti. Nilüfer Kent Konseyi Genel Sekreteri Doç. Dr. Elifhan Köse Çal’ın moderatörlüğünü üstlendiği söyleşide; Koza Kadın Derneği’nden Nursel Demir, Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği’nden Dilek Üzümcüler, Bursa Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’nden Şeyma Aktuğ, Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden Ceren İlgen Altuntaş ve Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Tülin Demir konuşmacı olarak yer aldı. Söyleşide, kadına yönelik şiddetin sebepleri, yerel yönetimlerin bu konudaki politika üretim süreçleri ve çözüm önerileri detaylıca ele alındı. Söyleşinin sonunda konuşmacılara verdiği katkıdan dolayı plaket takdim edildi.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.