Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Filiz Cingi Yurdakul

Kapsül Haber Ajansı - Filiz Cingi Yurdakul haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Filiz Cingi Yurdakul haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çalışanların %47’si Ofiste Işık Yetersizliği Nedeniyle Yorgun Hissediyor Haber

Çalışanların %47’si Ofiste Işık Yetersizliği Nedeniyle Yorgun Hissediyor

Global araştırmalar; mekânın, ruh hâli, motivasyon ve üretkenlik üzerinde doğrudan etkisi olduğunu gösteriyor. Özellikle doğal ışık alan ve ferah ofislerin, çalışanların motivasyonunu artırdığı ve psikolojik iyi hâllerini desteklediği öne çıkıyor. Buna karşılık dar, sıkışık ve ışık almayan ofisler kaygı ve stres seviyelerini yükseltebiliyor. Harvard Üniversitesi’nin 2021 tarihli araştırmaları, doğal ışık alan ofis ve yaşam alanlarının çalışanların odaklanmasını ve verimliliğini olumlu etkilediğini ortaya koyuyor; benzer şekilde ışık ve ferahlık eksikliği, motivasyon kaybı ve stres üzerinde olumsuz etkilere yol açabiliyor… 1.614 çalışan üzerinde yapılan araştırmaya göre; çalışanların yüzde 47’si ofis ortamında doğal ışık olmamasından dolayı kendilerini yorgun hissettiğini, yüzde 43'ü de ışık yetersizliğinden dolayı çalışma ortamlarının kasvetli olduğunu belirtiyor. Araştırma, doğal ışığa erişimi yüksek olan çalışanların performanslarının çok daha iyi olduğunu gösteriyor. MİMARLIKTA PSİKOLOJİK ETKİLERİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURAN TASARIMLAR Türk Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Aura Design Kurucu Mimarı Filiz Cingi Yurdakul, mimarlığın yalnızca estetik değil, kullanıcı deneyimini merkeze alan bir disiplin olduğunu ifade ediyor. Yurdakul, ofislerin kalitesinin sadece alan büyüklüğü veya malzeme seçimleriyle değil, ışığın mekân içindeki hareketi, kullanıcının mekândaki deneyimi ve zihinsel durumuyla belirlendiğini belirtiyor. Yapılan araştırmaların, doğal ışık alan ofislerin çalışanların odaklanma ve üretkenliğini artırdığını ortaya koyduğunu aktaran Yurdakul, dar ve sıkışık alanların fark edilmeden stres ve motivasyon kaybına yol açtığını ifade ediyor. Doğal ışığın yalnızca bir aydınlatma unsuru değil, biyolojik ritmi düzenleyen ve mekâna derinlik kazandıran bir araç olduğunu belirten Yurdakul, iyi tasarlanmış ofislerin kullanıcıya hem fiziksel hem de zihinsel konfor sunduğunu vurguluyor. Yurdakul, ofislerin doğal ışığı derinlemesine alan, ferah ve akışkan mekân kurgularına sahip, farklı çalışma senaryolarına izin veren ve çalışan sağlığını gözeten alanlar olarak tasarlanması gerektiğini ifade ediyor. Mimarlık ve psikolojinin kesişiminde gelişen bu anlayışın, ofisleri yalnızca üretim alanları olmaktan çıkarıp, insanların daha verimli, daha rahat ve kendilerini daha iyi hissettikleri yaşam alanlarına dönüştürdüğünü belirtiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin En Yoğun Geçiş Noktalarından Gürbulak Sınır Kapısına Yenilenen Tasarım Haber

Türkiye’nin En Yoğun Geçiş Noktalarından Gürbulak Sınır Kapısına Yenilenen Tasarım

Yaklaşık 324 bin metrekarelik alan üzerinde konumlanan ve 80 bin metrekare kapalı alana sahip olan sınır kompleksi, toplam 55 farklı yapıdan oluşan bütüncül bir yerleşim sistemi olarak planlanıyor. Gümrük, lojistik, güvenlik ve idari işlevleri bir araya getiren bu yapılaşma; TIR kontrol yapıları, yolcu yapısı, idari yapılar ve güvenlik birimleriyle yüksek yoğunluklu araç ve yaya akışını kesintisiz biçimde yönetebilecek bir altyapı sunuyor. Proje, master plan ölçeğinden mimari uygulama projelerine kadar BIM tabanlı entegre bir koordinasyon modeli ile geliştirilerek farklı disiplinlerin eş zamanlı ve uyumlu çalışmasını mümkün kılan kapsamlı bir tasarım sürecini ortaya koyuyor. GÜRBULAK SINIR KAPISI’NDA MİMARİ VE LOJİSTİK BİR ARAYA GELİYOR Sınır kompleksinin mimari dili, yalnızca işlevsel gereksinimlere yanıt vermekle kalmıyor; aynı zamanda kamusal ve temsili bir kimlik de ortaya koyuyor. Sınır yapıları, devletin fiziksel varlığını temsil eden kamusal altyapılar olarak güçlü bir mekânsal karakter taşıyor. Bu doğrultuda proje, sınır kapısını yalnızca bir kontrol noktası olarak değil; ülkenin mimari temsiliyetini ifade eden bir eşik mekân olarak ele alıyor. Türk Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Aura Design Kurucu Mimarı Filiz Cingi Yurdakul, projeye ilişkin değerlendirmesinde şu ifadelerde bulundu: “Bugün sınır kapıları yalnızca güvenlik ve kontrol işlevleriyle değil; aynı zamanda ülkelerin mimari kimliğini ve kamusal varlığını temsil eden mekânlar olarak da ele alınmalı. Gürbulak Sınır Kapısı projesinde amacımız, yoğun lojistik ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılayan güçlü modüler bir altyapı oluştururken aynı zamanda bulunduğu coğrafyanın ölçeğiyle ve kültürel referanslarıyla ilişki kuran çağdaş bir mimari dil ortaya koymaktı. Çift başlı kartal metaforundan ilham alan karşılama yapıları, sınırın koruyucu karakterini simgesel bir dille ifade ederken, geniş ölçekli peyzajla kurduğu ilişki sayesinde bu projeyi yalnızca bir geçiş noktası olmaktan çıkarıp kamusal bir eşik mekânına dönüştürüyor.” Gürbulak Sınır Kapısı projesi, lojistik altyapı, güvenlik teknolojileri ve mimari kimliği bir araya getiren çağdaş bir sınır mimarisi yaklaşımı sunarak sınır yapılarının yalnızca teknik altyapılar değil; aynı zamanda ülkelerin kimliğini temsil eden kamusal mimari eşikler olarak ele alınabileceğini ortaya koyuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Geleceğin Şehirleri Tek Merkezli Yaşama Geçiyor Haber

Geleceğin Şehirleri Tek Merkezli Yaşama Geçiyor

Özellikle büyük şehirlerde trafik yoğunluğu ve buna bağlı zaman kaybı, günlük yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel sorunların başında geliyor. Karma kullanım projeleri; yaşam, çalışma ve sosyal alanları bir araya getirerek kent içi ulaşım ihtiyacını azaltmayı hedefliyor. Doğru planlanan bu projeler, yalnızca mimari bir çözüm sunmakla kalmıyor; aynı zamanda sosyolojik ve ekonomik açıdan da dönüşüm potansiyeli taşıyor. Geleceğin şehirlerinin; fonksiyonların ayrıştırıldığı değil entegre edildiği, yaya öncelikli, zamandan tasarruf sağlayan ve bütüncül planlama anlayışıyla kurgulanmış yaşam alanlarıyla şekillenmesi öngörülüyor… Kent nüfusunun artışı, uzayan yaşam süresi ve büyüyen şehirler mevcut ulaşım ve altyapı sistemleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Özellikle büyük şehirlerde trafik yoğunluğu ve zaman kaybı, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel sorunlar arasında yer alıyor. Uzmanlara göre bu tabloyu değiştirmek için yalnızca yeni yollar yapmak yeterli değil; kent planlamasının bütüncül bir anlayışla yeniden ele alınması gerekiyor. PARÇALI KENT MODELİNDEN ENTEGRE YAŞAMA: KARMA KULLANIMIN STRATEJİK YÜKSELİŞİ Konut, ofis ve sosyal alanların birbirinden kopuk şekilde konumlandığı geleneksel şehir modeli, her gün milyonlarca insanı aynı saatlerde yollara çıkararak yoğunluğu artırıyor. Buna karşılık karma kullanım projeleri; yaşam, çalışma ve sosyal alanları entegre ederek zorunlu yolculuk mesafelerini kısaltıyor. Araç kullanımının azalması, toplu taşımanın daha verimli hale gelmesi, yaya hareketliliğinin artması ve karbon emisyonunun düşmesi bu modelin öne çıkan avantajları arasında yer alıyor. Tek fonksiyonlu bölgelerin günün belirli saatlerinde boş kalmasına karşın, karma kullanım projeleri gün boyu yaşayan bir kent dokusu oluşturuyor. Bu durum hem ekonomik sürekliliği destekliyor hem de kamusal güvenlik açısından daha dengeli bir yapı sağlıyor. Karma kullanım projelerinin tasarımında bağlam analizi, yaya-araç ve kamusal alan dengesinin doğru kurulması ile uzun vadeli değer üretimi yaklaşımı belirleyici oluyor. İyi planlanmış bir proje, şehir içinde kendi dinamiklerini üreten bir mikro-ekosistem oluşturuyor ve farklı kullanıcı profillerini aynı sistem içinde buluşturuyor. İklim krizi, trafik yoğunluğu ve sosyal kopukluk gibi küresel sorunların etkisiyle, karma kullanım projeleri artık bir trend değil; sürdürülebilir şehirler için stratejik bir gereklilik olarak öne çıkıyor. Türk Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Aura Design Studio Kurucusu Filiz Cingi Yurdakul, karma kullanım projelerinin artık bir tercih değil, kentler için zorunluluk haline geldiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Bugün trafik sorununu hâlâ yeni yollar yaparak çözebileceğimizi düşünüyoruz. Oysa mesele ulaşım değil, planlama meselesi. Konutu bir yere, ofisi başka bir yere, sosyal yaşam alanlarını ise tamamen farklı bir bölgeye konumlandırdığımızda insanları her gün yollara çıkmaya mecbur bırakıyoruz. Bu da zaman kaybını, karbon emisyonunu ve yaşam kalitesi düşüşünü beraberinde getiriyor. Karma kullanım projeleri bu parçalanmış yapıyı bir araya getiriyor. İnsanların çalıştığı, yaşadığı ve sosyalleştiği alanları entegre ettiğinizde zorunlu hareket azalıyor, kent içi mesafeler kısalıyor ve şehir nefes almaya başlıyor. Biz projelerimizi tasarlarken yalnızca bina değil, bir yaşam senaryosu kurguluyoruz. Sabah ofise giden biriyle akşam spor alanını kullanan bir genç ya da hafta sonu kültürel etkinliğe katılan bir aile aynı mikro-ekosistemin parçası oluyor. Geleceğin şehirleri daha fazla asfaltla değil, daha doğru planlama anlayışıyla şekillenecek. Karma kullanım modeli, yaşamı ayrıştırmak yerine bir araya getiren, zamandan tasarruf sağlayan ve sürdürülebilirliği merkeze alan bir kent vizyonu sunuyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaşlı Dostu Konutlar Lüks Değil, İhtiyaç Haber

Yaşlı Dostu Konutlar Lüks Değil, İhtiyaç

Artan nüfusla birlikte konut ihtiyacı sayısal olarak büyürken, bu konutların farklı yaş gruplarının değişen ihtiyaçlarına uyum sağlayabilecek biçimde tasarlanması giderek daha kritik hale geliyor. Uzmanlar, özellikle ileri yaş dönemini de kapsayan “yaşlı dostu konut” yaklaşımının, önümüzdeki yıllarda konut üretiminde belirleyici başlıklardan biri olacağına dikkat çekiyor. Buna göre 50 yaş ve üzeri yetişkinlerin yaklaşık yüzde 75’i, yaşamlarını mümkün olduğunca kendi evlerinde sürdürmek istiyor. Bu tablo, konut tasarımında yalnızca erişilebilirlik ve güvenlik gibi teknik başlıkların değil, yaşam boyu kullanılabilirlik, bağımsız yaşam ve sosyal bağları koruyan bütüncül bir mimari yaklaşımın önemini artırıyor… Aura Design Studio, yaşlı dostu konut kavramını “yaşam boyu kullanılabilir konut” yaklaşımı üzerinden ele alıyor. Bu anlayış; konutun, bireyin yaşamı boyunca değişen ihtiyaçlarına uyum sağlayabilmesini, farklı yaş gruplarını ayrıştırmadan birlikte yaşamı desteklemesini esas alıyor. Doğru planlanmış bir konut yalnızca fiziksel konfor sağlamıyor; bireyin bağımsız yaşamını sürdürebilmesine olanak tanıyor, psikolojik güven hissini güçlendiriyor ve sosyal kopuş riskini azaltıyor. Bu yönüyle konut, barınma işlevinin ötesine geçerek bireyin yaşamla kurduğu ilişkinin mekânsal altyapısına dönüşüyor. EKONOMİK VE TOPLUMSAL BİR YATIRIM ALANI Esnek planlama anlayışıyla tasarlanmış, farklı yaşam senaryolarına uyum sağlayabilen konutlar; yalnızca kullanıcılar için değil, kentler ve ekonomi açısından da uzun vadeli değer üretiyor. Kısa sürede işlevini yitiren konut tipolojileri ilerleyen yıllarda yüksek dönüşüm maliyetleri yaratırken, yaşam boyu kullanılabilir konutlar piyasa değerini daha uzun süre koruyor. Aynı zamanda bireyin kendi evinde, çevresiyle bağını koparmadan daha uzun süre yaşayabilmesi; sağlık ve sosyal hizmetler üzerindeki kamusal yükün azalmasına katkı sağlıyor. “İYİ MİMARLIK, YALNIZCA BUGÜNÜ DEĞİL YARINI DA DÜŞÜNÜR” Aura Design Studio, yaşlı dostu konutları ayrı bir uzmanlık alanı olarak değil, çağdaş mimarlığın doğal bir gereği olarak ele alıyor. Filiz Cingi Yurdakul bu yaklaşımı şu sözlerle özetliyor: “İyi mimarlık yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap vermekle yetinemez. Ömürlerin uzadığı bir dünyada, mimarlığın sorumluluğu daha fazla konut üretmek değil; yaşamın her evresinde kullanıcıya eşlik edebilecek doğru mekânları tasarlamaktır.”

Deprem, Sürdürülebilirlik Ve Kent Estetiği Mimarlık Gündeminin Merkezinde Haber

Deprem, Sürdürülebilirlik Ve Kent Estetiği Mimarlık Gündeminin Merkezinde

Deprem riski, iklim krizi ve hızla dönüşen kent yapısı, mimarlık disiplininde tasarım yaklaşımlarının yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Güvenli yapı üretiminin yanı sıra çevresel sürdürülebilirlik ve kentle uyumlu planlama anlayışı, günümüz mimarlık gündeminin temel başlıkları arasında yer alıyor. Türk Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Aura Design Kurucusu Mimar Filiz Cingi Yurdakul deprem güvenliğinin yalnızca mühendislik hesaplarıyla sınırlı ele alınmasının yeterli olmadığını vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Deprem dayanımı elbette birinci öncelik. Ancak güvenli yapı; mimari ana kararlar, malzeme seçimi, uygulama kalitesi ve yapının yaşam döngüsü boyunca göstereceği performansla birlikte ele alınmalıdır. Mimari kararlar yalnızca bugünü değil, yıllar sonrasını da etkiler. Kentsel dönüşümde en çok göz ardı edilen konu ise kentsel hafızadır. Kent yalnızca binalardan ibaret değildir; sokak karakteri, mahalle dokusu ve kamusal yaşam kent kimliğinin temelini oluşturur. Güvenliği artırırken aidiyet duygusunu zayıflatmamak gerekir. Dönüşümün amacı yalnızca yeniden inşa etmek değil, kentsel bütünlüğü koruyarak yeniden kurmak olmalıdır. Deprem güvenliği, daha iyi bir yaşamın başlangıç noktasıdır; dayanıklılık, sürdürülebilirlik ve kent estetiği bu hedefin ayrılmaz parçalarıdır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.