Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Finansal Istikrar

Kapsül Haber Ajansı - Finansal Istikrar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Finansal Istikrar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ender Güzeler, Orta Vadeli Programı Sigortacılık Perspektifinden Değerlendirdi Haber

Ender Güzeler, Orta Vadeli Programı Sigortacılık Perspektifinden Değerlendirdi

“2027-2029 OVP hedeflerinin; yüksek sigorta penetrasyonu, çeşitlendirilmiş ürün yapısı ve riskleri gerçekleşmeden önce yönetmeye odaklanan daha güçlü bir sigorta ekosistemi açısından önemli bir dönüm noktası olması bekleniyor” diyen Ender Güzeler, OVP’ye ilişkin değerlendirmelerine şöyle devam etti: “OVP, sektöre bazı ödevler çıkartırken beraberinde bazı fırsat alanlarını da göstermekle birlikte “istikrar” ve “dayanıklılık” çerçevesinde rolü ve önemini vurguluyor. Bu vurgu sektörün 2030 Vizyonu ile de örtüştüğü şeklinde okuyoruz. Sektöre verilen ödevler Tüm afet tehlikelerini kapsayan zorunlu afet sigortası mekanizmasının geliştirilip yaygınlaştırılması, beyan/ödeme takibinin etkinleştirilmesi ve dolaysıyla afet ve bakım sigortası gibi yeni/genişleyen ürünlere aktüeryal kapasite ve reasürans kapasitesi ayırmak.Uzun dönemli bakım sigortasının altyapısının kurulması. Yaşlanan nüfus/bakım ekonomisi politikasının ürün ve aktüerya tasarımı sektöre bırakılıyor.Devlet Destekli Alacak Sigortası'nın etkinliğinin artırılması ve Eximbank ihracat kredi sigortalarının güçlendirilmesine yönelik, alacak sigortası ve ihracat kredi sigortası tarafında kamu programlarıyla (Eximbank, KGF) entegre dağıtım kurmak.BES (Bireysel Emeklilik Sistemi) /OKS (Otomatik Katılım Sistemi)'nin fon çeşitliliği ve cazibesinin artırılmasına paralel olarak, Yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortalarının yaygınlaştırılması için hayat sigortası ürünlerini BES/OKS reformuyla uyumlu, yatırım fonlu/birikimli yapıya göre yeniden tasarlamak. Fırsatlar alanları Afet sigortasının zorunlu kapsamının genişlemesi, tarihsel olarak düşük penetrasyonlu bir branşta hacim artışı potansiyeli sunuyor. Afet sigortasının yaygınlaşması, erken yatırım yapan (fiyatlama, risk modelleme) şirketler için rekabet avantajı.Bakım ekonomisi ve uzun dönemli bakım sigortası, tamamen yeni bir ürün kategorisi ve prim havuzu ile ilk giren şirketler için marka konumlandırma ve pazar payı fırsatı getiriyor.Yurt içi tasarruf artırma hedefi, hayat sigortacılığına doğrudan siyasi destek sağlıyor; BES / OKS büyümesiyle birlikte hayat sigortasında çapraz satış ve yeni müşteri kazanımı için ürün satışı imkânı.Alacak sigortası ve ihracat kredi sigortasının kamu destekli genişlemesi, KOBİ ve ihracatçı tabanının genişlemesiyle ticari hat büyümesi. Ortaya çıkabilecek yeni ürün türleri Değer bazlı geri ödeme mantığına uyumlu ağ bazlı ve ko-ödemeli TSS paketleriBakım ekonomisi çerçevesinde yaşlı/engelli bakımını kapsayan hibrit sağlık-bakım sigortasıUzaktan sağlık hizmetleri altyapısına entegre tele-sağlık destekli sigorta paketleriAfet sigortasında parametrik/geniş kapsamlı yeni nesil ürünlerTamamen yeni olan “Uzun dönemli bakım sigorta”Hayat + Sağlık + Bakım bileşenlerini birleştiren ürünler. (BES /OKS ile çapraz satış imkânı) Bu ürün ve konsantrasyonların pazarı büyütme potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Sigorta Sektörünün “istikrar” ve “dayanıklılık” çerçevesinde plandaki rolü: Ekonomik katkı ve kapsayıcılık zemini Sektör paydaşları açısından program, özel sigortacılığı hem büyüme (tasarruf, ticari sigorta) hem toplumsal kapsayıcılık (afet, bakım) eksenlerinde genişletecek bir zemin sunuyor. Ürün portföyünün bu iki ekseni birlikte karşılayacak şekilde (bireysel tasarruf odaklı + toplumsal risk odaklı) tasarlanması, hem kârlılık hem sektörün ekonomideki görünürlüğü açısından öne çıkan fırsat alanı. OVP'de "dayanıklılık" kavramı hem makroekonomik (dış şoklara karşı) hem toplumsal-fiziksel (afet, demografik dönüşüm) hem de sektörel (tedarik zinciri, imalat sanayii) düzeyde defalarca vurgulanıyor. Özel sigortacılığın bu çerçeveye katkısını dört ayrı kanaldan okumak mümkün. Mali/finansal istikrar kanalı Program, dış şoklara dayanıklılığın temelini "yurt içi tasarrufların artırılması" ve "TL cinsinden tasarruf ve yatırım araçlarının çeşitlendirilmesi"ne bağlıyor. Hayat sigortası (birikimli/yatırım fonlu ürünler) ve BES / OKS burada doğrudan araç konumunda: uzun vadeli, TL bazlı, sabit getirili tasarrufu sisteme çekerek hem cari açığı fonlayarak döviz talebini azaltıyor hem de finansal sistemin şoklara karşı tampon kapasitesini büyütüyor. Sigorta şirketleri aynı zamanda kurumsal yatırımcı olarak sermaye piyasalarının derinleşmesine (Yatırımcı Risk Merkezi, pay piyasası reformları) katkı sunuyor. Bu da finansal istikrarın kurumsal ayağını güçlendiriyor. Fiziksel/toplumsal dayanıklılık kanalı “Ailenin güçlendirilmesi, toplumsal ve fiziki dayanıklılığın artırılması" başlığı altında şehirlerin afetlere karşı dayanıklılığı ve kentsel dönüşüm doğrudan yer alıyor; bunun mali karşılığı ise kamu maliyesi bölümündeki zorunlu afet sigortası mekanizması. Burada özel sigortacılığın rolü açık: afet riskini kamu bütçesinden özel sigorta/reasürans havuzuna kaydırarak, büyük bir depremde devletin mali dayanıklılığını koruyan bir şok emici işlevi görüyor. Bu, belgenin "çoklu şoklara karşı direnç" hedefiyle doğrudan örtüşen, sigortanın en somut katkı alanı. Dış ticaret ve tedarik zinciri dayanıklılığı kanalı Program, "tedarik zincirlerinin dayanıklılığı ve çeşitliliği" ile "dış şoklara karşı dayanıklılık"ı sanayi ve dış ticaret bölümlerinde tekrar tekrar vurguluyor. Alacak sigortası ve Eximbank ihracat kredi sigortaları burada ihracatçı/KOBİ'nin tahsilat riskini (yurt dışı alıcı iflası, kur şoku, jeopolitik kesinti) sigortalı hale getirerek firma düzeyinde dayanıklılığı artırıyor. Böylelikle toplamda sanayi sektörünün "dış şoklara karşı dayanıklılığının artırılması" hedefine mikro düzeyden katkı demek. Demografik dayanıklılık kanalı Nüfus artış hızının düşmesi ve bakım ekonomisi vurgusu, uzun dönemli bakım sigortasının altyapısını gerekli kılıyor. Bu, belgenin "demografik dönüşüme karşı dayanıklılık" hedefinin sosyal güvenlik sisteminin tek başına karşılayamayacağı bir yükü özel sigortacılığa devretmesi anlamına geliyor. Sistemin mali sürdürülebilirliğini korurken bakım ihtiyacının karşılanmasını sağlayan tamamlayıcı bir mekanizma olarak ortaya konuyor. Özetle OVP, özel sigortacılığı ekonomik dayanıklılığın "arka planda çalışan" ama kritik bir bileşeni olarak konumlandırıyor: tasarrufu besleyerek finansal istikrara, afet riskini paylaşarak mali dayanıklılığa, ticari riski teminat altına alarak dış ticaret dayanıklılığına ve bakım yükünü karşılayarak demografik dayanıklılığa katkı sunuyor. Belgede sektöre bu rol açıkça "sigortanın milli güvenlik/dayanıklılık unsuru" diye adlandırılmıyor, ama dört ayrı politika hattının kesişimi bu sonucu ortaya çıkardığını belgenin doğrudan ifadesi olmamakla birlikte bu şekilde sentezliyorum. Bu bir kamu politikası belgesi olduğu için buradaki değerlendirmeler sektörel çıkarım niteliğindedir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nakit Dönüşüm Süresi Uzadı, Şirketlerin Odağı İşletme Sermayesi Yönetimine Kaydı Haber

Nakit Dönüşüm Süresi Uzadı, Şirketlerin Odağı İşletme Sermayesi Yönetimine Kaydı

Finansman maliyetleri, talep koşulları ve ticari vadelerdeki uzama şirketler için nakit akışı yönetimini daha kritik hale getirirken, Octet Türkiye Chief Revenue Officer (CRO) Fırat Uysal, finansal görünürlüğün şirketlerin karar alma süreçlerinde stratejik bir güç haline geldiğini vurguluyor. Sıkı finansal koşullar, şirketlerin büyüme ve operasyon yönetimi kararlarında nakit akışını daha kritik bir başlık haline getiriyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Mayıs 2026 tarihli Finansal İstikrar Raporu’nda, BİST’e kote firmalarda nakit dönüşüm süresinin 2026’nın ilk çeyreğinde 105 güne yükseldiği belirtiliyor. Raporda, nakit dönüşüm sürelerindeki uzamada 2022 yılından bu yana artan finansman maliyetleri, talep kompozisyonundaki değişim ve ticari vadelerdeki uzamanın etkili olduğuna dikkat çekiliyor. Bu tablo, şirketler açısından tahsilat ve ödeme döngüsünün doğru yönetilmesinin rekabet gücü üzerinde daha belirleyici hale geldiğini gösteriyor. Özellikle geniş bayi ve tedarikçi ağıyla çalışan yapılarda tahsilat süreleri, ödeme vadeleri ve farklı finansal kanalların aynı anda yönetilmesi, operasyonel sürdürülebilirlik açısından daha fazla önem kazanıyor. Şirketler bu nedenle dağınık finansal süreçleri tek merkezden izleyebilecekleri, nakit akışlarını daha öngörülebilir hale getirebilecekleri ve işletme sermayelerini daha verimli kullanabilecekleri yapılara yöneliyor. “Rekabet avantajı, nakit akışını ne kadar iyi yönettiğinizle belirleniyor” Mevcut ekonomik ortamda şirketler için finansal yönetimin odağının değiştiğine dikkat çeken Octet Türkiye Chief Revenue Officer (CRO) Fırat Uysal, şunları söyledi: “Finansman maliyetlerinin yüksek seyrettiği, ticari vadelerin uzadığı ve nakit dönüşüm süresinin şirketler için daha kritik hale geldiği bir dönemde temel mesele, mevcut kaynakların hangi hızda ve ne kadar öngörülebilir şekilde yönetilebildiği. Bugün rekabet avantajı; tahsilat süresini kısaltabilmekten, ödeme planlarını nakit akışına göre yapılandırabilmekten ve finansal akışı anlık olarak takip edebilmekten geçiyor. Nakit akışının görünür ve planlanabilir olması, şirketlerin likidite yönetimini güçlendirirken vade, finansman ve döviz pozisyonuna ilişkin kararlarını da daha sağlıklı almalarına yardımcı oluyor.” Şirketlerin geçmişte büyümeyi daha çok yeni kaynak arayışı üzerinden değerlendirdiğini belirten Uysal, bugün işletme sermayesinin etkin kullanımının çok daha stratejik hale geldiğini ifade etti. Uysal, “Şirketler artık büyümenin yanında bu büyümeyi sürdürülebilir kılacak finansal zemini güçlendirmeye de odaklanıyor. Bu noktada tahsilat, ödeme ve nakit akışı süreçlerinin birbirinden kopuk yapılarla değil, bütüncül bir sistem üzerinden yönetilmesi büyük önem taşıyor” dedi. Ödeme ve tahsilat süreçleri tek platformda buluşuyor TCMB tarafından lisanslanan ve denetlenen Octet Türkiye, B2B ödeme ve tahsilat süreçlerini tek platformda buluşturan altyapısıyla şirketlerin finansal operasyonlarını daha görünür, planlanabilir ve verimli şekilde yönetmelerine destek oluyor. Octet Türkiye’nin geliştirdiği altyapı; alıcıları, satıcıları ve finansal kurumları aynı platformda buluşturarak B2B ticaretin finansal süreçlerini sadeleştiriyor. Platform sayesinde şirketler, alacaklarını daha hızlı tahsil edebilirken ödeme planlarını kendi nakit akışlarına göre şekillendirebiliyor ve farklı banka ve ödeme araçlarını tek noktadan yönetebiliyor. Octet Platformu’nun Doğrudan Borçlandırma Sistemi (DBS), Tedarikçi Finansman Sistemi (TFS), Sanal POS ve farklı banka entegrasyonlarını tek çatı altında sunduğunu belirten Uysal, “Özellikle geniş bayi ve tedarikçi ağıyla çalışan şirketlerin finansal süreçlerini daha izlenebilir hale getiriyoruz. Bu yapı, operasyonel verimliliği artırırken şirketlerin vade, tahsilat ve ödeme kararlarını daha sağlıklı verilerle planlamasına da katkı sağlıyor” değerlendirmesinde bulundu. Finansal görünürlük, karar alma süreçlerini güçlendiriyor TCMB’nin Finansal İstikrar Raporu’nda likit aktif oranının 2023 yılından bu yana gerileyerek 2026’nın ilk çeyreği itibarıyla yüzde 18,7 seviyesinde gerçekleştiği belirtiliyor. Raporda, bu gerilemede sıkı finansal koşulların etkisiyle firmaların dış finansman yerine içsel kaynaklara yönelmesinin etkili olduğu değerlendiriliyor. Bu görünüm, şirketlerin mevcut kaynaklarını daha etkin kullanabilmesini ve finansal hareketlerini daha bütüncül takip edebilmesini daha önemli hale getiriyor. Octet Türkiye’nin sunduğu çözümlerin şirketlerin mevcut kaynaklarını daha etkin kullanmasına destek olduğunu belirten Uysal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Octet Türkiye olarak şirketlerin ödeme, tahsilat ve nakit akışı süreçlerini tek platform üzerinden yönetebilmelerini sağlıyoruz. Amacımız, işletmelerin mevcut işletme sermayelerini daha etkin kullanmalarına, finansal karar alma süreçlerini güçlendirmelerine ve sürdürülebilir büyüme hedeflerini daha sağlam bir finansal yapı üzerinde ilerletmelerine katkı sunmak. Şirketlerin tüm paydaşlarıyla aynı finansal zeminde buluşabilmesi, ticari döngüyü daha dengeli ve sürdürülebilir hale getiriyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Garanti BBVA Yatırım’dan 2026 Perspektifi Haber

Garanti BBVA Yatırım’dan 2026 Perspektifi

Türkiye tarafında ise dezenflasyon süreci ve reel faiz avantajı TL varlıkları destekliyor. Garanti BBVA Yatırım, 2026 yılına ilişkin strateji raporunu yayımladı. Küresel ekonomide değişen dengeler, yapay zekâ temalı yatırımların sorgulanma süreci, merkez bankalarının politika yönelimleri ve Türkiye’de devam eden dezenflasyon süreci, Garanti BBVA Yatırım Araştırma ve Yatırım Danışmanlığı ekibinin hazırladığı raporun temel konularını oluşturuyor. Uluslararası Piyasalar, Türkiye Ekonomisi, TL Varlıklar ve BIST Stratejisi konuları, 4 ana başlık şeklinde raporda yer alıyor. Garanti BBVA Yatırım Genel Müdürü Hülya Türkmen, Strateji Raporu ile ilgili şu açıklamayı yaptı: “Garanti BBVA Yatırım olarak Strateji Raporumuzu, uzun yıllardır yatırımcılarımıza değişen küresel ve yerel dinamikleri bütüncül bir bakış açısıyla sunmak amacıyla her yıl başında hazırlıyoruz. Makroekonomik görünümden sektör analizlerine, küresel temalardan Türkiye’ye özgü fırsat alanlarına kadar geniş bir perspektifte çalışıyor; güçlü araştırma altyapımız sayesinde müşterilerimizin yatırım kararlarını veriye dayalı ve disiplinli bir zeminde şekillendirmelerine katkı sağlıyoruz.” Küresel Piyasalar: Beklentiler Mercek Altında 2026 Strateji Raporu’nda, 2025’te fiyatlanan yapay zekâ temalı büyüme hikâyesinin 2026’da kârlılık ve nakit akışı üzerinden daha yakından test edileceği vurgulanıyor. Güçlü bilanço yapısına sahip, yatırım geri dönüşü netleşmiş şirketlerin ayrışabileceği belirtiliyor. Garanti BBVA Yatırım yatırımcılarına hem ABD hem de Avrupa için öngördüğü yatırım temalarını 2 ayrı model portföyde sunuyor: ABD model portföyünde teknoloji, enerji, sağlık ve sanayi sektörleri dengeli bir dağılımla öne çıkarken; Avrupa tarafında teknoloji ve sanayi şirketleri ağırlık kazanıyor. Merkez Bankaları ve Yeni Ticaret Düzeni Yüksek borç stokları ve tahvil faizleri, merkez bankalarını enflasyon ile finansal istikrar arasında zor bir dengeye itiyor. Jeopolitik gelişmeler ve ticaret anlaşmalarındaki değişimler ise küresel ticaret mimarisini yeniden şekillendiriyor. Rapora göre 2026’da para politikası adımları ve yeni ticaret dengeleri piyasa fiyatlamalarında belirleyici olacak. Türkiye: Dezenflasyon Süreci ve Reel Faiz Avantajı Türkiye tarafında ise sıkı para politikasının makro dengelerde iyileşme sağladığı, enflasyonda kademeli düşüş sürecinin devam ettiği belirtiliyor. Yıl sonunda enflasyonun %25 seviyesine gerilemesi, politika faizinin ise kademeli düşüşle %32 seviyesine inmesi bekleniyor. Kurdaki stabilitenin de etkisiyle TL tarafında reel faiz getirisinin cazibesini koruyacağı, yatırımcıların portföy dağılımlarında TL varlıkların artabileceği dile getiriliyor. BIST ve Sektörel Tercihler Garanti BBVA Yatırım, 2026 hisse stratejisini faiz indirim süreci, iç talepte dengelenme ve TL’nin reel değer kazanımının yavaşlayarak sürmesi temaları üzerine kuruyor. Bankacılık, GYO, havacılık ve perakende sektörleri öne çıkan alanlar arasında yer alıyor. Garanti BBVA Yatırım Araştırma ve Yatırım Danışmanlığı ekibi, derinlikli analiz altyapısı ve makrodan mikroya bütüncül yaklaşımı sayesinde yatırımcılarına değişen piyasa koşullarında uygun ürün ve varlık dağılımı önerileri sunmayı sürdürüyor. 2025 yılında model portföy performansının %27,5 getiriyle BIST endeksinin 11,3 puan üzerinde gerçekleşmiş olması, disiplinli ve dinamik analiz yaklaşımının somut sonuçlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2025 Yılında Akbank’tan Türk Ekonomisine 2 Trilyon 467 Milyar TL Kredi Desteği Haber

2025 Yılında Akbank’tan Türk Ekonomisine 2 Trilyon 467 Milyar TL Kredi Desteği

Yılın ikinci yarısına yaklaşırken hem yurt içinde hem de küresel ölçekte normalleşme süreci hız kazandı. Küresel risk iştahındaki artış ülke risk primlerinde belirgin düşüşleri beraberinde getirirken, yurt içinde gerileyen enflasyonla uyumlu olarak kademeli faiz indirimleri devam etti. Bu gelişmeler, iç ve dış finansman koşullarını iyileştirerek bankacılık sektörü açısından daha elverişli bir ortam oluşturdu. Akbank bu dönemde de ülke ekonomisini desteklemeyi sürdürdü.” “2025 yılında güçlü sermayemizle ekonomimize 2 trilyon 467 milyar TL kredi desteği sağladık” Gür, açıklamalarına şöyle devam etti, “2025 yılında ekonomimize sağladığımız kredi desteğini 1 trilyon 921 milyar TL’si nakdi olmak üzere toplam 2 trilyon 467 milyar TL seviyesine çıkardık. Toplam mevduatımız 2 trilyon 173 milyar TL’ye, aktiflerimiz ise 3 trilyon 559 milyar TL’ye ulaştı. Yüzde 19 düzeyinde gerçekleşen güçlü konsolide sermaye yeterlilik oranımızla, reel sektörün büyümesine ve gelişmesine destek olmayı sürdürdük. Bankamız bu yıl 19 milyar 525 milyon TL vergi gideri sonrası 57 milyar 224 milyon TL konsolide net kâr elde etti. Başarılı performansları için çalışma arkadaşlarıma ve bizlere duydukları güven için başta müşterilerimiz olmak üzere tüm paydaşlarımıza teşekkür ederim.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

1 Katrilyon Dolara Yaklaşan Ödeme Hacmi Dijital Finans Dönüşümünü Hızlandırıyor Haber

1 Katrilyon Dolara Yaklaşan Ödeme Hacmi Dijital Finans Dönüşümünü Hızlandırıyor

Uluslararası kurumlar ve küresel piyasalardan gelen verilerin, dijital finans alanındaki dönüşümün deneysel bir teknoloji evresini geride bırakarak ödeme sistemlerinden sınır ötesi para akışlarına, sermaye piyasalarından finansal güvenliğe uzanan bütüncül bir yeniden yapılanmaya dönüştüğünü ortaya koyduğunu belirten Vatansever, bu sürecin finansal altyapını çalışma mantığını yeniden tanımladığını vurguladı. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) değerlendirmeleri ve küresel piyasa verilerine göre, kripto varlıkların toplam piyasa değeri 2025 yılı itibarıyla 3,5 trilyon dolar seviyesini aşmış durumda bulunuyor. IMF, kripto varlık faaliyetlerinin artık yalnızca bireysel yatırımcıların değil; bankalar, ödeme kuruluşları, varlık yönetim şirketleri ve büyük ölçekli finansal kurumların bilanço yapıları, risk yönetimi süreçleri ve uzun vadeli stratejilerinin de bir parçası hâline geldiğine dikkat çekiyor. Bu tablo, kripto varlıkların finansal sistemin çevresinden merkezine doğru ilerlediğine işaret ediyor. Bu dönüşümün merkezinde sabit değerli kripto varlıklar yer alıyor. Reuters ve Bloomberg tarafından yayımlanan piyasa verilerine göre, bu varlıkların toplam piyasa değeri 2025 ortası itibarıyla 250 milyar dolar eşiğini aşarken, günlük işlem ve dolaşım hacimleri bazı dönemlerde 70–100 milyar dolar bandına ulaştı. IMF hesaplamaları, sabit değerli kripto varlıkların yıllık işlem hacminin 2024 yılında yaklaşık 23 trilyon dolar seviyesine çıktığını gösteriyor. Bu büyüklük, küresel ödeme altyapılarının neden yeniden ele alındığını da açık biçimde ortaya koyuyor. IMF’nin SWIFT verilerine dayanan analizleri ile Avrupa Merkez Bankası (ECB) değerlendirmeleri, toptan ve perakende işlemleri kapsayan küresel sınır ötesi ödeme hacminin 1 katrilyon dolar ölçeğine yaklaştığını ortaya koyuyor. Bu ölçek, mevcut ödeme sistemlerinin hız, maliyet ve şeffaflık açısından neden yapısal bir baskı altında bulunduğunu gösteriyor. Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS), sabit değerli kripto varlıklara ilişkin analizlerinde bu dönüşümün parasal boyutuna dikkat çekiyor. BIS’e göre bu varlıkların yüzde 99’dan fazlası ABD doları referanslı yapılardan oluşuyor. Finansal İstikrar Kurulu (FSB) ise sabit değerli kripto varlıkların büyümesinin ancak güçlü rezerv yapıları, şeffaf raporlama, düzenli denetim ve etkin düzenleyici gözetimle birlikte finansal istikrara katkı sağlayabileceğini vurguluyor. Sabit değerli kripto varlıklarla birlikte gerçek dünya varlıklarının tokenizasyonu da dijital finans dönüşümünün kritik başlıkları arasında yer alıyor. Dünya Ekonomik Forumu, Citi, Standard Chartered ve Bloomberg Intelligence gibi küresel kurumların analizleri; tahvil, fon, emtia, gayrimenkul ve karbon kredileri gibi varlıkların blokzincir altyapıları üzerinde dijital varlık birimleri hâline getirilmesinin piyasalarda erişimi genişletme, likiditeyi artırma ve işlem maliyetlerini düşürme potansiyeline sahip olduğunu ortaya koyuyor. Reuters’ın aktardığı projeksiyonlara göre, tokenlaştırılmış gerçek dünya varlıklarının toplam piyasa büyüklüğünün orta vadede trilyon dolar ölçeğine ulaşması öngörülüyor. Bu dönüşümün kamusal boyutunu merkez bankası dijital paraları oluşturuyor. Uluslararası takip çalışmalarına göre, dünya genelinde 130’dan fazla ülke merkez bankası dijital paralarına yönelik çalışmalar yürütüyor ve bu ülkeler küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 98’ini temsil ediyor. Halihazırda bazı ülkelerde merkez bankası dijital paraları sınırlı veya kontrollü biçimde kullanılırken, çok sayıda ülkede pilot uygulamalar devam ediyor. Dijital finans dönüşümünün ayrılmaz bir diğer boyutu ise dijital güvenlik ve siber riskler olarak öne çıkıyor. Uluslararası güvenlik kurumları ve düzenleyici otoritelerin raporları, kripto varlıklar ve dijital ödemelerle bağlantılı dolandırıcılık yöntemlerinde son yıllarda kayda değer artışlar yaşandığına işaret ediyor. Yapay zekâ destekli dolandırıcılık yöntemleri ve sentetik kimlikler, küresel ölçekte düzenleyici uyum ve veri paylaşımını daha kritik hâle getiriyor. Yapay zekâ, yalnızca risk alanında değil, finansal verimlilik tarafında da belirleyici bir rol üstleniyor. McKinsey, BIS ve küresel danışmanlık kuruluşlarının analizlerine göre, yapay zekâ destekli finansal otomasyon çözümleri operasyonel maliyetlerde yüzde 30–40 bandında düşüş potansiyeli sunuyor. Vatansever, kripto varlıklar, sabit değerli kripto varlıklar, merkez bankası dijital paraları ve gerçek dünya varlıklarının tokenizasyonunun artık geçici trendler olmadığını belirterek, uluslararası kurumlar ve küresel piyasalar tarafından ortaya konan verilerin dijital finans altyapısının kalıcı biçimde yeniden şekillendiğini gösterdiğini ifade etti. Vatansever Platformu ve Dijital Biz editoryal ekibi tarafından, IMF, BIS, FSB, ECB ve SWIFT verileri ile Reuters ve Bloomberg gibi uluslararası kaynakların rapor ve analizleri esas alınarak derlenen bu değerlendirmede, 2026 ve sonrasında dijital finans dönüşümünde belirleyici unsurun hızdan ziyade güven, düzenleyici uyum ve gerçek ekonomik değer üretimi olacağı vurgulandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

MKK Verilerine Göre Kayıtlı Yatırımcı Sayısı 37,47 Milyona Ulaştı Haber

MKK Verilerine Göre Kayıtlı Yatırımcı Sayısı 37,47 Milyona Ulaştı

Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından yayımlanan 2025 3. çeyrek verilerine göre Türkiye’de kayıtlı yatırımcı sayısı 37,47 milyona yükseldi. Aynı raporda bakiyeli yatırımcı sayısı 10,52 milyon olarak kaydedildi. Uzmanlar yatırımcı tabanının genişlemesinin olumlu olmakla birlikte portföy tercihlerindeki yoğunlaşmanın risk dağılımı ve sürdürülebilir yatırım davranışı açısından dikkatle ele alınması gerektiğini ifade ediyor. Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, yatırımcı sayısındaki artışın heyecan verici olduğunu; ancak finansal istikrar açısından yatırım davranışlarının aynı hızda gelişmesi gerektiğini belirtti. Vatansever, “Yatırımcı artışı tek başına başarı değildir. Nicel büyüme yaşanırken nitel büyüme aynı hızda ilerlemiyor. Portföy dağılımının sağlıklı gelişmemesi, uzun vadeli yatırımcı davranışı ve piyasa güveni açısından risk oluşturuyor.” dedi. Vatansever, özellikle yeni yatırımcı kitlesinde beklenti–ürün uyumsuzluğunun dikkat çektiğini vurguladı: “Yatırımcıların önemli bir kısmı kısa vadeli yüksek getiri beklentisiyle piyasaya giriş yapıyor ancak portföyler uzun vadeli disiplin gerektiren varlıklara ağırlık veriyor. Beklenti–ürün uyumsuzluğu kalıcılığı azaltıyor.” “İşlem hacmi büyüyor, aynı hızda büyümeyen şey insan kaynağı” Vatansever, finans ve kripto ekosisteminde dijitalleşmenin işlem hacmini artırdığını; buna karşın süreçleri yöneten kadroların aynı hızda genişlemediğini belirtti: “Hem finans hem kripto tarafında işlem hacmi büyüyor ancak bunu yöneten insan kaynağı aynı ölçüde genişlemiyor. Bu nedenle portföy yönetimi, risk yönetimi, yatırım danışmanlığı, operasyon ve uyum pozisyonları giderek daha kritik hâle geliyor.” SPL lisansları ve insan kaynağı standardı SPL–SPK ilişkisine değinen Vatansever, lisanslı kadroların finansal piyasaların kurumsallaşmasında rol oynadığını ifade etti: “Düzey 1, Düzey 3, Türev Araçlar ve Kurumsal Yönetim Derecelendirme lisansları, piyasada en sık talep edilen SPL lisansları arasında yer alıyor. SPL, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından yetkilendirilen lisanslama ve sicil sistemi olarak sermaye piyasasında standart oluşturuyor. Finans kuruluşlarında SPL lisansları mevzuat gereği önem taşırken, kripto varlık hizmet sağlayıcılarında da uyum ve risk yönetimi alanlarında bu tip yetkinliklere yönelik talebin arttığını gözlemliyoruz.” “Ekosistemin tamamında bilgi kapasitesi güçlenirse yatırımcı güveni ve ülke ekonomisi kazanır” Bu çerçevede Vatansever, finansal piyasaların sağlıklı gelişiminin yalnızca şirketlerde değil, ekosistemin tamamında bilgi ve uzmanlık kapasitesinin artmasıyla mümkün olabileceğini belirtti: “Yalnızca finans ve teknoloji şirketlerinde değil; ekosistemde inceleme, değerlendirme, gözetim ve yorum yetkisi taşıyan tüm profesyonellerde bilgi kapasitesinin güçlenmesi önemli. Kripto varlıklar gibi hızlı gelişen alanların daha doğru, daha objektif ve daha isabetli analiz edilmesi; yatırımcı güveni ve piyasa istikrarı için değer üretir.” Vatansever, sektör STK’larının bu sürece katkı sunma potansiyeli bulunduğunu da vurguladı: “Sektörde faaliyet gösteren STK’lar olarak bilgi paylaşımı, eğitim ve paydaşlar arası iletişimde köprü rolü üstlenmeye gönüllüyüz. Ortak aklın güçlenmesi, sektörün tamamının sağlığına hizmet ettiği gibi; yatırımcı güveninin artması ve piyasa istikrarının güçlenmesi yoluyla ülke ekonomisine de olumlu katkı sağlar.” “Kalıcı yatırımcıyı belirleyen şey dijital erişim değil, bilgi ve güven” Vatansever, yatırımcıların piyasadaki kalıcılığının doğru ve zamanında bilgiye erişimle ilişkili olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Dijitalleşme piyasaya giriş hızını artırıyor ancak uzun süre piyasada var olmayı belirleyen şey dijital erişim değil; bilgi, risk farkındalığı ve güven. Bilgi akışı kesildiğinde yatırımcıların piyasalardaki ömrü kısalıyor.” Uzmanlar, ürün çeşitliliğinin artırılması, risk dağılımının dengelenmesi ve finans ile kripto varlık ekosistemlerinde lisanslı insan kaynağı kapasitesinin güçlendirilmesinin yatırımcı güveni ve piyasa istikrarı açısından önem taşıdığını ifade ediyor.

TKYB, TIME’ın “Sürdürülebilir Büyümede En İyi Şirketler”  Listesinde Haber

TKYB, TIME’ın “Sürdürülebilir Büyümede En İyi Şirketler” Listesinde

Finansal performans ile çevresel ve sosyal etki kriterlerine göre belirlenen ve dünyanın önde gelen 500 şirketini kapsayan listede TKYB, bankacılık ve finansal hizmetler alanında Türkiye’yi en üst sırada temsil etti. Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB), TIME ve Statista iş birliğinde hazırlanan “World’s Best Companies for Sustainable Growth 2026” listesinde 30’uncu sırada yer alarak küresel ölçekte önemli bir başarıya imza attı. TIME ve Statista tarafından geliştirilen metodolojiyle belirlenen listedeki şirketler; gelir büyümesi, finansal istikrar, çevresel sürdürülebilirlik performansı olmak üzere üç temel kriter üzerinden değerlendiriliyor. Sıralamaya yalnızca çevresel verilerini şeffaf bir şekilde açıklayan şirketler dahil ediyor. Banka, bu üç başlıkta ortaya koyduğu güçlü performans seyri ile toplam 91.30 puan alarak dünya genelinde ilk 30 şirket arasında yer buldu. Dünyanın önde gelen uluslararası yayın kuruluşu TIME Dergisi tarafından en sürdürülebilir şirketler arasında yer almanın ve dünya çapında saygın bir endeks tarafından 30. sırada gösterilmenin büyük önem taşıdığını belirten Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü İbrahim Öztop, “Global ölçekte saygınlığı yüksek yayın kuruluşu olan TIME Dergisi tarafından sürdürülebilir büyüme alanında dünyanın en başarılı şirketleri arasında gösterilmekten ve Türkiye’de bankacılık ve finansal hizmetler sektöründe en yüksek puanı almaktan dolayı büyük gurur duyuyoruz. Bu başarı, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma vizyonuna katkılarımızın, etkin ESG risk yönetimimizin, etki odaklı çalışmalarımızın ve Kapsam 1-2-3 emisyonlarını uluslararası standartlarla uyumlu olarak doğrulatma ve şeffaf bir şekilde raporlama anlayışımızın bir yansımasıdır. Banka olarak istikrarlı bir şekilde finansal büyümemizi sürdürürken, çevresel ve sosyal etkiyi odağına alan kalkınma finansmanı modellerimizi daha da güçlendirmeye devam ediyoruz. Sorumlu bankacılık anlayışıyla Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi için 50 yılı aşkın süredir aralıksız çalışan bir kalkınma finansmanı kuruluşu olarak, ülkemizin küresel iş dünyasındaki konumunun güçlenmesine ve uluslararası görünürlüğünün artmasına katkı sağlamayı sürdüreceğiz” dedi.

TÜGİAD BURSA’da “Dünya ve Türkiye Ekonomisine” Yakından Bakış Haber

TÜGİAD BURSA’da “Dünya ve Türkiye Ekonomisine” Yakından Bakış

TÜGİAD Bursa Şubesi’nin geleneksel hale gelen “Ekonomi Buluşmaları” tüm hızıyla sürüyor. Üyelerinin yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, küresel ekonomik eğilimler, enflasyon ve faiz politikalarının olası etkileri, Türkiye’nin büyüme potansiyeli ve sektör bazlı fırsatlar üzerine önemli değerlendirmeler paylaşıldı. İş Bankası İktisadi Araştırmalar Birim Müdürü H. Erhan Gül, özellikle 2025-2026 döneminde finansal istikrar, yatırım ortamı ve dış ticaret dengesi konularında öngörülerde bulunarak katılımcılara güncel ekonomik veriler ışığında kapsamlı bir perspektif sundu. “CUMHURİYETİN İKİNCİ YÜZYILINDA ÜLKEMİZE DEĞER KATMAYA DEVAM EDİYORUZ” Selamlama konuşmasını gerçekleştiren TÜGİAD Bursa Şubesi Başkanı Selim Baykal, Cumhuriyetin 102. yılını büyük bir gururla kutladıklarını belirterek, “Türkiye İş Bankası iş birliğiyle çok değerli bir programda bir araya geldik. Başta TÜGİAD ailesinin kıymetli üyeleri olmak üzere, İş Bankası çalışanlarına ve tüm misafirlerimize katılımlarından dolayı teşekkür ediyorum. Cumhuriyetimizin 102 yılı dile kolay… Bu yüzyıl içinde ülkemiz büyük mücadelelerden geçti, çok önemli kazanımlar elde etti. Türkiye hiçbir dönemde kolay bir ülke olmadı; her zaman zorluklarla karşılaştı ama her defasında güçlenerek yoluna devam etti. Bizler de bu mirası geleceğe taşıyacak genç iş insanları olarak, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında ülkemize değer katmaya devam ediyoruz.” dedi. “AMERİKA’DAKİ HOUSTON ŞUBEMİZİ AÇTIK” TÜGİAD olarak ismimizin başında “Türkiye” ifadesini taşımanın sorumluluğunu hem yurt içinde hem yurt dışında büyük bir gururla üstlendiklerini ifade eden Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tüm şubelerimizle ülkemizin dört bir yanında iş fırsatlarını geliştirmek, üyelerimizin ticari ağlarını güçlendirmek için çalışıyoruz. Aynı zamanda yurt dışında da Türk iş insanlarını yeni pazarlara açmak için önemli adımlar atıyoruz. Bu yıl yurt dışı yapılanmamızda çok önemli gelişmeler yaşandı. Nisan ayında Çin Şubemizi, Ekim ayında ise Amerika’daki Houston Şubemizi açtık. Çin’de daha çok devlet kurumlarıyla ortak projelere odaklanırken, Houston’da tamamen farklı bir iş modeliyle ilerliyoruz. Houston’ı özellikle tercih etmemizin sebebi, sanayi yapısının Bursa’ya benzemesi ve üretim, lojistik, yatırım anlamında ciddi potansiyel taşıması. Teksas, hem Amerika içinde göç alan ve büyüyen bir eyalet olması hem de iş dünyasına sunduğu avantajlarla bizim için stratejik bir merkez niteliğinde.” “TÜRK İŞ İNSANLARINA YENİ KAPILAR AÇMAK İSTİYORUZ” Atılan adımlarla Türk iş insanlarını dünyada daha görünür kılmak ve onlara yeni kapılar açmak istediklerini ifade eden Baykal, “Önümüzdeki dönemde de bu vizyonla hareket edeceğiz. Ocak ayında Türk Cumhuriyetleri’nde benzer bir şubeleşme çalışmasına başlamayı planlıyoruz. Avrupa, Amerika, Çin ve Orta Asya gibi bölgelerde oluşturduğumuz yapılarla her biri kendi dinamiği içinde üyelerimize yeni fırsatlar sunacağız. Bizim hedefimiz, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında da üretimi, ihracatı ve girişimciliği güçlendirerek Türkiye’yi global iş dünyasında hak ettiği noktaya taşımak. Bayrağımızı hem yurt içinde hem de yurt dışında gururla dalgalandırmaya devam edeceğiz.” diyerek sözlerini tamamladı. GÜL, “MERKEZ BANKALARI FAİZ İNDİRİMİNE TEMKİNLİ YAKLAŞIYOR” Program, İş Bankası İktisadi Araştırmalar Birim Müdürü H. Erhan Gül’ün sunumu ile devam etti. Dünya ekonomisi ile ilgili değerlendirmelerde bulunan H. Erhan Gül, “Küresel ekonomi pandemi, tedarik zinciri, enerji krizi, yüksek enflasyon ve yüksek faiz ortamından çıkmaya çalışıyor” dedi. Gül sözlerine şöyle devam etti: “ABD ekonomisi özellikle iş gücü piyasasındaki güçlü seyir ve tüketim harcamalarının etkisiyle resesyona girmeden yumuşak iniş gerçekleştirdi. Avrupa’da büyüme oldukça zayıf kaldı, özellikle Almanya sanayi üretimindeki düşüşle dikkat çekti. Küresel enflasyon düşme eğiliminde ancak hizmet enflasyonu hâlâ katı. Merkez bankaları faiz indirimine temkinli yaklaşıyor.” “ENFLASYON YÜKSEK SEVİYELERDE KALACAK” H. Erhan Gül, Türkiye ekonomisindeki gelişmelere ilişkin olarak ise, “Yılın ilk yarısında iç talep oldukça güçlüydü. Sıkı para politikası adımlarıyla birlikte kredi büyümesinde yavaşlama görüldü. İthalatın gerilemesi ve ihracatın artışıyla cari dengede iyileşme başladı. Döviz rezervlerinde artış eğilimi devam ediyor. Kur tarafında daha istikrarlı bir seyir izleniyor. Enflasyon yılın son çeyreğinde baz etkisiyle düşüşe geçecek ancak hâlâ yüksek seviyelerde kalacak” değerlendirmesinde bulundu. “FİNANSAL İSTİKRAR GÜÇLENİYOR” Konuşmasında finansal istikrara da değinen Gül, “Risk primi ve enflasyon beklentilerinde gerileme yaşanıyor. Yabancı sermaye girişlerinin artmasıyla birlikte finansal istikrar güçleniyor. Türkiye ekonomisi dengelenme sürecinde, büyüme kompozisyonu daha sağlıklı bir yapıya evriliyor” dedi. Programda ayrıca, küresel risklerin özellikle jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatları kaynaklı olarak yakından izlenmesi gerektiği vurgulandı. H. Erhan Gül, “Ekonomi politikalarında öngörülebilirlik ve istikrarın korunması, fiyat istikrarının kalıcı hale gelmesi için kritik önemde” diyerek konuşmasını tamamladı. Konuşmaların ardından, soru cevap kısmına geçildi. Program, hediye takdimi ve toplu fotoğraf çekimi ile son buldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.