Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Finansal Risk

Kapsül Haber Ajansı - Finansal Risk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Finansal Risk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İklim Değişikliği ve Çevresel Risklerin Yönetiminde Parametrik Sigortalar Öne Çıkacak Haber

İklim Değişikliği ve Çevresel Risklerin Yönetiminde Parametrik Sigortalar Öne Çıkacak

Parametrik sigortalar bu noktada öne çıkıyor. Bu modelde ödeme, klasik hasar tespit sürecinden bağımsız olarak, önceden belirlenen bir tetikleyici gerçekleştiğinde devreye giriyor. Örneğin belirli bir yağış seviyesi, sıcaklık eşiği, kuraklık endeksi veya rüzgâr hızı aşıldığında ödeme yapılabiliyor. Bu yapı, özellikle tarım, enerji, turizm, lojistik ve altyapı yatırımları için hızlı nakit akışı sağlayabilir” dedi. Türkiye 9-26 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek BM İklim Zirvesi COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, sürdürülebilirlik, iklim değişikliği ve çevresel sorumluluk alanında dünyada önemli gelişmelere de imza atılıyor. İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik, kurumsal ve sosyal alanda artık kritik bir noktaya ulaşmış durumda. Araştırmalar da söz konusu risklerin çok ciddi bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Swiss Re verilerine göre doğal afet kaynaklı sigortalı kayıplar 2024’te 137 milyar dolar oldu; 2025 için ise bu kayıpların 145 milyar dolara yaklaşabileceği öngörülüyor. Bu tablo, iklim riskinin artık istisnai değil, düzenli yönetilmesi gereken bir finansal risk olduğunu gösteriyor. Türkiye’de de Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) ile sürdürülebilirlik raporlamasının yasal zemine oturması, şirketleri iklim risklerini ölçmeye ve daha şeffaf yönetmeye yönlendiriyor. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; bu süreç sigorta talebini de dönüştürecek. Artık şirketler yalnızca varlıklarını değil; karbon hedeflerini, enerji verimliliği yatırımlarını, tedarik zincirlerini ve itibar risklerini de güvence altına almak isteyecek. Tarım, enerji, turizm ve altyapı yatırımlarında önemli Murat Çiftçi, “Türkiye’de sürdürülebilirlik odaklı sigortaların yaygınlaşmasını hızlandıracak en kritik başlık, risklerin daha görünür ve ölçülebilir hale gelmesi olacak. İklim kaynaklı afetler, enerji dönüşümü, karbon düzenlemeleri ve tedarik zinciri baskıları şirketlerin risk algısını değiştiriyor. İklim risklerinin artmasıyla birlikte üç ürün kategorisinin öne çıkacağını düşünüyoruz: parametrik sigortalar, iklim kaynaklı iş durması teminatları ve çevresel sorumluluk çözümleri. Parametrik sigortalar bu noktada öne çıkıyor. Bu modelde ödeme, klasik hasar tespit sürecinden bağımsız olarak, önceden belirlenen bir tetikleyici gerçekleştiğinde devreye giriyor. Örneğin belirli bir yağış seviyesi, sıcaklık eşiği, kuraklık endeksi veya rüzgâr hızı aşıldığında ödeme yapılabiliyor. Bu yapı, özellikle tarım, enerji, turizm, lojistik ve altyapı yatırımları için hızlı nakit akışı sağlayabilir” dedi. Şirketler de bütüncül çözümlere odaklanıyor Munich Re, 2024’te doğal afetlerin sigorta piyasası için ağır bir yıl olduğunu ve sigortalı kayıpların 140 milyar dolar seviyesine ulaştığını belirtiyor. Rapora göre hava olayları, özellikle fırtına, sel ve yangınlar hasarlarda belirleyici hale geldi. Kurumsal şirketlerin de artık sürdürülebilirliği yalnızca sosyal sorumluluk başlığı olarak görmediğini belirten Murat Çiftçi, “Bu konu finansmana erişim, yatırımcı ilişkileri, tedarik zinciri yönetimi ve marka itibarıyla doğrudan bağlantılı hale geldi. Bu nedenle sigorta talepleri de değişiyor. Şirketler artık yalnızca fabrika, makine, bina veya araçlarını sigortalamak istemiyor; enerji verimliliği yatırımlarını, yenilenebilir enerji projelerini, karbon azaltım hedeflerini, iklim kaynaklı iş kesintilerini ve çevresel sorumluluklarını da kapsayan daha bütüncül çözümler arıyor. IBS olarak bu dönüşüme klasik poliçe mantığıyla değil, risk danışmanlığı yaklaşımıyla yanıt veriyoruz. Önce şirketin faaliyet alanını, iklim hassasiyetini, tedarik zincirini, enerji kullanımını ve regülasyon yükümlülüklerini analiz ediyoruz. Ardından buna uygun sigorta ve reasürans kapasitesini yapılandırıyoruz” diye konuştu. Enerji verimliliğine yönelik ürünler öne çıkacak Murat Çiftçi, yeşil enerji, döngüsel ekonomi ve karbon nötr hedeflerine yönelik çözümler için de şunları söyledi: “Yeşil enerji yatırımları büyüdükçe güneş, rüzgâr, batarya depolama, hidrojen, biyokütle ve enerji verimliliği projelerine özel sigorta çözümleri daha fazla gündeme gelecek. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın güncel verilerine göre Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 2026 itibarıyla 125.000 MW seviyesini aşarken, bunun yaklaşık %62’si yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Güneş ve rüzgâr enerjisinin toplam kurulu güç içindeki payı ise %33 seviyesinin üzerine çıkarak 40.000 MW’ı aşmış durumda. Yalnızca 2025 yılında devreye alınan yaklaşık 8.200 MW’lık yeni kapasite, bu dönüşümün hızını net biçimde ortaya koyuyor. Bu büyüme sigorta tarafında yeni bir uzmanlık alanı ve daha gelişmiş risk yönetimi yaklaşımını zorunlu hale getiriyor. Bu alanda öne çıkacak ürünler arasında yenilenebilir enerji santrali performans teminatları, üretim kaybı sigortaları, batarya yangın riskine özel çözümler, karbon kredisi risklerine yönelik teminatlar ve çevresel sorumluluk poliçeleri bulunuyor. Döngüsel ekonomi tarafında ise geri dönüşüm tesisleri, atık yönetimi, yeniden kullanım ve kaynak verimliliği projeleri için hem yangın hem çevresel sorumluluk hem de iş durması teminatlarının daha özel kurgulanması gerekecek.” İstisnai olaylar yaygın riskler olarak değerlendiriliyor İklim kaynaklı afetlerin maliyeti arttıkça reasürans piyasasının da daha seçici, daha veri odaklı ve daha disiplinli bir fiyatlama yaklaşımına geçtiğinin altını çizen Murat Çiftçi, “Eskiden bazı iklim olayları istisnai kabul edilebiliyordu. Bugün ise sel, dolu, fırtına, kuraklık ve yangın gibi riskler birçok bölgede düzenli hasar üreten başlıklar haline geldi. Swiss Re, doğal afet kaynaklı sigortalı kayıpların son yıllarda reel olarak yıllık %5–7 bandında büyüdüğünü belirtiyor. Bu, reasürörlerin risk seçimi, kapasite kullanımı ve fiyatlama disiplinini doğrudan etkiliyor. Bu değişim yeni ürünleri de şekillendiriyor. Reasürans kapasitesine erişmek isteyen şirketlerin artık daha iyi veri sunması, tesis bazlı risk analizlerini güçlendirmesi, önleyici tedbirlerini belgeleyebilmesi ve iklim senaryolarını daha net ortaya koyması gerekiyor. Sigorta piyasasında iyi risk ile zayıf risk arasındaki fiyat farkı daha belirgin hale gelecek” dedi. Elektrikli araç sigortalarında basitlik ve anlaşılırlık önemli Murat Çiftçi, bireysel tarafta sürdürülebilirlik temelli sigortalar yaygınlaşması için üç unsurun önemli olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Bunlar ürünün anlaşılır olması, fiyat avantajı sunması ve günlük hayatla doğrudan bağlantı kurması. Elektrikli araç sigortaları bu açıdan iyi bir örnek. Türkiye’de elektrikli otomobil satışları hızla büyüyor. ODMD’nin 2025 verilerine göre elektrikli otomobil satışları 166.665 adede ulaşarak otomobil pazarından %17,8 pay aldı. Bu büyüme yalnızca kasko ürünlerini değil; batarya teminatı, şarj ekipmanı, ev tipi şarj ünitesi, yolda enerji desteği ve ikinci el batarya değerleme gibi yeni ihtiyaçları da gündeme getiriyor. Benzer şekilde yeşil konut sigortaları, enerji verimli bina teminatları, güneş paneli sigortaları ve düşük karbonlu yaşamı teşvik eden ürünler de önümüzdeki dönemde daha fazla konuşulacak. Burada kritik nokta, sürdürülebilirlik kavramını karmaşık bir çerçeveden çıkarıp tüketicinin hayatına dokunan somut faydalara dönüştürmek.” Yapay zeka ile doğru ve önceden tahmin edilebilirliğe katkı “Sürdürülebilirlik sigortalarının geleceği veriyle şekillenecek” diyen Murat Çiftçi, şöyle devam etti: “Çünkü iklim riski artık geçmiş hasar verisine bakılarak tek başına fiyatlanabilecek bir risk değil. Geleceğe dönük iklim senaryoları, coğrafi konum, tesis yapısı, enerji kullanımı, tedarik zinciri ve operasyonel dayanıklılık birlikte analiz edilmeli. Yapay zekâ ve iklim modellemeleri burada sigorta sektörüne üç alanda katkı sağlayacak: Birincisi, riskin daha doğru ölçülmesi. İkincisi, kişiye veya kuruma özel fiyatlama yapılabilmesi. Üçüncüsü, hasar oluşmadan önce önleyici uyarı mekanizmalarının kurulması. Örneğin sel riski yüksek bir bölgede bulunan tesis için yalnızca poliçe fiyatı değil; drenaj altyapısı, erken uyarı sistemi, stok konumlandırması ve acil durum planı da değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, sigortayı pasif bir güvence olmaktan çıkarıp aktif bir dayanıklılık ve risk yönetimi aracına dönüştürür.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Verimliliği Artık Güvenlik Meselesi Haber

Enerji Verimliliği Artık Güvenlik Meselesi

Savaşlar, enerji krizleri ve küresel tedarik zincirindeki kırılmalar, sürdürülebilirlik kavramının çerçevesini değiştiriyor. Altensis Yönetici Ortağı Dr. Emre Ilıcalı, artık enerji verimliliğinin yalnızca çevresel bir tercih değil; ekonomik dayanıklılık, enerji güvenliği ve rekabet gücü açısından stratejik bir zorunluluk haline geldiğine vurgu yapıyor. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’da yaşanan enerji krizinin bu dönüşümü hızlandırdığını aktaran Ilıcalı, enerji güvenliği ile sürdürülebilirliğin artık birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirtti. Ilıcalı, “Doğal gaz fiyatlarının kısa sürede birkaç katına çıkması, ülkelerin enerji bağımlılığının ne kadar büyük bir ekonomik risk oluşturduğunu ortaya koydu. Avrupa Birliği’nin REPowerEU programını hızlandırmasının temel nedeni de buydu. Çünkü enerji verimliliği artık sadece çevresel bir tercih değil, ekonomik ve jeopolitik bir güvenlik meselesi haline geldi” dedi. “Sürdürülebilir olmayan yapılar hızla değer kaybedecek” Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre binaların küresel enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturduğunu hatırlatan Ilıcalı, yapı sektöründeki dönüşümün ertelenemez hale geldiğini söyledi. Sürdürülebilir olmayan yapıların artık yalnızca çevresel değil finansal riskler taşıdığını vurgulayan Ilıcalı, “Yeşil olmayan bir bina daha yüksek işletme maliyeti, daha yüksek dışa bağımlılık ve daha yüksek finansal risk anlamına geliyor. Özellikle enerji fiyatlarının bu kadar volatil olduğu bir dönemde verimsiz yapılar çok hızlı bir şekilde ekonomik değer kaybetmeye başlıyor” ifadelerini kullandı. Avrupa’daki birçok yatırım fonunun düşük enerji performansına sahip binaları artık “portföy riski” olarak değerlendirdiğini belirten Ilıcalı, benzer dönüşümün Türkiye’de de hızlanacağını söyledi. “Karbon maliyetini yönetemeyen rekabet gücünü kaybedecek” Türkiye’nin Avrupa ile yüksek ticaret hacmi nedeniyle dönüşümden doğrudan etkilenmeye başladığını belirten Ilıcalı, Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (CBAM) özellikle sanayi şirketleri açısından kritik sonuçlar doğuracağını ifade etti. Emre Ilıcalı, “Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 40’ı Avrupa Birliği ülkelerine yapılıyor. Bu nedenle karbon artık yalnızca teknik değil, doğrudan ticari bir konu haline geldi. Karbon maliyetini yönetemeyen üreticiler rekabet gücü kaybedecek” dedi. Özellikle çimento, demir-çelik ve alüminyum gibi karbon yoğun sektörlerde enerji verimliliği yatırımlarının artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu belirten Ilıcalı, yatırımcıların da projeleri yalnızca bugünkü getirilerine göre değerlendirmediğini söyledi. Bu konuda Emre Ilıcalı, “Bugün yatırımcılar artık şu sorulara bakıyor: Bu yapı 15 yıl sonra regülasyonlara uyumlu olacak mı? Enerji maliyetlerini yönetebilecek mi? Aşırı hava olaylarına karşı dayanıklı mı? Finansman dünyasında kriterler hızla değişiyor” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

GEA’dan Sürdürülebilir Mühendislikte %60 Hedefi Haber

GEA’dan Sürdürülebilir Mühendislikte %60 Hedefi

GEA Türkiye Genel Müdürü İlker Damar, günümüzde mühendislik çözümlerinin çevresel, ekonomik ve toplumsal etkileriyle birlikte ele alındığı sürdürülebilir mühendislik kavramının yükselişte olduğunu belirterek, “Biz de sürdürülebilirliği büyüme ve karlılık stratejilerinden ayrı bir hedef olarak ele almıyoruz. Müşterilerimiz için sürdürülebilirliği bir maliyet kalemi olmaktan çıkarıp, rekabet avantajı yaratan bir performans unsuruna dönüştürüyoruz. Bugün itibarıyla GEA Grup cirosunun yaklaşık olarak yüzde 45’i, enerji, su ve diğer kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlayan sürdürülebilir çözümlerden oluşuyor. Hedefimiz, 2030 itibarıyla bu oranı yüzde 60’ın üzerine taşımak…” dedi. Müşterileri açısından değer önerilerinin operasyonel süreklilik, öngörülebilirlik ve uzun vadeli performans olarak üç temel başlıkta şekillendiğine vurgu yapan Damar, açıklamalarına şöyle devam etti: “Sürdürülebilir mühendislik çözümlerimiz; enerji tüketimini düşüren, emisyonları azaltan ve üretim verimliliğini artıran sistemler sunarken, dijital izleme ve kestirimci bakım platformlarımız sayesinde tesisler daha şeffaf ve yönetilebilir hale geliyor. Dijital ikizler, bulut bağlantılı ekipmanlar ve veri analitiği destekli servis modelleriyle müşterilerimiz plansız duruş risklerini azaltıyor, bakım bütçelerini kontrol altına alıyor ve yatırım kararlarını veriye dayalı şekilde alabiliyor. Bu da özellikle dalgalı piyasa koşullarında operasyonel dayanıklılığı güçlendiren kritik bir avantaj sağlıyor.” Enerji verimliliği yatırımlarında geri dönüş süresi 18–36 ay GEA projelerinde enerji ve kaynak verimliliği yatırımlarının geri dönüş süresi, sektör ve uygulama alanına bağlı olmakla birlikte, çoğunlukla 18 ila 36 ay arasında gerçekleşiyor. Dijital optimizasyon, proses entegrasyonu ve atık ısı geri kazanımı gibi çözümler söz konusu olduğunda bu süre daha da kısalabiliyor. Özellikle dijital servislerle desteklenen tesislerde, yalnızca enerji maliyetlerinde değil; bakım, duruş ve ürün kaybı gibi dolaylı maliyetlerde elde edilen tasarruflar, toplam yatırım geri dönüşünü hızlandıran önemli unsurlar olarak öne çıkıyor. Artan maliyet baskılarının şirketleri dönüştürdüğünü belirten Damar, şunları söyledi: “Enerji verimliliği artık isteğe bağlı bir yatırım değil, finansal risk yönetiminin bir parçası. Artan enerji fiyatları ve regülasyon baskıları, şirketleri hızlı geri dönüş sağlayan projelere yönlendiriyor. Biz de enerji etütleri, yaşam döngüsü maliyet analizleri ve performans bazlı servis modelleriyle yatırım kararlarını daha öngörülebilir hale getiriyoruz.” Türkiye, yüksek dönüşüm potansiyeline sahip stratejik bir pazar Türkiye’nin GEA açısından güçlü sanayi altyapısı ve yüksek dönüşüm potansiyeliyle stratejik bir Pazar olduğunun da altını çizen İlker Damar, “GEA Türkiye olarak önceliğimiz, uluslararası Mission 30 hedeflerini yerel ihtiyaçlara uyarlayarak; ölçülebilir, uygulanabilir ve hızlı etki yaratan çözümler sunmak. Dijital izleme, uzaktan destek ve kestirimci bakım hizmetlerimizi yaygınlaştırırken; enerji ve su verimliliği yüksek ekipman kurulumları ve mevcut tesislerin modernizasyonuna odaklanıyoruz. Yerel mühendislik ve servis gücümüzle müşterilerimize yalnızca teknoloji değil, uzun vadeli operasyonel ortaklık sunuyoruz” diye konuştu. Regülasyonlar yeni fırsatlar sunuyor Günümüzde regülasyonlar, sanayi şirketleri için yalnızca bir uyum konusu olmaktan çıkıp, iş modellerini dönüştüren stratejik bir itici güç haline geliyor. Karbon raporlaması, enerji verimliliği standartları ve çevresel performans kriterleri, tesis yatırımlarından günlük operasyonlara kadar geniş bir etki alanı yaratıyor. GEA’nın müşterilerini bu dönüşümde de yalnız bırakmadığını dile getiren Damar, “Emisyon azaltan teknolojiler, dijital raporlama altyapıları ve uyumlu tasarım çözümleriyle müşterilerimizin bu sürece hazır olmasını sağlıyoruz. Amacımız, regülasyonları bir yük olmaktan çıkarıp rekabet avantajına dönüştürmek” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ege İhracatçı Birlikleri’nden 2025 Değerlendirmesi: “Bu Yıl Büyüme Değil, Dayanıklılık Yılıydı”  Haber

Ege İhracatçı Birlikleri’nden 2025 Değerlendirmesi: “Bu Yıl Büyüme Değil, Dayanıklılık Yılıydı” 

Küresel belirsizliklere rağmen 18,5 milyar dolar ihracat gerçekleştiren Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), 2026 için “bekleme değil, üretim ve ihracat zamanı” mesajı verdi. 2025 yılında ihracat rakamları geçtiğimiz seneki seviyeyi korurken, sahadaki gerçekliğin çok daha zorlu olduğuna işaret eden Ege İhracatçı Birlikleri, Sektörel Değerlendirme Toplantısında ihracatçının karşı karşıya kaldığı maliyet baskısını, kârlılık erozyonunu ve finansmana erişimde yaşanan sıkıntıları masaya yatırdı. Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, 2025’te dünya ekonomisinin, “ılımlı ama kırılgan büyüme” ve yüksek jeopolitik/finansal risklerin birlikte seyrettiği bir yıl görünümünde olduğunu söyledi. “Ne sert bir resesyon ne de güçlü bir sıçrama ekonomik büyümede yaşandı. Büyüme oranları tarihsel ortalamaların altında kalırken, enflasyonun çoğu büyük ekonomide kademeli olarak gerilediğini gördük, fakat bu durum hala tamamen çözülmüş değil. Faizlerdeki kademeli düşüş, özellikle 2024’te baskılanan özel talep ve yatırımlar için kısmi destek sağlarken, borçlanma maliyetleri hâlâ pandemi öncesine göre yüksek kalıyor. Artan korumacılık ve ticaret bariyerleri, küresel ticaret hacmini baskılıyor; 2025 ve sonrasında ticaret politikası belirsizliğinin yüksek seyretmesi bekleniyor.” Emek yoğun sektörlerdeki ihracatçılarımız Mısır gibi ülkelere üretimlerini taşıdı Euro bölgesine ihracat yapan sektörlerde artış görülürken, USD cinsi ihracat yapan sektörlerini daha zorlandığı bir yıl olduğunun altını çizen Eskinazi sözlerine şöyle devam etti: “2025 yılı, ihracatçılarımız açısından şirket kârlılığının azaldığı bir yıl oldu. Artan üretim maliyetleri ve finansmana erişimdeki maliyet sorunları nedeniyle birçok firmamızın 2025 yılında da yurtdışı borçlanmaya devam ettiğini gördük. Bu da olası döviz şoklarında ciddi finansal risk ve kırılganlık oluşturmaktadır. 2025 yılı, tekstil ve hazır giyim bazı emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçılarımızın; Mısır gibi enerji ve işgücü maliyetlerinin nispeten düşük olduğu ülkelere üretimlerini taşımaya devam ettikleri bir yıl oldu. Hazır giyim ve tekstil sektörü, 2025 yılında ciddi istihdam kaybı yaşadı.” İthalata bağımlılık artıyorsa, bu durum uzun vadede katma değerin yurt dışına transferidir Başkan Eskinazi, Türkiye'nin ihracatının yüksek ithal girdi bağımlılığı nedeniyle katma değeri düşük kalmakta ve dış ticaret açığını beslemekte olduğuna değindi. “Özellikle imalat sanayinde ara malların %60-70'i ithal edilerek ihracat üretimi yapılmaktadır. Bu yapısal sorun, döviz rezervlerini eritmekte ve ekonomik kırılganlığı arttırmaktadır. Bu tablo iki temel gerçeği aynı anda ortaya koymaktadır: Birincisi Türkiye’de ana sanayinin üretim hacmi ve çeşitliliğinin arttığı, İkincisi bu üretimi besleyen yerli tedarik zincirinin aynı hızda güçlenemediği gerçeğidir. Ana sanayi büyürken yan sanayide ithalata bağımlılık artıyorsa, bu durum uzun vadede katma değerin yurt dışına transferi anlamına gelir.” Bu ihracat hangi maliyetle, hangi kârlılıkla ve ne kadar sürdürülebilir şekilde yapılmıştır? Sahadaki üretim ve ithalat verilerinin bu hedeflerle uygulama arasındaki gerilimin açıkça ortada olduğunu vurgulayan Jak Eskinazi şu değerlendirmelerde bulundu: Bu tablo, sanayi ve tarımda teknolojik yenilenmenin ve verimlilik yatırımlarının daha da ötelenmesi anlamına gelmektedir. Yatırım yapılmayan her yıl, rekabet gücünde kalıcı kayıp riskini artırmaktadır. Ancak burada altını çizmek isterim ki: Toplam ihracat rakamı, sahadaki gerçekliği tek başına anlatmaya yetmemektedir. Bugün asıl sorulması gereken soru şudur: Bu ihracat hangi maliyetle, hangi kârlılıkla ve ne kadar sürdürülebilir şekilde yapılmıştır? Birçok sektör için 2025 yılı, bir büyüme yılı değil; ayakta kalma, direnme ve uyum sağlama yılı olmuştur.” Parite etkisi olmasaydı, muhtemelen EİB ihracatı 2024’e göre daha düşük olacaktı Başkan Eskinazi, Ege İhracatçı Birlikleri’nin 2025 yılı ihracatının 18 milyar 505 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini açıkladı. “Artış gösteren sektörlerimiz: Hububat, Bakliyat ve Yağlı Tohumlar, Demir ve Demir Dışı Metaller, Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller, Tütün, Maden. Bazı sektörler maliyet baskısına rağmen üretimi sürdürmüş, bazı sektörler ise kârlılığı korumak adına bilinçli daralma yaşamıştır. Yıllık bazda parite artışı ortalama % 6 olmuştur. İhracatımızın yaklaşık %45’nin Euro bölgesine olduğunu düşünürsek, 2025 yılındaki ihracatımızın 2024 yılına göre fazla olmasında artışın yaklaşık %2,7’si parite etkisinden kaynaklanmaktadır. EİB’nin 2025 yılı toplam ihracatı 2024 yılına göre %1 oranında artmasına karşın, bunu parite etkisinden arındırdığımızda aslında ihracatımız 2025 yılında 2024 yılına göre %1,7 oranında azalmıştır. Parite etkisi olmasaydı, muhtemelen EİB ihracatı 2024’e göre daha düşük olacaktı.” Bu krizi kalıcı hale getirmemeliyiz 2022–2025 dönemindeki konkordato rakamlarının reel sektördeki bozulmanın hızını net biçimde ortaya koyduğunu söyleyen Başkan Eskinazi, “2022’de yaklaşık 1.587, 2023’te 1.516 olan konkordato başvuru sayısı, 2024’te 3.497’ye çıkarak bir yılda yaklaşık %130 artış göstermiştir; 2025’te ise henüz yıl tamamlanmadan, sadece ilk 9 ayda 4.424 dosya açılarak 2024’ün tamamı aşılmıştır. 2025 verileri, mevcut politika ve finansman koşulları değişmediği sürece geçici değil, kalıcı bir krize doğru ilerliyoruz. Bu krizi kalıcı hale getirmemeliyiz. Tekstil sektörümüzü de değerlendirdiğimde 2025 yılında tekstil ve hammaddeleri ihracatı 9,4 milyar dolar olurken, bölgemiz 452 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmiştir.” dedi. 2026, birçok sektör için dayanıklılığın zorlandığı bir yıl olmaya devam edecektir Jak Eskinazi, Türkiye’nin en büyük sorununun öngörülebilirliğin zayıflaması olduğunu ve öngörülebilirliğin olmadığı yerde uzun vadeli plan yapılamayacağını, yatırımın erteleneceğini, riskin alınamayacağına değindi. “2026 yılına girerken şuna inanıyoruz: Üretimi merkeze alan, uzun vadeyi ödüllendiren, risk alanı koruyan ve sanayiyi güçlendiren bir yaklaşım mümkün ve gereklidir. Aksi halde 2026, birçok sektör için dayanıklılığın zorlandığı bir yıl olmaya devam edecektir. İhracatçının 2026 yılında kurdan dolayı yurtdışı satış gelirlerinde enflasyon üzerinde bir artış beklemiyoruz. Karlılık için, üretim maliyetlerini düşürmek yine burada tek seçenek olarak kalıyor. Makro ihtiyati tedbirlerde bir gevşemeyi henüz görmemekle birlikte, kredi kanallarında bir rahatlama da beklemiyoruz. USD bazında kredi kullanımının 2026 yılında da devam edeceğini düşünüyoruz. Emek yoğun sektörlerdeki sıkıntıların devam edeceğini öngörüyoruz. Biz Ege İhracatçı Birlikleri olarak; Sorunları görmezden gelen değil, sahadaki gerçekleri dile getiren bir duruşu benimsiyoruz. İhracatçımız bugüne kadar büyük fedakârlıklar yaptı. Ancak bu fedakârlığın sürdürülebilir politikalarla desteklenmesi artık zorunludur.” 2025 yılında da 2 milyar 591 milyon dolarlık ihracat yaptık Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Demir Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Ertan, “Yüksek enerji maliyetleri ve diğer girdilerin olumsuzlukları sebebiyle Uzakdoğu’daki çelik üreticileriyle Avrupa pazarlarında boy ölçüşemez hale geldik. Avrupa'daki yüzde 45 olan pazar payımız yüzde 31'lere kadar geriledi. Her ne kadar yoğun çaba sarf etsek de 2023 yılı bizim için çok zorlu, sıkıntılı bir yıl olarak geçti. Başlıca rakiplerimiz Çin, Vietnam, Güney Kore, Malezya, Endonezya gibi ülkeler bizi Avrupa pazarlarında ve diğer pazarlarda rekabetçilik açısından çok sıkıntılı bir sürece soktular. 2025 yılında geçtiğimiz 3 yıla nispeten daha iyi bir yıl geçirdik. 2024 yılında 2 milyar 351 milyon dolarlık ihracat yapmıştık. 2025 yılında da 2 milyar 591 milyon dolarlık ihracat yaptık. İki yıl arasındaki geçen yılla bu yıl arasındaki ihracat artışımız %10'lara tekabül ediyor. Türkiye genelinde de 16,5 milyar doları çelik, 13,3 milyar doları demir ve demir dışı mamuller olmak üzere 29,8 milyar dolar ihracat gerçekleştirdik.” dedi. Başkan Ertan, “Türkiye dünyanın 7. büyük demir çelik üreticisi. Avrupa'nın da en büyük demir çelik üreticisi. Bizden sonra Almanya geliyor Avrupa'da. Başlıca ihracat pazarlarımız Almanya, Fas, İtalya, Birleşik Krallık, Mısır, Bulgaristan, Fransa, İspanya, Romanya, Yemen, Yunanistan, Hollanda gibi ülkeler. Bunun yanı sıra Rusya, Ukrayna, Kuzey Afrika, Mısır, Fas, Güney Amerika'ya yoğun ihracat yapmaktayız. Şimdi biz geçen yıl 2025 yılında yaptığımız ihracat tonaj olarak hala 2021 yılındaki çelik ürünleri tonajını üretimini yakalayabilmiş değiliz. Bizim kapasite kullanımı oranımız %73-yüzde 74'lerden 2023 yılında %51'lere kadar düştü. Şu andaki kapasite kullanım oranımız %62. Dünya konjonktürü sürekli bir değişim içerisinde ve belirsizlikler çok fazla. Bütün rakip ülkeler, çeşitli kotalar, ek vergilerle korumacılık önlemleri alıyorlar. Sınırda karbon vergisinin kapsamı belli olunca rakiplerimizden olan bir nebze olsun daha avantajlı durumda olacağız.” diye konuştu. 2025 yılı sonunda ihracatımızı 1 milyar 232 milyon dolara ulaştırmayı başardık Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, “2025 yılı sektörümüz için zorlu, olumsuz etkilerinin derinden hissettiğimiz ve tekrarını yaşamak istemediğimiz bir yıl olarak tarihe geçti. 2025 yılının Mart ve Nisan aylarında yaşadığımız zirai don olayları ile kiraz, elma, şeftali ve kayısı ürünlerimiz başta olmak üzere birçok üründe büyük kayıplar yaşadık. Dünyanın en büyük üreticisi olmakla gurur duyduğumuz kiraz üretiminde %90lara varan hasat kayıpları yaşandı. 2025 yılı sonunda ihracatımızı küçük bir kayıpla 1 milyar 232 milyon dolara ulaştırmayı başardık. 2025 yılında toplamda 128 ülkeye ihracat yaptığımız taze ve işlenmiş meyve sebze ürünlerinde, en fazla ihracat yaptığımız ilk 5 ülke sırasıyla Almanya, ABD, İngiltere, Rusya ve İtalya olarak gerçekleşti. Moldova, Avusturya, Irak, Çekya ve Kanada ülkeleri ihracatımızı önemli ölçüde artırdığımız ülkeler olarak karşımıza çıkmaktadır.” dedi. 2026 yılı 2025'ten farklı olmayacak ihracatımız daha da düşecek Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Erkan Zandar, “Deri ve deri mamulleri sektörü olarak bu sene, %10'a yakın bir ihracat kaybı yaşasak da genelde %60'lık bir kapasite kaybı yaşadı. %9'luk düşüş sadece Ege'de. Türkiye genelinde %5,5. Kümülatife baktığınız zaman son 2 yıl içinde Türkiye genelinde %2, Ege Bölgesi genelinde %17,5 düştü. Sadece ihracatımız 34 yıl önce ihraç fazlası veren bir sektörken şu anda ithalatımız, ihracatımızın üzerine çıktı. Deri ve deri mamulleri sektörü maalesef oyunu kaybetti. 2018'den bu yana çok iyi bir ivmeyle artan bir sektörümüz maalesef 2 yıl içinde hiç göze alınmayacak noktalara geldi. 2026 yılı 2025'ten farklı olmayacak ki bence daha da düşecek. İhracatımızı artırmaya yönelik hiçbir gelişme görmüyoruz. %40'lık kapasitemizin de %10'unu tekrar yitireceğimizi düşünüyorum.” dedi. Ege Bölgesi hazır giyim ihracatı, %8 azalarak 1 milyar 268 milyon dolar seviyesine geriledi Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Burak Sertbaş, “Hazır giyim ve konfeksiyon sektörü, uzun yıllar boyunca Türkiye’nin en güçlü ihracat kalemlerinden biri olmuştur. Ancak içinde bulunduğumuz yıl itibarıyla, en fazla ihracat yapan sektörler sıralamasında üçüncülükten dördüncülüğe gerilemiştir. Yıl sonu itibarıyla Türkiye hazır giyim ihracatı, bir önceki yıla göre %6 düşüşle 16,7 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Ege Bölgesi özelinde ise hazır giyim ihracatı, %8 oranında azalarak 1 milyar 268 milyon dolar seviyesine gerilemiştir. Birliğimizin En Büyük 5 İhracat Pazarı; İspanya, Almanya, Hollanda, İngiltere, İtalya. Bugün ülkemizin en katma değerli sektörleri arasında yer almamızda tasarıma yaptığımız yatırımın büyük rolü var. Türkiye geneli ortalama ihraç birim fiyatı 1,6 dolar. Türkiye hazırgiyim ortalama ihraç birim fiyatı 16,21 dolar, EHKİB ortalama ihraç birim fiyatı: 21,19 dolar.” dedi. 2026 yılı için ihracat hedefimizi 1,4 milyar dolar olarak belirledik Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı, Muhammet Öztürk, “2025 yılı hem Birliğimiz hem de sektörümüz açısından büyümenin yeniden başladığı, güçlü bir toparlanma yılı oldu. Sektör genelinde Türkiye çapında ihracat %4 artışla 12 milyar 366 milyon dolar ihracat ile tarım ve gıda ihracatında en önemli paya sahip sektör oldu. Tarım sektöründe yapılan ihracatın %34’ü Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri sektörü ihracatı olarak dikkat çekmektedir. Birliğimiz özelinde ise çok daha olumlu bir tabloyla karşı karşıyayız. Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği olarak 2025 yılında %23 artışla 1 milyar 185 milyon doları ihracat rakamını yakalamış bulunuyoruz. En çok ihracat yaptığımız ülkeler ağırlıkla Orta Doğu ve Afrika ülkeleri olarak öne çıkmaktadır. Birlik olarak hedeflerimizi büyütmeye devam ediyoruz. Bu kapsamda 2026 yılı için ihracat hedefimizi 1,4 milyar dolar olarak belirledik.” diye konuştu. Kuru meyve sektörü 1,7 milyar dolarlık döviz girdisi sağladı EİB Organik Ürünler ve Sürdürülebilirlik Koordinatörü ve Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Ali Işık, "Türkiye’nin en stratejik sektörlerinden biri olan kuru meyve sektörü; güçlü üretim altyapısı ve küresel pazarlardaki konumuyla ülkemize 1,74 milyar dolarlık net döviz girdisi sağlamıştır. 2024 yılına göre ihracatımızda yaşanan yüzde 6’lık düşüşe rağmen, mevcut zorlukları yöneterek sektörümüzün rekabet gücünü korumayı ve sürdürülebilir üretim ve ihracat artışı sağlamayı temel önceliğimiz olarak görüyoruz. Ege İhracatçı Birlikleri olarak, toplam kuru meyve ihracatının %60’ına karşılık gelen 1,05 milyar ABD dolarlık ihracat Birliğimiz tarafından gerçekleştirilmiştir. Başlıca ihracat kalemlerinden, çekirdeksiz kuru üzümde 496 milyon dolar, kuru incirde 316 milyon dolar, kuru kayısıdan ise 140 milyon dolarlık ihracat geliri elde edilmiştir. 2026 yılında da, sürdürülebilir üretim, iklim değişikliğine uyum, gıda güvenliği ve markalaşma sektörümüzün temel öncelikleri arasında yer almaktadır.” diye konuştu. EMİB’in ihracatı %6 artış göstererek 2025 yılında 1,3 milyar dolar oldu Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, “Maden sektörü olarak 2025 yılında 6,2 milyar dolar ihracat gerçekleştirdik. Böylece, 2024 yılında 6 milyar dolar olan ihracatımız 2025 yılında %3’e yükselmiş oldu. İhracatımızın yaklaşık üçte birine denk gelen 2 milyar dolarlık bölümü doğal taş ihracatı olarak gerçekleşti. Türkiye geneli maden ihracatımıza paralel olarak Birliğimizin ihracatı da %6 artış göstererek 2025 yılında 1,38 milyar dolar oldu. Birliğimizin en çok ihracat gerçekleştirdiği ilk üç ülke ise geçen yıl olduğu gibi Çin, ABD ve İspanya oldu. Çin ve ABD’ye ihracatımız 2024 yılına kıyasla sırasıyla %12 ve %7 artarken İspanya’ya ihracatımız %3 düşüş gösterdi. Birliğimizin doğal taş özelinde ihracat gerçekleştirdiği ilk 3 ülke ise sırasıyla ABD, Çin ve Fransa oldu. 2024 yılına kıyasla bu ülkelere ihracatımız sırasıyla %8, %29 ve %7 artış gösterdi.” diye konuştu. Mobilya kâğıt ve orman ürünleri ihracatı 914 milyon dolar Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Hikmet Güngör, “Ülke genelinde üç sektörümüzün ihracatı 2024 yılında 7,9 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiş, 2025 yılında ise yaklaşık 8 milyar dolar bandında kalmıştır. Ege Bölgesi özelinde baktığımızda; 2024’te 946 milyon dolar olan ihracatımız, 2025’te 914 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Alt sektörler bazında; Kâğıt mamulleri ihracatımız 558 milyon dolar, Odun dışı orman ürünleri ihracatımız ise %3 artışla 122 milyon dolar seviyesindedir. Bu alanda Türkiye ihracatının %68’i Ege Bölgesi’nden yapılmaktadır. Mobilya sektöründe ise Birliğimiz üzerinden gerçekleşen ihracat, 2025 yılında 203 milyon dolar olmuştur. 2025 yılı; döviz kurundaki sınırlı artışa karşılık, hammadde, enerji ve işçilik maliyetlerindeki yükseliş nedeniyle ihracatçılarımız açısından zor bir yıl olmuştur. Odun dışı orman ürünlerinde ABD, Almanya ve Japonya; Kâğıt sektöründe İran, Mısır ve İngiltere; Mobilya sektöründe ise Almanya, Hollanda ve Fransa öne çıkan pazarlarımız olmuştur. 2026 yılında Birliğimiz ihracatını 1 milyar dolar seviyesine ulaştırmayı hedefliyoruz.” dedi. Su ürünleri ve hayvansal mamuller sektöründen yüzde 7 artış Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Bedri Girit, “2025’te güçlü bir ihracat performansı sergileyerek; Türkiye geneli su ürünleri ve hayvansal mamuller ihracatımız %4,5 artışla 4 milyar doları aşarak zorlu koşullara rağmen uluslararası rekabetçiliğimizi koruduğumuzu göstermiştir. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliğimiz yüzde 7 artışla 1 milyar 840 milyon dolar ihracat yaparak güçlü performansını sürdürdü. 2025 yılında su ürünleri sektörü ihracatımızın lokomotifi olmaya devam etmiş; levrek ve çipurada istikrarlı artış sürerken Türk somonunun güçlü büyümesi ürün çeşitliliği ve pazar derinleşmesi açısından önemli bir kazanım sağlamıştır. 2025’te ihracat ivmesini taşıyan su ürünleri başta olmak üzere, tüm alt sektörlerde rekabet gücünü artıran yatırım ve dönüşüm adımları, 2026 performansımızı belirleyecektir.” dedi. Tütün ihracatçıları 2025 yılını yüzde 8,4’lük artışla kapatmayı başardı Ege Tütün İhracatçıları Birliği Başkanı Ömer Celal Umur, “Tütün ve Tütün Mamulleri sektörümüzün Türkiye geneli ihracatını 2025 yılında %8,4’lük artışla 1 milyar 60 milyon dolar ile kapatmayı başardık. Toplam 112 ülkeye tütün ve tütün mamulleri ihracatı gerçekleştirdiğimiz 2025 yılında en fazla ihracat yaptığımız ilk 5 ülke sırasıyla Irak, ABD, Belçika, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri oldu. Önemli ihraç pazarlarımızdan ABD, Birleşik Arap Emirlikleri ve Endonezya’ya ihracatımızı önemli ölçüde artırmayı başardık. 2025 yılı boyunca Türkiye’de tarımsal üretim, iklim krizinin giderek derinleşen olumsuz etkileri nedeniyle ciddi zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu zorlu yılda sektör olarak, kilogram başı 9 doların üzerinde ortalama ihraç fiyatı ve yıllık 1 milyar dolarlık ihracat ile ülkemiz tarım sektörüne önemli bir katkı sağladığımızı düşünüyoruz. Ege Tütün İhracatçıları Birliği olarak, tarımsal üretimdeki risklerin farkındayız ve bu nedenle sürdürülebilirliği her zaman çalışmalarımızın merkezine alıyoruz.” diye konuştu. Piyasa kuralları net olduğunda, ihracatçı işini yapıyor Ege Zeytin Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Emre Uygun, “2024-25 hasat yılında, Türk zeytincisi, Tarım Bakanlığı verilerine göre, 750 bin ton Sofralık Zeytin ve 475 bin tonluk zeytinyağı üretti. Dünya üretiminde İspanya’nın ardından ikinci sırada oldu. Ama dünya zeytinyağı ticaretinden aldığımız pay sadece yüzde 7. 2024/2025 sezonu bize şunu net biçimde gösterdi: Türkiye zeytinyağında üretimde dünya ikincisi olabilir; ama istikrarlı ve öngörülebilir bir ihracat politikası olmadan bu gücün hiçbir anlamı yoktur. 2025 yılında, Zeytinyağı ihracatımız, dünya fiyatlarındaki düşüşle birlikte değer bazında yaklaşık yüzde 65 gerileyerek 189 milyon dolar seviyesine indi. Bu gerilemenin nedeni; belirsizliktir, öngörülemezliktir ve sık değişen uygulamalardır. Buna karşılık sofralık zeytinde rekor kırdık. 258 milyon dolarlık ihracatla tarihimizin en yüksek seviyesine ulaştık. Bu tablo bize çok net bir mesaj veriyor: Piyasa kuralları net olduğunda, ihracatçı işini yapıyor. Üreticinin, ihracatçının ve markalaşmanın aynı anda ayakta kalabildiği bir yapı istiyoruz. UZZK’nın Ekim 2025’te paylaştığı rekolte tahminine göre 2025/26 sezonunda toplam zeytin üretiminin 2 milyon 450 bin ton, bunun 740 bin tonunun sofralık, kalan kısmın ise yaklaşık 310 bin ton zeytinyağı üretimine karşılık geleceği öngörülüyor. Ancak sahadan gelen değerlendirmeler; don ve kuraklık etkisi başta olmak üzere bölgesel riskler nedeniyle bu tahminlerin aşağı yönlü revize edilmesi gerektiğini gösteriyor.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.