Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Finansal Stres

Kapsül Haber Ajansı - Finansal Stres haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Finansal Stres haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Finansal Stres, Çiftlerde Çatışma Oranını %35 Artırıyor Haber

Finansal Stres, Çiftlerde Çatışma Oranını %35 Artırıyor

Çiftlerin arasında parayla ilgili meselelerin genellikle güç, güven, değerli hissetme ve eşitlik olmak üzere 4 tema çevresinde şekillendiğini belirten Çift Terapisti Uzm. Psk. Dr. Sevilay Abudaram, parayla olan ilişki biçiminin ikili ilişkileri doğrudan etkilediğini vurguluyor. Para bir çift için daha çok gücün göstergesi mi, yoksa güvence sağladığı için güven de veren bir unsur mu? Kişinin kendi değerini belirlediği bir faktör mü, yoksa eşiyle arasındaki eşitsizlik temasının bir ayağı mı sorularının cevaplarının bulunması gerekiyor. Çünkü parayla ilgili bir sorun ya da kriz olduğunda, özellikle de ekonomik koşullar zorlayıcı olduğunda, finansal stresin ilişkiler üzerindeki etkisi kaçınılmaz oluyor. Araştırmaların finansal stres yaşayan çiftlerde çatışma oranının %35 artığını gösterdiğine dikkat çeken Çift Terapisti Uzm. Psk. Dr. Sevilay Abudaram, bu soruların cevaplarını bulmanın ve bilmenin, finansal stresin yol açacağı krizleri çözebilmek adına bu çatışma oranını azaltacağı gibi ilişkiye nefes aldıracağı için hazine değerinde olduğunu belirtiyor. İlişkilerde Paranın 4 Temel Dinamiği: Güç, Güven, Değer ve Eşitlik Çift Terapisti Uzm. Psk. Dr. Sevilay Abudaram, ekonomik zorlukların ilişki dinamiklerini nasıl etkilediğini 4 ana başlık altında detaylandırıyor: 1. Güç Dengesi: Ekonomi, para, güç ve ilişkiler denildiğinde, kadın ve erkek rollerinin etkisi de kaçınılmazdır. Kadın için para ve gücün anlamıyla erkek için para ve gücün anlamı birbirinden farklı hassasiyetlere temas eder. Erkek için para, kendisini yeterli, erk sahibi hissetme, eşini koruyan ve kollayan biri olarak konumlandırmasını sağlar. Ancak, parayla ilgili sıkıntı olduğunda, erkek olarak gücünü para kanalıyla hissedemediğinde, gücünü başka kanallardan hissetme ihtiyacına sebep olur. İçine kapanır, öfkeli olur ve kendisini yetersiz hisseder. Halbuki bir ilişkide erkek olarak kendisini yeterli hissetmek ve ailesini, eşini korumak ister. Bunları yapamadığında, eşine karşı mesafe alır ve tartışmalarda savunmacı olup öfkeli tavırlar sergiler. Bu da çiftin ilişkisinde oldukça zorlayıcı bir girdaba sürükler. Bununla beraber, kadın için paranın güç tarafının anlamı ise, çoğunlukla sağlanan istikrarla gelecek kaygısının azalması demektir. Ekonomik olarak zorluklar yaşandığında, kaygı artar, duygusal yük çoğalır ve partnerine yönelik suçlayıcı söylemler ortaya çıkar. Kadın kaygılandığı ve kendisini sağlam zeminde hissetmediği için korkar ve bunu suçlayıcı bir dille partnerine yansıttığında ise, erkek olarak partneri de bunu erkliğine bir saldırı olarak algılayıp öfkelenir. Böylelikle bu durum öfkeli bir kısır döngünün içinde kalmalarına sebep olur. Aslında her iki taraf da duygularının altındaki “ihtiyacı” fark ederse ilişki çatışma döngüsüne girmeden, kaygılarını ve korkularını çözüp, paranın güç dengesini bozan tarafını ilişkilerine dahil etmemiş olurlar. 2. Güven: Para, kişilere sağladığı olanaklarla özgürlük duygusunu hem de kendine güven duygusunu perçinler. Paranın yoksunluğu, ekonomik şartların daralması ise, bu özgürlük ve güven duygularının zeminini sallar. Görece daha dar alanda kalıp, belli başlı ihtiyaçlarınıza cevap verebileceğiniz ekonomik şartlar şimdiki ve gelecek dönemdeki güvencenizi olumsuz etkileyeceğinden dolayı hem kendinize hem de partnerinize olan güveninizin zedelenmiş olduğunu hissedersiniz. O nedenle, eşinizle olan ilişkinizin “güven” ayağını sadece ekonomik faktörlerle değil, ancak duygusal zeminde de sağlam bir biçimde konumlandırmak şarttır. Öyle olduğunda, değişen ekonomik şartlara karşı ilişkiniz sağlam bir zırhla kaplanmış olup yara almamış olacaktır. 3. Değerli Hissetme: Parayla olan ilişkinin bir başka önemli kısmı, kişilerin kendisini para üzerinden değerli hissedip hissetmemesidir. İlişkilerde çiftlerin birbirine aldığı hediyeler, verilen emekler, bu emeklerin maddi değerinin yüksek olup olmaması bazı çiftler için çok önemlidir. Kişinin parayla ilişkisinde, kendisi için para harcandığında kendisini değerli gördüğü bir anlayışı varsa, paranın azaldığı dönemde de kendisini değersiz hissedeceği öngörülür. Bu durum, hassas bir ipin üzerinde yürürken kurulması gereken denge gibidir. Değerli hissetme halinin, bir ilişkideki doğrudan parayla bağlantılı olması sorunların çıkmasına sebep olur. Çünkü, bir kişinin değerli olup olmadığı ekonomik şartlara değil, ilişkinin sağlıklı ve sağlam temellere bağlı olup olmadığıyla ilgilidir. Eğer, ilişkinizde kendinizi değerli hissettiğiniz kısımlar sizin için harcanan paralar sayesinde oluyorsa, ilişkinizdeki “değerli hissetme” alanlarınızı arttırmanız için ilişkinizi güçlendirmeniz gerekir. 4. Eşitlik: Partnerler arasında para, hakimiyet yarışına dönen bir unsur mu yoksa ilişkinin birlik ve bütünlüğü için her iki tarafın da eşit güce sahip olduğu bir unsur mu olup olmadığını net bir şekilde belirlemek gerekir. İlişkide kimin ne kadar kazandığı, kimin ne kadar harcadığının mesele olmaması gerekir. İlişkiyi, partnerlerden hariç olarak üçüncü bir kişi olarak düşündüğümüzde, çiftin bu kişinin (ilişkinin) ihtiyacını karşılamak ilk amaçları olmalıdır. Sen-ben hesabına girmeden, ilişkinin ihtiyacı kimin tarafından karşılanacağının önemli olmadığı ancak ilişkinin ihtiyacının karşılanmasının öncelikli olduğu bir düzlem kurmak gereklidir. Aksi halde, çiftler eşitsizlik duygusu altında hakimiyet yarışının ortasında hisseder. Bu durumla baş etmenin ilk kuralı, sen-ben girdabına girmeden biz bilincini oluşturmaktır. İlişkilerde bu 4 unsur mercek altına alındığında, bireysel ihtiyaç ve beklentilerin yanı sıra, ilişkinin ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurmak gereklidir. Para da bu unsurlardan birisidir. Parayı hayatınızda konumlandırma biçiminiz sizin parayla olan ilişkinizi belirlediği gibi, eşinizle olan ilişkinizde de söz sahibi olur. Önemli olan, bunun farkında olarak, sorun olacak durumlara karşı çözüm yollarınızı bulabilmenizdir.

2025’in Sinsi Krizi: “Sessiz Çatlama” Haber

2025’in Sinsi Krizi: “Sessiz Çatlama”

Çalışanlar işlerini sürdürüyormuş gibi görünse de finansal baskılar, tükenmişlik ve duygusal yıpranma nedeniyle içten içe kırılmalar yaşıyor. Bu durum hem çalışanların ruh sağlığını hem de kurumların sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Sessiz Çatlamanın Sessiz Alarmı Son zamanlarda çalışanların iş yerinde yaşadıkları stres durumu çalışanların sağlık durumlarında ciddi sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Stres, endişe, öfke ve üzüntü, iş yerinde iyilik ve ruh sağlığının azalmasına yol açıyor; özellikle tükenmişlik sendromunu beraberinde getiriyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tükenmişliği, başarılı bir şekilde yönetilememiş kronik iş yeri stresinden kaynaklanan bir sendrom olarak yorumluyor. TalentLMS tarafından yakın bir zamanda 1.000 çalışanla gerçekleştirilen ankete göre, katılımcıların yarısından fazlası (%54), iş yaşamında sessiz çatlama deneyimi yaşadıklarını belirtiyor. Bu sonuç, sessiz çatlamanın artık yalnızca bireysel bir sorun olmadığını, iş dünyasında giderek yaygınlaşan ve dikkatle ele alınması gereken bir olgu haline geldiğini ortaya koyuyor. Araştırma, sessiz çatlamanın çoğunlukla finansal stres ve iş yerindeki duygusal tükenmişlikten kaynaklandığını ortaya koyuyor. Çalışanlar, maaşlarının yaşam standartlarını karşılamada yetersiz kaldığını ve iş yükünün sürekli arttığını hissediyor. İş değiştirmenin ve istifa etmenin mali durumunu düzeltmeyeceği bilinci de umutsuzluğu arttırıyor. Bu durum, hem çalışan sağlığı hem de iş yeri verimliliği için uyarıcı bir işaret olarak değerlendiriliyor. Sessiz çatlama çoğu zaman fark edilmesi güç bir durum olsa da etkileri oldukça derin hissedilen bir durum olarak göze çarpıyor. Çalışanlar, giderek artan yorgunluk ve motivasyon kaybıyla birlikte iş dışında da enerjilerinin tükendiğini hissediyor. Çalışanların günlük yaşamda basit aktiviteler yapması bile zorlayıcı hale gelirken aynı zamanda sürekli bir gerilim, endişe veya huzursuzluk duygusu taşımaya başladıkları görülüyor. Kısa vadede iş performansını hemen etkilemeyen sessiz çatlama, uzun vadede hem çalışanların ruhsal ve fiziksel sağlığını hem de iş yerindeki genel verimliliği ciddi şekilde tehdit eden görünmez bir kriz haline geliyor. Kendini belli etmeden ilerleyen bu süreç, fark edilip önlem alınmadığında iş yeri bağlılığı ve çalışan memnuniyetini olumsuz yönde etkiliyor. AVİTA Çalışan Destek Programı Klinik Psikolog Fahriye Nasırzade sessiz çatlamayla ilgili şu açıklamalarda bulundu; “Sessiz çatlama, yalnızca yorgunluk ya da stress durumuyla açıklanamaz. Bu, insanın anlamla olan bağının kopmasıdır. İşin, emeğin ve yaşamın anlamını yitirdiğimizde; üretkenlik, aidiyet, motivasyon gibi kelimeler birer maske haline gelir. Sessiz çatlama’yı modern çağın en tehlikeli psikolojik krizlerinden biri olarak görüyorum. Çünkü görünmez bir şekilde ilerler. Tabiri caizse kimse çığlık atmaz, kimse kapıyı çarpıp gitmez. Ama birey her gün biraz daha tükenir, biraz daha kendinden ve olaylardan uzaklaşır. Bu nedenle artık kurumların “sessiz istifa”dan ötesine bakması gerekiyor. Çalışanların yalnızca performansını değil, duygusal varlığını, finansal yükünü, psikolojik dayanıklılığını da anlaması gerekiyor. Çünkü iyilik hâli, sadece bireysel bir mesele değil; kurumun sürdürülebilirliğini belirleyen en güçlü yatırımdır. “Sessiz çatlama, sadece yorgunlukla açıklanabilecek bir durum değildir; bu, insanın anlam duygusunun sessizce sarsılmasıdır. Çalışan, görünürde işlevini sürdürürken iç dünyasında çatırdamaya başlar. Uzun süren stres, finansal baskılar ve duygusal yorgunluk birleştiğinde kişi artık sadece işini değil, kendini de taşımakta zorlanır. Bu dönemde kurumlar için en kritik farkındalık, çalışan performansını değil insanın ruhsal bütünlüğünü izlemektir. Çünkü sessiz çatlamalar fark edilmediğinde yalnızca birey değil, kurumun da sesi kısılır.” Yönetimsel Kopukluk Sessiz Çatlamayı Derinleştiriyor Çalışan deneyiminde yönetimin rolü oldukça kritik. Araştırmalar, yöneticilerin çalışanları destekleme becerisinin iş yeri mutluluğu ve verimliliği üzerinde doğrudan etkisi olduğunu ortaya koyuyor. TalentLMS araştırmasına göre genel olarak çalışanların %62’si yöneticilerinin endişelerini dinlediğini belirtirken, %20’si bu konuda olumsuz düşünüyor. Sessiz çatlama yaşayan çalışanlar arasında ise bu oran çok daha çarpıcı: %47’si yöneticilerinin kendilerini dinlemediğini ifade ediyor. Bu veriler etkisiz yönetim ile kalıcı mutsuzluk arasında net bir bağ olduğunu gösteriyor. İş dünyasında empati ve aktif dinleme yetenekleri, çalışanların motivasyonunu ve bağlılığını artırmak için her zamankinden daha önemli hale geliyor. Çalışan Destek Programı ve İş Yeri Kültürü Kurumlar, sessiz çatlamanın olumsuz etkilerini azaltmak için kapsamlı önlemler alıyor. İş yeri kültürünü güçlendirmek, eğitim, finansal ve psikolojik destek programları sunmak, esnek çalışma seçenekleri sağlamak ve düzenli geri bildirim mekanizmaları kurmak bu sürecin temel taşlarını oluşturuyor. Uzmanlar, bu uygulamaların çalışanların motivasyonunu artırarak iş yerinde sürdürülebilir bir mutluluk ve bağlılık sağladığını vurguluyor. Sessiz çatlama göz ardı edildiğinde hem çalışan hem de kurum için maliyetli bir kriz haline geliyor. Erken fark edilip önlem alındığında ise başarı ve verimlilik sürdürülebilir hale geliyor.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.