Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Finansman

Kapsül Haber Ajansı - Finansman haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Finansman haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Rönesans Enerji’ye EMEA Finance’tan Üç Ödül Haber

Rönesans Enerji’ye EMEA Finance’tan Üç Ödül

Türkiye’nin en büyük üç yeşil enerji şirketinden biri olma hedefi doğrultusunda yatırımlarını hız kesmeden sürdüren Rönesans Enerji, uluslararası finans dünyasının saygın organizasyonlarından EMEA Finance tarafından düzenlenen iki ayrı ödül programında toplam üç ödül kazandı. Rönesans Enerji, Türkiye'de hayata geçirdiği yenilikçi lisanssız yenilenebilir enerji yatırımlarıyla "Best Renewable Energy Deal", Gökçedağ Enerji satın alımıyla "Best M&A Renewables Deal in EMEA" ödüllerinin sahibi olurken, Alaçam Enerji'nin refinansmanına yönelik kredi işlemiyle de "Achievement Award" ödülüne layık görüldü. YETKİNLİKLERİMİZ ULUSLARARASI ARENADA DA TAKDİR EDİLİYOR Rönesans Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Enerji Grup Başkanı Emre Hatem, "Enerji sektöründe artık yalnızca ne kadar kapasiteye sahip olduğunuz değil, bu kapasiteyi nasıl finanse ettiğiniz, nasıl yönettiğiniz ve geleceğin enerji sistemine ne kadar hazır olduğunuz önem taşıyor. EMEA Finance tarafından iki ayrı ödül programında üç farklı ödüle layık görülmemiz, Rönesans Enerji'nin yatırım geliştirme, finansman ve operasyonel yetkinliklerinin uluslararası ölçekte takdir edildiğinin önemli bir göstergesi. Özellikle Gökçedağ Enerji satın alımı ve Alaçam Enerji refinansmanı gibi işlemler, büyüme stratejimizin yalnızca yeni yatırımlara değil, değer yaratan finansal ve stratejik hamlelere de dayandığını ortaya koyuyor" diye konuştu. Rönesans Enerji'nin Türkiye'nin enerji dönüşümünde aktif rol üstlenmeye devam edeceğini belirten Emre Hatem, şunları söyledi: "Bugün 577 MW kurulu güce ulaşmış durumdayız. İki yıl önce 166 MW seviyesinde bulunan kurulu gücümüzü kısa sürede yaklaşık 3,5 katına çıkardık. Ancak bizim için büyüklük kadar önemli olan bir başka konu da güvenilir yeşil enerji üretimi. Hedefimiz yalnızca daha fazla yenilenebilir enerji üretmek değil; depolama teknolojileri, hibrit sistemler ve dijital çözümlerle daha esnek ve daha güvenilir bir enerji altyapısı oluşturmak. 2027 yılında 1.000 MW'a, 2028 yılında ise 2.000 MW kurulu güce ulaşmayı hedeflerken, küresel bilgi birikimi ve finansman erişimiyle Türkiye'nin enerji dönüşümüne katkı sağlayan en güçlü yatırımcılardan biri olmayı sürdüreceğiz." Uluslararası finans kuruluşları, yatırım bankaları ve enerji şirketlerinin projelerinin değerlendirildiği EMEA Finance ödül programlarında elde edilen bu başarı, Rönesans Enerji'nin yalnızca yenilenebilir enerji alanındaki büyümesini değil; aynı zamanda proje geliştirme, yatırım yönetimi ve finansman kabiliyetlerini de uluslararası ölçekte ortaya koyuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

QNB Türkiye’den 400 Milyon ABD Doları Tutarında Sürdürülebilirlik Temalı Sendikasyon Kredisi Haber

QNB Türkiye’den 400 Milyon ABD Doları Tutarında Sürdürülebilirlik Temalı Sendikasyon Kredisi

QNB Türkiye, geçtiğimiz yıl uluslararası piyasalardan sağladığı 200 milyon ABD doları tutarındaki sürdürülebilirlik temalı sendikasyon kredisine 900 milyon ABD doları tutarında talep alarak, krediyi 1, 2 ve 3 yıl vadede ve 400 milyon ABD doları tutarında yeniledi. Sağlanan kaynak, QNB Grubu’nun “Sürdürülebilir Finansman ve Ürün Çerçevesi” kapsamında KOBİ kredi portföyünün finansmanında kullanılacak. Fonlama kapsamında farklı kredi dilimlerindeki maliyetler; 1 yıl vadeli ABD doları dilimi için SOFR + %1,25, 2 yıl vadeli ABD doları dilimi için SOFR + %1,75, 3 yıl vadeli ABD doları dilimi için SOFR + %2,00 ile 1 yıl vadeli Euro dilimi için Euribor + %1,10, 2 yıl vadeli Euro dilimi için Euribor + %1,60 ve 3 yıl vadeli Euro dilimi için Euribor + %1,80 seviyesinde gerçekleşti. 21 ülkeden 46 bankanın katılım sağladığı ve yoğun ilgi gören QNB Türkiye sendikasyonunda 18 yeni bankanın katılımı da uluslararası yatırımcı ilgisinin güçlü seyrini ortaya koydu. Sendikasyon işleminin koordinatörlüğünü Commercial Bank of Dubai PSC, Emirates NBD Capital Limited ve Mizuho Bank Ltd. üstlenirken, sürdürülebilirlik koordinatörlüğünü ise Mizuho Bank Ltd. ve Standard Chartered Bank üstlendi. QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan, işlemle ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Küresel piyasalarda yatırımcıların ve kreditörlerin giderek daha seçici davrandığı bu dönemde sendikasyon kredimize gösterilen yoğun talep bizim için son derece değerli. İşleme Amerika, Avrupa, Asya ve Ortadoğu başta olmak üzere farklı bölgelerden bankaların katılım göstermesi QNB Türkiye’nin uluslararası finans çevreleriyle kurduğu güçlü ve sürdürülebilir ilişkinin önemli bir göstergesi oldu. Bu işlemle birlikte bilanço yapımızı güçlendirmenin yanı sıra reel ekonominin ihtiyaç duyduğu finansmana kesintisiz erişimi desteklemeyi de hedefliyoruz. Özellikle KOBİ’lerin yatırım, üretim ve dış ticaret faaliyetlerine katkı sağlayacak sürdürülebilir finansman çözümlerini önümüzdeki dönemde de önceliklendirmeye devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tarım Ekonomisi Haberleri Neden Kritik? Haber

Tarım Ekonomisi Haberleri Neden Kritik?

Bir ürünün tarladaki fiyatı ile market rafındaki etiketi arasındaki fark büyüdüğünde, mesele yalnızca gıda enflasyonu değildir. O anda konuşulan şey, üreticinin finansmana erişiminden sulama altyapısına, lojistik maliyetlerinden ihracat pazarlarına kadar uzanan geniş bir ekonomik zincirdir. Bu nedenle tarım ekonomisi haberleri, sadece çiftçinin değil; yatırımcının, sanayicinin, perakendecinin, ihracatçının ve kamu kurumlarının aynı anda takip etmesi gereken stratejik bir veri alanına dönüşmüş durumda. Tarım, uzun süre kamuoyunda mevsimsel gelişmeler veya rekolte haberleriyle sınırlı görüldü. Oysa bugün tablo çok daha karmaşık. Girdi fiyatlarındaki değişim, kur hareketleri, enerji maliyetleri, iklim kaynaklı verim dalgalanmaları ve dış ticaret kararları, tarımı doğrudan bir makroekonomi başlığı haline getiriyor. Bu yüzden sektöre ilişkin haber akışını okumak, yalnızca “ne oldu” sorusuna değil, “hangi etkiler zinciri oluşacak” sorusuna da yanıt aramayı gerektiriyor. Tarım ekonomisi haberleri neyi gerçekten anlatır? Tarım ekonomisi haberleri denildiğinde çoğu zaman akla ilk olarak hal fiyatları, destekleme ödemeleri veya hasat dönemleri gelir. Ancak profesyonel okur için esas değer, bu başlıkların arkasındaki ekonomik sinyallerdedir. Bir gübre fiyat artışı haberi, bir sonraki sezonda ekim deseninin değişebileceğini gösterir. Bir sulama yatırımı haberi, belirli bölgelerde üretim kapasitesinin yeniden şekillenebileceğine işaret eder. İhracat kısıtlaması ya da teşvik kararı ise yalnızca dış satımı değil, iç piyasa fiyat dengesini ve sanayi tedarikini de etkiler. Bu nedenle iyi bir haber akışı, tarımı yalnızca üretim faaliyeti olarak değil; finans, ticaret, enerji, lojistik ve kamu politikası ile birlikte ele almalıdır. Kurumsal karar vericiler açısından asıl fark burada ortaya çıkar. Çünkü tarımda görünen gelişme ile iş dünyasına yansıyan sonuç her zaman aynı anda ortaya çıkmaz. Bazen bir düzenlemenin etkisi aylar sonra hissedilir, bazen de iklim kaynaklı bir risk fiyatlamaya günler içinde yansır. Fiyat, maliyet ve marj üçgeni Sektörün haber değerini belirleyen en temel eksenlerden biri fiyat, maliyet ve marj ilişkisidir. Üretici fiyatları yükselirken tüketici fiyatları daha hızlı artıyorsa, aradaki zincirde ayrı bir verimsizlik veya maliyet baskısı aranır. Tersine, tüketici fiyatları görece durağan kalırken üretici gelirleri geriliyorsa, bu kez üretim sürdürülebilirliği tartışması öne çıkar. Tarım ekonomisinde tek başına fiyat artışı ya da düşüşü çoğu zaman yeterli bir gösterge değildir. Mazot, yem, gübre, elektrik, işçilik ve finansman maliyetleri birlikte okunmadığında haber eksik kalır. Özellikle sözleşmeli üretim, tarımsal sanayi entegrasyonu ve büyük alım zincirleri söz konusu olduğunda, marjın hangi halkada sıkıştığını görmek stratejik önem taşır. İş dünyası için bu alanın önemi daha da büyüktür. Gıda üreticileri, perakende şirketleri, lojistik firmaları ve tarım teknolojisi girişimleri için maliyet baskısının yönü, yatırım planlarını doğrudan etkiler. Bu yüzden sektörel haberlerde yüzeysel fiyat bilgisi yerine, maliyet yapısının bileşenlerini ve beklenti etkisini görmek gerekir. Politika kararları neden piyasadan daha hızlı okunmalı? Tarım sektörü, serbest piyasa dinamikleri kadar kamu politikalarıyla da şekillenir. Destekleme modelleri, ithalat vergileri, ihracat izinleri, kredi koşulları, sigorta düzenlemeleri ve su kullanımıyla ilgili kararlar, çoğu zaman fiyat hareketlerinden daha belirleyici olabilir. Bu nedenle tarım ekonomisi haberleri içinde mevzuat ve kamu açıklamaları ayrı bir ağırlık taşır. Buradaki kritik nokta, haberin sadece karar metnini aktarması değil, kararın olası etkilerini sınıflandırabilmesidir. Örneğin kısa vadede tüketici fiyatlarını dengelemek için alınan bir ithalat kararı, orta vadede yerli üretim motivasyonunu zayıflatabilir. Benzer şekilde yüksek destek açıklamaları ilk bakışta pozitif görünse de, ödeme takvimi ve erişim koşulları sorunluysa sahadaki etkisi sınırlı kalabilir. Profesyonel okur açısından değerli olan haber, bu tür trade-off'ları görünür kılan haberdir. Çünkü tarımda her politika hamlesi aynı anda tüm paydaşlar için kazanç yaratmaz. Bir kesim için rahatlatıcı olan gelişme, başka bir kesim için yeni baskı unsuru üretebilir. İklim, su ve verimlilik artık ekonomi haberi Kuraklık, ani don, sel, sıcak hava dalgaları veya su stresi uzun süredir çevre başlığı altında ele alınıyordu. Bugün ise bunlar doğrudan ekonomik göstergelere dönüşmüş durumda. Verim kaybı, ürün deseninde değişim, sigorta hasarları, fiyat dalgalanması ve ithalat ihtiyacı gibi sonuçlar, iklim olaylarını finansal etki başlığına taşıyor. Özellikle su yönetimiyle ilgili haberler artık daha dikkatli okunmalı. Baraj doluluk oranları, yeraltı suyu kullanımı, modern sulama yatırımları ve bölgesel su tahsis kararları, gelecek dönem üretiminin erken sinyalleri arasında yer alıyor. Tarımsal üretimde su verimliliği düşük kalırsa, maliyet artışı yalnızca çiftçiyi değil, işleme sanayisini ve ihracat performansını da baskılar. Burada teknoloji haberleri de devreye giriyor. Hassas tarım uygulamaları, veri tabanlı sulama, uydu takibi, yapay zeka destekli verim tahmini ve tarımsal otomasyon çözümleri artık yan başlık değil. Bunlar, tarım ekonomisinin gelecekteki rekabet gücünü belirleyen unsurlar arasında. Tarım ekonomisi haberleri kimler için karar desteği üretir? Bu haber akışının hedef kitlesi yalnızca sahadaki üretici değildir. Gıda sanayi şirketleri hammadde riskini, bankalar kredi geri dönüş kapasitesini, yatırımcılar şirket değerlemelerini, kamu kurumları ise arz güvenliğini bu başlıklar üzerinden okur. Dijital yayıncılar ve sektör medyası açısından da tarım ekonomisi haberleri, yüksek tekrar kullanılabilirlik taşıyan, veri temelli ve geniş etkili bir içerik kategorisidir. Kurumsal iletişim ekipleri için de bu alan kritik hale gelmiştir. Çünkü şirketlerin sürdürülebilirlik, tedarik güvenliği, yerli üretim, su verimliliği ve karbon ayak izi gibi başlıklardaki konumlanması, tarım ekonomisine temas eden haberlerle birlikte daha görünür olur. Bu nedenle sektörel haber akışı, itibarı ve piyasa algısını etkileyen bir araç haline gelir. Kapsül Haber Ajansı gibi sektörel odaklı yayın yaklaşımına sahip platformlar açısından bu alanın değeri açıktır. Tarım başlığını yalnızca dönemsel fiyat haberi olarak değil, ekonomi, sanayi, lojistik ve sürdürülebilirlik eksenleriyle birlikte ele almak; haberin hem kurumsal hem editoryal değerini yükseltir. İyi bir tarım haberiyle zayıf bir tarım haberini ayıran çizgi Tarım haberlerinde en sık görülen sorunlardan biri, tek bir veriyi bağlamından kopararak sunmaktır. Örneğin sadece “fiyat arttı” demek, okura eksik bilgi verir. Hangi bölgede arttı, hangi ürün grubunda etkili oldu, maliyet kaynaklı mı yoksa arz daralmasından mı doğdu, sanayiye ve perakendeye etkisi ne olacak - bu sorular yanıtlanmadığında haber, stratejik değer üretmez. Güçlü haber ise veriyi bağlama oturtur. Bölgesel farkları gösterir, sezon etkisini ayırır, politika bağlantısını kurar ve mümkünse ileriye dönük riskleri işaret eder. Ayrıca sadece üretici ya da tüketici bakışına sıkışmaz; zincirin tamamını görür. Bu yaklaşım özellikle B2B medya kullanıcıları için belirleyicidir. Çünkü yeniden yayınlanabilir ve karar destekli içerik ihtiyacı, yüzeysel haberlerle karşılanamaz. Bir başka kritik fark da hız ile doğruluk arasındaki dengedir. Tarım piyasaları söylentiye açıktır. Rekolte, ithalat izni, destekleme miktarı veya alım fiyatı gibi başlıklarda teyitsiz bilgi hızla yayılabilir. Bu nedenle güvenilir tarım haberciliği, hızlı olmanın yanında kurum açıklamalarını, saha verisini ve sektör temsilcilerinin beyanlarını dikkatle karşılaştırmak zorundadır. Önümüzdeki dönemde hangi başlıklar öne çıkacak? Yakın dönemde tarım ekonomisini belirleyecek haber başlıkları daha çok verimlilik, su, finansman ve ihracat rekabeti etrafında yoğunlaşacak görünüyor. Özellikle iklim baskısının arttığı bir dönemde, sadece üretim miktarı değil, üretimin hangi maliyetle ve hangi teknoloji seviyesiyle sürdürüleceği daha fazla tartışılacak. Ayrıca tarımın enerji ile ilişkisi de güçleniyor. Sera üretiminde enerji maliyetleri, sulamada elektrik kullanımı, biyogaz ve yenilenebilir enerji yatırımları gibi alanlar, haber dilinde daha görünür hale gelecek. Bunun yanında tarım sigortaları, erken uyarı sistemleri, veri bazlı kredi modelleri ve sözleşmeli üretim yapıları da finans piyasalarıyla tarım arasındaki bağı daha net ortaya koyacak. İhracat tarafında ise kalite standardı, izlenebilirlik ve pestisit uyumu gibi başlıklar öne çıkacak. Bu alanlarda gelen her haber, yalnızca dış ticaret performansını değil, iç üretim modelinin dönüşüm ihtiyacını da gösterecek. Dolayısıyla tarım ekonomisi haberleri artık sadece günlük bilgi ihtiyacını karşılayan bir kategori değil; kurumların risk yönetimi, yatırım planlaması ve stratejik konumlanması için temel bir izleme alanıdır. Tarımda haber akışını doğru okuyan kurumlar, yalnızca bugünün fiyatını değil yarının dengelerini de daha erken görür. Böyle bir dönemde asıl avantaj, daha çok haber tüketmekten değil, doğru haberi doğru bağlamla ayırt edebilmekten geçiyor.

QNB Türkiye’den Yeni Uygulama Haber

QNB Türkiye’den Yeni Uygulama

Dış ticaret alanında faaliyet gösteren QNB Türkiye, QNB Grup’un faaliyet gösterdiği ülkelerdeki gücünden beslenen çözümleriyle Türk firmalarının uluslararası pazarlardaki ticaretini destekliyor. Banka, ihracatçıların finansman, tahsilat ve risk yönetimi ihtiyaçlarına yönelik çözümler sunarak dış ticaret süreçlerinin farklı aşamalarında müşterilerinin yanında yer alıyor. QNB Türkiye’den Irak ticaretinde yeni dönem Bu yapının son dönemdeki örneklerinden biri de Irak ile çalışan ihracatçı müşterilere yönelik sunulan tahsilat çözümü oldu. QNB Türkiye, grup bankası Mansour Bank ile Irak kaynaklı ihracat bedellerinin Türkiye’ye daha hızlı ulaşmasını sağlarken, müşterilerine valör kaybı yaşanmadan kesintisiz bir ödeme akışı sunuyor. Bu yapı sayesinde ihracat bedellerinin daha hızlı tahsil edilmesi, nakit akış yönetiminde verimlilik sağlanması ve dış ticaret operasyonlarında süreçlerin daha hızlı ilerlemesi hedefleniyor. QNB Türkiye OBİ ve Ticari Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Engin Turhan konuya ilişkin şunları söyledi: “QNB Türkiye olarak dış ticaret işlemlerinde uzman ekibimizle müşterilerimizin ihtiyaçlarına yönelik çözümler geliştirmeye devam ediyoruz. QNB Grup’un 30’a yakın ülkedeki faaliyeti ve uluslararası gücü sayesinde müşterilerimize farklı pazarlarda entegre çözümler sunabiliyoruz. Irak ile çalışan ihracatçılarımıza sunduğumuz bu yapı da grup sinerjisinin somut örneklerinden biri. Bu çözüm sayesinde ihracat bedellerinin daha hızlı tahsil edilmesini sağlarken müşterilerimizin nakit akış yönetimini destekliyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜROFED ve İş Bankası’ndan kOnaklama Sektörünü Güçlendiren İş Birliği Haber

TÜROFED ve İş Bankası’ndan kOnaklama Sektörünü Güçlendiren İş Birliği

Ülkemiz; iklim çeşitliliği, doğal güzellikleri, zengin tarihi ve kültürel mirası ile turizm sektöründe yüksek bir potansiyele sahip. Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) ve Türkiye İş Bankası da önemli gelir ve istihdam kaynakları arasında yer alan turizmin finansal yapısını güçlendirmek, ekosistemin uzun vadeli gelişimini desteklemek hedefiyle bir iş birliğine gitti. Özel kredi paketleri, esnek vadeler ve geri ödeme planları… Marmaris’te Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz ve TÜROFED Başkanı Erkan Yağcı’nın katıldığı imza töreniyle hayata geçirilen iş birliği çerçevesinde İş Bankası, turizm yatırımcılarının finansmana erişimini kolaylaştıran özel kredi paketleri, esnek vadeler, sezon nakit akışı döngüsüne duyarlı geri ödeme planları ve nakit akışına uyumlu yapılandırmalar sağlayacak. Kendi içinde turizme özel oluşturduğu yapılanmaya ve uzman ekiplere sahip Banka; sektörde otel yatırımcılarından işletmecilere uzanan geniş bir kitleye yönelik ürün ve hizmetler geliştirmeye devam edecek. Bütüncül bir finansal iş ortaklığı modeli Sektörel ihtiyaçlara göre şekillenen bütüncül bir finansal iş ortaklığı modeli örneği olan iş birliği ile geliştirilen finansman çözümleri, özellikle otel yatırımlarının uzun geri dönüş süreleri ve operasyonel dalgalanmalar dikkate alınarak tasarlandı. Bu sayede risk yönetimi maksimum seviyeye çıkarılırken işletmelerin finansal planlamaları daha öngörülebilir hale gelecek. Sezgin Yılmaz: “Sektörün rekabet gücü artacak” İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz, ülkemizin gelişimi için kritik alanlardan ve ekonomik lokomotiflerden olan turizme stratejik önem verdiklerini belirterek, sektöre finansal çözümlerin yanı sıra ihtisaslaşmaya yönelik faaliyetleri; tarihi mirasımızı ve doğamızı korumak için gerçekleştirdikleri projelerle de destek verdiklerini söyledi. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ayrı bir uzmanlık alanı olarak konumlandırdığımız turizme yatırım danışmanlığı, fizibilite desteği ve veri analitiği gibi alanlarda da hizmet sunarak katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bu yaklaşımımız ile turizm profesyonelleri, standart bankacılık ürünlerinin ötesinde, doğrudan kendi ihtiyaçlarına hitap eden çözümlerle buluşuyor. TÜROFED ile kurduğumuz bu güçlü iş birliği ise sektörün kurumsallaşması, küresel rekabet gücünün artması ve uluslararası ölçekte daha sürdürülebilir bir büyüme modeline geçmesine katkı sağlayacak. ” Erkan Yağcı: “Geleceğin turizm anlayışını şekillendirecek” TÜROFED Başkanı Erkan Yağcı ise İş Bankası ile hayata geçirilen iş birliğinin Türkiye’nin dört bir yanındaki otel yatırımcıları ve işletmecilerin finansmana erişimini kolaylaştıracağını belirtti. Yerel ekonomiler için daha fazla değer yaratan bu modelin istihdamın güçlenmesine ve turizm gelirlerinin niteliğinin artırılmasına da katkı sunacağını belirten Yağcı, şöyle dedi: “Sektörün sürdürülebilir büyümesi için atılan bu adım, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına yanıt vermekle kalmıyor; geleceğin turizm anlayışını şekillendirecek finansal altyapının da temelini oluşturuyor. Bu yeni dönem, Türkiye turizminin değer odaklı büyüme hedeflerine ulaşmasında ve küresel rekabet gücünü artırmasında önemli bir kaldıraç etkisi yaratacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Makine İhracatı 4 Ayda 9,3 Milyar Dolar Oldu Haber

Makine İhracatı 4 Ayda 9,3 Milyar Dolar Oldu

Sanayicinin küresel rekabet gücünü korumak ve imalatçı sektörler üzerindeki yükleri hafifletmek üzere son dönemde kamu tarafından atılan adımları desteklediklerini belirten Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, “Yerli tedarik zincirini korumak ve firmaların küresel pazardaki dönüşüm süreçlerini finanse etmek için finansal piyasalardaki teknik tıkanıklıkların giderilmesi ve kaynakların teknoloji geliştiren stratejik sektörlere seçici şekilde yönlendirilmesi gerekiyor” dedi. Makine imalat sanayii konsolide verilerine göre; yılın ilk dört ayında serbest bölgeler dâhil toplam makine ihracatı, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %4,5 artışla 9,3 milyar dolar oldu. İhraç edilen makine miktarı %6,7 gerilemiş olsa da KG başına ortalama ihracat fiyatının %12’lik artışla 8,6 dolara yükselmesi ile bu dönemde 350 milyon dolar daha fazla ihracat yapıldı. Yıllıklandırılmış konsolide makine ihracatı %1,3 artışla 29,1 milyar dolar olurken, makine ithalatı önceki 12 aya göre %8,2 artışla 47,2 milyar dolara yükseldi. Türkiye’nin makine ihracatında ilk sırada gelen Almanya'ya satışların %14,1 artışla 1,1 milyar dolara yükseldiği bu dönemde %39,5 artışın gerçekleştiği ABD'ye yapılan makine ihracatı 767 milyon dolara ulaştı. Makine ihracatının %12,7 artışla 442 milyon dolara yükseldiği İtalya üçüncü sıradaki yerini korurken, Irak, Rusya ve Polonya en çok daralan büyük pazarlar oldu. En fazla ihracatın gerçekleştiği içten yanmalı motor ve aksamları %6,4 artışla 867 milyon dolara ulaşılırken, 629 milyon dolar tutarında inşaat ve madencilik makinesi ile 530 milyon dolar tutarında pompa ve kompresör ihracatı gerçekleştirildi. Türbin, turbojet ve hidrolik silindirler %40,1 ile oransal olarak en çok yükseliş gösteren alt sektör olurken, en yüksek düşüş %52,2 ile deri işleme makinelerinde gözlendi. “Her adımın başka bir aktörün çıkarlarıyla çarpıştığı karmaşık bir labirentteyiz” Ülkelerin güvenlik kaygıları ve jeopolitik güç savaşları arttıkça çıkar çatışmalarının yeni gümrük ve teknoloji duvarları örmeye devam ettiğine dikkat çeken Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, küresel ekonomik konjonktürü şu şekilde değerlendirdi: “Ukrayna-Rusya Savaşı nedeniyle enerji tedarikinde uzun süredir ek maliyetlere katlanan Avrupa, küresel enerji hatlarının Hürmüz Boğazı’nda kilitlenmesi nedeniyle şimdiden 25 milyar euro daha ilave enerji maliyeti ile karşı karşıya. Çözüm sağlayacak altyapı yatırımlarının uzun yıllar alacağı bu enerji türbülansının ortasında, Almanya milli gelirinin %3,1’ini savunma harcamalarına ayırarak bütçesini askeri modernizasyon hamlesine dönüştürmeye çalışıyor. Yatırımların odağının değiştiği bu tabloda; makine sanayiimizin yüksek teknoloji üreten mevcut hatlarının, savunma sanayiinin özel regülasyon ve sertifikasyon gereksinimleriyle tam uyumlu bir entegrasyon sürecinden geçmesi gerekiyor. Ancak bu dönüşüm, son dönemde ABD ve Çin arasında tekrar tırmanan ve küresel tedarik zincirlerini istikrarsızlaştıran teknoloji savaşlarının gölgesinde, her adımın bir diğer aktörün çıkarlarıyla çarpıştığı karmaşık bir labirentte ilerlemeyi gerektiriyor.” Ülkelerin birbiriyle çelişen çıkar çatışmaları içinde her aktörün yeni iş birlikleri ve çoklu ittifaklarla yönünü bulmaya çalıştığı bu süreçte Türkiye’nin tüm ticari muhataplarıyla diyalog kuran proaktif bir tutum izlediğini Yılmaz şunları belirtti: “Biz bu stratejik yön arayışını, küresel sanayiinin kalbinin attığı her noktada sahada bulunarak yönetiyoruz. Farklı kıtalara yayılan geniş bir coğrafyada gerçekleşen yoğun fuar ve ticaret heyeti maratonumuzda, Türk makinesinin güvenilir ve esnek çözüm ortağı kimliğini tescillemeye çalışıyoruz. Batı’nın siber güvenlik ve düşük karbon odaklı yeni nesil korumacılık duvarlarına uyum sağlarken, Doğu’nun teknolojik hammadde ve üretim avantajlarıyla rekabet ettiğimiz bu denklemde dünyanın her yerinde güven duyulan partner olma özelliğimizi korumak istiyoruz.” “İmalatçı sektörler üzerindeki yükleri hafifleten adımları destekliyoruz” Küresel rekabette öne geçmeyi amaçlayan bu girişimlerin, firmaların finansal manevra alanını genişletecek yapısal adımlarla desteklenmesinden memnun olduklarını dile getiren Yılmaz şu değerlendirmelerde bulundu: “Yatırım Teşvik Paketi ile gündeme gelen kurumlar vergisi indirimini, imalatçı sektörler üzerindeki yükleri hafifletmek üzere stratejik bir adım olarak destekliyoruz. Bu düzenleme, hem yerli tedarik zincirini korumak hem de firmalarımızın küresel pazardaki dönüşüm süreçlerini finanse edebilmek açısından önemli. Finansal piyasalardaki teknik tıkanıklıkların giderilmesi, bu adımın kalıcı bir etkiye dönüşmesine büyük katkı sağlar. Yabancı para kredi kullanım kısıtıyla daralan kredi arzı ve yüksek komisyon maliyetleri, ihracatçının en temel savunma mekanizması olan doğal hedge imkânını elinden alarak finansal riskleri artırıyor. TL kredilerdeki istisnaların yabancı para kredilerde sadece İGE kapsamıyla sınırlandırılması da uluslararası fonlara ve döviz cinsi kaynaklara erişimi zorlaştırıyor. Finansal enstrümanların, vergi indirimlerinden kredi piyasasına kadar bir bütün olarak kurgulanacağına ve Orta Doğu’daki gelişmeler neticelendiğinde sanayicinin ihtiyaç duyduğu finansman kanallarının daha açık tutulacağına inanıyoruz.” “Kaynaklar stratejik sektörlere seçici şekilde yönlendirilmeli” Sanayideki mevcut kapasite artışlarını ve teknolojik yenilenme yatırımlarını kaynak israfı olarak değerlendiren finansal analizlerin madalyonun diğer yüzünü gözden kaçırdığına dikkat çeken Yılmaz sözlerini şöyle tamamladı: “Sanayicinin asıl önceliği kâr maksimizasyonu değil, rakipleriyle teknolojik olarak başa çıkabileceği sürdürülebilir bir yatırım zeminine kavuşmaktır. Üretim tesislerindeki kapasite kullanım oranlarının düşük kalmasını, dünya genelinde artan makroekonomik uyumsuzlukla ilgili görmek gerekiyor. Yurt içi tarafında da kurun enflasyonun altında seyretmesi nedeniyle sanayi gelirlerinin maliyetlerin altında seyrettiği uzun bir süreç yaşandı. İhracatçıyı dış rekabette dezavantajlı hale getiren ve artık sonuna geldiğimize inandığımız bu uyumsuzluk, ithalatı cazip kılarak yerli üreticiyi iç pazarda ana tedarikçi olma özelliğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Kısacası yatırımların henüz beklenen verimliliğe ulaşamamasının nedenini siyasi ve jeopolitik belirsizliklerin artırdığı küresel istikrarsızlıkta ve rekabetçilikte yaşanan geçici yıpranmada aramak gerekir. Finansal piyasalardaki teknik tıkanıklıkların giderilmesi ve kaynakların teknoloji geliştiren stratejik sektörlere seçici şekilde yönlendirilmesi, Türkiye ekonomisini hızlı bir şekilde canlandıracaktır. Sanayideki mevcut kapasite ve potansiyelin bütüncül bir stratejiyle yüksek verimliliğe dönüştürülmesi, cari açık ve enflasyonla mücadelede yine en güçlü silahımız olacaktır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Carrefoursa’nın Sukuk İhracına Yatırımcılardan Yoğun İlgi Haber

Carrefoursa’nın Sukuk İhracına Yatırımcılardan Yoğun İlgi

Yönetim sözleşmesine dayalı olarak yapılandırılan sukuk işleminde, CarrefourSA’nın katılım finans prensiplerine uygun ürün stokları dayanak varlık olarak kullanıldı. İhraçtan sağlanan fonun ise yine katılım finans esaslarına uygun ticari ödemelerde değerlendirilmesi planlanıyor. Böylece işlem, hem dayanak varlık yapısı hem de fon kullanım alanı bakımından faizsiz finans ilkelerine tam uyumlu şekilde kurgulandı. CarrefourSA’dan yapılan açıklamada, alternatif finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesinin şirketin sürdürülebilir büyüme stratejisinin önemli bir parçası olduğu vurgulanırken, açıklamada şu değerlendirmelere yer verildi: “Gerçekleştirdiğimiz sukuk ihracına yatırımcılarımızın göstermiş olduğu yoğun ilgi, CarrefourSA’nın güçlü operasyonel yapısına, finansal disiplinine ve sürdürülebilir büyüme vizyonuna duyulan güvenin önemli bir göstergesi olmuştur. Katılım finans prensiplerine uygun şekilde yapılandırılan bu işlemde, dayanak varlık olarak kullanılan ürün stoklarımız ile ihraçtan elde edilen fonun kullanım alanları faizsiz finans esasları doğrultusunda belirlenmiştir. Reel ticarete dayalı bu yapı, şirketimizin faaliyet modeliyle de güçlü bir uyum içerisindedir. Sermaye piyasalarındaki finansman araçlarını çeşitlendirmeyi ve yatırımcı tabanımızı genişletmeyi stratejik açıdan önemli görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de katılım finans ürünlerini etkin şekilde değerlendirerek sürdürülebilir büyüme hedeflerimizi desteklemeyi ve sermaye piyasalarındaki etkinliğimizi artırmayı amaçlıyoruz.” CarrefourSA, yaygın mağaza ağı, güçlü tedarik zinciri altyapısı ve müşteri odaklı hizmet anlayışıyla faaliyetlerini sürdürürken, gerçekleştirdiği bu sukuk ihracıyla katılım finans ekosisteminin gelişimine katkı sunmayı ve sermaye piyasalarında alternatif finansman modellerinin yaygınlaşmasını desteklemeyi hedefliyor. İhraçta yetkili yatırım kuruluşu olan Dünya Katılım Bankası A.Ş. bu işlemle ilk kurumsal sukuk ihracı aracılık işlemini başarıyla gerçekleştirdi. Dünya Katılım Bankası A.Ş., reel sektörün alternatif finansman ihtiyaçlarına katılım finans prensipleri doğrultusunda sunduğu sermaye piyasası çözümlerini güçlendirmeye devam ederken, kuruluşu tamamlanan ve Bankanın %100 bağlı ortaklığı olan DK Yatırım Menkul Değerler A.Ş.’nin faaliyete geçmesiyle birlikte kurumsal finansman ürün yelpazesini daha da genişletmeyi ve sermaye piyasaları alanında derinleşmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda, sukuk başta olmak üzere katılım finans prensiplerine uygun yenilikçi finansman çözümlerinin reel sektörle buluşturulmasına yönelik çalışmaların artırılması planlanmaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sürdürülebilirlikte Yeni Güç Bankalar ve  Sigortacılar Haber

Sürdürülebilirlikte Yeni Güç Bankalar ve  Sigortacılar

Araştırmaya göre sürdürülebilir inşaat artık yalnızca çevresel bir tercih değil; ekonomik değer, dayanıklılık ve risk yönetiminin merkezinde yer alıyor. Türkiye’de paydaşların yüzde 70’i sürdürülebilir inşaatı öncelik olarak görürken, sektör dönüşümünde en kritik rolün finans kuruluşları tarafından üstlenileceği vurgulanıyor Giderek daha sık yaşanan aşırı hava olayları karşısında sürdürülebilir inşaat, yalnızca çevresel performansın ötesine geçerek; risk yönetimi, bölgesel dayanıklılık ile ekonomik ve varlık değerinin korunması açısından merkezi bir konu haline geliyor. Türkiye sonuçları da bu dönüşümün giderek daha görünür hale geldiğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Türkiye’de sürdürülebilir inşaat kavramını tam olarak bildiğini söyleyen paydaşların oranı yüzde 45’e ulaşırken, vatandaşlarda bu oran yüzde 26 seviyesinde bulunuyor. Ayrıca sürdürülebilir inşaatın öncelikli bir konu olduğunu düşünenlerin oranı paydaşlarda yüzde 70, vatandaşlarda ise yüzde 75 olarak ölçülüyor. Bununla birlikte, Saint-Gobain Sürdürülebilir İnşaat Gözlemevi tarafından yayımlanan 2026 Sürdürülebilir İnşaat Barometresi, sektörde önemli bir eksiğe işaret ediyor: Finansal aktörler, yapılı çevrede uyum ve dayanıklılığın önemini kabul etse de; bu alanların yatırım, finansman ve sigorta kararlarına entegrasyonu hâlâ sınırlı kalıyor. Bunun temel nedeni ise faydalarının yeterince somut ve ölçülebilir şekilde ortaya konulamaması. Türkiye’de de sürdürülebilir inşaatın yarattığı ekonomik değer konusunda önemli ancak gelişime açık bir algı bulunuyor. Araştırmaya göre paydaşların yüzde 44’ü sürdürülebilir inşaatın geleneksel inşaata kıyasla daha fazla değer yarattığını düşünüyor. Küresel ortalamaya oldukça yakın seyreden bu oran, sektörün dönüşüm potansiyeline yönelik güçlü bir beklentiye işaret ediyor. Dayanıklılık bankalar ve sigortacılar için görünmeyen kriter Sürdürülebilir İnşaat Barometresi, 2023 yılında başlatılmasından bu yana ilk kez; ticari bankalar, kalkınma bankaları ve sigorta şirketlerini kapsayan, uyum ve dayanıklılık konularına odaklanan niteliksel bir uluslararası araştırmayı da içeriyor. Bu yeni araştırma bileşeni, her yıl gerçekleştirilen uluslararası niceliksel araştırmayı tamamlıyor. Araştırma, 30 ülkede 4.800 sektör paydaşı ve 30.000 vatandaşla gerçekleştirildi. Sonuçlar; iklim uyumu ve dayanıklılık konularının hem finansal kuruluşlar hem de sektör paydaşları nezdinde giderek daha fazla önem kazandığını gösteriyor. Paydaşlar arasında bu alanlara yapılan vurgu oranı yüzde 26’ya yükselirken, bu oran 2025’e kıyasla 5 puanlık bir artış anlamına geliyor. Türkiye’de ise sürdürülebilir inşaatın en önemli tanımları arasında “ekolojik malzemeler kullanılarak yapılan inşaat” öne çıkıyor. Bu tanımı tercih edenlerin oranı paydaşlarda yüzde 47, vatandaşlarda ise yüzde 41 seviyesinde bulunuyor. Vatandaşlar ayrıca doğal afetlere ve iklim risklerine dayanıklı yapıların önemine dikkat çekiyor. Bu yaklaşım; binaların ve altyapıların iklim kaynaklı risklere karşı dayanıklılığını artırmayı, olası kriz ve afetlerin etkilerini karşılayabilmesini ve zaman içinde değerini koruyabilmesini ifade ediyor. Ancak tüm bu kazanımlara rağmen, dayanıklılık kavramı hâlâ ekonomik modellerde temel bir kriter haline gelmekte zorlanıyor ve kredi ya da sermaye tahsisi kararlarına operasyonel olarak yeterince entegre edilemiyor. En büyük engel: Yatırım getirisinin yeterince gösterilememesi Barometre kapsamında görüşülen tüm paydaşlar aynı noktaya dikkat çekiyor: Uyum ve dayanıklılık yatırımlarının geri dönüşünün net biçimde ortaya konulması gerekiyor.CO₂ emisyonlarının azaltılması, yaygın şekilde standardize edilmiş göstergelerle ölçülebilirken; dayanıklılık yatırımları daha uzun vadeli, olasılıksal ve dolaylı faydalara dayanıyor. Bunlar arasında gelecekte oluşabilecek kayıpların azaltılması, iş sürekliliğinin korunması ve varlık değerinin sürdürülebilmesi yer alıyor.Bu nedenle kısa vadede yüksek ve görünür maliyetler oluşurken, uzun vadeli faydalar finans ve sigorta modellerine hâlâ yeterince entegre edilemiyor.Türkiye’de sürdürülebilir inşaatın yaygınlaşması için öne çıkan öncelikler de bu tabloyu destekliyor. Paydaşların yüzde 35’i tüm paydaşlar arasında farkındalığın artırılması ve iş birliğinin güçlendirilmesini öncelikli adım olarak görürken, yüzde 33’ü enerji renovasyonlarını artıracak düzenlemelerin önemine dikkat çekiyor. Vatandaşlar ise sürdürülebilir malzeme ve çözümlerin daha rekabetçi hale getirilmesini öncelikli görüyor. Dayanıklılığı ekonomik bir değere dönüştürmek Sürdürülebilir inşaatın yaygınlaşması ve sektörde dönüşümün hızlanması için dayanıklılığın artık yalnızca çevresel bir unsur değil; ekonomik performansı güçlendiren, rekabetçiliği artıran ve riskleri azaltan stratejik bir değer olarak konumlandırılması gerekiyor. Barometre sonuçları da bu dönüşümün giderek daha fazla kabul gördüğünü ortaya koyuyor. Araştırmaya katılan paydaşların yüzde 47’si sürdürülebilir inşaatın geleneksel inşaata kıyasla daha fazla değer yarattığını düşünüyor. Ancak özellikle Avrupa ve Asya-Pasifik bölgelerinde bu algının hâlâ yeterince güçlü olmadığı görülüyor.Türkiye sonuçları ise sektör dönüşümünde güven duyulan aktörleri net biçimde ortaya koyuyor. Araştırmaya göre paydaşların yüzde 48’i sürdürülebilir inşaatın gelişiminde en önemli rolü mimar ve mühendislerin üstlendiğini belirtirken, yerel yönetim temsilcileri yüzde 38 ile ikinci sırada yer alıyor. Bu sonuçlar, teknik uzmanlık ile kamu otoritelerinin dönüşüm sürecindeki belirleyici etkisini ortaya koyuyor.Araştırma ayrıca sürdürülebilir inşaat konusunda daha çekimser yaklaşan kesimlerin desteğini artırmak için üç temel unsurun öne çıktığını gösteriyor. Buna göre sürdürülebilir çözümlerin somut faydalarının daha görünür hale getirilmesi, kullanıcılar açısından gerçek performansın güvence altına alınması ve uygulamaların ekonomik açıdan rekabetçi olduğunun objektif verilerle ortaya konulması kritik önem taşıyor. Finans kuruluşları ölçeklenmede kritik rol üstleniyor Barometreye göre bankalar ve sigorta şirketleri, sürdürülebilir inşaatın yaygınlaşmasında stratejik bir rol üstleniyor. Finans kuruluşlarının uyum ve dayanıklılık kriterlerini karar alma süreçlerine daha sistematik biçimde dahil etmesi, sektörde ortak hedeflerden büyük ölçekli dönüşüme geçiş açısından belirleyici görülüyor. Özellikle finansman mekanizmalarının dönüşümü destekleyecek şekilde yapılandırılması, sektörün hız kazanması açısından kritik önem taşıyor.Bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için daha uygulanabilir standart ve referans çerçevelerinin geliştirilmesi, fiziksel risklerin finansal etkilerinin daha doğru modellenmesi ve sürdürülebilirlik odaklı finansman araçlarının yaygınlaştırılması gerekiyor. Aynı zamanda dayanıklılık kriterlerinin proje ve portföy değerlendirme süreçlerine daha sistematik biçimde entegre edilmesi, sürdürülebilir inşaatın finansal sistem içinde daha güçlü bir karşılık bulmasına katkı sağlayacak önemli adımlar arasında yer alıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kurban Derilerini Ekonomiye Kazandıralım Çağrısı Haber

Kurban Derilerini Ekonomiye Kazandıralım Çağrısı

Ege İhracatçı Birlikleri’nde basın toplantısı düzenleyen Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Halil Gündoğdu, Kurban Bayramı döneminde yanlış kesim ve muhafaza yöntemleri nedeniyle yüz binlerce derinin ekonomiye kazandırılamadan yok olduğunu belirterek, hammaddenin deri sektörünün sürdürülebilir üretim zincirindeki kritik rolüne dikkat çekti. 10 milyon çift ayakkabı ve 3 milyon çanta üretecek deri çöp oluyor Son yıllarda Kurban Bayramı süresince yanlış deri yüzümü ve zamanında tuzlama yapılmaması nedeniyle yaklaşık 500 bin büyükbaş hayvan derisinin heba olduğununun altını çizen Gündoğdu; “Kaybedilen bu derilerle yaklaşık 10 milyon çift ayakkabı ve 3 milyon kadın çantası üretilebilirdi. Bunun yanında jelatin ve kolajen sanayisinde de ciddi bir hammadde kaybı yaşanıyor. Deri sektörü için hayvan kesimi yapılmıyor; gıda amacıyla tüketilen hayvanların yan ürünleri sürdürülebilir bir anlayışla ekonomiye kazandırılıyor. Bu yönüyle sektörümüz güçlü bir döngüsel ekonomi örneği oluşturuyor” dedi. Kurban derilerinin korunmasına yönelik alınması gereken önlemleri de sıralayan Gündoğdu şöyle devam etti; “Kurban derilerinin toplanmasıyla ilgili yerel yönetimler ve STK’lar harekete geçirilmeli. Kurbanlık hayvan satıcılarının koyun başına 2 kilogram, büyükbaş hayvan başına ise 6 kilogram kaba tuzu alıcılara vermesinin zorunlu hale getirilmesi gerekiyor. Kesim yapacak kasaplara yönelik bilgilendirme notları hazırlanması çok önemli. Deri yüzüm teknikleri, bağırsak temizliği, tuzlama ve muhafaza koşulları konusunda standart uygulamaların yaygınlaştırılması gerekiyor. Bu hususlara dikkat edildiği takdirde kurban derileri ekonomiye kazandırılır.” EDMİB sahaya iniyor 2026-30 döneminde Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin sektörün ihracat kapasitesini artırmak amacıyla fuar ve ticaret heyeti organizasyonlarına yoğun şekilde devam edeceğini dile getiren Halil Gündoğdu, Deri ve Deri Mamulleri Sektör Kurulu ile koordineli biçimde kapsamlı bir yol haritası oluşturdukları bilgisini verdi. Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin uzun yıllardır Türkiye Milli Katılım Organizasyonunu üstlendiği Expo Riva Schuh & Garda Bags Fuarı’na 13-16 Haziran 2026 tarihlerinde 35 firmayla katılım için hazırlıklarının tamamladıklarını dillendiren Gündoğdu; “Yunanistan Atina Sektörel Ticaret Heyeti’nin ikincisini de 21-24 Eylül 2026 tarihlerinde düzenleyeceğiz. 2025 yılındaki ilk Atina heyetimiz 17 firmanın katılımıyla başarıyla gerçekleşmişti. 2026 yılında Kanada/Montreal ve ABD/New York sektör ticaret heyetlerine EDMİB üyesi firmalarımız katılım sağlayacak” ifadelerini kullandı. Gündoğdu, MIPEL Saraciye Fuarı’na 2027 yılı şubat ayında üçüncü kez milli katılım organizasyonu yapılacağını, Ocak 2027’de ise İzmir Leather & More Deri Konfeksiyon Fuarı’nın sektör paydaşlarını bir araya getireceğini açıkladı. İhracatın tabana yayılması hedefleniyor Bölgeden gerçekleştirilen deri ve deri mamulleri ihracatının yüzde 65’inin 350 aktif firma içerisindeki yalnızca 31 firma tarafından yapıldığına dikkat çeken Gündoğdu, sektörün sürdürülebilir büyümesi için ihracatın daha geniş bir tabana yayılması gerektiğini söyledi. Bu doğrultuda saha çalışmalarını başlattıklarını belirten Gündoğdu, ilk etapta deri ve kürk konfeksiyon firmalarının ziyaret edildiğini ifade etti. Önümüzdeki süreçte tüm alt sektörlerde ve EDMİB’in faaliyet gösterdiği şehirlerde üye firmalarla düzenli istişare toplantıları gerçekleştirileceğini belirten Gündoğdu, firmalardan gelecek talepler doğrultusunda şekillenecek fuar, heyet, eğitim ve kümelenme çalışmalarının ihracata önemli katkı sağlayacağını kaydetti. Deri OSB sektöre sürdürülebilirlik altyapısı kazandıracak İzmir’de kurulması planlanan Deri ve Deri Mamulleri Organize Sanayi Bölgesi’nin sektör için stratejik bir vizyon projesi olduğunu ifade eden Halil Gündoğdu, projenin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı hedefleriyle uyumlu şekilde ilerlediğini söyledi. Modern organize sanayi bölgesinin istihdamı artıracağını, nitelikli ara eleman sürekliliğini sağlayacağını ve sürdürülebilirlik altyapısını güçlendireceğini vurgulayan Gündoğdu, projenin İzmir’in çevreci ve sürdürülebilir üretim imajına da önemli katkı sunacağını dile getirdi. Finansmana erişim ve döviz dönüşüm desteği çağrısı Deri ve deri mamulleri sektörünün yüksek katma değer üreten stratejik sektörlerden biri olduğuna işaret eden Gündoğdu, özellikle deri ve kürk konfeksiyon alanında birim ihracat değerinin Türkiye ortalamasının yaklaşık 130 katına ulaştığını ifade etti. Yüksek kaliteli girdi ihtiyacı, uzun üretim süreçleri ve küresel moda trendlerine hızlı uyum zorunluluğunun işletme sermayesi ihtiyacını artırdığını belirten Gündoğdu, sektörün küresel rekabette ayakta kalabilmesi için finansman kanallarının açık tutulmasının hayati önemde olduğunu söyledi. Gündoğdu, ihracatçıların üzerindeki finansal baskının azaltılması amacıyla Merkez Bankası döviz dönüşüm desteği prim oranının yüzde 10 seviyesine yükseltilmesi ve uygulamanın süresinin yıllık olarak uzatılması gerektiğini sözlerine ekledi. Onay: “Türkiye, dünya devlerinin en tedarik alternatifi haline geldi” 2026 yılı itibariyle Körfez bölgesi merkezli tedarik zincirindeki kırılmalar ve artan küresel lojistik maliyetler, coğrafi yakınlığı ve esnek üretim modeli sayesinde Türkiye’nin dünya devleri için yeniden en güçlü alternatif konumuna geldiği bilgisini veren Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Erhan Onay, bu potansiyelin fiili bir ihracat rekoruna dönüşebilmesi için özellikle ayakkabı yan sanayisindeki yapısal maliyet kemerlerinin gevşetilmesi gereğine vurgu yaptı. “Taban, ökçe, toka ve özel kimyasallar gibi temel yan sanayi bileşenleri üzerinde yük oluşturan ek korumacı vergiler ve katı gümrük barajları, nihai ürünün küresel piyasadaki rekabet gücünü doğrudan baltalamaktadır” diyen Onay; “Türkiye'nin bu fırsatı kaçırmamak adına acilen yapması gereken yerli üretimi bulunmayan ya da yetersiz kalan yan sanayi girdilerindeki gümrük duvarlarını esnetmek, üreticinin hammaddeye dünya fiyatlarıyla erişmesini sağlamak ve ihracatçıyı baskılanan döviz kuru sarmalından kurtaracak dinamik teşvik mekanizmalarını devreye almaktır. Maliyet yapımızdaki bu kamusal iyileştirmeler hızla hayata geçirilmediği takdirde, siparişlerin daha düşük maliyetli ülkelere kayması kaçınılmaz olacaktır” şeklinde konuştu. Bozkurt; “Katma değerli ürün ihracatında Türkiye ortalamasını ikiye katladık” Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Nagihan Bozkurt, Ege Bölgesi’nin deri ve deri mamulleri ihracatının yüzde 65 gibi büyük bir kısmının Avrupa Birliği pazarına yapıldığını, kilogram başına ihracat değerinde de öncü bir rol üstlendiklerini, ayakkabı grubunda Ege Bölgesi’nin 24,77 dolarlık kilogram başı ihraç fiyatıyla, Türkiye ortalamasını ikiye katladığını vurguladı. Ege Bölgesi’nin ayakkabı ihraç fiyatında yakaladığı seviyeyi Ege Bölgesi’nin kaliteli ve katma değerli üretim gücünün en somut kanıtı olarak tanımlayan Bozkurt sözlerini şöyle tamamladı; “Tam da bu yüzden, rotamızı alım gücü ve refah seviyesi yüksek olan müreffeh pazarlara daha güçlü bir şekilde çevirmek istiyoruz. Mevcut pazarlarımızı korurken küresel dalgalanmalardan etkilenmemek adına İskandinav ülkeleri, ABD ve Kanada gibi özel pazarlarda pazar çeşitliliğine gitmemiz artık bir zorunluluk halini aldı. Bu coğrafyalarda yapılacak etkinliklerde Ege’den çok aktif bir katılım sağlamayı hedefliyoruz. Bu bölgelerdeki prestijli fuarları yakından takip etmeyi, aynı zamanda düzenlenecek heyet organizasyonlarıyla ticari bağlarımızı güçlendirmeyi ve Ege Bölgesi’nin deri ve deri mamulleri sektörleri özelinde yüzde 70 pay ile lokomotif sektörümüz olan ayakkabıdaki ihracat başarısını çok daha yukarıya taşımayı amaçlıyoruz.” Gürkan: “Çalışmalarımızın odağına sürdürülebilirliği alıyoruz” Türkiye’nin; dünyanın geleceğe dair sürdürülebilirlik politikalarıyla, kendi küresel geçiş yönelimi karşısındaki tutumunu karşılaştırması ve realist adımlar atması gerektiğini dillendiren Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Denetim Kurulu Üyesi Gizem Dönmez Gürkan, ihracatçılarımızın küresel ticarette güçlü bir yer edinmeleri amacıyla adil, şeffaf ve dünyamızın geleceğine karşı sorumluluk hisseden iş modellerine sahip olmaları için tüm çalışmalarının odağına sürdürülebilirliği aldıklarını aktardı. Uzun zamandır derinin çevreyi kirleten bir materyal olduğu düşüncesi sektörümüz karşısında bir önyargı olduğunun altını çizen Gürkan; Bugün gerek değişen tüketim alışkanlıkları ile nihai tüketiciler gerekse büyük markalar, satın almacılar sürdürülebilir ürünleri tercih ediyor. Bu taleplere karşılık verebilmek ve satış kanalları yaratarak yeni pazar fırsatları yaratabilmek için de sürdürülebilir olmanın gerektiğini düşünüyoruz. Sektörümüzde Leather Working Group sertifikalarına sahip başarı hikayesi olarak nitelendirebileceğimiz birçok firmamız mevcut. Deri sektöründeki teknolojik altyapının ve insan gücü kaynağının yeşil dönüşümü gerçekleştirebilecek adımları atabileceğini öngörüyoruz. Günümüzde yurt dışı fuarlara katılımda dahi sosyal uygunluk sertifikalarının şart koşulduğu bir durum göz önüne alındığında firmalarımızın gerekli sertifikasyon süreçlerini tamamlayarak kurumsal ve çevresel dönüşümü sağlamada hızlı bir yol kat etmesinin sektörümüzün sürdürülebilirliğinde geleceğe ışık tuttuğunu düşünüyoruz. Bu amaç doğrultusunda bu dönemde de üye firmalarımızın farkındalığını artıracak adımları atmayı planlıyoruz” diyerek sözlerini noktaladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.