Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Finansmana Erişim

Kapsül Haber Ajansı - Finansmana Erişim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Finansmana Erişim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Albaraka Türk ve Figopara Güçlerini Birleştirdi Haber

Albaraka Türk ve Figopara Güçlerini Birleştirdi

Erken Ödemeli Tedarikçi Finansman Sistemi (EÖTFS) ile Figopara’nın yenilikçi teknolojik altyapısını buluşturan ortaklık sayesinde mal ve hizmet sunan işletmeler, fatura bedellerini vade sonunu beklemeden tamamen dijital ve hızlı süreçlerle tahsil ederek nakit akışlarını güçlendirirken, ticari faaliyetlerini kesintisiz olarak sürdürüyor. Katılım bankacılığının öncüsü Albaraka Türk, yenilikçi finansal çözümler ve müşteri odaklı değer üretimi vizyonuyla sektörün dinamik ihtiyaçlarına yönelik stratejik hamlelerini kararlılıkla sürdürüyor. Albaraka Türk, teknoloji odaklı tahsilat ve finansman çözümlerini genişletme vizyonu doğrultusunda, finansal teknolojiler alanında sunduğu yenilikçi çözümlerle KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştıran Figopara ile stratejik bir iş birliğine imza attığını duyurdu. Bu iş birliği ile Albaraka Türk’ün Erken Ödemeli Tedarikçi Finansman Sistemi (EÖTFS) ürünü, Figopara’nın teknolojik altyapısıyla entegre olarak tedarikçilere çok daha hızlı ve erişilebilir bir tahsilat ve finansman modeli sunuyor. İşletmeler İçin Nakit Akışı Artık Daha Hızlı EÖTFS kapsamında gerçekleştirilen bu iş birliği, tedarikçilerin alıcı firmalara gerçekleştirdikleri mal ve hizmet satışları sonrası kestikleri faturaların bedellerini, vade sonunu beklemeden Albaraka Türk’ten erken tahsil etmelerine olanak tanıyor. Figopara’nın dijital platformu üzerinden yürütülen süreçler sayesinde, finansman ve tahsilat süreçleri uçtan uca dijitalleşerek hız kazanırken, operasyonel yükler de tamamen ortadan kalkıyor. Serhan Akyıldız: “Dijital Finansman Çözümlerimizle Ticaretin Hızına Hız Katıyoruz” İş birliği hakkında açıklama yapan Albaraka Türk Tüzel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Serhan Akyıldız, şunları söyledi: “Albaraka Türk Katılım Bankası olarak, dijitalleşen ticaret dünyasında müşterilerimizin ihtiyaç duyduğu hızı ve kolaylığı sağlamak en büyük önceliklerimizden biridir. Erken Ödemeli Tedarikçi Finansman Sistemi (EÖTFS) ürünümüzü Figopara’nın güçlü teknolojik altyapısıyla birleştirerek, tedarik zinciri finansmanında yeni bir dönem başlatıyoruz. Bu stratejik iş birliği sayesinde, müşterilerimizin nakit akışlarını optimize etmelerine, fatura bedellerini beklemeden hızlıca tahsil etmelerine ve böylece ticari faaliyetlerini kesintisiz sürdürmelerine olanak tanıyoruz. Katılım finans ilkelerimizden ödün vermeden, dijital finansman çözümlerimizi her geçen gün daha ileriye taşımaya ve müşterilerimize değer katmaya kararlılıkla devam edeceğiz.” Koray Bahar: “Finansmana Erişimde Odağımız Ticaretin Devamlılığı” KOBİ’lerin ihtiyaç duydukları finansmana aracılık ederek nakit ihtiyacı ve vade sorununu önemli ölçüde çözdüklerini ifade eden Figopara Kurucu Ortağı ve CEO’su Koray Gültekin Bahar ise konuya dair şunları söyledi: “KOBİ’lerin finansmana erişiminde en önemli ihtiyaçlardan birinin, alacaklarının ihtiyaç duydukları zamanda nakde dönüşebilmesi olduğunu görüyoruz. Figopara olarak teknolojiyi bu ihtiyaca doğrudan yanıt verecek şekilde konumlandırıyor, işletmelerin finansmana erişim süreçlerini dijital, hızlı ve erişilebilir hale getiriyoruz. Albaraka Türk ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği de bu yaklaşımın önemli bir örneği. Erken Ödemeli Tedarikçi Finansman Sistemi’ni Figopara’nın dijital altyapısıyla buluşturarak, tedarikçilerin alacaklarını vade sonunu beklemeden değerlendirebilmelerine ve finansmana erişim süreçlerini daha kolay yönetebilmelerine imkân sağlıyoruz. Tedarik zincirlerinde alıcı ve tedarikçi arasındaki ticari ilişkinin sağlıklı şekilde devam etmesi, işletmelerin nakit akışını etkin yönetebilmesiyle yakından ilişkili. Bu nedenle finansmana erişimi yalnızca bir kredi ihtiyacı olarak değil, ticaretin devamlılığını destekleyen önemli bir unsur olarak ele alıyoruz. Albaraka Türk ile iş birliğimizin de bu bakış açısıyla, işletmelerin finansmana erişimini kolaylaştırırken tedarik zincirinin daha güçlü ve sürdürülebilir şekilde işlemesine katkı sağlayacağına inanıyoruz.” Bu stratejik ortaklık ile Albaraka Türk, dijital bankacılık ve kurumsal finansman alanındaki liderliğini pekiştirirken, Figopara da geniş bankacılık ağıyla çözüm kapasitesini artırmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Girişimcilerin Yatırım Rotası BT ve Otomasyona Çevriliyor Haber

Türkiye’de Girişimcilerin Yatırım Rotası BT ve Otomasyona Çevriliyor

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY tarafından gerçekleştirilen EY Girişimcilik Barometresi’nin ikinci sayısının sonuçları açıklandı. Europe Central bölgesi genelinde Türkiye’nin de aralarında olduğu çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren 1.000’den fazla aile şirketi sahibi, start-up kurucusu ve farklı ölçekteki şirketlerden liderlerin katıldığı araştırma; bölge genelindeki girişimcilerin artan maliyetler, düzenleyici baskılar ve makroekonomik belirsizliklere rağmen büyüme hedeflerini korurken yatırım ve operasyonlarında daha seçici ve disiplinli hareket ettiğini ortaya koyuyor. Bulgular, girişimcilerin operasyonel disipline, dayanıklılığa ve uzun vadeli değer sağlamaya her zamankinden daha fazla önem verdiğini gösteriyor. Bu yaklaşım yatırım kararlarından inovasyon stratejilerine, teknoloji kullanımından iş gücü planlamasına kadar pek çok alanda yeni öncelikler oluşturuyor. İnovasyon ve dijital dönüşüm girişimcilerin gündeminde öne çıkıyor İnovasyon öncelikleri 2026 yılında pazar odaklı ve uygulama ağırlıklı bir dağılım gösteriyor. Türkiye’de strateji ve pazarlama odaklı inovasyon %50 oranıyla bölge genelinin üzerinde seyrederken, ürün ve süreç inovasyonunun %48 seviyesinde, organizasyonel inovasyonun ise %45 seviyesinde olduğu gözlemleniyor. İnovasyon eğilimi geniş tabanlı bir görünüm sunmakla birlikte, herhangi bir inovasyon planlamadığını belirtenlerin oranı %5 seviyesinde geçen yıla göre sabit kalıyor. Bununla birlikte, Türkiye’de dijital dönüşüm ivme kazanıyor. Yapay zekâ ve makine öğrenimi %82, veri analitiği %79 kullanım oranlarıyla öne çıkarken, bunu bulut teknolojileri %63 ve dijital müşteri deneyimi platformları %70 oranlarıyla takip ediyor. Algılanan performans etkisi ise inovasyonda %71 ve teknolojiye adaptasyon hızında %70 ile güçlü bir görünüm sunarken, gelir büyümesine etkisi %36 ile sınırlı kalıyor. Yapay zekâ destekli süreçler, veri odaklı karar alma ve müşteri deneyimi uygulamalarında güçlü bir adaptasyon görülürken, bu dönüşümün gelir büyümesine etkisinin artırılması önemli bir gelişim alanı olarak öne çıkıyor. Türkiye’de girişimcilik ekosistemine güven yıllık bazda iyileşme gösteriyor Araştırma sonuçları girişimcilik ekosistemine yönelik algıda belirgin bir iyileşmeye işaret ediyor. Olumlu değerlendirmelerin oranı %34'e yükselirken, olumsuz değerlendirmeler %51'den %25'e gerilemiş durumda. Girişimcilik ekosisteminin önündeki temel zorluklar ise, bürokratik zorluklardan ziyade makrofinansal unsurlardan kaynaklanıyor. Finansmana erişim %71, ve ekonomik belirsizlik %70 oranıyla öne çıkarken, düzenleyici karmaşıklık %45 ile bölgenin altında kalıyor. Türkiye girişimcilik ekosisteminde iştah güçlü olmakla birlikte, ölçeklenme süreci sermaye erişimi ve güven düzeyi ile sınırlanıyor. Sermaye maliyeti ve finansmana erişim yatırımları sınırlandıran başlıca unsurlar arasında Türkiye’de yatırım eğilimleri temkinli ancak seçici bir görünüm sergiliyor. Şirketler bölge ortalamasına kıyasla büyüme yatırımlarına daha sınırlı kaynak ayırırken, modernizasyon ve otomasyon yatırımlarına öncelik veriyor. Bilişim teknolojileri yatırımları %50, otomasyon %45, ekipman yatırımları %36 ve yeni tesis yatırımları %13 seviyesinde iken; herhangi bir yatırım planlamadığını belirtenler ise %18 ile bölge genelinin üzerinde yer alıyor. Yatırımları sınırlandıran başlıca unsurlar ise sermaye maliyeti ve finansmana erişim zorlukları olurken; ekonomik risk ve piyasa belirsizliği %71, finansman yetersizliği %52 ve yüksek faiz oranları %41 ile bölge ortalamasından yüksek seyrediyor. Finansman kaynaklarına bakıldığında ise, ağırlıkla öz kaynaklar %61 oranıyla öne çıkarken, krediler %20 ve teşvikler/hibeler %14 düzeyinde kalıyor. Şirketler, geri dönüşün net olduğu ve finansmanın güvence altına alındığı durumlarda yatırım kararlarını daha güçlü şekilde hayata geçiriyor. Bu çerçevede, teşvikler ve otomasyon yatırımları bu ivmenin korunmasında öne çıkan unsurlar olarak değerlendiriliyor. Türkiye’de iş gücü modeli daha esnek bir yapıya evriliyor Türkiye’de girişimcilik ekosisteminde işe alım süreçleri tam zamanlı istihdam artışından daha esnek kapasite kullanımına doğru yönelim gösteriyor. Tam zamanlı işe alım oranı geçtiğimiz yıla kıyasla %44’ten %34’e gerilerken, dış kaynaklı iş birlikleri ve yarı zamanlı işe alım artış gösteriyor. İşe alım sürecindeki temel zorluk aday sayısının sınırlı olması değil, rekabetçilik baskısı. Bu kapsamda; ücretlendirme zorlukları %41, aday beklentilerini karşılama %30 ve büyük ölçekli şirketlerle rekabet %25 seviyelerinde seyrederken, coğrafi erişim ve aday hacmi ise her biri %9 ile bölge ortalamasının altında kalıyor. Bu görünüm; başarılı işverenlerin farklılaşmasının yalnızca işe alım hacmi ile değil, çalışan değer önerisi ve verimlilik odaklı yaklaşımlarla mümkün olacağına işaret ediyor. Mevcut risk profili şirketlerin finansal dayanıklılıklarını zorluyor Türkiye’de artan maliyetler, zayıflayan talep ve finansmana erişim zorlukları, şirketlerin finansal dayanıklılığı üzerinde eş zamanlı baskı oluşturuyor. Araştırma sonuçlarına göre; en fazla riskler operasyonel maliyetler, enflasyon baskıları, döviz kuru dalgalanmaları, krediye erişim ve yüksek faiz oranları olarak öne çıkıyor. Ayrıca Türkiye’de maliyet unsurları geniş bir yelpazeye yayılarak finansman, uyum ve risk transferi kalemlerini içeriyor. Türkiye’de girişimciler birleşme ve satın alma işlemlerine temkinli ancak fırsat odaklı yaklaşıyor. Kısmi satışın “biraz olası” olduğunu belirtenlerin oranı %43 ile “çok olası” diyenlerin (%7) belirgin şekilde üzerinde bulunuyor. Bu durum, birçok girişimcinin kısa vadeli bir işlem planından ziyade ortaya çıkabilecek fırsatları değerlendirmeye açık olduğunu gösteriyor. Geleneksel çıkış alternatifleri ise çeşitlenmiş olup; bir yatırım fonuna satış oranı %30 ve halka arz oranı %18 seviyesinde seyrediyor.. Türkiye aile işletmelerinde halefiyet planlamalarında olgunluk seviyesi artış gösteriyor Türkiye’de halefiyet planlamasına ilişkin olgunluk artış eğilimi göstermekle birlikte, “henüz planlamaya başlanmamış” segmentinin varlığı da dikkat çekiyor. Resmî planlara sahip olanların oranı %15’ten %22’ye, bu konuda resmi olmayan görüşmeler yürütenlerin oranı ise %15’ten %28’e artış gösteriyor. Buna karşın, konuyu henüz ele almamış olanların oranı %39 ile bölge ortalaması olan %29’un üzerinde seyrediyor. Aile işletmelerine ilişkin temel zorluklar ise ağırlıklı olarak iç dinamiklerden kaynaklanırken, servet yönetimi yaklaşımı çeşitlendirme odaklı ilerliyor. EY Türkiye Şirket Ortağı, Girişimci Kadın Liderler Programı ve EYnovation Start-up Programı Lideri Müge Tan Belviso, araştırmaya ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: "EY Girişimcilik Barometresi 2026 sonuçlarına göre Türkiye’de girişimcilik ekosistemine duyulan güvenin artması oldukça memnuniyet verici bir gelişme. Buna ek olarak, araştırmamız girişimcilik ekosisteminin büyüme, yatırım ve dönüşüm kararlarında artık daha seçici hareket ettiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, yapay zekâ ve veri analitiği gibi teknolojilerin hızla yaygınlaştığı görülürken, belirsizliklerin ve maliyetlerin büyüme üzerindeki belirleyici etkisini koruduğuna işaret ediliyor. Bununla birlikte araştırmamız girişimcilik ekosisteminin gelişimi için 5 temel öncelik önerilerini sunuyor; “kademeli büyüme”, “kârlılık ve likiditenin korunması”, “finansal risk yönetimi”, “müşteri değerinin gelire dönüştürülmesi” ve “esnek yetenek stratejilerinin geliştirilmesi”. Bu alanlarda kaydedilecek ilerleme, girişimcilerin yalnızca mevcut belirsizliklere karşı daha dayanıklı olmalarını değil, aynı zamanda yerel ve küresel pazarlarda rekabet güçlerini artırmalarını da sağlayacaktır. EY Türkiye Şirket Ortağı ve Girişimci Kadın Liderler Programı Lideri Ferzan Ülgen ise şu açıklamalarda bulundu: “Araştırma sonuçları, Türkiye girişimcilik ekosisteminin teknoloji ve yapay zekâ alanlarındaki odağıyla katılımcı ülkeler ortalamasının üzerinde bir seviyede seyretmesi dikkat çekiyor. Bulgular, günümüz koşullarında başarının yalnızca yeni fırsatları değerlendirmekten değil; inovasyon kapasitesini güçlendirmekten, kaynakları etkin yönetmekten, yetenek stratejisini doğru belirlemekten ve sürdürülebilir değer sunmaktan geçtiğini gösteriyor. Bu doğrultuda geleceğin başarılı girişimleri, değişime hızla adapte olabilen, doğru yetenek stratejilerini benimseyen, yeteneği merkeze koyarak teknolojiyi ve yapay zekayı süreçlerine entegre edebilen girişimciler olacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sürdürülebilirlik Projeleri Haberleri Neyi Gösteriyor? Haber

Sürdürülebilirlik Projeleri Haberleri Neyi Gösteriyor?

Bir şirketin çatılarına güneş paneli kurması, elektrikli araç filosuna geçmesi ya da atık azaltım hedefi açıklaması tek başına dönüşüm anlamına gelmiyor. Sürdürülebilirlik projeleri haberleri, artık kurumların çevresel iddialarını değil; yatırım kararlarını, operasyonel yetkinliklerini ve uzun vadeli rekabet gücünü okumak için başvurulan stratejik bir veri alanına dönüşüyor. İş dünyasında sürdürülebilirlik gündemi, iletişim departmanlarının yıllık rapor başlığından çıktı. Enerji maliyetleri, karbon düzenlemeleri, tedarik zincirindeki kırılganlıklar, finansmana erişim koşulları ve müşteri beklentileri; çevresel ve sosyal performansı doğrudan şirket değerine bağlıyor. Bu nedenle haber değeri taşıyan proje, yalnızca iyi niyet beyanı sunan değil, ölçülebilir etki ve iş modeli karşılığı ortaya koyan projedir. Sürdürülebilirlik projeleri haberleri neden stratejik veri haline geldi? Sürdürülebilirlik yatırımları şirketlerin hangi riskleri önceliklendirdiğini gösterir. Bir üreticinin su geri kazanım sistemine yatırım yapması, faaliyet gösterdiği havzadaki su stresini yönetmeye çalıştığını anlatır. Bir lojistik şirketinin alternatif yakıt pilotu ise yalnızca emisyon azaltımını değil, gelecekteki yakıt maliyetleri ve düzenleme baskısı karşısındaki hazırlığını da işaret eder. Bu haberler yatırımcılar, tedarikçiler ve kamu kurumları açısından farklı sorulara yanıt verir. Yatırımcı, şirketin sermaye harcamasını nereye yönlendirdiğine bakar. Tedarikçi, yeni standartların kendisi için hangi uyum maliyetlerini doğuracağını değerlendirmek ister. Kamu tarafı ise projenin bölgesel kalkınma, enerji verimliliği, istihdam ve kaynak yönetimi üzerindeki etkisini izler. Kurumsal iletişim ekipleri açısından da çıta yükseldi. Kamuoyu artık “karbon nötr olma yolunda” gibi genel ifadelerden çok, baz yılını, hedef tarihini, yatırım büyüklüğünü, doğrulama yöntemini ve gerçekleşen sonucu görmek istiyor. Haber metninde bu unsurların bulunması, projenin kurumsal itibara katkısını güçlendirirken yeşil aklama riskini de azaltıyor. Proje haberi ile kurumsal vaat arasındaki fark Sürdürülebilirlik alanında her açıklama aynı ağırlığa sahip değildir. Bir farkındalık kampanyası, çalışan katılımı ve marka bilinirliği için değerli olabilir. Ancak enerji yoğun bir tesisin verimlilik dönüşümüyle aynı stratejik etkiyi taşımaz. Haberleştirme sürecinde projenin ölçeği, etki alanı ve doğrulanabilirliği açık biçimde ayrıştırılmalıdır. Güçlü bir kurumsal proje haberinde, sorunun ne olduğu ilk anda anlaşılır. Ardından çözümün kapsamı, uygulama takvimi, iş ortakları ve ölçüm yöntemi yer alır. En kritik bölüm ise sonuçtur: Kaç ton emisyon azaltıldı, ne kadar su geri kazanıldı, hangi oranda enerji tasarrufu sağlandı, kaç üretici ya da çalışan bu dönüşümden etkilendi? Burada “itibar değeri” ile “operasyonel değer” arasındaki denge belirleyicidir. Bazı projeler kısa vadede ölçülebilir finansal getiri üretmeyebilir. Biyolojik çeşitlilik, toplumsal cinsiyet eşitliği veya yerel kalkınma projelerinde etki daha uzun zaman içinde ortaya çıkabilir. Buna rağmen kurumun hedefi, kaynak tahsisi ve sonuç takibi netse proje kamuoyu açısından anlamlı bir referans oluşturur. Ölçülebilirlik neden güven yaratır? Ölçülebilirlik, sürdürülebilirlik iletişiminin en güçlü güven unsurudur. Örneğin “plastik kullanımını azaltıyoruz” ifadesi yerine, belirli bir ambalaj hattında birincil plastik kullanımının yüzde kaç azaltıldığı ve bu değişikliğin ürün güvenliği ile maliyet yapısına etkisi verilmelidir. Ancak rakam vermek de tek başına yeterli değildir. Verinin hangi dönemi kapsadığı, hangi operasyonları içerdiği ve önceki dönemle karşılaştırılabilir olup olmadığı belirtilmelidir. Bir tesisin emisyonundaki düşüş, üretim hacminin gerilemesinden kaynaklanıyorsa bunu verimlilik başarısı olarak sunmak yanıltıcı olur. Nitelikli haber dili, kazanımı aktarırken bu ayrımları korur. Sektörler projeleri farklı önceliklerle yürütüyor Enerji sektöründe yenilenebilir kapasite, depolama, şebeke esnekliği ve enerji verimliliği öne çıkıyor. Sanayide düşük karbonlu üretim, atık ısı geri kazanımı, elektrifikasyon ve döngüsel hammadde kullanımı daha belirleyici. Tarımda sulama verimliliği, rejeneratif uygulamalar, toprak sağlığı ve izlenebilirlik başlıkları öne çıkarken; lojistikte rota optimizasyonu, filo dönüşümü ve intermodal taşımacılık gündem yaratıyor. Bu farklılık, sürdürülebilirlik projeleri haberleri hazırlanırken sektör dilinin önemini artırıyor. Her kurum için aynı başarı göstergesi kullanılamaz. Bir teknoloji şirketi için veri merkezlerinin enerji verimliliği kritik olabilirken, gıda üreticisinde su ayak izi ve tedarikçi çiftçilerin dayanıklılığı daha merkezi bir rol üstlenebilir. Savunma, ağır sanayi ve madencilik gibi enerji yoğun alanlarda dönüşümün hızı daha sınırlı olabilir. Bu durum, şirketlerin hiçbir şey yapmadığı anlamına gelmez. Ancak bu sektörlerde açıklanan hedeflerin teknik uygulanabilirlik, yatırım ihtiyacı ve güvenlik koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Hızlı sonuç beklentisi yerine, somut ara hedefler ve teknolojik yol haritaları daha gerçekçi bir çerçeve sunar. Tedarik zinciri haberin merkezine yerleşiyor Kurumsal emisyonların ve sosyal risklerin önemli bölümü, şirketin doğrudan operasyonlarının dışında oluşuyor. Bu nedenle ana firmanın kendi tesisindeki iyileştirmeyi anlatması yeterli değil. Satın alma kriterleri, tedarikçi eğitimleri, insan hakları denetimleri, izlenebilirlik altyapısı ve küçük işletmelerin dönüşüm kapasitesi de haberde yer bulmalı. Tedarik zincirine ilişkin projelerde hassas bir denge bulunuyor. Büyük şirketlerin yeni standartları, daha düşük çevresel etki sağlayabilir; fakat küçük ve orta ölçekli tedarikçiler için ek maliyet ve teknik uyum baskısı yaratabilir. Başarılı modeller, sadece koşul koyan değil, finansman, eğitim, ortak veri altyapısı veya uzun vadeli alım garantisiyle tedarikçiyi dönüşüme dahil eden modellerdir. Haber değeri taşıyan projeler nasıl ayırt edilir? Editoryal açıdan bakıldığında, sürdürülebilirlik açıklamasının güncel bir gelişmeye dayanması gerekir. Yeni devreye alınan tesis, tamamlanan yatırım, bağımsız doğrulama sonucu, uluslararası iş birliği, mevzuata uyum adımı ya da genişletilen pilot uygulama haber için güçlü çıkış noktalarıdır. Sadece hedef açıklamaları ise bağlam gerektirir. Hedefin önceki performansla ilişkisi, ayrılan bütçe, yönetim kurulunun sorumluluğu ve uygulama planı verilmeden yapılan açıklamalar sınırlı bilgi taşır. Özellikle uzun vadeli net sıfır hedeflerinde, 2030 veya 2035 ara hedefleri ile bu hedeflere ulaşmayı sağlayacak teknolojilerin açıklanması gerekir. Haberin görsel ve veri altyapısı da önemlidir. Tesis görüntüleri, proje sahasından fotoğraflar, üretim hattındaki dönüşüm, çalışan veya üretici görüşleri; soyut kavramları somutlaştırır. Buna karşın yalnızca imza töreni fotoğrafları projenin etkisini anlatmaya yetmez. Okur, kararın değil uygulamanın izini görmek ister. Kapsül Haber Ajansı gibi sektörel içerik akışı sağlayan yayın platformları için bu yaklaşım, sürdürülebilirlik haberini tekil bir kurumsal duyuru olmaktan çıkarır. Enerji, sanayi, tarım, lojistik ve teknoloji başlıklarını bir araya getiren düzenli yayıncılık, kurumların aynı dönüşüme farklı açılardan nasıl yanıt verdiğini görünür kılar. İletişimde güveni koruyan yaklaşım Sürdürülebilirlik projelerinin haberleştirilmesinde en doğru yaklaşım, başarı kadar eksikleri de yönetebilmektir. Henüz hedefe ulaşılamadıysa nedenleri ve düzeltici adımları açıklamak, gerçekçi olmayan başarı anlatısından daha yüksek güven yaratabilir. Özellikle büyük ölçekli dönüşümlerde proje takvimlerinin uzaması, teknoloji maliyetlerinin değişmesi veya izin süreçlerinin gecikmesi mümkündür. Şirketlerin bu süreçte kaçınması gereken temel hata, küçük ölçekli bir uygulamayı tüm kurumun çevresel performansını temsil ediyormuş gibi sunmaktır. Bir pilot proje değerli olabilir; fakat pilotun kapsamı, yaygınlaşma planı ve sınırlılıkları açıkça yazılmalıdır. Şeffaflık, kurumsal iddianın etkisini azaltmaz; aksine onu savunulabilir hale getirir. Önümüzdeki dönemde sürdürülebilirlik gündeminde en çok öne çıkacak haberler, hedef açıklayanlardan çok hedefini işletme modeline yerleştiren şirketlerden gelecek. Okurun ve piyasanın aradığı şey de açık: Dönüşümün niyeti değil, sahadaki kanıtı.

ATO'dan Gümrük Birliği Çağrısı Haber

ATO'dan Gümrük Birliği Çağrısı

Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, Türkiye'nin 1996 yılından bu yana dahil olduğu Gümrük Birliği'nin hizmetler, tarım, kamu alımları ve dijital ticareti kapsayacak şekilde güncellenmesinin Türkiye'nin rekabet gücünü artıracağını belirterek, "Ticaret Bakanlığımızın Gümrük Birliği'nin güncellenmesine yönelik çalışmalarını çok kıymetli buluyor, sürecin en kısa sürede tamamlanmasını temenni ediyoruz" dedi. ATO Başkanı Gürsel Baran, ATO Başkan Yardımcısı Temel Aktay, ATO Yönetim Kurulu Üyeleri Nihat Uysallı, Ahmet Akça, Ali Yıldız, Adem Ali Yılmaz, Ali İhsan Güçlü, Halil İlik ve Yasin Özyolu ile birlikte Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat'ı makamında ziyaret etti. Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar'ın da yer aldığı görüşmede, ATO üyelerinin gündeminde yer alan konular değerlendirilerek, iş dünyasının talep ve beklentileri iletildi. -GÜMRÜK BİRLİĞİ, VİZE ENGELİ VE TAŞIMACILIKTAKİ KOTA SORUNU- Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin en büyük ihracat pazarı olduğunu ve Türkiye'nin AB ile geçen yılki ticaret hacminin 233 milyar dolara ulaştığını hatırlatan Baran, Türkiye'nin 1996 yılından bu yana dâhil olduğu Gümrük Birliği'nin güncellenmesinin önemine dikkat çekti. Ticaret Bakanlığı'nın Gümrük Birliği'nin güncellemesine yönelik çalışmalarını desteklediklerini kaydeden Baran, Ticaret Bakanı Bolat'ın Brüksel'de gerçekleştirdiği temaslarda Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, vize kolaylığı ve taşımacılıkta yaşanan kota sorunlarını gündeme taşımasının reel sektör açısından son derece önemli olduğunu ifade etti. Baran, "1959'da AB üyeliği için başvuruda bulunmuştuk. 1996 yılında Gümrük Birliği'ne dâhil olduk. Bu kadar uzun geçmişimiz olmasına karşın bugün geldiğimiz noktada vize konusunda sorun yaşıyoruz, taşımacılıkta kota sorunuyla karşı karşıyayız. Tüm bunların üzerine Avrupa Birliği'nin yeni sanayi stratejisi 'Made in EU' yaklaşımı da ayrıca bir gündem olarak önümüzde duruyor. Gümrük Birliği'nin hizmetleri, tarımı, kamu alımlarını ve dijital ticareti kapsayacak şekilde güncellenmesi gerektiği kanaatindeyiz. Kendi ekonomik güvenliğini arayan Avrupa Birliği, yanı başında yer alan, güçlü ve güvenilir üretim ortağı Türkiye ile daha güçlü ekonomik entegrasyonu kendi çıkarları açısından değerlendirmelidir" diye konuştu. -KAMU ALIMLARINDA YERLİ MALI TERCİHİ YAYGINLAŞTIRILMALI- Baran, küresel rekabetin giderek arttığı bir dönemde yerli üretimin desteklenmesinin ekonomik bağımsızlık açısından kritik önem taşıdığını belirterek, kamu satın alma politikalarında yerli malı ürünleri önceleyen uygulamaların kapsamının genişletilmesi gerektiğini söyledi. Kamu alımlarında yerli üretimi teşvik eden yaklaşımın yalnızca üreticiyi desteklemekle kalmayacağını ifade eden Baran, bunun aynı zamanda yatırımın, istihdamın, teknolojik dönüşümün ve sürdürülebilir kalkınmanın da önünü açacağını kaydetti. -FİNANSMANA ERİŞİM KOLAYLAŞTIRILMALI- Enflasyonla mücadele programını desteklediklerini kaydeden Baran, üretimin, yatırımın ve ihracatın ivmesini koruyabilmesi için reel sektörün finansmana erişiminin kolaylaştırılmasının önemine dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan sanayicilere yönelik finansman programını memnuniyetle karşıladıklarını ifade eden Baran, "İşletmelerimizin finansmana erişimini kolaylaştıracak, nakit akışını rahatlatacak ve yatırım iştahını artıracak destek mekanizmalarının güçlendirilmesinin büyümenin sürdürülebilirliği açısından kritik önemde olduğuna inanıyoruz" diyerek, ticaret ve hizmet sektörünün de benzer destek mekanizmalarına ihtiyaç duyduğunu belirtti. -TİCARİ KREDİ KARTLARINDA TAKSİTLENDİRME KOŞULLARI ESNETİLMELİ- Baran, özellikle KOBİ'lerin ve ticari işletmelerin günlük faaliyetlerini sürdürebilmeleri açısından ticari kredi kartlarının önemli bir finansman aracı haline geldiğini belirterek, bu kartlara yönelik taksitlendirme sınırlamalarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Ticari kredi kartlarında taksit imkânlarının genişletilmesinin işletmelerin nakit akışını rahatlatacağını ifade eden Baran, üretim, ticaret ve istihdamın sürdürülebilirliği açısından işletmelerin kısa vadeli finansman ihtiyacını karşılayacak daha esnek uygulamaların hayata geçirilmesinin faydalı olacağını kaydetti. -MİLLİ KATILIMLI FUAR DESTEĞİ İÇİN TEŞEKKÜR- Ankara Ticaret Odası'nın ticaret ve ihracatı geliştirmek üzere yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi veren Baran, Ticaret Bakanlığı'nın desteğiyle iki kez milli katılımlı fuar düzenlediklerini anlattı. Baran, "Ticaret Bakanlığımızdan aldığımız "Milli Katılımlı Fuar Düzenleme" yetkisiyle ilk olarak, hizmet sektöründe, Riyad'da düzenlenen Dünya Sağlık Fuarı 2025'e katılım sağlamıştık. İkinci kez de Rotterdam'da düzenlenen Breakbulk Europe 2026, lojistik sektörü fuarına katıldık. Buraya Ankara'dan 4, İstanbul'dan 4 firmamız ile Hizmet İhracatçıları Birliği ve Ankara Lojistik Üssü'nü götürdük ve başarılı bir fuar gerçekleştirdik. Ticaret Bakanlığımıza üyelerimizin dünya pazarlarına açılmaları için verdikleri destek için teşekkür ediyoruz" diye konuştu. -ANKARA'YA SERBEST BÖLGE TALEBİ- Ankara'nın ihracatını ve uluslararası yatırım çekme kapasitesini artırma konusunda görüş ve önerilerini paylaşan Baran, bu konuda atılabilecek en önemli adımın Başkent'te bir Serbest Bölge kurulması olduğunu söyledi. Savunma sanayii, ileri teknoloji, sağlık teknolojileri ve yazılım alanlarında faaliyet gösteren firmaların uluslararası rekabet gücünü artıracak bir serbest bölgenin Ankara'yı bölgesel ticaret merkezi haline getireceğini ifade eden Baran, "Lojistik altyapısı, üniversiteleri, teknokentleri ve güçlü üretim yapısıyla Ankara, serbest bölge yatırımı için en güçlü aday durumunda" dedi. -ESENBOĞA'YA YENİ UÇUŞLAR MEMNUNİYET VERİCİ- Baran, Esenboğa Havalimanı'nın uluslararası uçuş ağının genişletilmesine yönelik son dönemde atılan adımların Başkent adına sevindirici olduğunu belirterek, St. Petersburg, Saraybosna ve Üsküp'e başlatılan direkt uçuşların Ankara'nın ticari ve ekonomik ilişkilerine önemli katkı sağlayacağını söyledi. -NATO ZİRVESİ ANKARA İÇİN TARİHİ BİR FIRSAT OLDU- Baran, NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi'nin başarıyla gerçekleştirilmesinin Başkent Ankara'ya önemli katkılar sağladığını söyledi. Zirveyle birlikte dünya liderleri, uluslararası kuruluşlar, diplomasi çevreleri ve iş dünyasının dikkatinin Ankara'ya yöneldiğini ifade eden Baran, "Dünya'nın şehrimize yönelik bu dikkati dağılmadan, Ankara'yı kongre ve fuar turizminden daha fazla pay alan, diplomasi, teknoloji, kültür ve gastronomi alanlarında uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapan, yabancı yatırımcılar için cazibesini sürekli artıran küresel bir başkent haline getirmeliyiz" dedi. Baran, NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi'nin başarıyla gerçekleştirilmesinde irade koyan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, organizasyonda görev alan tüm bakanlıklara, kamu kurumlarına, güvenlik güçlerine ve katkı sunan herkese teşekkür etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İkinci El Araç Pazarı Yılın İlk Yarısında Yüzde 1 Geriledi Haber

İkinci El Araç Pazarı Yılın İlk Yarısında Yüzde 1 Geriledi

2PLAN İcra Kurulu Başkanı Orhan Ülgür, “Pazarda belirgin bir büyüme ve iyimserlikten söz etmek için henüz erken. Bununla birlikte, çok olumsuz bir tablo da söz konusu değil. Mevcut dönemi, talebin ve fiyat dinamiklerinin yeniden şekillendiği, daha dengeli ve temkinli bir süreç olarak ele almak daha doğru olacaktır.” dedi. İkinci el binek ve hafif ticari araç pazarı, 2026 yılının Ocak-Haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 1 gerileyerek 4.302.796 adet seviyesinde gerçekleşti. Türkiye'de ikinci el araç pazarına yenilikçi bir yaklaşım kazandıran 2PLAN'ın İcra Kurulu Başkanı Orhan Ülgür, yılın ilk altı aylık verilerini değerlendirerek; mevcut ekonomik koşullar, finansmana erişim zorlukları, stok seviyeleri ve sıfır araç kampanyalarının pazara olan etkilerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. “Mevcut dönemi dengeli ve temkinli bir süreç olarak ele almak daha doğru olacak” Yılın ilk yarısında yüksek faiz ortamının, taşıt kredilerine erişimdeki kısıtların ve sıfır araç tarafında markaların uyguladığı agresif kampanyaların ikinci el pazarını baskılayan temel unsurlar olduğunu belirten Orhan Ülgür, “Pazarda belirgin bir büyüme ve iyimserlikten söz etmek için henüz erken. Bununla birlikte, çok olumsuz bir tablo da söz konusu değil. Mevcut dönemi, talebin ve fiyat dinamiklerinin yeniden şekillendiği, daha dengeli ve temkinli bir süreç olarak ele almak daha doğru olacaktır.” dedi. “Stok yönetimi her zamankinden daha kritik hale geldi” İkinci el araç ticaretinde stok seviyelerinin yükseldiğine dikkati çeken Ülgür, özellikle ticari işletmeler açısından finansmana erişimin hâlâ zorlayıcı olmasının, stok yönetimini her zamankinden daha kritik hale getirdiğini vurguladı. İkinci el de fiyatların Ocak 2026 dönemine geri geldiğini aktaran Ülgür, “Sıfır araç tarafında devam eden kampanyalar ve finansman avantajlarının, özellikle 1-3 yaş aralığındaki ikinci el araçların fiyatlamasını ve takas değerlerini baskılamaya devam ediyor. Bu durum ikinci el pazarındaki fiyatlama dinamiklerini doğrudan etkiliyor.” değerlendirmesinde bulundu. Orhan Ülgür, alternatif finansman modellerine ilişkin ise “Tasarruf finansmanı gibi alternatif finansman modellerinin yaygınlaşması, tüketici tarafında yeni fırsatlar yaratsa da bunların pazar üzerindeki etkilerinin zamana yayılacağını değerlendiriyoruz.” diye konuştu. “2026 yılının 8,5-9 milyon adet bandında kapanacağını tahmin ediyoruz” Gelecek döneme ilişkin beklentilerini de paylaşan Ülgür, sözlerini şöyle tamamladı: "Yılın ikinci yarısında pazarın yönünü ağırlıklı olarak taşıt kredisi faizleri, krediye erişim kolaylığı, döviz kuru ve sıfır araç kampanyaları belirleyecek. Tüm bu gelişmeler ışığında, 2026 yılının 8,5-9 milyon adet bandında bir toplam hacimle kapanacağını tahmin ediyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk KOBİ’lerinin %64’ü Geleceğe Güvenle Bakıyor Haber

Türk KOBİ’lerinin %64’ü Geleceğe Güvenle Bakıyor

Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ), Türkiye ekonomisinin yapıtaşını oluşturmaya devam ediyor. Mastercard ve Ipsos iş birliğiyle hazırlanan Mastercard 2026 KOBİ Güven Endeksi, Türkiye’yi de içine alan Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EEMEA) bölgesindeki KOBİ’lerin nabzını tuttu. Bulgular, bölgeyi etkileyen zorlu koşullara rağmen Türk KOBİ’lerinin gelecek 12 aya ilişkin güvenlerini koruduklarını gösteriyor. Araştırmaya katılan işletmelerin %64’ü önümüzdeki 12 aylık döneme umutla bakarken, Türkiye özelindeki veriler KOBİ’lerin ticari olgunluk seviyesinin yüksek olduğunu ve yeni dönemin fırsatlarını yakalamak için veri odaklı araçlara yöneldiklerini ortaya koyuyor. Mastercard KOBİ Güven Endeksi; işletme sahiplerinin eğilimlerini, önceliklerini ve büyüme beklentilerini veriye dayalı bir bakış açısıyla sunuyor. Araştırma, dinamik piyasa koşullarına uyum sağlamaya çalışan Türk KOBİ’lerinin finansmana erişim, kesintisiz ödeme deneyimi ve analitik içgörü başlıklarını, büyüme yolculuğunda kritik alanlar olarak gördüğünü ortaya koyuyor. KOBİ’lerin ödeme tercihi kartlardan yana, kurumsal kart kullanımı yükselişte Araştırmaya göre Türkiye’deki KOBİ ekosisteminin %87’sini mikro işletmeler oluştururken, perakende (%37) ve üretim (%24) sektörleri başı çekiyor. KOBİ’lerin %92’si faaliyetlerini fiziksel mağazalar üzerinden yürütmesine rağmen, kartlı ödeme kabul oranının %93 gibi neredeyse evrensel bir seviyede olması dikkat çekiyor. İşlem hacimlerinin %52’si kartlar üzerinden gerçekleşerek nakit kullanımını (%30) geride bırakmış durumda. KOBİ’ler, dijital ve online ödemeleri bugün ve gelecekte işletmelerini daha iyi ve hızlı büyütmelerine katkı sağlayan önemli araçlar arasında görüyor. Türkiye pazarını diğer gelişmekte olan pazarlardan ayıran bir diğer önemli unsur ise işletme harcamalarındaki profesyonelleşme. Türk girişimciler, kişisel ve ticari harcamaları ayırmanın değerini net bir şekilde ortaya koyuyor. Araştırmaya katılan KOBİ’lerin %61’i işletme giderleri için kurumsal/ticari kart kullanmayı tercih ediyor. Büyüme reçetesi: Finansmana kolay erişim, kesintisiz ödeme ve veri gücü Tahminlere dayalı kararların geride kaldığı bu dönemde, KOBİ’ler bağlantıda kalmanın ötesine geçerek doğrudan aksiyon alabilecekleri somut içgörülere ihtiyaç duyuyor. İşletmelerini büyütmek ve operasyonel verimliliklerini artırmak isteyen KOBİ’lere işlerini en çok neyin büyüteceği sorulduğunda üç ana alan öne çıkıyor. KOBİ’lerin %56’sı finansal servislere, krediye ve fonlamaya daha kolay erişimin, yine %56’sı basit, kesintisiz ve kullanıcı dostu ödeme yöntemleri sunmanın en büyük büyüme potansiyelini taşıdığını düşünüyor. Bu iki kritik unsuru ise %48’lik bir oranla daha iyi veri, analitik ve içgörüye erişim sağlama beklentisi takip ediyor. Sürdürülebilir ve kapsayıcı ekonomik büyüme vizyonu doğrultusunda Mastercard; iş ortaklarıyla birlikte KOBİ’leri doğru araçlar, altyapı ve danışmanlık hizmetleriyle donatarak, onların gerçek potansiyellerini ortaya çıkarmalarına ve geleceğin dijital ekonomisinde söz sahibi olmalarına destek olmayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ağır Ticari Araç Pazarı, 2026’nın İlk Çeyreğini Kontrollü Bir Daralma İle Kapattı  Haber

Ağır Ticari Araç Pazarı, 2026’nın İlk Çeyreğini Kontrollü Bir Daralma İle Kapattı 

Ağır Ticari Araçlar Derneği (TAİD) tarafından açıklanan Mart ayı verileri, pazar genelinde bir yavaşlama eğilimi görülse de daralmanın kontrollü seviyelerde kaldığını gösteriyor. 2026 yılı ilk çeyrekte toplam ağır ticari araç pazarı, bir önceki yılın aynı dönemine göre %12 oranında azalarak 6.967 adet olarak gerçekleşti. Segment bazında incelendiğinde; çekici satışları 3.177 adet, 16 ton ve üstü kamyon satışları 2.804 adet ve 16 ton altı kamyon satışları ise 986 adet şeklinde kaydedildi. Mart ayı özelinde değerlendirildiğinde ise toplam 2.965 araç satışı gerçekleştirildi. Dönemsel daralmaya rağmen sektör, uzun vadeli perspektifte dengeli bir seviyede seyretti. 16 ton ve üstü kamyon ile çekici segmentleri kapsamında ağır ticari araç pazarı, son 10 yıllık Mart ayı ortalamalarına göre %5 oranında artış gösterdi. Bu dönemde kamyon segmenti %20 büyüme kaydederken, çekici segmenti ise %5 oranında geriledi. Semi-treyler pazarı da benzer bir eğilim sergileyerek, 2026 yılı Ocak-Mart döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre %8 oranında daraldı ve toplam 2.348 adede ulaştı. İlk çeyrekteki sonuçlar, küresel dinamiklerin doğal bir yansıması Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan TAİD Yönetim Kurulu Başkanı Burak Hoşgören, küresel ölçekte yaşanan jeopolitik gelişmeler, ekonomik dalgalanmalar ve finansmana erişim koşullarının sektör üzerinde belirleyici olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “2026 yılının ilk çeyreğinde pazarda gözlenen daralma, yalnızca Türkiye’ye özgü değil; küresel ticaret akışları ve ekonomik görünümle doğrudan bağlantılı bir sürecin yansıması. Buna karşın, uzun dönem ortalamalarına baktığımızda sektörümüzün temel dinamiklerinin güçlü kaldığını görüyoruz. Özellikle kamyon segmentinde gözlenen performans, iç pazarın ihtiyaçlarına yönelik sürdürülebilir bir talebin devam ettiğine işaret ediyor.” Hoşgören sözlerine şöyle devam etti: “Taşımacılık, lojistik ve altyapı yatırımları gibi alanlar, ağır ticari araçların hizmet sunduğu sektörler. Bu alanlarda sürdürülen faaliyetler, sektörümüz için orta ve uzun vadede olumlu bir zemin oluşturmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde daha dengeli, planlı ve ihtiyaca yönelik filo yatırımlarının öne çıkmasını bekliyoruz.” Ekonominin taşıyıcı gücü: Ağır ticari araç sektörü TAİD olarak sektörün; üretim, ihracat ve lojistik faaliyetlerin temel taşı olmaya devam ettiğini vurgulayan Hoşgören, ağır ticari araçların ekonomik aktivitenin en önemli göstergelerinden biri olduğunun altını çizdi; “Mevcut tabloyu geçici dalgalanmalar çerçevesinde değerlendiriyoruz. Sektörümüz, geçmişte olduğu gibi bugün de değişen koşullara hızla adapte olabilen güçlü bir yapıya sahip. Kamu, özel sektör ve tüm paydaşlarımızla birlikte, sürdürülebilir büyümeyi destekleyecek adımların önümüzdeki dönemde daha belirgin şekilde etkisini göstereceğine inanıyoruz.”, Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nde Çağlar Bağcı dönemi Haber

Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nde Çağlar Bağcı dönemi

Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nde 2018-2026 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan Burak Sertbaş, görevi Çağlar Bağcı’ya devretti. Sertbaş, 2026-30 döneminde TİM Genel Kurulu Delegesi olarak Çağlar Bağcı’nın listesinde yer aldı. Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini Çağlar Bağcı’ya devreden Burak Sertbaş genel kurul konuşmasında, 2018-2026 döneminde hayata geçirdikleri projeleri paylaştı. 26 fuara 563 firmayla katıldık “Uluslararası tanıtım ve pazarlama faaliyetlerimizi kararlılıkla sürdürdük” diyen Sertbaş; “Milli katılım organizasyonlarımızla firmalarımızı dünyanın en önemli platformlarında görünür kılmaya devam ettik. 563 firma katılımıyla 26 milli katılım organizasyonu, 3 sanal fuar katılımı ve 4 yurt içi sektörel fuar organizasyonu gerçekleştirdik” dedi. 2025 yılının hazır giyim sektörü açısından rekabetçiliğin yeniden tanımlamak zorunda kalındığı bir yıl olduğunu dillendiren Sertbaş şöyle devam etti: “Küresel talepteki zayıflama ve alıcıların artan fiyat baskısı; içeride yükselen üretim maliyetleri ve finansmana erişimdeki sıkılık ile birleşince, ihracatımız hem değer hem de miktar açısından zorlandı. 2025 yılı ihracatımız 2024 yılına göre yüzde 8 oranında azalarak 1 milyar 268 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu süreçte tek tesellimiz ihracat birim fiyatımızın 21,19 $/kg seviyesinde tutunması oldu. 2025 yılının bütününde 1191 üye firmamız 163 ülkeye ihracat gerçekleştirdi. İhracatta ilk 5 ülke İspanya, Almanya, Hollanda, İngiltere ve İtalya oldu.” Tasarıma yatırımda 20 yılı geride bıraktık EİB Moda Tasarım Yarışmasını her yıl daha da güçlenen bir vizyonla sürdürerek, 20’ncisini gerçekleştirdiklerini aktaran Sertbaş, EİB Moda Tasarım Yarışmasının yalnızca Ege Bölgesi’nin değil, Türkiye’nin en istikrarlı ve en güçlü moda platformlarından biri haline getirdiklerinin altını çizdi. Sürdürülebilirlik alanında da öncü bir adım atarak, birlikler arasında ilk Sürdürülebilirlik UR-GE’sini hayata geçirdikleri bilgisini veren Sertbaş “Firmalarımızın bu alandaki dönüşüm kapasitesini güçlendiren önemli bir yapı oluşturduk. Avrupa Birliği projeleriyle Birliğimizin uluslararası iş birliği ağını genişlettik; proje geliştirme kapasitemizi güçlendirerek bu alanda da görünür ve etkili bir konuma ulaştık. Koordinatör veya partner olarak 2 ulusal, 11 uluslararası proje başvurusu gerçekleştirdik” diyerek sözlerini noktaladı. Bağcı; “Net ihracatçı sektörüz” Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanlığına seçilen Çağlar Bağcı yaptığı konuşmada hazır giyim sektörünün zor bir dönemden geçiyor olmasına karşın Türkiye’nin en köklü, eğitimli, öncü ve güçlü sektörü olduğuna vurgu yaptı. “Hazır giyim sektörü olarak net ihracatçı bir sektörüz. Sektörümüz katma değer üreten bir güç” diyerek hazır giyim sektörünü tanımlayan Bağcı, “İhraç birim fiyatımız Türkiye ortalamasının on kat üzerinde, bu da gücümüzü ortaya koyan en net göstergedir. Sektörün deneyimine, potansiyeline, krizler karşısında hızlı aksiyon alabilme kabiliyetine, tasarım gücüne güvenim tam. Ve en önemlisi… Bu çatı altında çok büyük bir aileyiz. Bu birlikteliğimiz gücümüzün en önemli kaynağıdır. Deneyimimiz var. Hızlı hareket etme kabiliyetimiz var. Tasarım gücümüz var. İnanıyorum ki; birlikte hareket ettiğimiz sürece aşamayacağımız hiçbir zorluk yok” şeklinde konuştu. Mesleki eğitime ağırlık vereceğiz 2026-30 dönemi için EHKİB üyelerine seslenen Bağcı sözlerini şöyle sürdürdü; “Kapım da açık olacak, aklım da açık olacak, tüm gayretim de sizlerle birlikte olacak. Sektörümüzü ileri taşıyan, ülkemize değer katan her ulusal ve uluslararası projede hep birlikte çalışacağız. Özellikle eğitim alanında meslek liseleri, meslek yüksek okulları, üniversitelerin Tekstil mühendisliği bölümleri ile dirsek temasında ve onların önünü açacak çalışmalarımıza devam edeceğiz. Oluşturduğumuz dış pazar stratejileri geliştirme, yarışma, eğitim kurumları ve sanayi iş birliği, finansmana erişim ve mevzuat, yapay zekâ, dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik, yurt içi fuarlar ve üye ilişkileri komitelerimizle sektörümüzün bu zorlu süreci atlatması için sonsuz gayret göstereceğiz.” EHKİB Yönetim Kurulu’nda 4 kadın yer aldı Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Genel Kurulu’nda 2026 yılı iş programı ve bütçesinin kabulünden sonra yapılan seçimlerde Yönetim Kurulu Başkanlığına Çağlar Bağcı seçilirken, Yönetim Kurulu; “Melis Vekiloğlu, Serhan Ünsal, Mehmet Peköz, Ertan Aslan, Seray Seyfeli, Tolga Narbay, Mert Telyas, Yasin Akçakaya, Gizem Batur ve Tuğba Hazar” isimlerinden oluştu. Denetim Kurulu’nda; “Fırat Özdemir, Ahmet Özcan ve Fesih Demirer” yer aldı. TİM Genel Kurulu Delegeliklerine Burak Sertbaş ve Mukadder Özden seçildi. Çağlar Bağcı kimdir? 1980 yılında Ankara’da doğan Çağlar Bağcı, 2003 yılında Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü'nden mezun olduktan sonra profesyonel kariyerine MEBA Giyim San. ve Tic. Ltd. Şti.'nde adım atmıştır. Akademik gelişimini 2010 yılında İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde tamamladığı İşletme yüksek lisansı (MBA) ile pekiştiren Bağcı, mühendislik disiplini ile işletme vizyonunu birleştirerek aile şirketinde stratejik sorumluluklar üstlenmiştir. Günümüzde MEBA Giyim’in Yönetim Kurulu’nda görev yapan Bağcı, 22 yılı aşkın sektörel tecrübesiyle sürdürülebilir üretim ve ihracat odaklı bir vizyonla çalışmalarını sürdürmektedir. Sektörel sivil toplum kuruluşlarında uzun yıllardır aktif roller üstlenen Çağlar Bağcı, 2019—2025 yılları arasında üç dönem Ege Giyim Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. Çağlar Bağcı, 2021-2025 yılları arasında Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (EHKİB) bünyesinde Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştür. Özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı uyum süreçleri, dijital dönüşüm ve üniversite-sanayi iş birliği projelerinde sektöre rehberlik eden Bağcı, eğitim kurumları destek komitelerinde de başkanlık yaparak nitelikli iş gücü gelişimine katkı sağlamıştır. İleri düzeyde İngilizce ve Almanca bilen Çağlar Bağcı, evli ve iki çocuk babasıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tarım sektöründe kadın girişimciler ne değiştiriyor? Haber

Tarım sektöründe kadın girişimciler ne değiştiriyor?

Türkiye'de kırsalda üretim çoğu zaman kadın emeğiyle ayakta kalıyor, ancak karar masasında aynı ağırlık her zaman görülmüyor. Tam da bu nedenle tarım sektöründe kadın girişimciler yalnızca yeni işletmeler kuran bir profil değil, aynı zamanda üretim modeli, tedarik zinciri ve kırsal kalkınma yaklaşımını yeniden şekillendiren bir ekonomik aktör olarak öne çıkıyor. Konu sosyal etki başlığının ötesine geçmiş durumda. Bugün mesele, verimlilikten markalaşmaya, ihracattan gıda güvenliğine kadar uzanan net bir iş gündemi. Kadın girişimciliğinin tarımdaki yükselişi birkaç temel dinamikten besleniyor. Tüketici tarafında izlenebilir, yerel, sürdürülebilir ve katma değerli ürüne talep artıyor. Üretici tarafında ise küçük ölçekli işletmelerin tek başına fiyat rekabetiyle ayakta kalması zorlaşıyor. Bu sıkışmada farklılaşanlar öne çıkıyor. Kadın girişimciler de özellikle niş ürünler, doğrudan satış, kooperatifleşme, iyi tarım uygulamaları ve dijital pazarlama alanlarında dikkat çekici bir alan açıyor. Tarım sektöründe kadın girişimciler neden stratejik bir başlık? Bu sorunun yanıtı yalnızca temsilde eşitlik değil. Tarım, Türkiye için gıda arzı, istihdam, ihracat ve bölgesel kalkınma açısından stratejik bir sektör. Kadınların üretimde görünür olduğu ancak mülkiyet, finansman ve yönetim tarafında daha sınırlı yer aldığı bir yapıda, girişimcilik kapasitesinin tam kullanılamaması doğrudan ekonomik kayıp anlamına geliyor. Kadın girişimciler sahada çoğu zaman farklı bir iş modeli kuruyor. Sadece ham ürün satmak yerine işlenmiş ürün, coğrafi işaret potansiyeli, yerel marka, e-ticaret ve deneyim odaklı tarım turizmi gibi alanlara yöneliyorlar. Bu yaklaşım, tarımsal gelirin birim başına artmasını sağlayabiliyor. Özellikle zeytinyağı, tıbbi aromatik bitkiler, süt ürünleri, kurutulmuş gıda, fide üretimi, organik pazarlar ve yerel tohum girişimleri bu dönüşümün görüldüğü alanlar arasında. Burada kritik nokta şu: Tarımda kadın girişimciliği sadece sosyal sorumluluk projesi gibi ele alındığında etkisi sınırlı kalıyor. Oysa kurumsal alıcılar, perakende zincirleri, finans kuruluşları ve kamu politikaları bu başlığı bir verimlilik ve tedarik güvenliği meselesi olarak okuduğunda tablo değişiyor. Sahadaki dönüşüm: Üreticiden marka sahibine Klasik tarım yapısında kadın emeği çoğu zaman görünmeyen iş gücü olarak tanımlanır. Hasattan paketlemeye kadar pek çok aşamada aktif rol alınır, ancak işletmenin hukuki sahibi ya da ticari karar vericisi çoğu zaman başka biridir. Son yıllarda bu denklem kademeli olarak değişiyor. Yeni kuşak kadın girişimciler iki farklı kanaldan geliyor. Birinci grup, kırsalda üretimin içinden gelen ve mevcut aile işletmesini profesyonelleştiren girişimciler. İkinci grup ise şehirde eğitim ve kariyer geçmişi olan, sonrasında tarım teknolojisi, iyi tarım, dikey üretim, agro-gıda markası ya da kırsal yatırım alanına yönelen kurucular. İki profilin ortak noktası, tarımı yalnızca ekim-dikim faaliyeti olarak değil, veri, marka, lojistik ve müşteri deneyimiyle birlikte ele almaları. Bu yaklaşımın sahadaki yansıması oldukça somut. Ürünün paketlenmesi, depolanması, hikayeleştirilmesi, sosyal medya üzerinden pazarlanması ve doğrudan tüketiciye satılması artık girişimin toplam değerini belirliyor. Kadın girişimciler bu zincirde özellikle müşteri odaklılık ve ürün farklılaştırma alanlarında güçlü sonuçlar üretebiliyor. Ancak her örneği romantize etmek doğru olmaz. Başarı hikayeleri kadar, ölçeklenemeyen ve finansman duvarına çarpan çok sayıda girişim de bulunuyor. Hangi alanlarda daha hızlı büyüme görülüyor? Katma değerli gıda üretimi öne çıkıyor. Reçel, sirke, peynir, erişte, kurutulmuş meyve-sebze gibi geleneksel ürünlerin modern ambalaj, standart kalite ve düzenli dağıtım ile birleştiği modeller daha hızlı ticarileşiyor. Bunun yanında seracılık, fidecilik, mantar üretimi, arıcılık ve aromatik bitki yetiştiriciliği de düşükten orta ölçeğe geçişte daha erişilebilir alanlar sunuyor. Teknoloji tabanlı girişimler de dikkat çekiyor. Akıllı sulama, sensör destekli izleme, tarımsal veri analizi, dijital pazar yerleri ve üretici ağlarını bir araya getiren platformlar, tarım sektöründe geleneksel profilin dışına çıkan kadın kurucular için yeni fırsatlar yaratıyor. Bu segment henüz sınırlı ama büyüme potansiyeli yüksek. En kritik eşik: Finansmana erişim Tarımda girişimcilik konuşulurken en fazla atlanan başlık sermaye yapısı oluyor. Araziye erişim, ekipman yatırımı, sulama altyapısı, soğuk zincir, sertifikasyon ve işletme sermayesi bir araya geldiğinde maliyet tablosu hızla büyüyor. Kadın girişimciler için bu tablo daha da zorlaşabiliyor; çünkü teminat yapısı, mülkiyet ilişkileri ve kredi geçmişi gibi faktörler çoğu zaman eşit başlamıyor. Hibe ve teşvik programları önemli, fakat tek başına yeterli değil. Sorun yalnızca kaynağa ulaşmak değil, kaynağın zamanlaması ve kullanım esnekliği. Tarım sezonu beklemiyor. Geç gelen destek, kaçırılmış üretim döngüsü anlamına gelebiliyor. Ayrıca birçok girişimci için küçük tutarlı ama hızlı finansman, büyük ama bürokratik destekten daha işlevsel olabiliyor. Bu nedenle bankalar, kalkınma ajansları, kooperatifler ve alım garantisi sunan özel sektör yapıları arasındaki koordinasyon belirleyici hale geliyor. Riskin tek bir kurum üzerinde kalmadığı hibrit modeller, kadın girişimcilerin işini kolaylaştırabilir. Burada performans ölçütünün yalnızca kredi adedi değil, işletmenin üçüncü yıl sonunda ayakta kalma oranı olması daha gerçekçi bir yaklaşım olur. Kooperatifler ve ortak hareket kapasitesi Tarım sektöründe kadın girişimciler için kooperatifleşme hâlâ en güçlü araçlardan biri. Özellikle küçük ölçekli üretimde tek başına pazara çıkmak, standart kaliteyi korumak ve düzenli alıcı bulmak zor. Kooperatif modeli bu zorluğu azaltabiliyor. Fakat kooperatif denince yalnızca geleneksel dayanışma yapısını anlamak eksik olur. Bugünün başarılı örnekleri, profesyonel yönetim, ortak marka, dijital satış ve kalite kontrol mekanizması kurabilen yapılar. Kooperatiflerin en büyük avantajı ölçek yaratması. En büyük riski ise yönetişim zafiyeti. Şeffaf olmayan karar süreçleri, gelir paylaşımında güven sorunu ve profesyonel kadro eksikliği, iyi niyetli yapıları kısa sürede zayıflatabiliyor. Bu yüzden kadın kooperatiflerinin sürdürülebilirliği, sadece kuruluş sayısıyla değil, ticari performansıyla ölçülmeli. Teknoloji kullanımı fark yaratıyor Tarım artık sahada başlayan ve ekranda yönetilen bir sektör haline geliyor. Hava durumu verisi, sulama planlaması, hastalık takibi, stok yönetimi ve sipariş akışı dijital araçlarla daha etkin yönetilebiliyor. Kadın girişimcilerin bu araçlara erişimi arttıkça rekabet gücü de yükseliyor. Ancak burada da bir eşitsizlik katmanı var. Cihaz, bağlantı, eğitim ve teknik destek eksikliği teknoloji yatırımlarını sınırlayabiliyor. Dijitalleşme sadece uygulama indirmekten ibaret değil. Veriyi yorumlamak, maliyeti hesaplamak ve üretim kararına dönüştürmek gerekiyor. Tarım danışmanlığı hizmetleri ile saha eğitiminin birlikte sunulması bu nedenle kritik. Kapsül Haber Ajansı gibi sektör odaklı yayınların görünürlük sağladığı örnekler de burada önem kazanıyor. Çünkü iyi uygulamaların yayılması, sadece ilham üretmiyor; yatırımcı, alıcı ve kurumlar için de referans oluşturuyor. Politika seti nasıl olmalı? Bu alanda etkili sonuç almak için tek bir müdahale yeterli değil. Mülkiyet hakkından eğitime, pazara erişimden sigortaya kadar birbirini tamamlayan bir çerçeve gerekiyor. Özellikle arazi kullanım hakkı, kadınların işletme sahibi olarak kayıt altına alınması ve üretici kimliğinin resmi sistemlerde görünür hale gelmesi temel öncelikler arasında. Bunun yanında eğitim programlarının teorik değil, iş geliştirme odaklı tasarlanması gerekiyor. Bir girişimci için üretim tek başına başarı ölçütü değil. Satış kanalı, fiyatlama, mevzuat, ambalaj standardı ve nakit akışı yönetimi en az üretim kadar belirleyici. Kamu kurumları, odalar, üniversiteler ve özel sektör bu noktada daha bütünlüklü bir ekosistem kurabilir. Tarım sektöründe kadın girişimciler için hangi yaklaşım daha gerçekçi? En gerçekçi yaklaşım, herkesi aynı modele zorlamamak. Her bölgenin ürünü, iklimi, lojistiği ve pazar erişimi farklı. Bazı girişimler yerel pazarda güçlü olurken bazıları e-ihracat için uygun olabilir. Bazıları kooperatif yapısıyla büyürken bazıları butik marka olarak kalmayı tercih edebilir. Başarıyı sadece ölçekle tanımlamak bu nedenle yanıltıcıdır. Asıl ihtiyaç, girişimcinin hangi aşamada olduğunu doğru tespit etmek. Fikir aşamasındaki üreticiye verilen destek ile pazara girmiş ama kapasite artıramayan işletmenin ihtiyacı aynı değil. Politika ve finansman araçları bu ayrımı yapabildiği ölçüde etkili olur. Tarımda kadın girişimciliği artık iyi niyetli bir yan başlık değil, Türkiye'nin üretim kapasitesini ve gıda ekonomisini doğrudan ilgilendiren bir ana gündem. Karar vericiler için mesele temsil oranı kadar, tedarik zincirinin dayanıklılığı ve kırsal alanın ekonomik canlılığı. Sahadaki kadın girişimciler destek mekanizmalarına eriştikçe yalnızca kendi işletmelerini büyütmüyor; yerel istihdamı, ürün çeşitliliğini ve bölgesel değeri de büyütüyor. Bundan sonrası için asıl soru, bu potansiyelin farkında olup olmadığımız değil; onu ne kadar hızlı ve akıllı biçimde ölçekleyebildiğimiz.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.