Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Finlandiya

Kapsül Haber Ajansı - Finlandiya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Finlandiya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Küresel İnşaat Sektörünün Kalbi Ankara’da Atıyor Haber

Küresel İnşaat Sektörünün Kalbi Ankara’da Atıyor

Etkinliğin açılış konuşmalarını T.C. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, T.C. Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Birleşik Krallık Ticaret Bakanı Chris Bryant, Kırgızistan İnşaat, Mimarlık, Konut ve Kamu Hizmetleri Bakanı Oruntaev Nurdan Kemelovich, Gine Şehircilik ve İskan Bakanı Mohamed Lamine Sy Savane, Finlandiya’nın Türkiye Büyükelçisi Pirkko Mirjami Hämäläinen ve TMB Başkanı M. Erdal Eren gerçekleştirdi. Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), inşaat sektörünün dönüşümüne yön verecek konuların ele alınacağı zirvede sektörün tüm paydaşlarını aynı çatı altında buluşturuyor. Profesyoneller, karar vericiler, yatırımcılar, kamu temsilcileri, teknoloji sağlayıcıları, finans kuruluşları, akademi dünyası ve uluslararası sektör temsilcilerinin katılımıyla başlayan Zirve, inşaat sektörünün geleceğine ilişkin önemli görüş alışverişlerine ev sahipliği yapıyor. İnşaatın geleceği Ankara’da konuşuluyor Günümüzde inşaat sektörü; ileri teknolojilerin benimsenmesi, dijital dönüşümün hızlandırılması, verimliliğin artırılması, karbon salımlarının azaltılması, sürdürülebilirliğin güçlendirilmesi ve dijital alanlardaki nitelikli iş gücü ihtiyacının karşılanması gibi önemli başlıklarla karşı karşıya bulunuyor. Bu kapsamda düzenlenen İnşaat Zirvesi Türkiye 2026’da, inşaat sektörünü yeniden tanımlayan en son yenilikler, sürdürülebilir çözümler ve kaliteli yapı malzemeleri sektör temsilcilerinin gündemine taşınıyor. Zirve kapsamında yer alan uluslararası sergi alanlarında katılımcılar, sektörün en yeni ürünlerini, teknolojilerini ve uygulamalarını yakından inceleme fırsatı buluyor. İki gün boyunca devam edecek olan Zirve’de; dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlikten büyük ölçekli projelerin finansmanına, ileri teknolojilerden geleceğe hazır yetkinliklerin geliştirilmesine kadar sektörün gündemindeki kritik başlıklar üst düzey panel oturumlarında değerlendiriliyor. Küresel ölçekte bilgi paylaşımının teşvik edilmesi ve sektörün karşı karşıya olduğu dönüşüm süreçlerine ilişkin farklı perspektiflerin ortaya konulması hedeflenen zirve, inşaat ve yapılı çevre ekosisteminin tüm bileşenlerini buluşturuyor. Üst düzey katılım İnşaat Zirvesi Türkiye (CST) 2026’nın açılışında T.C. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, T.C. Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Birleşik Krallık Ticaret Bakanı Chris Bryant, Kırgızistan İnşaat, Mimarlık, Konut ve Kamu Hizmetleri Bakanı Oruntaev Nurdan Kemelovich, Gine Şehircilik ve İskan Bakanı Mohamed Lamine Sy Savane, Finlandiya’nın Türkiye Büyükelçisi Pirkko Mirjami Hämäläinen ile Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı M. Erdal Eren yer aldı. Açılış konuşmalarında inşaat sektörünün küresel ölçekte karşı karşıya olduğu dönüşüm süreçleri, uluslararası iş birliklerinin geliştirilmesi, sürdürülebilirlik ve dijitalleşme başlıkları ele alındı. İnşaat sektörü enflasyonla mücadeleye katkı sağlıyor T.C. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, açılışta yaptığı konuşmasında “Bu zirvenin, sektörün geleceğine yön verecek değerlendirmelere, yeni iş birliklerine ve ortak vizyonun geliştirilmesine katkı sağlayacağına inanıyorum. İnşaat sektörü ülkemizin büyümesi ve kalkınması açısından önemli bir role sahiptir. Enflasyonla mücadele programımıza da önemli katkılar sunmaktadır. Sosyal konut programlarından demiryollarına, enerji alanındaki yatırımlardan altyapı projelerine kadar pek çok alanda sektörümüz önemli görevler üstlenmektedir. İnşaat sektörü, yapı malzemeleri başta olmak üzere çok sayıda girdinin kullanıldığı, nihai tüketim ürünleri alanında birçok sektörü tetikleyen bir yapıya sahiptir. Geçtiğimiz yıl ekonomi yüzde 3,6 büyürken, inşaat sektörü yüzde 10,8’lik büyüme performansı kaydetmiştir. Bu büyümede deprem bölgesindeki yeniden inşa çalışmalarının önemli etkisi bulunmaktadır. Yaklaşık 14 milyon nüfusu etkileyen büyük bir afetin ardından bölgede yeniden inşa çalışmalarını hızla ve profesyonel bir şekilde yürüttük. 440 bin konut çok kısa sürede tamamlandı. Yollar, şehir altyapıları ve üstyapı çalışmaları hızlı bir şekilde hayata geçirildi” dedi. Körfez bölgesi müteahhitler için önemli T.C. Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, açılışta yaptığı konuşmada, dünya ekonomisinin zor günlerden geçtiğini belirterek, ABD ile İran arasında sağlanacak bir barış mutabakatının dünya ekonomisine, dünya siyasetine, dünya huzuruna, istikrarına ve gelişimine katkı sağlamasını temenni etti. Müteahhitlik sektörünün yaklaşık 250 alt sektöre kaynaklık ettiğini ifade eden Bolat, “Dünyada en fazla ticaret yapılan alanlar arasında hizmetler sektörü öne çıkmaktadır. Yurt dışı müteahhitlik sektörümüz dünyada ikinci sırada yer alıyor. 138 ülkede 13 bini aşan proje gerçekleştirmiş olmamız göğsümüzü kabartıyor. Türk müteahhitlik sektörü, Sayın Cumhurbaşkanımızın hedefleri doğrultusunda ülkemizde son 23 yılda gerçekleştirilen ulaştırma, altyapı ve üstyapı projelerinde önemli roller üstlenmiştir. Ukrayna'da üstlendiğimiz proaktif rol, Orta Asya'daki yakın ilişkilerimizle kazanılan projeler, Balkanlar'da kazanılan projeler, Afrika'da yaklaşık 100 milyar dolarlık projeler müteahhitlerimizin gücünü göstermektedir. Körfez bölgesinde alternatif koridorların oluşturulması, Suriye ve Ukrayna'nın yeniden imarı uluslararası müteahhitlik sektörü için önemli alanlardır” dedi. ‘Yeni iş birliği fırsatlarından memnuniyet duyuyorum’ Birleşik Krallık Ticaret Bakanı Chris Bryant ise konuşmasında, “Birleşik Krallık ve Türkiye, büyük altyapı projelerini hayata geçirme ve dünyanın dört bir yanında birlikte fırsatlar yaratma konusunda güçlü bir geçmişe sahiptir. İnşaat sektöründe özellikle ideal ortaklarız; çünkü şantiyeye farklı ancak birbirini tamamlayan beceri ve deneyimler getiriyoruz. Türk müteahhitlik uzmanlığını, Birleşik Krallık'ın tasarım, inovasyon, finansman ve mühendislik alanlarındaki güçlü yönleriyle bir araya getirerek, ekonomilerin büyümesi için ihtiyaç duyduğu sürdürülebilir, dayanıklı ve yüksek kaliteli altyapının geliştirilmesine katkı sağlayabiliriz. Ankara'da sektörün farklı kesimlerinden temsilcilerin bir araya gelerek mevcut ortaklıkları güçlendirmesinden ve yeni iş birliği fırsatlarını değerlendirmesinden memnuniyet duyuyorum” ifadelerini kullandı. Kırgızistan’dan ‘Asman Şehri’ için davet Kırgızistan İnşaat, Mimarlık, Konut ve Kamu Hizmetleri Bakanı Oruntaev Nurdan Kemelovich ise konuşmasında, “Bugün inşaat sektörü dünya genelinde büyük dönüşümler yaşamaktadır. Ülkelerimizin karşı karşıya olduğu ortak zorluklar vardır. Bunlar; kentleşme, iklim değişikliği, nüfusun uygun fiyatlı ve kaliteli konutlara erişimi, modern altyapının geliştirilmesi, dijital teknolojilerin uygulanması ve şehirlerin sürdürülebilirliğinin artırılmasıdır. Türk şirketleri Kırgızistan’ın inşaat sektörüne ciddi katkılar sunmaktadır. Bu deneyimlerin daha da geliştirilmesi ve şehircilik, altyapı ve turizm alanlarında yeni ortak projelerin hayata geçirilmesi hedeflenmektedir. Türk şirketleri ve yatırımcılarla iş birliğini genişletmeye açık olduğumuzu belirtmek isterim ve onları yeni projelere katılmaya davet ediyoruz. Bu projeler arasında Issık Göl kıyısında “Asman Şehri” kurulması, turizm kümeleri geliştirilmesi, yerel turizmin desteklenmesi, altyapı modernizasyonu ve ülke genelinde yeni sosyal tesislerin inşası yer almaktadır” ifadelerini kullandı. Gine, iş birliğini yeni bir boyuta taşımaya hazır Gine Şehircilik ve İskan Bakanı Mohamed Lamine Sy Savane yaptığı konuşmasında “21. yüzyıl; kentleşmenin, dijitalleşmenin ve iklim dönüşümünün yüzyılı olacaktır. Daha hızlı, daha kaliteli ve daha sürdürülebilir şekilde inşa etmeyi başarabilen ülkeler, küresel ekonomik rekabette önemli bir stratejik avantaj elde edeceklerdir. Gine de bu inanç ile Cumhurbaşkanımız Sayın Mamadi Doumbouya’nın liderliğinde yürütülen kamu politikalarına yön vermektedir. Simandou 2040 Programı bu vizyonun somut ifadesidir. Bu program, ülkemizin kalkınma perspektiflerini şekillendiren ve yeni bir yapılandırılmış yatırım döneminin kapılarını açan kapsamlı bir bölgesel dönüşüm projesidir. Hedefimiz yalnızca daha fazla yapı inşa etmek değildir. Amacımız; rekabetçi, akıllı, kapsayıcı ve ülkemizin ekonomik ve demografik büyümesini sürdürülebilir biçimde destekleyebilecek bölgeler ve şehirler inşa etmektir. Bu çerçevede Türkiye’nin deneyimi önemli bir referans teşkil etmektedir. Türk şirketleri, birçok kıtada karmaşık altyapı projelerini başarıyla hayata geçirme, inşaat süreçlerini sanayileştirme ve çağdaş kalkınma ihtiyaçlarına cevap veren yenilikçi çözümler üretme konularındaki yetkinliklerini kanıtlamışlardır. Gine, bu iş birliğini yeni bir boyuta taşımayı arzulamaktadır” dedi. ‘Uluslararası kredilerde ortak güven tesis edilmeli’ Küresel inşaat sektörünün İnşaat Zirvesi Türkiye 2026 etkinliği ile yeni bir çağa geçiş yaptığını vurgulayan Finlandiya’nın Türkiye Büyükelçisi Pirkko Mirjami Hämäläinen, “Dünyada altyapı ihtiyacı artarken iklim değişikliği de önemli bir gündem maddesi olarak öne çıkıyor. Dirençli şehirlerin ortaya konulmasında yapay zekânın katkıları ve dijitalleşme büyük önem taşıyor. Finlandiya, 2035 yılına kadar karbon nötr olma taahhüdünü ortaya koydu. Sürdürülebilir, enerji verimli binaların oluşturulması gibi unsurlar bu bağlamda ele alınıyor. Türk müteahhitler çok önemli bir üne sahip. Finlandiya’nın teknolojisi ve ortaya koyduğu çalışmalar, Türkiye ile kombine edildiği zaman önemli projelerin ortaya çıkabileceğini görüyoruz. Bu bağlamda finansman oldukça önemli. Ekonomik ilişkilerimizi ve Türkiye’deki şirketlerimizi her zaman güvenilir görmeye devam ediyoruz. Uluslararası krediler konusunda ortak bir güvenin tesis edilmesi için hareket ediliyor. Finlandiya’nın ortaya koyduğu teknolojik sağlayıcılarla birlikte Türkiye’nin katkılarıyla önemli çalışmalar yapılabileceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı. İnşaat sektörü tarihi bir dönüşüm sürecinden geçiyor Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı M. Erdal Eren de zirvenin açılışında yaptığı değerlendirmede, inşaat sektörünün ekonomik büyüme, istihdam ve kalkınmanın temel taşlarından biri olduğunu belirterek, sektörün bugün tarihinin en önemli dönüşüm süreçlerinden birini yaşadığını ifade etti. Dijitalleşme, yapay zekâ, otomasyon, ileri malzemeler ve veri odaklı proje yönetimi uygulamalarının projelerin tasarlanma, hayata geçirilme ve işletilme biçimlerini köklü şekilde değiştirdiğini vurgulayan Eren, “Sektörümüz, hızlı kentleşme, iklim değişikliği, tedarik zincirlerindeki kırılganlıklar ve sürdürülebilirlik alanında artan beklentiler gibi küresel ölçekte önemli sınamalarla karşı karşıya bulunuyor. Bu yeni dönemin gerekliliklerine cevap verebilmek; yenilikçiliği, dayanıklılığı ve her şeyden önemlisi uluslararası iş birliğini zorunlu kılıyor” dedi. Türk inşaat sektörünün odağında teknoloji, sürdürülebilirlik ve iş birliği var Türk inşaat sektörünün güçlü bir tecrübe ve birikimle geleceğe hazırlandığını belirten Eren, “Türk müteahhitleri son elli yılda 138 ülkede yaklaşık 13 bin projeyi başarıyla tamamlayarak dünyanın önde gelen uluslararası müteahhitlik güçlerinden biri haline geldi. Ancak geçmiş başarılarımızın gelecekteki liderliğimiz için tek başına yeterli olmayacağının da bilincindeyiz. Küresel rekabetin hızla değiştiği bir ortamda yenilikçi yaklaşım ve sürekli dönüşüm artık bir tercih değil, zorunluluktur. Bu doğrultuda çalışmalarımızı teknoloji, sürdürülebilirlik ve uluslararası iş birliği olmak üzere üç temel konu üzerinde yoğunlaştırıyoruz” ifadelerini kullandı. Sektörün tüm paydaşları aynı platformda Türkiye’nin güçlü müteahhitlik birikimini, yenilikçi teknolojileri ve sürdürülebilir gelecek vizyonunu aynı platformda buluşturan İnşaat Zirvesi Türkiye 2026’nın, sektörün dönüşümüne katkı sağlayacak önemli iş birliklerine ve fikir alışverişlerine zemin hazırlıyor. Kamu ve özel sektör temsilcilerini, akademisyenleri ve uluslararası sektör paydaşlarını bir araya getiren zirve, iki gün boyunca sektörün geleceğine ilişkin kritik başlıklara ev sahipliği yapmaya devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Baba ve Kızın Vespa ile Nordkapp Yolculuğu TEGV Çocuklarına Umut Oluyor Haber

Baba ve Kızın Vespa ile Nordkapp Yolculuğu TEGV Çocuklarına Umut Oluyor

Gürhan Pizan ve 15 yaşındaki kızı Türkan Pizan, Cumhuriyetin ilke ve değerleri ışığında çağdaş nesillerin yetişmesine katkı sunan Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) çocukları için Vespa motosikletleriyle yola çıkıyor. 10 Haziran’da İstanbul’dan yola çıkacak olan ikili, 12 Haziran’da İtalya Garda Gölü’nde olacak. 13 Haziran sabahı ise Vespa motosikletleriyle yaklaşık 4.500 km’lik çok özel bir yolculuğa başlayacaklar. 7 ülke geçecek olan baba kız Avrupa’nın karayoluyla ulaşılan en uç noktası, Kuzey Kutup Dairesi’ndeki Nordkapp’a ulaşacak. Yürütülen “Umuda Vespa” bağış kampanyası kapsamında TEGV’e yapılan bağışlarla çocukların nitelikli eğitim desteğine erişimine katkı sağlanması hedefleniyor. Garda Gölü’nden başlayacak yolculuk boyunca 7 ülke geçilecek Eğitimde fırsat eşitliğini desteklemek için yapılacak yolculuk, Türkiye’den başlayıp Yunanistan üzerinden Avrupa’ya uzanacak. Ardından İtalya’daki Nordkapp Classic Raid organizasyonuna katılacak ekip, Garda Gölü’nden başlayarak; Almanya, Danimarka, İsveç ve Finlandiya üzerinden Norveç’in kuzeyine ilerleyecek. Toplam 7 ülkeyi kapsayan rota boyunca baba-kız, zorlu hava koşulları, uzun yollar ve Kuzey Kutup Dairesi’nin sert doğa şartlarıyla nitelikli eğitime destek motivasyonuyla mücadele edecek. Yolculuğun en dikkat çekici detaylarından biri ise kullanılacak motosiklet: 2018 model Vespa GTS. Dünyanın dört bir yanından motosiklet sürücülerinin ulaşmayı hayal ettiği Nordkapp rotası; Norveç fiyortlarının zorlu yolları, hava şartları ve uzun sürüş etaplarıyla biliniyor. “Bazen, bir Vespa’nın sesi, bir çocuğun geleceğini aydınlatır” Baba Gürhan Pizan ve kızı Türkan Pizan, yolculukla ilgili şunları söylüyor: “10 Haziran’da İstanbul’dan yola çıkıyoruz. 13 Haziran sabahı, Vespa motosikletimizle yaklaşık 4.500 km’lik çok özel bir yolculuğa TEGV çocukları için başlayacağız. 7 ülke geçerek, zorlukları, yorgunluğu, soğuğu ve rüzgârı aşarak Avrupa’nın karayoluyla ulaşılan en uç noktası, Kuzey Kutup Dairesi’ndeki Nordkapp’a ulaşmayı hedefliyoruz. Ama bu yolculuk sadece bir macera değil. Bu yol, eğitim için açılıyor. Bu yol boyunca, Vespa’nın her tekerleği döndüğünde, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) için bağış toplanmasını diliyoruz. Bir Vespa… Bir baba ve bir kız… Ama birçok çocuğun hayatına dokunabilecek bir umut. Biz kilometreleri aşarken, sizlerin desteğiyle bir çocuğun defteri dolacak, bir çocuğun hayali büyüyecek, bir çocuğun geleceği değişecek. Biz dünyanın sonuna gidiyoruz. Ama belki de bir başlangıcın tam ortasındayız. Eğer bu yolculukta bize eşlik etmek, her kilometreyi bir umuda dönüştürmek isterseniz, TEGV’e yapacağınız bağışlarla bu hikâyenin bir parçası olabilirsiniz. Çünkü bazen, bir Vespa’nın sesi, bir çocuğun geleceğini aydınlatır.” “Umuda Vespa” kampanyasına destek vermek isteyenler TEGV web sitesi www.tegv.org’u ziyaret ederek bağışlarıyla destek olabiliyor. Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) hakkında: Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), başta Suna Kıraç olmak üzere, eğitimin her şeyin başı olduğuna yürekten inanan bir grup sanayici, yönetici ve akademisyenin girişimi ile devlet tarafından verilen temel eğitime destek olmak amacıyla 23 Ocak 1995 tarihinde kuruldu. İlköğretim çağındaki çocuklara okul dışı saatlerde ücretsiz eğitim desteği vermeye odaklanan TEGV, yıllar içinde Türkiye’nin eğitim alanında faaliyet gösteren en yaygın sivil toplum kuruluşu oldu. TEGV 2009 yılında Bakanlar Kurulu tarafından “izin almadan yardım toplama” hakkına sahip vakıflardan biri olarak tanındı. Vakıf Türkiye genelinde halen 24 ilde 6 Eğitim Parkı, 30 Öğrenim Birimi ve 21 Ateşböceği ile toplam 57 etkinlik noktasında çocuklara nitelikli eğitim desteği vermeye devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Doğum İzinleri Arttı, Şirketler Bu Değişime Ne Kadar Hazır? Haber

Doğum İzinleri Arttı, Şirketler Bu Değişime Ne Kadar Hazır?

Yeni düzenleme, çalışanlar açısından önemli bir kazanım yaratırken, şirketler için de izin politikalarını, iç iletişim süreçlerini ve işe dönüş uygulamalarını yeniden değerlendirme ihtiyacını beraberinde getiriyor. Çünkü ebeveynlik izinleri artık yalnızca yasal uyum başlığı olarak görülmüyor. Çalışan bağlılığı, işveren markası, kadınların iş gücüne katılımı ve uzun vadeli verimlilik açısından da kurumların yaklaşımını gösteren önemli bir gösterge haline geliyor. Bu hak, pratikte nasıl kullanılacak? Sahadaki ilk uygulamalar, düzenlemenin yasal çerçevesinin net olmasına rağmen operasyonel süreçlerin henüz tam oturmadığını gösteriyor. İzinlerin otomatik olarak tanımlanmaması, başvuru gerekliliği ve SGK ile rapor süreçlerindeki belirsizlikler, şirketlerin ve çalışanların uygulamada farklı yorumlara gitmesine neden oluyor. Türkiye’deki yeni düzenleme önemli bir ilerleme olsa da, globale bakıldığında ebeveynlik izinlerinin yalnızca doğum izni süresiyle sınırlı değerlendirilmediği görülüyor. Birçok ülkede doğum iznine ek olarak ebeveyn izni, babaya özel izinler, evde bakım izinleri ve işe dönüş güvenceleri gibi fırsatlar sunuluyor. OECD verilerine göre göre Avrupa’da ebeveynlik ve evde bakım izninin en uzun olduğu ülkeler arasında Slovakya, Finlandiya, Macaristan ve Çekya öne çıkıyor. Slovakya’da ebeveyn izni çocuk 3 yaşına gelene kadar devam edebilirken, Macaristan’da destek mekanizması yaklaşık 36 aya kadar uzanıyor. Finlandiya da OECD tarafından iki buçuk yıl ve üzeri ücretli ebeveynlik ve evde bakım izni sunan ülkeler arasında gösteriliyor. İsveç’te ise ebeveynlere toplam 480 gün, yani yaklaşık 16 ay ücretli ebeveyn izni tanınıyor. ABD ise ulusal düzeyde ücretli doğum izni hakkı sunmayan tek OECD ülkesi olarak ayrışıyor. Kuzey Amerika’da Kanada, ebeveynlik izninde esnek modeliyle öne çıkıyor. Ülkede ebeveynler 40 haftaya kadar standart veya 69 haftaya kadar uzatılmış ebeveyn izni seçeneğinden yararlanabiliyor. Asya’da ise Güney Kore, 90 günlük ücretli doğum iznine ek olarak her bir ebeveyn için 1 yıla kadar ebeveyn izni sunan modeliyle dikkat çekiyor. 2025 düzenlemeleriyle bu süre belirli koşullarda 18 aya kadar çıkabiliyor. Bu karşılaştırma, Türkiye’de 24 haftaya çıkan doğum izninin önemli bir adım olduğunu ancak ebeveyn izni, babaların katılımı ve işe dönüş desteği tarafında gelişim alanının sürdüğünü gösteriyor. İzin Süresi Kadar Dönüş Süreci de Önemli İnsan kaynakları firması Gilda&Partners Kurucu Ortağı Jilda Bal, yeni düzenlemenin yalnızca izin sürelerinin artması olarak okunmaması gerektiğini belirtiyor. Bal’a göre bu değişim, şirketlerin çalışan deneyimini, bağlılığı ve işe dönüş süreçlerini nasıl yönettiğini de test ediyor. “Doğum izninin uzaması, çalışan açısından yalnızca daha uzun bir ara anlamına gelmiyor. Bu süre, annenin fiziksel ve zihinsel olarak toparlanması, bebeğiyle güvenli bir bağ kurması ve işe daha hazır şekilde dönebilmesi açısından büyük öneme sahip. Çalışanın sürece dair belirsizlik yaşamaması, kurum tarafından doğru yönlendirilmesi ve dönüşünün planlı şekilde yönetilmesi, işe dönüşte bağlılığı ve verimliliği doğrudan etkiliyor” diyor. Bal, performans ve prim süreçlerinde de doğum izninin çalışan aleyhine yorumlanmaması gerektiğini vurguluyor. “Doğum iznindeki bir çalışanı, o dönemde aktif performans göstermediği varsayımıyla değerlendirmek doğru bir yaklaşım değil. Kadının izne ayrıldığı güne kadar ortaya koyduğu performans esas alınmalı. Performans primi, terfi değerlendirmesi veya yıl sonu görüşmeleri yapılırken doğum izni bir eksiklik gibi görülmemeli. Aksi halde yasal olarak tanınan bir hak, kariyer açısından görünmeyen bir cezaya dönüşebilir.” değerlendirmesinde bulunuyor. Bal’a göre şirketlerin bu dönemde çalışanı açık şekilde bilgilendirmesi, başvuru süreçlerini sadeleştirmesi ve işe dönüş planını önceden oluşturması gerekiyor. “İyi yönetilen ebeveynlik izinleri, şirketler için bağlılık ve sürdürülebilir verimlilik alanıdır” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sensofusion Atol Aviation’ı Satın Aldı: Hava Tabanlı Drone Tespit Sistemleri Geliyor Haber

Sensofusion Atol Aviation’ı Satın Aldı: Hava Tabanlı Drone Tespit Sistemleri Geliyor

Finlandiya merkezli savunma teknolojisi şirketi Sensofusion, uçak üreticisi Atol Aviation’ı satın alarak hava tabanlı drone tespit sistemleri alanındaki çalışmalarını yeni bir aşamaya taşıdı. Gerçekleştirilen stratejik satın alma ile Sensofusion, hava araçları üretim kabiliyeti ve insansız hava platformları konusundaki uzmanlığı bünyesine kattı. Şirketten yapılan açıklamaya göre satın alma sayesinde Sensofusion, hava-yer sensör gözetim çözümleri geliştirme kapasitesini artırırken, yeni ürünlerini Finlandiya’daki eski bir hava kuvvetleri üssünde bulunan üretim tesisinde pazara sunmaya hazırlanıyor. Atol Aviation, Finlandiya’nın Halli bölgesinde faaliyet gösteriyor. Şirket, burada Atol Aurora amfibik uçağı ile güvenlik ve savunma amaçlı geliştirilen Atol Protector hava aracını tasarlayıp üretiyor. Bu üretim altyapısının Sensofusion grubuna katılmasıyla birlikte, şirketin geniş alan gözetimi ve hava tabanlı keşif çözümlerinde önemli bir avantaj elde etmesi bekleniyor. Hava tabanlı drone tespit sistemleri, kara konuşlu çözümlere göre çok daha geniş alanların izlenmesine imkan tanıyor. Özellikle arazi yapısı, ormanlık bölgeler ve binalar nedeniyle sinyal yayılımının sınırlanabildiği durumlarda, hava platformlarına entegre edilen sensör sistemleri izleme kapasitesini önemli ölçüde artırıyor. Bu da geniş alan güvenliği ve hızlı değişen operasyonel sahalarda ciddi bir performans avantajı sağlıyor. Sensofusion, Atol Aviation tesislerinde yeni ürünlerin üretimine başlamayı, operasyonlarını büyütmeyi ve ek istihdam oluşturmayı planlıyor. Şirket, yeni ürünlerine ilişkin daha fazla detayı Haziran 2026’da açıklayacağını duyurdu. Sensofusion Kurucusu ve CEO’su Tuomas Rasila, hava-yer operasyonlarının şirket için yeni bir alan olmadığını belirterek, birçok Airfence müşterisinin ürünlerini halihazırda helikopterler, uçaklar ve drone’lar üzerine entegre ettiğini ifade etti. Rasila, sinyal hakimiyetinin yalnızca yerden sağlanamayacağını, radyo vericilerinin havadan çok daha etkin biçimde tespit edilebildiğini vurguladı. Atol Aviation Kurucusu ve CEO’su Anssi Rekula ise bu satın almanın şirket için önemli bir adım olduğunu belirtti. Rekula, Sensofusion ile mühendislik bilgisi ve uygulama kabiliyeti açısından gerçek bir sinerji yakaladıklarını, her iki şirketin de Finlandiya mühendisliğiyle yüksek nitelikli ürünler tasarlayıp ürettiğini söyledi. Taraflar, satın alma bedeline ilişkin herhangi bir finansal detay paylaşmadı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kış Sürüşünde Yeni Dönem: Nokian Tyres’tan Sıcaklığa Göre Uyarlanabilen Çivili Lastik Haber

Kış Sürüşünde Yeni Dönem: Nokian Tyres’tan Sıcaklığa Göre Uyarlanabilen Çivili Lastik

Şirket, sıcaklık değişimlerine otomatik olarak uyum sağlayan dünyanın ilk çivili kış lastiği olan Nokian Tyres Hakkapeliitta® 01 modelini tanıttı. Yeni nesil lastik, “isteğe bağlı tutuş” (On-Demand Grip) teknolojisi sayesinde yol koşullarına anlık tepki verebiliyor. 90 Yıllık Miras, Yeni Bir Devrim Nokian Tyres, ilk kış lastiğini 1934 yılında geliştirmiş, Hakkapeliitta® markasını ise 1936’da piyasaya sunmuştu. Aradan geçen yaklaşık 90 yılın ardından şirket, bu köklü seriyi yeni bir seviyeye taşıyor. Hakkapeliitta 01, onlarca yıldır üzerinde çalışılan ve uzun süredir sektörde hayal olarak görülen bir fikri gerçeğe dönüştürüyor: Sıcaklığa göre davranış değiştiren çivili lastik. Şirketin CEO’su Paolo Pompei, yeni ürünün tanıtımında yaptığı açıklamada, “Bu lastik, 90 yıl önce geliştirdiğimiz ilk kış lastiğinden bu yana şirket tarihimizin en büyük yeniliklerinden biri. Daha önce imkânsız görülen bir hedefe ulaştık: Sıcaklık değişimine tepki vererek maksimum güvenlik sunan bir çivili lastik” ifadelerini kullandı. Double Action Stud Teknolojisi Nasıl Çalışıyor? Yeni modelin kalbinde yer alan Double Action Stud teknolojisi, çivilerin sıcaklığa bağlı olarak iki farklı mod arasında geçiş yapmasını sağlıyor: ON Modu: Düşük sıcaklıklarda ve buzlu zeminlerde çiviler aktif hale gelerek maksimum yol tutuşu sağlıyor. OFF Modu: Daha ılıman koşullarda çiviler daha kontrollü temas kurarak asfalt aşınmasını azaltıyor ve sürüş konforunu artırıyor. Bu sistem sayesinde hem güvenlik hem de çevresel sürdürülebilirlik hedefleniyor. Nokian Tyres’in verilerine göre Hakkapeliitta 01: Yol aşınmasını bir önceki modele kıyasla %30’a kadar azaltıyor Buz tutuşunu %10’a kadar artırıyor Islak zemin performansını %5 oranında iyileştiriyor Gürültü seviyesini 1 desibele kadar düşürüyor Bu gelişmeler, özellikle çivili lastik tercih eden ancak yol aşınması ve ses seviyesinden endişe duyan sürücüler için önemli bir avantaj sunuyor. Uzun Soluklu Test Süreci Şirket, uyarlanabilir çivi fikrini ilk kez 2014 yılında konsept olarak duyurmuştu. O tarihten bu yana mühendisler, teknolojiyi hayata geçirmek için binlerce prototip üzerinde çalıştı. Testler, Finlandiya’nın Ivalo kentindeki Arctic Test Center’dan İspanya’daki Hakka Ring test pistine kadar farklı iklim koşullarında gerçekleştirildi. Nokian Tyres Ar-Ge Direktörü Mikko Liukkula, süreci “Bir tercih yapmak yerine iki hedefi aynı anda başarmayı amaçladık. Hem üstün buz tutuşu hem de düşük yol aşınması sağlamak istedik. Sonuçta sürüş güvenliğini artırırken yolu daha az yıpratan bir çözüm geliştirdik” sözleriyle özetledi. Sürdürülebilir Malzemeler Kullanıldı Hakkapeliitta 01 yalnızca performans açısından değil, içerdiği malzemeler bakımından da yenilikçi bir yaklaşım sunuyor. Lastik hamurunda: Doğal kauçuk Biyo-reçine Çam reçinesinden elde edilen bileşenler Kolza (kanola) yağı bazlı biyolojik yağlar gibi yenilenebilir kaynaklı materyaller yer alıyor. Bu sayede ürünün çevresel etkisinin azaltılması hedefleniyor. Hangi Araçlar İçin Üretildi? Yeni lastik serisi; Binek otomobiller Crossover modeller SUV araçlar için geliştirildi. Ürün, uluslararası geçerliliğe sahip Three-Peak Mountain Snowflake (3PMSF) ve Ice Grip sertifikalarına sahip. Piyasaya Çıkış Tarihi ve Hedef Pazarlar Nokian Tyres Hakkapeliitta 01’in 2026 sonbaharında satışa sunulması planlanıyor. Ürünün ana pazarları Kuzey ülkeleri ve Kuzey Amerika olacak. Üretim ise Finlandiya’nın Nokia kentindeki fabrikada gerçekleştirilecek. Kış Lastiğinde Yeni Standart mı? Uzmanlara göre sıcaklığa göre uyarlanabilen çivili lastik teknolojisi, özellikle iklim değişikliğinin etkisiyle daha değişken hale gelen kış koşullarında önemli bir avantaj sağlayabilir. Gün içinde sıfırın altına düşen ve ardından artan sıcaklıklar, sürücüler için ciddi risk oluşturabiliyor. Otomatik uyum sağlayan sistemler, bu geçişleri daha güvenli hale getirebilir. Nokian Tyres’ın yeni modeli, güvenlik ile yol dostu performansı aynı potada eritmeye çalışarak kış lastiklerinde yeni bir standart oluşturmayı hedefliyor. Eğer vaat edilen performans gerçek sürüş koşullarında da doğrulanırsa, Hakkapeliitta 01 sektörde uzun süre konuşulacak gibi görünüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

AB’de Nükleer Elektrik Üretimi 2024’te Arttı: Fransa Zirvede Haber

AB’de Nükleer Elektrik Üretimi 2024’te Arttı: Fransa Zirvede

Eurostat verilerine göre, nükleer enerjiyle elektrik üreten AB üyesi 12 ülkenin toplam üretimi 649 bin 524 gigavat-saat olarak kaydedildi. Bu rakam, 2023 yılına kıyasla yüzde 4,8’lik artış anlamına geliyor. Fransa Nükleer Enerjide Açık Ara Lider 2024 yılında nükleer elektriğe en fazla bağımlı ülke Fransa oldu. Ülke, elektrik üretiminin yüzde 67,3’ünü nükleer santrallerden karşıladı. Bu oran, Fransa’yı AB genelinde açık ara ilk sıraya taşıdı. Uzmanlar, Fransa’nın uzun yıllardır sürdürdüğü nükleer enerji politikalarının bu liderlikte belirleyici olduğunu vurguluyor. Bulgaristan ve Orta Avrupa Ülkeleri Aynı Grupta Bulgaristan, 2024 yılında 15 bin 777 gigavat-saat nükleer elektrik üretti. Bu üretim seviyesiyle Bulgaristan; Macaristan, Belçika, Finlandiya ve Çekya ile birlikte, toplam elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını nükleer enerjiden karşılayan ülkeler grubunda yer aldı. Enerji Güvenliği ve Karbonsuzlaşma Etkisi AB’de nükleer enerji üretimindeki artışta, enerji arz güvenliği, fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılması ve iklim hedefleri önemli rol oynuyor. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası enerji politikalarını yeniden şekillendiren birçok ülke, nükleer enerjiyi düşük karbonlu ve istikrarlı bir kaynak olarak öne çıkarıyor. Nükleer Enerji Tartışmaları Sürüyor Her ne kadar üretim artışı dikkat çekse de, nükleer enerjinin atık yönetimi, santral güvenliği ve yüksek maliyetler gibi başlıklardaki tartışmalar AB gündeminde yer almaya devam ediyor. Buna rağmen, 2024 verileri nükleer enerjinin Avrupa’nın enerji denklemindeki ağırlığını koruduğunu ortaya koyuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Instalcobolaget NCE, Boliden Rönnskär’in Yeniden İnşasında Görev Alıyor Haber

Instalcobolaget NCE, Boliden Rönnskär’in Yeniden İnşasında Görev Alıyor

Instalcobolaget grup şirketlerinden Nordpipe Composite Engineering (NCE), İsveçli madencilik ve metal üreticisi Boliden Rönnskär ile önemli bir sanayi projesi için anlaşmaya vardı. Anlaşma, Skellefteå’daki elektroliz tesisinin yeniden inşası sürecinde gerçekleştirilecek endüstriyel ekipman tedarik ve montaj çalışmalarını kapsıyor. Boliden Rönnskär’in Skelleftehamn’daki elektroliz tesisi, Haziran 2023’te meydana gelen büyük bir yangında tamamen kullanılamaz hale gelmişti. 2024 yılında başlatılan yeniden inşa çalışmaları devam ederken, NCE bu kapsamda tesise yönelik kritik bileşenlerin tedarikinden sorumlu olacak. Kompozit Çözümlerle Kritik Teslimatlar Proje kapsamında NCE; tanklar, reaktörler, boru sistemleri, bacalar ve kanallar dahil olmak üzere birçok endüstriyel yapının kompozit malzemelerle üretilmesi ve kurulumunu üstlenecek. Bu çözümler, yüksek korozyon, basınç ve aşınmanın söz konusu olduğu zorlu endüstriyel süreçler için özel olarak tasarlanıyor. NCE CEO’su Dan Björkskog, Boliden Rönnskär ile uzun yıllara dayanan güçlü bir iş ilişkileri bulunduğunu belirterek, bu tür projelerin yüksek teknik uzmanlık ve titiz planlama gerektirdiğini vurguladı. Yeni Tesis 2026 Sonunda Tamamlanacak Rönnskär’deki elektroliz tesisi, bakırın elektroliz yöntemiyle arıtılarak bakır katot üretimi yapılmasını ve aynı zamanda altın ve gümüş gibi değerli metallerin geri kazanımını sağlıyor. Yeniden inşa edilen tesisin 2026 yılının sonunda faaliyete geçmesi planlanıyor. Bu büyük ölçekli projede, Instalcobolaget bünyesindeki Highcon şirketi de Boliden için ayrı görevler üstleniyor. NCE İçin Stratejik Büyüme Adımı Söz konusu proje, NCE’nin büyüme yolculuğunda önemli bir kilometre taşı olarak değerlendiriliyor. Şirket, bu anlaşmayla birlikte sanayi sektöründe stratejik iş ortağı rolünü güçlendirirken, gelecekteki projeler için hem kapasitesini hem de teknik yetkinliklerini artırma fırsatı yakalıyor. Merkezi Finlandiya’nın Jakobstad kentinde bulunan Instalcobolaget NCE; agresif korozyon, yüksek basınç ve yoğun aşınma içeren endüstriyel süreçler için kompozit mühendislik çözümleri geliştiriyor, üretiyor ve sahada uyguluyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Nadir Toprak Elementleri Tedariğinde AB İle Stratejik Ortak Olma Potansiyeli Yüksek Haber

Türkiye’nin Nadir Toprak Elementleri Tedariğinde AB İle Stratejik Ortak Olma Potansiyeli Yüksek

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY; öncü ekonomilerin politikalarını belirleyen unsurlardan nadir toprak elementlerine (NTE’ler) yönelik araştırma sonuçlarını yayımladı. Araştırma; nadir toprak elementlerinin modern teknolojiler için önemi ve Çin’in küresel tedarik zincirindeki baskın rolü ile bu konudaki jeopolitik ve ekonomik riskleri vurguluyor. Araştırmaya göre; Çin’in, stratejik varlık olarak sınıflandırdığı nadir toprak elementleri alanındaki hakimiyeti devam ediyor. Avrupa Bölgesi ise alternatif kaynaklar ve geri dönüşüm stratejileriyle nadir toprak elementlerine bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. 2026 sonuna kadar nadir toprak elementlerini temsil eden 17 elementin 12'si için ihracat lisansı getirilebileceği belirtiliyor. Listeye yeni elementler eklenmediği takdirde, Çin’in, bugün yalnızca yedi NTE ürününde uyguladığı düzenleyici kontrol kapsamının daha da genişleyeceği, bu durumun, AB’nin kritik mineral olarak tanımladığı hammaddelere erişimini daha da zorlaştıracağı ifade ediliyor. Küresel tedarik zincirlerinde belirsizlik artıyor Nadir toprak elementleri, periyodik cetveldeki 21, 39 ve 57-71 numarasına sahip eşsiz manyetik, ışık yayan ve elektrokimyasal özelliklerine sahip 17 elementten oluşuyor. Modern teknolojilerde yeni ve geniş bir kullanım alanına sahip olan nadir toprak elementleri fiziksel, manyetik ve kimyasal özellikleri sebebiyle günlük yaşamda önemli bir rol oynuyor. Burada özellikle, dış enerjiye ihtiyaç duymadan manyetik özelliklerini süresiz olarak koruyan mıknatısların rolü büyük öneme sahip ve küresel NTE talebinin 2023 yılı rakamlarına göre yüzde 45’ini oluşturuyor. Nadir toprak elementleri; akıllı telefon, dizüstü bilgisayar, hibrit otomobil, rüzgâr türbinleri ve güneş panelleri gibi pek çok yüksek teknoloji ürününün yanı sıra savunma sanayisinde de kullanılıyor. Örneğin; jet motorları, füze savunma mekanizmaları, uzay tabanlı uydular ve iletişim sistemlerinde bu elementlerin yer aldığı biliniyor. Araştırmaya göre; yeşil enerji teknolojileri, gelişmiş elektronik ve savunma uygulamaları, nadir toprak elementlerine (NTE) olan talebi hızla artırıyor. Özellikle, küresel ölçekte mıknatıs kullanım hacminin önümüzdeki 10 yılda %9 büyümesi öngörülüyor. Çin, küresel NTE üretiminin %70’ini ve rafinasyon işlemlerinin %90’ını kontrol ediyor. Ayrıca sinterlenmiş kalıcı mıknatıs üretiminde (PETRM) de %94 paya sahip. Araştırmada, jeopolitik risklere de dikkat çekiliyor. Çin’in, 2025’te yedi tip NTE için ihracat kontrolleri getirmesi ve yıl sonunda beş ek element için kontrolleri askıya almasının küresel tedarik zinciri güvenliği endişelerini artırdığı ifade ediliyor. Öte yandan tedarik güvenliği endişeleri nedeniyle NTE şirketlerinin piyasa değerinin 2025’in ilk 10 ayında %175 arttığı; bu artışın enerji ve teknoloji devlerini geride bıraktığı görülüyor. 2025 yılı ilk 10 ayında piyasa değeri %175 arttı Avrupa, Çin'in ham nadir toprak elementleri ve kalıcı mıknatıslar ihracatı için en önemli destinasyonlardan biri olmaya devam ediyor. Almanya, İtalya ve İspanya başta olmak üzere Avrupa, modern teknolojinin vazgeçilmezi olarak görülen bu elementleri Çin’den ithal ediyor. Söz konusu lisans süreçleri, Avrupa’da üretim duraksamalarına yol açabiliyor. Çin, NTE rezervlerinin %50’sini elinde tutsa da Brezilya, Hindistan, Avustralya ve Orta Asya’da bu alana yönelik yeni projeler geliştiriliyor. Avrupa’da İsveç, Norveç, Finlandiya ve Polonya gibi ülkeler stratejik maden ve rafineri yatırımlarına yöneliyor. AB stratejik hammaddeleri geri dönüşümden karşılamayı hedefliyor NTE’ler, jeolojik olarak nadir olduklarından değil, genellikle yoğun ve işletilebilir cevher yataklarında bulunmamasından dolayı bu isimle anılıyor. Prometyum hariç tüm nadir toprak elementlerinin, ortalama olarak dünyada gümüş, altın veya platinden daha bol bulunduğu ifade ediliyor. Kimyasal olarak birbirlerine çok benzemeleri, bu elementlerin çıkarım süreçlerini teknik ve ekonomik açıdan güçleştiriyor. NTE’lerin büyük ölçekli üretimi önemli miktarda su ve enerji kullanımını gerektirebiliyor; ayrıca kimyasal sızıntı riski ile uranyum ve toryum gibi nadir toprak mineralleriyle birlikte doğal olarak bulunan radyoaktif elementlerin açığa çıkması gibi çevresel riskler de ortaya çıkabiliyor. Avrupa Birliği bu kapsamda 2030’a kadar stratejik hammaddelerin %25’ini geri dönüşümden karşılamayı hedefliyor. Ancak yeni madenlerin devreye alınması 8–10 yıl, rafinerilerin kurulması ise 5 yıl sürebiliyor. Merkez Avrupa ve Türkiye AB’nin NTE tedariğinde önemli bir avantaja sahip Merkezi Avrupa Bölgesi ülkeleri AB sanayisinin ihtiyaç duyduğu nadir toprak elementleri tedariğinde önemli bir avantaja sahip. Örneğin, İsveç, Norveç ve Finlandiya’da keşfedilen yeni NTE oksit rezervleri tahmini 11 milyon ton üretimle AB’nin NTE ihtiyacının üçte birini karşılayabilir. Ülkemizde ise, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı açıklamalarına göre, Eskişehir Beylikova ve Sivrihisar ilçeleri arasında yer alan sahada 694 milyon ton rezerve sahip nadir toprak elementi (NTE) bulunuyor. Tahminler, bu maden sahasının Çin'deki 800 milyon tonluk "Bayan Obo" sahasından sonra dünyanın en büyük ikinci rezervi olduğunu gösteriyor. Bakanlık, Ekim 2024'te nadir toprak elementleri çıkarma ve işleme konusunda bilgi paylaşımı, madencilik teknolojilerinin geliştirilmesi ve ortak yatırımların yapılması için Çin ile "Doğal Kaynaklar ve Madencı̇lı̇k Alanlarında İşbı̇rlı̇ğı̇ne İlı̇şkı̇n Mutabakat Zaptı" imzaladı. EY Enerji Sektörü Lideri Cem Çamlı, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Nadir toprak elementleri, enerji, teknoloji, mobilite, savunma ve endüstriyel üretim sektörlerinin görünmez omurgasını oluşturuyor. Artan jeopolitik gelişmeler, küresel talebin ciddi büyümesi ve stratejik ulusal çıkarlar ülkelerin stratejik planlamalarını ve yatırımcıların ajandalarındaki öncelikleri yeniden şekillendiriyor. Türkiye, hem Asya ve Avrupa arasındaki coğrafi konumu, hem gelişen sanayi altyapısı hem de nadir toprak elementleri rezervleri ile bu dönüşümde daha etkin bir rol üstlenebilir. Yenilenebilir enerji yatırımlarımız, elektrikli araç ekosistemimiz ve savunma sanayimiz NTE arz güvenliğini artık bir rekabet avantajı değil, zorunlu bir stratejik gereklilik haline getiriyor. Bu nedenle nadir toprak elementleri değer zinciri boyunca sanayicilerimizin ve yatırımcılarımızın aktif rol oynaması, AR-GE yatırımları ve teşvikleri ile ekosistemin büyütülmesi ve bilgi birikiminin artırılması kritik önem taşıyor. Böylece, nadir toprak elementleri ile yatırılacak ekonomik değer ülkemiz ekonomisine ve istihdamına katkı sağlayacak ve AB ile olan ticari iş birliğimizin daha da sağlamlaşmasını sağlayacaktır. Yakın zamanda, Türkiye’de nadir toprak elementleri değer zincirinde rol alan yeni yatırımlar, girişimler ve kamu-özel sektör iş birliklerini göreceğimizi tahmin ediyoruz. EY-Parthenon olarak, küresel ve bölgesel bilgi birikimimizle bu alanda sektörünün öncüsü müşterilerimize stratejiden uygulamaya uçtan uca hizmet vermeye ve rekabet avantajı yaratmaya devam ediyoruz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.