Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Fiziksel Aktivite

Kapsül Haber Ajansı - Fiziksel Aktivite haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Fiziksel Aktivite haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

35 Yaşından Sonra Yürüyüşe Başlayacaklar Dikkat! Haber

35 Yaşından Sonra Yürüyüşe Başlayacaklar Dikkat!

Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlere haftada 150-300 dakika orta şiddette fiziksel aktivite öneriyor. Ancak özellikle 35 yaşından sonra ve uzun süredir hareketsiz olanlarda, yürüyüşün süresi kadar, temposu ve hangi koşullarda yapıldığı da önem taşıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan, yürüyüşte doğru tempoyu anlamanın en kolay yollarından birinin ‘konuşma testi’ olduğunu belirterek, “Orta tempolu bir yürüyüşte konuşabilir, ancak uzun cümleleri rahatça söylemekte zorlanırsınız. Konuşamayacak kadar nefes nefese kalıyorsanız temponuz fazla yüksek olabilir” diyor. Prof. Dr. Murat Turfan, 4 Ekim Dünya Yürüyüş Günü kapsamında yaptığı açıklamada, kalp sağlığı için yürüyüşte dikkat edilmesi gereken 6 temel kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Yürüyüşe başlamadan önce kendi risklerinizi öğrenin Prof. Dr. Murat Turfan, “35 yaşından sonra değişen şey yürüyüşün kuralları değil, kişinin kendi risklerini daha iyi tanımasının önemidir” diyerek sözlerine şöyle devam ediyor: “Uzun süredir egzersiz yapmıyorsanız, sigara kullanıyorsanız, hipertansiyon, diyabet veya kolesterol yüksekliğiniz varsa ya da ailenizde erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunuyorsa yürüyüş programına başlamadan önce sağlık durumunuzun değerlendirilmesi önemlidir. Gerekli görülen kişilerde hekim muayenesi ve ek testlerle egzersizin güvenli sınırları belirlenebilir. Bilinen kalp-damar hastalığı bulunan kişilerin ise yürüyüşün süresi ve şiddeti konusunda mutlaka hekimlerinin önerisine göre hareket etmeleri gerekir. İlk ve son 5-10 dakikayı hafife almayın Yürüyüşe başlar başlamaz yüksek tempoya çıkmak kalp ve dolaşım sistemi üzerindeki yükü aniden artırabilir. Bu nedenle ilk 5-10 dakikayı daha rahat bir tempoda geçirerek vücudun ısınmasını sağlamak, ardından yürüyüş hızını kademeli olarak yükseltmek faydalıdır. Yürüyüşü bitirirken de birden durmak yerine son birkaç dakikada tempoyu yavaşlatmak gerekir. Isınma ve soğuma bölümleri özellikle yüksek tempoda yürüyenler ve kalp-damar hastalığı bulunanlar için daha önemlidir. Temponuzu ‘konuşma testi’ ile ayarlayın Prof. Dr. Murat Turfan, “Yürüyüş sırasında nabzınızı sürekli takip etmek zorunda değilsiniz. Bunun için oldukça basit bir yöntem var; konuşma testi. Orta şiddette bir yürüyüş sırasında konuşabilirsiniz, ancak uzun cümleleri rahatlıkla söylemekte zorlanmaya başlarsınız. Buna karşılık konuşamayacak kadar nefes nefese kalıyorsanız tempo sizin için fazla yüksek olabilir. Elbette bu sınır kişiden kişiye değişir. Düzenli egzersiz yapan bir kişinin ‘orta şiddeti’, uzun süredir hareketsiz bir kişinin temposundan oldukça farklı olabilir. Bir günde çok değil, haftaya yayarak yürüyün Kalp sağlığı için haftada bir gün birkaç saat yürümek yerine, hareketi haftanın geneline yaymak daha doğru bir yaklaşım. Haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite hedefleyin. Örneğin, haftanın 5 günü 30’ar dakikalık tempolu yürüyüş iyi bir başlangıç olabilir. Üstelik bu süreyi tek seferde tamamlamanız gerekmiyor; gün içinde yapacağınız 10-15 dakikalık yürüyüşleri bir araya getirerek de toplam süreye ulaşabilirsiniz. Burada önemli olan kusursuz bir program değil, hareketsiz geçen günlerin sayısını azaltmak ve sürdürülebilir bir düzen oluşturmak. Yemek saatine ve hava koşullarına dikkat edin Özellikle ağır bir öğünün hemen ardından tempolu yürüyüş yapmak hazımsızlık, şişkinlik ve rahatsızlık hissine yol açabilir. Büyük öğünlerden sonra bir süre beklemek ve yürüyüşe daha hafif tempoda başlamak daha uygun olacaktır. Sıcak ve nemli havalarda vücudun ısı düzenlemesi zorlaşırken, çok soğuk havalarda damarların büzüşmesi ve tansiyonun yükselmesi gibi etkiler görülebilir. Kalp hastalığı olan kişilerin özellikle aşırı sıcak veya soğuk havalarda egzersiz koşullarına daha fazla dikkat etmesi gerekir. Bu belirtilerde yürüyüşe devam etmeyin! Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan, yürüyüş sırasında bazı belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Yürüyüş sırasında göğüste baskı veya sıkışma; kola, sırta ya da çeneye yayılan ağrı, alışılmadık nefes darlığı; belirgin çarpıntı; baş dönmesi; soğuk terleme veya bayılacak gibi olma hissi gelişirse yürümeye devam edilmemelidir. Belirtiler kısa sürede geçse bile tekrarlıyorsa hekim değerlendirmesi gerekir. Belirgin ya da devam eden göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı veya bayılma gibi durumlarda ise acil tıbbi yardım alınmalıdır. Unutmayın, yürüyüşün amacı sınırlarınızı zorlamak değil, sağlığınızı güvenli ve düzenli hareketle desteklemektir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Avrupa Hareketlilik Haftası’nda Açık Hava Etkinliği Haber

Avrupa Hareketlilik Haftası’nda Açık Hava Etkinliği

Nilüfer Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini desteklemek ve kentsel hareketliliği teşvik etmek amacıyla Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında Podyumpark’ta “Outdoor Fitness Etkinliği” gerçekleştirdi. Gün boyunca süren programa çok sayıda sporsever katıldı. Açık alanda uzman eğitmenler eşliğinde düzenlenen programda yoga, step, cycle, plank ve zumba seansları yapıldı. Katılımcılar hem açık havada egzersiz yapma imkanı buldu hem de gün boyu farklı spor branşlarını deneyimledi. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de Podyumpark’taki etkinliğe katılarak spor yapan ilçe sakinleriyle bir araya geldi. Seansları yerinde takip eden ve vatandaşlarla sohbet eden Başkan Şadi Özdemir, sporun gündelik yaşamın doğal bir parçası olması gerektiğini belirtti. Etkinlik hakkında konuşan Başkan Şadi Özdemir, “Avrupa Hareketlilik Haftası dolayısıyla düzenlediğimiz bu buluşmada komşularımızla açık havada, sporun içinde bir araya gelmekten büyük mutluluk duyuyorum. Günlük hayatın yoğun temposu içinde bazen hareket etmeyi ve sağlığımıza vakit ayırmayı ihmal edebiliyoruz. Oysa daha zinde ve sağlıklı bir yaşam için düzenli fiziksel aktivite şart. Biz de Nilüfer’de her yaştan hemşehrimizin rahatça spor yapabileceği, açık alanları aktif biçimde kullanabileceği bir kent ortamını önemsiyoruz. Bugün enerjileriyle alana katılan, sporu hayatına katan tüm komşularımıza ve bu güzel organizasyonun gerçekleşmesinde emeği olan herkese teşekkür ediyorum” dedi. NİLÜFER’DE AVRUPA HAREKETLİLİK HAFTASI’NDA AÇIK HAVA ETKİNLİĞİ Nilüfer Belediyesi, Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında Podyumpark’ta gün boyu süren “Outdoor Fitness Etkinliği” düzenledi. Farklı branşlarda uzman eğitmenler eşliğinde spor yapan ilçe sakinleriyle buluşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sağlıklı ve hareketli bir kent yaşamının önemine dikkat çekti. Nilüfer Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini desteklemek ve kentsel hareketliliği teşvik etmek amacıyla Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında Podyumpark’ta “Outdoor Fitness Etkinliği” gerçekleştirdi. Gün boyunca süren programa çok sayıda sporsever katıldı. Açık alanda uzman eğitmenler eşliğinde düzenlenen programda yoga, step, cycle, plank ve zumba seansları yapıldı. Katılımcılar hem açık havada egzersiz yapma imkanı buldu hem de gün boyu farklı spor branşlarını deneyimledi. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de Podyumpark’taki etkinliğe katılarak spor yapan ilçe sakinleriyle bir araya geldi. Seansları yerinde takip eden ve vatandaşlarla sohbet eden Başkan Şadi Özdemir, sporun gündelik yaşamın doğal bir parçası olması gerektiğini belirtti. Etkinlik hakkında konuşan Başkan Şadi Özdemir, “Avrupa Hareketlilik Haftası dolayısıyla düzenlediğimiz bu buluşmada komşularımızla açık havada, sporun içinde bir araya gelmekten büyük mutluluk duyuyorum. Günlük hayatın yoğun temposu içinde bazen hareket etmeyi ve sağlığımıza vakit ayırmayı ihmal edebiliyoruz. Oysa daha zinde ve sağlıklı bir yaşam için düzenli fiziksel aktivite şart. Biz de Nilüfer’de her yaştan hemşehrimizin rahatça spor yapabileceği, açık alanları aktif biçimde kullanabileceği bir kent ortamını önemsiyoruz. Bugün enerjileriyle alana katılan, sporu hayatına katan tüm komşularımıza ve bu güzel organizasyonun gerçekleşmesinde emeği olan herkese teşekkür ediyorum” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vegan Beslenmede Kritik Nokta: Eksileni Doğru Tamamlamak Haber

Vegan Beslenmede Kritik Nokta: Eksileni Doğru Tamamlamak

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Kliniği’nden Dyt. Ecem Çiçek Çakmak, vegan beslenmenin tek başına “sağlıklı” veya “sağlıksız” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek şunları söylüyor: “Her bireyin enerji ve besin ögesi ihtiyacı farklı olduğundan; yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite düzeyi, yaşam tarzı, günlük rutin, mevcut beslenme alışkanlıkları ve bireysel hedefler, oluşturulacak beslenme planını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle hazır bir beslenme listesini herkes için uygulamak yerine, kişinin ihtiyaçlarına uygun bir plan oluşturulması daha doğru bir yaklaşım. Özellikle uzun süreli vegan beslenmede besin ögesi yeterliliğinin belirli aralıklarla değerlendirilmesi, gerekli durumlarda beslenme planının güncellenmesi ve takviye ihtiyacının uzman görüşü doğrultusunda ele alınması gerekiyor.” Vegan beslenmede protein, B12 vitamini, demir, kalsiyum, iyot, D vitamini, çinko ve omega-3 yağ asitlerinin yeterliliğinin gözetilmesi önemli. Bu nedenle baklagiller, soya ürünleri, tam tahıllar, sebze-meyveler, kuruyemişler ve tohumlar gibi farklı besin gruplarının dengeli biçimde tüketilmesine özen gösterilmeli. Gerektiğinde zenginleştirilmiş besinler ve takviyeler ise uzman değerlendirmesi doğrultusunda ele alınmalı. Bilimsel Araştırmalar da Söylüyor: Eksikleri İhmal Etmeyin Academy of Nutrition and Dietetics’in 2025 yılında yayımladığı güncel değerlendirmede, uygun şekilde planlanan vegan ve vejetaryen beslenme modellerinin yetişkinlerde beslenme açısından yeterli olabileceği belirtilirken, bireysel ihtiyaçların ve besin ögesi yeterliliğinin gözetilmesinin önemi vurgulanıyor. Ayrıca 141 araştırmanın değerlendirildiği bir başka çalışmada, vegan bireylerde özellikle B12 vitamini, kalsiyum ve iyot alımının daha düşük olabildiği bildiriliyor. Bu sonuçlar, tek bir besin grubunu “iyi” veya “kötü” olarak değerlendirmekten ziyade, beslenme düzeninin bütününün ele alınması gerektiğine işaret ediyor. Dyt. Ecem Çiçek Çakmak, vegan beslenmeye geçişin kişinin mevcut alışkanlıklarının değerlendirilmesiyle başlaması gerektiğini belirterek önemli bir noktayı da vurguluyor: “Vegan beslenmeye geçişte önceliğimiz, kişinin bir anda tüm alışkanlıklarını değiştirmesinden ziyade, beslenme düzeninin sürdürülebilir bir şekilde yeniden yapılandırılmasıdır. Gerektiğinde kan değerlerinin takip edilmesi ve profesyonel değerlendirme doğrultusunda hareket edilmesi de sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülmesine destek oluyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Halk Sağlığının Asıl Gücü Hastalıkları Ortaya Çıkmadan Önlemeyi Hedeflemesinden Gelir Haber

Halk Sağlığının Asıl Gücü Hastalıkları Ortaya Çıkmadan Önlemeyi Hedeflemesinden Gelir

3–9 Eylül Halk Sağlığı Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’ndan Dr. Funda Yıldız, halk sağlığında hastalıkların ortaya çıkmasını önlemeye yönelik koruyucu yaklaşımın önemine dikkat çekti. Koruyucu sağlık uygulamalarının toplum sağlığı üzerindeki etkisi küresel verilerde çarpıcı biçimde görülüyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) öncülüğünde gerçekleştirilen kapsamlı bir çalışmaya göre, aşılama programları son 50 yılda dünya genelinde en az 154 milyon kişinin hayatını kurtardı. Aşılamanın küresel bebek ölümlerindeki azalmanın yüzde 40’ına katkıda bulunduğu hesaplandı. Hastalıkların ortaya çıkmasına yol açan önlenebilir risklerin azaltılması da halk sağlığının önemli çalışma alanlarından biri. DSÖ ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC) 2026 yılında yayımladığı, 185 ülke ve 36 kanser türünü kapsayan küresel analize göre, incelenen yeni kanser vakalarının yüzde 37’si, yaklaşık 7,1 milyon vaka, önlenebilir nitelikte. Tütün kullanımı, enfeksiyonlar ve alkol tüketimi önlenebilir kanser nedenleri arasında ilk sıralarda yer alırken; yüksek vücut kitle indeksi, fiziksel hareketsizlik ve hava kirliliği de risk faktörleri arasında bulunuyor. Bunun yanı sıra, güvenli su, sanitasyon ve hijyen de hastalıkların önlenmesinde kritik önem taşıyor. DSÖ’ye göre güvenli olmayan su, sanitasyon ve hijyen koşulları dünya genelinde her yıl en az 1,4 milyon önlenebilir ölümle ilişkili. Hastalıklara yönelik koruyucu sağlık önlemlerinin önemine değinen Yıldız, “Halk sağlığının asıl gücü, yalnızca geniş çalışma alanından değil, hastalığı ortaya çıktıktan sonra ele almak yerine mümkün olduğunca ortaya çıkmadan önlemeyi hedeflemesinden gelir. Bu yönüyle halk sağlığı, ‘Nasıl tedavi ederiz?’ sorusundan önce ‘Nasıl koruruz, nasıl önleriz ve nasıl daha sağlıklı bir yaşamı mümkün kılarız?’ sorularını sorar” dedi. ‘Halk sağlığı yaşamın her alanındadır’ Aşılama, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, temiz su ve hijyen gibi birbirinden farklı alanların halk sağlığının kapsamına girdiğini belirten Yıldız, halk sağlığının bireyi yaşamın belirli bir döneminde değil, doğum öncesinden yaşlılığa uzanan yaşam yolculuğunun tamamında ele aldığını söyledi. Yıldız, “Halk sağlığı, anne ve çocuk sağlığından adolesan, erişkin, kadın, erkek ve yaşlı sağlığına; bağışıklamadan bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan hastalıkların kontrolüne; erken tanı ve tarama programlarından sağlıklı beslenme ve fiziksel aktiviteye; ruh ve aile sağlığından çevre, iş ve okul sağlığına; evde sağlık ve bakım hizmetlerinden dezavantajlı grupların sağlık gereksinimlerine ve sağlıkta eşitsizliklerin azaltılmasına kadar çok geniş bir alanda bireyin ve toplumun sağlığını korumayı ve geliştirmeyi amaçlar” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Baş Dönmesi ve Mide Bulantısı Kadınlarda Kalp Krizi Belirtisi Olabilir Haber

Baş Dönmesi ve Mide Bulantısı Kadınlarda Kalp Krizi Belirtisi Olabilir

Kadınların kalbi erkeklere göre daha küçük, kalp damarları ise daha ince olabiliyor. Bu durum, özellikle kalbi besleyen damarların değerlendirilmesi ve girişimsel işlemlerde bazı zorluklara yol açabiliyor. Kalp ve damar hastalıkları dünya genelinde ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alırken, kadınlarda kalp krizi sonrası ölüm riski erkeklere göre daha yüksek olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hatice Betül Erer, kadınlarda kalp hastalıkları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Kadınlarda kalp hastalığı riski yaşla birlikte artıyor Östrojen hormonunun koruyucu etkisi kadınları kardiyovasküler rahatsızlıklara yani kalp ve damar hastalıklarına karşı korur. Ancak menopozla birlikte bu koruyucu etki azalarak kadınlarda kalp-damar hastalıkları riski artmaya başlar. Koroner arter hastalığı erkeklerde daha erken yaşlarda görülürken, kadınlarda genellikle menopoz dönemi sonrasında ortaya çıkar. Kadınların kalp krizi geçirdiği yaşın erkeklere göre daha ileri olması ve hipertansiyon, diyabet gibi ek hastalıkların daha sık görülmesi, kalp krizi sonrası ölüm riskindeki farklılığın nedenleri arasında yer alır. Bunun yanında kalp krizinin tipi, tedaviye ulaşma süresi, yaş ve eşlik eden diğer hastalıklar da hastalığın seyrini etkileyen önemli faktörler arasında bulunur. Genç kadınlarda da kalp krizi sonrası ölüm riski göz ardı edilmemelidir. 2011-2022 yılları verileri inceleyen ve 2026 yılında yayımlanan bir çalışmada, ilk ani kalp krizi sonrasında hastane içi ölüm oranı 18-54 yaş grubundaki kadınlarda %3,1 iken erkeklerde bu oranın %2,6 olduğu bildirilmiştir. Duygusal stres kadınlarda kalp krizini tetikleyebilir Kadınlarda koroner arter hastalığı ve kalp krizinin yanı sıra kalp yetmezliği, ritim bozuklukları, kalp kapak hastalıkları, kalp kası hastalıkları ve koroner mikrovasküler hastalık da görülebilir. Özellikle genç kadınlarda nadir ancak önemli bir kalp-damar problemi olan spontan koroner arter diseksiyonu (SCAD) da dikkat edilmesi gereken tablolar arasındadır. Kalbi besleyen damar duvarında yırtılma meydana gelmesiyle ortaya çıkan SCAD, kadınlarda gebelik, emzirme dönemi ve yoğun fiziksel veya duygusal stres gibi durumlarla ilişkili olarak kalp krizine yol açabilir. Kalp krizi her zaman göğüs ağrısıyla gelmiyor Kadınlarda kalp damarlarındaki tıkanıklığın belirtileri erkeklerde sık görülen klasik göğsün ortasında baskı tarzındaki ağrıdan farklı olabilir. Göğüs ağrısının yeri ve niteliği değişebileceği gibi, yanma şeklinde bir ağrı da ortaya çıkabilir. Nefes darlığı, alışılmadık ve açıklanamayan yorgunluk, bulantı-kusma, sırt veya çene ağrısı, baş dönmesi, soğuk terleme ve mide rahatsızlığı gibi belirtiler de kalp hastalığının habercisi olabilir. Bu nedenle özellikle yeni başlayan veya tekrarlayan şikâyetlerin stres, yorgunluk ya da mide problemi olarak değerlendirilip geçiştirilmemesi önem taşır. Menopoz sonrası başlayan kalp damar şikayetinizi önemseyin Efor sırasında tekrarlayan göğüs baskısı veya ağrısı, daha önce bulunmayan nefes darlığı, açıklanamayan çarpıntılar, bayılma veya bayılacak gibi olma, efor kapasitesinde belirgin azalma ya da sürekli tekrarlayan olağandışı yorgunluk gibi şikâyetlerde kardiyoloji değerlendirmesi yapılması gerekir. Bunun yanı sıra yüksek tansiyon veya kolesterol, diyabet, obezite, sigara kullanımı ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan kadınların kardiyovasküler risk açısından değerlendirilmesi önem taşır. Menopoz sonrasında yeni başlayan kalp-damar şikâyetleri de ihmal edilmemelidir. Belirti göstermeyen ve düşük riskli genç kadınlarda rutin kardiyoloji kontrolü her zaman gerekli olmayabilir. Ancak 40'lı yaşlardan itibaren tansiyon, LDL ve non-HDL kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, obezite, fiziksel aktivite düzeyi ve aile öyküsü birlikte değerlendirilerek kişisel kardiyovasküler risk ortaya konmalıdır. Güncel risk değerlendirme yaklaşımları ve PREVENT gibi risk hesaplayıcıları, tedavi ve takip kararlarının kişiye özel planlanmasına yardımcı olabilir. Erken doğum kalp damar hastalığı riskini artırabilir Kadınlara özgü bazı gebelik komplikasyonları ilerleyen yıllardaki kardiyovasküler risk açısından da önem taşır. Preeklampsi veya gebelik hipertansiyonu, gebelikte ortaya çıkan diyabet ve erken doğum öyküsü bulunan kadınların ilerleyen yaşamlarında kalp-damar hastalıkları açısından daha dikkatli değerlendirilmesi gerekir. Özellikle menopoz döneminde kardiyovasküler risk faktörlerinde meydana gelebilecek değişiklikler nedeniyle risk değerlendirmesinin güncellenmesi de önem taşır. “Kırık kalp sendromu” kalbi gerçekten etkileyebiliyor Kadınlarda daha sık görülen önemli kalp sorunlarından biri de “Kırık Kalp Sendromu”dur. Yoğun duygusal veya fiziksel stres sonrasında kalbin özellikle sol karıncığında geçici kasılma bozukluğu gelişmesiyle ortaya çıkan bu tablo, özellikle menopoz sonrası kadınlarda daha sık görülür. Sevilen birinin kaybı, ciddi korku veya üzüntü, boşanma gibi yoğun duygusal streslerin yanı sıra ameliyat, ağır enfeksiyon, travma ve bazı nörolojik hastalıklar da kırık kalp sendromunu tetikleyebilir. Göğüs ağrısı veya baskı, nefes darlığı, çarpıntı, terleme, bulantı ve nadiren bayılma gibi belirtilerle ortaya çıkabilen kırık kalp sendromu başlangıçta kalp krizinden ayırt edilemeyebilir. Koroner anjiyografide kalp damarlarının açık olduğunun görülmesi, tanı sürecinde önemli bir bulgu oluşturur. Hastanın klinik durumuna göre tedavi planlanır. Çoğu hastada kalp fonksiyonları haftalar içinde belirgin şekilde düzelir. Ancak kırık kalp sendromu tamamen masum bir tablo olarak değerlendirilmemelidir. Akut dönemde kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir; nadiren ölümcül sonuçlar da ortaya çıkabilir. Kadınlarda kalp hastalıklarının belirtilerinin erkeklerden farklı seyrettiği için olağandışı şikâyetlerin önemsenmesi, risk faktörlerinin düzenli olarak değerlendirilmesi ve özellikle yaş, menopoz, gebelik öyküsü ve eşlik eden hastalıkların dikkate alınması kalp sağlığının korunmasında büyük önem taşır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sağlıkta Yeni Odak: Daha Uzun Değil, Daha Sağlıklı Yaş Almak Haber

Sağlıkta Yeni Odak: Daha Uzun Değil, Daha Sağlıklı Yaş Almak

Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresinin 78,5 yıla ulaşmasıyla birlikte, yalnızca daha uzun yaşamak değil, bu yılları sağlıklı, dinç ve yüksek yaşam kalitesiyle geçirmek de önem kazanıyor. 2026’da sağlık ve wellness dünyasında öne çıkan “Longevity” yaklaşımı, yaşam süresini uzatmanın yanı sıra sağlıklı yaşam süresini artırmaya, yaşlanma sürecini desteklemeye ve günlük yaşam kalitesini korumaya odaklanıyor. Geleneksel sağlık anlayışında temel yaklaşım hastalıkların tedavisi üzerine kurulurken, longevity yaklaşımı koruyucu sağlık ve yaşam tarzı alışkanlıklarını daha fazla gündeme taşıyor. Beslenme, fiziksel aktivite, uyku, stres yönetimi ve metabolik sağlık gibi başlıklar, sağlıklı yaş alma hedefinin temel unsurları arasında değerlendiriliyor. “Beden üzerindeki yükleri kaldırdığımızda biyolojik yenilenme başlıyor” Küresel Türk Welness markası TheLifeCo’nun Kurucusu Ersin Pamuksüzer, bu yaklaşımı 20 yılı aşkın süredir sundukları bütünsel programlarla hayata geçirdiklerini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Bilimsel araştırmaların net bir şekilde gösterdiği gibi; bedenin üzerinden sürekli sindirim, stres ve çevresel yükleri kaldırdığımızda, organizma ilk iş olarak öz enerjisini kendini iyileştirmeye ve hücrelerini tazelemeye harcıyor. Bütünsel sağlık yaklaşımının özü, bedene bu doğal alanı ve zamanı tanımaktır. Sadece yükü azaltmanın değil, sonrasında doğru adımları atmak da önemli. Bu süreç sadece bir arınma değil, bedeninize verdiğiniz en değerli moladır. Sunduğumuz programlarla sindirim sisteminize tam bir mola verdiriyor, tüm o sindirim yükünü bir kenara bırakıyoruz. Vücudun enerjisi artık yemekleri sindirmekle uğraşmak zorunda kalmıyor; doğrudan kendi içine, otofajiye ve hücresel onarıma yönleniyor. Yani vücudunuz adeta kendi içini temizliyor, yaşlanmış hücreleri geri dönüştürerek yenileniyor. Bedenimiz, doğru koşullar sağlandığında kendini yenileme konusunda inanılmaz bir potansiyele sahip.” Pamuksüzer “Bizim de TheLifeCo'da sunduğumuz programlar, tam olarak bu bilimsel gerçeği temel alıyor. Uzman diyetisyen ve sağlık ekipleri eşliğinde uygulanan detoks, beslenme ve yaşam tarzı programları, katılımcıların bedenlerini dinlemeyi, doğru zamanlarda dinlendirmeyi ve doğru şekilde yeniden beslemeyi öğrenmelerini sağlıyor” dedi. Otofaji ve mitokondri sağlığı gündemde Longevity yaklaşımının öne çıkan başlıkları arasında hücresel sağlık da yer alıyor. Vücudun doğal yenilenme ve onarım süreçlerinden biri olan “otofaji”, hücrelerin işlevini yitirmiş veya hasarlı bileşenlerini parçalayarak yeniden değerlendirmesine yardımcı olan biyolojik bir mekanizma olarak biliniyor. Otofaji; besin alımı, enerji dengesi ve açlık gibi metabolik koşullardan etkilenen karmaşık bir süreç olarak değerlendiriliyor. Aralıklı oruç ve kalori kısıtlaması gibi yaklaşımların otofaji üzerindeki etkileri ise bilimsel araştırmaların konusu olmaya devam ediyor. Hücresel sağlık açısından bir diğer önemli başlık ise mitokondriler. Hücrelerin enerji üretiminde merkezi rol oynayan mitokondrilerin sağlıklı işleyişi; metabolik sağlık, fiziksel performans ve genel iyilik hali açısından önem taşıyor. Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku ve stres yönetiminin yanı sıra kırmızı ışık, infrared sauna ve soğuk maruziyeti gibi farklı wellness uygulamaları da bu alanda araştırılan ve kullanılan destekleyici yaklaşımlar arasında bulunuyor. NAD+ uygulamaları gibi yeni nesil yaklaşımların ise sağlık ve longevity alanındaki yeri üzerine çalışmalar sürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bağırsak Tembelliğine Çözüm Sofrada! Haber

Bağırsak Tembelliğine Çözüm Sofrada!

Özellikle masa başı çalışanlar, yaşlı bireyler, hamileler ve yeterince lif tüketmeyen kişilerde kabızlığın daha sık görüldüğünü belirten Dahiliye Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, “Bağırsakları doğal yollarla desteklemek için ilk adım; yeterli su içmek, düzenli hareket etmek ve sofralarda lif açısından zengin doğal besinlere daha fazla yer vermektir.” dedi. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, kabızlığın nedenleri, bağırsak hareketlerini destekleyen besinler ve hangi belirtilerde hekime başvurulması gerektiği hakkında bilgi verdi. Kabızlık sanıldığından daha yaygın bir sorun Kabızlığın yalnızca tuvalete çıkamamak anlamına gelmediğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, haftada üçten az dışkılama, sert dışkı, zorlanma hissi ve bağırsakların tam boşalmadığı düşüncesinin de kabızlık belirtileri arasında yer aldığını ifade etti. Özellikle masa başı çalışanlar, yaşlı bireyler, hamileler ve yeterince lif tüketmeyen kişilerde kabızlığın daha sık görüldüğünü belirten Levent, uzun süren kabızlığın yaşam kalitesini düşürdüğünü ve bazı sağlık sorunlarına zemin hazırlayabileceğini söyleyerek, "Bağırsaklarımız yalnızca sindirim sistemi için değil, genel sağlık açısından da büyük önem taşır. Düzenli çalışan bağırsaklar metabolizmayı desteklerken, yaşam kalitesini de artırır. Bağırsakları doğal yollarla desteklemek için ilk adım; yeterli su içmek, düzenli hareket etmek ve sofralarda lif açısından zengin doğal besinlere daha fazla yer vermektir." dedi. Bağırsakları çalıştırmanın ilk şartı lif tüketmek Bağırsak hareketlerini artıran en önemli besin öğesinin diyet lifi olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, liflerin sindirilemeden kalın bağırsağa ulaştığını ve burada dışkının hacmini artırarak bağırsak hareketlerini hızlandırdığını söyleyerek, lif açısından zengin beslenmenin; kabızlığı önlediğini, bağırsak florasını desteklediğini, kan şekerinin dengelenmesine katkı sağladığını, tokluk hissini artırdığını, kalp ve damar sağlığını desteklediğini ifade etti. Kuru erik doğal bir bağırsak dostu Kabızlık denildiğinde akla ilk gelen besinlerden birinin kuru erik olduğunu belirten Levent, bunun bilimsel nedenleri bulunduğunu dile getirdi ve "Kuru erik hem yüksek lif içerir hem de doğal sorbitol sayesinde bağırsakların daha düzenli çalışmasına yardımcı olur." şeklinde konuştu. Levent, sabah kahvaltısında birkaç adet kuru erik tüketmenin veya akşamdan suda bekletilmiş kuru eriğin suyuyla birlikte yenmesinin bağırsak hareketlerini destekleyebileceğini ifade etti. İncir ve kayısı da etkili seçenekler arasında Kuru incir ve kuru kayısının da lif bakımından oldukça zengin olduğunu belirten Levent, bu meyvelerin düzenli ancak kontrollü miktarlarda tüketilmesini önererek, "Özellikle kuru meyveler yüksek lif içerikleri sayesinde bağırsak hareketlerini artırırken aynı zamanda vitamin ve mineral açısından da önemli kaynaklardır." dedi. Yeşil yapraklı sebzeleri sofradan eksik etmeyin Ispanak, semizotu, pazı, marul, roka ve brokoli gibi yeşil sebzelerin bağırsak sağlığını desteklediğini söyleyen Levent, günlük öğünlerde mutlaka sebzeye yer verilmesi gerektiğini belirterek, sebzelerin içerdiği çözünür ve çözünmez liflerin bağırsak hareketlerini doğal şekilde desteklediğini ifade etti. Tam tahıllar bağırsakların düzenli çalışmasına katkı sağlar Beyaz ekmek ve rafine un ürünleri yerine tam buğday ekmeği, yulaf, çavdar ve bulgur gibi tam tahılların tercih edilmesini öneren Levent, rafine karbonhidratların lif açısından yetersiz kaldığını, tam tahılların hem bağırsak hareketlerini artırdığını hem de uzun süre tokluk sağladığını belirtti. Kurubaklagiller bağırsak bakterilerini de besliyor Nohut, mercimek, kuru fasulye ve barbunyanın yalnızca lif kaynağı olmadığını söyleyen Levent, bu besinlerin bağırsak mikrobiyotasını besleyen prebiyotik özelliklere de sahip olduğunu dile getirerek, "Düzenli baklagil tüketimi hem bağırsak hareketlerini artırır hem de yararlı bağırsak bakterilerinin çoğalmasına katkıda bulunur." ifadelerini kullandı. Meyveleri kabuğuyla tüketmek önemli Elma, armut, kivi ve erik gibi meyvelerin özellikle kabuklarının lif açısından oldukça zengin olduğunu belirten Levent, mümkün olduğunca iyi yıkandıktan sonra kabuklarıyla tüketilmelerini önererek, kivinin bağırsak hareketlerini destekleyen en etkili meyvelerden biri olduğuna dikkat çekti. Yoğurt ve kefir bağırsak florasını destekliyor Bağırsakların yalnızca lif değil, sağlıklı bakterilere de ihtiyaç duyduğunu ifade eden Levent, probiyotik içeren yoğurt ve kefirin bağırsak mikrobiyotasını güçlendirdiğini, bağırsak florasının dengeli olmasının sindirim sistemi kadar bağışıklık sistemi açısından da önem taşıdığını kaydetti. Hareketsizlik bağırsakları yavaşlatıyor Beslenmenin yanı sıra fiziksel aktivitenin de bağırsak hareketleri üzerinde doğrudan etkili olduğunu söyleyen Levent, düzenli yürüyüş yapan kişilerde kabızlığın daha az görüldüğünü ifade ederek, günde 30 dakikalık tempolu yürüyüşün bile bağırsak hareketlerini belirgin şekilde artırabileceğini söyledi. Bu belirtiler varsa mutlaka doktora başvurun Kabızlığın bazı durumlarda ciddi hastalıkların belirtisi olabileceğini hatırlatan Dr. Ayhan Levent, şu uyarılarda bulundu: “Dışkıda kan görülmesi, ani başlayan kabızlık, açıklanamayan kilo kaybı, şiddetli karın ağrısı, demir eksikliği anemisi, ileri yaşta yeni başlayan kabızlık gibi durumlarda vakit kaybetmeden bir iç hastalıkları uzmanına başvurulması gerekiyor.” Bağırsak dostu beslenme uzun vadeli sağlık yatırımıdır Bağırsak sağlığının yalnızca sindirim sistemiyle sınırlı olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, bağırsak mikrobiyotasının bağışıklık sistemi, metabolizma ve genel sağlık üzerinde önemli rol oynadığını vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı: "Kabızlığı yalnızca bir sindirim problemi olarak görmek doğru değildir. Liften zengin beslenme, yeterli su tüketimi, düzenli fiziksel aktivite ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları bağırsakların doğal ritmini korumanın en etkili yoludur. Küçük görünen günlük alışkanlıklar, uzun vadede hem bağırsak sağlığını hem de genel yaşam kalitesini belirler." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaz Sıcağında Böbrekleri Korumanın  8 Önemli Kuralı!  Haber

Yaz Sıcağında Böbrekleri Korumanın  8 Önemli Kuralı! 

Yaz mevsimiyle birlikte artan sıcaklıklar, böbrek sağlığını tehdit edebiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, özellikle aşırı sıcaklara uzun süre maruz kalmanın böbrek sağlığını olumsuz etkileyebildiğine dikkat çekerek, “Sıcak havalarda vücudun ısı dengesini korumak için oluşturduğu fizyolojik yanıtlar böbrekler üzerinde ek yük oluştururken, terlemeyle gelişen sıvı kaybı da buna eşlik edebilmektedir. Yüksek nem ise terin buharlaşmasını azaltarak vücudun ısı kaybetmesini zorlaştırmakta ve ısı stresini artırmaktadır. Şiddetli ısı stresi, özellikle ciddi sıvı kaybı (dehidratasyon) veya sıcak çarpması geliştiğinde, akut böbrek hasarına yol açabilmektedir” diyor. Kronik böbrek hastalığı olanlar, ileri yaştakiler, diyabet veya hipertansiyon gibi kronik hastalıkları bulunanlar aşırı sıcakların etkilerine karşı daha hassas olabiliyor. Bu kişilerde eşlik eden hastalıklar ve kullanılan bazı ilaçlar, sıcak havalarda gelişebilen sıvı kaybı ve kan basıncındaki değişikliklerin etkisini artırabiliyor. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, yaz aylarında böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken en önemli üç kuralı “Sıvı dengesini korumak, aşırı sıcaklarda yoğun fiziksel aktiviteden kaçınmak ve ilaçları bilinçsizce kullanmamak” olarak sıralıyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, yaz aylarında böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken 8 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Sıvı dengenizi koruyun Sıcak havalarda terlemeyle sıvı kaybı artabiliyor. Bu kayıp yeterince karşılanmadığında dolaşımdaki kan hacmi azalabiliyor ve bunun sonucunda böbreklerin kanlanması olumsuz etkilenebiliyor. Özellikle ileri yaştaki kişilerde ve kronik hastalığı bulunanlarda belirgin sıvı kaybı, akut böbrek hasarı riskini artırabiliyor. Nasıl önlem almalı? Günlük sıvı alımınızı sıcaklık, fiziksel aktivite ve terleme miktarınıza göre ayarlayın. Herkes için geçerli tek bir su miktarı olmadığını unutmayın. Kalp yetmezliği, ileri evre böbrek hastalığı veya diyaliz tedavisi nedeniyle sıvı kısıtlamanız varsa, hekiminizin önerdiği miktarda su tüketmeye özen gösterin. Aşırı sıcaklarda yoğun fiziksel aktiviteden kaçının Aşırı sıcaklarda vücut, ısısını kontrol altında tutabilmek için cilt kan akımını ve terlemeyi artırıyor. Buna yoğun egzersiz ve sıvı kaybı eklendiğinde ısı stresi artabiliyor ve böbrekler de bundan olumsuz etkilenebiliyor. Şiddetli ısı stresi ve sıcak çarpması, akut böbrek hasarına yol açabiliyor. Nasıl önlem alalım? Egzersiz ve ağır açık hava aktivitelerini mümkün olduğunca günün daha serin saatlerinde yapın. Açık havada çalışmak zorundaysanız serin veya gölgeli ortamlarda düzenli dinlenme ve sıvı alma molaları verin. Tansiyonunuzu takip edin, ilaçlarınızı kendi kendinize değiştirmeyin Sıcak havalarda damarların genişlemesi ve sıvı kaybı kan basıncının düşmesine neden olabiliyor. Özellikle idrar söktürücü kullananlarda sıvı kaybının etkilerinin daha belirgin olabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, bazı tansiyon ilaçlarını kullanan kişilerde de şiddetli sıvı kaybı durumunda böbrek fonksiyonlarının etkilenebildiğini söylüyor. Nasıl önlem almalı? Çok sıcak günlerde, özellikle hipertansiyon tedavisi görüyorsanız tansiyonunuzu takip edin. Baş dönmesi, bayılma hissi veya alışılmışın dışında tansiyon değerleriniz düşerse, ilaçlarınızı kendi kendinize kesmek yerine hekiminize danışın. Gelişigüzel ağrı kesici kullanmayın Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) grubunda yer alan bazı ağrı kesiciler böbreğin kan akımını düzenleyen mekanizmaları etkileyebiliyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, ”Özellikle dehidratasyon, kronik böbrek hastalığı, ileri yaş veya kalp yetmezliği gibi ek risk faktörlerinin varlığında akut böbrek hasarı riski artabilmektedir. Yoğun terleme, kusma ve ishal gibi sıvı kaybına yol açan durumlarda bu risk daha da önem kazanmaktadır” diyor. Nasıl önlem almalı? Özellikle böbrek hastalığınız varsa NSAİİ grubu ağrı kesicileri hekime danışmadan sık ve kontrolsüz kullanmayın. Sıvı kaybettiğiniz dönemlerde kullandığınız ilaçlar konusunda hekiminizden bilgi alın. Böbrek taşı öykünüz varsa, dikkat! Sıcak havalarda terlemeyle sıvı kaybı arttığında ve bu kayıp karşılanmadığında idrar hacmi azalabiliyor. Düşük idrar hacmi, idrardaki taş oluşturucu maddelerin yoğunluğunu artırarak taş oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle yeterli sıvı alımı, özellikle daha önce böbrek taşı geçirmiş kişilerde taş tekrarını önlemenin temel yöntemlerinden birini oluşturuyor. Nasıl önlem almalı? Böbrek taşı olan hastalarda amaç yeterli idrar hacmini sağlamak. Güncel kılavuzlar, bu hastalarda günde en az 2,5 litre idrar hacmini sağlayacak miktarda sıvı alınmasını öneriyor. Ancak bunun içilecek su miktarı değil, hedeflenen günlük idrar miktarı olduğunu unutmayın. Dolayısıyla hekiminizin önerdiği miktarda su tüketmeye özen gösterin. İshal ve kusmaya bağlı sıvı kaybını önemseyin Yaz aylarında sıvı kaybının tek nedeni terleme olmuyor. İshal ve kusma da kısa sürede önemli miktarda su ile elektrolit kaybına yol açabiliyor. Kayıp şiddetli olduğunda ve yerine konulamadığında dolaşımdaki kan hacmi azalabiliyor ve böbrek fonksiyonları bozulabiliyor. Özellikle ileri yaştaki kişilerde ve kronik hastalığı bulunanlarda akut böbrek yetmezliği gibi daha ciddi sonuçlar gelişebiliyor. Nasıl önlem almalı? İshal veya kusma sırasında sıvı kaybını karşılamaya dikkat edin. Sıvı alamama, idrar miktarında belirgin azalma, ciddi baş dönmesi veya bayılma gelişirse sağlık kuruluşuna başvurun. Kronik böbrek hastalığınız varsa, bu belirtileri sıcaktan sanmayın Kronik böbrek hastalığı bulunan kişiler aşırı sıcakların, sıvı kaybının ve kan basıncındaki değişikliklerin etkilerine karşı daha hassas olabiliyor. Bu kişilerde kullanılan bazı ilaçlar da sıcak havalarda sıvı ve tansiyon dengesini etkileyebiliyor. Dolayısıyla havaların sıcak olduğu günlerde genel durumdaki değişikliklerin önemsenmesi gerekiyor. Nasıl önlem almalı? İdrar miktarında belirgin azalma, bayılma, bilinç bulanıklığı, sıvı alamama veya belirgin ve devam eden halsizlik gelişirse, bu yakınmaları yalnızca sıcağa bağlamayın. Özellikle kronik böbrek hastalığınız varsa tıbbi değerlendirme için gecikmeyin. Hekim kontrollerinizi aksatmayın Diyabet ve hipertansiyon, kronik böbrek hastalığının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Sıcak havalarda sıvı kaybı, kan basıncındaki değişiklikler ve diyabetli kişilerde kan şekeri kontrolünün bozulması, mevcut böbrek hastalığı açısından ek sorunlara neden olabiliyor. Ayrıca kullanılan bazı ilaçların etkileri sıcak hava ve sıvı kaybı dönemlerinde değişebiliyor. Nasıl önlem almalı? Kan şekeri ve tansiyon takibinizi sürdürün, düzenli hekim kontrollerinizi aksatmayın. İlaçlarınızı havanın sıcak olması nedeniyle kendi kendinize kesmeyin veya dozlarını değiştirmeyin. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat! Haber

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!

Tıp dilinde akut kolesistit olarak adlandırılan bu tabloda erken tanı ve zamanında uygulanan cerrahi tedavi sayesinde hastalar genellikle kısa sürede sağlıklarına kavuşuyor. Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor. En sık görülen nedeni safra taşları Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve safra pigmentleri arasındaki denge bozulduğunda önce safra çamuru, ardından safra taşları oluşabiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesinin çıkış kanalını tıkamasıyla safra akışı engelleniyor. İçeride biriken safra, safra kesesi duvarında ödem ve iltihap gelişmesine neden olabiliyor. Akut kolesistit tablosunun yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça yaygın görülmektedir. Erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin önemli bir kısmında hiçbir belirti gelişmezken, bir bölümünde safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, safra kesesi iltihabında taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında görülebildiğini; enfeksiyonların veya nadiren bazı hastalıkların da bu tabloda rol oynayabildiğini aktarıyor. Kadınlarda yaklaşık 3 kat fazla rastlanıyor Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor. Doğru önlemlerle risk önemli ölçüde azaltılabiliyor Safra kesesi iltihabını tamamen önlemek her zaman mümkün olmasa da risk önemli ölçüde azaltılabiliyor. Sağlıklı kilonun korunması, düzenli fiziksel aktivite, liften zengin beslenme, uzun süre aç kalmama ve çok hızlı kilo vermekten kaçınma koruyucu önlemler olarak belirtiliyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede yüksek miktarda kilo veren hastaların bu süreçte hekim kontrolünde takip edilmelerinin büyük önem taşıdığını vurguluyor. Yemeklerden sonra başlayan ağrıya dikkat! Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık olduğunu düşünerek ağrıyı evde geçirmeye çalışmanın tanı ve tedavide gecikmeye neden olabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce devam eden şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” uyarıyor. Ultrasonla büyük oranda saptanabiliyor Tanıda öncelikle hastanın şikâyetleri ve fizik muayene değerlendiriliyor, kan testlerinde enfeksiyon bulguları araştırılıyor. Görüntülemede ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason ile safra taşları, safra kesesi duvarında kalınlaşma, çevresinde sıvı birikimi ve iltihabı düşündüren bulgular büyük oranda saptanabiliyor. Gerektiğinde bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi ileri yöntemlerden de yararlanılabiliyor. Kalıcı tedavi ameliyatla sağlanıyor Safra kesesi iltihabının tedavisinde amaç hem mevcut iltihabı kontrol altına almak hem de hastalığın tekrar etmesini önlemek. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı tedavisi, ağrı kontrolü ve gerekli durumlarda antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içerisinde taşlar bulunduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski devam eder. Dolayısıyla uygun hastalarda kalıcı tedavi, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor. İlk 72 saat çok önemli, çünkü... Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, günümüzde uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı alan ve ameliyata engel ciddi bir sağlık sorunu olmayan hastalarda erken laparoskopik safra kesesi ameliyatını önerdiğini aktarıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 72 saat içinde gerçekleştirilen ameliyat, hem teknik olarak ameliyatın daha güvenli yapılmasını sağlamakta hem de hastanede kalış süresini ve komplikasyon riskini azaltmaktadır. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın ilerlemesine, safra kesesinde kangren veya delinme gelişmesine ve daha zor cerrahilere neden olabilmektedir” diyor. Safra kesesi ameliyatlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle gerçekleştirildiğini belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük kesi aracılığıyla yapılan bu yöntemde hastalar daha az ağrı hissetmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha kısa sürede dönülmekte ve kozmetik sonuçlar daha başarılı olmaktadır” diye konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.