Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Genel Cerrahi

Kapsül Haber Ajansı - Genel Cerrahi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Genel Cerrahi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Günümüzde Yağlı Karaciğere Bağlı Siroz Artıyor Haber

Günümüzde Yağlı Karaciğere Bağlı Siroz Artıyor

Son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıklarının etkisiyle karaciğer hastalıklarının görülme sıklığı artarken, ileri görüntüleme yöntemleri sayesinde, daha önce fark edilemeyen kitle ve lezyonlar artık daha sık ve ayrıntılı şekilde saptanabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz, “Geçmişte, yapısal özellikleri iyice kötüleşen ve belirli bir boyutun üzerinde olan karaciğer lezyonları fark edilebiliyordu. Bu gecikmeli farkındalık, toplumda ‘karaciğerde kitle varsa kötüdür’ önyargısının oluşmasına neden olmuştur. Oysa her kitle, kanser anlamına gelmemekte, doğru tanı için hastanın bütüncül şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yılmaz, karaciğerde kitleye yol açabilen etkenleri anlattı, doğru tanı ve erken tedaviye yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Vücuda giren toksik maddelerin ve enfeksiyonların temizlenmesinden yağ, şeker ve proteinlerin sentezlenip yönetilmesine dek çok sayıda kritik görev üstlenen karaciğer, vücudun adeta bekçisi gibi çalışıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz “Karaciğer’in görevlerini düşününce onun ne kadar mucizevi organ olduğunu anlıyoruz. Karaciğer fonksiyon ve yapı olarak çok dinamiktir. Hasar aldığında kendini hızla yenileyebilir. Bu özelliği sayesinde karaciğer cerrahisinde çok büyük karaciğer parçaları çıkarılabiliyor ve karaciğer kendisini tekrar eski boyutuna ulaştırabiliyor” diyor. Günümüzde yağlı karaciğere bağlı siroz daha sık görülüyor Son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıkları ve çevresel faktörlerin de etkisiyle karaciğer hastalıklarının görülme sıklığının arttığına dikkat çeken Doç. Dr. Yılmaz şöyle konuşuyor: “Özellikle alkol tüketimi, toksik maddeler, sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve çağımızın hastalığı obezite karaciğerde hasar oluşturabilmektedir. Daha önceki yıllarda Hepatit B ve Hepatit C gibi hastalıklara bağlı siroz vakaları daha çok görülürken, günümüzde yağlı karaciğere bağlı siroz daha sık görülmektedir. Sebebini bilmediğimiz adına ‘kriptojenik karaciğer siroz’ dediğimiz bir siroz daha var. Kriptojenik siroz vakaları da artış göstermektedir. Her ne kadar sebep net olmasa da, katkılı besinler, pestisitler ve kimyasal maddelerin karaciğer hasarından sorumlu olduğu düşünülüyor. Bu nedenle sağlıklı beslenmek, zararlı alışkanlıklardan uzak durmak ve spor yapmak karaciğer sağlığı açısından önem taşımaktadır.” Her kitle kanser değil! Teknolojideki hızlı gelişmenin etkisiyle karaciğerde artık çok daha fazla lezyonun görülebilir ve ayırt edilebilir hale geldiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, her kitlenin kanser anlamına gelmediğini vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Karaciğerin dinamik ve çok yönlü yapısı onun hormon, enfeksiyon, toksik madde gibi dış etkenlere bağlı bazı değişiklikler göstermesine neden olabiliyor. İşte karaciğer lezyonlarının bir bölümü bu faktörlere bağlı olarak oluşabiliyor. Önceleri yapısal özellikleri belirginleşen ve belirli bir boyutun üzerinde olan karaciğer lezyonları fark edilebiliyordu. Bu gecikmeli farkındalık, toplumda karaciğerde kitle varsa kötüdür önyargısının oluşmasına neden olmuştur. Gelişen teknoloji sayesinde artık çok daha fazla lezyonu görebiliyor ve ayırt edebiliyor hale geldik. Bu noktadan bakınca aslında karaciğerin iyi huylu lezyonları kötü huylu lezyonlardan daha fazladır.” Karaciğerde her kitle kötü huylu değil! Karaciğer hastalıklarının tanı ve tedavisinde tek bir yöntemin geçerli olmadığını, çünkü karaciğerde her bir lezyonun veya hastalığın kendine özgü yapısı ve davranışı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Ek hastalıklar, hastalığın bulgusu, lezyonun özellikleri, risk faktörleri ve lezyonun yerleşimine göre tetkik planlaması yapılmaktadır. Bazı durumlarda karaciğer kitlelerine yaklaşım için konseyde Radyoloji, Onkoloji, Hepatoloji, Genel Cerrahi, Organ Nakli ve Girişimsel Radyoloji ile birlikte ortak karar vermek gerekebilmektedir. Karaciğer lezyonlarında ekip çalışması çok önemlidir” diyor. Hastaya bütüncül yaklaşım önemli! İyi huylu olduğu belirlenen ve hastaya risk oluşturmayan kitlelerde takip yeterli olabilirken, kitlenin özellikleri, hastanın risk faktörleri, eşlik eden hastalıkları ve yaşam tarzı tedavi kararını değiştirebiliyor. Doç. Dr. Yılmaz “Hastaya bütüncül yaklaşmak gerekiyor. Konu sadece kitle değil, hastadır. Örneğin, doğum kontrol hapı kullanımı ile oluşan veya boyut artışı gösteren karaciğer kitleleri olan bir hastada bütüncül yaklaşımımız sebebe yönelik olmalıdır. Karaciğer kitlesi iyi huylu olsa da, doğum kontrol hapı yerine farklı korunma önerilmelidir.” Her kitlede biyopsi gerekmiyor! Günümüzde yapay zekanın tıpta da birçok alanda yol gösterici ve yardımcı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Yapay zeka sayesinde artık Radyoloji tetkikleri o kadar ilerledi ki, biyopsiye gerek kalmadan doku yapısı ile ilgili ayrıntılı cevaba ulaşılabilmektedir. Radyolojinin diğer faydası ise; o dokunun yapısı değil fonksiyonu hakkında da bilgi verebilmesidir. O doku nasıl fonksiyon gösteriyor, ne kadar aktif, çevre ile ilişkisi nasıl? Bu, dokuya isim vermekten daha fazla öneme sahiptir. Biyopsi lezyonun yerine göre kendine özgü riskleri de barındırmaktadır. Damarların yanında derinde olan dokudan biyopsi yapmak bazen kanama riski taşıyabilmektedir. Bu nedenle biyopsi altın standart olarak görülmemelidir. Her tetkikin yeri ve zamanı vardır” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Cerrahi Derneği ile Medtronic Türkiye’den Cerrahi Eğitiminde Uzun Soluklu Stratejik İş Birliği Haber

Türk Cerrahi Derneği ile Medtronic Türkiye’den Cerrahi Eğitiminde Uzun Soluklu Stratejik İş Birliği

Türk Cerrahi Derneği (TCD) ile Medtronic Türkiye arasında imzalanan Stratejik Eğitim Ortaklığı kapsamında, genel cerrahi alanında hekimlerin mesleki gelişimini desteklemeye yönelik kapsamlı bir eğitim programı başlatılıyor. Obezite ve metabolik cerrahi, karın duvarı cerrahisi ve mide kanseri cerrahisi alanlarına odaklanan program; güncel bilimsel bilginin paylaşılmasının yanı sıra cerrahların teknik becerilerini geliştirmelerine, deneyimli meslektaşlarıyla birlikte çalışmalarına ve mentorluk desteği almalarına olanak sağlayacak şekilde tasarlandı. İş birliğinin en önemli özelliklerinden biri, eğitimi tek seferlik etkinliklerle sınırlamaması. Yıl boyunca devam edecek program kapsamında yüz yüze eğitimler, çevrim içi öğrenme olanakları, vaka temelli bilimsel oturumlar ve mentorluk çalışmaları gerçekleştirilecek. Katılımcılar ayrıca İstanbul’daki Medtronic İnovasyon Merkezi’nde uygulamalı eğitimlere katılma fırsatı bulacak. Programın bilimsel içeriği ve eğitim müfredatı Türk Cerrahi Derneği’nin bilimsel liderliğinde oluşturulacak; eğitmenlerin seçimi ve programa katılım ölçütleri de Dernek tarafından belirlenecek. Medtronic Türkiye ise eğitim altyapısı, teknik ve organizasyon desteğinin yanı sıra Medtronic İnovasyon Merkezi’nin olanaklarıyla programa katkı sağlayacak. Mesleki gelişimi destekleyen, sürdürülebilir bir eğitim modeli oluşturuyoruz Türk Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Serdar Karaca, iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Türk Cerrahi Derneği olarak cerrahların sürekli mesleki gelişimini desteklemeyi ve bilimsel bilgi paylaşımını güçlendirmeyi temel sorumluluklarımız arasında görüyoruz. Bu iş birliğiyle eğitimi yalnızca belirli dönemlerde gerçekleştirilen etkinliklerle sınırlamak yerine, mentorluk ve deneyim paylaşımıyla desteklenen sürekli bir gelişim sürecine dönüştürmeyi amaçlıyoruz. Obezite ve metabolik cerrahi, karın duvarı cerrahisi ve mide kanseri cerrahisi gibi genel cerrahinin önemli alanlarında meslektaşlarımızın güncel bilgiye ve deneyime ulaşabilecekleri güçlü bir eğitim ortamı oluşturmak istiyoruz. Programın bilimsel liderliğinin Derneğimiz tarafından yürütülmesi ise mesleki bağımsızlığın korunması ve akademik niteliğin güvence altına alınması açısından bizim için özellikle önemli.” Eğitim yoluyla sağlık sistemlerine uzun vadeli değer katıyoruz Medtronic Türkiye, Rusya, Orta Doğu ve Orta Asya Bölge Başkan Yardımcısı Prosun Niyogi ise şunları söyledi: “Medtronic olarak, sağlık profesyonellerini eğitim yoluyla güçlendirmenin hasta bakımını geliştirmek ve sağlık hizmetlerinin geleceğini şekillendirmek açısından kritik öneme sahip olduğuna inanıyoruz. Türk Cerrahi Derneği ile gerçekleştirdiğimiz bu ortaklık, cerrahları yüksek kaliteli eğitim, mentorluk ve uygulamalı öğrenme fırsatlarıyla destekleme konusundaki ortak kararlılığımızı yansıtıyor. Birlikte, cerrahların mesleki gelişimini destekleyecek, cerrahi mükemmeliyeti güçlendirecek ve Türkiye genelinde hastalar için daha iyi sonuçlara katkı sağlayacak sürdürülebilir bir gelişim platformu oluşturuyoruz.” Eğitim faaliyetlerinin ötesine geçen bir gelişim platformu Medtronic Türkiye Kıdemli Ülke Direktörü Mustafa Emre Sevinç ise şu değerlendirmede bulundu: “Türk Cerrahi Derneği ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, geleneksel eğitim faaliyetlerinin ötesine geçen yeni bir yaklaşımı temsil ediyor. Obezite ve metabolik cerrahi, mide kanseri cerrahisi ve karın duvarı cerrahisi tek bir platform altında bir araya getirerek, cerrahların uzun vadeli gelişimini destekleyen yapılandırılmış bir öğrenim sistemi oluşturuyoruz. Türk Cerrahi Derneği’nin bilimsel liderliği ile Medtronic’in eğitim altyapısının birleşimi, Türkiye’de cerrahi eğitimin gelişimine katkı sağlayacak güçlü bir model ortaya koyuyor.” Program kapsamında seçilecek katılımcılar, yıl boyunca alanında uzman eğitmenler ve mentorlar tarafından yürütülen eğitim faaliyetlerine katılacak. Eğitim, mentorluk, takip ve değerlendirme mekanizmalarını tek bir yapı altında bir araya getiren programın, cerrahi uygulamalarda bilgi paylaşımını ve mesleki gelişimi desteklemesi hedefleniyor. Türk Cerrahi Derneği ve Medtronic Türkiye tarafından hayata geçirilen bu ortaklık, bilimsel iş birliği ve sürekli öğrenme odağıyla Türkiye’de cerrahi eğitimin gelişimine katkı sağlamayı amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat! Haber

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!

Tıp dilinde akut kolesistit olarak adlandırılan bu tabloda erken tanı ve zamanında uygulanan cerrahi tedavi sayesinde hastalar genellikle kısa sürede sağlıklarına kavuşuyor. Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor. En sık görülen nedeni safra taşları Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve safra pigmentleri arasındaki denge bozulduğunda önce safra çamuru, ardından safra taşları oluşabiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesinin çıkış kanalını tıkamasıyla safra akışı engelleniyor. İçeride biriken safra, safra kesesi duvarında ödem ve iltihap gelişmesine neden olabiliyor. Akut kolesistit tablosunun yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça yaygın görülmektedir. Erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin önemli bir kısmında hiçbir belirti gelişmezken, bir bölümünde safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, safra kesesi iltihabında taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında görülebildiğini; enfeksiyonların veya nadiren bazı hastalıkların da bu tabloda rol oynayabildiğini aktarıyor. Kadınlarda yaklaşık 3 kat fazla rastlanıyor Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor. Doğru önlemlerle risk önemli ölçüde azaltılabiliyor Safra kesesi iltihabını tamamen önlemek her zaman mümkün olmasa da risk önemli ölçüde azaltılabiliyor. Sağlıklı kilonun korunması, düzenli fiziksel aktivite, liften zengin beslenme, uzun süre aç kalmama ve çok hızlı kilo vermekten kaçınma koruyucu önlemler olarak belirtiliyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede yüksek miktarda kilo veren hastaların bu süreçte hekim kontrolünde takip edilmelerinin büyük önem taşıdığını vurguluyor. Yemeklerden sonra başlayan ağrıya dikkat! Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık olduğunu düşünerek ağrıyı evde geçirmeye çalışmanın tanı ve tedavide gecikmeye neden olabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce devam eden şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” uyarıyor. Ultrasonla büyük oranda saptanabiliyor Tanıda öncelikle hastanın şikâyetleri ve fizik muayene değerlendiriliyor, kan testlerinde enfeksiyon bulguları araştırılıyor. Görüntülemede ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason ile safra taşları, safra kesesi duvarında kalınlaşma, çevresinde sıvı birikimi ve iltihabı düşündüren bulgular büyük oranda saptanabiliyor. Gerektiğinde bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi ileri yöntemlerden de yararlanılabiliyor. Kalıcı tedavi ameliyatla sağlanıyor Safra kesesi iltihabının tedavisinde amaç hem mevcut iltihabı kontrol altına almak hem de hastalığın tekrar etmesini önlemek. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı tedavisi, ağrı kontrolü ve gerekli durumlarda antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içerisinde taşlar bulunduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski devam eder. Dolayısıyla uygun hastalarda kalıcı tedavi, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor. İlk 72 saat çok önemli, çünkü... Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, günümüzde uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı alan ve ameliyata engel ciddi bir sağlık sorunu olmayan hastalarda erken laparoskopik safra kesesi ameliyatını önerdiğini aktarıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 72 saat içinde gerçekleştirilen ameliyat, hem teknik olarak ameliyatın daha güvenli yapılmasını sağlamakta hem de hastanede kalış süresini ve komplikasyon riskini azaltmaktadır. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın ilerlemesine, safra kesesinde kangren veya delinme gelişmesine ve daha zor cerrahilere neden olabilmektedir” diyor. Safra kesesi ameliyatlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle gerçekleştirildiğini belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük kesi aracılığıyla yapılan bu yöntemde hastalar daha az ağrı hissetmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha kısa sürede dönülmekte ve kozmetik sonuçlar daha başarılı olmaktadır” diye konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!   Haber

 Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!  

Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor. En sık görülen nedeni safra taşları Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve safra pigmentleri arasındaki denge bozulduğunda önce safra çamuru, ardından safra taşları oluşabiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesinin çıkış kanalını tıkamasıyla safra akışı engelleniyor. İçeride biriken safra, safra kesesi duvarında ödem ve iltihap gelişmesine neden olabiliyor. Akut kolesistit tablosunun yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça yaygın görülmektedir. Erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin önemli bir kısmında hiçbir belirti gelişmezken, bir bölümünde safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, safra kesesi iltihabında taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında görülebildiğini; enfeksiyonların veya nadiren bazı hastalıkların da bu tabloda rol oynayabildiğini aktarıyor. Kadınlarda yaklaşık 3 kat fazla rastlanıyor Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor. Doğru önlemlerle risk önemli ölçüde azaltılabiliyor Safra kesesi iltihabını tamamen önlemek her zaman mümkün olmasa da risk önemli ölçüde azaltılabiliyor. Sağlıklı kilonun korunması, düzenli fiziksel aktivite, liften zengin beslenme, uzun süre aç kalmama ve çok hızlı kilo vermekten kaçınma koruyucu önlemler olarak belirtiliyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede yüksek miktarda kilo veren hastaların bu süreçte hekim kontrolünde takip edilmelerinin büyük önem taşıdığını vurguluyor. Yemeklerden sonra başlayan ağrıya dikkat! Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık olduğunu düşünerek ağrıyı evde geçirmeye çalışmanın tanı ve tedavide gecikmeye neden olabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce devam eden şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” uyarıyor. Ultrasonla büyük oranda saptanabiliyor Tanıda öncelikle hastanın şikâyetleri ve fizik muayene değerlendiriliyor, kan testlerinde enfeksiyon bulguları araştırılıyor. Görüntülemede ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason ile safra taşları, safra kesesi duvarında kalınlaşma, çevresinde sıvı birikimi ve iltihabı düşündüren bulgular büyük oranda saptanabiliyor. Gerektiğinde bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi ileri yöntemlerden de yararlanılabiliyor. Kalıcı tedavi ameliyatla sağlanıyor Safra kesesi iltihabının tedavisinde amaç hem mevcut iltihabı kontrol altına almak hem de hastalığın tekrar etmesini önlemek. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı tedavisi, ağrı kontrolü ve gerekli durumlarda antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içerisinde taşlar bulunduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski devam eder. Dolayısıyla uygun hastalarda kalıcı tedavi, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor. İlk 72 saat çok önemli, çünkü... Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, günümüzde uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı alan ve ameliyata engel ciddi bir sağlık sorunu olmayan hastalarda erken laparoskopik safra kesesi ameliyatını önerdiğini aktarıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 72 saat içinde gerçekleştirilen ameliyat, hem teknik olarak ameliyatın daha güvenli yapılmasını sağlamakta hem de hastanede kalış süresini ve komplikasyon riskini azaltmaktadır. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın ilerlemesine, safra kesesinde kangren veya delinme gelişmesine ve daha zor cerrahilere neden olabilmektedir” diyor. Safra kesesi ameliyatlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle gerçekleştirildiğini belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük kesi aracılığıyla yapılan bu yöntemde hastalar daha az ağrı hissetmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha kısa sürede dönülmekte ve kozmetik sonuçlar daha başarılı olmaktadır” diye konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kapalı Cerrahinin Avantajları Neler? Haber

Kapalı Cerrahinin Avantajları Neler?

Örneğin safra kesesi, kasık fıtığı cerrahisi ve onkolojik cerrahide laparoskopik ameliyatlar hastaya önemli konfor sağlıyor. Karın içine açılan birkaç küçük kesi ile yüksek çözünürlüklü kamera sistemleri ve özel cerrahi enstrümanlar kullanılarak gerçekleştirilen yöntem sayesinde güvenli, etkili ve hasta odaklı sonuçlar elde ediliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Can Yalı, kapalı yöntemle yapılan ameliyatlarla ilgili bilgi verdi. Maksimum cerrahi hassasiyet Laparoskopik cerrahide ameliyat alanı büyütülerek izleme yapılır. Bu durum anatomik yapıların son derece net ayırt edilmesini sağlar. Damarlar, sinirler ve doku planları açık cerrahiye kıyasla daha detaylı değerlendirilir. Bu üstün görüntüleme avantajı sayesinde parçalara ayırmanın (diseksiyon) kontrollü yapılmasına, kan kaybının azaltılmasına ve komplikasyon riskinin düşürülmesine doğrudan katkı sağlar. Minimal travma, hızlı ve güvenli iyileşme Minimal invaziv yaklaşım sayesinde karın duvarı bütünlüğü büyük ölçüde korunur. Bu da ameliyat sonrası ağrının azalması nedeniyle hareket yeteneğinin ve taburculuğun kısalmasını sağlar. Klinik veriler, kapalı cerrahinin daha kısa hastanede kalış süresi ve daha hızlı fonksiyonel iyileşme sağladığını açıkça göstermektedir. Kapalı safra kesesi cerrahisi (Kolesistektomi) Safra kesesi taşları ve safra kesesine ait iltihabi hastalıklarda laparoskopik kolesistektomi, günümüzde altın standart tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Yüksek çözünürlüklü görüntüleme sayesinde safra yolları ve çevre anatomik yapılar net bir şekilde değerlendirilir, bu sayede cerrahi güvenliği artar. Cerrahinin avantajları şunlardır; Ameliyat sonrası daha az ağrıAynı gün veya ertesi gün taburculukGünlük yaşama hızlı dönüşDüşük enfeksiyon ve komplikasyon oranları Kapalı kasık fıtığı cerrahisi Kasık fıtıklarında laparoskopik onarım, özellikle iki taraflı ve nüks fıtıklarda önemli avantajlar sağlamaktadır. Karın arka duvarının içeriden değerlendirilmesi sayesinde fıtık bölgeleri detaylı olarak görülür ve anatomik onarım daha fizyolojik bir şekilde gerçekleştirilir. Kapalı cerrahi sayesinde; Daha az doku hasarıDüşük kronik ağrı riskiKısa sürede işe ve sosyal yaşama dönüşHer iki tarafın aynı seansta güvenle onarılabilmesi gibi nedenler modern fıtık cerrahisinin önemli bir parçasıdır. Onkolojik cerrahide bilimsel güvence Kolon ve rektum kanserleri başta olmak üzere gastrointestinal sistem malignitelerinde laparoskopik cerrahi; onkolojik cerrahinin temel prensiplerinden ödün vermeden başarıyla uygulanmaktadır. Yeterli cerrahi sınırlar ve uygun lenf nodu diseksiyonu, laparoskopik yaklaşımla güvenle sağlanabilmektedir. Uluslararası kılavuzlar ve geniş klinik çalışmalar, deneyimli merkezlerde uygulanan laparoskopik onkolojik cerrahinin; açık cerrahi ile eşdeğer uzun dönem sağkalım ve lokal kontrol sonuçları sunduğunu ortaya koymaktadır. Doğru hasta seçimi ve cerrahi deneyim Kapalı cerrahinin başarısı; doğru endikasyon, uygun hasta seçimi ve cerrahın deneyimi ile doğrudan ilişkilidir. İleri teknoloji, bilimsel bilgi ve klinik tecrübe ile birleştiğinde maksimum cerrahi başarı ve hasta güvenliği sağlar. Modern genel cerrahinin vazgeçilmez yaklaşımı Safra kesesi hastalıkları, kasık fıtıkları ve onkolojik cerrahi başta olmak üzere kapalı yöntem; günümüz genel cerrahisinde hasta konforunu ve bilimsel mükemmeliyeti merkeze alan bir yaklaşımdır. Daha az travma ile daha güçlü sonuçlar sunan bu yöntem, modern cerrahinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bilimsel verilerle desteklenen laparoskopik cerrahi, cerrahinin geleceğini bugün hastalarla buluşturmaktadır.

Ülkemizde Organ Nakli Bekleyen Hasta Sayısı Alarm Veriyor! Haber

Ülkemizde Organ Nakli Bekleyen Hasta Sayısı Alarm Veriyor!

Diğer organlar da eklendiğinde 30 binin üzerinde hastanın büyük bir umutla organ nakli için beklediği görülüyor. Ancak, geçen yıl ülkemizde 2 bin 79 beyin ölümünün sadece yüzde 17’si organ bağışıyla sonuçlanmış durumda. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, oysa organ nakli bekleme listesinde kayıtlı hastaların sayısının her yıl daha da arttığına ve hastaların bir kısmının bu bekleme sürecinde hayatlarını kaybettiklerine dikkat çekerek, “Başta karaciğer, böbrek ve kalp gibi hayati organlar olmak üzere birçok organın son dönem yetmezliğinin tedavisinde organ nakli tek tedavi seçeneğidir. Unutulmamalı ki kalp gibi bazı organ nakli bekleyen hastaların canlı verici gibi bir alternatifleri de yoktur. Bugün Türkiye’de binlerce hasta için organ bağışı tek yaşam umududur. Her bir bağış, birçok kişiye yaşam şansı kazandırır” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini vurgulayarak, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Türkiye nakil başarısında dünya liginde Ülkemizde erişkin ve çocuk hasta gruplarında yapılan nakillerde sağ kalım oranları yüzde 90’ın üzerinde seyrediyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, bu yüksek başarı sayesinde her yıl çok sayıda yabancı hastanın karaciğer veya böbrek nakli olmak için Türkiye’yi tercih ettiklerini belirterek, “Üstelik yurt dışından gelen hastaların önemli bir bölümünü zorlu vakalar oluşturmaktadır. Yurt içi ve yurt dışındaki hastalarda elde ettiği bu başarılar ile ülkemiz dünyada organ naklinde öncü ülkeler arasında yerini almıştır. Bir başka deyişle, ülkemiz nakil başarısında dünya ligindedir. Bu nedenle, sadece hastalar değil, dünyanın birçok ülkesinden hekimler, cerrahlar da organ nakli ameliyat yöntemini öğrenmek için ülkemize gelmektedir” diyor. Hedef kadavradan organ bağışını artırmak! Ülkelerin nüfus sayılarına göre organ bağışı oranını gösteren pmp değeri (her bir milyon nüfus başına düşen organ bağışı sayısı), İspanya, Fransa ve İtalya’da sırasıyla 47, 26 ve 25 iken, bu değer ülkemizde sadece 3.6’da kalıyor. Bu oranlar, yapılan organ nakillerine de yansıyor. Batı ülkelerinde organ nakillerinin yaklaşık yüzde 80’i kadavradan yapılırken, Türkiye’de bu oran yüzde 15–20 civarında seyrediyor, yani ülkemizde nakillerin büyük bölümü hâlâ canlı vericilerden yapılıyor. Bu tablo, kadavra bağışının artırılmasının ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Organ nakli ekiplerinin en büyük hedefinin kadavradan bağış sayısının artması olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kadavra bağış oranları, bir ülkenin toplum sağlığı konusunda duyarlılığının en temel göstergelerinden biridir. Her hastanın uygun canlı verici bulamadığı, kalp gibi bazı organ bekleyen hastalarda canlı verici şansı olmadığı ve bekleme listelerindeki ölüm oranları göz önüne alındığında, bu duyarlılığın yaygınlaştırılması yaşamsal önem taşımaktadır.” Organ bağışıyla yaşam armağan edin! Bekleme listelerindeki ölüm oranları da dikkate alındığında, organlara ihtiyacı olan hastaların yaşama tutunmalarının tek yolunun organ bağışı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, “Organ bağışında bulunmak isteyen vatandaşlar, en yakın hastanenin organ nakli koordinatörlüğüne ve il sağlık müdürlüklerine başvurabilecekleri gibi, bu ay içinde yürürlüğe giren bir uygulama neticesinde organ bağışlarını e-Devlet üzerinden de yapabilirler” bilgisini veriyor. En büyük engel: Yanlış inanışlar! Toplumda, organ bağışı konusunda gelenek- göreneklere dayalı eksik bilgilerin ve duyulan güvensizliğin bağışların artmasını önleyen en önemli sebepler olduğunu vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, “Örneğin, beyin ölümünde hastaların iyileşebileceğine yönelik hatalı bir kanı var. Oysa, beyin ölümü tıbben geri dönüşsüzdür, yani kişi yaşamını yitirmiştir. Dolayısıyla, organları yoğun bakım cihazlarının desteğiyle sadece kısa bir süre için canlı tutulabilmektedir. Organ nakli de bu süreçte yapılabilmektedir. Ayrıca, ölüm gerçekleştiği için nakil sırasında acı veya başka bir his algılanması söz konusu olamaz” bilgisini veriyor. Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, ayrıca ülkemizin organ bağışından nakline kadar olan tüm süreçte dünyaca kabul edilmiş en güvenli ülkelerden biri olduğunu da aktararak, “Tüm organ nakilleri Sağlık Bakanlığı’nın gözetiminde, ulusal koordinasyon sistemiyle yapılmaktadır. Dolayısıyla, organların kötüye kullanılması mümkün değildir” diyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.