Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Gerçek Zamanlı

Kapsül Haber Ajansı - Gerçek Zamanlı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gerçek Zamanlı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Günde 1 Milyondan Fazla Dijital Bahsetme Analiz Ediliyor Haber

Günde 1 Milyondan Fazla Dijital Bahsetme Analiz Ediliyor

Markalar sosyal medya konuşmalarını, haberleri, forumları, kullanıcı yorumlarını, şikayetleri, rakip hareketlerini ve içerik performansını farklı ekranlardan izliyor. Parçalı veri yapısı, iletişim ekiplerinin gündemi bütün olarak görmesini ve kritik gelişmelere hızla yanıt vermesini zorlaştırıyor. BraindPower, bu kaynaklardan gelen verileri tek merkezde toplayıp yapay zekayla analiz ederek kurumlara güncel bir dijital görünüm ve karar desteği sunuyor. Platform; takip, analiz, içgörü, içerik planlama, yayın ve raporlama süreçlerini birbirine bağlı tek bir akışta yürütüyor. Duygu ve tutum değişimleri, yükselen konular, riskler ve fırsatlar anlaşılır çıktılara dönüştürülüyor. Karar vericiler ayrı raporlar arasında bağlantı kurmaya çalışmadan öncelikli gelişmeleri aynı görünüm üzerinden değerlendirebiliyor. Ölçek ve platform kapsamı BraindPower, günde 1 milyonun üzerinde dijital bahsetmeyi işliyor, 10'dan fazla platform ve kaynağı izliyor ve 7 gün 24 saat esasıyla gerçek zamanlı takip sağlarken platforma 100'den fazla marka ve ajans güveniyor. Platformun yapay zeka motoru; niyet, duygu, bağlam ve dil nüansını 50'den fazla dilde analiz ediyor. Platform için yüzde 99,9 çalışma süresi garantisi de veriliyor. BraindPower Genel Müdürü Refik Söylemez, dijital analizin üç temel soruya cevap vermesi gerektiğini düşündüğünü belirterek bu soruları şu şekilde ifade ediyor: "Markam hakkında ne konuşuluyor, insanlar bu konuda ne hissediyor ve bu konuşmalar nereye doğru gidiyor?" Dijital veriler bağlamıyla birlikte okunuyor Konuşulma hacmindeki artış tek başına olumlu ya da olumsuz bir sonuç göstermiyor. Artışın bir kampanyaya gösterilen ilgiden mi, tekrarlayan müşteri şikayetlerinden mi yoksa büyüyen bir krizden mi kaynaklandığı; duygu değişimi, kelime frekansı, gündem başlıkları ve kullanıcı davranışları birlikte incelendiğinde anlaşılıyor. BraindPower; sosyal dinleme, duygu ve tutum analizi, haber ve medya takibi, X analizi, YouTube analizi, şikayet analizi gibi işlevleri aynı yapıda sunuyor. Kurumlar konuşulma hacmini, duygu dağılımını, öne çıkan kavramları, etkili kullanıcıları ve algının zaman içindeki değişimini tek ekrandan takip edebiliyor. Kriz sinyalleri erken aşamada görünür oluyor Söylemez, iletişim krizlerinin çoğu zaman küçük işaretlerle başladığını ifade ediyor. Negatif yorumların artması, benzer şikayetlerin tekrarlanması, belirli kelimelerin öne çıkması ve yüksek etkileşimli kullanıcıların tartışmaya katılması riski büyütebiliyor. BraindPower'ın kriz alarm sistemi ani negatif yorum artışlarını, tekrar eden şikayetleri, hassas konu kümelerini ve gündem yoğunlaşmalarını erken aşamada görünür kılıyor. Sistem her olumsuz içeriği kriz olarak değerlendirmiyor. Tekil yorumlarla büyüyen örüntüleri ayırarak ekiplerin riski bağlamıyla incelemesine yardım ediyor. İletişim ekipleri konu yayılmadan değerlendirme yapabiliyor, yaklaşımını belirleyebiliyor ve müdahale zamanını güncel verilerle planlayabiliyor. İçgörüler planlama ve yayına aktarılıyor Platform, rakiplerin paylaşımlarını ve etkileşim performansını kullanıcı tepkileri, duygu dağılımı ve gündem bağlamıyla birlikte analiz ediyor. Kitle analizi ilgi alanlarını, konu yakınlıklarını, davranış eğilimlerini ve içerik tercihlerini ortaya koyuyor. Etkili kullanıcı ve coğrafi dağılım analizleri, konuşmayı yönlendiren hesapları ve etkileşimin yoğunlaştığı bölgeleri gösteriyor. Elde edilen içgörüler içerik planlama ve yayın yönetimine aktarılıyor. İçerik takvimi, gönderi zamanlama, çoklu platform yönetimi, yayın takibi ve performans ölçümü aynı akış içinde ilerliyor. Ekipler yayımlanan içeriğin sonucunu izleyerek sonraki planı güncel verilerle oluşturabiliyor. Veri toplama, ekran görüntüsü alma, dosya düzenleme ve rapor hazırlama gibi işler aynı sistemde toplandığında iletişim ekipleri değerlendirmeye daha fazla zaman ayırabiliyor. Sosyal medya yönetimi, sosyal dinleme, haber takibi, rakip analizi ve raporlama süreçlerinin birbirine bağlanması, yöneticiler ile iletişim ekiplerinin aynı güncel görünüm üzerinden çalışmasını sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aylık Şarj İşlemi 3,3 Milyonu Aştı, Elektrikli Araç Sayısı 464 Bine Ulaştı Haber

Aylık Şarj İşlemi 3,3 Milyonu Aştı, Elektrikli Araç Sayısı 464 Bine Ulaştı

Türkiye otomotiv pazarında dengeler hızla değişiyor. Elektrikli ve hibrit araç satışlarının benzinli otomobilleri geride bıraktığı 2026 yılında, büyüyen elektrikli araç parkı şarj altyapısındaki işlem hacmini de yeni seviyelere taşıyor. Temmuz 2026 itibarıyla Türkiye’deki elektrikli araç sayısı 464 bine, aylık şarj işlemi ise 3,3 milyonun üzerine çıktı. Otomotiv ve enerji piyasalarında yayımlanan güncel veriler, Türkiye’de geleneksel yakıtlardan e-mobilite ekosistemine doğru yapısal bir geçiş yaşandığını ortaya koyuyor. Haziran ayından bu yana platform güncellemelerini sürdüren Spark Connect, pazardaki bu dönüşümle eş zamanlı olarak teknolojik altyapısını ölçeklendirerek kullanıcı deneyimini geliştirmeye devam ediyor. Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından yayımlanan raporlar da yıl içerisinde tüketici tercihlerindeki değişimi somut biçimde ortaya koyuyor. Otomotivde Dengeler Değişiyor: Elektrikli ve Hibrit Satışları Benzinliyi Geride Bıraktı ODMD verilerine göre, 2026 yılı Ocak-Temmuz döneminde otomobil pazarı %12,14 daralırken, akaryakıtlı araç satışlarında belirgin düşüşler kaydedildi: Benzinli otomobil satışları %19,8 azalarak 208.046 adede, dizel otomobil satışları ise %32 oranında azalarak 30 bin adede geriledi. Buna karşın elektrikli (94 bin adet) ve hibrit (165 bin adet) araçların toplam satışı 259 bin adede ulaşarak 208 bin adet seviyesindeki benzinli otomobil satışlarını geride bıraktı. Hibrit ve elektrikli araçların otomobil pazarındaki toplam payı %51,7 seviyesine ulaştı. Bu tablo, Türkiye’de elektrikli mobilitenin artık yalnızca yükselen bir trend değil, otomotiv pazarının ana dönüşüm alanlarından biri haline geldiğine işaret ediyor. Otomotiv pazarındaki değişim enerji sektöründeki verilerde de takip ediliyor. EPDK raporlarına göre Haziran 2026’da motorin ithalatı bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla %24,30 oranında azalarak 913.254 tona, benzin ihracatı ise %52,55 azalarak 5.916 tona geriledi. 464 Bin Elektrikli Araç, Ayda 3,3 Milyondan Fazla Şarj İşlemi Geleneksel yakıtlardaki gerilemeye karşılık Türkiye’nin elektrikli araç şarj ekosistemi hızla büyümeye devam ediyor. Temmuz 2026 itibarıyla Türkiye’deki toplam elektrikli araç sayısı 464 bine, şarj soketi sayısı ise 46 bine ulaştı. Şarj istasyonlarındaki aylık elektrik tüketimi 89 bin MWh seviyesine çıkarken, aylık şarj işlemi adedi 3,3 milyonu geride bıraktı. Bu ölçek yalnızca daha fazla şarj istasyonu ihtiyacını değil; istasyonların anlık durumu, uygunluğu ve erişilebilirliğine ilişkin verilerin doğru ve kesintisiz biçimde yönetilmesini de kritik hale getiriyor. Spark Connect, uygulamaya aldığı gerçek zamanlı istasyon senkronizasyonu ile yoğun veri trafiğini test edilmiş teknolojik mimarisi üzerinden yönetiyor. Kullanıcılar, istasyonların anlık uygunluk durumlarını sistem üzerinden görüntüleyerek şarj planlarını ve rotalarını daha güvenli şekilde oluşturabiliyor. Temmuz ayında Yeşil Şarj İstasyonlarının toplam tüketimdeki payının %65,25’e yükselmesi ise sürdürülebilir enerji kaynaklarına yönelik artan talebi destekleyen göstergeler arasında yer alıyor. Spark Connect, sunduğu yalın onboarding akışı ile kullanıcıların yeşil enerji sertifikalı istasyonları kolayca filtrelemesine ve şarj süreçlerini hızlı biçimde başlatmasına olanak sağlıyor. “Elektrikli Araç Artık Niş Bir Pazar Değil” Spark Connect Kurucusu Çağan Koyun, Türkiye’de hızlanan dönüşüme ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Otomotiv pazarında artık çok net bir tüketici tercihi değişimi görüyoruz. Türkiye’de elektrikli araç sayısının 464 bine ulaşması ve ayda 3,3 milyondan fazla şarj işleminin gerçekleşmesi, elektrikli mobilitenin artık niş bir pazar olmaktan çıktığını gösteriyor. Elektrikli ve hibrit araç satışlarının benzinliyi geride bıraktığı bu yeni dönemde mesele yalnızca daha fazla şarj noktası oluşturmak değil; kullanıcıya doğru istasyonu, doğru zamanda ve doğru veriyle gösterebilmek. Spark Connect olarak gerçek zamanlı istasyon senkronizasyonumuz, düzenli test süreçlerimiz ve şeffaf veri akışımızla elektrikli araç sahiplerinin şarj deneyimini mümkün olduğunca kesintisiz ve güvenilir hale getirmeyi amaçlıyoruz.” Büyüyen Şarj Ekosisteminin Arkasında Ölçeklenebilir Teknoloji Spark Connect, temel mimarisini Gartner Hype Cycle raporlarında da yer alan KOBIL SuperApp Platform altyapısı üzerinde geliştiriyor. Bu altyapı, Spark Connect’in yalnızca şarj istasyonlarını görüntüleyen bir uygulama olmasının ötesine geçerek farklı mobilite hizmetlerinin aynı dijital ekosistem içerisinde sunulabilmesine imkan sağlıyor. Platformun merkezinde ID, Pay, Chat ve Sign olmak üzere dört temel servis bulunuyor. Örneğin sisteme dahil olan bir araç kiralama şirketi; kullanıcı kimliği ve ehliyet doğrulamasından dijital sözleşmenin imzalanmasına kadar farklı süreçleri Spark Connect platformu içerisinde uçtan uca gerçekleştirebiliyor. Bu teknolojik altyapı, elektrikli mobilite pazarında artan kullanıcı ve işlem hacmine karşı yüksek güvenlik, hız ve ölçeklenebilirlik sağlamayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı Elektrikli araç sayısının ve şarj işlemlerinin hızla arttığı Türkiye pazarında kullanıcı deneyiminin önümüzdeki dönemde yalnızca istasyon sayısıyla değil, verinin doğruluğu, sistemlerin birbiriyle konuşabilmesi ve şarj hizmetlerine erişimin kolaylığıyla şekillenmesi bekleniyor. Spark Connect; test otomasyon süreçleri, teknik dokümantasyon standartları, gerçek zamanlı veri yönetimi ve ürün tasarımındaki analitik yaklaşımıyla büyüyen e-mobilite ekosisteminin ihtiyaçlarına yönelik teknolojik çözümler geliştirmeyi sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TCG Anadolu’da 5G Destekli Robotik Cerrahi Haber

TCG Anadolu’da 5G Destekli Robotik Cerrahi

TEKNOFEST Mavi Vatan 2026 kapsamında gerçekleştirilen çalışma, Türk Deniz Kuvvetleri’nin deniz harekâtları ile afet ve insani yardım operasyonlarında ihtiyaç duyabileceği ileri sağlık desteği kabiliyetlerinin geliştirilmesi açısından önemli bir Ar-Ge aşamasını oluşturuyor. Kocaeli Üniversitesi ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı iş birliğiyle yürütülen çalışmada, TCG ANADOLU üzerinde geminin mevcut ameliyathanesinden bağımsız olarak görev yapabilen, 5G destekli güvenli haberleşme altyapısına sahip mobil robotik cerrahi ameliyathanesi kullanıldı. Çalışmanın en dikkat çekici unsurlarından biri ise cerrahi ekibin gemide, uzman desteğinin ise karada bulunması oldu. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Robotik Cerrahi Ekibi, TCG ANADOLU’da bulunan cerrahi konsolu kullanarak yapay bir böbrek modeli üzerinde parsiyel nefrektomi tekniğini uyguladı. Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde bulunan uzman cerrah ise güvenli 5G bağlantısı üzerinden ekibe uzaktan telementörlük desteği verdi. Cerrahi Görüntüler Gerçek Zamanlı Olarak Karaya Aktarıldı Gerçekleştirilen kavram doğrulama çalışmasında karadaki uzman cerrah, robotik cerrahi sisteminden elde edilen cerrahi görüntülere gerçek zamanlı ve kesintisiz biçimde erişti. Konsoldaki cerrahın gördüğü operasyon sahasını eş zamanlı olarak takip eden uzman, işaretleme, yönlendirme ve sözlü öneriler aracılığıyla gemideki cerrahi ekibe aktif olarak rehberlik etti. Böylece çalışmayla, deniz üzerindeki bir platformda robotik cerrahi sisteminin çalışabilirliği ve gemi ile kara arasındaki 5G destekli haberleşme altyapısının telementörlük amacıyla kullanılabilirliği sahada test edilmiş oldu. Çalışmanın özellikle altı çizilen yönlerinden biri ise bunun canlı hasta üzerinde gerçekleştirilen bir cerrahi girişim olmaması. TCG ANADOLU’da yürütülen uygulama, yapay organ modeli üzerinde gerçekleştirilen bir mühendislik ve operasyonel doğrulama çalışması niteliği taşıyor. Çalışmanın temel amacı, robotik cerrahi sistemlerinin yüzer bir unsur üzerinde teknik olarak çalışabilirliğini ve 5G destekli gemi-kara telementörlük altyapısının sahadaki yeterliliğini ortaya koymak. Denizdeki Sağlık Desteğinde Yeni Bir Dönemin Kapısı Aralanıyor Dünyanın farklı bölgelerinde hastane gemilerinde robot-yardımlı cerrahiye yönelik çeşitli çalışmalar gerçekleştirilmiş olsa da TCG ANADOLU gibi sağlık desteği kabiliyetine sahip bir yüzer unsur üzerinde mobil robotik cerrahi ameliyathanesinin kullanılması ve 5G destekli telementörlük altyapısının sahada test edilmesi, bu çalışmayı dünyadaki ilk örnekler arasında konumlandırıyor. Deniz harekâtlarında yaşanabilecek sağlık krizleri, görevlerin sürekliliği açısından kritik önem taşıyor. Özellikle en yakın sağlık tesisinin yüzlerce mil uzakta olabildiği deniz ortamında ileri cerrahi desteğin görev platformuna taşınabilmesi; personel bekası, görev sürekliliği ve harekât etkinliği açısından stratejik bir kabiliyet olarak öne çıkıyor. Bu kapsamda TCG ANADOLU’da gerçekleştirilen çalışma, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına yönelik bir teknoloji denemesi olmanın ötesinde, geleceğin deniz platformlarında sağlık altyapısının nasıl şekillenebileceğine ilişkin önemli veriler ortaya koyuyor. Çalışma kapsamında elde edilecek teknik verilerin, gelecekte hayata geçirilmesi planlanan MUGEM (Milli Uçak Gemisi) ve hastane gemisi gibi projelerde tıbbi altyapının planlanmasına da referans oluşturması hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı Hedef: AÇIK Denizlerdeki Gemilere Uzaktan Robotik Cerrahi Desteği TEKNOFEST Mavi Vatan 2026 kapsamında TCG ANADOLU’da gerçekleştirilen bu kavram doğrulama çalışmasıyla, robotik cerrahi sistemlerinin deniz harekâtları, afet ve insani yardım görevlerinde kullanılmasına yönelik önemli bir eşik aşılmış oldu. Bugün gemide uzaktan uzman desteğiyle robotik cerrahinin uygulanabilirliğini test eden proje, gelecekte karadan gemiye uzaktan robotik cerrahi uygulamalarının gerçekleştirilmesinin önünü açmayı hedefliyor. Çalışmaların ilerleyen aşamalarında kabiliyetin tam uzaktan robotik cerrahiye doğru geliştirilmesi planlanıyor. Nihai hedef ise açık denizlerde görev yapan yüzer unsurların, ihtiyaç duyduklarında karadaki uzman cerrahların bilgi ve deneyimlerinden gerçek zamanlı olarak yararlanabildiği yeni nesil bir sağlık desteği altyapısına kavuşturulması.

Nu Teknoloji ve Gözcü Mobil'den Yapay Zeka Destekli Hijyen Yönetim Platformu Haber

Nu Teknoloji ve Gözcü Mobil'den Yapay Zeka Destekli Hijyen Yönetim Platformu

Nu Teknoloji ile Gözcü Mobil, alışveriş merkezleri, akaryakıt istasyonları, okullar, hastaneler gibi yoğun kullanıma sahip mekanların ortak alanlarındaki hijyen operasyonlarının dijitalleştirilmesi amacıyla iş birliği gerçekleştirdi. İş birliği kapsamında geliştirilen Nu WClean Akıllı Hijyen Yönetim Platformu, tuvaletlerde bulunan sabun, kâğıt havlu ve hijyen poşeti üniteleri, çöp kutuları ve diğer kritik hijyen ekipmanlarına entegre edilen IoT donanımları aracılığıyla sahadan gerçek zamanlı veri topluyor. Platform, ekipmanların doluluk ve tüketim seviyelerini gerçek zamanlı izlerken; yapay zekâ destekli analizlerle geçmiş kullanım verilerini ve tüketim eğilimlerini değerlendirerek yoğunluğu ve sarf malzemesi ihtiyacını öngörebiliyor. Sarf malzemeleri kritik seviyeye ulaşmadan ekiplerin bilgilendirilmesiyle temizlik operasyonlarının belirli zaman aralıklarına göre değil, sahadaki gerçek ihtiyaca göre planlanması sağlanıyor. Bu sayede gereksiz malzeme kullanımının azaltılması, erken ve ihtiyaç dışı dolumların önlenmesi ve manuel kontrollerin azaltılarak temizlik operasyonlarının daha verimli yönetilmesi amaçlanıyor. Platformun, manuel kontrol ihtiyacında yüzde 90'a varan azalma ve hijyen operasyonlarında yüzde 30'a varan maliyet tasarrufu sağlama potansiyeli bulunuyor. İlk pilot uygulama, günün her saatinde yoğun ziyaretçi trafiğinin yaşandığı ve hijyen standartlarının sürekliliğinin önem taşıdığı akaryakıt istasyonlarında hayata geçirildi. Platformun ilerleyen dönemde oteller, hastaneler, okullar, üniversiteler, alışveriş merkezleri, üretim tesisleri, belediyeler ve kamu kurumları gibi yoğun kullanıma sahip ortak alanlarda yaygınlaştırılması hedefleniyor. Ayşe Nur Koroğlu: "Hijyen süreçlerini ihtiyaç oluşmadan önce yönetmek mümkün" Nu Teknoloji İş Geliştirmeden Sorumlu Kurucu Ortağı Ayşe Nur Koroğlu, platformla ilgili şu değerlendirmede bulundu: "Bugün kullanıcılar, insan yoğunluğunun fazla olduğu mekânlarda yalnızca temiz bir ortam değil, ihtiyaç duydukları anda eksiksiz çalışan bir hizmet bekliyor. Bir sabun ünitesinin boş olması veya kâğıt havlunun tükenmesi yalnızca hijyenle ilgili bir sorun değil, aynı zamanda müşteri deneyimini etkileyen operasyonel bir aksaklık anlamına geliyor. Ortak kullanım alanlarında dijital hijyen yönetimi henüz gelişmekte olan bir teknoloji alanı. Nu WClean'ı yalnızca ekipmanlardan veri toplayan bir sensör sistemi olarak değil, sahadan başlayan ve verinin operasyona dönüştürülmesine kadar uzanan uçtan uca bir dijital hijyen yönetim çözümü olarak tasarladık. Platformun IoT sensörlerini, akıllı donanımlarını ve haberleşme altyapısını geliştirdik. Mevcut bina otomasyonlarından bağımsız çalışan sistem, ilave kablolama ya da karmaşık altyapı yatırımları gerektirmeden kurulabiliyor. Geçmiş kullanım verilerini analiz ederek yoğunluk yaşanabilecek gün ve saatlerin, sarf malzemesi ihtiyacının ve personel planlamasının daha öngörülebilir hale gelmesini sağlıyor. Gözcü Mobil'in yazılım ve sistem entegrasyonu kabiliyetleriyle bir araya gelen bu altyapıyla işletmelerin sorun ortaya çıktıktan sonra değil, ihtiyaç oluşmadan önce harekete geçmesini sağlayan veriye dayalı bir yönetim modeli sunuyoruz.” Yiğit Yanık: "Donanımdan gelen veriyi operasyonel değere dönüştürüyoruz" Gözcü Mobil Kurucu Ortağı Yiğit Yanık ise iş birliğiyle ilgili şunları söyledi: "Nu Teknoloji tarafından geliştirilen sensör, donanım ve haberleşme altyapısını yazılım ve sistem entegrasyonu kabiliyetlerimizle uçtan uca çalışan bir hijyen yönetim platformuna dönüştürüyoruz. Sahadaki cihazlardan elde edilen verilerin merkezi platforma aktarılması, analiz edilmesi ve operasyon ekiplerine anlamlı uyarılar olarak sunulması Gözcü Mobil'in yazılım ve entegrasyon altyapısı üzerinden gerçekleştiriliyor. Amacımız işletmelerin hijyen süreçlerini yalnızca takip etmelerini değil, elde edilen veriler doğrultusunda daha planlı ve verimli şekilde yönetmelerini sağlamak. Nu Teknoloji ile Gözcü Mobil iş birliğinin farklı sektörlerde önemli bir ihtiyaca cevap vereceğine inanıyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Fabrikada Her Şey Yolunda Görünürken Maliyetler Nasıl Büyüyor? Haber

Fabrikada Her Şey Yolunda Görünürken Maliyetler Nasıl Büyüyor?

Kurumsal yazılım pazarının küresel oyuncularından Industrial Application Software (IAS), üretim sahasından gelen verinin ERP süreçleriyle bütünleşmesinin bu kayıpları büyümeden görünür kıldığını ve üretim sürerken müdahale imkânı sağladığını vurguluyor. Üretim şirketleri malzeme, enerji ve işçilik gibi doğrudan maliyetleri yakından izliyor. Kârlılığı aşındıran bazı kayıplar ise kalite, depo, mühendislik, satın alma ve planlama gibi farklı süreçlere dağıldığı için toplam etkileri çoğu zaman sonradan görülebiliyor. Birbirinden bağımsız operasyonel aksaklıklar gibi görünen bu kayıpların ortak noktasında, sahadaki güncel bilginin doğru sürece zamanında ulaşmaması bulunuyor. Bu nedenle üretimde verinin doğruluğu kadar karar anında güncel, erişilebilir ve süreçler arasında tutarlı olması da önem taşıyor. Deloitte’un büyük üretim şirketlerinden 600 yöneticinin katılımıyla gerçekleştirdiği 2025 Akıllı Üretim ve Operasyon Araştırması, akıllı üretim yatırımlarının operasyonel karşılığını ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 92’si akıllı üretimin önümüzdeki üç yılda rekabetçiliğin temel itici güçlerinden biri olacağını düşünüyor. Şirketler, akıllı üretim uygulamalarıyla üretim çıktısında ortalama yüzde 10 ila 20, çalışan verimliliğinde yüzde 7 ila 20 ve kullanılabilir kapasitede yüzde 10 ila 15 arasında iyileşme sağladıklarını bildiriyor. Akıllı üretim yatırımının değeri, sahada oluşan verinin doğru iş bağlamıyla buluşup zamanında karara dönüşmesiyle ortaya çıkıyor. Makine, kalite, depo, mühendislik, satın alma ve planlama birimleri farklı güncellikteki bilgilerle çalıştığında küçük bir sapma, birden fazla sürece yayılan maliyet zincirleri oluşturabiliyor. Bilgi gecikmesi üç noktada maliyete dönüşüyor Kalite sapması üretim sürerken görülemediğinde, aynı koşullarda üretilen her yeni ürün hatanın etkisini genişletebiliyor. İlk fire veya yeniden işleme maliyetine ayıklama, ilave kontrol, üretim planının değişmesi, teslimat gecikmesi, iade ve garanti giderleri ekleniyor. 2025 ASQE Insights on Excellence Kalite Maliyeti Araştırması’na göre, katılımcıların yalnızca yüzde 31’i kalite maliyetlerinin kurumlarının finansal performansı üzerindeki etkisini tam olarak anladığını belirtiyor. Bu bulgu, üretimin farklı aşamalarında oluşan kalite kayıplarının toplam finansal etkisini görünür kılmadaki güçlüğe işaret ediyor. Stok yönetiminde sistemde görünen miktar her zaman üretimde kullanılabilecek miktarı yansıtmıyor. Bir malzeme kayıtlarda mevcut görünse de yanlış depoda bulunabiliyor, uygun lotta olmayabiliyor, kalite onayı tamamlanmamış veya başka bir üretim emri için ayrılmış olabiliyor. Fiziksel hareketler sisteme geç işlendiğinde veya depo ile üretim kayıtları ayrıştığında planlama, gerçekte kullanılamayan bir stoka dayanıyor. Bunun sonucunda üretim hattı bekleyebiliyor; acil satın alma, gereksiz stok birikimi, kapasite kaybı ve teslimat gecikmesi ortaya çıkabiliyor. Mühendislik değişikliklerinde ise bilginin ulaştığı zaman kadar hangi süreçlere ulaştığı da belirleyici oluyor. Malzeme, ürün ağacı, rota veya teknik doküman üzerindeki bir değişiklik satın alma, planlama, kalite ve üretim süreçlerine aynı revizyon bilgisiyle yansımadığında eski tanıma göre malzeme sipariş edilebiliyor veya üretime devam edilebiliyor. Uyumsuzluk ne kadar geç fark edilirse etkilenen sipariş, malzeme ve yarı mamul sayısı da o ölçüde artıyor. Bu durum hurda, yeniden işleme ve termin kaybı riskini büyütüyor. “Doğru veri geç ulaştığında yanlış karara dönüşebilir” IAS IoT Proje Yöneticisi Tolga Küçük, maliyet kontrolünün üretim sürerken başlayan bir yönetim disiplini olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Üretimde maliyet kontrolü, sapmaların hangi süreçte ve hangi kararla oluştuğunu görebilmeyi gerektiriyor. Doğru veri geç ulaştığında yanlış karara dönüşebilir. Ayrıca sahada oluşan bir olayın yalnızca kayıt altına alınması yeterli değil. Bu bilginin doğru üretim emri, doğru malzeme, doğru lot ve doğru süreçle ilişkilendirilmesi gerekiyor. Aksi halde kararlar eksik veya gecikmiş bilgiyle alınıyor ve küçük bir sapma kısa sürede ciddi maliyetlere dönüşebiliyor. Üretim içi veya Kalite sinyallerinin hangi üretim emrini ve lotu, stok hareketinin hangi üretim planını, mühendislik değişikliğinin hangi ürün ağacını, rotayı ve satın alma kararını etkilediği aynı akış içinde görülebilmeli. Tüm birimler aynı güncel bilgiyle hareket ettiğinde kaybın oluşum zinciri görünür hâle geliyor ve maliyet büyümeden müdahale edilebilecek alan genişliyor.” Canias IoT, endüstriyel haberleşme protokollerini kullanarak makineler, kontrol birimleri, sensörler ve akıllı cihazlardan gelen üretim verilerinin gerçek zamanlı izlenmesini ve analiz edilmesini sağlıyor. Önceden tanımlanmış bir olay gerçekleştiğinde ilgili veri ERP çözümüne aktarılıyor. Canias ERP ise sahadaki olayı üretim emri, iş merkezleri, personel, malzeme, stok, lot, kalite süreci, ürün ağacı, rota ve revizyon bilgileriyle ilişkilendiriyor. Bütünleşik iş akışları bu bilgiyi gerekli uyarı, kontrol, onay, plan güncellemesi veya düzeltici faaliyete dönüştürüyor. Kalite, stok ve mühendislik değişikliği süreçlerinin aynı veri altyapısı içinde izlenmesi, kaybın hangi ürünleri, siparişleri, lotları ve üretim adımlarını etkilediğinin belirlenmesini kolaylaştırıyor. Şirketler böylece birden yükselen maliyetlerin nedenini açıklayan kayıtlarla üretim sürerken müdahale etmeyi sağlayan güncel bilgiyi aynı sistemde buluşturabiliyor. ERP ve IoT bütünlüğü, gerçek zamanlı raporlama, verimlilik, maliyet kontrolü ve uçtan uca izlenebilirliği ortak bir yönetim disiplini içinde bir araya getiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akıllı Yol Güvenliği İçin Final Heyecanı Başladı Haber

Akıllı Yol Güvenliği İçin Final Heyecanı Başladı

TURKCELL yürütücülüğünde düzenlenen yarışmada takımlar, 5G şebekesinin sunduğu programlanabilir ağ yeteneklerini yapay zekâ teknolojileriyle bir araya getirerek yol güvenliğine yönelik yenilikçi mobil uygulamalar geliştirecek. 5G ve yapay zekâ yol güvenliği için birleşiyor TEKNOFEST 2026 kapsamında TURKCELL yürütücülüğünde düzenlenen 5G & Yapay Zekâ ile Akıllı Yol Güvenliği Yarışması, yeni nesil iletişim teknolojileri ile yapay zekânın yol güvenliği alanındaki potansiyelini ortaya koymayı hedefliyor. Bu yıl ilk kez bu isimle düzenlenen yarışma, 202 farklı üniversiteden 1.240 takımın başvurusuyla yoğun ilgi gördü. Toplam 2.973 öğrencinin başvurduğu yarışmada değerlendirme sürecini başarıyla tamamlayan 20 takım, finalde yarışmaya hak kazandı. Yarışma kapsamında öğrenciler, canlı video akışlarını yapay zekâ algoritmalarıyla analiz ederek yol güvenliğini etkileyebilecek unsurları tespit eden mobil uygulamalar geliştirecek. Araç, plaka, araç içerisindeki nesneler ve sürücü davranışları gibi unsurların analiz edilmesine yönelik çözümler geliştirecek takımlar, aynı zamanda 5G teknolojisinin sunduğu yüksek hız ve programlanabilir ağ yeteneklerinden etkin şekilde yararlanacak. En doğru ve hızlı çözüm için yarışacaklar Yarışmada takımlardan yalnızca yapay zekâ tabanlı analizler geliştirmeleri değil, aynı zamanda TURKCELL tarafından sağlanan Number Verification ve Quality on Demand (QoD) API’lerini etkin biçimde kullanmaları bekleniyor. Takımlar, geliştirdikleri uygulamalarla 5G şebekesi üzerinden iletilen canlı kamera görüntülerini analiz ederek yol güvenliğini tehdit eden unsurları gerçek zamanlı olarak tespit etmeye çalışacak. Yarışmacıların geliştirdiği çözümler; yapay zekâ analizlerinin doğruluğu ve hassasiyeti, 5G ağ yeteneklerinin ve ilgili API’lerin etkin kullanımı, çözümün hızı ve ölçeklenebilirliği ile sözlü sunum performansı gibi kriterler üzerinden değerlendirilecek. Böylece yarışmanın sonunda 5G teknolojisini ve yapay zekâyı yol güvenliği için en verimli şekilde bir araya getiren çözümler dereceye girmeye hak kazanacak. Yarışmanın final etabı, 7-9 Ağustos 2026 tarihleri arasında İstanbul Teknik Üniversitesi Ayazağa Yerleşkesinde gerçekleştirilecek. Final sürecinde takımlar, geliştirdikleri mobil uygulamaları kullanarak belirlenen güzergâhta gerçekleştirilecek canlı görüntü analizleri üzerinden çözümlerini test edecek. Yarışmacılar ayrıca Turgut Özal Kongre Merkezi’nde TURKCELL teknik ekibine geliştirdikleri projeleri 10 dakikalık sözlü sunumlarla aktaracak. Üç gün sürecek final programının ilk gününde takımlar Turkcell Tepebaşı Plaza Genel Müdürlük ofisinde bir araya gelerek yarışma öncesi hazırlık ve teknik test süreçlerini tamamlayacak. İkinci gün İTÜ Ayazağa Yerleşkesinde final yarışması başlayacak ve takımlar gün boyunca sunumlarını gerçekleştirerek geliştirdikleri uygulamalarla yarışacak. Final programının son gününde ise takımlar protokol buluşmasında bir araya gelecek; yarışmanın kapanış programında prestij ödülleri takdim edilecek ve dereceye giren takımların belirlenmesine yönelik süreç tamamlanacak. 5G & Yapay Zekâ ile Akıllı Yol Güvenliği Yarışması’nda dereceye giren takımlar toplamda önemli ödüllerin sahibi olacak. Yarışmanın birincisi 175 bin TL, ikincisi 150 bin TL, üçüncüsü ise 125 bin TL ödül kazanacak. Maddi ödüllerin yanı sıra yarışmada En İyi Uygulama Mimarisi Ödülü, En İyi Sunum Ödülü ve TURKCELL Özel Ödülü olmak üzere üç farklı prestij ödülü de takımlara takdim edilecek. TEKNOFEST 2026 kapsamında düzenlenen yarışma, öğrencilerin yalnızca yeni nesil teknolojiler geliştirmelerine değil, bu teknolojileri günlük yaşamın önemli sorunlarına yönelik somut çözümlere dönüştürmelerine de fırsat sunuyor. 5G altyapısının yüksek hız ve düşük gecikme potansiyelini yapay zekânın analiz gücüyle buluşturan yarışma, geleceğin akıllı ulaşım ve yol güvenliği uygulamalarına yönelik yenilikçi fikirlerin ortaya çıkmasına katkı sağlamayı hedefliyor. 7-9 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilecek final etabında 20 finalist takım, daha güvenli yolların geleceğini teknolojiyle şekillendirmek için mücadele edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şirketlerin Yeni Siber Güvenlik Riski Görünmeyen "Kör Noktalar" Oldu Haber

Şirketlerin Yeni Siber Güvenlik Riski Görünmeyen "Kör Noktalar" Oldu

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY tarafından dünya genelinde farklı sektörlerden 800’ü aşkın siber güvenlik yöneticisinin katılımıyla gerçekleştirilen Küresel Siber Güvenlik Araştırması, gelişmiş yapay zekâ (Frontier AI) teknolojilerinin siber tehdit ortamını köklü biçimde değiştirdiğini ortaya koyuyor. Yapay zekâ destekli siber saldırılar, sistemlerdeki zafiyetlerin tespit edilmesi ve bunlara etki edilmesi için gereken süreyi saniyelere indirirken, birçok şirketin mevcut güvenlik yaklaşımları bu hız ve ölçek karşısında yetersiz kalabiliyor. Araştırma sonuçları, siber güvenliğin artık yalnızca bilgi teknolojileri alanının değil; operasyonel dayanıklılığın, iş sürekliliğinin ve kurumsal güvenin temel unsurlarından biri haline geldiğini gösteriyor. Özellikle operasyonel teknoloji (OT) ve fiziksel varlıklar (%57), üçüncü taraf ekosistemleri (%49), yapay zekâ sistemleri ve araçlar (%47) şirketlerin en çok güvenlik açığıyla karşı karşıya kaldığı alanlar olarak öne çıkarken; bu alanlara yönelik gerçek zamanlı görünürlük ve sürekli izleme mekanizmalarının güçlendirilmesi şirketlerin öncelikli gündem maddeleri arasında yer alıyor. İzleme mekanizmalarının yetersizliği işletmeleri siber risklere daha açık hale getiriyor Araştırmaya göre küresel çapta en fazla zafiyet oranına sahip olan sektör altyapı endüstrisi olarak öne çıkıyor. Demiryolu sistemleri, trafik altyapıları ve yapısal izleme sensörleri gibi kritik varlıklar giderek daha çok ağa bağlanırken, bu sistemlerin kapsamlı bir şekilde izlenmesi önem kazanıyor. Araştırmanın dikkat çektiği bir diğer sektör ise yaşam bilimleri oluyor. Bu sektördeki kritik iş varlıklarının %64’ü güvenlik açığı bölgesinde yer alıyor. Araştırma, klinik operasyonlardan ilaç keşfi süreçlerine, üretimden laboratuvar otomasyonuna kadar yapay zekâ kullanımının hızla yaygınlaştığını gösterirken, buna paralel olarak siber güvenliğin de stratejik öneminin arttığına işaret ediyor. Madencilik ve metal sektöründe zafiyet oranı %67’ye ulaşırken, perakende sektöründe bu oran %43, endüstriyel ürünlerde %46 ve tüketici ürünlerinde %36 olarak ölçülüyor. Bulgular, yapay zekâ destekli dijital dönüşüm hız kazanırken, siber güvenlik uygulamalarının bu dönüşüme aynı hızda eşlik edemediğini ortaya koyuyor. Özellikle enerji ve sanayi gibi operasyonel teknolojilerin yoğun kullanıldığı sektörlerde siber risklerin fiziksel üretim süreçlerine kadar ulaşması, bilgi teknolojileri (BT) ve operasyonel teknoloji (OT) ekipleri arasındaki koordinasyonu her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Araştırmaya göre şirketlerin %59'u ortak risk değerlendirmeleri yürütürken, %56'sı fonksiyonlar arası ekipler oluşturuyor ve %51'i ortak görünürlük sağlayan izleme teknolojilerden yararlanıyor. Buna karşın, kurumsal risklerin tek bir çatı altında izlenmesini sağlayan "ortak risk kayıt envanteri" kullanan işletmelerin oranı yalnızca %27 seviyesinde kalıyor. Bu durum, şirketlerin teknoloji yatırımlarını artırırken entegre risk yönetişimi alanında önemli gelişim fırsatları bulunduğunu ortaya koyuyor. Yapay zekâ ve kuantum teknolojileri siber risk yönetimini yeniden şekillendiriyor Araştırma sonuçları, yapay zekânın yeni fırsatların yanı sıra, yeni siber risk alanları da oluşturduğunu gösteriyor. Teknoloji şirketleri siber güvenlik bütçelerinin ortalama %20'sini yapay zekâ entegrasyonlarına ayırırken, diğer sektörlerde bu oran %14 seviyesinde kalıyor. Aynı zamanda teknoloji yöneticilerinin %83'ü, kuantum bilişim destekli siber tehditlerin önümüzdeki beş yıl içinde iş dünyası üzerinde önemli etkiler oluşturacağını öngörüyor. Araştırmaya göre, şirketlerin siber dayanıklılıklarını artırmak için odaklanması gereken 6 temel alan şu şekilde sıralanıyor: Şirket genelindeki kritik varlıklar için sürekli görünürlük ve gerçek zamanlı izleme sağlanmalıSiber saldırı olasılığındaki temel güvenlik açıkları kapatılmalıKurumsal dayanıklılığı güçlendirmek için kritik iş varlıkları belirlenerek korunmalıModern siber güvenlik teknolojilerine yatırım hızlandırılmalıÜçüncü taraf risk yönetiminde sürekli ve kimlik odaklı bir yaklaşım benimsenmeliDayanıklılık stratejisinde ağ ve ortam güvenliği önceliklendirilmeli EY Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Şirket Ortağı ve Siber Güvenlik Hizmetleri Lideri Ulvi Cemal Bucak konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "Günümüzde siber saldırılar yalnızca daha karmaşık hale gelmekle kalmıyor; aynı zamanda yapay zekânın hızla benimsenmesiyle birlikte, siber olaylar insan ölçeğinin çok ötesinde bir hızda gerçekleşiyor. Bu nedenle şirketlerin karşılaştığı en büyük zorluk, yalnızca mevcut riskler değil, siber tehdit ortamının dönüşüm hızı olarak da öne çıkıyor. Geleneksel güvenlik yaklaşımları belirli siber riskleri engellemeye odaklanırken, günümüzün ihtiyaçları görünmeyen risk alanlarını yönetebilen, sürekli öğrenebilen ve operasyonel dayanıklılığı merkeze alan bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Araştırmamıza göre; siber güvenlik artık bilgi teknolojileri ekiplerinin sorumluluğunun ötesinde; şirketlerin büyümesini, itibarını ve iş sürekliliğini doğrudan etkileyen stratejik bir yönetim konusu haline geliyor. Geleceğin başarılı şirketlerı, yalnızca en güçlü güvenlik teknolojilerine sahip olanlar değil; yapay zekânın hızına uyum sağlayabilen, kritik süreçlerini koruyabilen ve herhangi bir kriz anında operasyonlarını kesintisiz şekilde sürdürebilecek kurumsal dayanıklılığı bugünden inşa edenler olacaktır." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzocam Metriks Dijital Veri Yönetim Sistemi ile Akıllı Üretim Dönemini Başlattı Haber

İzocam Metriks Dijital Veri Yönetim Sistemi ile Akıllı Üretim Dönemini Başlattı

Türkiye yalıtım sektörünün lideri İzocam, üretim süreçlerinde dijital dönüşüm yatırımlarına hız kesmeden devam ediyor. Operasyonel mükemmeliyet, sürdürülebilir üretim ve verimlilik hedefleri doğrultusunda dijital altyapısını güçlendiren şirket, Metriks Dijital Veri Yönetim Sistemi’ni Tarsus Tesisinde devreye aldı. Üretim sahasındaki tüm kritik verileri tek merkezde toplay arak gerçek zamanlı analiz imkânı sunan sistem, yapay zekâ destekli altyapısıyla üretim süreçlerini daha akıllı, daha izlenebilir ve daha verimli hale getiriyor. Dijitalleşmeyi yalnızca teknolojik bir yatırım olarak değil, şirketin uzun vadeli büyüme stratejisinin temel unsurlarından biri olarak gördüklerini belirten İzocam Genel Direktörü Kerem Kürklü, “Dijitalleşmeyi; operasyonel mükemmeliyet, sürdürülebilir üretim ve verimlilik hedeflerimizin en önemli yapı taşlarından biri olarak değerlendiriyoruz. Üretimden kalite yönetimine, enerji kullanımından bakım süreçlerine kadar tüm operasyonlarımızı veri odaklı yönetim anlayışıyla sürekli geliştiriyoruz. Bu kapsamda devreye aldığımız Metriks sistemi, yalnızca mevcut süreçlerimizi dijital ortama taşımıyor; aynı zamanda üretim tesislerimizin geleceğini şekillendirecek akıllı üretim altyapısını da oluşturuyor" dedi. Üretim sahasındaki tüm ver iler tek merkezde toplanıyor Metriks Dijital Veri Yönetim Sistemi, üretim sahasında farklı noktalarda oluşan verileri tek dijital platformda bir araya getirerek tüm operasyonların gerçek zamanlı olarak izlenmesini sağlıyor. Daha önce operatörler tarafından manuel olarak takip edilen sıcaklık, basınç, hareket, enerji tüketimi ve benzeri üretim verileri, artık üretim hatlarına entegre edilen akıllı sensörler aracılığıyla otomatik olarak toplanıyor ve anlık olarak analiz ediliyor. Metriks platformu üzerinde önümüzdeki dönemde devreye alınması planlanan yapay zekâ destekli analiz modülleriyle üretim süreçlerinin daha da akıllı hale getirilmesi hedefleniyor. Bu kapsamda, üretim süreçlerinde oluşabilecek olası sapmaların henüz sorun büyümeden tespit edilmesi, operatörlerin anlık olarak uyarılması ve müdahale süreçlerinin hızlandırılması amaçlanıyor. Böylece üretim sürekliliğinin ve operasyonel güveni lirliğin daha da güçlendirilmesi hedefleniyor. Enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik hedeflerine de katkı sağlıyor Metriks sistemi yalnızca üretim süreçlerini daha etkin yönetmeye değil, enerji verimliliğini artırmaya ve sürdürülebilirlik hedeflerini desteklemeye de katkı sunuyor. Platform bünyesindeki Enerji Yönetim Sistemi (EMS) modülü sayesinde tesislerde enerji tüketimi anlık olarak takip edilirken, enerji kayıplarının kaynağı ve büyüklüğü ayrıntılı biçimde analiz edilebiliyor. Enerji kullanımının optimize edilmesiyle birlikte karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik çalışmalara da önemli katkı sağlanıyor. Dijitalleşmenin sürdürülebilirlik hedeflerini de ileriye taşıdığını belirten İzocam Genel Direktörü Kerem Kürklü, "İzocam olarak dijital dönüşümü yalnızca üretim verimliliğini artıran bir teknoloji yatırımı olarak değil, aynı zamanda sürdürülebilir büyümeyi destekleyen stratejik bir dönüşüm alanı olarak görüyoruz. Veriye dayalı yönetim anlayışı sayesinde hem kaynaklarımızı daha verimli kullanıyor hem de enerji tüketimimizi ve çevresel etkimizi daha etkin şekilde yönetebiliyoruz. Bu yaklaşım, 2050 net sıfır karbon hedefimiz doğrultusunda yürüttüğümüz çalışmalara da güç katıyor" şeklinde konuştu. Kalite yönetiminde gerçek zamanlı kontrol dönemi Sistemin sunduğu ileri analitik ve makine öğrenme altyapısı ise yalnızca mevcut durumu izlemekle sınırlı kalmıyor. Üretim verilerini analiz ederek geleceğe yönelik tahminleme modelleri oluşturan sistem sayesinde ham madde bileşimlerinin ürün kalitesine etkisi önceden öngörülebiliyor, ekipman performansı takip edilerek bakım süreçleri daha etkin planlanabiliyor. Böylece hem üretim verimliliği artırılıyor hem de olası duruşlar ile yüksek bakım maliyetlerinin önüne geçiliyor. İzocam, Metriks pl atformunu önümüzdeki dönemde kalite yönetim süreçlerini daha da güçlendirecek yeni modüllerle geliştirmeyi planlıyor. Bu kapsamda devreye alınması hedeflenen Canlı İstatistiksel Süreç Kontrolü (SPC) altyapısı sayesinde üretim hattından gelen verilerin anlık olarak analiz edilmesi, süreçlerde oluşabilecek sapmaların erken aşamada tespit edilmesi ve hurda ile fire oranlarının azaltılması amaçlanıyor. Yine ilerleyen aşamalarda hayata geçirilmesi planlanan QR kod entegrasyonu ile ürünlerin üretim hattı boyunca izlenebilirliğinin artırılması ve kalite süreçlerinin daha şeffaf, daha kontrol edilebilir bir yapıya kavuşturulması hedefleniyor. İzocam’da dijital dönüşüm yatırımlarının önümüzdeki dönemde de artarak devam edeceğini belirten Genel Direktör Kerem Kürklü, "Veri odaklı yönetim anlayışımızı güçlendirecek yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Dijital teknolojilerden, yapay zekâ destek li analizlerden ve akıllı üretim sistemlerinden en yüksek verimi alarak üretim süreçlerimizi daha rekabetçi, daha sürdürülebilir ve daha esnek bir yapıya dönüştürmeyi hedefliyoruz. İzocam olarak geleceğin üretim anlayışını bugünden hayata geçirirken, sektörümüzde dijital dönüşüme öncülük etmeye devam edeceğiz" dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ticari Risk Yönetiminde Yeni Nesil Çözüm  Haber

Ticari Risk Yönetiminde Yeni Nesil Çözüm 

Şirketlerin yalnızca finansal tabloları değil; faaliyet gösterdikleri ülkenin ekonomik görünümü, sektör dinamikleri, ödeme alışkanlıkları ve güncel ticari risk göstergeleri de sağlıklı karar süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Coface'ın küresel veri ağı ve uzman risk analizlerini bir araya getiren URBA360, işletmelere dünya genelindeki şirketlere ilişkin kapsamlı ve güncel ticari istihbarata tek platform üzerinden erişim sağlayarak risk yönetimini daha sistematik ve öngörülebilir hale getiriyor. "Doğru ticari kararların temelinde güncel veri bulunuyor" Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Coface Ticari Grup Direktörü Çimen Özdamar, şunları söyledi: "Küresel ekonomide yaşanan hızlı değişim, şirketlerin risk yönetimine bakışını da dönüştürüyor. Günümüzde doğru ticari karar alabilmek için yalnızca finansal verilere bakmak yeterli olmuyor. İş ortaklarının faaliyet gösterdiği ülkenin ekonomik görünümünden ödeme alışkanlıklarına, sektör dinamiklerinden uzman risk değerlendirmelerine kadar birçok göstergenin birlikte analiz edilmesi gerekiyor. URBA360 ile şirketlere bu bilgilerin tamamını tek platform üzerinden sunuyor; müşteri ve tedarikçi portföylerini sürekli izlemelerine, riskleri erken aşamada tespit etmelerine ve ticari kararlarını daha güçlü verilerle desteklemelerine katkı sağlıyoruz." Küresel ticari risklere 360 derece bakış URBA360, 200'den fazla ülkedeki şirketlere ait temel finansal göstergeleri, ticari risk analizlerini ve Coface'ın uzman değerlendirmelerini tek platformda buluşturuyor. Böylece şirketler mevcut müşterileri, potansiyel iş ortakları ve tedarikçileri hakkında saniyeler içerisinde kapsamlı bilgiye ulaşabiliyor. Platform, kullanıcılarına yalnızca mevcut durumu gösteren bir raporlama aracı olmanın ötesine geçerek ticari ilişkilerin geleceğine yönelik öngörüler de sunuyor. Günlük olarak güncellenen veriler sayesinde işletmeler müşteri ve tedarikçi portföylerini sürekli izleyebiliyor, olası riskleri erken aşamada tespit ederek ticari stratejilerini daha sağlıklı şekilde oluşturabiliyor. Risk değerlendirmesini tek ekranda birleştiriyor URBA360'ın merkezinde yer alan Coface Skoru, şirketlerin önümüzdeki 12 ay içerisinde finansal yükümlülüklerini yerine getirememe olasılığını 0 ile 10 arasında standartlaştırılmış bir ölçekle değerlendiriyor. Bu skor, finansal göstergeler ile Coface'ın ticari alacak sigortasındaki uzun yıllara dayanan uzmanlığını bir araya getirerek şirketlerin risk seviyesini kolay anlaşılır bir yapıda sunuyor. Platform aynı zamanda Coface uzmanlarının oluşturduğu Kredi Görüşü ile şirketler için önerilen maksimum kredi limitine ilişkin değerlendirme sağlarken, Ülke Risk Değerlendirmesi sayesinde şirketlerin faaliyet gösterdiği ülkelerin makroekonomik yapısını ve dış şoklara karşı dayanıklılığını da analiz ediyor. Böylece kullanıcılar yalnızca şirketi değil, şirketin faaliyet gösterdiği ekonomik ortamı da bütüncül şekilde değerlendirebiliyor. Ödeme davranışlarını analiz ederek gelecekteki riskleri öngörüyor URBA360'ın sunduğu önemli göstergelerden biri olan Geç Ödeme Endeksi (Late Payment Index - LPI) ise şirketlerin ödeme alışkanlıklarını analiz ederek finansal risklerin daha doğru değerlendirilmesini sağlıyor. Coface'ın alacak sigortası ekosisteminden elde ettiği verilerle oluşturulan bu gösterge; alacakların yaşı, ödeme sıklığı, gecikmelerin yoğunluğu ve ödeme performansına ilişkin birçok veriyi birlikte değerlendirerek şirketlerin ödeme davranışlarına ilişkin önemli içgörüler sunuyor. Bu sayede işletmeler yalnızca mevcut finansal tabloyu değil, gelecekte oluşabilecek tahsilat risklerini de önceden öngörebiliyor ve ticari ilişkilerini daha güvenli şekilde yönetebiliyor. Gerçek zamanlı takip ve erken uyarı sistemi URBA360, ticari risk analizinin yanında şirketlere sürekli izleme yeteneği de kazandırıyor. Kullanıcılar takip ettikleri şirketlerde meydana gelen önemli değişiklikleri anlık bildirimlerle izleyebiliyor. Finansal göstergelerde yaşanan değişimler, risk seviyesindeki güncellemeler veya ticari yapıyı etkileyebilecek gelişmeler platform üzerinden gerçek zamanlı olarak takip edilebiliyor. Bu yapı sayesinde şirketler yalnızca riskleri analiz etmekle kalmıyor; değişen koşullara hızla uyum sağlayarak müşteri ve tedarikçi portföylerini proaktif biçimde yönetebiliyor. Web platformu üzerinden erişilebilen sistem, ticari bilgi raporlarını günlük olarak güncelleyerek karar alma süreçlerine sürekli destek sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.