Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Gıda Israfı

Kapsül Haber Ajansı - Gıda Israfı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda Israfı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu” Yapıldı Haber

2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu” Yapıldı

Üsküdar Üniversitesi tarafından merhum Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan anısına "İsraftan Verimliliğe" temasıyla düzenlenen “2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu,” NP Sağlık Yerleşkesi (Ümraniye) İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA), İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ve İskenderun Teknik Üniversitesi gibi önemli paydaşların desteklediği sempozyum, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, İskenderun Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın açılış konuşmalarıyla başladı. Prof. Dr. Tarhan: “Kaynak yönetimindeki en büyük belirleyici akıl değil, duygulardır.” Sempozyum Onursal Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, israf ve verimlilik meselesinin yalnızca iktisadi değil, aynı zamanda psikolojik, sosyolojik ve kültürel boyutlarıyla ele alınması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Tarhan, “İnsan Homo Economicus değil, Homo Psychologicus’tur. Kaynak yönetimindeki en büyük belirleyici akıl değil, duygulardır.” dedi. Sempozyumun bu yılki ana temasının verimlilik olarak belirlenmesinin bilinçli bir tercih olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, kuşaklar arası farklara dikkat çekerek, “Geçmiş kuşaklar yokluk içinde olgunlaşıyordu. Bugünün kuşakları ise varlık içinde olgunlaşmak zorunda. Bu çok daha zordur. Çünkü varlık, insanda algı körlüğü oluşturuyor. Her şeyin kolay elde edildiği, her şeyin garanti olduğu duygusu kaynak yönetimini zayıflatıyor. Bu durum özellikle gelecek nesiller için ciddi bir tehlikedir.” diye konuştu. Ekonomi ile psikoloji arasındaki ilişki var Ekonomi ile psikoloji arasındaki ilişkinin bilimsel olarak 2000’li yıllarda net biçimde ortaya konduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, bir psikoloğun Nobel İktisat Ödülü almasının bu dönüşümün simgesi olduğunu belirterek, “Davranış İktisadı böyle doğdu. İnsan yalnızca rasyonel bir varlık değildir. İnsan karar verirken takdir edilme arzusu, beğenilme ihtiyacı ve duygusal boşluklarıyla hareket eder” ifadelerini kullandı. İnsan davranışlarında israfa yol açan pek çok örnek bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi ihtiyacından değil, alkış almak için yatırım yapabiliyor. Boş bir çerçeveye yüz bin dolar veriliyor. On binlerce dolarlık saatler, çantalar sosyal medyada sergileniyor. Üstelik bunu yaparken yoksulluğa karşı bir rahatsızlık hissi de oluşmuyor. Utanma duygusu kaybolmuş durumda. Bunların tamamı psikolojik faktörlerdir” diye konuştu. Verimliliğin temelinde anlam ve amaç var Toplumların “yüksek güvenli” ve “düşük güvenli” olarak ikiye ayrıldığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yüksek güvenli toplumlarda güç kişilerde değil, kurallardadır. İstişare vardır, öngörülebilirlik vardır. Böyle toplumlarda orta ve uzun vadeli kaynak yönetimi sağlıklı yapılabilir” dedi. Verimliliğin temelinde anlam ve amaç olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Verimliliğin yakıtı anlamdır. Anlamı olmayan bir insan kaynağı verimli kullanamaz. İstekle ihtiyaç arasındaki farkı ayırt edemeyen kişi israf eder” değerlendirmesinde bulundu. Haz mutluluğu satın alınabilir ama geçici… Haz ve anlam kavramlarını nörobilim üzerinden açıklayan Prof. Dr. Tarhan, “Dopamin haz hormonudur, serotonin ise anlam hormonudur. Haz mutluluğu satın alınabilir ama geçicidir. Anlam mutluluğu ise emek ister yatırım ister ve kalıcıdır. Aristoteles bunu 2500 yıl önce söylemişti; bugün nörobilim bunu doğruluyor” dedi. Haz odaklı yaşamın duyguları regüle edememeye yol açtığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Canı istediği için alışveriş yapan, öfkesini tüketimle telafi eden, bugünü düşünerek harcayan kişi kaynak yönetemez. Oysa beynin ön bölgesindeki karar mekanizması ‘Bu bir ihtiyaç mı?’ sorusunu sordurur. Bunu yapabilen insan anlam peşindedir” ifadelerini kullandı. “Bir çocuk 10 yaşına kadar bütçe yönetimini öğrenirse, zamanını ve ilişkilerini de daha iyi yönetir” Kaynak yönetiminin yalnızca finansal alanla sınırlı olmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Hayatın kendisi bir çeşit kaynak yönetimidir. Psikolojik sermaye, sosyal sermaye, zaman ve ilişkiler de kaynaklardır” dedi. Bu bağlamda çocuklara erken yaşta bütçe yönetimi öğretilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bir çocuk 10 yaşına kadar bütçe yönetimini öğrenirse, zamanını ve ilişkilerini de daha iyi yönetir” şeklinde konuştu. “Görünür olmanın kutsallaştırıldığı bir çağdayız” Dijitalleşme ve sosyal medyanın tüketimi küresel ölçekte teşvik ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Görünür olmanın kutsallaştırıldığı bir çağdayız. Beğeni kültürü, kozmetik ve estetik sektörlerini aşırı biçimde büyüttü. İhtiyaç olmadığı halde harcamalar artıyor. Bu sistem bir süre sonra tembel toplumlar üretir. Roma’nın çöküşü de böyle olmuştur” dedi. Konuşmasının sonunda sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu konuya sahip çıktığı için Prof. Dr. Mehmet Zelka hocamıza, katkı sunan tüm akademisyenlere teşekkür ediyorum. İnşallah bu sempozyumu önümüzdeki yıllarda da aynı kararlılıkla sürdürürüz” ifadeleriyle sözlerini tamamladı. Prof. Dr. Duruel: “Bugün israf; kaynakların adaletsiz, bilinçsiz ve sürdürülemez biçimde kullanılmasıdır” İskenderun Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel, açılışta yaptığı konuşmada “Böylesine anlamlı, çok katmanlı ve geleceğe dair güçlü bir farkındalık zemini oluşturan bu sempozyumda bulunmaktan büyük bir onur duyuyorum” ifadelerini kullandı. Modern dünyada israfın yalnızca fazla harcama anlamına gelmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Duruel, “Bugün israf; kaynakların adaletsiz, bilinçsiz ve sürdürülemez biçimde kullanılmasıdır. Bu durum yalnızca ekonomik yapıları değil, insanın doğayla, toplumla ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi de doğrudan etkilemektedir” dedi. Artan tüketim mutluluk üretmiyor Prof. Dr. Duruel, tüketim ekonomisinin yalnızca maddi kaynakları değil, insan ilişkilerini ve ruhsal dengeyi de tükettiğini vurgulayarak, “Psikoloji, sosyoloji ve iktisadın kesişim noktasındaki araştırmalar, artan tüketimin mutluluk üretmediğini; aksine tatminsizlik, yalnızlık ve stres gibi sorunları derinleştirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu tablo, israfın aynı zamanda insani bir mesele olduğunu göstermektedir” şeklinde konuştu. İsrafın güçlü bir ideolojik arka planı bulunduğuna işaret eden Prof. Dr. Duruel, mevcut küresel sistemde tüketimin bir ihtiyaçtan çok yaşam tarzı ve değer ölçüsüne dönüştüğünü belirtti. Prof. Dr. Duruel, “Bireyin varlığı sahip oldukları üzerinden tanımlanmaya başlanmıştır. Bu anlayış ekonomik eşitsizlikleri derinleştirirken, ahlaki ve kültürel bir aşınmayı da beraberinde getirmektedir” ifadesinde bulundu. Kapitalist sistemin sürekliliği için tüketimi zorunlu kıldığını ifade eden Prof. Dr. Duruel, “Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve OECD raporları dünyada her yıl üretilen gıdanın yaklaşık üçte birinin israf edildiğini ortaya koyuyor. Buna karşın yüz milyonlarca insan temel gıdaya ve temiz suya erişimde ciddi sorunlar yaşıyor. Yüksek gelirli ülkelerde kişi başına düşen tüketim, gezegenin ekolojik sınırlarını zorlayan bir noktaya ulaşmış durumda. Bu tablo bize sorunun kaynak yetersizliği değil, kaynakların yönetimi ve paylaşımındaki adaletsizlik olduğunu açıkça göstermektedir.” dedi. Bu yılki sempozyum odağını “verimliliği inşa etmek” sorusuna yöneltti Geçtiğimiz yıl düzenlenen birinci sempozyumun güçlü bir zihinsel altyapı oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Duruel, bu yılki sempozyumun ise odağını “israfı tanımlamak” yerine “verimliliği inşa etmek” sorusuna yönelttiğini ifade ederek, “Bu yaklaşım yalnızca teknik bir dönüşümü değil; zihniyet, değer ve yönetim anlayışında köklü bir değişimi de beraberinde getirmektedir” dedi. Program kapsamında ele alınan üretimde israf, yalın üretim sistemleri, kamu ekonomisinde verimlilik ve pazarlamada sadeleşme başlıklarının önemine değinen Prof. Dr. Duruel, Japonya, Almanya ve İskandinav ülkelerinin uygulamalarını örnek göstererek, “Verimlilik ancak bilimsel yaklaşım, etik değerler ve uzun vadeli bir bakış açısıyla mümkün olabilir” değerlendirmesinde bulundu. Sempozyumun, merhum Prof. Dr. Nazif Gürdoğan’ın anısına ithaf edilmesinin ayrıca anlamlı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Duruel, “Kıymetli hocamız akademik hayatı boyunca bilginin yalnızca üretilen değil, hikmetle buluşturulması gereken bir değer olduğunu bizlere hatırlatmıştır.” diye konuştu. İskenderun Teknik Üniversitesi olarak üniversitelerin yalnızca bilgi üreten değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk üstlenen kurumlar olduğuna inandıklarını belirten Prof. Dr. Duruel, “Kaynağı korumak geleceği gözetmektir. Bugünü yönetirken yarını hesaba katmaktır. Bu anlayış hem evrensel etik ilkelerle hem de kadim değer dünyamızla uyumludur” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Zelka: “Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyar ton gıda israf ediliyor” Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, sempozyumun ilk kez geçen yıl, üniversitenin Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın fikir ve destekleriyle hayata geçirildiğini hatırlattı. İsrafın yalnızca maddi kaynaklarla sınırlı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Zelka, “İsrafın kalbi, aklı, ömrü ve hatta nefesi kapsayan bir boyutu vardır. Bu nedenle konuya sadece iktisadi açıdan bakmak yetersiz kalır.” dedi. “Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyar ton gıda israf ediliyor. Türkiye’de ise bu rakam 8,7 milyon tonu aşıyor.” diyen Prof. Dr. Zelka, israfın gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerde benzer oranlarda yaşandığını, gelişmiş ülkelerde israf oranının yüzde 56, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 44 seviyesinde olduğunu kaydetti. Doğal kaynakların hızla tükendiğine de değinen Prof. Dr. Zelka, “İnsanlık 2025 yılına ait doğal kaynakları yılın ilk yedi ayında tüketmiş durumda. Kalan süreçte ise gelecek nesillerden borç alıyoruz” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Zelka, bu durumun ekonomik dengeleri bozduğunu, enflasyon, sosyal adaletsizlik ve ahlaki aşınma gibi sorunları beraberinde getirdiğini söyledi. İsrafla mücadele yalnızca hükümet politikalarıyla sınırlı kalmamalı İsrafla mücadelenin yalnızca hükümet politikalarıyla sınırlı kalamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Zelka, bireysel sorumluluğun da büyük önem taşıdığını belirtti. İngiltere’de Leeds Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya atıfta bulunan Prof. Dr. Zelka, “İngiltere’de de Atık ve Kaynakları Eylem Programı diye bir program hazırlanmış. Neden? İngiltere’de 30 milyona yakın açlık çeken kimse var. 9.5 milyon ton gıda israfı var. Bu 9.5 milyon tonun sadece 8.5 milyon tonu olumlu şekilde kullanılırsa, israftan kurtarılması halinde açlık diye bir şey kalmayacaktır.” diye konuştu. Prof. Dr. Zelka, dünyada israf edilen kaynakların yalnızca yüzde 25’inin verimli kullanılması halinde açlık sorununun büyük ölçüde ortadan kalkabileceğini ifade ederek, her gün binlerce insanın açlıktan hayatını kaybettiğine dikkat çekti. Uzlaştırma (Helalleşme) Endeksi önerisi Ekonomi, çevre bilimleri, sosyoloji, kamu yönetimi ve mühendislik gibi birçok farklı disiplinden uzmanı bir araya getiren etkinlikte, israfın bireysel, kurumsal ve toplumsal boyutları kapsamlı olarak ele alındı. Programda, tasarruf kültürünün yaygınlaştırılmasına yönelik çözüm odaklı yaklaşımlar sunuldu ve alanında yetkin birçok akademisyen sunum yaptı. Sempozyumda, İskenderun Teknik Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölümü Öğr. Gör. Durmuş Baysal tarafından hazırlanan çalışma, borçlu ve alacaklı arasındaki güven bunalımını, toplumun köklerinde yer alan "helalleşme kültürü" üzerinden çözmeyi teklif eden Uzlaştırma (Helalleşme) Endeksi konusunda bir sunum da gerçekleştirdi. ÜÜ TV’den canlı yayınlanan sempozyum kapsamında iki ayrı oturum gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Prof. Dr. Sırrı Akbaba oturum başkanlığında gerçekleştirilen ilk oturumda; Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA) Kurucusu “Prof.Dr. Aziz Akgül “İsraf Bir İnsanlık Suçudur”, Bartın Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Said Ceyhan, “Bartın Üniversitesi Sürdürülebilir Enerji Verimliliği Projesi Uygulaması ve Etkileri”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Doç. Dr. Özgun Burak Kaymakçı, “Üretimin Karmaşıklığı ve Tüketimin Dolaysızlığı Arasındaki Çelişki: Niçin Tüketiyoruz?” İskenderun Teknik Ünv. Ekonomi ve Finans ABD Öğr. Gör. Durmuş Baysal, Prof. Dr. Nazif Çalış ve Prof. Dr. Mehmet Duruel ise çalışmaları olan “Finansal Anlaşmazlıkların Çözümünde Uzlaştırma Endeksi”ni sundu. Öğleden sonraki oturum ise Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümünden Prof. Dr. İsmail Barış’ın oturum başkanlığında gerçekleşti. Düzce Üniversitesi-İşletme Fakültesi Prof. Dr. Abdulvahap Baydaş, “Pazarlamada Yeni Bir Yaklaşım: Gönüllü Sade Hayat”, İstanbul Üniversitesi-İktisat Fakültesi Prof. Dr. Mehmet Saraç “İslam İktisadı Perspektifinden Tasarruf Eğilimi: Temel İlkeler ve Ekonomik Sonuçları”, İstanbul Üniversitesi- İktisat Fakültesi Prof. Dr. Naci Tolga Saruç, “Davranışsal Maliye ve Tasarruf Eğilimleri”, Kocaeli üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Emin YardımcI ve Prof. Dr. İsmail Barış, “Osmanlı Esnaf Loncalarının İsrafı Önlemede Rolü”, Yalova Üniversitesi- İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Prof. Dr. Hacı Yunus Taş, İstanbul Medeniyet Üniversitesi- Yüksek Lisans Öğrencisi Nurefşan Taş “Modern Tüketim Tuzağında Tasarruf Bilinci: Üniversite Örneğinde Bir Araştırma”, Yalova Üniversitesi-İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Prof. Dr. Selami Özcan “Üretimde İsraf Kaynakları ve Tam Zamanında Üretim (JIT)” başlıklı sunum yaptı.

Türkiye’de Fast Food Sektöründe Tüketim Davranışları ve Algısı Araştırması Sonuçları Açıklandı Haber

Türkiye’de Fast Food Sektöründe Tüketim Davranışları ve Algısı Araştırması Sonuçları Açıklandı

Çarpıcı sonuçlara ulaşılan araştırmaya göre fast food, bir başka ifadeyle hızlı servis restoran işletmeciliğinde tüketicilerin taleplerinin değiştiği yeni bir dönem başlıyor. Tüketicilerin %85’i, markalardan çevresel ve toplumsal konularda sorumluluk üstlenmelerini ve bu alanlarda somut adımlar atmalarını bekliyor. Deneyimlerinde öne çıkan hijyen, tazelik ve şeffaflık gibi kriterler, sürdürülebilirlik odağındaki beklentilerin hızla güçlendiğine işaret ediyor. Türkiye’nin lider hızlı servis restoran işletmecisi TAB Gıda, “Bir hamburgerden daha fazlasıyız” diyerek gıdaya saygı yaklaşımıyla tüketicilere güvenli, yenilikçi ve sürdürülebilir gıda çözümleri sunarken, tüketicilerin değişen beklenti ve taleplerini anlamak için araştırmalar yapmaya devam ediyor. Bu kapsamda TAB Gıda, Sürdürülebilirlik Akademisi ile iş birliği içerisinde hazırlanan “Sürdürülebilir Tabağın İzinde: Türkiye’de Fast Food Sektöründe Tüketim Davranışları ve Algısı Araştırması” sonuçlarını açıkladı. Çarpıcı sonuçlara ulaşılan araştırmaya göre hızlı servis restoran işletmeciliğinde tüketicilerin taleplerinin değiştiği yeni bir dönem başlıyor. Araştırma sonuçlarıyla ilgili açıklamalarda bulunan TAB Gıda CMO’su Caner Alpaslan, “Bu araştırma sektörümüzde sürdürülebilirliğin; ekonomi, hijyen, israf yönetimi, yerli üretim ve şeffaflık eksenlerinde şekillenen bir algıyla tüketicinin aklında yer ettiğini gösteriyor. Ekonomi hala tüketici davranışlarının merkezinde yer alsa da tüketiciler sektörümüzdeki işletmelerden sadece çevresel değil somut uygulamalar ve açık bilgi paylaşımına dayalı güven veren markalar oluşturmasını bekliyor. Biz TAB Gıda olarak, her gün 1 milyonu aşkın misafire hizmet verirken sadece hızlı ve lezzetli deneyimler sunmakla kalmıyor, aynı zamanda erişilebilirliği, gıda güvenliğini, yüksek kaliteyi ve çevresel duyarlılığı iş yapış biçimimizin ayrılmaz bir parçası haline getirerek sürdürülebilirlikte de sektörümüze öncülük ediyoruz. “Ne Yediğini Bil” platformu ile ürünlerin kaynağından gıda güvenliği sertifikalarına kadar olan tüm detayları şeffaf bir şekilde tüketicilerimize sunuyoruz. Tüm hammaddelerimizi TFI TAB Gıda Yatırımları çatısı altındaki ekosistem şirketleri aracılığıyla temin ederek tedarik zincirini uçtan uca kontrol edebiliyoruz. Elde ettiğimiz iç görülerle bu çalışmaları daha da ileri seviyeye taşıyarak tüketicilerin sürdürülebilir hızlı servis restoran işletmecisi olma hedefi doğrultusunda ilerleyeceğiz. Yaptığımız bu araştırmanın herkese ilham vereceğine ve sektörün sürdürülebilirliğine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz” dedi. Araştırmayı değerlendiren Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Üyesi Semra Sevinç, “Tüketici davranışlarında köklü bir değişim yaşanıyor. Artık insanlar, hızlı servis restoranlarından sadece lezzet ve hız değil; değerlerinin karşılığını, yani sorumlu bir duruş, şeffaf bir üretim zinciri ve topluma katkı arıyor. Yeni nesil, çevresel ve toplumsal duyarlılığı tercihleriyle görünür kılarak kültürel bir dönüşümün öncülüğünü yapıyor. Bu dönüşüm, markalar için yalnızca bir uyum süreci değil, yeni bir kimlik inşası anlamına geliyor. Sürdürülebilirliği yaşamın doğal akışına, deneyimin odağına ve günlük alışkanlıkların merkezine taşıyabilen markalar geleceği şekillendirecek. TAB Gıda’nın bu araştırmayla sektörün dönüşümüne yön veren içgörüler sunması, bu anlamda ilham verici bir liderlik örneği” dedi. Tüketicilerin yüzde 85’i markaların çevresel ve toplumsal konularda sorumluluk üstlenmelerini bekliyor. Araştırma sonuçlarına göre, tüketicilerin %81’i son dönemde beslenme tercihlerinde değişikliğe gitti. Bu değişimin temel motivasyon kaynakları arasında kaynağı belli, güvenilir ürün arayışı (%35) ve ekonomik nedenler (%30) olarak öne çıkıyor. Tüketicilerin %85’i işletmelerden çevresel ve sosyal konularda sorumluluk üstlenmelerini bekliyor. Kaynağı belli, güvenilir ve sürdürülebilir ürün algısı yükselirken tüketici deneyiminde öne çıkan hijyen, tazelik ve şeffaflık gibi başlıklar bu konudaki taleplerin artacağına işaret ediyor. Tüketiciler sürdürülebilir restoranlara %11 daha fazla ödemeye hazır Yapılan araştırma fast food sektöründe tüketicilerin sürdürülebilir restoranlara %11 daha fazla ödemeye hazır olduğunu gösteriyor. Ancak bunun için lezzet ve kalite güvencesi, ödenen farkın nereye gittiğinin açıklanması, indirim, sadakat puanı gibi ek avantajlar sunulması ve çevresel katkıların somut biçimde gösterilmesi gibi bazı koşulların karşılanmasını talep ediyor. Hijyen kurallarına uyum %42 oranında öne çıkıyor Hijyen, tazelik, şeffaf bilgi paylaşımı tüketici nezdinde sürdürülebilir marka algısının temel bileşenleri arasında yer alırken hijyen kurallarına uyum %42 oranında öne çıkan bir öncelik olarak görülüyor. Tüketiciler hijyeni sadece gıda güvenliği açısından değil, aynı zamanda marka güvenilirliği ve sürdürülebilirlik göstergesi olarak değerlendirirken ideal bir fast food restoranını hijyenik, güvenilir tedarik zincirine sahip, israfı önleyen, kaynağı belli ve güvenilir ürün sunan yer olarak tanımlıyor. Geri dönüşüm ve gıda israfı %69 oranında önem taşıyor Tüketicilerin %69’u yemekten kalan gıdaların israf edilip edilmediğini, kalan gıdaların nasıl değerlendirildiğini, geri dönüşüm yapılıp yapılmadığını önemli bir konu olarak görüyor. Tüketicilerin %42’si için bu konu restoran seçimini doğrudan etkileyen bir kriter. Tüketiciler günün menüsünde gıda israfını önleyici uygulamalar (%38), su tasarruflu musluklar (%30) ve geri dönüşüm istasyonları (%29) gibi konular, tüketicilerin restoranlarda görmek istedikleri sürdürülebilirlik uygulamaları arasında yer alıyor. Bununla birlikte tüketicilerin %78’i ambalaj türü ve miktarına dikkat ederken %88’i de ambalaj üzerinde geri dönüşüm bilgisini görmek istiyor. Tüketicilerin %44’ü şeffaf şekilde bilgilendirilmek, ne yediğini bilmek istiyor Yapılan araştırmada tüketicilerin %44’ü, sürdürülebilir bir markadan en temel beklentilerden biri olarak şeffaf bilgilendirilmeyi gösteriyor. Sürdürülebilirlik uygulamaları için ek ödeme yapmayı düşünenlerin %35’i, ödenen farkın nasıl kullanıldığının açıkça belirtilmesi durumunda bunu yapabileceğini, %32’si ise çevresel katkıların somut biçimde paylaşılmasını istiyor. Tüketicinin ne yediğini bilmek istediğine işaret eden bu sonuçlar, hızlı servis restoran işletmeleri için önümüzdeki dönemde sürdürülebilirlikle ilgili en önemli konunun şeffaflık olduğunu gösteriyor. Yerel ve mevsiminde tedarik edilmiş malzemelerle hazırlanmış ürünler tercih sebebi Araştırmaya katılan tüketicilerin %53’ü, ürünlerin mevsiminde, doğal yollarla veya organik malzemelerle üretilmesini öncelikli sürdürülebilirlik kriteri olarak görüyor. Tüketicilerin ideal restoran tanımında yerel ve mevsiminde üretilmiş taze malzemelerle hazırlanmış ürünler merkezi bir rol oynuyor. Araştırmada yerli üretim, yalnızca kalite ve ürün kaynağının güvenilirliğiyle değil, çevresel sorumluluk ve ekonomik katkı ile de ilişkilendiriliyor. Tüketiciler sürdürülebilir fast food markası olarak Burger King’i öne çıkarıyor Hızlı servis restoran işletmeciliği sektöründeki markaların sürdürülebilirlikle ilgili algısı çok yüksek değil. Her 4 tüketiciden 1’i (%25) sürdürülebilir marka denince herhangi bir isim veremiyor. Bununla birlikte Burger King %27 oranıyla tüketicilerin gözünde sürdürülebilir fast food markası olarak ilk sırada yer alıyor.

Nilüfer’de ‘sağlıklı Gıda Şenliği’ Başladı Haber

Nilüfer’de ‘sağlıklı Gıda Şenliği’ Başladı

Nilüfer Belediyesi ve Gıda Mühendisleri Odası (GMO) Bursa Şubesi iş birliğiyle düzenlenen 16 Ekim Dünya Gıda Günü etkinlikleri, kadın derneklerine yönelik eğitimle başladı. Karaman Dernekler Yerleşkesi’ndeki buluşmaya Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Emre Karagöz ile dernek üyeleri katıldı. GIDA ÜRÜNLERİ İLE İLGİLİ FARKINDALIĞI ARTTIRMALIYIZ Açılışta konuşan GMO Bursa Şube Başkanı Serkan Durmuş, “Gıda israfı, açlık ve obezite gibi küresel sorunlara karşı farkındalığı artırmalı, doğru politikalar ve bilinçli tüketimle geleceğimizi güvenceye almalıyız” mesajını verdi. Türkiye’nin tarımsal kapasitesine rağmen iklimsel değişimler ve hatalı tercihler nedeniyle kendi kendine yetebilme gücünün zayıfladığına dikkat çeken Durmuş, amaçlarının gıda ve gıda ürünlerine dair farkındalığı artırmak ve bunu gelecek nesillere aktarmak olduğunun altını çizdi. Eğitim bölümünde Nilüfer Belediyesi Kırsal Hizmetler Müdürlüğü Gıda ve Bitki İşleme Büro Sorumlusu Gıda Mühendisi Pelinsu Deveci, gıdaların doğru koşullarda muhafazası ve saklama süreleri konusunda bilgi paylaşarak “Amacımız gıda israfını önlemek, ekonomik kayıpları azaltmak ve sağlığa zararlı mikroorganizmaların çoğalmasını engellemek” dedi. Konuşmaların ardından katılımcılar, merak ettikleri soruları yöneltti. Programın sonunda Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Emre Karagöz, katkıları için konuşmacılara ve katılımcılara teşekkür ederek “Sağlıklı gıdaya erişim bir halk sağlığı meselesidir; bilinçli tüketim ve doğru bilgiyle daha güçlü bir toplumsal farkındalık oluşturacağız” diye konuştu. ​PAZAR ALANINDA BİLİNÇLENDİRME STANDI Programın hemen ardından Karaman Semt Pazarı’nda, Gıda Mühendisleri Odası Bursa Şubesi’nin açtığı stant ziyaret edildi. Stantta görev alan gıda mühendisleri, vatandaşlara broşürler dağıtarak, soruları yanıtladı. PROGRAMLAR DEVAM EDECEK Öte yandan Dünya Gıda Günü, kapsamındaki programlar devam edecek. 17 Ekim 2025 Cuma, 23 Nisan Parkı’nda çocuklarla kortej yürüyüşü ve atölye çalışmaları gerçekleştirilecek. 18 Ekim 2025 Cumartesi günü ise Pancar Deposu’nda Gıda Mühendisi Sibel Tokatlı “Gıda Etiketi Okuryazarlığı Söyleşisi” ile katılımcılarla buluşacak.

Sürdürülebilir Gelecek İçin Banvit BRF’den Gıda İsrafı Vurgusu Haber

Sürdürülebilir Gelecek İçin Banvit BRF’den Gıda İsrafı Vurgusu

Banvit BRF, sürdürülebilirliği tüm iş yapış biçimlerinin merkezine koyarak çevreye duyarlı projeler geliştirmeye devam ediyor. Bu yaklaşımın önemli bir parçası olarak gıda kaybı ve israfının önlenmesine odaklanan şirket, toplumda farkındalık yaratmayı öncelikleri arasında görüyor. Birleşmiş Milletler’in 29 Eylül’ü Uluslararası Gıda Kaybı ve İsrafı Farkındalık Günü olarak kabul etmesi doğrultusunda Banvit BRF, gıda israfının önlenmesinin sürdürülebilir bir gelecek için taşıdığı öneme dikkat çekiyor. 2008 yılında hayata geçirilen ve son yıllarda sürdürülebilir gıdaya odaklanan “Akıllı Çocuk Sofrası” projesi ile çocuklara sağlıklı ve bilinçli beslenme alışkanlıkları kazandırmayı hedefleyen Banvit BRF, aynı zamanda gıda israfının çevresel etkilerinin de altını çiziyor. Proje kapsamında geçtiğimiz aylarda KidZania İstanbul’da açılan Sürdürülebilir Gıda Merkezi ile çocuklara gıda israfının önlenmesi, çevreye duyarlı alışkanlıklar edinilmesi ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakılması konusunda rehberlik ediliyor. Sürdürülebilirlik çalışmalarının merkezinde suyun geri kazanımı da olan Banvit BRF, 2024 yılında Bandırma tesislerinde arıttığı atık suyu yüzde 50 oranla içme suyu kalitesinde geri kazanarak doğal su kaynaklarını korumuş oluyor. Ayrıca, "Sıfır Atık" sertifikalı kampüslerinde, "sıfır gıda kaybı modeliyle" üretim yapan şirket, üretim sürecinde oluşan organik atıklarını işleyerek elde ettiği hammaddeyi pet yemi sektörüne sunarak da gıda israfıyla mücadele sürecine katkı sağlamış oluyor. Şirketin sürdürülebilirlik konusundaki hassasiyetinin altını çizen Banvit BRF CEO’su Tolga Gündüz, günün önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Birleşmiş Milletler’in Uluslararası Gıda Kaybı ve İsrafı Farkındalık Günü olarak ilan ettiği 29 Eylül, tüm dünyaya önemli bir çağrıdır. Bizler, Banvit BRF olarak, gıda israfını önlemeye yönelik çalışmalarımızı sürdürülebilirlik vizyonumuzun ayrılmaz bir parçası haline getirdik. Dünyada her geçen gün gıdaya erişim adaletsizliği büyürken, milyonlarca insan açlıkla mücadele ediyor. Bu nedenle, yolculuğumuzun her aşamasında sorumluluk bilinciyle hareket ediyor, süreçlerimizi sürekli gözden geçirerek iyileştiriyoruz. Bu vizyonla yürüttüğümüz projelerimizle çocuklarımızdan başlayarak toplumun tüm kesimlerinde bu bilincin oluşması için çalışıyor, sürdürülebilir bir gelecek için üzerimize düşen görevi yerine getirmeye devam ediyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yılda Kişi Başı 102 Kilogram Yiyecek Çöpe Gidiyor Haber

Yılda Kişi Başı 102 Kilogram Yiyecek Çöpe Gidiyor

Türkiye’de her yıl artarak devam eden gıda israfı, gıdanın sürdürülebilirliğini de tehdit ediyor. Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası (TÜGİS) Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, konuya ilişkin yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu’nun başlattığı gıda israfının önlenmesine yönelik çalışmaya dikkat çekti. Her yıl 23 milyon ton gıda israf ediliyor! Kaan Sidar, yayınlanan son verilere değinerek israfın geldiği noktayı; “Türkiye'de her yıl 23 milyon ton gıdanın israf edildiğine ve kişi başına yıllık 102 kilogram yiyeceğin çöpe gittiğine ilişkin veriler son derece endişe verici. Bu rakamlar, ekonomik bir kayıp olmanın ötesinde açlıkla mücadele eden milyonlarca insanın var olduğu bir dünyada vicdani bir sorundur. Özellikle, üretilen meyve ve sebzelerin yüzde 35’inin sofraya ulaşamadan israf olması, tedarik zincirindeki süreçleri yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini ortaya koyuyor” sözleriyle özetledi. “İsrafa karşı mücadeleye destek” Gıda sanayiinin üretimin ilk halkasından tüketicinin sofrasına kadar olan zincirin en kritik aktörlerinden biri olduğunu belirten Sidar, “Bu nedenle, gıda israfıyla mücadelede en büyük sorumluluklardan birini taşıdığımızın farkındayız. Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu’nun başlattığı milli uyanış hamlesini ve bu konuya yönelik çalışmalarını büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz. TÜGİS olarak, bu çalışmalara işveren sendikası olarak destek vermeye hazırız” dedi. “Operasyonel süreçler iyileştirilmeli” Gıda israfıyla mücadelede atılacak somut adımlar arasında üretim, depolama ve lojistik süreçlerinde kayıpları en aza indirecek akıllı teknolojilerin teşvikinin önemli olduğunun altını çizen Sidar, kamu ve tüketici nezdinde yapılması gerekenleri de vurguladı. Sidar, “Hane halkı düzeyinde israfın önlenmesine yönelik eğitim ve bilgilendirme kampanyalarının desteklenmesi, mevcut gıda kaynaklarının daha verimli kullanılması ve tüketim alışkanlıklarımızın gözden geçirilmesi gerekiyor. Ayrıca gıda fazlasının ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasında kanuni düzenlemelerin ve operasyonel süreçlerin geliştirilmesi önem arz ediyor” ifadelerini kullandı. TÜGİS israfa karşı farkındalığı artırmaya devam edecek TÜGİS’in başta gıda okur yazarlığı olmak üzere daha sorumlu ve bilinçli tüketim için çalışmalar gerçekleştirdiğini belirten Sidar, “Gıda israfını önlemek, hem ülkemizin ekonomisine katkı sağlamak hem de gelecek nesillere daha sürdürülebilir bir gıda sistemi bırakmak demektir. Bu mesele aynı zamanda gıda güvenliğimizin ve çevremizin de geleceğidir. TÜGİS olarak Sürdürülebilirlik Akademisi ile birlikte düzenlediğimiz Sürdürülebilir Gıda Zirvesi aracılığıyla, gıdanın geleceğini masaya yatırıyoruz. Başta gıda israfı olmak üzere sektörümüzde yaşanan sorunlara çare arıyor, fikir alışverişinde bulunuyoruz. TÜGİS Bilim Kurulu aracılığıyla ise güvenli gıdaya ulaşım kapsamında dikkat edilmesi gereken hususları kamuoyuyla paylaşıyoruz. Tüm paydaşlarımızı da bu ortak mücadelede sorumluluk almaya davet ediyoruz” şeklinde konuştu.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.