Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Gıda Üretimi

Kapsül Haber Ajansı - Gıda Üretimi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda Üretimi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kentlerin Yeni Yol Haritası Sağlıklı Kentler Forumu’nda Çizildi Haber

Kentlerin Yeni Yol Haritası Sağlıklı Kentler Forumu’nda Çizildi

Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın öncülüğünde bu yıl ilk kez düzenlenen Sağlıklı Kentler Forumu (Healthy Cities Forum-HCF), ikinci gününde “gıda, su ve enerji” ekseninde kentlerin yaşadığı krizlere yönelik çözüm yollarını ele aldı. İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen forumun ikinci gün oturumlarına Başkan Dr. Cemil Tugay’ın yanı sıra İstanbul Vali Yardımcısı Mustafa Kaya, Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği üyesi il ve ilçe belediye başkanları, belediye bürokratları, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Tüm oturumları yakından takip eden Başkan Tugay, İzmir’in daha sağlıklı bir kent olması hedefi doğrultusunda konuşmacılara sorular yöneltti. Oturumların ardından ise konuşmacılara, Sağlıklı Kentler Birliği adına teşekkür plaketi takdim etti. Krizlerden çıkış koridorları belirlendi İlk gün “Düğümler” başlığı altında, kentlerin yaşadığı krizler, kırılganlıklar, kritik dönüm noktaları bir bütün olarak ele alındı. Forumun ikinci gününde ise “Koridorlar” başlığı altında, düğümlerin çözüm sürecinde ekolojik, sosyal, ekonomik ve yönetsel bağlantılar bir araya getirilerek yol haritası oluşturuldu. Forumun “Eşik” bölümünde ise krizlere karşı kentlerin yeni bir geleceğe geçişinin çıktıları üzerinde duruldu. İki günlük maratonun ardından doğa temelli çözümler, yerel uygulamalar ve iş birlikleri üzerinden ortak eylem alanları ortaya konuldu. Belediyeler gıda üretiminde aktif rol almalı İkinci gün toplantılarının ilk oturumu “Gıdanın Koridorları” oldu. "Kentten Kırsala Yeni Bağlar / Kentte Yaşam Ağları" başlığıyla İstanbul Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Serim Dinç moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği Başkanı Zümran Ömür ve Ege Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Özkaya konuşmacı oldu. Kars'ın Boğatepe köyünde hem üretimin hem de turizmin önünü açan Zümran Ömür, kırsalın doğru planlanması, toprağın kıymetinin bilinmesi ve doğru işlenmesinden söz ederek bir başarı öyküsünü aktardı. Prof. Dr. Tayfun Özkaya, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bokaşi kompostu üretimi, biyokömür gibi projelerini örnek gösterdi. Oturumda gıda üretiminde belediyelerin daha aktif olması gerektiği, tarım sektöründeki sıkışma, ekolojik gıda üretimi, agro ekolojinin yaygınlaştırılması önerileri gündeme geldi. Susuzluğa karşı 7 adımlık risk yönetimi Günün ikinci buluşması olan “Suyun Koridorları” oturumu, "Kuraklık Çağında Kentler" başlığıyla gerçekleştirildi. İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yurdanur Ünal moderatörlüğünde düzenlenen oturumda, İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ve Bursa Teknik Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gül Sayan Atanur konuşmacı oldu. Prof. Dr. Gül Sayan Atanur, peyzaj çalışmalarının şehirlerin altyapı projeleri olduğuna dikkat çekerek, sürdürülebilir kentsel drenaj sistemlerini anlattı. Her şehrin kendi doğasına göre su yönetimi ve kuraklıkla mücadele yöntemlerini geliştirmesi gerektiğini söyleyerek, yeşil alanları yok eden beton odaklı kentsel dönüşüm projelerine karşı uyardı. Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ise belediyelerin uygulaması gereken 7 adımlık risk yönetimini açıkladı. Bu adımlarda belediyelerin meteoroloji birimi kurması gerektiği, su bütçesinin yasallaşması, tarımsal dönüşüm, yağmur hasadı, kent taşıma kapasitesi, içme suyu – gri su ayrımı ve sözde çözümlerin reddedilmesi yer aldı. Enerjiyi tüketen değil üreten, yöneten, paylaşan şehirler Forumun “Enerji Koridorları” oturumu "Kentlerin Enerji Dönüşümü" başlığıyla düzenlendi. Füzyon Solar CEO’su Harun Girgin moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hasan Sarıçiçek ve Es Denizcilik Gayrimenkul Geliştirme Müdürü Alican Baycan konuşmacı oldu. Dr. Hasan Sarıçiçek, ilk kentlerin var olduğu günden günümüze kadar değişen enerji tüketimini anlattı. Veriyle güçlenen şehirlerin yarını daha iyi planladığını söyleyen Sarıçiçek, geleceğin şehirlerinin enerjiyi tüketen değil; üreten, yöneten ve paylaşan şehirler olacağını ifade etti. Alican Baycan ise hanelerden kamu binalarına kadar kentlerde tüketmeden enerjiyi koruyabilmenin yöntemlerini anlattı. Şehirlerin tasarlanırken enerji tasarrufu sağlayacak şekilde kurgulanması gerektiğini söyleyen Baycan, konut, ofis, ticaret ve kamusal alanların bir arada olduğu, ulaşımın minimumda tutulduğu “kompakt şehir” modelini anlattı. Kentte kimler var? Kentlerdeki yaşamı her açıdan ele almak üzerine düzenlenen “Kentte Kimler Var” oturumu gerçekleştirildi. İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Öğretim Üyesi ve DSÖ Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Burcu Zeybek moderatörlüğünde düzenlenen oturumda Yaban Hayatı Fotografçısı Alper Tüydeş ve Yuvam Dünya Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Pınar Kocabıyık konuşmacı oldu. Son dönemlerde Yaren Leylek hikayesinin fotoğraflarıyla adından söz ettiren Alper Tüydeş, kentlerdeki yaban hayatına dair deneyimlerini aktardı. Yerel yönetimlerin doğru bilerek uyguladığı birçok projenin kentlerdeki yaban hayatına etkisine dikkat çeken Tüydeş, birlikte yaşam sürülen ama fark edilmeyen çok sayıda tür hakkında bilgi verdi. Kıvılcım Pınar Kocabıyık, “İklim Kliniği: Isınan Dünyada Sağlığı Yeniden Düşünmek” adlı sunumu yaptı. İklim krizinin sadece doğayı değil ekonomiyi, toplumu ve kent sağlığını riske sokan pek çok şeyi etkilediğinin altını çizdi. Sağlıklı kentler için söz gençlerde Sağlıklı Kentler Forumu’nun son oturumunda söz gençlere bırakıldı. "Şehir Bizim Olsa: Gençler Sağlıklı Kentleri Nasıl Hayal Ediyor?" başlıklı gençlik oturumunun moderatörlüğünü Birleşmiş Milletler (BM) YOUNGO Sağlık Çalışma Grubu Lideri Dr. Sıla Gürbüz yaparken Avrupa Komisyonu İklim Elçisi Seren Anaçoğlu ve BM Gençlik Elçisi Resul Hüseynzade oldu. Oturumda gençler, iklim krizi, kuraklık, doğa ve çevre yetersizliği, kent içi yetersiz ulaşım, spor alanları, afetler, bisiklet yolları, yaşam alanları, aidiyet, güvensizlik ve karar alma noktasında gençlerin daha çok söz sahibi olması gibi pek çok konuya dair kendi pencerelerinden başkanlara aktardı. Şimdi yeniden başlama zamanı Son oturumda konuşan DSÖ Bilim Kurulu Üyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, kentlerin bugün birbirini besleyen çok katmanlı krizlerle karşı karşıya olduğuna dikkat çekti. Küresel ölçekte servet ve gücün az sayıda kişinin elinde toplandığını belirten Okyay, bunun demokrasi üzerinde baskı oluşturduğunu ve dünyada derin bir eşitsizlik krizinin yaşandığını ifade etti. Sorunların birbirinden bağımsız ele alınamayacağını vurgulayan Okyay, “Su politikaları bir yerde, gıda politikaları bir yerde, enerji politikaları başka bir yerde. Ama afetler ve krizler ayrı ayrı çıkmıyor. Bilginin disiplinler arası akışına ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı. Birlikte hareket etme zorunluluğuna dikkat çeken Okyay “Şimdi yeniden başlama zamanı” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ege Üniversitesi’nde Gıda Sektöründe Bilim Temelli Yaklaşımlar Ele Alındı Haber

Ege Üniversitesi’nde Gıda Sektöründe Bilim Temelli Yaklaşımlar Ele Alındı

Tekstil, gıda ve yağ sektörleri dahil olmak üzere farklı alanlardan konuşmacıların yer aldığı etkinlikte, özellikle palm yağı ve bitkisel yağlar hakkında kamuoyunda yaygın olan yanlış algılar bilimsel veriler ışığında değerlendirildi. Gıda üretimi ve içeriklerine yönelik tartışmaların bilimsel kanıtlarla desteklenmesi, sektörün gelişimi açısından belirleyici rol oynuyor. Bu bilginin önemine dikkat çekmek amacıyla 29 Nisan’da Ege Üniversitesi’nde, öğrenciler ve sektör profesyonelleri bir araya gelerek, özellikle palm yağı ve bitkisel yağlar hakkında kamuoyunda yaygın olan yanlış algıyı bilimsel veriler ışığında değerlendirdi. Farklı disiplinlerden alanlarında uzman, konuşmacılar; konuları, üretim süreçlerinden inovasyona uzanan geniş bir perspektifle ele aldı. Dr. Fahri Yemişçioğlu: “Palm yağı, gıda sistemleri için işlevsel ve sürdürülebilir bir kaynaktır.” Etkinlikte konuşan Gıda Mühendisi Dr. Fahri Yemişçioğlu, gıda üretiminde yağların çok yönlü işlevlerine dikkat çekerek şunları söyledi: “Gıda üretimi, “tarladan sofraya” yaklaşımıyla farklı disiplinleri ve meslek gruplarını bir araya getiren çok boyutlu bir süreç. Günümüzde tüketici beklentilerindeki değişimle birlikte gıda sektörü, teknoloji ve inovasyona en açık alanlardan biri haline geldi. Bitkisel yağların gıdalardaki kullanım alanı ve işlevselliği dikkate alındığında, palm yağı ve fraksiyonlarının önemi açıkça ortaya çıkıyor. Tropikal bir meyve olan palmiye ağacından ve çekirdeğinden elde edilen palm yağı ve palm çekirdeği yağı, artan dünya nüfusunun beslenmesi açısından önemli ve sürdürülebilir bir kaynak niteliği taşıyor.” “Bilimsel verilerle desteklenmeyen algılar, gıda üretim zincirini doğrudan etkileyebiliyor.” Dr. Fahri Yemişçioğlu bitkisel yağlara ilişkin sözlerine ayrıca şu bilgileri de ekledi: “Palm yağı fraksiyonları, sahip oldukları yağ asidi ve trigliserit yapıları sayesinde gıda endüstrisinde geniş bir kullanım alanına sahip. Dondurmadan şekerlemeye, krem çikolatadan fırıncılık ürünlerine kadar pek çok üründe, ürünün gerektirdiği fonksiyonel özelliklerin sağlanmasına katkıda bulunuyor ve inovatif ürün geliştirme süreçlerini destekliyor. Ayrıca palm yağı ve türevleri, dengeli yağ asidi bileşimleri sayesinde oksidatif bozulmaya karşı direnç göstererek ürünlerin raf ömrü boyunca tazeliğini ve güvenliğini korumaya yardımcı oluyor. Duygu Polat: “Önemli olan yağın türü değil, üretim kalitesi ve teknoloji düzeyidir.” Etkinlikte konuşan Kalite Kontrol Uzmanı Duygu Polat ise şunları söyledi: Bir yağ üretim tesisi açısından palm yağı ve fraksiyonları, diğer bitkisel tohum yağlarında olduğu gibi, nihai ürün formülasyonunun temel bileşenlerinden biri. Bu doğrultuda üretimden çıkan ürünler, kullanılacakları gıdanın özelliklerine bağlı olarak farklı yağ bileşimlerinden oluşturuluyor.Palm yağı ve türevleri, hem kullanım miktarı hem de sağladığı fonksiyonel katkılar açısından üretim süreçlerinde kritik bir rol üstleniyor. Bu yoğun kullanım, içerdiği bazı bileşenler nedeniyle son yıllarda hem akademinin hem de sektörün daha fazla dikkatini çekiyor. “Gıda Güvenliğinde Netleşen Standartlar” Sektörde son yıllarda geliştirilen üretim teknolojileri sayesinde, risk oluşturabilecek bileşenler büyük ölçüde kontrol altına alınıyor ve güvenli üretim standartları daha sistematik bir şekilde sağlanıyor. Türkiye’de de Avrupa Birliği ile uyumlu yasal düzenlemelerin yürürlüğe girmesiyle birlikte, bu alandaki tartışmaların daha çok bilimsel ve yasal çerçevede ele alındığı görülüyor. Gıda ve kalite yönetimi perspektifinden bakıldığında, yağları “iyi” ya da “kötü” olarak sınıflandırmak yerine hammadde kalitesi ve üretim teknolojisine odaklanmak daha sağlıklı bir yaklaşım sunuyor. Nitekim kaliteli hammadde ve gelişmiş üretim süreçleri, güvenli ve yüksek kaliteli ürünlerin temelini oluşturuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bitkisel Yağlar Hakkındaki Gerçekler 5. Uluslararası Gıda Kimyası Kongresi’nde Ele Alındı Haber

Bitkisel Yağlar Hakkındaki Gerçekler 5. Uluslararası Gıda Kimyası Kongresi’nde Ele Alındı

Gıda üretimi ve tüketimiyle ilgili artan bilgi kirliliğine karşı bilimsel veriye dayalı yaklaşımın önemine vurgu yapılan kongrede; gıda güvenliği, sürdürülebilir üretim, beslenme, regülasyonlar ve yeni teknolojiler gibi başlıkların yanı sıra izlenebilirlik sistemleri ve dijital çözümler de ele alındı. Gıda üretim sistemlerinin teknolojik özelliklerinden beslenmeye uzanan süreçte bilimsel bilginin önemine dikkat çekildi. Kongrede Gıda Mühendisi Dr. Fahri Yemişçioğlu ve Gıda Teknolojisi Uzmanı Dr. Elif Güngör Reis, bitkisel yağlar arasında önemli bir yere sahip olan palm yağı hakkında doğru bilinen yanlışları düzeltmek amacıyla bilimsel bilgi ve değerlendirmeler paylaştı. Dr. Fahri Yemişçioğlu, sunumunda bitkisel yağlara ilişkin bilimsel gerçekler ile kamuoyunda oluşan yanlış algılara odaklandı. Palm yağının zeytin meyvesinden elde edilen zeytinyağı gibi palm ağacının meyvesinden elde edilen bir meyve yağı olduğunu anlatan Yemişçioğlu, bu yağın gıda endüstrisinde kritik bir işlev üstlendiğine dikkat çekti. Palm yağı ve fraksiyonlarının, tohum yağlarının kısmi hidrojenasyonu ile üretilen ve trans yağ asidi içeren yağların besin zincirinden çıkarılmasını sağladığını belirten Yemişçioğlu, bu sayede trans yağ içermeyen gıda ürünlerinin üretiminin mümkün hale geldiğini söyledi. Palm yağına yönelik gıda güvenliği ve sağlık temelli eleştirilere de değinen Yemişçioğlu, “Palm yağı kanser yapar ifadesi bilimsel bir gerçek değil; bir algıdır. Yağlar tek başına kanser yapmaz, maddeler belirli dozların üzerinde toksik etki gösterir. GE ve 3-MCPDE, yalnızca palm yağına özgü değildir. Uygun olmayan hammaddelerin yüksek sıcaklıklarda rafine edilmesiyle diğer yağlarda da oluşabilir” ifadelerini kullandı. Palm yağının palmitik asit içeriği nedeniyle eleştirilere konu olmasının beslenme açısından gerçekçi olmadığını belirten Yemişçioğlu; palmitik asidin süt yağlarında da bulunduğunu ve zararlı olduğuna yönelik bilimsel görüş birliğinin bulunmadığını belirtti. Yemişçioğlu, Avrupa Birliği ve Türkiye’de yürürlükte olan düzenlemelerin bu konuda yüksek düzeyde gıda güvenliği standardı sağladığının ve ilgili regülasyonların Türkiye’de yürürlüğe girmesiyle gıdaların daha güvenli hale geldiğinin de altını çizdi. “İzlenebilir ve denetlenebilir sistemler sürdürülebilirlik için olmazsa olmaz” Palm yağı ekosisteminde verimlilik ve sürdürülebilirlik konularına dikkat çeken Dr. Elif Güngör Reis de; palm ağacının tarım yapılan arazilerde birim alandan elde edilen yağ miktarı açısından diğer yağlı tohumlara kıyasla açık ara en yüksek verime sahip bitki olduğunu vurguladı. Küresel yağlı tohum arazilerinin yalnızca %10’unu kullanmasına rağmen dünya bitkisel yağ üretiminin yaklaşık %40’ını karşılamasının önemli bir verimlilik göstergesi olduğunu ifade eden Reis, bu durumu “10/40 Paradoksu” olarak tanımladı. Palm yağının küresel gıda arzında stratejik bir rol üstlendiğini vurgulayan Reis, palm yağının tamamen devre dışı bırakılmasının daha fazla tarım alanı ihtiyacı ve buna bağlı orman kaybı riski doğurabileceğini belirtti. Palm yağının GDO riski barındırmayan ham yağ kaynaklarının başında geldiğini belirten Reis, çözümün boykot değil sürdürülebilir üretim standartlarının yaygınlaştırılması olduğunu ifade etti. Sürdürülebilirliğin ancak izlenebilir ve denetlenebilir sistemlerle mümkün olabileceğini de belirten Reis, sürdürülebilirlik hassasiyeti taşıyan üretici ve tüketicilerin Malezya’da zorunlu olarak uygulanması hedeflenen MSPO 2.0 sertifikasını mutlaka talep etmesi gerektiğini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Cargill’den Türkiye Ekonomisine 1,9 Milyar Dolarlık Dev Katkı Haber

Cargill’den Türkiye Ekonomisine 1,9 Milyar Dolarlık Dev Katkı

Rapor, Cargill’in 2023 yılında Türkiye ekonomisine doğrudan, dolaylı ve tetikleme etkileriyle toplam 1,9 milyar dolar* seviyesinde bir üretim katkısı sağladığını ortaya koydu. Dünyayı güvenli, sorumlu ve sürdürülebilir bir şekilde besleme misyonuyla 65 yılı aşkın süredir Türkiye’de faaliyet gösteren Cargill, Türkiye ekonomisine sağladığı çok boyutlu katkıyı ortaya koyan bir ekonomik etki analizi raporu yayımladı. Sabancı Üniversitesi’nden Doç. Dr. Orhan Erem Ateşağaoğlu ve Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Gökhan Özertan liderliğinde, TÜİK verileriyle uyumlu Girdi-Çıktı metodolojisi kullanılarak hazırlanan bağımsız rapor, Cargill’in 2023 yılında Türkiye ekonomisine doğrudan, dolaylı ve tetikleme etkileriyle toplam 1,9 milyar dolar* seviyesinde bir üretim katkısı sağladığını ortaya koydu. Her 1 Cargill Çalışanı, Ekonomide 14 Kişilik Ek İstihdam Yaratıyor Ekonomik etki analizi, Cargill’in faaliyetlerinin Türkiye ekonomisindeki çarpan etkisini gözler önüne seriyor. Şirketin 2023 yılında 678,3 milyon dolar* olan net hasılatının, tedarik zinciri ve hane halkı harcamaları kanalıyla 2,8 katlık bir çarpan etkisi yaratarak 1,9 milyar dolar* toplam ekonomik büyüklük oluşturduğu tespit edildi. Analize göre, şirketin 825** kişilik doğrudan istihdamı, ekonominin genelinde toplam 14.034 kişilik bir istihdam etkisi yaratıyor. Bu bulgu, her bir Cargill çalışanının Türkiye ekonomisinde 14 ek istihdamı tetiklediğini gösteriyor. Raporun önemli bulgularından biri, şirketin yarattığı doğrudan katma değerin çarpan etkisi. Buna göre, şirketin sağladığı her 1 TL'lik doğrudan katkı, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'da (GSYH) 5,4 TL'lik bir artış yaratıyor. Bu çarpan etkisinin bir sonucu olarak, Cargill’in Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya toplam katkısı ise 2023 yılında 588 milyon dolar* olarak ölçüldü. Raporda Cargill’in Türkiye’deki faaliyetlerinin, kamu maliyesine de önemli katkılar sunduğu yer aldı. 2023 verilerine göre Cargill, devlete 88,3 milyon dolar tutarında vergi geliri katkısı sağladı. “Türkiye’nin geleceğine yatırım yapmaya devam edeceğiz” Rapor sonuçlarını değerlendiren Cargill Gıda META Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'su Murat Tarakçıoğlu, Cargill’in Türkiye’ye olan bağlılığının altını çizerek şunları söyledi: “Ülke ekonomisine ve toplumsal refaha sağladığımız katkıyı şeffaf ve bilimsel bir metodolojiyle ortaya koymaktan gurur duyuyoruz. Bu bağımsız analiz, sadece üretim ve istihdamdaki doğrudan etkimizi değil, aynı zamanda tarımdan lojistiğe, gıdadan hizmet sektörlerine kadar vetne denli geniş bir ekosistemi desteklediğimizi de gösteriyor. Yarattığımız her 1 TL’lik katma değerin ekonomide 5,4 TL’lik bir büyümeyi tetiklemesi, Türkiye’nin yerel üretimine ve potansiyeline olan inancımızın en somut kanıtıdır. Sürdürülebilirlik ve toplumsal faydayı iş modelimizin merkezine alarak, çiftçimizin yanında durmaya, yenilikçi ve katma değerli üretimle Türkiye’nin geleceğine yatırım yapmaya kararlılıkla devam edeceğiz.” Sürdürülebilir Tarım ve Toplumsal Kalkınma Cargill, ekonomik katkısının yanı sıra sosyal ve çevresel etki odaklı programları ve projeleriyle de öne çıkıyor. 2019’dan bu yana devam eden 1000 Çiftçi 1000 Bereket programı ile 27 ilde 7.000’den fazla çiftçiye ulaşarak %20’ye varan verim artışı sağlandı. Şirket İznik Gölü’nün korunmasına yönelik başlattığı Su Geri Dönüşüm Projesi ile tarımsal sulamada verimliliği artırırken, Balıkesir’deki tesisine kurduğu güneş panelleriyle yılda 1.500 ton karbon salımını engelliyor. Şirket ayrıca, önümüzdeki günlerde Orhangazi’de dünya standartlarında bir Sokak Hayvanları Rehabilitasyon Merkezi’’ni faaliyete geçirmeye hazırlanıyor. Yerel tedarikçilerle derin bağ Raporu hazırlayan akademisyenlerden Prof. Dr. Gökhan Özertan, “Çalışmamız, Cargill gibi küresel bir oyuncunun yerel tedarik zincirleriyle ne kadar derin bir bağ kurduğunu ve ekonomik aktiviteyi nasıl tetiklediğini Girdi-Çıktı modeliyle net bir şekilde ortaya koyuyor,” dedi. Doç. Dr. Orhan Erem Ateşağaoğlu ise, “Analizimiz, şirketin sadece kendi sektöründe değil, tarım, ulaştırma ve ticaret gibi bağlantılı birçok alanda yarattığı çarpan etkisinin büyüklüğünü ve bunun istihdama olan pozitif yansımasını kantitatif olarak kanıtlamaktadır,” diye konuştu. Girdi-Çıktı metodolojisi kullanıldı Ekonomik etki analizi çalışmasında Girdi-Çıktı metodolojisinden yararlanıldı. Amerikalı ekonomist Wassily Leontief tarafından geliştirilen ve 1973 yılında Nobel Ekonomi Ödülü’nü almasını sağlayan bu metodolojide sektörler arasındaki ilişki incelenerek bu sektörlerin birbirlerine olan katkıları ölçülüyor. Girdi-Çıktı metodolojisi sayesinde, Cargill'in tarım, gıda üretimi ve dağıtımı gibi alanlarda yarattığı ekonomik katma değerin yanı sıra, istihdam, ticaret ve vergi gelirleri gibi önemli unsurlar üzerindeki etkilerini de ortaya konuyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.