Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Göz Sağlığı

Kapsül Haber Ajansı - Göz Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Göz Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Lösemi Tedavisinde Göz Sağlığı Takibi Hayati Önem Taşıyor Haber

Lösemi Tedavisinde Göz Sağlığı Takibi Hayati Önem Taşıyor

Her yıl 2 – 8 Kasım tarihleri arasında idrak edilen Lösemili Çocuklar Haftası, çocukluk çağı kanserleri arasında en sık görülen lösemiye karşı toplumda farkındalık yaratmayı hedefliyor. Çocukların bu zorlu mücadelede başarıya ulaşmasında erken tanı ve bütüncül tedavi yaklaşımı hayati önem taşırken, göz sağlığı takibi de bu sürecin en kritik unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Lösemi Gözü Nasıl Etkiler? Löseminin doğrudan göz dokularını etkileyebileceğine veya kullanılan ağır tedavilerin yan etkisi olarak göz problemlerine yol açabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Mehmet Bülent Doğu, hastalık sürecinde gözde meydana gelebilecek olası belirtileri şu şekilde sıraladı: Retina Kanamaları ve Damar Değişiklikleri: Lösemiye bağlı kanda gelişen alyuvar ve trombosit düşüklükleri, retina tabakasında kanamalara veya damar yapılarında tıkanıklıklara neden olabilir. Göz İçi Enfeksiyon Riski: Tedavi sürecinde bağışıklık sisteminin baskılanması sebebiyle, çocukların gözü fırsatçı enfeksiyonlara karşı oldukça hassas hale gelir. Kortizon ve Tedavi Kaynaklı Yan Etkiler: Tedavi protokollerinde yer alan ilaçların veya kemoterapinin uzun süreli kullanımı; göz tansiyonu (glokom) yükselmesi, katarakt oluşumu ve kuru göz gibi rahatsızlıkları tetikleyebilir. Lösemik Tutulum (İnfiltrasyon): Nadir de olsa lösemi hücreleri göz sinirine, retinaya veya göz çevresi dokularına yerleşerek ciddi görme kayıplarına yol açabilir. Rutin Göz Muayeneleri İhmal Edilmemeli Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Op. Dr. Doğu, lösemi tanısı alan çocukların tedavi öncesinde, sırasında ve sonrasında düzenli göz muayenesinden geçmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: "Lösemili çocuklarımızın şifa bulması için yürütülen bu mücadelede göz sağlığını korumak, onların gelecekteki yaşam kalitesini doğrudan etkilemektedir. Gözde meydana gelebilecek küçük bir kanama ya da görme sinirindeki bir etkilenme, bazen hastalığın seyri hakkında da önemli ipuçları verebilir. Bu nedenle, minik hastalarımızın çocuk hematolojisi ve çocuk göz hastalıkları uzmanları tarafından multidisipliner bir anlayışla takip edilmesi şarttır. Ailelerin, çocuklarında fark ettikleri çapaklanma, kızarıklık, ışığa hassasiyet veya görme netliğinde azalma gibi şikâyetlerde zaman kaybetmeden bir göz hekimine başvurması büyük önem taşır." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Göz Kapağı Estetiğinde Gözden Kaçan Risk: Kuru Göz! Haber

Göz Kapağı Estetiğinde Gözden Kaçan Risk: Kuru Göz!

Bu nedenle göz kapağı estetiği öncesinde yalnızca dış görünümün değil, gözyaşı dengesi ve kapak fonksiyonlarının da değerlendirilmesi gerekiyor. Uzmanlar, özellikle önceden kuru göz şikayeti bulunan kişilerde cerrahi sonrasında yanma ve batma gibi belirtilerin artabileceğini, göz kapağının kapanma fonksiyonunda meydana gelen değişikliklerin ise göz yüzeyini olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. İsmail Diri, göz kapağı estetiğinin yalnızca görünümle sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek ameliyat öncesi göz yüzeyi muayenesinin, kişiye özel cerrahi planlamanın ve göz kapağının koruyucu işlevinin önemine ilişkin bilgiler paylaşıyor. Göz Kapakları Yalnızca Görünümümüzü mü Etkiliyor? Göz kapakları, yüz ifadesinin belirginleşmesinde rol oynarken göz sağlığının korunmasında da önemli görevler üstleniyor. Gün içerisinde binlerce kez gerçekleşen göz kırpma hareketi, gözyaşının kornea yüzeyine yayılmasına ve gözün nemli kalmasına yardımcı oluyor. Göz kapaklarının tam kapanabilmesi ise göz yüzeyinin dış etkenlerden korunmasını sağlıyor. Op. Dr. İsmail Diri, göz kapağının estetik görünümü ile işlevsel yapısının birbirinden ayrı düşünülmemesi gerektiğini vurgulayarak şu değerlendirmede bulunuyor: “Göz kapağı estetiği denildiğinde çoğu kişinin aklına sarkan derinin alınması veya göz çevresindeki torbalanmaların giderilmesi geliyor. Göz kapakları, gözyaşının dağılımından kornea yüzeyinin korunmasına kadar birçok önemli görevi yerine getiriyor. Cerrahi planlama sırasında yalnızca ne kadar dokunun çıkarılacağına değil, işlem sonrasında göz kapağının doğal hareketini ve kapanma fonksiyonunu sürdürebilmesine de dikkat edilmesi gerekiyor.” Göz Kapağı Estetiği Kuru Göz Şikayetlerini Artırabilir mi? Göz kapağı estetiği öncesinde değerlendirilmesi gereken konulardan biri de kuru göz hastalığıdır. Gözyaşı üretiminin yetersiz olması veya gözyaşının normalden hızlı buharlaşması sonucunda ortaya çıkabilen kuru göz; yanma, batma, kızarıklık, yabancı cisim hissi, ışığa hassasiyet ve zaman zaman bulanık görme gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Göz kapağı ameliyatları sonrasında oluşabilen geçici şişlikler, göz kırpma hareketindeki değişiklikler ve kapağın tam kapanamaması, gözyaşı tabakasının dengesini etkileyebilir. Özellikle ameliyat öncesinde kuru göz eğilimi bulunan kişilerde bu değişiklikler mevcut şikayetlerin belirginleşmesine neden olabilir. Op. Dr. İsmail Diri, ameliyat öncesi değerlendirmede kuru göz belirtilerinin sorgulanmasının önemine dikkat çekiyor: “Bazı hastalarda kuru göz şikayetleri hafif düzeyde olduğu için günlük yaşamda belirgin bir rahatsızlık oluşturmayabiliyor. Ancak cerrahi sonrasında göz kapağının hareketinde veya kapanmasında meydana gelen geçici değişiklikler, bu şikayetlerin daha fazla hissedilmesine yol açabiliyor. Bu nedenle ameliyat öncesinde gözyaşı tabakasının, göz yüzeyinin ve kapak kapanma fonksiyonunun değerlendirilmesi önem taşıyor. Gerekli görülen hastalarda kuru gözün öncelikle kontrol altına alınması, cerrahi planlamanın bir parçası olabiliyor.” Her Göz Kapağı Sarkması Aynı Nedenle Ortaya Çıkmıyor Üst göz kapağında oluşan ağırlık hissi, yorgun görünüm veya deri katlantıları her zaman yalnızca deri fazlalığından kaynaklanmıyor. Kaşların aşağı doğru yer değiştirmesi, göz kapağını kaldıran kasın işlevindeki değişiklikler ve yaşla birlikte göz çevresindeki dokuların farklılaşması da benzer şikayetlere neden olabiliyor. Op. Dr. İsmail Diri, her hastaya aynı cerrahi yaklaşımın uygulanamayacağını belirterek şu bilgileri aktarıyor: “Göz kapağında sarkma şikayetiyle başvuran iki hastanın görünümü birbirine benzese de bu durumun altında farklı anatomik nedenler bulunabilir. Bir hastada deri fazlalığı ön plandayken başka bir hastada kaş düşüklüğü veya göz kapağını kaldıran kasın işlevinde zayıflık söz konusu olabilir. Bu ayrım yapılmadan planlanan işlemler, beklenen işlevsel sonucu sağlamayabileceği gibi göz kapağının doğal yapısını da etkileyebilir. Bu nedenle cerrahi yaklaşım, hastanın göz çevresi anatomisine ve muayene bulgularına göre belirlenmelidir.” Fazla Deri Alınması Gözlerin Tam Kapanmasını Engelleyebilir Göz kapağı estetiğinde dikkat edilmesi gereken konulardan biri, çıkarılacak deri ve diğer dokuların miktarıdır. Gereğinden fazla doku çıkarılması, özellikle üst göz kapağında gözün tam kapanmasını zorlaştırabilir. Göz kapaklarının tam kapanamaması, tıpta "lagoftalmi" olarak adlandırılır. Bu durum, göz yüzeyinin yeterince korunamamasına ve korneanın açıkta kalmasına neden olabilir. Göz kapağının tam kapanamaması sonucunda gözyaşı daha hızlı buharlaşabilir; kuruluk, kızarıklık, batma ve ışığa hassasiyet gibi şikayetler gelişebilir. Daha ciddi durumlarda ise kornea yüzeyinde hasar meydana gelebilir. Göz Kapağı Estetiği Öncesinde Nelere Dikkat Edilmeli? Göz kapağı estetiği planlanan kişilerde yalnızca deri fazlalığı veya torbalanmanın değerlendirilmesi yeterli olmayabilir. Ameliyat öncesinde göz kapağının kapanma hareketi, gözyaşı tabakasının durumu, kornea yüzeyi, kaş seviyesi ve göz çevresindeki kasların işlevi birlikte incelenmelidir. Daha önce geçirilmiş göz ameliyatları, mevcut göz hastalıkları, kullanılan göz damlaları ve kontakt lens alışkanlıkları da değerlendirme sürecinde dikkate alınmalıdır. Op. Dr. İsmail Diri, göz kapağı estetiğinde sağlıklı bir cerrahi planlamanın temelinde gözün anatomik ve işlevsel bütünlüğünün korunmasının yer aldığını belirterek sözlerini şöyle tamamlıyor: “Göz kapağı estetiği yalnızca dış görünümü değiştirmeye yönelik bir işlem olarak değerlendirilmemelidir. Göz kapaklarının doğal hareketini, gözyaşı dengesini ve göz yüzeyinin sağlığını korumak da cerrahi planlamanın önemli parçalarıdır. Her hastanın anatomik özellikleri ve göz sağlığı farklı olduğu için ameliyat öncesinde ayrıntılı değerlendirme yapılması ve olası risklerin hasta ile paylaşılması gerekir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Göz Muayenesi İhmal Edilmemeli Haber

Göz Muayenesi İhmal Edilmemeli

Prof. Dr. Şener, “Göz hastalıklarında erken tanı, görmeyi korumanın en önemli adımlarından biridir. Glokom, sarı nokta hastalığı, diyabete bağlı retina hasarı ve katarakt gibi birçok hastalık, erken dönemde fark edildiğinde tedavi süreci daha etkili yönetilebilir. Bu nedenle göz muayenesi yalnızca görme bulanıklığı başladığında değil, düzenli aralıklarla yapılmalıdır” dedi. Göz hastalıkları sinsi ilerleyebilir Görme sağlığı, günlük yaşam kalitesini doğrudan etkileyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Ancak birçok kişi göz muayenesini yalnızca gözlük ihtiyacı ya da belirgin görme kaybı ortaya çıktığında gündemine alıyor. Oysa bazı göz hastalıkları uzun süre belirti vermeden ilerleyebiliyor ve fark edildiğinde kalıcı hasara yol açabiliyor. Özellikle glokom, diyabete bağlı retina hastalıkları ve yaşa bağlı makula dejenerasyonu gibi rahatsızlıklar erken dönemde sessiz seyredebiliyor. Ani görme azalması, bulanık görme, ışık çakmaları, göz önünde uçuşmalar, gece görüşünde bozulma, gözde ağrı, kızarıklık veya ışık hassasiyeti gibi belirtiler ise ihmal edilmemesi gereken uyarılar arasında yer alıyor. Prof. Dr. Şener, “Göz hastalıklarının bir kısmı hastanın günlük yaşamında belirgin bir şikâyet oluşturmadan ilerleyebilir. Bu nedenle düzenli muayene, hastalığı henüz tehlikeli evreye gelmeden yakalamak açısından kritik önem taşır. Görme kaybı geliştikten sonra değil, görmeyi koruyacak aşamada harekete geçmek gerekir” diye konuştu. Yapay zekâ destekli muayene erken tanıyı güçlendiriyor Göz sağlığında teknolojik gelişmeler, tanı ve tedavi süreçlerinde önemli bir dönüşüm yaratıyor. Yapay zekâ destekli görüntüleme ve analiz sistemleri; hastanın göz yapısını, retina ve sarı nokta durumunu, kornea özelliklerini ve biyometrik parametrelerini kısa sürede değerlendirerek hekimlere tanı sürecinde önemli veriler sunabiliyor. Prof. Dr. Şener, yapay zekâ destekli teknolojilerin özellikle erken teşhis açısından önemli bir yardımcı rol üstlendiğini belirterek, “Geleneksel muayene yöntemlerinin ötesine geçen yeni nesil teknolojiler, hastanın göz yapısını çok sayıda parametre üzerinden analiz edebiliyor. Retina, sarı nokta, kornea ve glokom açısından risk oluşturan bulgular, ileri evreye gelmeden değerlendirilebiliyor. Tıbbın geleceği veriye dayalı öngörü; ancak bu verilerin doğru yorumlanması hekim tecrübesiyle mümkündür” dedi. Yapay zekâ destekli analizlerin, yalnızca hastalıkların tespitinde değil, aynı zamanda lazer ve premium lens gibi cerrahi uygulamalara uygunluğun değerlendirilmesinde de yol gösterici olabildiğini belirten Prof. Dr. Şener, hastaya en uygun tedavi planının belirlenmesinde teknolojik veriler ile hekim deneyiminin birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. Düzenli muayene, görme kaybına karşı en güçlü adım Dünya Görme Günü kapsamında toplumun göz sağlığı konusunda daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini belirten uzmanlar, çocuklardan yetişkinlere kadar her yaş grubunda düzenli göz muayenesinin önemine dikkat çekiyor. Gerekli durumlarda ileri görüntüleme yöntemleri ve yapay zekâ destekli analizlerden de yararlanılarak hastalıklara erken dönemde müdahale edilebiliyor. Prof. Dr. Şener, Dünya Görme Günü vesilesiyle yaptığı çağrıda, “Göz sağlığı ertelendiğinde sonuçları yaşam kalitesini doğrudan etkileyebilir. Bugün, düzenli göz muayenesini hatırlamak ve görme sağlığını korumak için önemli bir fırsat. Görmeyi korumanın yolu, şikâyet beklemeden muayene olmak ve erken tanının gücünden yararlanmaktır” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Göz Sağlığını Korumanın 10 Yolu    Haber

Göz Sağlığını Korumanın 10 Yolu  

Dünya Görme Günü, önlenebilir körlük ve görme kusurlarına dikkat çekmek amacıyla tüm dünyada her yıl Ekim ayının ikinci Perşembe günü kutlanıyor. Bu yıl 08 Ekim 2026 tarihinde kutlanan Dünya Görme Günü, göz sağlığı konusunda farkındalık yaratmak için önemli bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 1 milyar kişinin önlenebilir veya henüz tedavi edilmemiş bir görme bozukluğundan etkilendiğini hatırlatan Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Kıvanç Güngör şunları söyledi: “Göz sağlığı, genel sağlığımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Gözlerimizi ihmal etmeden korumamız gerekiyor. Dünya Görme Günü’nde biz Türk hekimleri de toplumda göz sağlığı bilincini artırmak için çalışmalar yürütüyoruz.” Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Körlüğü Önleme Ajansı iş birliğiyle düzenlenen etkinlikler ve farkındalık çalışmaları kapsamında, göz hekimleri ve uzmanlar her bireyin göz sağlığını koruması için bilinçlendirme faaliyetleri yürütüyor. Türk Oftalmoloji Derneği, Türkiye’de en sık görülen göz hastalıklarının başında katarakt, glokom, makula dejeneresansı (sarı nokta hastalığı), diyabete bağlı göz sorunları ve çocuklarda göz tembelliği, şaşılık ve miyopi geldiğini vurguladı. Bu hastalıkların büyük bölümü, düzenli kontroller ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabiliyor. Prof. Dr. Kıvanç Güngör, “Düzenli göz muayeneleri, görme kayıplarını önlemede en güçlü silahımızdır” diyerek erken teşhisin önemine dikkat çekti. Gözlerimizi korumanın 10 yolu Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Kıvanç Güngör, herkesin göz sağlığını korumak için aşağıdaki on kuralı uygulaması ve çevresindekileri bilgilendirmesi gerektiğini vurguladı: 1. Gözlerinizi sevin, göz sağlığınıza önem verin Doktorunuzun önerileri doğrultusunda belirli aralıklarla göz muayenelerinizi yaptırın. Görme yetinizde bir problem olmasa bile, belirli aralıklarla göz kontrolleri yaptırmanız, şikayetleriniz gelişmeden önce hastalığın erken aşamada tespit edilmesi ve önlenmesinde yardımcı olacaktır. Ayrıca göz muayenesi ile sadece göz hastalıkları değil sistemik ve nörolojik hastalıkların tanısı da konabilmektedir. 2. Sağlıklı ve dengeli beslenin. Sağlıklı beslenmek göz sağlığı için de önem taşımaktadır. Göz sağlığını destekleyen vitamin ve mineralleri içeren besinler (A, B, C, D ve E vitaminleri, çinko, omega-3 yağ asitleri) tüketin. 3. Sigara kullanmayın. Sigara kullanımı katarakt ve yaşa bağlı makula dejenerasyonu riskini artırdığı için sigaradan uzak durun. 4. Gözlerinizi UV Işınlarından Koruyun. Dış mekanlarda güneş gözlüğü kullanarak zararlı ultraviyole ışınlardan korunun, çıplak gözle güneşe direk bakmaktan kaçının. 5. Gözlerinizde kaşınma veya tahriş olduğunda temizliğe dikkat edin. Ellerinizi yıkamadan gözlerinize dokunmayın ve göz hijyenine özen gösterin, makyaj malzemelerinizi başkaları ile paylaşmayın. 6. Ekran karşısında 20/20/20 kuralını uygulayın: Ekrana uzun süre bakmak göz kuruluğu, göz yorgunluğu ve baş ağrısına sebep olur. Her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunce gözlerinizi kapatarak gözyaşı dağılımını sağlayın ve 20 saniye boyunca, 6 metre uzaktaki bir noktaya bakarak gözlerinizi dinlendirin. Ayrıca çocuklarda uzun süreli özellikle yakından tablet, telefon kullanımı miyopi gelişmesi ve artması riskini beraberinde getirmektedir. 7. Koruyucu gözlük veya ekipman kullanın: Odun kesme, kaynak gibi tehlikeli işler; sporlar veya kimyasal işler yaparken uygun göz koruyucu ekipman kullanın. 8. Diyabet ve Hipertansiyon gibi hastalıkları kontrol altında tutun. Toplumda sık görülen diyabet ve hipertansiyon gibi sistemik hastalıklar, göz sağlığınızı doğrudan etkileyerek körlüğe kadar gidebilir bu nedenle sistemik hastalıklarda göz kontrolü büyük önem taşımaktadır. 9. Çocuklarda göz sağlığına dikkat edin. Görme duyusunun geliştiği, öğrenildiği çocukluk döneminde düzenli göz muayenelerini ihmal etmeyin. Ailede olan göz problemlerinin kalıtım ile geçebileceğini unutmayın. Çocuklarınızın, günde en az iki saat dış ortamda vakit geçirmesini teşvik edin. Bu miyopi riskini azaltır. 10. Uzun süreli göz makyajından ve eski kozmetik ürünlerden kaçının. Göz makyaj malzemelerinizi zamanında değiştirin, son kullanma tarihlerine dikkat edin ve fırçalarınızı düzenli olarak temizleyin. Bu yaklaşım göz enfeksiyonlarını ve alerjik reaksiyonları önlemeye yardımcı olur. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünyagöz Hastaneler Grubu 30. Yılında Kazakistan’da Yeni Şubesini Açıyor Haber

Dünyagöz Hastaneler Grubu 30. Yılında Kazakistan’da Yeni Şubesini Açıyor

Dünyagöz Hastaneler Grubu’nun uluslararası büyüme vizyonu doğrultusunda gerçekleştirilen Kazakistan yatırımı, 30. yılda Türkiye’nin göz sağlığı alanındaki uzmanlığını Orta Asya’ya taşıma hedefinin önemli bir adımı olarak değerlendiriliyor. Kazakistan’da Teşhis ve Tedavi Merkezi olarak hizmet verecek olan Dünyagöz, bu şubeyle birlikte yurtdışında toplam 11 uluslararası noktaya ulaşmış oldu. Yeni şube, Kazakistan’ın başkenti Astana’da, EXPO District bölgesinde hizmet verecek. Dünyagöz, Kazakistan yatırımıyla yalnızca bir şube açılışı gerçekleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’nin göz sağlığı alanındaki bilgi birikimini Orta Asya’ya taşıma yönünde stratejik bir adım atıyor. Türkiye’de elde edilen uluslararası deneyim ve klinik başarı, artık Kazakistan’da hastaların hizmetine sunuluyor. Astana’da her hastaya özel, ileri teknoloji destekli yaklaşım ile yeni bir sağlık standardı oluşturulması hedefleniyor. Yeni şube ile birlikte Kazakistan ve çevre ülkelerden gelen hastaların ileri göz sağlığı hizmetlerine erişimi kolaylaşırken, bölgesel sağlık turizmi akışının da güçlenmesi hedefleniyor. Dünyagöz Hastaneler Grubu, uluslararası hasta yönetimi ve ileri teknoloji altyapısı ile global sağlık ağını genişletmeye devam ediyor. Dünyagöz Hastaneler Grubu, Kazakistan’daki yeni şubesi ile birlikte göz sağlığı alanında ileri teknoloji destekli tanı ve değerlendirme hizmetlerini bölge halkının erişimine sunmayı hedefliyor. Retina hastalıkları, katarakt, kornea hastalıkları, trifokal lens uygulamaları, kök hücre destekli tedavi planlamaları, keratokonus, glokom (göz tansiyonu) ve ICL (göz içi kontakt lens) değerlendirmeleri başta olmak üzere göz hastalıklarının geniş bir yelpazesinde kapsamlı hizmet sunacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Her Güneş Gözlüğü Gözleri Korumuyor! Haber

Her Güneş Gözlüğü Gözleri Korumuyor!

UV koruması bulunmayan güneş gözlüklerinin gözleri korumak yerine zarar verebileceğine dikkat çeken Optisyenlik Programından Dr. Naz Esin Başkan Özdemir, yanlış ürün seçiminin göz sağlığı açısından ciddi riskler oluşturabileceği konusunda uyardı. Dr. Özdemir, uzun süre ultraviyole ışınlarına maruz kalmanın katarakt, kornea hasarları ve sarı nokta hastalığı riskini artırabileceğini belirterek, “Güneş gözlüğü estetik bir tercih değil, göz sağlığını korumaya yönelik bir gerekliliktir.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Optisyenlik Programından Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, 27 Haziran Dünya Güneş Gözlüğü Günü dolayısıyla güneş gözlüğü seçimi konusunu değerlendirdi. Güneşin zararlı ışınları göz sağlığını tehdit ediyor Yaz aylarıyla birlikte güneş gözlüğü kullanımının arttığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, “Ancak birçok kişi güneş gözlüğünü yalnızca bir moda aksesuarı olarak görüyor. Oysa güneş gözlüğü, gözleri güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarından koruyan önemli bir sağlık gerecidir. Güneşten gelen UV ışınları yalnızca cildimizi değil, gözlerimizi de etkiler. Uzun süre korunmasız şekilde UV ışınlarına maruz kalmak; katarakt, kornea hasarları, göz yüzeyi hastalıkları ve sarı nokta hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarının gelişme riskini artırabilir. Bu nedenle güneş gözlüğü kullanımı estetik bir tercih değil, göz sağlığını korumaya yönelik bir gerekliliktir.” dedi. Güneş gözlüğü alırken nelere dikkat edilmeli? Güneş gözlüğü alırken dikkat edilmesi gerekenleri anlatan Dr. Özdemir, “Tüketicilerin dikkat etmesi gereken ilk ve en önemli özellik, gözlüğün UV koruma özelliğine sahip olmasıdır. Camın koyu renkli olması tek başına koruma sağladığı anlamına gelmez. Bir güneş gözlüğünün ne kadar koyu olduğu değil, UV ışınlarını ne ölçüde engellediği önemlidir. Bu nedenle satın alınacak ürünün UV400 koruma özelliğine sahip olması gerekmektedir. UV400 ibaresi, gözlüğün 400 nanometreye kadar olan UVA ve UVB ışınlarının büyük bölümünü engelleyebildiğini gösterir. Ayrıca ürün üzerinde CE işaretinin bulunması ve güneş gözlükleri için geçerli olan EN ISO 12312-1 standardına uygun olması önemlidir. Bu standart, güneş gözlüklerinin güvenlik ve performans kriterlerini belirlemektedir.” diye konuştu. Koyu cam her zaman daha fazla koruma sağlamıyor Toplumda en sık yapılan yanlışlardan birinin de koyu renkli camların gözleri daha iyi koruduğunu düşünmek olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, şöyle devam etti: “Oysa UV filtresi bulunmayan koyu camlar, bazı durumlarda hiç gözlük kullanmamaktan daha zararlı olabilir. Koyu cam nedeniyle göz bebeği büyür ve göz içerisine daha fazla ışık girer. Eğer cam yeterli UV korumasına sahip değilse, kişi gözlerini koruduğunu düşünürken daha fazla zararlı ışına maruz kalabilir. Bu nedenle güneş gözlüğü seçerken sadece camın renginin koyuluğuna değil, UV koruma özelliğine odaklanılmalıdır.” Her mevsimde aynı güneş gözlüğünü kullanmak doğru değil Güneş gözlüğü seçiminde mevsimsel koşulların da göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Dr. Özdemir, camların ışık geçirgenliklerine göre kategori 0’dan kategori 4’e kadar sınıflandırıldığını söyledi ve “Kategori 0 ve 1 camlar düşük ışık koşullarında kullanılırken, kategori 2 orta ışık koşullarında ve kategori 3 camlar yoğun güneş ışığında günlük kullanım için en uygun seçeneklerdir. Kategori 4 camlar ise yüksek dağlık bölgeler, kar yansımalarının yoğun olduğu alanlar ve çok güçlü güneş ışığına maruz kalınan ortamlar için tasarlanmıştır.” şeklinde konuştu. Farklı coğrafi bölgelerde de farklı cam kategorilerine ihtiyaç duyulabilir Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, günlük kullanımda en yaygın olarak kategori 2 ve kategori 3 camların tercih edildiğini ifade ederek, şöyle devam etti: “Güneş gözlüğü cam kategorilerinde cam koyuluğu kategori 0'dan kategori 4'e doğru artmakta olup günlük kullanım için en yaygın tercihler kategori 2 ve kategori 3 camlardır. Kategori 4 camlarla araç kullanılması önerilmemektedir. Bu nedenle İstanbul'da mart ayında kullanılan bir güneş gözlüğü ile temmuz ayında kullanılan güneş gözlüğünün cam kategorisinin aynı olması her zaman doğru bir tercih değildir. Tek bir güneş gözlüğünü dört mevsim kullanmak çoğu zaman yeterli görsel konforu ve korumayı sağlamayabilir. Hatta güneş ışığının daha az olduğu dönemlerde gereğinden koyu cam kullanılması, göze ulaşan ışık miktarını azaltarak görme performansını olumsuz etkileyebilir. Benzer şekilde aynı mevsimde farklı coğrafi bölgelerde de farklı cam kategorilerine ihtiyaç duyulabilir. Örneğin temmuz ayında İstanbul ve Trabzon gibi farklı iklim özelliklerine sahip şehirlerde, optimum görsel konfor ve koruma sağlayacak cam kategorileri farklılık gösterebilir. Kısacası, nasıl ki tek bir ayakkabıyla dört mevsimi geçirmek mümkün değilse, tek bir güneş gözlüğüyle de her mevsimde aynı görsel konforu ve korumayı sağlamak mümkün değildir.” Kategori 4 camlarla araç kullanılmamalı Dr. Özdemir, kategori 4 camların görünür ışığın yaklaşık yüzde 95’ini engelleyebildiğini belirterek, “Kategori 4 camlar görünür ışığın yaklaşık yüzde 95'ini engelleyebildiğinden araç kullanımı sırasında tercih edilmemelidir. Bu camlar sürücünün görüşünü olumsuz etkileyebilir ve trafik güvenliği açısından risk oluşturabilir.” dedi. Büyük çerçeveli gözlükler daha etkili koruma sağlayabiliyor Güneş gözlüğü seçiminde yalnızca cam kalitesinin değil, çerçeve yapısının da önemli olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, “Gözlüğün yüz yapısına uygun olması, buruna rahat oturması ve göz çevresini mümkün olduğunca kapatması gerekir. Büyük çerçeveli gözlükler, güneş ışınlarının üstten, alttan ve yanlardan göze ulaşmasını azaltır. Özellikle bombeli tasarıma sahip gözlükler yanlardan gelen ışınlara karşı ilave koruma sağlayabilir. Bu nedenle güneş gözlüğü seçerken yalnızca görünüşüne değil, göz çevresini ne ölçüde koruduğuna da dikkat edilmelidir.” diye konuştu. Güneş gözlüğü güvenilir satış noktalarından alınmalı Günümüzde güneş gözlüklerinin marketlerden internet sitelerine kadar pek çok farklı noktada satılabildiğini hatırlatan Dr. Özdemir, “Güneş gözlükleri günümüzde tıbbi cihaz kapsamında değerlendirilmemekte, koruyucu ürün kategorisinde yer almaktadır. Bu nedenle marketlerde, benzin istasyonlarında, tekstil mağazalarında, internet sitelerinde ve seyyar satış noktalarında dahi satılabilmektedir. Ancak göz sağlığını doğrudan etkileyen bir ürünün yalnızca görünüşüne veya fiyatına bakılarak satın alınması doğru değildir. Optisyenlik müesseseleri İl Sağlık Müdürlükleri ve ilgili kamu kurumları tarafından düzenli olarak denetlenmektedir. Buna karşın farklı satış noktalarında satılan güneş gözlüklerinin UV koruma özelliklerinin doğrulanması mümkün değildir. Bu nedenle tüketicilerin güneş gözlüğü satın alırken güvenilir satış noktalarını tercih etmeleri ve ürünün teknik özelliklerini sorgulamaları büyük önem taşımaktadır.” ifadesinde bulundu. Kalitesiz güneş gözlükleri ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir Yeterli UV korumasına sahip olmayan güneş gözlüklerinin uzun süre kullanımının önemli riskler taşıdığına dikkat çeken Dr. Özdemir, “Yeterli UV korumasına sahip olmayan güneş gözlüklerinin uzun süre kullanılması; katarakt gelişim riskinin artmasına, kornea hasarlarına, göz yüzeyinde tahriş ve hassasiyete, sarı nokta bölgesinde hasara ve görme kalitesinde bozulmalara neden olabilir. Özellikle çocuklar, açık havada çalışan bireyler ve güneşe uzun süre maruz kalan kişiler risk altındaki gruplar arasında yer almaktadır.” dedi. Çocukların gözleri daha fazla korunmalı Çocukların göz yapılarının yetişkinlere göre UV ışınlarına karşı daha hassas olduğunu vurgulayan Dr. Özdemir, “Çocukların göz merceğinin daha geçirgen olması nedeniyle zararlı UV ışınları gözün daha derin yapılarına ulaşabilmektedir. Bu nedenle çocuklarda güneş gözlüğü kullanımı ihmal edilmemelidir. Çocuklar için seçilecek güneş gözlüklerinde UV400 koruması, CE işareti, kırılmaya dayanıklı malzeme kullanımı ve yüz yapısına uygunluk mutlaka dikkate alınmalıdır.” diye konuştu. Güneş gözlüğü bir moda ürünü olmanın çok ötesinde Güneş gözlüğünün bir moda ürünü olmanın çok ötesinde, göz sağlığını koruyan önemli bir yardımcı olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, “Tüketicilerin yalnızca fiyatına, markasına veya görünümüne göre değil; UV korumasına, standartlara uygunluğuna ve satın aldıkları satış noktasının güvenilirliğine göre seçim yapmaları gerekir. Unutulmamalıdır ki doğru seçilmiş bir güneş gözlüğü yalnızca daha konforlu bir görüş sağlamakla kalmaz, aynı zamanda göz sağlığının korunmasına da önemli katkı sunar.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaz Tatilinde Lens Kullananlar Dikkat! Haber

Yaz Tatilinde Lens Kullananlar Dikkat!

Uzmanlar; deniz, havuz ve hatta duş sırasında kontakt lens kullanımının göz enfeksiyonları açısından önemli riskler oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet Taşar, özellikle yaz aylarında artan su teması nedeniyle kontakt lens kullanıcılarının daha dikkatli olması gerektiğini belirtiyor. Su ve Kontakt Lens Bir Araya Geldiğinde Risk Artabiliyor Kontakt lensler kornea yüzeyine doğrudan temas eden tıbbi ürünlerdir. Bu nedenle kullanım kurallarına uyulmaması durumunda enfeksiyon gelişme riski artabilmektedir. Deniz, havuz veya duş suyunda bulunabilen bazı mikroorganizmalar lens yüzeyine tutunarak göz dokusuna ulaşabilir. Op. Dr. Ahmet Taşar konu hakkında şu açıklamalarda bulunuyor: "Kontakt lensler mutlaka önerilen sürelerde kullanılmalı, gece uyumadan önce çıkarılmalı ve uygun solüsyonlarla saklanmalıdır. Lenslerle denize veya havuza girildiğinde su içerisindeki mikroorganizmalar lens ile kornea arasında kalabilir ve enfeksiyon gelişmesi için uygun bir ortam oluşabilir." Basit Bir Rahatsızlık Gibi Başlayıp Ciddi Sonuçlara Yol Açabilir Lens kullanımına bağlı gelişen enfeksiyonlar başlangıçta hafif belirtilerle kendini gösterebilir. Ancak gerekli değerlendirme ve tedavi süreci geciktiğinde daha ciddi tablolar ortaya çıkabilmektedir. Gözde kızarıklık, batma, sulanma, bulanık görme ve ışığa karşı hassasiyet gibi şikâyetler enfeksiyonun ilk belirtileri arasında yer alabilir. İlerleyen süreçte kornea dokusunu etkileyen keratit gibi daha ciddi enfeksiyonlar gelişebilir. Bu nedenle özellikle deniz veya havuz sonrasında ortaya çıkan göz şikâyetlerinin ihmal edilmemesi önem taşımaktadır. Deniz ve Havuz Sonrasında Bu Belirtilere Dikkat Deniz veya havuz sonrasında; Gözde belirgin kızarıklık,Ağrı veya batma hissi,Bulanık görme,Yoğun sulanma,Işığa karşı hassasiyet, gibi belirtiler ortaya çıkıyorsa göz hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmesi önerilmektedir. Yaz Aylarında Lens Kullanıcıları Nelere Dikkat Etmeli? Yaz döneminde kontakt lens kullanan bireylerin hijyen kurallarına daha fazla özen göstermesi gerekir. Enfeksiyon riskinin azaltılmasına yardımcı olabilecek bazı önlemler şunlardır: Lenslerin önerilen kullanım süresi aşılmamalıdır.Lensler düzenli olarak değiştirilmeli ve bakım ürünleri uygun şekilde kullanılmalıdır.Lenslerle duş alınmamalı, mümkünse yüzme sırasında lens kullanılmamalıdır.Gözlerde kuruluk hissi oluşması durumunda göz hekiminin önerdiği ürünler kullanılmalıdır.Lens kapları düzenli aralıklarla yenilenmelidir. Kontakt Lens Kullanımına Alternatif Seçenekler Değerlendirilebilir Kontakt lens kullanımı birçok kişi için güvenli ve etkili bir görme düzeltme yöntemi olsa da bazı bireyler gözlük veya lens kullanımına alternatif seçenekleri merak edebilmektedir. Günümüzde miyop, hipermetrop ve astigmat gibi kırma kusurlarının düzeltilmesinde farklı refraktif cerrahi yöntemler kullanılabilmektedir. Yapılan detaylı göz muayenesi sonrasında uygun adaylarda Excimer Lazer veya ReLEx SMILE Pro gibi yöntemler hekim tarafından değerlendirilmektedir. Uygulanabilecek yöntemin belirlenmesinde kornea yapısı, göz numarası, göz sağlığı ve kişinin genel tıbbi durumu birlikte ele alınmalıdır. Op. Dr. Ahmet Taşar, konuyla ilgili şu bilgileri paylaşıyor: "Yaz aylarında göz sağlığını korumanın temel yolu, kontakt lenslerin doğru kullanımı ve hijyen kurallarına uyulmasıdır. Görme kusurlarının düzeltilmesine yönelik güncel teknolojiler farklı seçenekler sunabilse de her yöntem her birey için uygun olmayabilir. Bu nedenle göz sağlığıyla ilgili kararların ayrıntılı göz muayenesi ve tıbbi değerlendirme sonrasında verilmesi önemlidir." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Göz Sağlığında Hastalar   Rakama Değil Uzmanlığa Bakıyor Haber

Göz Sağlığında Hastalar Rakama Değil Uzmanlığa Bakıyor

Göz sağlığı alanında lazer ve akıllı lens operasyonlarına yönelik talep artarken, tüketici kararlarının merkezinde maliyet değil güven yer alıyor. Dünyagöz Hastaneler Grubu’nun FutureBright Group iş birliğiyle pazar araştırmasına göre, katılımcıların yüzde 89’u için göz operasyonuna karar verme aşamasında en kritik faktör cerrahın deneyimi olarak ortaya çıkıyor. Operasyon sürecinde tasarruf arayışı var olsa da nihai karar; cerrah deneyimi, uzmanlık, referans ve şeffaflık ekseninde şekilleniyor. Veriler, günümüzde “fiyat değil güven odaklı” bir karar mekanizmasının öne çıktığını ortaya koyuyor. Bu durum, sektördeki rekabetin artık güven ve deneyim odaklı yürüdüğüne işaret ediyor. Gözde bilgi kaynağı yakın çevre Göz sağlığında hastanın yolculuğu genellikle çevreden gelen uyarılar ve görme kalitesindeki belirgin düşüşün bariz şekilde fark edilmesi ile başlıyor. Bu noktada hastalar için en etkili yönlendiriciler; aile üyeleri, iş arkadaşları ve komşular olarak dikkat çekiyor. Hasta için yakın çevre, bilinmezlik karşısındaki endişesini azaltıcı bir filtre görevi üstleniyor. Branş hastaneleri tercih nedeni Katılımcıların %65’i, yalnızca ilgili alanda uzmanlaşmış doktor veya kuruma güvendiğini belirtiyor. Bu durum, göz gibi kritik bir organda geri dönüşü olmayan hata korkusunun karar mekanizmasında belirleyici olduğunu ortaya koyarken, branş hastaneciliğinin önemine referans veriyor. Cerrahide özel hastane tercih ediliyor Söz konusu cerrahi bir operasyon olduğunda her 10 kişiden 6’sı önemli operasyonlar için özel hastaneyi tercih edeceğini, yalnızca 2’si devlet hastanelerine yöneleceğini ifade ediyor. Yüksek maliyetler, her 10 kişiden sadece 1’i için tedaviden vazgeçme sebebi sayılıyor. Bu veriler, göz sağlığı için bütçeden tasarruf etmek yerine 'en güvenli ve en doğru' sonuca odaklanıldığını kanıtlar nitelikte. Özel hastane tercihi hasta deneyimi, hız, konfor ve iletişim ekseninde yoğunlaşırken, devlet hastanesi tercihi ise maliyet olarak göze çarpıyor. Hastanenin fiziki yapısı güveni pekiştiriyor Operasyon geçirmek üzere hastaneye adım atan her 10 kişiden 4’ü, hastanenin fiziksel koşullarının ferah, aydınlık ve düzenli olmasını bekliyor. Hastanede bekleme süreci söz konusu olduğunda ise ortamın konforu belirleyici olmakla birlikte ferah alanlar, ergonomik oturma düzeni ve ikramlar beklemeyi daha kabul edilebilir kıldığı ifade ediliyor. Araştırma sonuçlarına dair değerlendirmelerde bulunan Dünyagöz Hastaneler Grubu CEO’su Güçlü Batkın şunları söyledi: "Bu araştırma, toplumun göz sağlığına bakışı noktasında stratejik bir önem taşıyor. Günümüzde hastaların karar mekanizmasının merkezine 'fiyat' yerine 'güven ve uzmanlığı' koymuş olması, branş hastaneciliğinin ve tecrübeli hekim kadrosunun hayati değerini bir kez daha kanıtlıyor. Araştırma sonuçları, onlara sunduğumuz güven odaklı hizmet standartlarını daha da yukarı taşıma noktasında bizim için kıymetli bir yol haritası oldu.” FutureBright Group Kurucu Ortağı Akan Abdula, araştırma sonuçları hakkında açıklamalarda bulundu: “Bu araştırma bize sadece insanların neye baktığını değil, nasıl karar verdiğini de anlattı. Karar anında güçlü bir gerilim var. İnsanlar göz sağlığı için kuruma gittiklerinde sadece tedavi olmuyor, aynı zamanda ‘hasta mıyım müşteri mi?’ sorusunu da yaşıyor. Bu yüzden cerrah ya da teknoloji ne kadar belirleyici ise, sürecin ne kadar şeffaf olduğu da bir o kadar belirleyici. Asıl kırılma ise kararın kendisinde. Cerrah deneyimi deniyor ama mesele aslında ‘kime kendimi emanet ediyorum’ sorusu. Bu cerrah gerçekten bu kurumun parçası mı, teknoloji gerçekten söylendiği gibi mi, süreç bana açıkça anlatılıyor mu… Bu sorular belirleyici oluyor. Referans arayışı, ikinci görüş ihtiyacı, detaylı açıklama beklentisi. Hepsi aynı ihtiyaca çıkıyor. Bugün sağlıkta farkı yaratan, en iyi hizmeti sunan kadar, süreçler konusunda en açık ve en dürüst olan kurumlar.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hatay Defne’de Çocuklara Göz Sağlığı Taraması Haber

Hatay Defne’de Çocuklara Göz Sağlığı Taraması

İstanbul Bilgi Üniversitesi Optisyenlik Programı’nın ana yürütücülüğünde hayata geçirilen “Önlenebilir Körlük ile Aydınlık Bir Yaşam” projesi kapsamında, Hatay’ın Defne ilçesindeki Gümüşgöze İlkokulu’nda çocuklara yönelik göz sağlığı taraması yapıldı. 6 Şubat 2023 yılında meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası bölgede iyileşme sürecine katkı sunmayı amaçlayan çalışma, akademisyenler ve BİLGİ Optisyenlik Programı öğrencilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi, Muş Alparslan Üniversitesi, Türk Kızılay, Miyop-Der (Miyopi Akademi Optik ve Optometri Göz ve Görme Sağlığı Derneği) ve Miyopi Academy işbirliğiyle yürütülen çalışmada, çocuklarda görme kusurlarının erken tanı ve yönlendirme yoluyla tespit edilmesi hedeflendi. Gerçekleştirilen taramalarla önlenebilir körlük risklerine dikkat çekilirken elde edilen bulgular değerlendirilmek ve gerekli yönlendirmelerin yapılması amacıyla ilgili sağlık birimlerine iletilmek üzere kayıt altına alındı. Proje kapsamında göz sağlığı taramalarının yanı sıra okul bünyesinde göz sağlığına yönelik eğitim atölyeleri kuruldu. Atölye çalışmalarında çocuklara göz sağlığını koruma, doğru görme alışkanlıkları ve ekran kullanımı konularında yaş gruplarına uygun bilgilendirme yapıldı. Bu kapsamda yürütülen çalışmalar, tarama ve eğitimi bir araya getiren bütüncül bir halk sağlığı yaklaşımı olarak yürütüldü. Projenin ana yürütücüsü İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Miyopi Academy Direktörü Aykut Çağlı, çocukluk çağında erken tanının önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: “Miyopi başta olmak üzere çocukluk çağında ortaya çıkan görme kusurları, erken fark edildiğinde büyük ölçüde önlenebilir. Çocukların göz sağlığı, yalnızca bireysel bir sağlık meselesi değil; aynı zamanda eğitim, gelişim ve toplum sağlığının temel bir parçasıdır. Bu sorumlulukla sahadayız ve çocukların gözlerindeki ışığı korumaya devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.