Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Gri Su

Kapsül Haber Ajansı - Gri Su haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gri Su haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Su Tasarrufu Bireysel Kullanım Alışkanlıklarına İndirgenmemeli! Haber

Su Tasarrufu Bireysel Kullanım Alışkanlıklarına İndirgenmemeli!

Dolayısıyla geleceğin su krizi yalnızca bir ‘su miktarı’ problemi değil; aynı zamanda gıda, ekonomi, ekosistem ve bunlarla birlikte ortaya çıkacak halk sağlığı problemi olacaktır.” dedi. Su tasarrufunun yalnızca bireysel kullanım alışkanlıklarına indirgenmemesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Adiller, özellikle tarımsal sulama ve şebeke kayıplarında büyük ölçekli dönüşüm gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi SHMYO Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 18 Eylül Dünya Su İzleme Günü kapsamında, iklim değişikliği, bilinçsiz su kullanımı ve su kaynakları üzerindeki artan baskının özellikle Türkiye’de su krizine etkisi hakkında açıklamalarda bulundu. Su krizi; gıda, ekonomi, ekosistem ve halk sağlığını da tehdit ediyor! Su krizi denildiğinde genellikle aklımıza şehirlerde gerçekleşen su kesintileri geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Ancak durum o kadar basit değil. Su kaynaklarının miktar ve kalite açısından azalması; içme ve kullanma suyuna erişimden tarımsal üretime, gıda fiyatlarından sanayiye ve enerji üretimine kadar hayatın hemen her alanını etkileyebilir.” dedi. Ülkemizin de su stresi yaşayan ülkeler arasında yer aldığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Nüfus artışı ve iklim değişikliğinin etkileri düşünüldüğünde mevcut kaynaklar üzerindeki baskının gelecekte daha da artması bekleniyor. Asıl risk, belirli dönemlerde yaşanan kuraklığın kalıcı bir su güvensizliğine dönüşmesidir. Barajların doluluk oranlarının düşmesinin yanında yeraltı su seviyelerinin azalması, tarımsal üretimin zorlaşması, sulak alanların kaybedilmesi ve suyun kalitesinin bozulması söz konusu olabilir. Dolayısıyla geleceğin su krizi yalnızca bir ‘su miktarı’ problemi değil; aynı zamanda gıda, ekonomi, ekosistem ve bunlarla birlikte ortaya çıkacak halk sağlığı problemi olacaktır.” şeklinde konuştu. İklim değişikliği, Türkiye’nin su kaynaklarını daha hassas hale getiriyor! Türkiye’nin, iklim değişikliğinin etkilerine karşı oldukça hassas olan Akdeniz Havzası içerisinde bulunduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “İklim değişikliğiyle birlikte sıcaklıkların yükselmesi, buharlaşmanın artması, yağış rejiminin değişmesi ve kurak dönemlerin daha uzun ve şiddetli hale gelmesi su kaynaklarımız üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bilimsel değerlendirmeler içinde bulunduğumuz coğrafyada kuraklığın şiddeti ve su kıtlığı riskinin artacağını, yıllık yağışlarla oluşan akarsuların ve yeraltı suyunun beslenmesinin azalacağını gösteriyor.” dedi. Toplam yağış miktarı kadar yağışın ne zaman ve nasıl gerçekleştiğinin de önemli bir nokta olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Adiller, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uzun süre yağış almayan bir bölgeye kısa sürede çok şiddetli yağmur yağması, su kaynaklarının sağlıklı şekilde beslenmesi anlamına gelmez. Böyle yağışlar daha fazla yüzeysel akışa, erozyona ve taşkına dönüşebilir. Buna karşılık düzenli yağışın azalması, toprağın ve yeraltı suyu rezervlerinin beslenmesini güçleştirir. Bu nedenle iklim değişikliğinin Türkiye açısından ortaya çıkardığı tabloyu ‘daha az yağış’ ifadesiyle sınırlamamak gerekir. Daha doğru ifade; daha sıcak bir iklim, artan buharlaşma, daha düzensiz yağışlar, daha sık ve şiddetli kuraklıklar ve buna bağlı olarak daha hassas hale gelen su kaynaklarıdır. Türkiye’nin 2026–2035 Ulusal Su Planı'nda da değişen iklim koşullarına uyum ve su kaynaklarının verimli kullanılması temel öncelikler arasında yer alıyor.” Türkiye’nin su sorunu yalnızca bireysel tasarrufla çözülemez! Günlük hayatta su tasarrufu yaparken en sık yapılan hatalara değinen Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “En yaygın hata, su tasarrufunu yalnızca ‘musluğu biraz daha az açmak’ olarak görmek. Elbette diş fırçalarken musluğu açık bırakmak, gereğinden uzun duş almak, az miktarda ve sık sık çamaşır veya bulaşık için makine çalıştırmak, araç ve balkonları hortumla yıkamak ciddi bir gereksiz tüketim oluşturuyor. Ancak fark edilmeyen küçük kaçaklar da uzun süre devam ettiğinde önemli miktarda su kaybına yol açabiliyor.” dedi. Bahçe sulamasının sıcak saatlerde yapılmasının da sık karşılaşılan yanlışlardan biri olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Buharlaşmanın yüksek olduğu saatlerde yapılan sulamada verilen suyun önemli bir bölümü bitkiye ulaşmadan kaybedilebilir. Sabah erken veya akşam saatlerinde yapılan, bitkinin ihtiyacına göre kontrollü sulama çok daha verimlidir. Bir diğer önemli hata ise her kullanım için içilebilir kalitede şebeke suyu kullanılması gerektiğini düşünmek. Uygun sistemlerin bulunduğu yapılarda yağmur suyu veya arıtılmış gri su; peyzaj sulama ve rezervuar gibi içme suyu kalitesi gerektirmeyen alanlarda değerlendirilebilir. Türkiye'nin Su Verimliliği Stratejisi de yağmur suyu hasadı, gri su ve kullanılmış suların yeniden kullanımını yaygınlaştırmayı hedeflemektedir.” açıklamasını yaptı. Türkiye’nin su sorununun yalnızca vatandaşın duş süresini kısaltmasına indirgemenin doğru olmadığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Adiller, DSİ verilerine göre ülkemizde kullanılan suyun büyük bir bölümünün sulamada kullanıldığını, bu nedenle bireysel tasarruf kültürünün mutlaka geliştirilirken tarımsal sulama, şebeke kayıpları ve sanayide su verimliliği gibi alanlarda da büyük ölçekli dönüşüm sağlanması gerektiğini vurguladı. Yeraltı suyu bir ‘yedek depo’ olarak değil, sınırlı stratejik bir doğal kaynak olarak görülmeli! Yeraltı sularının çoğu zaman görünmediği için tükenmeyecek bir kaynak gibi algılanabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Oysa yeraltı suları da yağışlar sonucunda topraktan sızan sularla doğal olarak yeniden beslendiğinden daha fazla su çekildiğinde yeraltı su seviyesi sürekli olarak düşer. Bunun ilk sonucu kuyuların su seviyesinin daha derine inmesi, bazı kuyuların kullanılamaz hale gelmesi ve suyun çıkarılması için daha fazla enerji harcanmasıdır.” dedi. Fakat detaylı değerlendirmelerde çevresel sonuçların çok daha ciddi olabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Bazı jeolojik koşullarda zeminde oturma ve çökmeler meydana gelebilir. Kıyı bölgelerinde ise aşırı yeraltı suyu çekimi deniz suyunun tatlı su kaynaklarına doğru ilerlemesine, yani tuzlu su girişimine neden olabilir. Bu senaryo bazı durumlarda geri döndürülmesi son derece güç bir su kalitesi ve ekosistem problemine sebep olabilir. Dolayısıyla yeraltı suyunu bir ‘yedek depo’ olarak değil, miktarı sınırlı stratejik bir doğal kaynak olarak görmek gerekiyor. Çekimin ölçülmesi, kuyuların denetlenmesi ve her havzada çekilen miktarın doğal beslenme kapasitesiyle uyumlu tutulması büyük önem taşıyor.” diye konuştu. Bugün vereceğimiz kararlar, 20–30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek! Su krizini önleyebilmek için tek bir önlemin yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Suyu havza ölçeğinde ve bütüncül olarak yönetmek gerekir. Öncelikle suyun ne kadar bulunduğunu, nerede kullanıldığını ve kalitesinin nasıl değiştiğini sürekli izleyen güçlü bir veri ve izleme sistemi oluşturulmalı. Ölçemediğimiz bir kaynağı doğru yönetmemiz mümkün olmaz.” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Adiller, sözlerini şöyle tamamladı: “Tarımda su ihtiyacına uygun ürün seçilmesi, açık sulama sistemlerinin modernize edilmesi, basınçlı ve kontrollü sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve çiftçinin gerçek bitki su ihtiyacına göre sulama yapması kritik öneme sahiptir. Kentsel alanlarda ise şebeke kayıp ve kaçaklarının daha da azaltılması gerekir. Bunun yanında arıtılmış atık suların yeniden kullanılması, yağmur suyu hasadı ve gri su arıtım ve yeniden kullanım uygulamalarının yaygınlaştırılması gerekiyor. Yeraltı sularında ruhsatsız ve kontrolsüz çekimlerin önlenmesi; sulak alanların, su havzalarının ve yeraltı suyu beslenme alanlarının yapılaşma ve kirlilik baskısından korunması da en az suyun tasarruf edilmesi kadar önemlidir. Bugün vereceğimiz kararlar, 20–30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek. Bu nedenle suyu korumak yalnızca bireysel bir tasarruf meselesi değil, gıda güvenliği, ekonomik kalkınma, ekosistemlerin devamlılığı ve gelecek nesillerin yaşam hakkı açısından stratejik bir zorunluluktur.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mental Design Works, World Architecture Festival (WAF) 2026'da Üç Kategoride Finalist Oldu! Haber

Mental Design Works, World Architecture Festival (WAF) 2026'da Üç Kategoride Finalist Oldu!

Mimar Salih Çıkman tarafından kurulan Mental Design Works, mimarlığı evrensel bir tasarım diliyle buluşturan, geleceğe duyarlı ve güçlü kimliklere sahip projeleriyle, Urban Habitat projesiyle “Future Projects / Residential”, İstanbul Airport City projesiyle “Future Projects / Masterplanning” ve Greenox Residence projesiyle “Completed Buildings / Housing” kategorilerinde World Architecture Festival (WAF) 2026 finaline kalarak uluslararası alandaki başarılarına bir yenisini daha ekledi. Mimar Salih Çıkman liderliğindeki MDW, sahip olduğu özgün tasarım anlayışıyla farklı ölçek ve programlardaki projelerini World Architecture Festival (WAF) 2026'da üç ayrı kategoride finale taşımayı başardı. Elde ettiği bu finalistlik başarısıyla ofis uluslararası mimarlık alanındaki güçlü konumunu ve dünya çapındaki tasarım başarısını bir kez daha kanıtladı. MDW tasarımlı İstanbul Ataşehir'de konumlanan ve “Future Projects / Residential” kategorisinde finalist seçilen Urban Habitat, yoğun kent yaşamı içerisinde doğayla yeniden bağ kurmayı hedefleyen yenilikçi bir konut projesidir. Kendi kendini besleyen mikro ekosistemler, üretken teras bahçeleri, yağmur suyu hasadı, gri su geri dönüşümü ve kompost döngüsü gibi sürdürülebilir çözümlerle yapı, yalnızca yaşayanlarına değil, kent ekosistemine de katkı sunan bir yaşam modeli öneriyor. Doğayı mimarinin ayrılmaz bir parçası haline getiren proje, biyolojik çeşitliliği destekleyen ve geleceğin kent yaşamına yeni bir perspektif kazandıran bütüncül bir yaklaşım benimsiyor. “Future Projects / Masterplanning” kategorisinde finale kalan İstanbul Airport City projesi ise İstanbul Havalimanı çevresini Türkiye'nin ilk entegre havalimanı kentine dönüştürmeyi hedefleyen kapsamlı bir masterplan önerisidir. Konut, teknoloji, ticaret, araştırma, lojistik, turizm ve kamusal yaşamı tek bir ekosistemde buluşturan İstanbul Airport City; erişilebilir ulaşım ağı, çok işlevli kullanım senaryoları ve doğal peyzajla bütünleşen sürdürülebilir planlama anlayışıyla geleceğin kent modeli için yenilikçi bir vizyon ortaya koyuyor. “Completed Buildings / Housing” kategorisinde finale kalan Greenox Residence, yoğun kent dokusu içerisinde doğayı yeniden yaşamın merkezine taşıyor. Ağaç dallarından ilham alan özgün cephe sistemi sayesinde yapı, yeşil dokuyu iki boyuttan üç boyutlu kent yaşamına taşıyarak doğal yaşamla güçlü bir ilişki kuruyor. Ortak sosyal alanları, kullanıcı odaklı mekansal kurgusu ve doğayla bütünleşen mimari yaklaşımıyla İstanbul Levent’te hayata geçirilen Greenox Residence, kentsel dönüşümün nitelikli ve sürdürülebilir bir örneğini temsil ediyor. Urban Habitat, İstanbul Airport City ve Greenox Residence projeleriyle World Architecture Festival (WAF) 2026'da üç farklı kategoride finalist olma başarısı gösteren Mental Design Works, bağlam, doğa ve kullanıcı deneyimini odağına alan bütüncül tasarım anlayışıyla yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, geleceğin yaşam ve kent modellerine de yanıt veren mimarlık vizyonunu uluslararası ölçekte bir kez daha ortaya koyuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Borsan Kablo’dan Su Verimliliğinde Şeffaflık Adımı Haber

Borsan Kablo’dan Su Verimliliğinde Şeffaflık Adımı

40 yılı aşkın köklü geçmişiyle Türkiye’nin en büyük 400 sanayi kuruluşu ve TURQUALITY® Programı markaları arasında yer alan; dünya genelinde 100’e yakın ülkeye katma değerli ihracat gerçekleştiren Borsan Kablo, yeşil bir gelecek ve sürdürülebilir üretim hedefleri doğrultusunda adımlarını hızlandırıyor. Şirket, Merkez, Fabrika 1 ve inşaat aşamasındaki Fabrika 2 şubelerini kapsayan, şeffaflık ve sürdürülebilirlik ilkelerine dayalı 2025 Yılı Su Ayak İzi Envanter Raporu’nu yayımladı. Verimlilik Odaklı Yaklaşım Su Performansını Korudu Borsan Kablo 2025 Yılı Su Ayak İzi Envanter Raporu’nun, ISO 14046 ve TS ISO 14046:2014 standartlarına uygun, 'kapıdan kapıya' yaklaşım metodolojisiyle hazırlandığını ifade eden Borsan Kablo CEO’su Arbek Akay, “Sürdürülebilirliği bir iş modeli olarak benimsiyoruz. Bu kapsamda tüm operasyonel süreçlerimizde suyun da en küçük miktarının dahi israf edilmeden verimli kullanılmasını hedefliyoruz. 2025 yılı doğrudan su ayak izimizi titizlikle ölçümledik. Gerçekleştirdiğimiz su verimliliği odaklı uygulamalar sayesinde, baz yılımız olan 2023’e göre su ayak izimizde sağladığımız genel performans başarısını korumayı başardık" dedi. Son 3 raporlama yılı (2023, 2024 ve 2025) karşılaştırıldığında, 2024 yılında 2023 yılına oranla hem Mavi hem Gri Su ayak izinde yaklaşık yüzde 15 oranında azalma gerçekleşti. 2025 yılında ise, hem Mavi hem de Gri Su ayak izi 2023 yılı seviyesinin altında tutularak genel performans başarıyla korunmuş oldu. Borsan Kablo'nun 2025 yılı su ayak izi kırılımları şu şekilde gerçekleşti: Mavi Su Ayak İzi: 28 bin 924,535 metreküp / yıl Gri Su Ayak İzi: 46 bin 472,09 metreküp / yıl Tesis bünyesinde henüz yağmur suyu toplama hattı bulunmaması nedeniyle, rapor döneminde yeşil su tüketimi gerçekleşmedi. Öte yandan, şirketin gelecek planları arasında, Samsun Yeni Organize Sanayi Bölgesi’nde inşası süren Borsan Kablo Üretim Entegre Tesisleri bünyesinde hayata geçirilecek yağmur suyu depolama ve arıtma projesi de yer alıyor. Yeni Entegre Üretim Üssü Çevre Odaklı Teknolojilerle Donatılıyor Samsun Yeni Organize Sanayi Bölgesi'nde 2028 yılında tam kapasite hizmete girmesi planlanan ve 180 milyon dolar toplam yatırım bedeliyle Borsan'ın bugüne kadarki en büyük yatırımı olan Yeni Entegre Üretim Üssü, şirketin sürdürülebilirlik vizyonunu bir üst seviyeye taşıyacak. Üç fazda tamamlanması planlanan ve toplam 120 bin metrekare kapalı alana sahip olacak bu dev tesis, en yüksek çevre standartlarıyla tasarlanıyor. Tesiste kurulacak yağmur suyu toplama ve arıtma sistemleri sayesinde, üretim süreçlerindeki su tüketimi doğal kaynaklardan karşılanacak ve yeşil su ayak izi yönetimi aktif hale getirilecek. Kampüs aynı zamanda yüzde 100 yenilenebilir enerji altyapısı ve bakır/alüminyum döküm teknolojilerinde yüzde 50 enerji tasarrufu sağlayan akıllı sistemlerle donatılacak. Geleceğe Yönelik Kesintisiz Aksiyon Planı Sürdürülebilirlik yönetimini sürekli iyileştirme prensibiyle ele alan Borsan Kablo, 2025 yılı verilerinden yola çıkarak geleceğe yönelik net hedefler de belirledi. Bu kapsamda: İdari binalar, yemekhane ve ortak kullanım alanlarındaki musluklara fotosel takılarak su tüketiminin %10 düşürülmesi planlanıyor. Su tasarrufu modellerinin geliştirilmesi ve suyun verimli kullanımı konusunda farkındalık yaratmak amacıyla mavi yaka da dâhil olmak üzere tüm çalışanlara yönelik 'Su Ayak İzi' eğitimleri yaygınlaştırılacak. Gelecek dönemlerde CDP (Karbon Saydamlık Projesi) beyanları için güçlü bir kurumsal altyapı oluşturulmaya devam edilecek. Borsan Kablo; ölçülebilir, izlenebilir ve doğrulanabilir sürdürülebilirlik adımlarıyla hem Avrupa Yeşil Mutabakatı normlarına uyumunu hızlandırmayı hem de küresel pazarlardaki yeşil sanayi markası konumunu pekiştirmeyi hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kentlerin Yeni Yol Haritası Sağlıklı Kentler Forumu’nda Çizildi Haber

Kentlerin Yeni Yol Haritası Sağlıklı Kentler Forumu’nda Çizildi

Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın öncülüğünde bu yıl ilk kez düzenlenen Sağlıklı Kentler Forumu (Healthy Cities Forum-HCF), ikinci gününde “gıda, su ve enerji” ekseninde kentlerin yaşadığı krizlere yönelik çözüm yollarını ele aldı. İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen forumun ikinci gün oturumlarına Başkan Dr. Cemil Tugay’ın yanı sıra İstanbul Vali Yardımcısı Mustafa Kaya, Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği üyesi il ve ilçe belediye başkanları, belediye bürokratları, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Tüm oturumları yakından takip eden Başkan Tugay, İzmir’in daha sağlıklı bir kent olması hedefi doğrultusunda konuşmacılara sorular yöneltti. Oturumların ardından ise konuşmacılara, Sağlıklı Kentler Birliği adına teşekkür plaketi takdim etti. Krizlerden çıkış koridorları belirlendi İlk gün “Düğümler” başlığı altında, kentlerin yaşadığı krizler, kırılganlıklar, kritik dönüm noktaları bir bütün olarak ele alındı. Forumun ikinci gününde ise “Koridorlar” başlığı altında, düğümlerin çözüm sürecinde ekolojik, sosyal, ekonomik ve yönetsel bağlantılar bir araya getirilerek yol haritası oluşturuldu. Forumun “Eşik” bölümünde ise krizlere karşı kentlerin yeni bir geleceğe geçişinin çıktıları üzerinde duruldu. İki günlük maratonun ardından doğa temelli çözümler, yerel uygulamalar ve iş birlikleri üzerinden ortak eylem alanları ortaya konuldu. Belediyeler gıda üretiminde aktif rol almalı İkinci gün toplantılarının ilk oturumu “Gıdanın Koridorları” oldu. "Kentten Kırsala Yeni Bağlar / Kentte Yaşam Ağları" başlığıyla İstanbul Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Serim Dinç moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği Başkanı Zümran Ömür ve Ege Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Özkaya konuşmacı oldu. Kars'ın Boğatepe köyünde hem üretimin hem de turizmin önünü açan Zümran Ömür, kırsalın doğru planlanması, toprağın kıymetinin bilinmesi ve doğru işlenmesinden söz ederek bir başarı öyküsünü aktardı. Prof. Dr. Tayfun Özkaya, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bokaşi kompostu üretimi, biyokömür gibi projelerini örnek gösterdi. Oturumda gıda üretiminde belediyelerin daha aktif olması gerektiği, tarım sektöründeki sıkışma, ekolojik gıda üretimi, agro ekolojinin yaygınlaştırılması önerileri gündeme geldi. Susuzluğa karşı 7 adımlık risk yönetimi Günün ikinci buluşması olan “Suyun Koridorları” oturumu, "Kuraklık Çağında Kentler" başlığıyla gerçekleştirildi. İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yurdanur Ünal moderatörlüğünde düzenlenen oturumda, İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ve Bursa Teknik Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gül Sayan Atanur konuşmacı oldu. Prof. Dr. Gül Sayan Atanur, peyzaj çalışmalarının şehirlerin altyapı projeleri olduğuna dikkat çekerek, sürdürülebilir kentsel drenaj sistemlerini anlattı. Her şehrin kendi doğasına göre su yönetimi ve kuraklıkla mücadele yöntemlerini geliştirmesi gerektiğini söyleyerek, yeşil alanları yok eden beton odaklı kentsel dönüşüm projelerine karşı uyardı. Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ise belediyelerin uygulaması gereken 7 adımlık risk yönetimini açıkladı. Bu adımlarda belediyelerin meteoroloji birimi kurması gerektiği, su bütçesinin yasallaşması, tarımsal dönüşüm, yağmur hasadı, kent taşıma kapasitesi, içme suyu – gri su ayrımı ve sözde çözümlerin reddedilmesi yer aldı. Enerjiyi tüketen değil üreten, yöneten, paylaşan şehirler Forumun “Enerji Koridorları” oturumu "Kentlerin Enerji Dönüşümü" başlığıyla düzenlendi. Füzyon Solar CEO’su Harun Girgin moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hasan Sarıçiçek ve Es Denizcilik Gayrimenkul Geliştirme Müdürü Alican Baycan konuşmacı oldu. Dr. Hasan Sarıçiçek, ilk kentlerin var olduğu günden günümüze kadar değişen enerji tüketimini anlattı. Veriyle güçlenen şehirlerin yarını daha iyi planladığını söyleyen Sarıçiçek, geleceğin şehirlerinin enerjiyi tüketen değil; üreten, yöneten ve paylaşan şehirler olacağını ifade etti. Alican Baycan ise hanelerden kamu binalarına kadar kentlerde tüketmeden enerjiyi koruyabilmenin yöntemlerini anlattı. Şehirlerin tasarlanırken enerji tasarrufu sağlayacak şekilde kurgulanması gerektiğini söyleyen Baycan, konut, ofis, ticaret ve kamusal alanların bir arada olduğu, ulaşımın minimumda tutulduğu “kompakt şehir” modelini anlattı. Kentte kimler var? Kentlerdeki yaşamı her açıdan ele almak üzerine düzenlenen “Kentte Kimler Var” oturumu gerçekleştirildi. İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Öğretim Üyesi ve DSÖ Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Burcu Zeybek moderatörlüğünde düzenlenen oturumda Yaban Hayatı Fotografçısı Alper Tüydeş ve Yuvam Dünya Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Pınar Kocabıyık konuşmacı oldu. Son dönemlerde Yaren Leylek hikayesinin fotoğraflarıyla adından söz ettiren Alper Tüydeş, kentlerdeki yaban hayatına dair deneyimlerini aktardı. Yerel yönetimlerin doğru bilerek uyguladığı birçok projenin kentlerdeki yaban hayatına etkisine dikkat çeken Tüydeş, birlikte yaşam sürülen ama fark edilmeyen çok sayıda tür hakkında bilgi verdi. Kıvılcım Pınar Kocabıyık, “İklim Kliniği: Isınan Dünyada Sağlığı Yeniden Düşünmek” adlı sunumu yaptı. İklim krizinin sadece doğayı değil ekonomiyi, toplumu ve kent sağlığını riske sokan pek çok şeyi etkilediğinin altını çizdi. Sağlıklı kentler için söz gençlerde Sağlıklı Kentler Forumu’nun son oturumunda söz gençlere bırakıldı. "Şehir Bizim Olsa: Gençler Sağlıklı Kentleri Nasıl Hayal Ediyor?" başlıklı gençlik oturumunun moderatörlüğünü Birleşmiş Milletler (BM) YOUNGO Sağlık Çalışma Grubu Lideri Dr. Sıla Gürbüz yaparken Avrupa Komisyonu İklim Elçisi Seren Anaçoğlu ve BM Gençlik Elçisi Resul Hüseynzade oldu. Oturumda gençler, iklim krizi, kuraklık, doğa ve çevre yetersizliği, kent içi yetersiz ulaşım, spor alanları, afetler, bisiklet yolları, yaşam alanları, aidiyet, güvensizlik ve karar alma noktasında gençlerin daha çok söz sahibi olması gibi pek çok konuya dair kendi pencerelerinden başkanlara aktardı. Şimdi yeniden başlama zamanı Son oturumda konuşan DSÖ Bilim Kurulu Üyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, kentlerin bugün birbirini besleyen çok katmanlı krizlerle karşı karşıya olduğuna dikkat çekti. Küresel ölçekte servet ve gücün az sayıda kişinin elinde toplandığını belirten Okyay, bunun demokrasi üzerinde baskı oluşturduğunu ve dünyada derin bir eşitsizlik krizinin yaşandığını ifade etti. Sorunların birbirinden bağımsız ele alınamayacağını vurgulayan Okyay, “Su politikaları bir yerde, gıda politikaları bir yerde, enerji politikaları başka bir yerde. Ama afetler ve krizler ayrı ayrı çıkmıyor. Bilginin disiplinler arası akışına ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı. Birlikte hareket etme zorunluluğuna dikkat çeken Okyay “Şimdi yeniden başlama zamanı” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Optimum Yenişehir,  Suyun Her Damlasını Önemsiyor Haber

Optimum Yenişehir, Suyun Her Damlasını Önemsiyor

25 bin metrekare alanda 669 daire ve 36 mağaza içeren proje, Rielli MBR Gri Su Geri Kazanım Sistemleri sayesinde yüzde 40’a varan oranda su tasarrufu sağlıyor. Günde yaklaşık 75 ton su israfının önüne geçiliyor. Pendik - Kurtköy'de 25 bin metrekare alanda, 669 daire ve 36 mağaza ile sakinlerine, yüksek standartlarda geniş ve konforlu bir yaşam alanı sunmayı hedefleyen Optimum Yenişehir Projesi, su sürdürülebilirliği alanında da öncü ve sorumlu bir yaklaşım benimsiyor. Toplamda 2 etaptan oluşacak olan Optimum Yenişehir Projesi’nde, T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın öncülüğünde hazırlanan “Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı” ve ilgili mevzuatla da uyumlu şekilde oluşturulan gri su arıtma sistemleri, yüzde 40’a varan oranda su tasarrufu sağlıyor. Projenin ilk ve ikinci etabında kurulup, devreye alınan Rielli MBR Gri su Geri Kazanım Sistemleri, toplamda günlük 75 metreküp gri su arıtımı sağlıyor. Geri kazanılabilen su, özellikle sifon rezervuarları ve peyzaj sulama gibi birçok amaç için kullanılabiliyor. Yılda 100.000 metreküp gri su geri kazanılarak hem kaynak kullanımı azaltılıp çevresel değer sağlanıyor hem de su faturalarında önemli düşüşlerle ekonomik kazanım elde ediliyor. Hem Çevresel ve Ekonomik Kazanım Hem de Mevzuat Gerekliliği Genel olarak gri su olarak adlandırılan lavabo ve duşlardan gelen suların, binalardaki insani amaçlı tüketimin yüzde 40’ını oluşturduğunu belirten Kazancı Çevre Tekniği Kurucu Genel Müdürü Artun Kazancı, konutlarda ve yaşam alanlarında gri su kazanımının önemine dikkat çekerek, “Geri kazanılabilen gri sular, birçok amaç için kullanıma uygundur; ancak gri suların arıtımında doğru teknolojiyi seçmek önemlidir. Rielli MBR teknolojisi ile yıllardır etkin ve verimli şekilde gri suların geri kazanımını sağlıyoruz. Türkiye’deki gri su geri kazanım tesislerinin büyük bir kısmı, Rielli imzası taşıyor” dedi. Artun Kazancı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gri suyu arıtıp tuvalet rezervuarları ve bazı peyzaj uygulamaları gibi alanlarda kullanmak, yüzde 40’a varan oranda su tasarrufu sağlar. Çevresel değerin yanı sıra, bu kullanım, yatırım bedeli dahil olmak üzere şebekeden su almaktan daha düşük maliyetlidir. Bu yatırımlar, 8-16 ay kendine geri öder niteliktedir. Diğer taraftan, belirli bir boyutta inşaatlarda, gri su arıtma tesisleri mevzuat gereklilikleri kapsamında yer almaktadır.” Türkiye’nin Global Su Arıtma Markası Rielli Gri suların geri kazanımını, etkin ve verimli şekilde sağlayan Rielli MBR gri su geri kazanım çözümleriyle, kokusuz ve leke bırakmayan geri kazanılmış su elde ediliyor. Rielli teknolojisi bu alanda farklı avantajlar sunuyor. Kazancı Çevre Tekniği bünyesinde geliştirilen ve üretilen Rielli markası, turizm sektörüne yönelik yenilikçi çözümleriyle su maliyetlerinde önemli düşüşler sağlayan bütünsel sistemler sunuyor. Rielli, 30 yılı aşkın köklü geçmişiyle Türkiye’nin 6 kıtada ve 80’i aşkın ülkede tercih edilen global su arıtma markası kimliğini taşıyor. 1.000 Metrekare Üzeri Projelerde Gri Su Arıtma Zorunluluğu Getirildi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı “Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği”, 2025 yılında yürürlüğe giren son değişiklik çerçevesinde, 1.000 metrekarenin üzerinde tüm yeni inşaatlarda gri su tesisatı zorunluluğu getiriyor. Örnek olarak, 120 m2 brüt alana sahip 8 daireden oluşan bir apartman inşaatında dahi, gri su arıtma tesisi zorunlu hale getirildi. Yönetmelik kapsamındaki zorunluluk, yapı inşaat alanı 10 bin metrekareden büyük alışveriş merkezlerini, 10 bin metrekareden büyük kamu yapılarını (sağlık ve eğitim yapıları istisnası ile) kapsıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

MG International Fragrance Company, Yüksek Katma Değerli Ürünleriyle Büyümeyi Sürdürüyor Haber

MG International Fragrance Company, Yüksek Katma Değerli Ürünleriyle Büyümeyi Sürdürüyor

MG International Genel Müdür Yardımcısı Bülent Konca, 2026 yılında inovatif teknoloji içeren yüksek katma değerli ürünleriyle, cirodaki payının %10'a çıkarmayı hedeflediklerini anlattı. Uluslararası esans üreticisi MG International Fragrance Company, 2025 yılı performansını ve gelecek vizyonunu paylaştı. Şirket, ihracat odaklı büyüme stratejisi ve sürdürülebilirlik yatırımlarıyla yılı hedefleriyle uyumlu bir şekilde tamamladı. "Döviz Bazında Çift Haneli İstikrarlı Büyümemize Devam Ettik'' Esans sektörünün 2025 yılını değerlendiren MG International Fragrance Company Genel Müdür Yardımcısı Bülent Konca, ekonomik zorluklara rağmen başarılı bir performans sergilediklerini belirterek şunları söyledi: "Yıl başında belirlediğimiz rakamsal hedeflere ulaşmış olmak, stratejik planlamamızın doğruluğunu teyit etti. Üretim, ciro ve ihracat tarafında döviz bazında çift haneli istikrarlı büyümemize 2025 yılında da devam ettik. Ülkemizde yaşanan finansmana erişim maliyetleri ve iç pazardaki daralmaya karşı ihracat odaklı büyüme stratejisiyle hareket ederek hem şirketimiz için sürdürülebilir bir model oluşturduk hem de Türk kimya ihracat hedeflerine ve döviz rezervine destek vermeye devam ettik." İhracat Odaklı Büyüme Stratejisi 2025 yılının Türkiye ekonomisi açısından zorlu bir dönem olduğuna dikkat çeken Konca, finansmana erişim maliyetlerindeki artış, iç pazarda talep daralması ve satın alma gücündeki düşüşün sanayiciler üzerinde baskı oluşturduğunu belirtti. Buna rağmen MG International Fragrance Company'nin ihracat odaklı büyüme stratejisiyle hareket ettiğini vurgulayan Konca, şirketin global pazarlardaki konumunu güçlendirerek döviz kazandıran üretim modelini sürdürdüğünü ifade etti. Ev Kokuları ve Kişisel Bakım Kategorileri Yükselişte 2025 yılında son kullanıcı davranışlarındaki değişimin sektöre doğrudan yansıdığını ifade eden Konca, hibrit çalışma modelinin kalıcılaşmasıyla ev kokulandırma kategorisinin (bambu çubuklu oda kokuları, mumlar, difüzörler) güçlü bir ivme kazandığını belirtti. Ayrıca "iyi olma hali" yaklaşımının kişisel bakım ve EDT kategorilerinde talebi artırdığını, dijitalleşmenin ise yeni koku lansmanlarının son kullanıcıyla buluşma hızını ciddi ölçüde etkilediğini vurguladı. AR-GE ve İnovasyonda Hedef Büyüttü Şirketin teknoloji içeren inovatif ürünleri, 2025 yılı sonunda toplam cironun %5'ini oluşturdu. Bülent Konca, Ar-Ge vizyonuna dair şu bilgileri paylaştı: "Geliştirdiğimiz teknolojik formülasyonlar, markaların ürün iletişiminde güçlü alanlar yarattı. Önümüzdeki iki yıl içinde hedefimiz, inovatif teknoloji içeren yüksek katma değer yaratan ürünlerin cirodaki payını %10 seviyesine çıkarmak. Bu, Türk esans sektörünün global arenada daha rekabetçi bir konuma taşınması adına stratejik bir adımdır." 2026 yılında operasyonel disiplini korumayı ve kur dengesindeki gerçekçi zeminin katkısıyla daha sağlam bir büyüme ivmesi yakalamayı hedeflediklerini anlatan Bülten Konca, ambalaj tarafında da 2026 yılında geri dönüştürülmüş içerikli (PCR) ambalajlara geçmeyi planladıklarını sözlerine ekledi. Sürdürülebilirlik Alanında Örnek Başarılar MG International, 2025 yılında sürdürülebilirlik çalışmalarıyla pek çok ödüle layık görülmüştü. Kocaeli Sanayi Odası tarafından verilen Şahabettin Bilgisu Çevre Ödülleri'ni birden fazla kez kazanan şirket, aynı zamanda Sürdürülebilir İş Ödülleri kapsamında Biyoçeşitlilik Ödülü'nün de sahibi oldu. Şirket, Gebze'deki tesisinde elektrik ihtiyacının tamamını I-REC (Uluslararası Yenilenebilir Enerji Sertifikası) ile yenilenebilir kaynaklardan karşılarken; gri su geri kazanımı, yağmur suyu hasadı ve robotik üretim teknolojileriyle çevresel etkiyi minimize ediyor. Sosyal sürdürülebilirlik kapsamında ise UN Global Compact Kadının Güçlenmesi Prensipleri (WEPs) imzacısı olma süreci devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Emirates Flight Catering’den Dev Yatırım Haber

Emirates Flight Catering’den Dev Yatırım

Biyodigester, oksijen, ısı ve mikroorganizmalarla çalışan aerobik sindirim süreci sayesinde organik atıkları ayrıştırıyor. Süreç sonunda ortaya çıkan gri su, içme suyu dışındaki alanlarda yeniden kullanılabiliyor. Geleneksel mekanik sistemlerin aksine biyodigesterler, mikrobiyal kültür geliştikçe daha verimli hale geliyor ve farklı atık türlerine uyum sağlayabiliyor. Atık sahaya gitmeden dönüşüyor Emirates Flight Catering CEO’su Shahreyar Nawabi konuyla ilgili şunları söyledi: “En büyük farkı atıkları sorumlu şekilde yöneterek yaratabileceğimize inanıyoruz. Bu ölçekte bir biyodigesterin devreye alınması, düzenli depolama sahalarına gönderilen atık miktarını azaltma hedefimizde önemli bir operasyonel adımdır. Sahadaki ekiplerimizin istikrarlı ayrıştırma çalışmaları ve şirket içi iş birliği bu başarının temelini oluşturdu.” Günlük 6 ton atık işleme kapasitesi Aralık 2025’te devreye alınan sistem halihazırda günde ortalama 3,5 ton organik atık işliyor. Biyolojik olgunluğa ulaştığında günlük yaklaşık 6 ton kapasiteye erişmesi bekleniyor. Birleşik Krallık Çevre, Gıda ve Kırsal İşler Bakanlığı (DEFRA) dönüşüm katsayılarına göre, 1 ton gıda atığının düzenli depolama sahasına gönderilmemesi yaklaşık 0,7 ton CO₂ emisyonunu önlüyor. Sistem tam kapasiteyle çalıştığında yıllık 2.000 tonun üzerinde CO₂ emisyonunun engellenmesi öngörülüyor. Birleşik Krallık Çevre, Gıda ve Kırsal İşler Bakanlığı (DEFRA) ile uyumlu sera gazı (GHG) dönüşüm katsayılarını esas alan hesaplamalara göre EKFC, bir ton gıda atığının düzenli depolama sahasına gönderilmemesinin, başta metan salımının önlenmesi sayesinde yaklaşık 0,7 ton CO₂ emisyonunu engellediğini öngörüyor. Sistem tam kapasiteye ve biyolojik olgunluğa ulaştığında, yıllık 2.000 tonun üzerinde CO₂ emisyonunun önüne geçilebilecek. Sürdürülebilirlik yolculuğunun bir parçası Biyodigester yatırımı, EKFC’nin sürdürülebilirliği operasyonlarının merkezine yerleştiren daha geniş kapsamlı dönüşüm programının önemli bir adımını oluşturuyor. Şirket geçtiğimiz yıl güneş panelleri aracılığıyla 4.000 MWh enerji üreterek 1.600 ton CO₂ emisyonunu önledi; operasyonlarında elektrikli araç kullanımını yaygınlaştırdı ve bölgedeki ilk elektrikli hi-loader prototipini 2026 ortasında devreye almak üzere hazırlıklarını sürdürdü. Atık yönetimi ve döngüsel ekonomi alanında ise LFC-50 biyodigester aracılığıyla yaklaşık 75.000 kilogram gıda atığı işlendi; ambalaj değişiklikleri sayesinde yıllık 45.000 kilogram plastik kullanımı ortadan kaldırıldı. Üretim artıklarıyla geliştirilen 47 yeni tarif potansiyel gıda israfını azaltırken, Bustanica’da pestisit kullanılmadan yetiştirilen marullar geçen yıl günlük 28.000 Emirates salatasında kullanıldı. Yapay zekâ destekli otomasyon ve akıllı kamera sistemleri de üretim kalitesini artırırken atık miktarının azaltılmasına katkı sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Emirates Flight Catering’den Dev Yatırım Haber

Emirates Flight Catering’den Dev Yatırım

Biyodigester, oksijen, ısı ve mikroorganizmalarla çalışan aerobik sindirim süreci sayesinde organik atıkları ayrıştırıyor. Süreç sonunda ortaya çıkan gri su, içme suyu dışındaki alanlarda yeniden kullanılabiliyor. Geleneksel mekanik sistemlerin aksine biyodigesterler, mikrobiyal kültür geliştikçe daha verimli hale geliyor ve farklı atık türlerine uyum sağlayabiliyor. Atık sahaya gitmeden dönüşüyor Emirates Flight Catering CEO’su Shahreyar Nawabi konuyla ilgili şunları söyledi: “En büyük farkı atıkları sorumlu şekilde yöneterek yaratabileceğimize inanıyoruz. Bu ölçekte bir biyodigesterin devreye alınması, düzenli depolama sahalarına gönderilen atık miktarını azaltma hedefimizde önemli bir operasyonel adımdır. Sahadaki ekiplerimizin istikrarlı ayrıştırma çalışmaları ve şirket içi iş birliği bu başarının temelini oluşturdu.” Günlük 6 ton atık işleme kapasitesi Aralık 2025’te devreye alınan sistem halihazırda günde ortalama 3,5 ton organik atık işliyor. Biyolojik olgunluğa ulaştığında günlük yaklaşık 6 ton kapasiteye erişmesi bekleniyor. Birleşik Krallık Çevre, Gıda ve Kırsal İşler Bakanlığı (DEFRA) dönüşüm katsayılarına göre, 1 ton gıda atığının düzenli depolama sahasına gönderilmemesi yaklaşık 0,7 ton CO₂ emisyonunu önlüyor. Sistem tam kapasiteyle çalıştığında yıllık 2.000 tonun üzerinde CO₂ emisyonunun engellenmesi öngörülüyor. Birleşik Krallık Çevre, Gıda ve Kırsal İşler Bakanlığı (DEFRA) ile uyumlu sera gazı (GHG) dönüşüm katsayılarını esas alan hesaplamalara göre EKFC, bir ton gıda atığının düzenli depolama sahasına gönderilmemesinin, başta metan salımının önlenmesi sayesinde yaklaşık 0,7 ton CO₂ emisyonunu engellediğini öngörüyor. Sistem tam kapasiteye ve biyolojik olgunluğa ulaştığında, yıllık 2.000 tonun üzerinde CO₂ emisyonunun önüne geçilebilecek. Sürdürülebilirlik yolculuğunun bir parçası Biyodigester yatırımı, EKFC’nin sürdürülebilirliği operasyonlarının merkezine yerleştiren daha geniş kapsamlı dönüşüm programının önemli bir adımını oluşturuyor. Şirket geçtiğimiz yıl güneş panelleri aracılığıyla 4.000 MWh enerji üreterek 1.600 ton CO₂ emisyonunu önledi; operasyonlarında elektrikli araç kullanımını yaygınlaştırdı ve bölgedeki ilk elektrikli hi-loader prototipini 2026 ortasında devreye almak üzere hazırlıklarını sürdürdü. Atık yönetimi ve döngüsel ekonomi alanında ise LFC-50 biyodigester aracılığıyla yaklaşık 75.000 kilogram gıda atığı işlendi; ambalaj değişiklikleri sayesinde yıllık 45.000 kilogram plastik kullanımı ortadan kaldırıldı. Üretim artıklarıyla geliştirilen 47 yeni tarif potansiyel gıda israfını azaltırken, Bustanica’da pestisit kullanılmadan yetiştirilen marullar geçen yıl günlük 28.000 Emirates salatasında kullanıldı. Yapay zekâ destekli otomasyon ve akıllı kamera sistemleri de üretim kalitesini artırırken atık miktarının azaltılmasına katkı sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.