Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Gümrük Tarifeleri

Kapsül Haber Ajansı - Gümrük Tarifeleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gümrük Tarifeleri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nato Zirvesi Sonrası Ticaretin Yeni Yol Haritası Ele Alındı Haber

Nato Zirvesi Sonrası Ticaretin Yeni Yol Haritası Ele Alındı

Küresel ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği kritik bir dönemde uluslararası iş dünyasının güçlü temsilcilerini bir araya getiren ACE BPSC 2026 Zirvesi, Swissôtel The Bosphorus İstanbul’da devam etti. “İnovasyon, Yatırım, Teknoloji ve Ticaret için Girişimcilik: Daha Güçlü Bir Transatlantik Gelecek İnşa Etmek” başlığıyla düzenlenen zirvenin ikinci gününde de "NATO Zirvesi Sonrası Ticari ve Siyasi Gelişmeler" başlıklı panel gerçekleştirildi. TABA AmCHAM BAŞKAN YARDIMCISI DERİNKÖK: “GÜVENLİK POLİTİKALARI İLE EKONOMİ POLİTİKALARI BİRBİRİNDEN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ” 30 ülkeden 70 AmCham lideri ve Türkiye’den çok sayıda iş insanının katıldığı panelin açılış konuşmasını TABA-AmCham Başkan Yardımcısı H. Eren Derinkök yaptı. Derinkök, bugün artık güvenlik politikaları ile ekonomi politikalarını birbirinden bağımsız değerlendirmenin mümkün olmadığını ifade ederek, “Jeopolitik gelişmeler; ticaret yollarını, enerji güvenliğini, tedarik zincirlerini, teknoloji yatırımlarını, savunma sanayiini ve dolayısıyla doğrudan iş dünyasının kararlarını etkiliyor. NATO Zirvesi sonrasında ortaya çıkan gelişmeleri de bu geniş perspektiften değerlendirmek gerekiyor. Özellikle Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki transatlantik ilişkilerin geleceği, Avrupa'nın güvenlik ve savunma alanındaki öncelikleri, artan savunma yatırımları ve bunların üretim, teknoloji ve ticaret üzerindeki etkileri önümüzdeki dönemin önemli başlıkları arasında yer alıyor.” dedi. AMCHAMS IN EUROPE (ACE) BAŞKANI VODNIK: “İSTİKRAR OLMADAN EKONOMİK BÜYÜME MÜMKÜN DEĞİL” Amchams in Europe (ACE) Başkanı Ajša Vodnik de konuşmasında güvenliğin yalnızca hükümetlerin ve orduların yetki alanında olmadığını ifade ederek, “İş dünyası olarak bizler; istikrar olmadan ekonomik büyümenin, inovasyonun ve küresel ticaretin var olamayacağını kabul etmeliyiz. Savaş ve çatışmalar tedarik zincirlerini bozar, pazarları yok eder ve hayatları mahveder.” diye konuştu. CONGAR: TRANSATLANTİK İŞ BİRLİĞİNDE HUKUKİ GÜVENCELERİN ÖNEMİ TABA-AmCham İngiltere Temsilcisi Av. Cem Congar da güvenlik alanındaki tercihlerin, enerji erişimi, teknoloji paylaşımı, yatırım ve ticaret kararlarında karşılık bulduğunu belirterek, “NATO'nun Ankara zirvesinde öne çıkan Transatlantik iş birliği ve sanayi kapasitesinin güçlendirilmesi hedefleri bu ilişkinin önemini bir kez daha ortaya koydu. Önümüzdeki dönemde siyasi iradenin ekonomik hayata nasıl yansıyacağını ve bu dönüşümün hangi hukuki güvencelerle destekleneceğinin üzerine birlikte düşünmemiz gerekmekte” dedi. Açılış konuşmalarının ardında panele geçildi. T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkan Yardımcısı Bekir Polat’ın moderatörlüğünde düzenlenen panelde, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, T.C. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel ve DEMSA Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan yeni dönemdeki bölgesel ve küresel gelişmeleri iş dünyası perspektifinden değerlendirdi. TÜRKİYE’NİN UZUN VADELİ YATIRIM POTANSİYELİNE VURGU Panelin moderatörlüğünü üstlenen Bekir Polat, Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar açısından sunduğu fırsatlara ve uzun vadeli yatırım perspektifinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye, son 20 yılda yıllık ortalama yüzde 5,3 büyüyerek geçen yıl itibarıyla 1,8 trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklüğe ulaştı ve son 20 yılda yaklaşık 300 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırım aldı. Genç, dinamik nüfusu ile yine jeostratejik konumunu güçlendiren son 25 yıldaki 300 milyar doları aşan altyapı ve üst yatırımlarıyla ve kuvvetli bir reform ajandasıyla hala büyümeye devam ediyor. Özellikle uluslararası ortaklıklardaki uzun vade perspektifini çok önemsiyoruz. Bununla ilgili vermiş olduğum her zaman çok somut bir örnek var. Çok büyük bir Alman firmasının bir genişleme yatırımı vardı yakın bir zamanda. Sağ olsunlar açılış için davet etmişlerdi ve gittiğimizde sordum Alman firmaya siz kaç yıllık bir firmasınız? Biz 160 yıllık bir firmayız. Peki Türkiye'de ne zamandan beri faaliyetindesiniz? 116 yıldır Türkiye'deyiz dedi. Cumhuriyetimizden daha önce gelmişler. Bu önemli bir gösterge. Ülkenin şu anki resmine bakarak karar vericiler çok daha geniş bakıyorlar. Biz de ülkenin 5-10-15 yıllık aslında büyük resimde ülkemizin sunmuş olduğu fırsatları anlatmaya çalışıyoruz.” DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI ÖZEL: “PARA GÜVENLİ BÖLGE ARAR” Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel de konuşmasında NATO Zirvesi’nin Türkiye’nin uluslararası konumuna etkilerini değerlendirdi. Özel, güvenlik ve yatırım arasındaki ilişkiye, çok taraflı iş birliklerine ve Türkiye’nin diplomatik kapasitesine vurgu yaparak şunları kaydetti: “Bazı siyasi gelişmeler ve söylemler sonrası NATO'ya bakışın da bazı noktalarda değiştiği bir dönemde bu zirvenin Türkiye'de yapılması hakikaten çok büyük bir ehemmiyet taşıyor. Bu zirve sonrası NATO biraz daha tek vücut haline geldi. NATO 3 olarak isimlendirilen bir söylemi vardı. Ve bu da sonuçlarını çok etkili kıldı. İşte bütün NATO üyesi ülkeleriyle birlikte NATO'nun gücü aslında biraz bu zirveyle beraber, söylemlerle ve uygulamalarla da upgrade olmuş oldu. NATO, 1950’li yıllarda Kore Harbi’nden sonra kurulmuş bir güvenlik organizasyonu. Peki iş adamlarının NATO ile ne ilişkisi var? Malum, para güvenli bölge arar. Güvensiz bölgelerden güvenli bölgelere para akışı geçer. 21. yüzyılda çatışmaların arttığı bir dönemde bu ilişki daha sık bir ilişki haline geldi. Bunu çok görüyoruz. Daha girift hale geldi. Bu bağlamda NATO zirvesi Ankara deklarasyonuyla beraber yapılan açıklamalar, 50 milyar dolarlık bir hedef konması, bunlar son derece önemli. Bu bakımdan ben öyle ümit ediyorum ki kısa ve orta vadede uzun vadedeki etkilerinin çok daha büyük olacağını düşünüyorum. Ülkemize siyasi, ticari, ekonomik ve diğer konular hatta kültürel açıdan çok büyük etkilerinin olacağını bekliyoruz. Biz hemen NATO zirvesi sonrasında yaptığımız ikili görüşmelerde bunun nasıl bir momentuma sahip olduğunu gerçekten açık ve net gördük. Onu ifade edeyim. Çünkü 32 tane NATO üyesi ülke var. Bir de bu ülkelerin birlikte çalıştığı dünyada başka ülkeler var. Yani bunların hepsini büyük resmi gördüğümüzde bir çarpan etkisi yapmak suretiyle katma değere dönüşeceğini umuyorum.” TİCARET BAKAN YARDIMCISI TUZCU: “TÜRKİYE’Yİ MERKEZE ALMAYAN HİÇBİR YAKLAŞIM GÜVENLİ BİR TİCARET ZEMİNİ OLUŞTURAMAYACAK” Küresel ticaretin değişen yapısına, tedarik zincirlerinin güvenliğine ve Türkiye’nin transatlantik ekonomik ilişkilerindeki rolüne değinen Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu da NATO Zirvesi sonrasında üretim ve savunma sanayisinde ortaya çıkan fırsatları şu sözlerle değerlendirdi: “Küresel ticarette aslında bir azalma yok. Ama coğrafya ve sektörlerde bir değişim var. Artık küresel ticaret daha Asya'ya, daha doğuya doğru gitmeye başladı. Burada şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki geçtiğimiz yıl küresel ticaret hacmi düşmedi. Peki değişen ne? Aslında küresel dünya daha da entegre haline geldi. Ama oyuncular ve sektörler değişti. Burada kendisini daha iyi konumlayanlar, daha düşük konumlayanlar ayrışmaya başladılar. Avrupa, bunun soru işaretlerini yaşıyor. Avrupa Birliği ülkeleri büyümelerinde, ihracatlardaki yükseltmede, verimlilikte kendileri ile ilgili olarak bir öz eleştiriye, sanayiyi tekrar toparlayacak yeni programlara, planlara girişmeye başladılar. Fakat son dönemde ıskalanan bir şey var. Bu da artık küresel ticaretin güvenlikle tam anlamıyla örtüşmesi. Bir ticaretteki varlığımız artık sadece tarifelerin düşürülmesi değil, sadece liberalizasyon değil, artık hem tedarik güvenliği, hangi ürünü kimden alacağımız, bu tedariğin güvenli olarak devam edip etmeyeceği, hem lojistik koridorların güvenli olarak devam edip etmeyeceği, verinin kendisi kimde kalacağı, bu verinin kimlerle paylaşılacağı, bunlar tekrar sorgulanmaya başladı. Bu sorgulamanın temelinde pandemi bir etkendi. Pandemiden sonra savaşlar, Rusya-Ukrayna ile başlayan savaş ve sonrasında devam eden savaşlar ve özellikle belli kritik hammaddelerin belli coğrafyalarda kalmış olması ülkelerin hem kritik hammaddelere hem veriye hem teknolojiye hem ticarete bakışını değiştirdi. Bugün Avrupa Birliği kritik hammaddeler yasasını çıkardı biliyorsunuz. 2030 yılına kadar Avrupa Birliği kritik hammaddelerin en az %10'unu kendisinden çıkarılmasının %35'inin de kendisine işlenmesini hedefliyor. Bununla beraber de bunu tek başına yapamayacak. Bunun da en büyük perspektifini bizlere veren NATO oldu. NATO aslında ortaya çıkardı ki bizim hem savunmada ama aynı zamanda üretimde bir araya gelip planlamalarımızı birlikte ve bir uyum içerisinde yapmamız gerekiyor. Türkiye burada çok kritik bir oyuncu. Ben G20 toplantısında şunu gördüm ki tüm ülkeler hem bağlantısallık için lojistik ve enerji koridorlarının sağlanması için Türkiye'ye çok ihtiyaçları var. Tüm koridorlar Türkiye üzerinden geçiyor. Enerji koridorları da lojistik koridorları da Türkiye ülkelerinin üzerinden geçiyor ve çok ihtiyaçları var. Ve G20 toplantılarında da ortaya çıktı ki Türkiye'yi bir merkeze almayan hiçbir yaklaşım güvenli bir ticaret ve sanayi zemini ortaya çıkartmayacak.” TÜRKİYE-ABD TİCARETİNDE 100 MİLYAR DOLARLIK HEDEF Tuzcu, ABD ve Türkiye arasındaki 100 milyar dolarlık ticaret vizyonunun gerçekleşmesinin önünde bir engel olup olmadığına ilişkin soruyu da şöyle yanıtladı: “Bu soruya engel yok diyemeyeceğiz tabii ki. Bu engellerin bir kısmı Türkiye'nin karşı karşıya olduğu engeller. Bir kısmı da Amerika'nın ticaretteki yeni kural seti ile ilgili engeller. Ancak şunu ifade edeceğim. 100 milyar dolarlık hedefi çok gerçekçi bir hedef. Amerika yaklaşık 32 trilyon dolarlık bir gayrisafi yurt içi hasılası var. 3 trilyonluk bir ithalatı var. Çok büyük bir ithalat pazarı var ve bu pazar içerisinde aslında karşılıklı ticari 100 milyar dolar olması çok yönlendirilebilir. Fakat Amerika'nın 2018 sonrası ortaya koyduğu vizyon içerisinde korumacılık belirleyici ve Amerika içerisine yatırımı önceleyen bir değerlendirme var ve bu değerlendirmenin de iki tane temel sorunu ortaya çıkardığını görüyoruz. Bir tanesi tarifelere aşırı yüklenme ve vergileri özellikle belli sektörlerde çok fazla arttırma. Daha büyük bir maliyet oluşturacak bir sorun da öngörülemezlik. Yatırımla ilgili olarak hem bizim firmalarımızın Amerika'da yapacağı yatırımlarda hem Amerikan firmalarının Türkiye'de yapacağı yapımlarda da, bu öngörülmezlik sorunu bir son bulacak. Biz Amerikalı muhataplarımızla çok yakın bir içerisindeyiz.” ÇETİNDOĞAN: “İŞ DÜNYASI AÇISINDAN KARAR VERİRKEN SADECE SİYASİ HAVAYA BAKMAK YETELİ DEĞİL” DEMSA Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan da Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde oluşan olumlu atmosferin kalıcı yatırımlara dönüşebilmesi için yatırımcı güveni, öngörülebilirlik ve doğru ortaklık modellerinin önemine işaret etti. Çetindoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Bugün Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde olumlu bir atmosfer var. Fakat iş dünyası açısından karar verirken sadece siyasi havaya bakmak yeterli değil. Örneğin gümrük tarifeleri, savunma sanayi üzerindeki kısıtlamalar, finansmana erişim, yatırım mevzuatı, yaptırımlar, ihracat kontrolleri mutlaka masada olması gerekiyor. Özellikle sınır ötesi ortaklıklarda teknoloji transferi ve ihracat izinleri de çok önem arz ediyor. Bir diğer konu da jeopolitik belirsizlik. Bugün Amerika-Çin ilişkilerinden Rusya-Ukrayna savaşına, enerji güvenliğinden bölgesel çatışmalara kadar birçok gelişen ticaretin birçok gelişme ticaretin yönünü değiştirebiliyor. Dolayısıyla şirketlerin yalnızca bugünkü tabloya değil farklı senaryolara da hazırlıklı olması gerekiyor. Türkiye'nin burada önemli bir avantajı var. Biz farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki kurulabilen bir ülkeyiz. Bu nedenle Türkiye'nin dengeli dış politika yaklaşımının İş dünyası açısından önemli bir güven unsuru olduğu da muhakkak. Şirketler açısından baktığımızda en önemli risklerden biri siyasi yakınlaşmayı otomatik olarak ticari fırsat olarak düşünmek. Bir ülke ile ilişkilerin iyi olması, her sektör için yatırım ortamının yatırım ortamının aynı ölçüde uygun olduğu anlamına gelmiyor. Her şirket kendi sektörünün risklerini, finansman maliyetini, kur riskini, gümrük koşullarını ve mevzuatı ayrı ayrı değerlendirmek zorunda. Ben bu nedenle şirketlerin büyük ve geri dönüşümü zor yatırımlardan önce daha esnek modellerle başlamasını doğru buluyorum. Bir yatırımın arkasında çok iyi bir finansal plan olabilir ama o planı hayata geçirecek doğru ekip yoksa sürdürebilirliği zor oluyor. Bu nedenle ben uluslararası ortaklıklarda bu konulara ehemmiyet veriyorum. Birincisi doğru ortak. Sadece finansal gücü değil, vizyonu ve iş yapma kültürü de birbirine yakın ortaklıklar seçilmeli. İkincisi yerel bilgi. Girdiğimiz pazarı gerçekten anlamadan sadece dışarıdan bakarak karar vermemek gerekiyor. Üçüncüsü uzun vadeli perspektif. Her yatırımın ilk sonuç vermesini beklememek gerekiyor. Dördüncüsü ise esneklik ki bu çok önemsediğim bir alan. Dünya çok hızlı değişiyor. Dolayısıyla yatırım modellerinin de değişen koşullara uyum sağlayacak şekilde tasarlanması gerekebiliyor. Benim için uluslararası iş birliğinin en değerli tarafı da aslında burada. Birlikte sadece sermaye koymak değil, birbiri deneyiminden, teknolojisinden ve pazar bilgisinden faydalanmak. Türkiye'nin bu anlamda sadece yatırım alan değil, yatırım yapan, ortaklık kuran ve bilgi üreten bir ülke konumunda olmasını ve bu şekliyle güçlenmesini arzu ediyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’den Otomotiv Sektöründe 41,5 Milyar Dolarlık Tarihi İhracat Rekoru Haber

Türkiye’den Otomotiv Sektöründe 41,5 Milyar Dolarlık Tarihi İhracat Rekoru

Dünyada Ticari alacak sigortası lideri Allianz Trade, farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere rehberlik eden raporlarından bir yenisini daha Otomotiv Sektörü odağında hazırladı. Raporda yeni "Made in Europe" çerçevesinin hâlen birçok belirsizlik içerdiği, bu belirsizlikten Türkiye’nin de etkilenebileceği belirtiliyor. Küresel otomotiv sektöründe güç dengesinin ise Asya’ya kaydığı vurgulanıyor. Küresel otomotiv sektöründeki güç dengesinin hızla değiştiği belirtilen raporda, Çin’in tek başına artık dünya otomobil satışlarının yüzde 37’sini gerçekleştirdiği ve bu oranın, 2024 yılına göre 2 puan, 2019 yılına göre ise 8 puan artış anlamına geldiği belirtiliyor. Aynı dönemde Avrupa'nın küresel pazar payının yüzde 20'nin altına, Kuzey Amerika'nın payının ise yüzde 21'e gerileyerek her iki bölge için de yeni tarihi düşük seviyelere ulaştığı raporda vurgulanıyor. Öte yandan yine Allianz Trade’in raporuna göre; küresel otomotiv pazarı 2025 yılında üst üste üçüncü kez büyüme kaydetti. Pazarın yaklaşık yüzde 5 büyüyerek, 2024 yılındaki yüzde 3'lük büyümenin de üzerine çıktığı bilgisi verilen raporda bu büyümenin lokomotifinin artık belirgin şekilde Asya'ya kaydığı belirtiliyor. Dünyanın iki büyük olgun pazarı olan Avrupa ve ABD’nin sınırlı bir performans sergilediği, Avrupa pazarı yatay seyrederken, ABD’nin yalnızca yüzde 2 büyüyebildiği de verilen bilgiler arasında bulunuyor. Öte yandan Çin pazarının yüzde 9 büyüyerek dikkat çekici bir performans ortaya koyduğunun altı çiziliyor. Rapora göre Güney Amerika, Orta Doğu ve diğer gelişmekte olan ülkeler de küresel büyümeye önemli katkı sağladı. Çin hariç Asya-Pasifik bölgesi ile Japonya’nın ise daha sınırlı düzeyde, yaklaşık yüzde 3 büyüme gösterdiği raporda belirtiliyor. Dolayısıyla 2025 yılının yalnızca daha fazla aracın satıldığı bir yıl değil; aynı zamanda küresel otomotiv sektörünün ağırlık merkezinin belirgin biçimde Asya'ya ve özellikle Çin'e kaydığı bir dönüm noktası olarak öne çıktığı bir yıl olduğu değerlendirmesi yapılıyor. Made in Europe’un Türkiye’ye etkileri Allianz Trade’in raporunda Made in Europe’un içerdiği belirsizlikleri Türkiye otomotiv sektörü açısından 2026 yılının en önemli risklerinden biri olarak öne çıktığı vurgulanıyor. Türkiye'nin Avrupa'nın yeni otomotiv üretim çerçevesine dahil edilip edilmeyeceğinin henüz netlik kazanmadığı verilen bilgiler arasında… Araçların "Made in Europe" statüsü kazanabilmesi için uygulanacak mevcut yüzde 70 AB katma değer eşiğinin, Türkiye'de gerçekleştirilen üretimin bu kriterin dışında kalmasına neden olabilecek kadar yüksek bir seviye olduğu belirtiliyor. Ayrıca raporda; Türkiye'nin "Made in EU" statüsü kazanması durumunda, Çin menşeli içeriklerin AB teşviklerinden dolaylı olarak yararlanabileceği bir geçiş noktası hâline gelebileceğine yönelik endişelere dikkat çekiliyor. Allianz Trade Krediler Genel Müdür Yardımcısı Altuğ Karagöz raporla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: “Allianz Trade Türkiye olarak, ekonomimizin lokomotifi olan otomotiv sektöründeki stratejik varlığımızı ve otomotiv üreticileri ile tedarikçilerine verdiğimiz desteği kararlılıkla sürdürüyoruz. Ticaret Bakanlığı verilerine göre, 2025 yılını 41,5 milyar dolarlık tarihi bir ihracat rekoru ve 1,37 milyon adetlik zirve satışla kapatan sektörümüz, ODMD (Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği) raporlarının da işaret ettiği üzere 2026'nın ilk yarısında sıkı finansman koşullarına bağlı olarak iç pazarda yüzde 8,2'lik dönemsel bir dengelenme ve hacim kaybı sürecinden geçiyor. Bu dinamik dönüşüm ve risk ortamında, alacak sigortası tarafında otomotiv üreticileri ve tedarik zincirindeki paydaşlarımız için üstlendiğimiz toplam risk büyüklüğünü, geçen yılın aynı dönemine göre döviz bazında yaklaşık yüzde 15 artırarak desteğimizi bir kez daha ortaya koyduk. Sektördeki elektrifikasyon dönüşümünü, değişen tedarik ekosistemini ve maliyet yönetimini yakından takip ediyor; proaktif risk yönetimi çözümlerimizle Türk otomotiv sanayisinin hem küresel pazarlardaki rekabet gücünü hem de finansal sürdürülebilirliğini güvence altına almaya devam ediyoruz.” Raporda, Türkiye’de Çinli otomotiv üreticilerinin giderek güçlenen varlığının; elektrikli araç ve batarya sektörlerine yönelik destekleyici mali politikalar ile Çin'den ithal edilen elektrikli araçlara uygulanan gümrük tarifeleri sayesinde daha da belirginleştiği, bu durumun Türkiye'nin Avrupa otomotiv tedarik zincirindeki rolüne ilişkin tartışmaları da artırdığı vurgulanıyor. Öte yandan Avrupa pazarına tam erişimin kaybedilmesinin Türkiye açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekilen raporda; Avrupa Birliği’nin, Türkiye'nin açık ara en büyük otomotiv ihracat pazarı konumunda bulunduğu hatırlatılıyor. 2025 yılında otomotiv ihracatının, 30,11 milyar dolar ile yüzde 72,5'isinin AB ülkelerine gerçekleştirildiği bilgisi raporda veriliyor. Almanya’nın ise tek başına 6,61 milyar dolarlık ihracat hacmiyle ve yıllık bazda yüzde 36'lık artışla en büyük pazar olmayı sürdürdüğüne dikkat çekiliyor. Allianz Trade’in raporunda; Türkiye'nin AB menşei statüsünün yalnızca kısmen dışında bırakılmasının bile Türkiye'de üretilen araç ve otomotiv parçalarının en büyük ihracat pazarındaki tercihli ticaret avantajlarını kaybetmesine yol açabileceğine dikkat çekiliyor. Bu durumun ise küresel otomotiv üreticilerinin (OEM) Türkiye'ye yatırım yapma gerekçelerini zayıflatabileceği, tedarik zincirlerinin yeniden Avrupa'ya taşınan üretim merkezlerine yönelmesi riskini de beraberinde getirebileceği raporda öngörülüyor. İç Talebin Gücü Allianz Trade’in Otomotiv Sektörü Raporu’na göre; Türkiye'nin rekor düzeye ulaşan iç pazar satışları bir diğer deyişle 2025 yılında toplam araç satışlarının yıllık bazda yüzde 10,5 artarak 1,37 milyon adede ulaşması, dış talebin zayıfladığı bir dönemde sektör açısından önemli bir denge unsuru oluşturuyor. Brüksel'in AB menşei kriterlerini sıkılaştırması ve küresel otomotiv üreticilerinin (OEM) tedarik zincirlerini yeniden değerlendirmesiyle birlikte, iç pazarın daralan ihracat fırsatlarına yönelmesi beklenen üretim hacmini absorbe edebilmesi sektör için önemli bir avantaj sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye'deki Liderler için "Hız" ve "Güven" En Büyük Sınav Haber

Türkiye'deki Liderler için "Hız" ve "Güven" En Büyük Sınav

PwC'nin 29. Küresel CEO Araştırması'na göre, iş dünyası liderlerinin gelir artışı beklentileri, yapay zekâ yatırımlarının henüz tam anlamıyla kazanca dönüşmemesi ve artan jeopolitik riskler nedeniyle son beş yılın en düşük seviyesine geriledi. 84'ü Türkiye'den olmak üzere, 95 ülkeden 4.454 CEO'nun katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, Türkiye'deki CEO'ların yalnızca %24'ünün (Dünyada %30) önümüzdeki 12 ayda şirketlerinin gelir büyümesine çok güvendiğini ortaya koyuyor. CEO'ların teknolojik hız karşısında "Dönüşüm" kaygısı Araştırma CEO'ların teknolojik değişim hızı karşısında ciddi bir baskı hissettiğini gösteriyor. Küresel CEO'ların %42'si "iş süreçlerimizin yapay zekâ dahil teknolojik değişimin hızına ve kapsamına yetişecek kadar hızlı dönüşüp dönüşmediği" sorusunu en büyük endişe kaynağı olarak görüyor. Türkiye'de de bu oran %42 ile küresel ortalamayla aynı seviyede gerçekleşti. Ayrıca, dünyada CEO'ların %24'ü inovasyon kapasitelerinin belirsiz bir geleceğe hazır olup olmadığını sorgularken (Türkiye: %29), %19'u şirketlerinin orta ve uzun vadede ayakta kalmasını sağlayacak adımların yeterliliğinden emin olmadığını ifade ediyor (Türkiye: %21). Yapay zekâ: Henüz somut getirinin eşiğinde, dönüşümün merkezinde Yapay zekâ (YZ) kullanımı yaygınlaşsa da finansal sonuçlara yansıması dünya genelinde henüz başlangıç aşamasında ve sınırlı düzeyde. Küresel olarak CEO'ların %30'u YZ yatırımlarından henüz net bir geri dönüş alamadığını belirtiyor. Bu durum Türkiye için de benzer bir tablo çiziyor. Hem maliyet tasarrufu hem de gelir artışını aynı anda başaran "lider" şirketlerin oranı küresel ölçekte yalnızca %12'de kaldı. Türkiye'deki CEO'ların %42'si, iş modellerinin bu teknolojik hıza ayak uyduramamasının şirketlerinin geleceği için en kritik soru işareti olduğunu vurguluyor. Türkiye'deki şirketlerin %55'i ise hiçbir fayda görmediğini belirtiyor. Türkiye'nin risk radarı: Siber güvenlik ve enflasyon baskısı üst sıralarda Önümüzdeki 12 aya ilişkin risk algısında CEO'lar için siber riskler (%30), enflasyon (%25) ve jeopolitik gerilimler (%23) en büyük tehditler olarak öne çıkarken, Türkiye'deki CEO'lar kendilerini en çok siber risklere (%41) ve enflasyona (%39) karşı savunmasız hissediyor. Bunun yanı sıra, gümrük tarifeleri de (%20) CEO'lar için önemli bir endişe kaynağı olarak çıkıyor. Türkiye'de bu oran %14 seviyesinde. Gümrük tarifeleri konusunda ise, en fazla Çin (%28) ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki (%22) CEO'lar etkileneceğini belirtiyor. Öte yandan, CEO'ların %29'u gümrük tarifelerin kâr marjlarını azaltacağını söylüyor. Son 12 ayda küresel CEO'ların %33'ü veri kullanımı ve gizliliği, %29'u ise yapay zekâ güvenliği veya "Sorumlu Yapay Zekâ" konularında paydaşlarından (müşteri, yatırımcı vb.) gelen güven odaklı sorularla karşılaştığını belirtiyor. Bunun yanı sıra, liderlerin %20'si yükselen ticaret tarifelerinden endişe duyduğunu belirtiyor. Türkiye'nin büyüme ajandasında temkinli iyimserlik Araştırma sonuçlarını değerlendiren PwC Türkiye Kıdemli Ortağı Cenk Ulu şunları söyledi: "29. Küresel CEO Araştırmamız, iş dünyasının bir 'bekle-gör' döneminden ziyade 'hızlı adaptasyon' sınavı verdiğini gösteriyor. Türkiye'deki CEO'larımızın gelir büyümesine olan güveninin %24'e gerilemesi, makroekonomik belirsizliklerin ve teknolojik dönüşüm baskısının bir yansıması. CEO'ların %42'sinin dile getirdiği 'hız' endişesi, yapay zekâ yatırımlarının somut bir büyüme motoruna dönüşmesi için doğru liderlik ve yetkinlik dönüşümüyle yönetilmelidir. Belirsizlik çağında fark yaratacak olan; sadece teknolojiye yatırım yapmak değil, bu teknolojiyi operasyonel çeviklikle birleştirip sürdürülebilir bir iş modeline dönüştürebilmektir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

CEO’ların Gelir, Yapay Zekâ Ve Geleceğe Dair Güveni Neden Hızla Azalıyor? Haber

CEO’ların Gelir, Yapay Zekâ Ve Geleceğe Dair Güveni Neden Hızla Azalıyor?

Türkiye dahil 95 ülkeden 4.454 CEO'nun katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, CEO'ların yalnızca %30'unun önümüzdeki 12 ayda şirketlerinin gelir büyümesine çok güvendiğini ortaya koyuyor. Bu oran 2025'te %38 düzeyindeydi. Dönüşümün hızı, stratejinin önüne geçmemeli Araştırma sonuçlarını değerlendiren PwC Türkiye Kıdemli Ortağı Cenk Ulu şunları söyledi: "29. Küresel CEO Araştırmamız, iş dünyasının bir 'bekle-gör' döneminden ziyade 'hızlı adaptasyon' sınavı verdiğini gösteriyor. Türkiye'deki CEO'larımızın gelir büyümesine olan güveninin %24'e gerilemesi, makroekonomik belirsizliklerin ve teknolojik dönüşüm baskısının bir yansıması. CEO'ların %42'sinin dile getirdiği 'hız' endişesi, yapay zekâ yatırımlarının somut bir büyüme motoruna dönüşmesi için doğru liderlik ve yetkinlik dönüşümüyle yönetilmelidir. Belirsizlik çağında fark yaratacak olan; sadece teknolojiye yatırım yapmak değil, bu teknolojiyi operasyonel çeviklikle birleştirip sürdürülebilir bir iş modeline dönüştürebilmektir." CEO'ların teknolojik hız karşısında "Dönüşüm" kaygısı Araştırma CEO'ların teknolojik değişim hızı karşısında ciddi bir baskı hissettiğini gösteriyor. Küresel CEO'ların %42'si "iş süreçlerimizin yapay zekâ dahil teknolojik değişimin hızına ve kapsamına yetişecek kadar hızlı dönüşüp dönüşmediği" sorusunu en büyük endişe kaynağı olarak görüyor. Ayrıca, %24'ü inovasyon kapasitelerinin belirsiz bir geleceğe hazır olup olmadığını sorgularken, %19'u şirketlerinin orta ve uzun vadede ayakta kalmasını sağlayacak adımların yeterliliğinden emin olmadığını ifade ediyor. Yapay zekânın finansal sonuçlara yansıması sınırlı düzeyde Yapay zekâ (YZ) kullanımı yaygınlaşsa da finansal sonuçlara yansıması dünya genelinde henüz başlangıç aşamasında ve sınırlı düzeyde. Küresel olarak CEO'ların %30'u YZ yatırımlarından henüz net bir geri dönüş alamadığını belirtiyor. Hem maliyet tasarrufu hem de gelir artışını aynı anda başaran "lider" şirketlerin oranı ise küresel ölçekte %12' düzeyinde kalmış durumda. CEO'lar için tehditlerde siber güvenlik, enflasyon ve jeopolitik gerilimler başı çekiyor Önümüzdeki 12 aya ilişkin risk algısında CEO'lar için siber riskler (%30), enflasyon (%25) ve jeopolitik gerilimler (%23) en büyük tehditler olarak öne çıkıyor. Bunun yanı sıra, gümrük tarifeleri de (%20) CEO'lar için önemli bir endişe kaynağı olarak çıkıyor. Gümrük tarifeleri konusunda ise, en fazla Çin (%28) ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki (%22) CEO'lar etkileneceğini belirtiyor. Öte yandan, CEO'ların %29'u gümrük tarifelerin kâr marjlarını azaltacağını söylüyor. Son 12 ayda küresel CEO'ların %33'ü veri kullanımı ve gizliliği, %29'u ise yapay zekâ güvenliği veya "Sorumlu Yapay Zekâ" konularında paydaşlarından (müşteri, yatırımcı vb.) gelen güven odaklı sorularla karşılaştığını belirtiyor. Bunun yanı sıra, liderlerin %20'si yükselen ticaret tarifelerinden endişe duyduğunu belirtiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.