Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Güneş Işığı

Kapsül Haber Ajansı - Güneş Işığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güneş Işığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yaz Aylarında Ambalajlı Su Tüketirken Bu Saklama Kurallarına Dikkat! Haber

Yaz Aylarında Ambalajlı Su Tüketirken Bu Saklama Kurallarına Dikkat!

Yaz mevsimiyle birlikte artan su tüketimi, “güvenli su” kavramını günlük yaşamın en kritik başlıklarından biri haline getiriyor. Ambalajlı sularda güvenin temelini ise izlenebilirlik oluşturuyor. Kaynaktan suyun alınması, üretim tesisine girişi ve raflara çıkana kadar her adımı titizlikle Sağlık Bakanlığı tarafından denetlenerek tüketiciye sunuluyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı bu noktada tüketicinin bilinçli tercihinin önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu; “Ambalajlı sular hijyen ve gıda güvenliği şartları sağlanan ve Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan üretim tesislerinde şişelenmektedir. Tam otomatik dolum makinelerinde, el değmeden şişelenmekte olup, kaynaktan tüketiciye ulaşana kadarki her adımda çok sıkı denetim altındadır. Ambalajlı sular market raflarındaki en fazla denetlenen ürünlerin başında gelir. Tüketicilerimizin etikette yer alan üretim izin tarihi, üretim yeri ve parti seri numarası gibi detaylara dikkat etmesi, güvenli suya erişimin temel adımıdır.” “Ambalajlı suların doğru saklanması, üretim kalitesi kadar önem taşıyor” Ambalajlı suların satın alındıktan sonraki saklanma koşulları ürünün kalitesini koruması açısından büyük önem taşıyor. Su doğal bir maddedir ve duyu organlarımızla çevrede algılayamadığımız kokuları dahi yavaşça kendisine çekme özelliğini taşır. İçme sularının serin, kuru, kokusuz ve doğrudan güneş ışığı almayan ortamlarda muhafaza edilmesi gerekir. Balkon, araç içi veya direk güneş ışığına ve yüksek sıcaklığa maruz kalan alanlarda bırakılan şişelerde tat ve koku değişimleri yaşanabilir. Hijyen ve tazelik açısından da açılmış ambalajlı suların kısa sürede tüketilmesi öneriliyor. Yaşabey Kalebaşı konuyla ilgili açıklamasında; “Ambalajlı suların doğru saklanması, üretim kalitesi kadar kritik bir nokta. Tüketicinin ürünü aldıktan sonra bu şartlara dikkat etmesi, bu konuda bilinçlenmesi son derece önem taşıyor” dedi. Özellikle sıcak yaz aylarında ambalajlı suların direk güneş ışığına ve yüksek ısıya maruz bırakılmasının, ürünlerin evlerde veya işletmelerde keskin kokulu maddeler ile aynı ortamda saklanmasının da ürünün kalitesini etkileyebildiğine dikkat çeken Kalebaşı, ambalajlı suların diğer tüm gıda ürünleri gibi serin, kuru ve direkt güneş ışığına maruz kalmayan temiz bir ortamda muhafaza edilmesinin kritik önem taşıdığını hatırlattı. Uygun koşullarda muhafaza edilen ambalajlı sular, son kullanma tarihine kadar güvenle tüketilebilir. Ayrıca açılmış ürünlerde hijyenin korunması ve kısa sürede tüketilmesinin, güvenli içme suyu deneyiminin önemli bir parçası olduğunu belirtti. Doğal kaynaklardan elde edilen sular, vücudun yaz aylarında bozulan mineral dengesini doğal yollarla kazanmasına katkıda bulunuyor Sıcak havalarda yoğun terleme sebebiyle vücutta sodyum, magnezyum ve kalsiyum gibi temel mineraller hızla azalıyor. Doğal mineralli ve doğal kaynak suları, bu kayıpların doğal yolla dengelenmesine katkı sağlıyor ve vücudun mineral dengesini destekliyor. Doğal kaynaklardan elde edilen ambalajlı sular, mineral içeriğini korunduğundan yaz aylarında hidrasyonun önemli bir destekçisi olarak öne çıkıyor. Sağlık profesyonellerinin belirttiği üzere, bilmemiz gereken en önemli şey kendimizi susuz hissedene kadar geçen zamanda vücudumuzun çoktan susuz kalmış olacağıdır. Özellikle bebekler, çocuklar ve yaşlılar, vücut ısı düzenleme mekanizmaları daha hassas olduğu için sıcak havalarda dehidrasyon riskine karşı daha savunmasız kalıyor. Bu nedenle bu risk gruplarında yeterli miktarda ve doğru su tüketimi büyük önem taşıyor; sıcak hava dalgalarında sıvı kaybının erken fark edilmesi ve yeterli sıvı alımının sağlanması genel sağlık durumunun korunmasında belirleyici rol oynuyor. Bu aşırı sıcak günlerde unutmamamız gereken en önemli şey vücudu susuz bırakmamak, yeterli miktarda su içmek, sıcaktan dolayı ortaya çıkan ve kendimizi yorgun hatta sağlıksız hissetmemize yol açacak durumları ortadan kaldırmak olmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaz Sıcaklarında Telefonunuzun  Performansını Korumanın 7 Yolu Haber

Yaz Sıcaklarında Telefonunuzun  Performansını Korumanın 7 Yolu

Doğrudan güneş ışığı, yüksek ekran parlaklığı, uzun süreli kamera ve oyun kullanımı ile sıcak ortamda şarj etme gibi etkenler cihazların normalden fazla ısınmasına neden olabiliyor. HONOR 600 Serisi ise 6 yılı aşan ömre sahip yüksek kapasiteli batarya çözümler ve akıllı güç yönetimiyle yaz aylarında kesintisiz mobil deneyimin önemine dikkat çekiyor. Yaz aylarında yükselen hava sıcaklıkları, akıllı telefonların çalışma koşullarını da doğrudan etkiliyor. Özellikle telefonun güneş altında kalması, navigasyon kullanımı, video çekimi, mobil oyun ve yüksek ekran parlaklığı gibi yoğun enerji gerektiren işlemlerin aynı anda kullanılması, cihazın sıcaklığını artırabiliyor. Telefonlar aşırı ısındığında sistem, donanımı ve bataryayı korumak amacıyla işlemci performansını veya ekran parlaklığını geçici olarak sınırlandırabiliyor. Bu durum uygulamaların daha yavaş çalışmasına, oyunlarda kare hızının düşmesine, şarj süresinin uzamasına ve bataryanın daha hızlı tükenmesine yol açabiliyor. HONOR 600 Serisi ile akıllı güç yönetimi HONOR 600 Serisi, sıcaklıklara rağmen yüksek kapasiteli batarya yapısını akıllı güç ve şarj yönetimi özellikleriyle bir araya getiriyor. Cihazın kullanım alışkanlıklarını ve çalışma koşullarını dikkate alan sistem, enerji tüketiminin daha dengeli yönetilmesine yardımcı oluyor. Uzun süreli video izleme, sosyal medya kullanımı, fotoğraf çekimi, oyun ve navigasyon gibi yoğun kullanım senaryolarında güç tüketimini optimize etmeyi hedefleyen HONOR 600 Serisi, yaz aylarında kullanıcıların şarj kaygısını azaltan bir deneyim sunuyor. HONOR 600 Serisi, 6 yıllık kullanımın ardından batarya kapasitesinin yüzde 80’in üzerinde korunmasını hedefleyen uzun ömürlü batarya teknolojisiyle kullanıcıların cihazlarından yıllar boyunca verim almasını destekliyor. HONOR 600 Serisi, yüksek sıcaklıkların ve yoğun kullanımın arttığı yaz aylarında dengeli performans, uzun pil ömrü ve güvenli şarj deneyimini bir arada sunmayı hedefliyor. Yaz sıcaklarında performansı korumak için neler yapmalı? 1. Telefonu doğrudan güneş ışığında bırakmayın Telefonu plajda, pencere önünde, balkonda, güneş alan bir yüzeyde uzun süre bırakmak cihaz sıcaklığının hızla yükselmesine neden olur. Kullanmadığınız zamanlarda telefonu gölgede ve serin bir yerde tutun. 2. Park halindeki araçta telefon bırakmayın Kapalı araçların iç sıcaklığı kısa sürede çok yüksek seviyelere çıkabilir. Bu nedenle telefonu park halindeki araçta, özellikle ön konsol veya koltuk üzerinde bırakmayın. 3. Şarj sırasında dinlendirin Şarj sırasında oyun oynamak, uzun süre video çekmek veya navigasyon kullanmak batarya ve işlemcinin aynı anda yoğun çalışmasına neden olabilir. Mümkün olduğunca telefonu şarj olurken dinlendirin. 4. Ekran parlaklığını otomatik moda alın Ekranı sürekli en yüksek parlaklıkta kullanmak hem enerji tüketimini hem de cihazın ürettiği ısıyı artırabilir. Otomatik parlaklık özelliği, ekran ışığını ortam koşullarına göre ayarlamaya yardımcı olur. 5. Kullanmadığınız uygulama ve bağlantıları kapatın Arka planda çalışan uygulamalar, GPS, Bluetooth, kişisel erişim noktası ve mobil veri gibi özellikler cihazın daha fazla enerji tüketmesine yol açabilir. İhtiyaç duymadığınız özellikleri kapatın. 6. Oda sıcaklığında soğumalı Telefon belirgin biçimde ısındığında kullanıma ara verin, şarj bağlantısını kesin ve kalın koruyucu kılıfı geçici olarak çıkarın. Cihazı buzdolabına veya dondurucuya koymadan, oda sıcaklığında doğal biçimde soğumaya bırakın. 7. Kalitesiz şarj ekipmanları risk yaratır Orijinal veya üretici tarafından onaylanan adaptör ve kabloları tercih edin. Uyumsuz ya da düşük kaliteli şarj ekipmanları, şarjın kararsız ilerlemesine ve gereğinden fazla ısı oluşmasına neden olabilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Koç Üniversitesi’nden Işıkla Üretilen Yeni Nesil Malzemeler Haber

Koç Üniversitesi’nden Işıkla Üretilen Yeni Nesil Malzemeler

Koç Üniversitesi Kimya Bölümü’nden Prof. Dr. Önder Metin liderliğinde, Dr. Melek Sermin Özer, Dr. Zafer Eroğlu ve Prof. Dr. Sermet Koyuncu tarafından yürütülen bilimsel araştırmada; çevre dostu ve düşük maliyetli yeni bir prolimerik malzeme (çok sayıda küçük molekülün birleşmesiyle oluşan uzun zincirli yapıdaki madde) üretim yöntemi geliştirildi. Bilim dünyasının en saygın dergilerinden biri olan Nature Communications’ta yayımlanan bu yeni üretim yöntemi sayesinde, yalnızca görünür ışık kullanılarak daha çevreci ve sürdürülebilir bir yolla geleceğin malzeme teknolojilerinde çığır açacak uygulamaların önü açılıyor. Gündelik hayatta kullandığımız polimerik malzemeler (plastik vb.), üretildikten sonra uzun süre kararlı ve çevresine tepki vermeyen yapılardır. Bu malzemelere alternatif arayan araştırmacılar ışık, sıcaklık ya da elektrik gibi dış etkilere yanıt verebilen “akıllı” malzemeler üzerinde çalışıyor. Koç Üniversitesi’nden araştırmacıların geliştirdiği bu yeni kimyasal polimerik malzeme sentez yöntemi, bu tür gelişmiş malzemelerin çok daha kolay ve çevreci yöntemlerle üretilebilmesini sağlıyor. Üstelik bu üretim süreci, pahalı metal katalizörler ya da yüksek sıcaklıklar gerektirmeden, güneş ışığı kullanılarak oda koşullarında gerçekleştiriliyor. Araştırmada geliştirilen malzemeler, rasyonel olarak seçilen çok küçük moleküler yapı taşlarının bir araya gelmesiyle oluşan ve içlerinde milyonlarca minik boşluk barındıran özel polimerlerdir. Sahip oldukları özel molekül motifleri ve boşluklar sayesinde hem ışıkla etkileşebiliyor hem de diğer kimyasal reaksiyonları katalizleyen yüklü parçacıklar üretebiliyorlar. Bu özellikleri, onları enerji üretiminden çevresel arıtmaya kadar geniş bir kullanım alanına taşıyor. Bugün bu tür gelişmiş malzemelerin en büyük sorunu, üretim süreçlerinin karmaşık, maliyetli ve çoğu zaman çevreye zararlı olmasıdır. Bu çalışmada geliştirilen kimyasal sentez yöntemi ise pahalı metaller kullanılmadan, oda sıcaklığında ve ışık kullanarak bu tür malzemelerin üretimini mümkün kılıyor. Bu da gelecekte kendi kendini onaran yüzeylerden güneş ışığıyla çalışan enerji sistemlerine, tıbbi uygulamalardan esnek elektronik cihazlara kadar pek çok teknolojinin daha erişilebilir hale gelmesine katkı sağlayabilir. Nasıl Bir Yöntem Geliştirildi? Araştırmada, ışıkla aktive edilebilen iki boyutlu yarı-iletken bir malzeme olan “bizmuten” kullanılarak kimyasal reaksiyonlar başlatıldı ve rasyonel olarak seçilen moleküler yapı taşlarının kontrollü biçimde bir araya gelmesi sağlandı. Bu yaklaşım, yüksek molekül ağırlıklı ve yapısı hassas biçimde ayarlanabilen malzemelerin elde edilmesine olanak tanıyor. Ayrıca bu tür malzemelerin sentezinde kullanılan mevcut yöntemlerde mümkün olmayan brom ve iyot gibi halojenlerin doğrudan yapıya entegre edilebilmesi, malzemelerin elektronik ve optik özelliklerinin ince ayarını mümkün kılıyor. Bu sayede, ışıkla etkileşim ve elektriksel iletim gibi kritik özellikler uygulamaya göre kontrol edilebiliyor. Araştırmacılar özel bir yarı iletken malzeme olan “bizmuten”i ve malzemeyi oluşturacak küçük moleküler yapı taşlarını bir çözücü içinde bir araya getirip ortama ışık verdi. Işık, bizmutene’i aktive ederek kimyasal tepkimeleri başlattı ve bu yapı taşlarının birbirine bağlanmasını sağladı. Süreç ilerledikçe küçük moleküller birleşerek uzun zincirler oluşturdu ve sonunda gözenekli, yeni polimerik malzemeler ortaya çıktı. Elde edilen bu malzemeler, ışık altında kimyasal tepkimeleri hızlandırabildiği için özellikle enerji üretimi, çevre temizliği ve sürdürülebilir kimya uygulamalarında kullanılabilecek potansiyele sahiptirler. Geliştirilen malzemelerin kimyasal tepkimeleri hızlandırma performansı deneylerle de gösterildi. Bu malzemeler, ışık altında gerçekleşen kimyasal reaksiyonlarda yüksek verimle çalışarak ışık enerjisini kimyasal dönüşümleri başlatmak için kullanabildiklerini gösterdi. Araştırma, sürdürülebilir kimya ve enerji teknolojileri açısından yeni bir üretim yaklaşımı sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Beslenme, Güneş ve Hareket: Osteoporozdan Korunmanın Altın Üçlüsü Haber

Beslenme, Güneş ve Hareket: Osteoporozdan Korunmanın Altın Üçlüsü

Osteoporoz, yani halk arasında bilinen adıyla kemik erimesi, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen, ancak çoğu zaman geç fark edilen sinsi bir hastalık olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, erken tanı ve doğru yaşam alışkanlıklarının hastalığın ilerlemesini önlemede kritik rol oynadığını belirtiyor. Osteoporoz Sessiz İlerleyen Bir Tehdit Kemik yoğunluğunun azalmasıyla ortaya çıkan osteoporoz, ilk etapta belirti vermeden ilerleyebiliyor. Ancak hastalık devam ettikçe kalça, omurga ve el bileği kırıkları gibi ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. Bu kırıklar, özellikle ileri yaşlardaki bireylerde yaşam kalitesini düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda ömür süresini de kısaltabiliyor. “Osteoporoz masum bir hastalık değildir; ilerlediğinde kişinin bağımsız hareket kabiliyetini kaybetmesine yol açabilir” diyen Dr. Öğr. Üyesi Evren Kul Panza, hastalığın sessiz ilerlediğine dikkat çekiyor. Kadınlarda Menopoz Dönemi Kritik Risk Faktörü Osteoporoz hem kadınlarda hem erkeklerde görülebilse de menopoz sonrası dönemde östrojen hormonunun azalması nedeniyle kadınlarda daha sık ortaya çıkıyor. Dr. Panza, “Menopozdan sonra ilk iki yıl içinde kemik kaybı çok hızlı gerçekleşir. Bu dönemde düzenli tarama ve gerekli tedaviye başlamak çok önemlidir” açıklamasında bulunuyor. Erkeklerde ise ileri yaş, aşırı sigara kullanımı ve hormon bozuklukları önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Tanıda DEXA Testi ve Uzman Değerlendirmesi Şart Osteoporozun tanısında DEXA (kemik mineral yoğunluğu ölçümü) testi temel yöntem olarak kullanılıyor. Ancak ileri yaş grubunda görülen kireçlenme gibi durumlar, bu testin sonuçlarını etkileyebiliyor. “DEXA ölçümü tek başına yeterli değildir, fizik tedavi ve radyolojik değerlendirmelerle birlikte yapılmalıdır” diyen Dr. Panza, doğru tanının tedavi başarısındaki önemini vurguluyor. Spor, Kemiklerin En Güçlü Dostu Kemik kütlesi, insan yaşamında en yüksek seviyesine 30’lu yaşlarda ulaşıyor. Bu dönemde yapılan düzenli fiziksel aktiviteler, ilerleyen yıllar için adeta bir kemik sağlığı yatırımı anlamına geliyor. “Genç yaşta yapılan düzenli egzersiz, ilerleyen yıllarda kemik erimesine karşı güçlü bir kalkan oluşturur” diyen Dr. Panza, yürüyüş, dans ve step gibi aktivitelerin kemik yapımını desteklediğini belirtiyor. Ayrıca ileri yaşta bile düzenli yürüyüşün kemik yoğunluğunu artırdığı ve kırık riskini azalttığı bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Kalsiyum, D Vitamini ve Güneş Işığı Hayati Rol Oynuyor Kemik sağlığını korumak için kalsiyum ve D vitamini alımı son derece önemli. Günlük beslenmede süt, yoğurt, peynir, badem, yeşil yapraklı sebzeler ve balık gibi besinlerin yer alması gerekiyor. Dr. Panza, “Güneş ışığı, D vitamini sentezi için en doğal kaynaktır. Günün erken saatlerinde 15–20 dakikalık güneşlenme bile kemik sağlığını destekler” ifadelerini kullanıyor. Ayrıca sigara ve alkol kullanımının kemik yoğunluğunu azalttığı, aşırı kafein tüketiminin ise kalsiyum emilimini olumsuz etkilediği biliniyor. Osteoporozda Erken Tanı Hayat Kurtarır Erken tanı sayesinde, osteoporozun ilerlemesi önlenebilir ve kemik kırıkları engellenebilir. Dr. Öğr. Üyesi Evren Kul Panza, “Düzenli kemik ölçümü yaptırmak, sağlıklı bir yaşamın anahtarıdır. Özellikle menopoz sonrası kadınlar ve 50 yaş üzeri bireyler tarama programlarına dahil olmalıdır” uyarısında bulunuyor. Osteoporozun yalnızca ileri yaş hastalığı olmadığına dikkat çeken Dr. Panza, genç yaşta edinilen doğru alışkanlıkların kemik sağlığını uzun vadede koruduğunu da vurguluyor. Geleceğe Sağlam Adımlar İçin Farkındalık Şart Osteoporoz, önlenebilir bir hastalık olmasına rağmen farkındalık eksikliği nedeniyle birçok kişi geç tanı alıyor. Çakmak Erdem Hastanesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Evren Kul Panza, “Her birey, kemik sağlığını korumak için erken yaşlardan itibaren düzenli egzersiz yapmalı, dengeli beslenmeli ve gerekli tetkiklerini aksatmamalıdır. Sağlam kemikler, sağlıklı bir geleceğin temelidir” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.