Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Güven

Kapsül Haber Ajansı - Güven haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güven haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Markalaşmak Milli Bir Meseledir Haber

Markalaşmak Milli Bir Meseledir

Uzmanlara göre markalaşma artık yalnızca ticari değil, milli bir mesele olarak görülüyor. Emek verilen ürün ve hizmetlerin hak ettiği değeri görmesinde markalaşma belirleyici rol oynarken, tüketiciler de güven veren ve kendini doğru anlatabilen markalara yöneliyor. Özellikle dijital dünyada görünür olmayan markalar rekabette geri planda kalıyor. Güçlü iletişim stratejileriyle marka algısı oluşturan şirketler hem ticari büyüme sağlıyor hem de ülkelerin ekonomisine ve uluslararası itibarına katkı sağlıyor. Dünya genelinde değişen tüketici alışkanlıkları, dijitalleşen iletişim süreçleri ve artan rekabet ortamı, markalaşmayı şirketler için zorunlu hâle getiriyor. Artık yalnızca kaliteli ürün ya da hizmet sunmak yeterli değil. Günümüzde görünür olmayan, hikâyesini anlatmayan ve kendini doğru ifade edemeyen markalar hak ettiği değeri göremiyor. Markalaşmanın artık yalnızca ticari bir süreç değil, ülkelerin itibarı açısından da stratejik bir önem taşıyor. Kaliteli ürün üretmenin tek başına yeterli olmadığını ifade eden Brandistanbul PR Ajans Başkanı ve İletişim Uzmanı Hatice Kumalar, güçlü markaların yalnızca şirketleri değil, ülkelerin algısını da büyüttüğünü belirterek, ''Ülkesini seven herkes markalaşmaya yatırım yapmalı. Çünkü markalaşmak milli bir meseledir.'' dedi. Kaliteli Olmak Tek Başına Yetmiyor Artan rekabet ve değişen tüketici alışkanlıkları, markalar için yalnızca kaliteli ürün üretmenin yeterli olmadığı yeni bir dönemi beraberinde getirdi. Markalar artık yalnızca ürün satmıyor, aynı zamanda güven, hikâye ve duygu sunuyor. Eskiden gerçekten iyi ürünün kendi yolunu bulduğunu ve insanların tavsiyesiyle, kulaktan kulağa büyüyen bir güven oluştuğunu bugün milyonlarca ürünün, yüz binlerce markanın ve sayısız alternatifin olduğu bir çağda olduğumuzu belirten Hatice Kumalar, “Böyle bir düzende görünür olmayan, hikâyesini anlatmayan ve kendini doğru ifade etmeyen hiçbir marka hak ettiği değeri göremiyor. Kaliteli olmak tek başına yetmiyor. Kalitenizi anlatabilmeniz gerekiyor. Bir markanın nasıl konuştuğu, neyi temsil ettiği, topluma nasıl dokunduğu ve hangi değerlere sahip olduğu en az sunduğu hizmet kadar önem taşıyor.” dedi. Markalaşmak Bir Logo Değil, Bir Duruştur Markalaşmanın yalnızca bir görsel süreçten ibaret olmadığını ifade eden Kumalar, markaların güçlü bir iletişim dili ve sürdürülebilir bir duruş ortaya koyması gerektiğini belirterek, “Markalaşmak yalnızca bir logo yaptırmak, sosyal medya hesabı açmak ya da reklam vermek değildir. Markalaşmak; bir vizyon ortaya koymaktır. Bir duruş sergilemektir. İnsanların zihninde güvenilir, güçlü ve sürdürülebilir bir yer edinmektir.” ifadelerini kullandı. Güçlü Markalar Ülkelerin Vitrini Hâline Geliyor Küresel rekabette ülkelerin uluslararası algısında artık markalar daha belirleyici rol oynuyor. güçlü markalar yalnızca şirketlerin ticari başarısını değil, ülkelerin ekonomik gücünü, kültürel zenginliğini ve dünya üzerindeki itibarını da temsil ediyor. Yurt dışında başarı elde eden Türk markalarının aynı zamanda Türkiye’yi temsil ediyor. Bazı ülkelerin teknolojiyle, bazılarının modayla, bazılarının gastronomiyle, bazılarının tasarım ve sanatla anıldığını, çünkü güçlü markaların ülkelerin vitrini hâline geldiğini vurgulayan Kumalar, “Aslında her marka biraz da ülkesini temsil eder. Yurt dışında başarı elde eden her Türk markası yalnızca kendi ticari başarısını büyütmez; aynı zamanda Türkiye’nin üretim gücünü, kültürel zenginliğini, vizyonunu ve potansiyelini de temsil eder. Bu nedenle ben her markayı aynı zamanda bir Türk bayrağı olarak görüyorum.” dedi. Türkiye Hikâye Üreten Bir Ülke Türkiye’nin sahip olduğu kültürel miras, markalar açısından büyük bir değer taşıyor. Dünyanın artık ürünü alırken o ürünün hikâyesini satın aldığını belirten Kumalar, “Bizim topraklarımız yalnızca ürün üretmiyor, hikâye üretiyor. Artık dünya yalnızca ürünü değil, o hikâyeyi satın alıyor. Bu nedenle ürünlerimizi ve hizmetlerimizi sadece teknik özellikleriyle değil, kültürümüzle, değerlerimizle, geçmişimizle ve vizyonumuzla birlikte anlatmayı öğrenmek zorundayız.” Açıklamasını yaptı. Sürdürülebilir İletişim Güven Oluşturuyor Markalaşmanın kısa vadeli değil, uzun vadeli bir süreç olduğunu ve sürdürülebilir iletişimin güven oluşturduğunu belirten Kumalar, “Markalaşma bir günlük, bir aylık ya da dönemsel bir çalışma değildir. Sürekli görünür olmak, kendini doğru hatırlatmak, güven veren bir iletişim dili oluşturmak ve bunu istikrarlı biçimde devam ettirmek gerekir. Çünkü güven tekrar ile oluşur. İnsanlar sürekli karşılaştıkları, düzenli iletişim kuran ve kendini doğru ifade eden markalara daha fazla inanır. Doğru iletişim stratejileriyle oluşturulan güçlü markalar yalnızca şirketleri büyütmez; ülkelerin itibarını da büyütür. Ülkesini seven herkes markalaşmaya yatırım yapmalı. Çünkü güçlü markalar, güçlü ülkeler demektir.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yerel Şirketlere Güven Artıyor, Küresel Markalar Geride Kalıyor Haber

Yerel Şirketlere Güven Artıyor, Küresel Markalar Geride Kalıyor

Araştırma, küresel ölçekte güven dinamiklerinin “içe kapanma” eğilimiyle yeniden şekillendiğini ve artan ekonomik, politik ve sosyal belirsizliklerin tüketicileri daha tanıdık, daha yakın ve daha öngörülebilir gördükleri yapılara yönlendirdiğini ortaya koyuyor. Türkiye araştırmalarında da yerli markalara yönelik güvenin belirgin biçimde öne çıktığı dikkat çekiyor. Türkiye İtibar Akademisi’nin 2026 Türkiye İtibar Endeksi sonuçlarına göre, “En İtibarlı Markalar” listesindeki ilk 10 markanın 9’unun yerli olması, tüketici tercihinde yakınlık ve bağ kurabilme kapasitesinin belirleyici hale geldiğine işaret ediyor. Beyaz yakanın, şirketlere yönelik algısı yeniden şekilleniyor Veriler, güvenin marka bilinirliğinden çok, markanın iletişim ve değerleri üzerinden şekillendiğini ortaya koyuyor. Edelman verilerine göre küresel ölçekte bireylerin önemli bir kısmı farklı olan yapılara karşı daha temkinli yaklaşırken, güven giderek daha yerel ve daha “tanıdık” çevrelere kayıyor. Bu eğilim, şirketler açısından önemli bir kırılmaya işaret ediyor. Küresel ölçekli markalar için standartlaşmış iletişim ve tek tip marka dili artık yeterli olmuyor. Yerel bağ kuramayan, bulunduğu pazarda somut bir değer yaratamayan markalar güven üretmekte zorlanıyor. Türkiye verisi bu dönüşümü daha da netleştiriyor. Türkiye İtibar Endeksi sonuçları, farklı sektörlerde itibar sahibi markalar arasında yerli markaların öne çıktığını gösterirken, güvenin giderek daha tanıdık, daha yakın ve daha ilişki temelli bir zeminde kurulduğuna işaret ediyor. Bu eğilim, çalışan tarafında da benzer bir beklenti yaratıyor. Beyaz yaka çalışanlar, yalnızca güçlü markalara değil, yerel dinamiklere uyum sağlayabilen ve çalışan deneyimini bu çerçevede kurgulayan organizasyonlara yöneliyor. Küreselden yerele, çalışma hayatında dönüşüm İnsan kaynakları firması Gilda&Partners Consulting Kurucu Ortağı Jilda Bal, güvenin küreselden yerele kaydığı bu dönüşümün yalnızca marka algısıyla sınırlı kalmadığını, çalışma hayatının dinamiklerini de yeniden şekillendirdiğini vurguluyor. Çalışanlar, kendilerini daha yakın hissettikleri, bulunduğu pazarı ve kültürel dengeleri anlayan organizasyonlara yöneliyor. Kurumdan beklenen değer önerisi, yalnızca sunduğu fırsatlarla değil, çalışanla kurduğu bağın ne kadar gerçek ve bağlama uygun olduğu ile değerlendiriliyor. Bu nedenle kurumlar, insan yönetiminde yerel gerçekliği merkeze alan modellere yöneliyor. Bu noktada hem yönetim hem de insan kaynakları ekipleri için öncelik, küresel politikaları yerel dinamiklerle uyumlu hale getirmek ve çalışan deneyimini daha kişisel, daha temas eden bir yapıya dönüştürmek oluyor. Bu yaklaşımı kurum kültürüne ve karar alma süreçlerine entegre edebilen organizasyonlar, değişen beklentilere daha hızlı uyum sağlayarak hem yetenek çekimi hem de çalışan bağlılığı açısından daha güçlü bir avantaj elde ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Yapay Zekâ Kullanımı Güven Endişelerine Rağmen Yaygınlaşıyor Haber

 Yapay Zekâ Kullanımı Güven Endişelerine Rağmen Yaygınlaşıyor

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY’ın Yapay Zekâ Duyarlılık Endeksi (AI Sentiment Index) araştırmasının ikinci sayısı yayımlandı. Son altı aylık dönemde yapay zekânın günlük yaşamdaki yerini ve ne ölçüde kullanıldığını ortaya koymayı amaçlayan araştırma, kullanıcıların yapay zekâya yönelik tercihlerini incelerken, bu alanda güven inşa edilmesi için hangi adımların önem kazandığına da ışık tutuyor. Endeks sonuçları net bir tablo ortaya koyuyor: yapay zekânın benimsenme hızı, güven endişelerini geride bırakıyor. Yapay zekâ, yardımcı rolden karar süreçlerine doğru ilerliyor Araştırma, yapay zekânın hızlı benimsenmesinin artan güven düzeyinden çok, düşük riskli ve günlük kullanım alanlarında oluşan aşinalıkla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Yol tarifi, müşteri hizmetleri, seyahat planlama ve içerik önerileri gibi kullanım alanları artık günlük rutinin bir parçası haline gelirken, bu konfor alanı daha fazla yetki devrinin de zeminini hazırlıyor. Araştırmaya göre; katılımcıların %9’u otonom araç veya sürücüsüz taksi kullandığını, %10’u kendi adına ürün satın alan bir yapay zekâ uygulamasını deneyimlediğini, %11’i ise yapay zekânın alışveriş sepetini otomatik doldurmasına veya bankacılık işlemlerini yönetmesine izin verdiğini belirtiyor. Otonom yapay zekâyı henüz deneyimlememiş kişiler arasında da bu teknolojilere açık olma durumu dikkat çekiyor. Katılımcıların %36’sı indirimlerin otomatik uygulanmasını, %34’ü müşteri hizmetleri sorunlarının kendi müdahalesi olmadan çözülmesini, %30’u ev güvenliğinin ve %21’i de randevu planlamasının yapay zekâ tarafından yönetilmesini tercih edebileceğini ifade ediyor. Benimsenme artıyor, ancak güven aynı hızda ilerlemiyor Endeks sonuçlarına göre, yapay zekâ kullanımı hızla artarken, bu teknolojinin nasıl yönetildiğine ve kontrol edildiğine yönelik güven aynı hızda gelişmiyor. Kullanıcıların güvenlik, kontrol, hesap verebilirlik ve gerçeklik konularındaki endişeleri devam etse de bu kaygılar benimsenmeyi yavaşlatmıyor; daha çok, otonom yapay zekâ sistemlerinin nasıl tasarlanması ve sunulması gerektiğine ilişkin beklentileri şekillendiriyor. Araştırma bulgularına göre; katılımcıların %66’sı yapay zekâ sistemlerinin siber saldırıya uğramasından endişe ediyor, %66’sı insan denetiminin hâlâ gerekli olduğunu düşünüyor, %73’ü ise gerçek olanla yapay zekâ tarafından üretileni ayırt edememekten kaygı duyuyor. Öncü pazarlar daha erken sinyal veriyor Araştırma, yapay zekâ kullanımının daha yaygın, daha sık ve günlük yaşama daha derin entegre olduğu sekiz öncü pazarı ortaya koyuyor: Hindistan, Çin, Brezilya, Meksika, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Hong Kong ve Güney Kore. Bu pazarlarda yapay zekâ kullanım oranı %94’e, otonom yapay zekâyı deneyimleme oranı ise %24’e ulaşıyor. Diğer pazarlar ise daha yavaş ama artan benimsenmenin görüldüğü geçiş pazarları ile daha temkinli ve seçici kullanımın öne çıktığı geride kalan pazarlar olarak ayrışıyor. Bu pazarlar, öncü pazarlara kıyasla genel yapay zekâ kullanımında %12–15, otonom kullanımda ise %11–13 oranında daha geride seyrediyor. EY Türkiye Danışmanlık Bölümü Yapay Zekâ Hizmetleri Lideri Reyzi Devrim Pamir konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “EY Yapay Zekâ Duyarlılık Endeksi araştırması önemli bir eşiğe işaret ediyor: yapay zekâya yönelik tam güven oluşmadan, kullanım ve yetki devri hızla artıyor. İnsanlar yapay zekâyı önce düşük riskli ve günlük işlerde benimsiyor; ancak bu aşinalık zamanla daha kritik karar alanlarına da taşınıyor. Kurumlar açısından asıl konu artık yapay zekâyı kullanıp kullanmamak değil; hangi görevlerin, hangi sınırlar içinde, nasıl bir insan denetimi ve hesap verebilirlik çerçevesiyle yapay zekâya devredileceğini tasarlamak. Bu nedenle güven, sonradan eklenecek bir unsur değil; en baştan sistemin mimarisine yerleştirilmesi gereken temel bir prensip. İş dünyasının, şeffaflığı, denetlenebilirliği ve sorumlu yapay zekâ yaklaşımını merkeze alan bir dönüşümü hızla hayata geçirmesi kritik önem taşıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Turizmin Geleceği Antalya Muratpaşa'da Konuşuldu Haber

Turizmin Geleceği Antalya Muratpaşa'da Konuşuldu

24-25 Nisan’da gerçekleşen forumda Ukrayna Belediyeler Birliği yöneticilerinin yanı sıra Polonya’nın Lublin ve Kolbuszowa belediyelerinden heyetler ile Litvanya’dan bloggerlar konuşmacı olarak yer aldı. Muratpaşa Belediyesi’nin yaptığı sunumda Antalya’nın 2025 yılında 16 milyondan fazla ziyaretçi ağırlayarak dünyanın en çok ziyaret edilen destinasyonları arasında yer aldığına dikkat çekildi. “Her şey dahil” sisteminin etkisiyle turistlerin büyük bir bölümünün şehir merkezine uğramadan tatilini tamamladığına dikkat çekilirken, Muratpaşa Belediyesi, bu tabloyu değiştirmek için geliştirdiği projeleri tanıtım, deneyim ve güven başlıkları altında topladı. FESTİVALLER VE ULUSLARARASI TANITIM Tanıtım ayağında en güçlü örnek, 2016’dan bu yana düzenlenen Uluslararası Kaleiçi Old Town Festivali oldu. Tarihi kentleri bir araya getiren festivalin, şehirler arası güçlü bir iş birliği ağı oluşturduğu ve Kamianets-Podilskiy ile kardeş şehir ilişkisine zemin hazırladığı vurgulandı. Ayrıca bisiklet festivali Pedalia ve oryantiring yarışları gibi spor organizasyonlarının da kentin uluslararası bilinirliğine katkı sağladığı ifade edildi. Muratpaşa Belediyesi’nin, küçük ölçekli turizm işletmelerini desteklemek amacıyla ulusal ve uluslararası turizm fuarlarına da katıldığı da paylaşıldı. YENİ DENEYİMLER: FALEZ PLAJLARI VE KENT HİKAYELERİ Deneyim odaklı projeler arasında ise falezler üzerine kurulan halk plajları örnek gösterildi. Muratpaşa’da 20 kilometre uzunluğundaki sahil bandında yer alan 5 adet Mavi Bayraklı plajın belediye tarafından işletildiği ve girişlerin ücretsiz olduğu belirtildi. Gastronomi alanında hayata geçirilen Antalya Lokantası’nın, kente özgü lezzetleri uygun fiyatla sunarken aynı zamanda da kadın kooperatiflerini desteklediği ifade edildi. Kaleiçi’nde yürütülen “Hafıza Mekanları” projesiyle ise tarihi yapıların hikayelerinin QR kodlarla 4 farklı dilde ziyaretçilere aktarıldığı anlatıldı. TURİZMDE GÜVEN VURGUSU Sunumun “güven” başlığında ise turistlerin yalnızca fiziksel güvenliği değil, hizmet kalitesine duyduğu güvenin de önemli olduğu belirtildi. Bu kapsamda hayata geçirilen Gold Town hijyen ve kalite sertifika programlarıyla işletmelerin uluslararası standartlara uygunluğunun denetlendiği ve sınıflandırıldığı paylaşıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Škoda’nın Yenilikçi Mobil Şarj Hizmeti Kısa Sürede İlgi Odağı Oldu Haber

Škoda’nın Yenilikçi Mobil Şarj Hizmeti Kısa Sürede İlgi Odağı Oldu

Ocak–Mart 2026 döneminde İstanbul, Ankara ve İzmir’de toplam 572 şarj seansı gerçekleştiren mobil şarj hizmeti, 10 farklı markadan 234 kullanıcıya ulaştı. Kullanıcıların %22’sinin düzenli müşteriye dönüşmesi, hizmetin kısa sürede güçlü bir karşılık bulduğunu gösterdi. “Doğru zeminde ilerleyen dönüşüm karşılığını buluyor“ Yüce Auto–Škoda Genel Müdürü Zafer Başar, ilgi gören mobil şarj hizmetiyle ilgili değerlendirme yaparak, “Biz elektrikli araçları, hızlı adet artışı hedeflenen bir alan olarak görmüyoruz. Bu dönüşümü, pazarın gelişimiyle paralel ve doğru zeminde ilerletilmesi gereken hassas bir süreç olarak ele alıyoruz. Elektrikli mobiliteyi yalnızca ürün üzerinden değerlendirmiyoruz. Altyapı, kullanım konforu ve en önemlisi müşteri güveniyle birlikte bütüncül bir bakış açısının önem taşıdığını düşünüyoruz. Elektrikli araç kullanıcılarının endişelerini azaltan ve hayatı kolaylaştıran mobil şarj hizmetinin kısa sürede yoğun ilgi görmesi, bizim yaptığımız işin ne kadar doğru olduğunu da ortaya koyuyor“ dedi. Marka bağımsız hizmet dikkat çekiyor Yüce Auto–Škoda, Türkiye’de elektrifikasyonda öncü rol oynarken, sunulan mobil şarj hizmeti, yalnızca Škoda kullanıcılarına değil, tüm elektrikli araç sahiplerine açık şekilde kurgulandı. Bu yaklaşımın en somut yansımalarından biri ise, farklı markalardan gelen yoğun talep oldu. Toplamda 18.875 kWh enerji tüketimi sağlanan hizmette, oturum başına ortalama 28 kWh şarj gerçekleştirildi. Mobil şarj filosu ise 41 farklı konumda aktif hizmet vererek şehir içi erişilebilirliği önemli ölçüde artırdı. Elektrikli mobilitede güven ve erişilebilirlik ön planda Elektrikli araç kullanıcılarının en önemli soru işaretlerinden biri olan “yolda kalma” endişesine çözüm sunmak amacıyla geliştirilen mobil şarj hizmeti, mesafe sınırı olmaksızın kullanıcıya ulaşarak kesintisiz destek sağlıyor. Hizmetin fiyatlandırması da sabit şarj istasyonlarıyla benzer seviyede tutularak erişilebilirlik destekleniyor. Mobil şarj hizmetinin kullanıcı profilinde ise 30–44 yaş grubunun öne çıktığı görülüyor. Bu veri, elektrikli mobiliteye adaptasyon sürecinde belirli bir kullanıcı kitlesinin daha hızlı hareket ettiğine işaret ediyor. Sürdürülebilir büyüme ve genişleme hedefi Yüce Auto–Škoda, mobil şarj hizmetini elektrikli mobilite ekosisteminin önemli bir parçası olarak konumlandırırken, artan talep doğrultusunda hizmet ağını genişletmeyi planlıyor. İhtiyacın artmasıyla birlikte Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde de hizmetin yaygınlaştırılması hedefleniyor. Elektrikli mobiliteyi kontrollü ve sürdürülebilir bir büyüme perspektifiyle ele alan Yüce Auto–Škoda, kullanıcı deneyimini merkeze alan bu yaklaşımıyla sektörde fark yaratmayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Anadolu Sigorta, Türkiye’nin En İyi İşverenleri 2026 Listesine Girdi Haber

Anadolu Sigorta, Türkiye’nin En İyi İşverenleri 2026 Listesine Girdi

Güven, Saygı, Adalet, Gurur ve Takım Ruhu odağında yürütülen anket sürecinde çalışan geri bildirimleri belirleyici rol oynadı. Anadolu Sigorta, çalışan deneyimi ve kurum kültürü alanındaki güçlü yaklaşımını uluslararası bir başarıyla taçlandırdı. Şirket, Great Place to Work tarafından gerçekleştirilen değerlendirme süreci sonucunda Türkiye’nin En İyi İşverenleri 2026 listesine girmeye hak kazandı. Anadolu Sigorta’nın ödülünü Genel Müdür Yardımcısı İdil Pamir ve İnsan Kaynakları ekibi birlikte aldı. Çalışanların iş yeri deneyimini güven temelli kriterler doğrultusunda ölçen ve kurum kültürlerini uluslararası standartlarda değerlendiren Great Place to Work; her yıl çalışan bağlılığı, eşitlik, adalet, kapsayıcılık ve memnuniyet gibi başlıklarda öne çıkan şirketleri belirliyor. Anadolu Sigorta da bu kapsamda yürütülen çok boyutlu değerlendirme sürecinde güçlü performans sergileyerek öne çıkan kurumlar arasında yer aldı. Anadolu Sigorta Genel Müdür Yardımcısı İdil Pamir şu değerlendirmede bulundu: “Bir asırlık köklü geçmişiyle Türkiye sigortacılık sektöründe öncü bir rol üstlenen şirketimiz ikinci yüzyılında da çalışan deneyimini stratejik öncelikleri arasında konumlandırmaya devam ediyor. Güçlü kurum kültürümüz, şeffaf iletişim anlayışımız ve sürekli gelişimi destekleyen uygulamalarımızla çalışma arkadaşlarımızın kendilerini değerli hissettikleri bir çalışma ortamı hedefliyoruz. Elde ettiğimiz bu başarı, sektörümüzde insan odaklı yaklaşımımız, güvene dayalı kurum kültürümüz ve sürdürülebilir iş yapış biçimimizle de öne çıktığımızı bir kez daha ortaya koyuyor.” Değerlendirme sürecinin temelini oluşturan çalışan bağlılığı anketi, şirket genelinde yüksek bir katılımla gerçekleşti. Güven, Saygı, Adalet, Gurur ve Takım Ruhu başlıkları altında kurgulanan ankete çalışanlar yüksek oranda katılım göstererek deneyimlerini anonim şekilde paylaştı. Bu güçlü katılım, Anadolu Sigorta’da çalışanların görüşlerinin önemsendiğini ve kurumsal gelişim süreçlerine aktif olarak dahil edildiğini ortaya koydu. Anket sonuçlarının yanı sıra, şirketin insan kaynakları uygulamaları, çalışan deneyimi süreçleri ve kurum kültürünü detaylı şekilde ele alan kapsamlı dokümanlar da değerlendirmeye sunuldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Döveç Grup, 35 Yılı Aşkın Birikimiyle Yatırım Gücünü Büyütüyor Haber

Döveç Grup, 35 Yılı Aşkın Birikimiyle Yatırım Gücünü Büyütüyor

Gayrimenkul, inşaat, turizm, eğitim, enerji, yazılım ve otomotiv gibi farklı alanlarda yarattığı değerle Kuzey Kıbrıs'ın öncü gruplarından biri olan Döveç Grup, 35 yılı aşkın deneyimi, 16 grup şirketi ve 2.500'ü aşkın profesyonelden oluşan yapısıyla kalite, güven ve sürdürülebilirlik odağında büyüyen güçlü bir ekosistem inşa etmeye devam ediyor. Bugüne kadar geliştirdiği projelerle yalnızca yaşam alanları üretmekle sınırlı kalmayan Döveç Grup, bulunduğu bölgelerde ekonomik hareketlilik ve değer artışı yaratmayı hedefleyen bütüncül bir model benimsiyor. Gayrimenkul geliştirme faaliyetlerini turizm, hizmet ve ticari alanlarla bütünleştiren grup, yaşam, üretim ve ticareti bir araya getiren çok katmanlı projeler geliştiriyor. Döveç Grup'un yatırım yaklaşımının merkezinde güven, yaşam kalitesi ve sürdürülebilir değer yer alıyor. Grup, geliştirdiği projelerde uzun vadeli bakış açısını esas alırken; enerji verimliliği, doğayla uyum ve uzun ömürlü yapı anlayışını temel kriterler arasında konumlandırıyor. Aynı zamanda eğitimden spora, gençlerin gelişiminden toplumsal faydaya uzanan yatırımlarıyla faaliyet gösterdiği coğrafyada kalıcı bir etki yaratmayı amaçlıyor. Döveç Grup Yönetim Kurulu Başkanı Burçin Döveç, konuya ilişkin değerlendirmesinde, "35 yılı aşkın süredir attığımız her adımda yalnızca proje geliştirmeye değil, güven veren ve uzun vadeli değer üreten bir yapı kurmaya odaklandık. Bugün geldiğimiz noktada tamamladığımız projeler, ulaştığımız yatırım büyüklüğü ve farklı ülkelerden yatırımcılarla kurduğumuz güçlü bağ, bu yaklaşımın somut bir karşılığıdır. Döveç Grup olarak gayrimenkulü, yaşamı, ticareti ve toplumsal etkiyi birlikte düşünen bir anlayışla hareket ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de odağımız; daha entegre, daha ölçeklenebilir ve uluslararası ölçekte daha güçlü bir yapı kurmak. Kuzey Kıbrıs'ın potansiyeline duyduğumuz güvenle, yatırımcıya istikrar, yaşam kalitesi ve sürdürülebilir değeri bir arada sunan projeler geliştirmeye devam edeceğiz." dedi. Döveç Grup, yatırımları, istihdamı ve üretim gücüyle Kuzey Kıbrıs ekonomisinin büyümesinde aktif rol üstlenirken; çok sektörlü organizasyon yapısı sayesinde bölgesel ölçekte daha dayanıklı ve daha yüksek katma değer üreten bir model ortaya koyuyor. Grup, uzun vadede bulunduğu coğrafyanın gelişimine yön veren ve yaşam kalitesini kalıcı olarak artıran bir yapı oluşturmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Sigorta, CBL Seri A Şampiyonu Oldu Haber

Türkiye Sigorta, CBL Seri A Şampiyonu Oldu

Farklı sektörlerden takımların ve profesyonel lig deneyimi bulunan oyuncuların yer aldığı CBL’de Türkiye Sigorta Basketbol Takımı, sezon geneline yayılan istikrarlı performansı ve güçlü takım yapısıyla öne çıktı. İstanbul ayağında 81 şirketin mücadele ettiği organizasyonda takım, Seri A finalinde Koluman’ı 56-45 mağlup ederek şampiyonluğa ulaştı. Gözler Türkiye ve Avrupa Şampiyonalarında CBL’de A, B ve C olmak üzere üç farklı lig seviyesi bulunurken, Türkiye Sigorta Basketbol Takımı organizasyonun en üst seviyesinde yer alıyor. Ankara, Bursa, İzmir ve Antalya’da düzenlenen müsabakaların ardından şampiyon olan takımlar, Mayıs ayında yapılacak Türkiye Şampiyonası’nda karşı karşıya gelecek. Türkiye Sigorta, Antalya’da düzenlenecek Türkiye Şampiyonası’nın güçlü adayları arasında gösterilirken, Sırbistan’da düzenlenecek Avrupa organizasyonlarında da şampiyonluk hedefiyle sahaya çıkmaya hazırlanıyor. “Bu başarı, sahadaki oyunun ötesinde bir anlam taşıyor” Türkiye Sigorta İnsan Kaynakları, Strateji ve Destek Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Doğan Başar takımın başarısına ilişkin şöyle söyledi: “Türkiye Sigorta olarak odağımıza yalnızca sonuçları değil, o sonuçları üreten sistemi koyuyoruz. Bu şampiyonluk da aslında disiplinli çalışma yaklaşımımızın, ortak hedeflere odaklanma kültürümüzün ve güçlü ekip yapımızın doğal bir çıktısıdır. Kurum içinde oluşturduğumuz iş birliği, güven ve yüksek sorumluluk bilinci; farklı alanlarda çalışan ekiplerin aynı hedef etrafında buluşabilmesini mümkün kılıyor. Bu yaklaşım yalnızca iş sonuçlarına değil, sahadaki performansa da doğrudan yansıyor. Bu başarıyı tek başına sportif bir kazanım olarak değil; kurum kültürümüzün, organizasyonel uyumumuzun ve birlikte başarma anlayışımızın güçlü bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde de bu yaklaşımı sürdürülebilir başarıya dönüştürmeye devam edeceğiz.” Türkiye Sigorta Yetenek Yönetimi Direktörü ve Takım Koçu Oğuz Öztürk ise şampiyonluğa ilişkin değerlendirmesinde; “Bu şampiyonluk, bizim için yalnızca bir kupadan ibaret değil; sezon boyunca ortaya koyduğumuz istikrarın, disiplinin ve takım ruhunun doğal bir sonucu. Oyuncularımızın sahadaki özverisi, gelişim isteği ve birbirlerine duydukları güven, bu başarıyı mümkün kılan en önemli unsurlar oldu. Güçlü rakiplerimize karşı alınan galibiyetler, oyun planımıza olan bağlılığımızın ve sahadaki karar kalitemizin somut göstergesi. Farklı birimlerden gelen çalışma arkadaşlarımızın tek bir hedef etrafında kenetlenmesi ise bu takımın en büyük gücü. Dolayısıyla elde edilen bu başarı, yalnızca sportif bir sonuç değil; Türkiye Sigorta’daki iş birliği kültürünün, güven ortamının ve birlikte başarma anlayışının güçlü bir yansımasıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.