Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Güven Duygusu

Kapsül Haber Ajansı - Güven Duygusu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güven Duygusu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yapay Zekaya İlişkinizdeki Sorunları Anlatmayın Haber

Yapay Zekaya İlişkinizdeki Sorunları Anlatmayın

Bu eğilimin ilişkilerde yeni bir savunma alanı yarattığına dikkat çeken Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, partneriyle konuşmak yerine sorunu bir algoritmaya danışmanın sistemik teoride “üçgenleşme” olarak adlandırılan savunma mekanizmasının dijital bir yansıması olduğunu vurguluyor. İlişkilerde yaşanan sorunlar ve belirsizlikler karşısında çiftler, giderek daha sık yapay zekaya yöneliyor. Partnerler, eşiyle yüzleşmenin getireceği kaygı, hüzün, korku gibi zor duygulardan kaçmak için yapay zekayı bir tampon olarak kullanıyor. Bir başka deyişle, ilişkilerine bir üçüncüyü dahil ediyor. Yapay zekaya başvuran kişi yapay zekayla ittifak kurmaya çalışarak, partnerine karşı elini güçlendirmeyi amaçlıyor ve böylelikle partnere karşı bir savunma alanı yaratıyor. Bu tablo, ilişkide adeta bir mücadele alanı oluşmasına ve eşlerin birbirlerine kimin haklı olduğunu ispat etmeye çalışmasına neden olan sağlıksız bir durumu ortaya çıkarıyor. İlişkilerde sorunlar yaşandığında ya da belirsizliklerle karşı karşıya kalındığında, bireylerin en sık hissettiği duyguların başında çaresizlik, kaygı ve üzüntü geliyor. Bu duygularla birlikte, sorunun hızlıca çözülmesi ve belirsizliklerin ortadan kalkması yönünde güçlü bir beklenti oluşuyor. Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, partnerle konuşup sorunu masaya yatırmak ve çözüm üretmek yerine, daha kolay ve zahmetsiz olduğu düşünülen ChatGPT gibi yapay zeka uygulamalarına yönelme eğilimi öne çıktığını belirtiyor. Yapay Zeka, İlişkilerde Belirsizlikten Kaçışın Dijital Yolu Eşlerin bu yollara başvurmasındaki en önemli sebebin belirsizliklerden kurtulmak olduğunu söyleyen Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, “Sorun yaşandığında, eşiyle yaşadığı problemlerin çözülemeyeceğine dair yoğun kaygı ve korku hisseden bireyler, partnerleriyle konuşmayı ya da tartışmayı tercih etmeyip bu duygularla yüzleşmek yerine, çözümü yapay zeka asistanlarına danışmakta arıyor. Bu tutum sorun yokmuş gibi davranma, odağı başka bir noktaya kaydırma ya da eşin ne düşündüğünü varsayma gibi hatalı baş etme biçimlerinin teknolojik bir yansımasıdır. Eşiyle tartışan bireylerin, haklı olup olmadıklarını ya da partnerlerinin ne hissettiğini ChatGPT’ye sorması ise oldukça endişe verici bir tabloyu ortaya koyuyor. Teknoloji hayatı kolaylaştırsa da bir ilişkiyi bir algoritmaya emanet etmek, o ilişkiyi farkında olmadan sona doğru sürükleyebiliyor. Oysa asıl mesele, bir sorun ya da tartışma yaşandığında kişinin eşinin gözündeki ve gönlündeki yerinden emin olamaması ne kadar değerli, ne kadar sevilebilir ve ne kadar vazgeçilmez olduğunu sorgulamasıdır. Bu güven duygusu zedelendiğinde, birey yanıtını bilmediği soruları ChatGPT’ye yöneltme eğilimi gösteriyor. İlişkiyi iyileştirmek ve daha sağlıklı hale getirmek amacıyla kurulan bu yapay zeka ittifakları ise çoğu zaman ilişkinin daha da karmaşıklaşmasına neden oluyor. Bireyin kendisini daha güvensiz, daha kaygılı ve daha korkulu hissetmesine yol açıyor.” açıklamalarında bulundu. İlişkilerde Yapay Zekaya Başvurmanın 2 Temel Yansıması Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, çiftlerin yapay zekaya yönelmesinin temelinde belirsizlikten kurtulma isteğinin yattığını belirterek bu durumu iki ana başlık altında değerlendiriyor: 1. Zihin okuma: Eşinin zihnini okumaya çalışmak, başvurulan yollardan biri. Zihin okuma, kaygıları dindirme, belirsizlikleri belirli hale getirmeye çalışma, partnerinin hareketlerinin sebebini anlamaya çalışmak için başvurulan bir yoldur. İlişkisinde yaşadıklarını ChatGPT’ye sorarak, eşinin ne düşündüğünü anlamaya çalışıp, hislerinin ne olduğunu öğrenmeye çalışırlar. Böylelikle, eşiyle iletişim kurmadan, konuşmadan, aklından geçenleri ChatGPT’ye sorup öğrendiğini var sayarak, olasılıklar üzerine kurulu bir ilişki yaşamış olur. Gerçek ilişkiden uzak, -mış gibi yaşanan bir ilişki olur. Kanlı canlı partneriyle bu ilişkiyi yaşamak varken, yapay zeka üzerinden ilişki kurar. Bu şekilde eşiyle sorunsuz bir ilişki yaşayacağı hayaline kapılır. Ancak, bu büyük bir hayaldir. 2. İlişkide üçgenleşme: Bir diğer başvurulan yol başka birinden akıl almak. Günümüzde bu akıl alınan kaynak yapay zeka uygulamaları oluyor. Bu durum, eskiden saatlerce arkadaşlarla dertleşmek, onlardan akıl almak, anneyle konuşmak, partnerin yakın arkadaşlarıyla konuşarak onun tarafını öğrenmek şeklinde olurdu. Gerek yapay zekaya gerek başka insanlara sormak tamamen yanlış olup, ilişkinin altına dinamit koyan hareketlerdir. Hele ki bu yapay zeka olduğunda daha da risklidir. Çünkü alacağınız cevaplar bir algoritmaya göre geleceğinden ne sizin ilişkinize özgü ne partnerinize özgü yanıtlar olacaktır. İstemik açıdan baktığımızda, eşinizle aranızdaki sorunu bir robota sormak, modern bir 'zihin okuma' hatasıdır. Siz eşinizin gözlerinin içine bakarak, onun ses tonundaki titremeyi duyarak almanız gereken cevabı, soğuk bir ekrandan okumaya çalışıyorsunuz. Bunu ilişkisel tembellik olarak tanımlıyoruz. İlişkinizin ihtiyacı olan şey 'mantıklı' bir veri analizi değil, 'duygusal' bir temastır. Yapay zeka size 'haklısınız' diyebilir, ama o gece sarılıp uyuyacağınız kişi yapay zeka değil, eşinizdir. İlişkinizi verilere değil, birbirinizin kalbine ve niyetine emanet edin.

Tüketici Deneme Yanılma Riskini Almak İstemiyor Haber

Tüketici Deneme Yanılma Riskini Almak İstemiyor

Teksüt Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mert Özmen’e göre gıda sektöründe fiyat rekabetinin ötesine geçen bir döneme girildi. Tüketici artık daha çok güven ve kalite arayışında. Deneme yanılma riskini azaltmak istiyor. Özellikle gıda gibi doğrudan sağlığı ilgilendiren kategorilerde marka güveni her zamankinden daha belirleyici hale geldi. İstikrarlı üretim yapan, aynı kalite düzeyinde devamlılık sağlayabilen, hijyen standartlarını şeffaf biçimde sürdüren markalar öne çıkıyor. Fiyat tek kriter değil, istikrarlı kalite tercih ediliyor Ekonomik koşulların tüketici alışkanlıklarını değiştirdiğini belirten Özmen, fiyatı biraz yüksek olsa da kalitesiyle güven veren markalı ürünlerin daha fazla tercih edildiğini vurguladı: “Alım gücü azalan tüketici deneme-yanılma riskini azaltmak; parasının tam karşılığını almak istiyor. Özellikle süt ve süt ürünleri gibi günlük tüketimde olan kategorilerde ürünün lezzet, tazelik ve raf ömrü açısından istikrarlı olması büyük önem taşıyor. Tüketici artık daha ucuz ama değişken ürün yerine, her zaman aynı kaliteyi sunan markaları seçiyor.” Kaliteden ödün veremeyiz Teksüt’ün başarısının temelinde değişmeyen kalite anlayışı bulunduğunu belirten Özmen, üretim süreçlerindeki titiz yaklaşımı şöyle özetledi: “Bizim için en önemli ilke “evimize götürmediğimiz hiçbir ürünü satışa göndermiyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki başarı fiyatla değil, kaliteyle oluyor.” Samimi ve güven veren yaklaşım Teksüt’ün tüketiciyle kurduğu bağda sıcaklık ve samimiyetin önemli bir rol oynadığını ifade eden Özmen, “marka deneyimine çok önem veriyoruz. Tüketicinin Teksüt ürününü rafta gördüğünde ne hissettiği, sofrada nasıl bir güven duygusu yaşadığı bizim için esas başarı göstergesi” dedi.

   Peş Peşe Depremler Sonrası Ebeveynlere Önemli Uyarılar Haber

  Peş Peşe Depremler Sonrası Ebeveynlere Önemli Uyarılar

Nev Sağlık Grubu Klinik Psikoloji Bölümü’nden Psikolog Helin Ezgi Deniz, depremlerin özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki psikolojik etkilerine dikkat çekerek, “Her deprem aynı etkiyi yaratmaz” dedi. “Çocuklar için güven duygusu evin sağlamlığıyla başlar” Deniz, “Deprem, yetişkinler için bile sarsıcı bir deneyimken, çocuklar ve gençler için çok daha derin bir anlam taşır. Onların dünyasında güven duygusu; evin sağlamlığı, çevrenin öngörülebilirliği, hayatın belli bir ritimde akmasıyla beslenir. Bir deprem, işte o güvenin temelini sallayan, “Ev dediğim yer beni her zaman korumayabilir” gerçeğini acı bir şekilde hatırlatan bir olaydır. Ama burada önemli bir ayrım var: Her deprem aynı psikolojik etkiyi yaratmaz” dedi. “Büyük ve yıkıcı depremler travma riski taşır” Helin Ezgi Deniz, büyük, yıkıcı, can kaybı riski taşıyan depremlerin çocuklar ve gençler için travma açısından yüksek riskli olduğunu belirtti. Deniz, “Özellikle ölüm tehdidi algısının çok net olduğu, enkaz görüntülerinin yaşandığı ya da yakınlarının kaybedildiği durumlar, beynin hayatta kalma merkezini tetikler. Olay bitse bile tetikte olma hali, kabuslar, yoğun kaygı ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) belirtileri uzun süre devam edebilir. Bu tür durumlarda iyileşme süreci daha uzun ve çoğu zaman profesyonel destek gerektirir” ifadelerinde bulundu. “Hissedilen ama yıkıma yol açmayan depremler daha çok kısa süreli korku yaratır” Deniz, “Çocuk ya da genç, birkaç gün uyumakta zorlanabilir, sallantı hissi yaşamaya devam edebilir, ani seslere irkilebilir. Ama ölüm tehlikesi yaşanmadığı ve sonrasında güven duygusu yeniden sağlandığı sürece bu tepkiler genellikle kısa sürede azalır” dedi. “Ebeveynlerin tutumu belirleyici” Deniz, yetişkinlerin tepkisinin çocukların psikolojik etkilenmesinde büyük rol oynadığını vurgulayarak, “Yıkım olmayan bir depremde ebeveynlerin aşırı panik tepkisi göstermesi, olayı dramatize etmesi; çocuktaki hafif korkuyu gereksiz yere kalıcı bir kaygıya dönüştürebilir. Tam tersine, sakin ve güven verici bir tavır; ‘Artık olmayacak’ gibi gerçek dışı sözler yerine, ‘Şu anda güvendeyiz, seni korumak için buradayız’ gibi hem gerçekçi hem koruyucu cümleler, psikolojik iyileşmeyi destekler” diye konuştu. “Depreme hazırlık, psikolojik dayanıklılığı artırır” Helin Ezgi Deniz, dayanıklılığın depremden önce inşa edildiğini ifade ederek, ailelerin çocuk ve gençlerle birlikte hazırlık yapmasının önemine değindi: “Deprem çantası hazırlamak, oturdukları binanın güvenliğini kontrol ettirmek, ailece deprem tatbikatı yapmak ve ‘Deprem olursa nerede buluşacağız, nasıl iletişim kuracağız?’ gibi konuları netleştirmek çok kıymetlidir. Bu tür hazırlıklar, gençlere ‘Ben pasif bir kurban değilim, bir planım var’ hissini verir.” “Oyun, sanat ve spor iyileştirir” Deprem sonrası toparlanma sürecinde rutinlerin korunması, sevilen eşyaların ve tanıdık yüzlerin çocuklara iyi geldiği belirtildi. “Bazı çocuklar yaşadıkları korkuyu oyunlarında ya da resimlerinde tekrar tekrar canlandırabilir; bu onların olayı anlamlandırma çabasıdır ve genellikle sağlıklı bir iyileşme sürecinin parçasıdır.” “Asıl kalıcı olan bazen korku değil, güven hissidir” Helin Ezgi Deniz, çocukların doğru destekle yüksek bir toparlanma kapasitesine sahip olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Her deprem bir iz bırakır ama bu izin travmaya dönüşüp dönüşmeyeceği; yaşanan olayın şiddeti, tehdit algısı, öncesindeki hazırlık düzeyi ve sonrasında sağlanan güven ortamıyla doğrudan ilgilidir. Çocuklar ve gençler, destek gördüklerinde ve ne yapacaklarını bildiklerinde olağanüstü bir toparlanma kapasitesine sahiptir. Bazen bir sarsıntının ardından en kalıcı olan şey korku değil, ‘Beni koruyan ve ne yapacağını bilen insanlar var’ hissidir.”

Deprem Korkusu Kronikleşiyor Haber

Deprem Korkusu Kronikleşiyor

Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Önder Kavakçı, insanların bastıkları toprağı ve evlerini güvenli kabul ettiklerini, depremin bu inancı kökten sarstığını vurguluyor:"İnsanlar bastıkları toprağın, içinde bulundukları yuvanın güvende olduğunu varsayarlar. Eve girdiğinizde rahatlarsınız, emniyettesinizdir. Deprem, bu en güvende olduğumuz yerle ilgili inançlarımızı sarsar ve 'hiçbir yer güvenli değil' algısına yol açar." Kavakçı; "küçük sarsıntılar kısa sürede unutulabilir; ancak tekrarlayan depremler sürekli bir tehdit algısı yaratabiliyor. Böyle durumlarda kişi, o anda sarsıntı yokken bile sarsılıyormuş gibi hissedebilir. Masanın ya da koltuğun hafif hareketi bile alarm sistemini tetikleyebilir," diyor. Uzmanlara göre deprem korkusu belli bir düzeye kadar normaldir. Ancak belirli sınırları aştığında, anksiyete bozukluğu veya travma sonrası stres tepkisine dönüşebilir. Kavakçı, bu durumda görülebilecek belirtileri şöyle sıralı yor: Sürekli tetikte olma, irkilme veya sarsıntı hissi Çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi Uyku bozuklukları, kabuslar Tahammülsüzlük, huzursuzluk, sinirlilik Hissizlik, duygusal donukluk veya boşluk hissi Prof. Dr. Önder Kavakçı "Deprem sonrası bir iki gün süren tedirginlik normaldir. Ancak yoğun kaygı, sürekli korku hali ve bedensel belirtiler haftalarca devam ediyorsa profesyonel destek almak gerekir," diyor. Çocuklar Nasıl etkileniyor? Depremler yalnızca yetişkinleri değil, çocukları da derinden etkiliyor. Kavakçı, çocukların korku tepkilerini yetişkinlerden öğrendiklerini belirtiyor: "Çocuklar tehlikeyi değerlendirmek için büyüklerine bakarlar. Ebeveynler sakin kalırsa çocuklar da olayı daha kolay atlatır. Ancak yetişkinler büyük reaksiyonlar verdiğinde, çocukta korku ve güvensizlik duygusu artar." Medyada deprem, fırtına veya felaket görüntülerine maruz kalmanın da çocukların zihinlerinde derin izler bırakabileceğine dikkat çeken Kavakçı, ebeveynlere şu önerilerde bulunuyor: Çocuklara yaşına uygun, doğru bilgiler verin.Korkularını küçümsemeyin, "bir şey olmaz" demeyin.Yanında olduğunuzu hissettirin, mümkünse yalnız bırakmayın.Televizyon veya sosyal medyadaki yıkıcı görüntülere sınırlama getirin. Gerekli tedavinin zamanında yapılmaması, sorunların kronikleşmesine neden olabilir Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi'nden Klinik Psikolog Mader Bengisu Bilgen, depremin yol açtığı en önemli sorunlardan birinin, yaşadığı güvenli alanın tahrip olması nedeniyle kişilerin temel güven duygularının sarsılması olduğunu vurguluyor. Sarsıntılara sürekli maruz kalmanın veya artçı sarsıntıların devam etmesinin, bireyin normal hayat a geçişini zorlaştırdığını ve deprem olma ihtimaline karşı tetikte olmasına neden olduğunu belirten Bilgen, "Güvenli bir ortamdayken ve üzerinden yeterince zaman geçmişken bile abartılı irkilme, en ufak sarsıntı ya da yüksek seste panikleme, sürekli tehlike varmış gibi tetikte olma tepkilerinin devam etmesi, psikolojik sorunların başladığına işaret edebilir" diyor. Bilgen, deprem olmamasına rağmen sarsıntı hissetmenin, aşırı uyarılmışlık ve travma kaygısı belirtileriyle ilişkili olduğunu kaydederek, uzman yardımı gerektiren durumları şöyle sıralıyor: "Travmatik tepkilerin şiddetlenmesi ve kişinin işlevselliğini bozması; belirtiler dolayısıyla kişinin yaşam alışkanlıklarına (iş, eğitim, ilişkiler ve ilerleyen zamanda hobiler gibi) dönmekte güçlük çekmesi ve dönemeyeceğine dair kaygılanması." Travmanın etkileriyle başa çıkamayan bireylerde kalıcı sorunlar görülebileceğine dikkati çeken Bilgen, "Deprem gibi büyük doğal afetlerden sonra bireylerde uyku bozuklukları, depresyon, anksiyete bozuklukları, yeme bozuklukları, disosiyatif bozukluk, alkol-madde bağımlılığı gibi psikolojik bozukluklar gelişebilir. Gerekli tedavinin zamanında yapılmaması, kişilerin işlevselliğinin sekteye uğramasına ve sorunların kronikleşmesine neden olabilir" uyarısını yapıyor. Sinir sistemi, ritmik hareketle sakinleşir Bilgen, travma sonrası iyileşmenin bedeni düzenleyerek de başladığına ve yürüyüş, koşu, bisiklete binme gibi tekrarlı hareketlerin psikolojik toparlanmayı hızlandırdığına değinerek, şu önerileri sunuyor: Günü yeniden yapılandırın. Uykuyu mümkün olduğunca koruyun. Tanıdık, güvenilir insanlarla bir arada olun. Konuşmak istemiyorsanız duygularınızı yazarak, resim yaparak, ağlayarak, müzik dinleyerek ifade edin. Astrol ogların tahmin paylaşmasının ortak korkuyu olumsuz etkiliyor Deprem uzmanı olmayan kişilerin, astrologların sosyal medya üzerinden tahmin paylaşmasının kaygıyı artırarak ortak korkuyu olumsuz etkileyebildiğine işaret eden Bilgen, "Depremin yol açtığı temel güven duygusunun sarsılması nedeniyle kişiler artık bilgilerin doğruluğunu araştırma yetisini kaybedip duyduklarına kolayca inanmaya başlayabilirler. Belirsiz ve güvenilmez paylaşımlar, temel güven duygusu sarsılan bireylerin kolayca yönlendirilmesine ve toplumsal kaygının derinleşmesine neden olabilir" diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.