Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Halk Sağlığı

Kapsül Haber Ajansı - Halk Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Halk Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kalp Sağlığı Masaya Yatırıldı Haber

Kalp Sağlığı Masaya Yatırıldı

Nilüfer Belediyesi, 12-18 Nisan Kalp Sağlığı etkinlikleri kapsamında “Nilüfer’de Kalbiniz Bize Emanet” başlıklı bir söyleşi düzenledi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen etkinliğe alanında uzman isimler katılarak, toplumda her geçen gün artan kalp hastalıklarına, tetikleyici risk faktörlerine ve hastalıklardan korunma yollarına dikkat çekti. Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yeşim Uncu’nun moderatörlüğünü üstlendiği etkinlikte, kalbin böbrek veya akciğer gibi diğer organların aksine bir “rezervi” olmadığı hatırlatıldı. Türkiye’de her üç kişiden birinin kalp hastası olduğunu belirten Prof. Dr. Uncu, bu kişilerin büyük bir kısmının durumun farkında olmadığını, teşhis konulanların ise tedavilerini genellikle aksattığını ifade etti. “OBEZİTE BİR PANDEMİ, ÖNLEM ÇOCUKLUKTA BAŞLAMALI” Söyleşide çocuklarda kalp sağlığına odaklanan BUÜ Tıp Fakültesi Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahrettin Uysal, erişkin dönemde ortaya çıkan kalp hastalıklarının temelinin aslında çocuklukta atıldığının altını çizdi. Türkiye’de her üç çocuktan birinin fazla kilolu olduğuna ve bu durumun yetişkinlikte de devam ettiğine dikkat çeken Uysal, “Obezite gerçekten bir halk sağlığı sorunu, bir pandemi. Hastalıkları önlemenin en iyi yolu çocukluk çağından geçiyor. Paketli gıdaları ve fast-food tarzı beslenmeyi hayatımızdan tamamen çıkarmak zor olsa da mutlaka minimuma indirmeliyiz. Ailede kalp hastalığı öyküsü varsa çocukta da risk vardır ancak genetik değiştirilebilir. İyi beslenme ve doğru alışkanlıklarla bu riski yönetmek bizim elimizde” dedi. KALBİ TEHDİT EDEN RİSK FAKTÖRLERİ Yetişkinlerde kalp-damar hastalıkları ile ilgili açıklamalarda bulunan BUÜ Tıp Fakültesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alparslan Birdane ise, Türkiye’de her yıl yaklaşık 200 bin kişinin bu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiğini hatırlattı. Yaş ve cinsiyetin değiştirilemez risk faktörleri olduğunu belirten Birdane; hipertansiyon, diyabet, tütün kullanımı, yüksek kolestrol, hareketsizlik, obezite ve stresin en büyük tetikleyiciler olduğunu söyledi. Birdane, diyabetin tek başına bir koroner artar hastalığı riski taşıdığını belirterek, “Bir genetik miras bizlere aktarılarak ilerliyor. Fakat bu mirasın ne zaman ortaya çıkacağını yaşam tarzımı belirliyor. Kaderimiz genetiğimiz ile yaşamdaki risk faktörleri arasındaki o yapbozda gizli. Almış olduğumuz genetik mirası, sağlıklı yaşam tercihlerimizle değiştirebilir, hastalıkların önüne geçebiliriz” diye konuştu. Katılımcıların ilgiyle takip ettiği söyleşi, uzmanların vatandaşlardan gelen soruları yanıtlamasıyla sona erdi. Etkinliğin sonunda günün anısına konuklara hediye takdim edildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Alzheimer’da İlaç Dışı Yaklaşımlar Umut Vadediyor! Haber

Alzheimer’da İlaç Dışı Yaklaşımlar Umut Vadediyor!

Elektrik, manyetik alan, ultrason ve ışık gibi fiziksel uyarılarla beyin fonksiyonlarının düzenlenmesinin hedeflendiğini aktaran Dr. Celal Şalçini, “rTMS, tDCS ve TPS gibi non-invaziv yöntemler, bilişsel işlevleri destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatabilir. Özellikle erken dönemde uygulandığında daha etkili sonuçlar alınabileceği belirtiliyor.” dedi. Dr. Celal Şalçini, bu yöntemlerin henüz gelişim aşamasında olmakla birlikte umut vadettiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, Alzheimer ve demans tedavisinde rTMS, tDCS, ultrason, ışık ve 40 Hz uyarım gibi ilaç dışı nöromodülasyon yöntemlerinin beyin fonksiyonlarını destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatmadaki güncel yeri hakkında bilgi verdi. Mevcut tedaviler Alzheimer’ı durdurmaz, sadece semptomları hafifletir! Alzheimer hastalığının, günümüzde küresel ölçekte giderek artan bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıktığını kaydeden Dr. Celal Şalçini, “Mevcut farmakolojik tedaviler, özellikle asetilkolinesteraz inhibitörleri ve memantin, hastalığın seyrini tamamen durdurmaktan ziyade semptomları sınırlı ölçüde hafifletir ve geçici bir iyilik hali sağlar.” dedi. Bu tedavilerin hastalığın ilerleyişini bir miktar yavaşlatsa da uzun vadede hastalığın nihai sonucu üzerinde belirgin bir değişiklik oluşturmadığını ifade eden Dr. Şalçini, “Anti-amiloid tedavilere yönelik çalışmalar umut verici olsa da yan etkiler, maliyet etkinliği ve düzenleyici onay süreçleri gibi nedenlerle henüz yaygın klinik kullanıma girmiş değildir.” şeklinde konuştu. Nöromodülasyon tedavisi, beyin fonksiyonlarını etkileyerek sinaptik plastisiteyi artırıyor! Bu noktada, ilaç dışı tedavi yöntemlerine olan ihtiyacın giderek arttığını, özellikle nöromodülasyon tekniklerinin dikkat çektiğini dile getiren Dr. Celal Şalçini, “Nöromodülasyon, farmakolojik ajanlar dışında elektrik, manyetik alan, ışık veya ses dalgaları gibi fiziksel yöntemlerle beyin fonksiyonlarını doğrudan etkilemeyi amaçlayan bir tedavi yaklaşımıdır. Bu yöntemlerin temel hedefi, sinaptik plastisiteyi artırmak, uzun süreli güçlenmeyi desteklemek ve beyin atrofisinin ilerleyişini yavaşlatmaktır. Ancak bu tedavilerin etkili olabilmesi için canlı nöronal dokunun varlığı kritik önem taşır, bu nedenle erken dönemde müdahale büyük avantaj sağlar.” dedi. Günümüzde Alzheimer hastalığının yalnızca protein birikimiyle açıklanan bir durum olmaktan çıktığı bilgisini paylaşan Dr. Şalçini, şöyle devam etti: “Aynı zamanda bir ‘bağlantı hastalığı’ (konnektopati) olarak değerlendirilmeye başlandı. Özellikle Default Mode Network ve hipokampal-kortikal ağlarda meydana gelen bozulmalar, bilişsel gerilemenin temelinde yer alır. Nöromodülasyon teknikleri de bu ağları hedef alarak işlevsel bağlantıları yeniden güçlendirmeyi amaçlar.” Non-invaziv yöntemler içinde en yaygın olanı rTMS! Nöromodülasyon yöntemlerinin invaziv ve non-invaziv olarak iki ana gruba ayrıldığına değinen Dr. Celal Şalçini, “İnvaziv yöntemlerden biri olan Derin Beyin Stimülasyonu (DBS), özellikle hareket bozukluklarında etkili sonuçlar vermiş olsa da Alzheimer hastalığında sınırlı fayda gösteriyor ve henüz yaygın kullanım alanı bulabilmiş değil. Benzer şekilde vagal sinir stimülasyonu da sınırlı sayıda çalışmada değerlendirdi ve klinik uygulamada yerini alamadı.” dedi. Non-invaziv yöntemlerin ise günümüzde daha yaygın kullanıldığına vurgu yapan Dr. Şalçini, “Bunların başında tekrarlayan transkraniyal manyetik uyarım (rTMS) geliyor. rTMS, saçlı deri üzerinden uygulanan manyetik alanlar aracılığıyla kortikal nöronları uyararak beyin fonksiyonlarını düzenler. Özellikle dorsolateral prefrontal korteks hedeflenmekte ve yüksek frekanslı uyarımlar ile bilişsel işlevlerde iyileşme sağlanabiliyor. Düşük frekanslı uygulamalar inhibitör etki yaratırken, yüksek frekanslı uygulamalar uyarıcı etki gösteriyor. rTMS’nin bilişsel rehabilitasyon ve ilaç tedavileriyle birlikte kullanılması, tedavi etkinliğini belirgin şekilde artırıyor. Son yıllarda geliştirilen ‘multi-site rTMS’ yaklaşımı ile birden fazla beyin bölgesinin aynı anda uyarılması hedeflenir ve daha güçlü sonuçlar elde edilebilir.” açıklamasını yaptı. TPS, nöroplastisiteyi artıran ve derin beyin yapılarına ulaşabilen bir yöntem! Bir diğer yöntem olan transkraniyal doğru akım stimülasyonunun (tDCS), düşük yoğunluklu elektrik akımı ile nöronal uyarılabilirliği düzenlediğini aktaran Dr. Celal Şalçini, “Uygulaması kolay, taşınabilir ve yan etkisi oldukça düşük olan bu yöntem, özellikle hafif bilişsel bozukluklarda geçici iyileşmeler sağlayabiliyor. tACS ise alternatif akım kullanarak özellikle 40 Hz frekansında beyin ritimlerini düzenlemeyi hedefliyor, ancak insan çalışmalarında henüz sınırlı veri bulunmuyor.” dedi. Ultrason temelli yöntemlere de dikkat çeken Dr. Şalçini, şunları söyledi: “Transkraniyal Pulse Stimülasyonu (TPS), kısa süreli akustik darbelerle beyin dokusunu uyararak nöroplastisiteyi artırır ve derin beyin yapılarına ulaşabilme avantajı sunar. Avrupa’da Alzheimer tedavisi için onay almış olması, bu yöntemin klinik önemini artırır. Odaklanmış ultrason (FUS) ise kan-beyin bariyerinin geçirgenliğini geçici olarak artırarak özellikle amiloid temizliğini desteklemeyi amaçlar. Fotobiyomodülasyon olarak bilinen yöntem, yakın kızılötesi ışık kullanarak mitokondriyal fonksiyonları iyileştirir ve oksidatif stresi azaltır. Bu sayede nöronal metabolizma desteklenir ve nörodejeneratif süreçler yavaşlatılabilir. Özellikle bilişsel rehabilitasyonla birlikte uygulandığında daha güçlü klinik sonuçlar elde edilir.” Nöromodülasyon, umut vadeden ancak henüz gelişim aşamasında bir tedavi! Son yıllarda öne çıkan bir diğer yaklaşımın ise gama frekanslı (40 Hz) nöromodülasyon olduğu bilgisini veren Dr. Celal Şalçini, “Görsel ve işitsel uyarıların birlikte kullanıldığı bu yöntemin, mikroglial aktiviteyi artırarak amiloid ve tau proteinlerinin temizlenmesini hızlandırdığı düşünülüyor. Klinik çalışmalarda bilişsel gerilemenin yavaşlatılması ve beyin atrofisinin azaltılması yönünde umut verici sonuçlar elde edildi.” dedi. Tüm bu yöntemler değerlendirildiğinde, demans tedavisinde tek bir standart protokolün bulunmadığını vurgulayan Dr. Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı: “Hastalığın heterojen yapısı nedeniyle tedavi planı; hastanın klinik durumu, sosyal koşulları ve tedaviye erişim imkanları doğrultusunda bireyselleştirilir. Genel yaklaşım, nöromodülasyon tekniklerinin farmakolojik tedaviler ve bilişsel rehabilitasyon ile birlikte kullanılması yönündedir. Sonuç olarak, nöromodülasyon yöntemleri Alzheimer ve diğer demans türlerinde umut vadeden, ancak henüz gelişim aşamasında olan tamamlayıcı tedavi seçenekleridir. Erken dönemde başlandığında daha etkili olan bu uygulamalar, hastalığın seyrini yavaşlatma ve yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahiptir. Ancak uzun dönem etkileri, optimal uygulama protokolleri ve etik boyutları konusunda daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç duyuluyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Marmaraereğlisi’ne Dev Altyapı Hamlesi Haber

Marmaraereğlisi’ne Dev Altyapı Hamlesi

“MAZERET ÜRETMEDİK, HAREKETE GEÇTİK” Törende konuşan Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, Marmaraereğlisi’nde yıllardır süregelen altyapı sorununa kalıcı çözüm getirdiklerini belirterek, “Marmaraereğlisi’nde yıllardır devam eden altyapı sorununu çözüyoruz. Mazeret üretmedik, seyirci kalmadık, harekete geçtik. Bu sorunu çözmek için bugün neşteri vurduk. Hiçbir mahallemizde altyapı sorunu kalmayıncaya kadar da çalışmalarımıza devam edeceğiz.” dedi. “259 ARAÇ VE İŞ MAKİNESİNİ BÜNYEMİZE KATTIK” Başkan Yüceer, TESKİ’nin araç ve ekipman kapasitesini önemli ölçüde güçlendirdiklerini vurgulayarak, “Göreve geldiğimizde TESKİ’nin araçlarının büyük kısmı kiralıktı. Bu durum hizmet kalitesini ve hızını düşürüyordu. Vidanjör sayımız da yetersizdi. Beş vidanjörle başladık, bugün ise 30 vidanjöre ulaştık. Kombine araçlarımızla birlikte toplamda 259 araç ve iş makinesini bünyemize kattık. Bu tablo, vatandaşlarımızın ödediği vergilerin doğru ve tasarruflu şekilde hizmete dönüştüğünün açık bir göstergesidir.” ifadelerini kullandı. MARMARAEREĞLİSİ VE YENİÇİFTLİK’E KRİTİK YATIRIM Marmaraereğlisi ve Yeniçiftlik’in altyapı sorunlarıyla uzun süredir mücadele ettiğini ancak söz konusu proje ile mevcut sorunların kısa süre içinde çözüleceğine dikkat çeken Candan Başkan, “Marmaraereğlisi ve Yeniçiftlik, Marmara’nın kıyısında adeta cennetten bir köşe. Ancak aynı zamanda altyapı sorunlarıyla mücadele eden dertli bölgeler. Biz bu tabloya seyirci kalamazdık. ‘Bu sorunu çözeceğiz’ dedik ve bugün yaklaşık 30 kilometrelik modern kanalizasyon hattının temelini atıyoruz. Bu proje Yeniçiftlik, Dereağzı ve Yenice mahallelerini kapsıyor. Hedefimiz; tüm mahallerimizde altyapı sorununu kalıcı olarak çözmek.”dedi. “MARMARAEREĞLİSİ’NE SÖZ VERDİK, YAPIYORUZ” Altyapı yatırımlarının görünmeyen ancak hayati öneme sahip yatırımlar olduğuna vurgu yapan Başkan Yüceer, “Bu yatırım Marmaraereğlisi’ne ve Yeniçiftlik’e verdiğimiz sözün en somut halidir. Altyapı yatırımları zahmetli ve maliyetlidir ancak biz sorumluluktan kaçmıyoruz. Çünkü gerçek belediyecilik, günü kurtarmak değil, geleceği inşa etmektir.” diye konuştu. GELECEĞİ KAPSAYAN ALTYAPI YATIRIMI Projenin yalnızca bugünü değil, geleceği de kapsayacak şekilde planlandığını belirten Yüceer, sözlerini şöyle noktaladı: “Bu projeyi önümüzdeki 30 yılın nüfus projeksiyonunu dikkate alarak planladık. Yaz aylarında artan nüfusu da göz önünde bulundurduk. Süreçte kazılar ve geçici sıkıntılar yaşanabilir ancak çalışmaları en kısa sürede tamamlayacağız. Bugün attığımız temelin Yeniçiftlik’e ve Marmaraereğlisi’ne hayırlı olmasını diliyorum.” ÇEVRE VE HALK SAĞLIĞI GÜVENCE ALTINA ALINACAK TESKİ Genel Müdürü Dr. Onur Özgül de törende yaptığı konuşmada, proje kapsamında atık suların modern arıtma tesislerine ulaştırılacağını belirterek bu sayede hem çevrenin korunacağını hem de halk sağlığının güvence altına alınacağını ifade etti. Genel Müdür Dr. Özgül, çalışmanın tamamlanmasıyla birlikte yaklaşık 3 bin hanenin de atık su sorununun çözüleceğini ve bölgede uzun süredir yaşanan vidanjör ihtiyacının ortadan kaldırılacağını kaydetti. Yeniçiftlik Mahallesi’nde gerçekleştirilen temel atma törenine ilçe belediye başkanları, kurum ve kuruluş temsilcileri, meclis üyeleri, sivil toplum kuruluşları ve siyasi parti temsilcileri ile çok sayıda vatandaş katıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

KEDV, Antakya Belediyesi İş Birliği İle Yeni Bir Merkez Daha Açtı Haber

KEDV, Antakya Belediyesi İş Birliği İle Yeni Bir Merkez Daha Açtı

Merkez, kadınların dayanışma kurabildiği ve çocukların güvenli alanlarda gelişimlerini sürdürebildiği topluluk temelli bir buluşma noktası olarak faaliyet gösterecek. 1986 yılından bu yana dar gelirli kadınların yaşam standartlarını iyileştirmek ve yerel kalkınmadaki rollerini güçlendirmek amacıyla faaliyet gösteren Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV), deprem bölgesindeki çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Vakıf, son olarak Antakya’da kurduğu Kadın ve Çocuk Merkezi ile bölgedeki dayanışma ağını genişletiyor. 6 Şubat depremlerinin hemen ardından üyesi olduğu uluslararası konfederasyon Oxfam ile iş birliği içinde bölgeye ulaşan KEDV; su, sanitasyon, hijyen, gıda güvenliği ve halk sağlığı gibi acil insani yardım alanlarında yerel yönetimler ve kamu kurumlarıyla koordineli çalışmalar yürüttü. Bu süreçteki saha deneyimini kalıcı yapılara dönüştüren vakıf; Hatay, Kahramanmaraş ve Gaziantep illerinde toplamda 12 Kadın ve Çocuk Merkezi kurarak bölgedeki varlığını güçlendirdi. İlk kez 1999 Marmara Depremi sonrasında hayata geçirilen ve KEDV’in afet sonrası dönemlerde kadın ve çocukların güçlenmesi için geliştirdiği topluluk temelli bir model olan "Kadın ve Çocuk Merkezleri", 6 Şubat depremlerinin ardından bu kez bölgede uygulanıyor. Bu modelle kadınların dayanışma kurabileceği, çocukların ise güvenli ve destekleyici ortamlarda gelişimlerini sürdürebileceği alanlar oluşturulması hedefleniyor. Söz konusu merkezlerde bir yandan çocuklar için güvenli oyun alanları ve gelişim odaklı öğrenme programları hayata geçirilirken, diğer yandan kadınların psikososyal olarak güçlenmesini ve geçim kaynaklarına erişim süreçlerine aktif katılımını destekleyen kapsamlı çalışmalar yürütülüyor. Bu doğrultuda liderlik, finansal okuryazarlık, girişimcilik, bilişim teknolojileri eğitimi gibi başlıklarda eğitimler düzenlenirken; yerel yönetim süreçlerine katılım, yerel örgütlenme ve yönetişim alanlarında da kapasite geliştirme faaliyetleri devam ediyor. Antakya Kadın ve Çocuk Merkezi’nin açılış töreninde konuşmasını yapan KEDV Kadın ve Çocuk Merkezleri Koordinatörü Bahar Çalışkan “6 Şubat depremlerinin ardından 1999 Marmara Depremi deneyimimizden yola çıkarak Hatay, Kahramanmaraş ve Gaziantep’te toplam 12 Kadın ve Çocuk Merkezi kurduk. Bu merkezler sayesinde bugüne kadar 23.991 kadına ve 10.056 çocuğa ulaştık. Çocuklar için güvenli oyun ve öğrenme alanlarının oluşturulması, afetin yarattığı zorlukların etkisini azaltmak ve onların gelişimini desteklemek açısından büyük önem taşıyor. Aynı zamanda kadınların güçlenmesi ve yeniden üretim süreçlerine katılması da çocukların geleceği için önemli bir adım oluşturuyor. Bugün açılışını yaptığımız bu merkezin de Antakya’daki kadınlar ve çocuklar için güvenli, kapsayıcı ve umut dolu bir buluşma noktası olacağına inanıyoruz. Bu merkezin hayata geçmesinde değerli iş birlikleri için Antakya Belediyesi’ne teşekkürlerimizi sunuyoruz.” dedi. Antakya Belediye Başkanı İbrahim Naci Yapar ise “6 Şubat depremi, asrın felaketinden sonra deprem bölgesinde kamunun yapmış olduğu yatırımların yanı sıra sivil toplumun katılımcılığı da çok değerliydi. Özellikle sosyal çalışma alanında kadınlar ve çocuklarla ilgili vakıf çalışmalarında görüyoruz ki bu eksik kalan konuyu da kısmen de olsa tamamlamış oluyoruz. Kadınların üretimde daha güçlü bir şekilde yer alabilmesi, çocukların daha güvenli bir ortamda yetişebilmesi için bizler de yerel yönetimler olarak elimizden geldiğince gayret ediyoruz. Buranın dezavantajlı bir bölge olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, Antakya’da faaliyetler yürütülmesinin çok önemli olduğuna inanıyoruz. Geldiğimiz noktada kat ettiğimiz yolu değerlendirdiğimizde, iyi bir seçim yaptığımızı düşünüyoruz. Çünkü amacımız, bölgemizde dezavantajlı alanlardaki kadınlara ve çocuklara; eğitim, girişimcilik ve güvenli alanlar yaratılması noktasında destek olabilmek. Ellerinize sağlık. Antakya halkına, kadınlara ve çocuklara göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı hem şahsım adına hem de belediyemiz adına teşekkür ederim.” dedi. Merkezlerde ayrıca erken çocukluk döneminde tüm gelişim alanlarını desteklemeye yönelik programların uygulandığı oyun odaları ve 0-12 yaş grubuna yönelik oyuncak kütüphaneleri yer alıyor. Bu bütünsel yapı, hem çocukların bakım ve eğitim ihtiyacına hem de kadınların aileleri ve çevrelerinin yaşam koşullarını iyileştirme ve kamusal alanda daha güçlü var olma ihtiyaçlarına yanıt veriyor. Antakya’da Antakya Belediyesi iş birliği ile açılan Kadın ve Çocuk Merkezi’nin de kentte yaşayan kadınlar ve çocuklar için güvenli, kapsayıcı ve destekleyici bir buluşma noktası olmasını hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Atakum’da Vatandaşlara Genel Sağlık Taraması Haber

Atakum’da Vatandaşlara Genel Sağlık Taraması

Atakum Belediyesi, Samsun İl Sağlık Müdürlüğü ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen ‘Kadın Sağlığını Geliştirme Programı’ kapsamında Özgecan Kadın Danışma Merkezinde vatandaşlara yönelik genel sağlık taraması gerçekleştirildi. GENİŞ KAPSAMLI SAĞLIK HİZMETİ Program toplum sağlığını koruma, güçlendirme çalışmaları kapsamında 18 yaş üstü kadınlar ve 50 yaş üstü erkeklere yönelik düzenlendi. Uzman sağlık personeli eşliğinde kanser taramasına katılan vatandaşlar tansiyon, şeker ölçümü gibi hizmetlerden faydalanmanın yanı sıra kalp, böbrek, üreme sağlığı ve aile planlaması hakkında önemli bilgiler aldı. Kadınlar, programda rahim ağzı taramasına katılarak mobil kanser tarama aracında HPV ve DNA testi verdi. Kanserde erken tanı ve tedavi sürecine dikkat çekilen organizasyon, vatandaşlar tarafından büyük ilgi gördü. “KANSER TARAMALARINA KATILIMI DESTEKLEMEK İÇİN” OMÜ Halk Sağlığı Hemşireliği Ana Bilim Dalında görevli Dr. Öğretim Üyesi Figen Çavuşoğlu sağlık taraması hakkında şu bilgileri verdi: “Bu program öncelikle, 35-70 yaş aralığındaki tüm kadınların ve 50-70 yaş aralığındaki tüm erkeklerin, ulusal kanser tarama programı çerçevesinde erken tanı ve tarama programına katılımlarını desteklemek için düzenlendi. Aynı zamanda cinsel sağlık ve üreme sağlığı kapsamında aile planlaması, menopoz ve menopoza uyum, kalp sağlığını koruma, diyabetle yaşam gibi başlıklar altında hakkında kadınlarımızı bilinçlendirmek ve kadın sağlığını güçlendirmek için buradayız. Stantlar açtık ve sağlık uygulamaları yapıyoruz. Sağlık İl Müdürlüğünün mobil kanser tarama aracı var. Bu aracın içerisinde rahim ağzı kanserine yönelik HPV ve DNA testi için tarama yapılıyor. Bugünkü programımızın yanı sıra 10 Nisan’da Ömer Halisdemir Parkı’nda ve 24 Nisan’da da Çakırlar Korusunda olacağız.Tüm Atakumluları etkinliklere bekliyoruz. SAĞLIK TARAMALARI DEVAM EDECEK Atakum Belediye Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Şafak Ari Emir, programa yoğun katılım olmasından duydukları memnuniyeti ifade ederek “Bugün burada, kadın sağlığını güçlendirme başlığı altında OMÜ Halk Sağlığı ve Hemşirelik Bölümü öğrencileri ve İl Sağlık Müdürlüğü ile bir tarama programı gerçekleştirdik. Sağlık tarama programına, kadınların yoğun ilgisi oldu. Nisan ayı içerisinde 10 Nisan ve 24 Nisan tarihlerinde iki sağlık tarama faaliyeti gerçekleştireceğiz.” dedi. “ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ” Özgecan Kadın Danışma Merkezinde sunulan sağlık tarama hizmetinden yararlanan vatandaşlar, “Bu tip etkinliklerin, kadın sağlığı ve kadının gelişimi açısından çok olumlu buluyoruz. Etkinliklerin devamını diliyoruz. Her bilgiye her zaman, her yerde ulaşamıyoruz. Ayağımıza gelen böyle bir hizmet için hem üniversitemize, Atakum Belediyesine ve İl Sağlık Müdürlüğüne çok teşekkür ediyoruz.” cümleleriyle memnuniyetlerini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ASAT’tan Kepez’e 6 Milyar TL’yi Aşan Altyapı Yatırımı Haber

ASAT’tan Kepez’e 6 Milyar TL’yi Aşan Altyapı Yatırımı

Antalya Su ve Atıksu İdaresi (ASAT) Genel Müdürlüğü, Kepez’deki yatırımlarıyla ilçenin altyapı sorunlarına kalıcı çözümler üretmeyi sürdürüyor. Gerçekleştirilen projelerle hem bugünün ihtiyaçları karşılanıyor hem de geleceğe dönük sağlam temeller atılıyor. Vatandaşların yaşam kalitesini yükseltmeyi amaçlayan bu yatırımlar, Kepez’in modern ve sağlıklı bir kent olarak gelişimine büyük katkı sağlıyor. İÇME SUYUNDA 480 KİLOMETRELİK YENİ HAT Kepez’in dört bir yanında gerçekleştirilen projeler kapsamında 480 bin 086 metre (480 km) yeni içme suyu hattı inşa edildi. Bu önemli yatırım için yaklaşık 3 milyar 143 milyon TL kaynak ayrıldı. Yeni hatlar sayesinde Kepez’in merkezinden kırsal mahallelerine kadar içme suyu altyapısı yenilenerek temiz suya erişim önemli ölçüde güçlendirildi. KANALİZASYON ALTYAPISINA 1 MİLYAR TL YATIRIM Kepez’in hızla büyüyen nüfusuna paralel olarak kanalizasyon altyapısı da modernize edildi. 2019-2026 yılları arasında ilçeye 285 bin metre yeni kanalizasyon hattı kazandırıldı. Toplam 997 milyon 351 bin 146 TL tutarındaki bu yatırım, atıksu altyapısında uzun vadeli çözümler sunarak bölgede çevre ve halk sağlığı açısından güvenli bir sistem oluşturdu. YAĞMURSUYU HATLARINDA GÜÇLÜ DRENAJ AĞI İlçenin yoğun yağış alan bölgelerinde su taşkınlarını ve birikmeleri önlemek amacıyla yağmursuyu yatırımlarına da önem verildi. Bu kapsamda 24 bin 158 metre modern yağmursuyu hattı inşa edilerek Kepez’in drenaj kapasitesi artırıldı. Yeni sistem sayesinde yağmur suları hızlı ve kontrollü biçimde tahliye edilerek taşkın riskleri önemli ölçüde azaltıldı. TESİS VE HİZMET YATIRIMLARINA 558 MİLYON TL ASAT Genel Müdürlüğü, Kepez’deki bütüncül yatırım programının bir parçası olarak tesis ve çeşitli altyapı geliştirme projelerine de ciddi kaynak ayırdı. Bu kapsamda 558 milyon 522 bin TL tutarındaki yatırımla ilçenin geleceğine yönelik stratejik çalışmalar hayata geçirildi. Altyapı imalatlarının ardından üstyapı düzenlemeleri de eş zamanlı olarak yürütüldü. Bu kapsamda 998 milyon 743 bin 485 TL asfalt yatırımı gerçekleştirildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ABB Sağlıkta Güç Birliği Oluşturuyor Haber

ABB Sağlıkta Güç Birliği Oluşturuyor

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), Başkent’te halk sağlığını önceleyen çalışmalarını genişletmek ve daha etkin hâle getirmek amacıyla ilçe belediyeleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla kapsamlı toplantılar gerçekleştirdi. Ortak akıl ve dayanışma anlayışıyla düzenlenen buluşmalarda, sağlık hizmetlerinde iş birliğinin artırılması hedeflendi. HALK SAĞLIĞI İÇİN DAYANIŞMA AĞI GENİŞLİYOR İlçe belediyeleriyle yapılan toplantıda; ambulans ve hasta nakil hizmetleri, bağımlılıkla mücadele, toplum sağlığı, iş sağlığı ve güvenliği ile çevre sağlığı hizmetleri gibi konularda yürütülen çalışmalar ele alındı. Sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirilen toplantıya ise LÖSEV, Kızılay, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER), Ankara Aile Hekimleri Derneği başta olmak üzere toplam 25 STK katıldı. Toplantıda; Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen özel gün ve haftalarda yürütülebilecek farkındalık ve koruyucu sağlık çalışmaları, ortak proje alanları, kurum içi koordinasyonun güçlendirilmesi ve 2026 yılı halk sağlığı faaliyetlerine yönelik öneriler görüşüldü. “ORTAK AKLI BÜYÜTEREK DAHA ETKİLİ ÇALIŞMALAR ÜRETECEĞİZ” Toplantıda konuşan ABB Sağlık İşleri Daire Başkanı Mümtaz Yavuz, halk sağlığında iş birliğinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Dünya Sağlık Örgütü tarafından kabul edilen ve tüm dünyada eş zamanlı olarak anılan önemli gün ve haftalar, yalnızca birer takvim hatırlatması değil; toplum sağlığına dair ortak sorumluluğumuzu yeniden düşünmemizi sağlayan çok kıymetli fırsatlardır. Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak sağlığı yalnızca tedavi edici hizmetlerle değil; önleyici, koruyucu ve farkındalık temelli bir anlayışla ele alıyoruz. Bu anlayışın en güçlü paydaşlarının da sivil toplum kuruluşlarımız ve ilçe belediyelerimiz olduğuna yürekten inanıyoruz. Bugün burada bulunmamızın temel amacı; sağlık alanında aynı hedefe yürüyen kurumlar olarak ortak aklı büyütmek, güç birliği yapmak ve Ankaralı hemşehrilerimiz için daha etkili çalışmalar üretmektir.” STK’LERDEN İŞ BİRLİĞİ VURGUSU Toplantıya katılan sivil toplum kuruluşu temsilcileri de iş birliğinin önemine vurgu yaptı. Ankara Aile Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Emre Ömer Keleş, yerel yönetimlerle birlikte çalışmanın önemine dikkat çekerek, “Yerel yönetimlerle, Aile Sağlığı Merkezlerimizde birçok zaman dirsek temasında bulunuyoruz. Beraber iş birliklerini yapabiliyor olmak bizler için çok kıymetli. Birçok sorunumuzda belediyeler bizi destekleyebiliyor çünkü Aile Sağlığı Merkezleri kendi hekimlerince yönetilen kurumlar, buralarda da gördüğümüz destekler bizim için çok kıymetli, ayrıca halka ulaşmak konusunda yerel yönetimler ve aile hekimleri ortak çalışarak daha geniş kitlelere ulaşarak sağlığı geliştirebiliriz” dedi. Ankara Diş Hekimleri Odası Başkan Vekili Dr. Ahu Eser Eset ise, “Ankara Büyükşehir Belediye’mizle halk sağlığına yönelik çok güzel projelere imza attık. Yeni projelerimizde de birlikte olmak bizleri mutlu edecek” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hatay Defne’de Çocuklara Göz Sağlığı Taraması Haber

Hatay Defne’de Çocuklara Göz Sağlığı Taraması

İstanbul Bilgi Üniversitesi Optisyenlik Programı’nın ana yürütücülüğünde hayata geçirilen “Önlenebilir Körlük ile Aydınlık Bir Yaşam” projesi kapsamında, Hatay’ın Defne ilçesindeki Gümüşgöze İlkokulu’nda çocuklara yönelik göz sağlığı taraması yapıldı. 6 Şubat 2023 yılında meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası bölgede iyileşme sürecine katkı sunmayı amaçlayan çalışma, akademisyenler ve BİLGİ Optisyenlik Programı öğrencilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi, Muş Alparslan Üniversitesi, Türk Kızılay, Miyop-Der (Miyopi Akademi Optik ve Optometri Göz ve Görme Sağlığı Derneği) ve Miyopi Academy işbirliğiyle yürütülen çalışmada, çocuklarda görme kusurlarının erken tanı ve yönlendirme yoluyla tespit edilmesi hedeflendi. Gerçekleştirilen taramalarla önlenebilir körlük risklerine dikkat çekilirken elde edilen bulgular değerlendirilmek ve gerekli yönlendirmelerin yapılması amacıyla ilgili sağlık birimlerine iletilmek üzere kayıt altına alındı. Proje kapsamında göz sağlığı taramalarının yanı sıra okul bünyesinde göz sağlığına yönelik eğitim atölyeleri kuruldu. Atölye çalışmalarında çocuklara göz sağlığını koruma, doğru görme alışkanlıkları ve ekran kullanımı konularında yaş gruplarına uygun bilgilendirme yapıldı. Bu kapsamda yürütülen çalışmalar, tarama ve eğitimi bir araya getiren bütüncül bir halk sağlığı yaklaşımı olarak yürütüldü. Projenin ana yürütücüsü İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Miyopi Academy Direktörü Aykut Çağlı, çocukluk çağında erken tanının önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: “Miyopi başta olmak üzere çocukluk çağında ortaya çıkan görme kusurları, erken fark edildiğinde büyük ölçüde önlenebilir. Çocukların göz sağlığı, yalnızca bireysel bir sağlık meselesi değil; aynı zamanda eğitim, gelişim ve toplum sağlığının temel bir parçasıdır. Bu sorumlulukla sahadayız ve çocukların gözlerindeki ışığı korumaya devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de RSV Alarmı: Bebekler Risk Altında Haber

Türkiye’de RSV Alarmı: Bebekler Risk Altında

Bebeklerin neredeyse tamamının 2 yaşına kadar karşılaştığı RSV, her yıl dünya genelinde yaklaşık 33 milyon bebekte alt solunum yolu enfeksiyonuna ve 3,6 milyon bebekte hastane yatışına yol açıyor. Virüs ayrıca ilerleyen dönemde astım gelişme riskini 3 kat artırıyor. Prof. Dr. Simten Malhan, halk sağlığı açısından gizli bir tehlike olan RSV hakkında bilgilendirme seferberliğine ihtiyaç olduğunu, farkındalığın yükselmesiyle hastalıktan önce önlem alınabileceğini ve böylece kamusal bağışıklığın arttırılabileceğini vurguluyor. Her yıl dünyada milyonlarca bebeği etkileyen ve küçük çocuklarda ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilen RSV (Respiratuar Sinsityal Virüs), Türkiye’de hâlâ “görünmez” bir tehdit olmaya devam ediyor. Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Simten Malhan ve Doç Dr Rukiye Numanoğlu Tekin tarafından gerçekleştirilen kapsamlı araştırma, RSV’nin ne olduğu, kimleri etkilediği ve nasıl önlenebileceği konusunda toplumda büyük bir bilgi eksikliği bulunduğunu gözler önüne serdi. Kadın ve erkeklerin dengeli temsil edildiği, genç yetişkinlerin ağırlıkta olduğu, eğitim profili çoğunlukla lise ve üniversite mezunlarından oluşan 2.825 kişiyle gerçekleştirilen araştırmaya göre, katılımcıların %67,4’ü RSV’yi hiç duymadığını belirtirken, yalnızca %11,8’i “RSV’yi biliyorum” dedi. Hastane yatışlarına ve kalıcı etkilere neden oluyor Bebeklerin solunumunu zorlaştırabilen ve hastane yatışlarına kadar ilerleyebilen bu önemli enfeksiyonla ilgili toplumsal farkındalığın düşük olması, korunma yaklaşımlarında da gecikmelere ve kalıcı etkilerin oluşmasına neden oluyor. Yaşamın ilk aylarında basit bir soğuk algınlığı gibi başlayıp kısa sürede hayati risk yaratabilecek bir enfeksiyona dahi dönüşebilen RSV, bazı bebeklerde ilerleyen dönemlerde tekrarlayan hırıltı, astım benzeri solunum sorunları ve akciğer hassasiyeti gibi kalıcı etkiler bırakabiliyor. Prof. Dr. Simten Malhan, bu tabloyu halk sağlığı açısından gecikmeden ele alınması gereken önemli bir uyarı olarak değerlendiriyor. “Bu veriler, acil bir bilgilendirme seferberliği ihtiyacını gösteriyor” Araştırma sonuçlarının yalnızca toplumsal farkındalığı ölçen bir tablo olmadığını, aileleri ve bebekleri doğrudan etkileyen önemli bir bilgi eksikliğini ortaya koyduğunu vurgulayan Prof. Dr. Simten Malhan, elde edilen bulguları şu sözlerle değerlendirdi: “Bu araştırma bize çok net bir gerçeği gösteriyor: RSV, toplumun büyük bir kesimi için hâlâ ‘bilinmeyen’ gizli bir tehlike ve halk sağlığı açısından önemli bir risk. Katılımcıların üçte ikisinden fazlası virüsü hiç duymamış durumda. Korunma yöntemlerine karşı yine bilgi eksikliğinden kaynaklanan kararsızlık oldukça yaygın. Bu tablo, sorunun doğru, güvenilir ve anlaşılır bilgiye erişim meselesi olduğunu açıkça söylüyor. Sağlık okuryazarlığını güçlendiren, kanıta dayalı ve hedef gruplara göre tasarlanmış bir bilgilendirme seferberliğine ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Sistemli bir bilgilendirme süreci hayata geçirilmeden, RSV gibi risklerin etkin şekilde yönetilmesi mümkün değil. Özellikle bebekler, küçük çocuklar ve kırılgan gruplar için doğru bilgiye zamanında erişim, koruyucu sağlık yaklaşımının en kritik basamağıdır.” RSV’nin bebekler için bir tehdit olduğu bilinmiyor Araştırma, RSV’nin en çok kimi etkilediği konusunda da net bir algı bulunmadığını ortaya koyuyor. Katılımcıların sadece %34,1’i RSV’nin en çok bebekleri ve küçük çocukları etkilediğini düşünürken, %35,7’si virüsün her yaş grubunu eşit etkilediğini belirtiyor. Bu sonuçlar, RSV’nin özellikle bebekler ve kırılgan gruplar üzerindeki etkisine dair toplumsal bilginin parçalı kaldığına işaret ediyor. Bu algı dağınıklığı, özellikle ebeveynler açısından dikkat çekici bir risk oluşturuyor. RSV’nin hastaneye yatışlara yol açabileceğini düşünenlerin oranı %45,7. Ancak “emin değilim” diyenlerin oranı da %43,4 ile neredeyse aynı seviyede. Kadınlarda “RSV hastane yatışlara yol açabilir” diyenlerin oranı %49,6 iken erkeklerde %40,7. Erkeklerde hiç duymadım diyenlerin oranı ise %71,7. Bu farklar, cinsiyete göre de algının değiştiğini gösteriyor. Eğitim farkındalığı artırıyor ama “bilgi açığı” her grupta devam ediyor Araştırmaya göre eğitim düzeyi yükseldikçe RSV farkındalığı artıyor, ancak sorun yalnızca düşük eğitim düzeyiyle sınırlı değil. Lisansüstü grupta RSV’yi bildiğini söyleyenlerin oranı %58,6 iken, lise mezunlarında bu oran %7,7. Buna rağmen farklı eğitim gruplarında da aşıya yönelik kararsızlık dikkat çekiyor. Ebeveyn olmak da farkındalığı artırmıyor Araştırmanın bir diğer çarpıcı sonucu, çocuk sahibi olmanın RSV farkındalığını otomatik olarak yükseltmemesi. Çocuk sahibi olanlarda “RSV’yi hiç duymadım” diyenlerin oranı %69, çocuk sahibi olmayanlarda %65,6. Bu tablo, RSV’nin özellikle bebekleri ilgilendiren bir konu olmasına rağmen, ebeveynlerde dahi bilgi boşluğunun sürdüğünü ortaya koyuyor. Prof. Dr. Simten Malhan: “Bilgi boşluğu kapanmadan risk yönetilemez” Araştırma bulguları, RSV’nin toplumda yeterince bilinmemesi nedeniyle riskin görünmez kaldığını, buna bağlı olarak da korunma kararlarının belirsizlikle şekillendiğini gösteriyor. Prof. Dr. Simten Malhan, özellikle bebekler ve risk gruplarında RSV’ye yönelik farkındalık çalışmalarının ve doğru bilgilendirme içeriklerinin yaygınlaştırılmasının hem ailelerin hem de sağlık sisteminin yükünü azaltmada kritik olduğunu vurguluyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.