Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Halk Sağlığı

Kapsül Haber Ajansı - Halk Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Halk Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Keneye Karşı Basit Önlemler Hayat Kurtarıyor Haber

Keneye Karşı Basit Önlemler Hayat Kurtarıyor

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte kene vakalarında artış yaşanırken, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı da yeniden gündeme geldi. Nev Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşların dikkatli olması gerektiğini belirterek, hastalıktan korunmada kişisel önlemlerin büyük önem taşıdığını vurguladı. KKKA Nedir? Uzm. Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi’nin kenelerin insanları ısırmasıyla bulaşan bir virüs tarafından oluşturulan ve ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve daha ciddi olgularda kanama gibi bulgu ve belirtiler oluşturarak ölümlere neden olabilen zoonotik, yani hayvanlardan insanlara bulaşan bir hastalık olduğunu söyledi. Hastalığın ilk olarak Kırım bölgesinde, sonraki yıllarda ise Kongo’da tespit edildiğini belirten Özsoy, 1969 yılında bu iki bölgede görülen virüslerin aynı olduğunun anlaşılması üzerine hastalığın “Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi” olarak isimlendirildiğini ifade etti. “Vakalar Bahar ve Yaz Aylarında Artıyor” KKKA vakalarının, hastalığın başlıca bulaştırıcısı olan kenelerin aktifleştiği bahar ve yaz aylarında görüldüğünü belirten Özsoy, hastalığın Türkiye’de ilk kez 2002 yılında Tokat’ta tespit edildiğini söyledi. Hastalığın çoğunlukla İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaştığını kaydeden Özsoy, Erzurum, Erzincan, Gümüşhane, Bayburt, Tokat, Yozgat, Sivas, Amasya, Çorum, Çankırı, Bolu, Kastamonu ve Karabük’ün hastalığın yoğun görüldüğü iller arasında yer aldığını dile getirdi. “Bulaşma Yollarına Dikkat” Hastalığın ülkemizde başlıca hastalık etkenini taşıyan kenenin tutunması veya bununla temas sonucunda bulaştığını belirten Özsoy, Türkiye’de hastalığın bulaştırıcısı olan asıl kene türünün Hyalomma marginatum olduğunu söyledi. Özsoy, bunun yanı sıra hastalığın viremik dönemdeki hayvanların veya hasta kişilerin kan, doku ve vücut çıkartılarına korunmasız temas sonucunda da bulaşabildiğine dikkat çekti. “Belirtiler ve Kuluçka Süreci” Kuluçka döneminin genellikle 1 ila 3 gün arasında değiştiğini, en fazla ise 9 güne kadar uzayabildiğini belirten Özsoy, enfekte kan, vücut sıvısı ve diğer dokularla temas sonrasında bu sürenin 5 ila 6 gün, en fazla ise 13 gün olabileceğini ifade etti. “Hastalığın Özel Bir Tedavisi Bulunmuyor” KKKA’nın özel bir tedavisinin bulunmadığını vurgulayan Özsoy, tedavinin esasını destek tedavisinin oluşturduğunu söyledi. Günümüzde hastalıktan korunmaya yönelik etkinliği kanıtlanmış bir aşı veya etkene spesifik bir ilaç bulunmadığını belirten Özsoy, Türkiye’de hastalığa karşı aşı geliştirme çalışmalarının sürdüğünü kaydetti. “Her Yıl Nisan-Ekim Arasında Görülüyor” Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının kontrolüne yönelik çalışmaların Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yürütüldüğünü ifade eden Özsoy, kişisel korunma önlemlerinin alınmasının hastalığın kontrolünde ön planda olduğunu söyledi. Türkiye’de KKKA’nın her yıl nisan-ekim ayları arasında görüldüğünü, haziran ve temmuz aylarında ise vaka sayılarının zirveye ulaştığını belirten Özsoy, hastalığın yaklaşık yüzde 4-5 oranında ölümcül seyredebildiğini dile getirdi. Özsoy, 2002-2024 yılları arasında Türkiye’de 17 bin 132 vaka görüldüğünü ve 819 ölüm kaydedildiğini belirterek, en yüksek vaka sayısının 2009 yılında 1.318 vaka olarak gerçekleştiğini, 2017 yılında ise 343 vakanın tespit edildiğini söyledi. Hastalığın halen ülkemiz açısından önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini ifade etti. “Risk Altındaki Meslek Grupları” Hastalığın özellikle endemik bölgelerde yaşayan tarım ve hayvancılıkla uğraşan çiftçiler, çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, veteriner hekimler, veteriner sağlık teknisyenleri, enfekte hastalarla temas eden sağlık personeli, laboratuvar çalışanları, hasta yakınları, askerler ve kamp yapan kişiler açısından risk oluşturduğunu belirten Özsoy, bu grupların daha dikkatli olması gerektiğini söyledi. “Basit Tedbirlerle Korunmak Mümkün” Kene yönünden riskli alanlara gidilirken vücudu örten kıyafetlerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Özsoy, pantolon paçalarının çorap içine sokulmasının ve açık renkli kıyafetlerin kullanılmasının kenelerin fark edilmesini kolaylaştırdığını ifade etti. Riskli alanlardan dönüldüğünde vücudun dikkatlice kontrol edilmesi gerektiğini vurgulayan Özsoy, kene tutunması halinde çıplak elle temas edilmeden uygun bir malzeme yardımıyla çıkarılması gerektiğini söyledi. Kenenin erken çıkarılmasının hastalığın bulaşma riskini azalttığını belirten Özsoy, kişinin keneyi çıkaramadığı durumlarda en yakın sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ifade etti. Hayvanların sağlıklı görünse bile hastalığı taşıyabileceğine dikkat çeken Özsoy, hayvanların kanı, vücut sıvıları ve dokularına çıplak elle temas edilmemesi gerektiğini söyledi. “Kene Çıplak Elle Ezilmemeli” Kenelerin uçan ya da zıplayan canlılar olmadığını, yerden yürüyerek insan vücuduna tırmandığını belirten Özsoy, vücuda tutunan veya hayvanlar üzerinde bulunan kenelerin kesinlikle çıplak elle öldürülmemesi ve patlatılmaması gerektiğini vurguladı. Kenelerin üzerine sigara basılması ya da kolonya ve gaz yağı gibi maddeler dökülmesinin yanlış bir uygulama olduğunu ifade eden Özsoy, bunun kenenin kasılmasına neden olarak virüsü kişiye bulaştırma riskini artırabileceğini söyledi. “Temas Sonrası Takip Önemli” Kene tutunan kişilerin 10 gün boyunca halsizlik, iştahsızlık, ateş, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi belirtiler açısından kendilerini izlemeleri gerektiğini belirten Özsoy, bu belirtilerden herhangi birinin ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ifade etti. Maruz kalan kişilerin günlük vücut ısısı ölçümü ve haftalık tam kan sayımı da dahil olmak üzere iki haftalık bir izlem sürecinden geçirilmesi gerektiğini kaydeden Özsoy, karantina uygulanmasına gerek olmadığını söyledi. İzlem döneminde ateşli bir hastalık gelişmesi durumunda tanısal testlerin yapılması gerektiğini belirten Özsoy, Ribavirinin koruyucu amaçla kullanımının rolünün ise halen netlik kazanmadığını ve daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. “Çevre Temizliğinde Çamaşır Suyu Etkili” Çevre temizliği konusunda da bilgi veren Özsoy, sodyum hipokloritin, yani çamaşır suyunun virüse karşı oldukça etkili olduğunu söyledi. Kan ve vücut sıvılarıyla kirlenmiş yüzeylerde 1’e 10’luk solüsyonların kullanıldığını belirten Özsoy, organik materyaller uzaklaştırıldıktan sonra uygulanmasının etkinliği artırdığını ifade etti. Hazırlanan solüsyonların 24 saat sonra etkinliğinin azaldığını kaydeden Özsoy, bu nedenle günlük hazırlanması gerektiğini ve hazırlanan ortamın iyi havalandırılmasının önem taşıdığını sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Başkan Şahin, Gazi Konut Tarafından Yapılan Yeni Adakçılar Sitesi’ni İnceledi Haber

Başkan Şahin, Gazi Konut Tarafından Yapılan Yeni Adakçılar Sitesi’ni İnceledi

Kent merkezinde faaliyet gösteren adak kurbanı satış ve kesim işletmelerinin daha modern, düzenli ve hijyenik bir alana taşınması amacıyla başlatılan projede sona yaklaşılırken, Başkan Fatma Şahin teknik ekiple birlikte sahada incelemeler yaparak çalışmaların son durumu hakkında bilgi aldı. Toplum sağlığı ve şehir estetiği açısından büyük önem taşıyan proje kapsamında, 125 ve 250 metrekare büyüklüğünde toplam 69 işletme yer alıyor. Kurulan modern sistem sayesinde vatandaşlar adaklarını daha güvenli ve konforlu ortamlarda seçebilecek, hijyenik şartlarda kesim işlemlerini gerçekleştirerek etlerin ayrıştırılması ve poşetlenmesi hizmetlerinden faydalanabilecek. Projeyle birlikte şehir genelinde faaliyet gösteren adakçılar tek bir merkezde toplanırken, yapım sürecinde işletmecilerin görüş ve önerileri de dikkate alınarak ihtiyaçlara uygun bir yapı oluşturuldu. ŞAHİN: “PROJEYİ ADAKÇILARLA KONUŞARAK, ONLARIN İHTİYACINA GÖRE YAPTIK” Proje hakkında açıklamalarda bulunan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Kurban Bayramı öncesinde yürütülen çalışmaların önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Biz bir dilek dileriz, bir adakta bulunuruz. Eğer o dileğimiz olursa o adağı yerine getiririz. Bir sıkıntı yaşadığımızda hemen adak kurbanımızı keseriz. Bu bizi korur. Bizim medeniyetimiz böyle güzel bir medeniyet. Tabii bunu şehrin içerisinde yaptığınız zaman hayvan sağlığı, halk sağlığı. Hayvanlarımızı da korumamız lazım, halkımızı da korumamız lazım. Şehri sağlıklı şehir haline dönüştürmemiz lazım. Şehrin içerisinde adakla ilgili olan bütün kısımları taşımamız, hijyenik şartlarda insanların gelip adağını yapacağı, istediği adak kurbanı seçeceği mekanlar oluşturmamız gerekiyordu. Elimizde bir Gazi Konut var. Elimizdeki Gazi Konut ile gerçekten her altı ayda bin konut veren, bugün bahçeli evleri yapan bir altyapımız var. Hız zamanı, zaman. Verdiğin sözü tutma zamanı. Adakçılarla bunu konuştuk. Başkanım dediler bizi bayrama kadar müsaade edin. Bayramdan sonra biz hemen sistemimizi çalıştıracağız. Hemen yerleşeceğiz dediler. Projeyi adakçılarla konuşarak, onların ihtiyacına göre yaptık.” Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Haz da yürütülen çalışmalar hakkında teknik bilgiler vererek projenin kısa süre içerisinde tamamlanmasının hedeflendiğini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

"Türkiye Süt Üretiminde Güçlü Ama Tüketimde Bilinç Şart" Haber

"Türkiye Süt Üretiminde Güçlü Ama Tüketimde Bilinç Şart"

Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği (ASÜD) Yönetim Kurulu Başkanı Harun Çallı, 1 Haziran Dünya Süt Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, süt ve süt ürünlerinin hem çocuklar hem yetişkinler için dengeli beslenmenin temel bileşenlerinden biri olduğunu söyledi. Türkiye'nin Avrupa'nın en büyük süt üreticileri arasında yer aldığını belirten Çallı, sektörün üretim gücünün yanı sıra gıda güvencesi, kalite ve ihracat açısından da stratejik önem taşıdığını ifade etti. 2025 yılında Türkiye'nin süt ve süt ürünleri ihracatının 523,3 milyon dolara ulaştığını hatırlatan Çallı, ihracattaki en büyük payın 236 milyon dolar ile (%45,1) peynire ait olduğunu, dondurma ihracatının ise 72,7 milyon dolarla toplam ihracatın %13,9'unu oluşturduğunu söyledi. Çallı, süt ve süt ürünlerinin ekonomik erişilebilirlik açısından da önemli bir hayvansal gıda ürünü olduğuna dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı: "S üt ve süt ürünleri, özellikle çocuklar ve gençler için en ulaşılabilir protein kaynakları arasında yer alıyor. Protein ihtiyacını et ürünlerinden karşılamak için daha yüksek maliyet gerekiyor. Bu nedenle halen en ucuz hayvansal protein kaynağı olan süt ürünleri, toplum beslenmesinde ve kalkınmada kritik öneme sahip." ASÜD öncülüğünde başlatılan ve geçmiş yıllarda yürütülen Okul Sütü Programı'nın önemine dikkat çeken Çallı, çocukların süt tüketim alışkanlığı kazanmasının uzun vadeli halk sağlığı açısından önemli olduğunu söyledi, "Okul Sütü gibi uygulamalar yalnızca bir gıda desteği değildir. Aynı zamanda çocukların süt içme alışkanlığı kazanmasını sağlayan sosyal bir yatırımdır. Sağlık Bakanlığı verilerinde de görülen protein eksikliği ve bodurluk riskine karşı mücadelede de önemli katkı sağlar" dedi. Süt ve süt ürünlerinin ileri yaşlardaki yetişkinler için de kemik sağlığı, kas kütlesinin korunması ve dengeli beslenme bağlamında önemli bir role sahip olduğunu dile getiren Çallı, "Akademik unvanlı bazı kişilerin bilimsel bilgiyle çelişen açıklamalarına inanan yetişkin bireylerin beslenmelerinde süt ürünlerine yer vermemeleri, bitkisel içeceklere yöneltilmeleri önemli sağlık sorunları doğuracaktır. Geçmişten beri tüketilen, süt gibi sağlıklı bir gıdanın bugün kalkıp sağlıksız olduğunu söylemek ve 'çiftçinin emeği ak süte kara çalmak' akıl alır gibi değil. Ebeveynler olarak kendi sağlığımız ve gelecek nesillerin sağlığı için gazlı ve şekerli içecekler yerine ayran, yoğurt, peynir ürünlere soframızda daha fazla yer açmalı, çocuklarımıza da örnek olmalıyız" dedi. "Sokak sütü romantizmi halk sağlığı riski oluşturuyor" Kayıt dışı ve kaynağı belirsiz süt satışlarına ilişkin de bir değerlendirme yapan Harun Çallı, tüketicilerin güvenilir süt ürünlerini tercih etmesi gerektiğini söyledi, "Sağlığın en kıymetli hazine olduğunu bir kez daha idrak ettiğimiz bir dönemde halen nerede, hangi koşullarda, hangi hayvandan sağıldığı belli olmayan çiğ sütlerin tüketiciye sunulduğunu görüyoruz. Uygun koşullarda muhafaza edilmeyen, sıcak havalarda mahallenize kadar soğutulmadan açıkta taşınan çiğ sütlerde, zoonotik ve gıda kaynaklı enfeksiyon riskleri bulunduğu gerçeği unutulmamalı" diye konuştu. Çallı, "Gelişmiş ülkelerde örneğine ra stlanmayan sokak sütü satışlarının, 'doğal', 'organik' yada 'köy sütü' algısıyla masum gösterilmeye çalışılması tüketiciyi yanıltıyor. Oysa bu ürünlerin önemli bir bölümü, kalite ve gıda güvenliği kriterlerini karşılamayan, içeriği ve üretim koşulları tam olarak bilinmeyen sütlerden oluşabiliyor. Tüketicinin güvenilir, denetlenen ve izlenebilir ürünleri tercih etmesi büyük önem taşıyor. Gıda güvenliği ihmale gelmez. Ambalajlı ve kayıtlı ürünler; izlenebilirlik, denetim ve soğuk zincir güvencesiyle tüketiciye ulaşıyor. Tüketicinin güvenilir gıdaya erişimi açısından bu sistem büyük önem taşıyor. Unutulmamalıdır ki süt ve süt ürünleri üretim tesislerimiz, satış noktalarımız yılın 365 günü 24 saat Tarım ve Orman Bakanlığımızın denetimindedir" dedi. "Süt sektörü ortak akılla yönetilmeli" Süt sektörünün yalnızca üretim değil, tarım, hayvancılık, halk sağlığı ve ekonomi açısından stratejik bir alan olduğuna dikkat çeken Çallı, sektörün günlük değil uzun vadeli politikalarla yönetilmesi gerektiğini söyledi. Yem maliyetlerinin üretici üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Çallı, sürdürülebilir üretim için çiftçinin Avrupalı rakipleri gibi desteklenmesinin zorunlu olduğunu ifade etti ve şunları ekledi: "Hayvan yeminin erişilebilir maliyetlere düşürülmesi için üreticinin desteklenmesi gerekiyor. Süt sektörünün günlük kararlarla değil, ortak akıl ve uzun vadeli politikalarla yönetilmesi büyük önem taşıyor. Unutulmamalıdır ki; süt tü ketimindeki artış yalnızca halk sağlığına değil, üreticiye, kırsal kalkınmaya ve ülke ekonomisine de katkı sağlıyor." "Türkiye'nin güçlü süt sanayisi korunmalı" Türkiye süt sektörünün bugün 100'ü aşkın ülkeye süt ve süt ürünleri ihraç eden önemli bir üretici konumunda bulunduğunu belirten Çallı, 42 tesisin AB'ye ihracat onayına sahip olduğunu, bunun yanında farklı ülkelerden ihracat yetkisi alan çok sayıda modern tesisin de uluslararası standartlarda üretim gerçekleştirdiğini söyledi. "Türkiye'nin güçlü bir süt sanayisi var. Gıda güvenliği standartları yüksek, denetlenen ve kayıtlı üretim yapan işletmelerimiz hem iç pazarda hem ihracatta öneml i başarılar elde ediyor" diyen Çallı, 1 Haziran Dünya Süt Günü'nün toplumda sağlıklı beslenme bilincinin güçlendirilmesine katkı sağlamasını temenni etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kalp Sağlığı Masaya Yatırıldı Haber

Kalp Sağlığı Masaya Yatırıldı

Nilüfer Belediyesi, 12-18 Nisan Kalp Sağlığı etkinlikleri kapsamında “Nilüfer’de Kalbiniz Bize Emanet” başlıklı bir söyleşi düzenledi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen etkinliğe alanında uzman isimler katılarak, toplumda her geçen gün artan kalp hastalıklarına, tetikleyici risk faktörlerine ve hastalıklardan korunma yollarına dikkat çekti. Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yeşim Uncu’nun moderatörlüğünü üstlendiği etkinlikte, kalbin böbrek veya akciğer gibi diğer organların aksine bir “rezervi” olmadığı hatırlatıldı. Türkiye’de her üç kişiden birinin kalp hastası olduğunu belirten Prof. Dr. Uncu, bu kişilerin büyük bir kısmının durumun farkında olmadığını, teşhis konulanların ise tedavilerini genellikle aksattığını ifade etti. “OBEZİTE BİR PANDEMİ, ÖNLEM ÇOCUKLUKTA BAŞLAMALI” Söyleşide çocuklarda kalp sağlığına odaklanan BUÜ Tıp Fakültesi Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahrettin Uysal, erişkin dönemde ortaya çıkan kalp hastalıklarının temelinin aslında çocuklukta atıldığının altını çizdi. Türkiye’de her üç çocuktan birinin fazla kilolu olduğuna ve bu durumun yetişkinlikte de devam ettiğine dikkat çeken Uysal, “Obezite gerçekten bir halk sağlığı sorunu, bir pandemi. Hastalıkları önlemenin en iyi yolu çocukluk çağından geçiyor. Paketli gıdaları ve fast-food tarzı beslenmeyi hayatımızdan tamamen çıkarmak zor olsa da mutlaka minimuma indirmeliyiz. Ailede kalp hastalığı öyküsü varsa çocukta da risk vardır ancak genetik değiştirilebilir. İyi beslenme ve doğru alışkanlıklarla bu riski yönetmek bizim elimizde” dedi. KALBİ TEHDİT EDEN RİSK FAKTÖRLERİ Yetişkinlerde kalp-damar hastalıkları ile ilgili açıklamalarda bulunan BUÜ Tıp Fakültesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alparslan Birdane ise, Türkiye’de her yıl yaklaşık 200 bin kişinin bu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiğini hatırlattı. Yaş ve cinsiyetin değiştirilemez risk faktörleri olduğunu belirten Birdane; hipertansiyon, diyabet, tütün kullanımı, yüksek kolestrol, hareketsizlik, obezite ve stresin en büyük tetikleyiciler olduğunu söyledi. Birdane, diyabetin tek başına bir koroner artar hastalığı riski taşıdığını belirterek, “Bir genetik miras bizlere aktarılarak ilerliyor. Fakat bu mirasın ne zaman ortaya çıkacağını yaşam tarzımı belirliyor. Kaderimiz genetiğimiz ile yaşamdaki risk faktörleri arasındaki o yapbozda gizli. Almış olduğumuz genetik mirası, sağlıklı yaşam tercihlerimizle değiştirebilir, hastalıkların önüne geçebiliriz” diye konuştu. Katılımcıların ilgiyle takip ettiği söyleşi, uzmanların vatandaşlardan gelen soruları yanıtlamasıyla sona erdi. Etkinliğin sonunda günün anısına konuklara hediye takdim edildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Alzheimer’da İlaç Dışı Yaklaşımlar Umut Vadediyor! Haber

Alzheimer’da İlaç Dışı Yaklaşımlar Umut Vadediyor!

Elektrik, manyetik alan, ultrason ve ışık gibi fiziksel uyarılarla beyin fonksiyonlarının düzenlenmesinin hedeflendiğini aktaran Dr. Celal Şalçini, “rTMS, tDCS ve TPS gibi non-invaziv yöntemler, bilişsel işlevleri destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatabilir. Özellikle erken dönemde uygulandığında daha etkili sonuçlar alınabileceği belirtiliyor.” dedi. Dr. Celal Şalçini, bu yöntemlerin henüz gelişim aşamasında olmakla birlikte umut vadettiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, Alzheimer ve demans tedavisinde rTMS, tDCS, ultrason, ışık ve 40 Hz uyarım gibi ilaç dışı nöromodülasyon yöntemlerinin beyin fonksiyonlarını destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatmadaki güncel yeri hakkında bilgi verdi. Mevcut tedaviler Alzheimer’ı durdurmaz, sadece semptomları hafifletir! Alzheimer hastalığının, günümüzde küresel ölçekte giderek artan bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıktığını kaydeden Dr. Celal Şalçini, “Mevcut farmakolojik tedaviler, özellikle asetilkolinesteraz inhibitörleri ve memantin, hastalığın seyrini tamamen durdurmaktan ziyade semptomları sınırlı ölçüde hafifletir ve geçici bir iyilik hali sağlar.” dedi. Bu tedavilerin hastalığın ilerleyişini bir miktar yavaşlatsa da uzun vadede hastalığın nihai sonucu üzerinde belirgin bir değişiklik oluşturmadığını ifade eden Dr. Şalçini, “Anti-amiloid tedavilere yönelik çalışmalar umut verici olsa da yan etkiler, maliyet etkinliği ve düzenleyici onay süreçleri gibi nedenlerle henüz yaygın klinik kullanıma girmiş değildir.” şeklinde konuştu. Nöromodülasyon tedavisi, beyin fonksiyonlarını etkileyerek sinaptik plastisiteyi artırıyor! Bu noktada, ilaç dışı tedavi yöntemlerine olan ihtiyacın giderek arttığını, özellikle nöromodülasyon tekniklerinin dikkat çektiğini dile getiren Dr. Celal Şalçini, “Nöromodülasyon, farmakolojik ajanlar dışında elektrik, manyetik alan, ışık veya ses dalgaları gibi fiziksel yöntemlerle beyin fonksiyonlarını doğrudan etkilemeyi amaçlayan bir tedavi yaklaşımıdır. Bu yöntemlerin temel hedefi, sinaptik plastisiteyi artırmak, uzun süreli güçlenmeyi desteklemek ve beyin atrofisinin ilerleyişini yavaşlatmaktır. Ancak bu tedavilerin etkili olabilmesi için canlı nöronal dokunun varlığı kritik önem taşır, bu nedenle erken dönemde müdahale büyük avantaj sağlar.” dedi. Günümüzde Alzheimer hastalığının yalnızca protein birikimiyle açıklanan bir durum olmaktan çıktığı bilgisini paylaşan Dr. Şalçini, şöyle devam etti: “Aynı zamanda bir ‘bağlantı hastalığı’ (konnektopati) olarak değerlendirilmeye başlandı. Özellikle Default Mode Network ve hipokampal-kortikal ağlarda meydana gelen bozulmalar, bilişsel gerilemenin temelinde yer alır. Nöromodülasyon teknikleri de bu ağları hedef alarak işlevsel bağlantıları yeniden güçlendirmeyi amaçlar.” Non-invaziv yöntemler içinde en yaygın olanı rTMS! Nöromodülasyon yöntemlerinin invaziv ve non-invaziv olarak iki ana gruba ayrıldığına değinen Dr. Celal Şalçini, “İnvaziv yöntemlerden biri olan Derin Beyin Stimülasyonu (DBS), özellikle hareket bozukluklarında etkili sonuçlar vermiş olsa da Alzheimer hastalığında sınırlı fayda gösteriyor ve henüz yaygın kullanım alanı bulabilmiş değil. Benzer şekilde vagal sinir stimülasyonu da sınırlı sayıda çalışmada değerlendirdi ve klinik uygulamada yerini alamadı.” dedi. Non-invaziv yöntemlerin ise günümüzde daha yaygın kullanıldığına vurgu yapan Dr. Şalçini, “Bunların başında tekrarlayan transkraniyal manyetik uyarım (rTMS) geliyor. rTMS, saçlı deri üzerinden uygulanan manyetik alanlar aracılığıyla kortikal nöronları uyararak beyin fonksiyonlarını düzenler. Özellikle dorsolateral prefrontal korteks hedeflenmekte ve yüksek frekanslı uyarımlar ile bilişsel işlevlerde iyileşme sağlanabiliyor. Düşük frekanslı uygulamalar inhibitör etki yaratırken, yüksek frekanslı uygulamalar uyarıcı etki gösteriyor. rTMS’nin bilişsel rehabilitasyon ve ilaç tedavileriyle birlikte kullanılması, tedavi etkinliğini belirgin şekilde artırıyor. Son yıllarda geliştirilen ‘multi-site rTMS’ yaklaşımı ile birden fazla beyin bölgesinin aynı anda uyarılması hedeflenir ve daha güçlü sonuçlar elde edilebilir.” açıklamasını yaptı. TPS, nöroplastisiteyi artıran ve derin beyin yapılarına ulaşabilen bir yöntem! Bir diğer yöntem olan transkraniyal doğru akım stimülasyonunun (tDCS), düşük yoğunluklu elektrik akımı ile nöronal uyarılabilirliği düzenlediğini aktaran Dr. Celal Şalçini, “Uygulaması kolay, taşınabilir ve yan etkisi oldukça düşük olan bu yöntem, özellikle hafif bilişsel bozukluklarda geçici iyileşmeler sağlayabiliyor. tACS ise alternatif akım kullanarak özellikle 40 Hz frekansında beyin ritimlerini düzenlemeyi hedefliyor, ancak insan çalışmalarında henüz sınırlı veri bulunmuyor.” dedi. Ultrason temelli yöntemlere de dikkat çeken Dr. Şalçini, şunları söyledi: “Transkraniyal Pulse Stimülasyonu (TPS), kısa süreli akustik darbelerle beyin dokusunu uyararak nöroplastisiteyi artırır ve derin beyin yapılarına ulaşabilme avantajı sunar. Avrupa’da Alzheimer tedavisi için onay almış olması, bu yöntemin klinik önemini artırır. Odaklanmış ultrason (FUS) ise kan-beyin bariyerinin geçirgenliğini geçici olarak artırarak özellikle amiloid temizliğini desteklemeyi amaçlar. Fotobiyomodülasyon olarak bilinen yöntem, yakın kızılötesi ışık kullanarak mitokondriyal fonksiyonları iyileştirir ve oksidatif stresi azaltır. Bu sayede nöronal metabolizma desteklenir ve nörodejeneratif süreçler yavaşlatılabilir. Özellikle bilişsel rehabilitasyonla birlikte uygulandığında daha güçlü klinik sonuçlar elde edilir.” Nöromodülasyon, umut vadeden ancak henüz gelişim aşamasında bir tedavi! Son yıllarda öne çıkan bir diğer yaklaşımın ise gama frekanslı (40 Hz) nöromodülasyon olduğu bilgisini veren Dr. Celal Şalçini, “Görsel ve işitsel uyarıların birlikte kullanıldığı bu yöntemin, mikroglial aktiviteyi artırarak amiloid ve tau proteinlerinin temizlenmesini hızlandırdığı düşünülüyor. Klinik çalışmalarda bilişsel gerilemenin yavaşlatılması ve beyin atrofisinin azaltılması yönünde umut verici sonuçlar elde edildi.” dedi. Tüm bu yöntemler değerlendirildiğinde, demans tedavisinde tek bir standart protokolün bulunmadığını vurgulayan Dr. Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı: “Hastalığın heterojen yapısı nedeniyle tedavi planı; hastanın klinik durumu, sosyal koşulları ve tedaviye erişim imkanları doğrultusunda bireyselleştirilir. Genel yaklaşım, nöromodülasyon tekniklerinin farmakolojik tedaviler ve bilişsel rehabilitasyon ile birlikte kullanılması yönündedir. Sonuç olarak, nöromodülasyon yöntemleri Alzheimer ve diğer demans türlerinde umut vadeden, ancak henüz gelişim aşamasında olan tamamlayıcı tedavi seçenekleridir. Erken dönemde başlandığında daha etkili olan bu uygulamalar, hastalığın seyrini yavaşlatma ve yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahiptir. Ancak uzun dönem etkileri, optimal uygulama protokolleri ve etik boyutları konusunda daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç duyuluyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Marmaraereğlisi’ne Dev Altyapı Hamlesi Haber

Marmaraereğlisi’ne Dev Altyapı Hamlesi

“MAZERET ÜRETMEDİK, HAREKETE GEÇTİK” Törende konuşan Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, Marmaraereğlisi’nde yıllardır süregelen altyapı sorununa kalıcı çözüm getirdiklerini belirterek, “Marmaraereğlisi’nde yıllardır devam eden altyapı sorununu çözüyoruz. Mazeret üretmedik, seyirci kalmadık, harekete geçtik. Bu sorunu çözmek için bugün neşteri vurduk. Hiçbir mahallemizde altyapı sorunu kalmayıncaya kadar da çalışmalarımıza devam edeceğiz.” dedi. “259 ARAÇ VE İŞ MAKİNESİNİ BÜNYEMİZE KATTIK” Başkan Yüceer, TESKİ’nin araç ve ekipman kapasitesini önemli ölçüde güçlendirdiklerini vurgulayarak, “Göreve geldiğimizde TESKİ’nin araçlarının büyük kısmı kiralıktı. Bu durum hizmet kalitesini ve hızını düşürüyordu. Vidanjör sayımız da yetersizdi. Beş vidanjörle başladık, bugün ise 30 vidanjöre ulaştık. Kombine araçlarımızla birlikte toplamda 259 araç ve iş makinesini bünyemize kattık. Bu tablo, vatandaşlarımızın ödediği vergilerin doğru ve tasarruflu şekilde hizmete dönüştüğünün açık bir göstergesidir.” ifadelerini kullandı. MARMARAEREĞLİSİ VE YENİÇİFTLİK’E KRİTİK YATIRIM Marmaraereğlisi ve Yeniçiftlik’in altyapı sorunlarıyla uzun süredir mücadele ettiğini ancak söz konusu proje ile mevcut sorunların kısa süre içinde çözüleceğine dikkat çeken Candan Başkan, “Marmaraereğlisi ve Yeniçiftlik, Marmara’nın kıyısında adeta cennetten bir köşe. Ancak aynı zamanda altyapı sorunlarıyla mücadele eden dertli bölgeler. Biz bu tabloya seyirci kalamazdık. ‘Bu sorunu çözeceğiz’ dedik ve bugün yaklaşık 30 kilometrelik modern kanalizasyon hattının temelini atıyoruz. Bu proje Yeniçiftlik, Dereağzı ve Yenice mahallelerini kapsıyor. Hedefimiz; tüm mahallerimizde altyapı sorununu kalıcı olarak çözmek.”dedi. “MARMARAEREĞLİSİ’NE SÖZ VERDİK, YAPIYORUZ” Altyapı yatırımlarının görünmeyen ancak hayati öneme sahip yatırımlar olduğuna vurgu yapan Başkan Yüceer, “Bu yatırım Marmaraereğlisi’ne ve Yeniçiftlik’e verdiğimiz sözün en somut halidir. Altyapı yatırımları zahmetli ve maliyetlidir ancak biz sorumluluktan kaçmıyoruz. Çünkü gerçek belediyecilik, günü kurtarmak değil, geleceği inşa etmektir.” diye konuştu. GELECEĞİ KAPSAYAN ALTYAPI YATIRIMI Projenin yalnızca bugünü değil, geleceği de kapsayacak şekilde planlandığını belirten Yüceer, sözlerini şöyle noktaladı: “Bu projeyi önümüzdeki 30 yılın nüfus projeksiyonunu dikkate alarak planladık. Yaz aylarında artan nüfusu da göz önünde bulundurduk. Süreçte kazılar ve geçici sıkıntılar yaşanabilir ancak çalışmaları en kısa sürede tamamlayacağız. Bugün attığımız temelin Yeniçiftlik’e ve Marmaraereğlisi’ne hayırlı olmasını diliyorum.” ÇEVRE VE HALK SAĞLIĞI GÜVENCE ALTINA ALINACAK TESKİ Genel Müdürü Dr. Onur Özgül de törende yaptığı konuşmada, proje kapsamında atık suların modern arıtma tesislerine ulaştırılacağını belirterek bu sayede hem çevrenin korunacağını hem de halk sağlığının güvence altına alınacağını ifade etti. Genel Müdür Dr. Özgül, çalışmanın tamamlanmasıyla birlikte yaklaşık 3 bin hanenin de atık su sorununun çözüleceğini ve bölgede uzun süredir yaşanan vidanjör ihtiyacının ortadan kaldırılacağını kaydetti. Yeniçiftlik Mahallesi’nde gerçekleştirilen temel atma törenine ilçe belediye başkanları, kurum ve kuruluş temsilcileri, meclis üyeleri, sivil toplum kuruluşları ve siyasi parti temsilcileri ile çok sayıda vatandaş katıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

KEDV, Antakya Belediyesi İş Birliği İle Yeni Bir Merkez Daha Açtı Haber

KEDV, Antakya Belediyesi İş Birliği İle Yeni Bir Merkez Daha Açtı

Merkez, kadınların dayanışma kurabildiği ve çocukların güvenli alanlarda gelişimlerini sürdürebildiği topluluk temelli bir buluşma noktası olarak faaliyet gösterecek. 1986 yılından bu yana dar gelirli kadınların yaşam standartlarını iyileştirmek ve yerel kalkınmadaki rollerini güçlendirmek amacıyla faaliyet gösteren Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV), deprem bölgesindeki çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Vakıf, son olarak Antakya’da kurduğu Kadın ve Çocuk Merkezi ile bölgedeki dayanışma ağını genişletiyor. 6 Şubat depremlerinin hemen ardından üyesi olduğu uluslararası konfederasyon Oxfam ile iş birliği içinde bölgeye ulaşan KEDV; su, sanitasyon, hijyen, gıda güvenliği ve halk sağlığı gibi acil insani yardım alanlarında yerel yönetimler ve kamu kurumlarıyla koordineli çalışmalar yürüttü. Bu süreçteki saha deneyimini kalıcı yapılara dönüştüren vakıf; Hatay, Kahramanmaraş ve Gaziantep illerinde toplamda 12 Kadın ve Çocuk Merkezi kurarak bölgedeki varlığını güçlendirdi. İlk kez 1999 Marmara Depremi sonrasında hayata geçirilen ve KEDV’in afet sonrası dönemlerde kadın ve çocukların güçlenmesi için geliştirdiği topluluk temelli bir model olan "Kadın ve Çocuk Merkezleri", 6 Şubat depremlerinin ardından bu kez bölgede uygulanıyor. Bu modelle kadınların dayanışma kurabileceği, çocukların ise güvenli ve destekleyici ortamlarda gelişimlerini sürdürebileceği alanlar oluşturulması hedefleniyor. Söz konusu merkezlerde bir yandan çocuklar için güvenli oyun alanları ve gelişim odaklı öğrenme programları hayata geçirilirken, diğer yandan kadınların psikososyal olarak güçlenmesini ve geçim kaynaklarına erişim süreçlerine aktif katılımını destekleyen kapsamlı çalışmalar yürütülüyor. Bu doğrultuda liderlik, finansal okuryazarlık, girişimcilik, bilişim teknolojileri eğitimi gibi başlıklarda eğitimler düzenlenirken; yerel yönetim süreçlerine katılım, yerel örgütlenme ve yönetişim alanlarında da kapasite geliştirme faaliyetleri devam ediyor. Antakya Kadın ve Çocuk Merkezi’nin açılış töreninde konuşmasını yapan KEDV Kadın ve Çocuk Merkezleri Koordinatörü Bahar Çalışkan “6 Şubat depremlerinin ardından 1999 Marmara Depremi deneyimimizden yola çıkarak Hatay, Kahramanmaraş ve Gaziantep’te toplam 12 Kadın ve Çocuk Merkezi kurduk. Bu merkezler sayesinde bugüne kadar 23.991 kadına ve 10.056 çocuğa ulaştık. Çocuklar için güvenli oyun ve öğrenme alanlarının oluşturulması, afetin yarattığı zorlukların etkisini azaltmak ve onların gelişimini desteklemek açısından büyük önem taşıyor. Aynı zamanda kadınların güçlenmesi ve yeniden üretim süreçlerine katılması da çocukların geleceği için önemli bir adım oluşturuyor. Bugün açılışını yaptığımız bu merkezin de Antakya’daki kadınlar ve çocuklar için güvenli, kapsayıcı ve umut dolu bir buluşma noktası olacağına inanıyoruz. Bu merkezin hayata geçmesinde değerli iş birlikleri için Antakya Belediyesi’ne teşekkürlerimizi sunuyoruz.” dedi. Antakya Belediye Başkanı İbrahim Naci Yapar ise “6 Şubat depremi, asrın felaketinden sonra deprem bölgesinde kamunun yapmış olduğu yatırımların yanı sıra sivil toplumun katılımcılığı da çok değerliydi. Özellikle sosyal çalışma alanında kadınlar ve çocuklarla ilgili vakıf çalışmalarında görüyoruz ki bu eksik kalan konuyu da kısmen de olsa tamamlamış oluyoruz. Kadınların üretimde daha güçlü bir şekilde yer alabilmesi, çocukların daha güvenli bir ortamda yetişebilmesi için bizler de yerel yönetimler olarak elimizden geldiğince gayret ediyoruz. Buranın dezavantajlı bir bölge olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, Antakya’da faaliyetler yürütülmesinin çok önemli olduğuna inanıyoruz. Geldiğimiz noktada kat ettiğimiz yolu değerlendirdiğimizde, iyi bir seçim yaptığımızı düşünüyoruz. Çünkü amacımız, bölgemizde dezavantajlı alanlardaki kadınlara ve çocuklara; eğitim, girişimcilik ve güvenli alanlar yaratılması noktasında destek olabilmek. Ellerinize sağlık. Antakya halkına, kadınlara ve çocuklara göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı hem şahsım adına hem de belediyemiz adına teşekkür ederim.” dedi. Merkezlerde ayrıca erken çocukluk döneminde tüm gelişim alanlarını desteklemeye yönelik programların uygulandığı oyun odaları ve 0-12 yaş grubuna yönelik oyuncak kütüphaneleri yer alıyor. Bu bütünsel yapı, hem çocukların bakım ve eğitim ihtiyacına hem de kadınların aileleri ve çevrelerinin yaşam koşullarını iyileştirme ve kamusal alanda daha güçlü var olma ihtiyaçlarına yanıt veriyor. Antakya’da Antakya Belediyesi iş birliği ile açılan Kadın ve Çocuk Merkezi’nin de kentte yaşayan kadınlar ve çocuklar için güvenli, kapsayıcı ve destekleyici bir buluşma noktası olmasını hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Atakum’da Vatandaşlara Genel Sağlık Taraması Haber

Atakum’da Vatandaşlara Genel Sağlık Taraması

Atakum Belediyesi, Samsun İl Sağlık Müdürlüğü ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen ‘Kadın Sağlığını Geliştirme Programı’ kapsamında Özgecan Kadın Danışma Merkezinde vatandaşlara yönelik genel sağlık taraması gerçekleştirildi. GENİŞ KAPSAMLI SAĞLIK HİZMETİ Program toplum sağlığını koruma, güçlendirme çalışmaları kapsamında 18 yaş üstü kadınlar ve 50 yaş üstü erkeklere yönelik düzenlendi. Uzman sağlık personeli eşliğinde kanser taramasına katılan vatandaşlar tansiyon, şeker ölçümü gibi hizmetlerden faydalanmanın yanı sıra kalp, böbrek, üreme sağlığı ve aile planlaması hakkında önemli bilgiler aldı. Kadınlar, programda rahim ağzı taramasına katılarak mobil kanser tarama aracında HPV ve DNA testi verdi. Kanserde erken tanı ve tedavi sürecine dikkat çekilen organizasyon, vatandaşlar tarafından büyük ilgi gördü. “KANSER TARAMALARINA KATILIMI DESTEKLEMEK İÇİN” OMÜ Halk Sağlığı Hemşireliği Ana Bilim Dalında görevli Dr. Öğretim Üyesi Figen Çavuşoğlu sağlık taraması hakkında şu bilgileri verdi: “Bu program öncelikle, 35-70 yaş aralığındaki tüm kadınların ve 50-70 yaş aralığındaki tüm erkeklerin, ulusal kanser tarama programı çerçevesinde erken tanı ve tarama programına katılımlarını desteklemek için düzenlendi. Aynı zamanda cinsel sağlık ve üreme sağlığı kapsamında aile planlaması, menopoz ve menopoza uyum, kalp sağlığını koruma, diyabetle yaşam gibi başlıklar altında hakkında kadınlarımızı bilinçlendirmek ve kadın sağlığını güçlendirmek için buradayız. Stantlar açtık ve sağlık uygulamaları yapıyoruz. Sağlık İl Müdürlüğünün mobil kanser tarama aracı var. Bu aracın içerisinde rahim ağzı kanserine yönelik HPV ve DNA testi için tarama yapılıyor. Bugünkü programımızın yanı sıra 10 Nisan’da Ömer Halisdemir Parkı’nda ve 24 Nisan’da da Çakırlar Korusunda olacağız.Tüm Atakumluları etkinliklere bekliyoruz. SAĞLIK TARAMALARI DEVAM EDECEK Atakum Belediye Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Şafak Ari Emir, programa yoğun katılım olmasından duydukları memnuniyeti ifade ederek “Bugün burada, kadın sağlığını güçlendirme başlığı altında OMÜ Halk Sağlığı ve Hemşirelik Bölümü öğrencileri ve İl Sağlık Müdürlüğü ile bir tarama programı gerçekleştirdik. Sağlık tarama programına, kadınların yoğun ilgisi oldu. Nisan ayı içerisinde 10 Nisan ve 24 Nisan tarihlerinde iki sağlık tarama faaliyeti gerçekleştireceğiz.” dedi. “ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ” Özgecan Kadın Danışma Merkezinde sunulan sağlık tarama hizmetinden yararlanan vatandaşlar, “Bu tip etkinliklerin, kadın sağlığı ve kadının gelişimi açısından çok olumlu buluyoruz. Etkinliklerin devamını diliyoruz. Her bilgiye her zaman, her yerde ulaşamıyoruz. Ayağımıza gelen böyle bir hizmet için hem üniversitemize, Atakum Belediyesine ve İl Sağlık Müdürlüğüne çok teşekkür ediyoruz.” cümleleriyle memnuniyetlerini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ASAT’tan Kepez’e 6 Milyar TL’yi Aşan Altyapı Yatırımı Haber

ASAT’tan Kepez’e 6 Milyar TL’yi Aşan Altyapı Yatırımı

Antalya Su ve Atıksu İdaresi (ASAT) Genel Müdürlüğü, Kepez’deki yatırımlarıyla ilçenin altyapı sorunlarına kalıcı çözümler üretmeyi sürdürüyor. Gerçekleştirilen projelerle hem bugünün ihtiyaçları karşılanıyor hem de geleceğe dönük sağlam temeller atılıyor. Vatandaşların yaşam kalitesini yükseltmeyi amaçlayan bu yatırımlar, Kepez’in modern ve sağlıklı bir kent olarak gelişimine büyük katkı sağlıyor. İÇME SUYUNDA 480 KİLOMETRELİK YENİ HAT Kepez’in dört bir yanında gerçekleştirilen projeler kapsamında 480 bin 086 metre (480 km) yeni içme suyu hattı inşa edildi. Bu önemli yatırım için yaklaşık 3 milyar 143 milyon TL kaynak ayrıldı. Yeni hatlar sayesinde Kepez’in merkezinden kırsal mahallelerine kadar içme suyu altyapısı yenilenerek temiz suya erişim önemli ölçüde güçlendirildi. KANALİZASYON ALTYAPISINA 1 MİLYAR TL YATIRIM Kepez’in hızla büyüyen nüfusuna paralel olarak kanalizasyon altyapısı da modernize edildi. 2019-2026 yılları arasında ilçeye 285 bin metre yeni kanalizasyon hattı kazandırıldı. Toplam 997 milyon 351 bin 146 TL tutarındaki bu yatırım, atıksu altyapısında uzun vadeli çözümler sunarak bölgede çevre ve halk sağlığı açısından güvenli bir sistem oluşturdu. YAĞMURSUYU HATLARINDA GÜÇLÜ DRENAJ AĞI İlçenin yoğun yağış alan bölgelerinde su taşkınlarını ve birikmeleri önlemek amacıyla yağmursuyu yatırımlarına da önem verildi. Bu kapsamda 24 bin 158 metre modern yağmursuyu hattı inşa edilerek Kepez’in drenaj kapasitesi artırıldı. Yeni sistem sayesinde yağmur suları hızlı ve kontrollü biçimde tahliye edilerek taşkın riskleri önemli ölçüde azaltıldı. TESİS VE HİZMET YATIRIMLARINA 558 MİLYON TL ASAT Genel Müdürlüğü, Kepez’deki bütüncül yatırım programının bir parçası olarak tesis ve çeşitli altyapı geliştirme projelerine de ciddi kaynak ayırdı. Bu kapsamda 558 milyon 522 bin TL tutarındaki yatırımla ilçenin geleceğine yönelik stratejik çalışmalar hayata geçirildi. Altyapı imalatlarının ardından üstyapı düzenlemeleri de eş zamanlı olarak yürütüldü. Bu kapsamda 998 milyon 743 bin 485 TL asfalt yatırımı gerçekleştirildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.