Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Hammadde

Kapsül Haber Ajansı - Hammadde haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hammadde haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Arktik Deniz Rotaları Küresel Ticaretin Haritasını Gerçekten Yeniden Şekillendirecek Mi?  Haber

Arktik Deniz Rotaları Küresel Ticaretin Haritasını Gerçekten Yeniden Şekillendirecek Mi? 

Arktik rotaları ise potansiyel alternatifler olarak giderek daha fazla ilgi çekiyor. Coface tarafından yayımlanan yeni bir araştırma, iklim değişikliğinin seyrüsefer koşullarını dönüştürmesine rağmen, önümüzdeki beş yıl içinde bu rotaların ticari potansiyelinin sınırlı kalacağını ortaya koyuyor. Konteyner taşımacılığı açısından güçlü bir alternatif oluşturmadığı belirtilen Arktik güzergâhlar, buna karşın ham petrol ve doğal gaz gibi belirli emtia akışlarında önemli avantajlar sunabiliyor. Özellikle ABD ve Kuzey Avrupa’dan Asya’ya yapılan ihracat için bu rotaların stratejik katkı sağlayabileceği öngörülüyor. Öne çıkan küresel veriler şöyle: - Küresel mal ticaretinin yüzde 80’i deniz taşımacılığıyla gerçekleştiriliyor. - Doğu Asya ile Avrupa veya Kuzey Amerika arasındaki ticaretin ise önümüzdeki beş yıl içinde yaklaşık yüzde 3,5’inin Arktik rotaları üzerinden gerçekleşebileceği düşünülüyor Küresel deniz taşımacılığında artan baskı karşısında daha kısa rotalar Deniz taşımacılığı, küresel ticaretin yüzde 80’inden fazlasını oluştururken, Doğu Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika arasında yoğunlaşıyor ve sınırlı sayıda stratejik koridor etrafında şekilleniyor. Bu yoğunlaşma, küresel ticareti jeopolitik şoklara karşı daha kırılgan hale getiriyor. Son dönemde Kızıldeniz’de yaşanan aksamalar, Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimler ve özellikle ABD politikalarıyla şekillenen uluslararası ticaret düzenindeki değişimler bu kırılganlığı daha da görünür kılıyor. Bu çerçevede Arktik rotaları, mesafeleri ciddi ölçüde kısaltan teorik bir alternatif olarak öne çıkıyor. Doğu Asya ile Kuzey Avrupa arasındaki mesafeyi yüzde 40’a kadar, Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarına olan mesafeyi ise yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabilen bu rotalar, iklim değişikliğiyle birlikte artan kullanılabilirlikleri sayesinde ekonomik açıdan ne ölçüde sürdürülebilir oldukları sorusunu gündeme taşıyor. Gerçek bir potansiyel barındırsa da ağırlıklı olarak dökme yük taşımacılığına odaklanıyor Bu rotaların ekonomik uygulanabilirliğini değerlendirmek amacıyla, Asya–Kuzey Avrupa ve Asya–Kuzey Amerika hatlarında Arktik rotalar ile geleneksel güzergâhlar arasındaki birim taşıma maliyetlerini karşılaştıran Coface, yaptığı analizde tankerler, dökme yük gemileri ve konteyner gemileri olmak üzere üç ana gemi tipini ele aldı. Elde edilen sonuçlar, önümüzdeki beş yıllık dönemde Arktik rotalarının ağırlıklı olarak ham madde taşımacılığına odaklanacağını gösteriyor. Özellikle sıvı dökme yükte (ham petrol, dizel, metanol ve LNG gibi) maliyet avantajı dikkat çekiyor; bazı durumlarda yüzde 45 ila 50’ye varan düşüşler mümkün görünüyor. Kuru dökme yükte (tahıl, cevher ve inşaat malzemeleri) de rekabetçi bir yapı oluşabileceği değerlendiriliyor, ancak bu durum büyük ölçüde gemilerin buz kırıcı desteği olmadan operasyon gerçekleştirebilmesine bağlı. Buna karşılık konteyner taşımacılığı, daha kısa mesafelere rağmen rekabetçi bir konumda bulunmuyor. Operasyonel kısıtlar, gemi boyutlarına ilişkin sınırlamalar ve Arktik seyrüseferine özgü maliyetler, mevcut koşullarda bu rotaların geleneksel hatların ölçek ekonomisiyle yarışmasını engelliyor. Bazı sektörlerde avantaj sağlansa da küresel ticarete etkisi sınırlı kalıyor Toplamda, Doğu Asya, Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika arasındaki ticaretin yaklaşık yüzde 3,5’inin Arktik rotalarını kullanması bekleniyor. Bu nedenle, kısa vadede bu rotaların küresel ticaret haritası üzerindeki etkisinin sınırlı kalacağı öngörülüyor. Buna karşın bazı sektörlerin bu gelişmeden avantaj sağlaması bekleniyor. Özellikle tahıl, enerji, metal ve ormancılık ile bağlantılı sektörler öne çıkıyor. Bu durum nasıl yorumlanmalı? Kuzey Amerika’dan Doğu Asya’ya yapılan ihracatın değer bazında yaklaşık yüzde 7’sinin Arktik rotaları üzerinden taşınabileceği öngörülüyor. Bu da toplamda 22 milyar dolarlık bir hacme karşılık geliyor; bunun 6 milyar doları kuru dökme yükten, 16 milyar doları ise sıvı dökme yükten oluşuyor. ABD’nin kuzeydoğu kıyısında veya Kuzey Avrupa’da konumlanan dökme yük ihracatçıları, daha düşük taşıma maliyetleri ve kısalan transit süreler sayesinde Asya pazarlarında rekabet güçlerini artırabilir. Buna karşılık Güney Amerika’daki bazı rakipler (demir cevheriyle Brezilya, bakırla Şili) ile Afrika’daki bazı üreticiler (belirli minerallerde Demokratik Kongo Cumhuriyeti) göreli taşıma avantajlarında zayıflama yaşayabilir. Üreticilerin ötesinde, geleneksel deniz rotalarına yüksek ölçüde bağımlı bazı ülkeler de kırılgan hale gelebilir. Kanal gelirlerinin GSYH içinde önemli paya sahip olduğu Mısır ve Panama bu açıdan öne çıkıyor. Asya-Avrupa ticaretinde kilit rol oynayan bazı büyük liman merkezleri de ticaret akışlarının bir bölümünün kuzeye kayması halinde stratejik konumlarını sorgulamak durumunda kalabilir. Bu kapsamda Singapur ve daha sınırlı ölçüde Cebel Ali öne çıkan örnekler arasında yer alıyor. Ancak bu risk daha uzun vadeye yayılıyor; zira Arktik taşımacılığın 2030 yılına kadar konteyner taşımacılığına açılması beklenmiyor. Henüz ikincil önemde bir ticaret rotası olsa da önemli bir jeopolitik unsur Arktik rotaları mesafe açısından avantaj sunsa da gelişimleri önemli kısıtlarla karşı karşıya bulunuyor. Seyrüsefer süreleri hâlâ mevsimsel özellik gösterirken, buz koşulları değişken ve öngörülemez kalıyor; birçok durumda buz kırıcı gemilerin kullanımı zorunlu hale geliyor. Bu nedenle Arktik bölgesi giderek artan bir stratejik rekabet alanına dönüşmüş durumda. Kuzey Deniz Rotası büyük ölçüde Rusya’nın kontrolünde bulunurken, Çin bölgedeki varlığını ve kutup kapasitesini kademeli olarak güçlendiriyor. ABD de bölgede etkisini artırma yönünde adımlar atıyor. Bu çerçevede Arktik rotalarının gelişimi, yalnızca lojistik maliyetlerin değerlendirilmesiyle sınırlı kalmıyor; egemenlik, kritik altyapının kontrolü, kaynaklara erişim ve güç dengelerinin yeniden şekillenmesi gibi başlıkları da beraberinde getiriyor. Kısa vadede bu rotaların değeri ticari olmaktan çok siyasi bir nitelik taşıyor. Konteyner taşımacılığı ekonomik olarak geniş ölçekte uygulanabilir hale gelmediği sürece, küresel ticaret dengelerinde köklü bir değişim yaratmaları beklenmiyor. Coface sektör ekonomisti Eve Barré ise bu durumla ilgili, “Arktik deniz rotaları, mesafeleri kısaltmaları nedeniyle dikkat çekiyor. Ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde ticari ilgi oldukça sınırlı kalacak ve ağırlıklı olarak hammadde taşımacılığı etrafında yoğunlaşacak” açıklamasında bulunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin İklim Yol Haritası Masaya Yatırıldı Haber

Türkiye’nin İklim Yol Haritası Masaya Yatırıldı

Uzman sanayi inisiyatifi ve etkin sivil toplum kuruluşu kimliklerini bünyesinde bir araya getiren ÇEVKO Vakfı’nın, Küresel Isınma Kurultayı Komitesi iş birliğiyle düzenlediği çevrim içi söyleşiler, 6. yılında da sürüyor. Söyleşilerin 2026 yılı ana odağı, Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek COP31 süreci çerçevesinde belirlendi ve bu yılın ilk söyleşisi, Türkiye’nin katkısıyla Birleşmiş Milletlerce kabul edilen 30 Mart Dünya Sıfır Atık Günü’nde, yoğun bir katılımla gerçekleşti. Moderatörlüğünü Küresel Gazeteciler Cemiyeti Dış Medya ve Meclis Başkan Vekili Ahmet Coşkunaydın’ın üstlendiği çevrim içi söyleşinin konuşmacıları ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz ve Eskişehir Teknik Üniversitesi İklim Elçisi Saliha Şebnem Şen oldular. Mete İmer: “Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, dünyada Sıfır Atık uygulaması yaygınlaşırsa yılda 1,5 gigaton salım önlenebilir” Her yıl bir ülkede yapılmakta olan iklim ile ilgili BM Taraflar Konferansları’nın bu yıl Antalya’da gerçekleşecek 31.’sinde ilk kez Sıfır Atık kavramının gündeme geleceğinin belirtildiğini vurgulayan Mete İmer “Sıfır Atık, aslında, döngüsel ekonominin getirdiği bir hedeftir. Bir başka deyişle, ürünlerin yaşam döngüsünde değerlendirilemeyen en az atığa ulaşma hedefidir. Türkiye’de bir devlet politikası haline gelen Sıfır Atık, Türkiye’nin gayretleriyle Birleşmiş Milletler’ce de tanınmış bir slogan ve kavram haline gelmiştir,” dedi. ÇEVKO Vakfı’nın atık yönetiminde uzmanlaşmış bir vakıf olduğunu hatırlatan İmer bu gözle yaptığı değerlendirmede: “Sıfır Atık özellikle tüketim sonucu oluşan tüm atıkların kaynağında ayrı toplanarak değerlendirilmesi anlamına gelmektedir. Tüketim sonrası oluşan atıkların toplanmasında ülkemizde yasal olarak belediyeler görevlendirilmiştir. Sıfır atığa ulaşmak için, evlerimizden, iş yerlerimizden çıkan atıklar bakımından, “geri dönüştürülebilir” ve “kompostlanabilir” halde ikili biriktirme ve toplama yöntemi, en basit ve pratik çözümdür. Atıkların artık birer hammadde olması nedeniyle sanayi de sorumluluk altına girmiş ve dünyada belediyelerle iş birliği içinde çalışan Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (GÜS) sistemleri, finansal ve yönetsel bir model olarak ortaya çıkmıştır,” dedikten sonra Sıfır Atık uygulamasında başarı, sürdürülebilirlik ve yüksek verim elde etmek için alt yapının tamamlanması, özellikle Avrupa’da uzun yıllardır uygulanmakta olan ve on beş yıl boyunca ülkemizde de uygulanmış bulunan GÜS modelinin yeniden uygulamaya alınması gerektiğini savundu. ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, Sıfır Atık uygulamasının dünyada yaygınlaşması durumunda iklim mücadelesindeki somut karşılığını şu çarpıcı verilerle ortaya koydu: "Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, Sıfır Atık çalışmalarının dünya genelinde aktif hale gelmesi 1,5 gigatonluk bir salım azaltımı sağlayabilir; bu miktar Almanya ve Japonya’nın toplam yıllık salımlarına eşittir ve 2025 verilerine göre dünyadaki yıllık sera gazı salımlarının yaklaşık yüzde 3’üne karşılık gelmektedir." Prof. Dr. Levent Kurnaz: “Artık krizi durdurmayı değil, ayakta kalmayı konuşuyoruz; Türkiye olarak “dirençlilik” kavramına odaklanmalıyız” Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz, konuşmasında iklim krizinin ulaştığı noktayı IPCC gibi hükümetler arası yapıların "kontrollü" açıklamalarının ötesine geçen çarpıcı verilerle ortaya koydu. Atmosferdeki karbondioksit seviyesinin sanayi öncesi dönemdeki 280 ppm’den bugün 430 ppm’e yükseldiğini hatırlatan Kurnaz, bu gidişatın dünya genelinde 4-5 C’lik korkunç bir ısınmaya doğru evrildiğini vurguladı. Özellikle 1,5 C eşiğinin aşılmasıyla Bangladeş'te yaklaşık 40 milyon insanın sular altında kalacak yerleşim yerlerinden göç etmek zorunda olacağını belirten Kurnaz, bu hareketliliğin komşu ülkelerle birlikte 60-80 milyon kişilik bir mülteci dalgası olarak Türkiye sınırlarına dayanabileceği uyarısında bulundu. Uluslararası iklim müzakerelerindeki "oy birliği" kuralının ciddi kararlar alınmasını imkansız kıldığını ifade eden Kurnaz, mevcut yapının işlevsizliğini "İklim müzakerelerine dair tüm umutlarımı Bakü’de bıraktım" sözleriyle eleştirdi. Antalya'da düzenlenecek COP31 öncesindeki tabloyu da değerlendiren Prof. Dr. Levent Kurnaz, Antalya sokaklarındaki vatandaştan iş dünyasına kadar geniş bir kesimde farkındalık eksikliği olduğunu belirten Kurnaz, hazırlıkların sadece lojistik ve konaklama odaklı kalmaması gerektiğini vurguladı. Politika geliştirme süreçlerinin yeterince kapsayıcı ilerlemediğini ifade eden Kurnaz, Türkiye'nin çabasının büyük kısmını "Belalar başımıza gelmeden önce kendimizi nasıl koruruz?" sorusuna, yani “dirençlilik” kavramına ayırması gerektiğini söyledi. Kamu, sivil toplum ve iş dünyasının samimi ve gerçek bir ajanda ile bir araya gelmesi gerektiğini hatırlatan Kurnaz, iklim konusunun sadece zirve dönemlerinde değil, sonrasında da kalıcı bir devlet politikası olarak içselleştirilmesi gerektiğini belirterek sözlerini tamamladı. Saliha Şebnem Şen: “Gençler sadece farkındalık çalışmalarında değil, karar alma mekanizmalarında da aktif rol almak istiyor” Eskişehir Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği öğrencisi, İklim Elçisi ve İklim Elçileri Koordinatör Yardımcısı olan Saliha Şebnem Şen, Türkiye’deki üniversitelerde 2021 yılından bu yana her kurumun temsilciler belirleyerek iklim farkındalığını artırmaya yönelik kapasite geliştirme eğitimleri aldığını ve politika süreçlerinde aktif rol üstlendiğini belirtti. COP31’in Türkiye ev sahipliğinde gerçekleşecek olmasının genç nesil için büyük bir heyecan ve fırsat olduğunu ifade eden Şen, iklim elçiliğini bir unvan değil, çözüm odaklı somut çıktılar üreten aktif bir sorumluluk olarak gördüklerini vurguladı. COP31 sürecinde gençlerin sesini duyurmak için yürütülen çalışmalara da dikkat çekti. Bu yıl düzenlenecek zirvenin bir ‘Gençlik COP’u’ olması hedeflendiğini ve katılımcıların en az yüzde 10’unun gençlerden oluşmasının planlandığına dair beklentiyi paylaşan İklim Elçileri Koordinatör Yardımcısı Şebnem, Bizler için önemli olan, yaptığımız çalışmaların sadece yerelde kalmayıp COP31 gibi uluslararası süreçlerde doğrudan karşılık bulmasıdır dedi. Gençliğin iklim mücadelesinde sadece bir figür değil, öncü bir aktör olduğu bir toplum vizyonuyla hareket ediyoruz. Bu kapsamda ailemizden başlayarak yakın çevremize, esnafımıza ve tüm topluma bu bilinci aktarmayı bir görev biliyoruz. Hedefimiz, gençlerin sesini daha görünür kılarak karar alma süreçlerine doğrudan katkı sağlamak ve geleceğimizi şekillendirecek politikalarda bizzat masada yer almaktır diye ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Doğal Taşı Xiamen’de Gücünü Gösterdi Haber

Türk Doğal Taşı Xiamen’de Gücünü Gösterdi

16-19 Mart 2026 tarihleri arasında düzenlenen fuarda Ege Maden İhracatçıları Birliği (EMİB), hem sürdürülebilirlik odaklı yeni vizyonuyla hem de dijital dönüşümü başlattığı EGEBİM projesi dünya vitrinine çıktı. Ege Maden İhracatçıları Birliği organizasyonuyla bu yıl 14. kez gerçekleştirilen Milli Katılım Organizasyonu kapsamında, fuarın en yoğun ziyaretçi trafiğine sahip olan A6 Holünde 150 çeşit ve 650 farklı renkteki Türk doğal taşı profesyonellerin beğenisine sundu. Fuarın başarısını değerlendiren Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Alimoğlu, Türk mermerinin küresel pazardaki stratejik konumuna dikkat çekerek şunları söyledi: "Doğal taş sektöründe artık sadece taş değil, bir veri ve tasarım vizyonu satıyoruz. Xiamen'de bu yıl odağımıza aldığımız EGEBİM projemiz, Türk taşının dijital dünyadaki pasaportudur. Dünyanın içinden geçtiği zorlu siyasi konjonktürde, teknoloji ve inovasyonla fark yaratarak Çin pazarındaki payımızı artırmakta kararlıyız. Amacımız, mimarların ve projecilerin Türk doğal taşını dijital ortamda bir tıkla projelerine dahil etmelerini sağlamaktır." Çin doğaltaş pazarındaki yapısal dönüşüme de dikkat çeken Alimoğlu; “Çin’de devletin emlak satış fiyatlarına uyguladığı üst sınır kaldırılınca, müteahhitlerin üzerindeki daha uygun fiyata hammadde ürün tedarik etme baskısı da kalkmış oldu. Bunun üzerine, Çin’li alıcılar daha lüks taşlara yönelmeye başladı. Bu yüzden, son dönemde trend her ne kadar Brezilya taşlarına doğru kayıyor gibi görünse de bizim değişik renk ve desenlere sahip, yüksek fiyatlı taşlarımıza Çin’li alıcıların ilgisi de günden güne artıyor.” şeklinde konuştu. Sürdürülebilirlik ve URGE ile Yeşil Dönüşüm Bu yılki fuarın en dikkat çekici başlıklarından biri EMİB’in "Doğaltaş Sektöründe Sürdürülebilirlik Odaklı Yurtdışı Pazarlama" URGE Projesi oldu. Proje kapsamında 9 katılımcı firma, ortak bir stantta bir araya gelerek Türk mermerinin dünyadaki "çevreci ve sürdürülebilir" imajını güçlendirdi. Bu hamle, küresel pazarda yükselen yeşil ekonomi taleplerine doğrudan bir yanıt niteliği taşıdı. Küresel Alıcıların Odak Noktası: 154 Bin Ziyaretçi "TUTKUYU KORUYUN" temasıyla kapılarını açan Xiamen Taş Fuarı, 191 bin metrekarelik devasa alanıyla 122 ülkeden 154 binin üzerinde ziyaretçiyi ağırladı. Türk ihracatçılar; sadece Çin pazarıyla sınırlı kalmayıp Hindistan, Rusya, Güney Kore, Avustralya, Malezya ve ABD gibi stratejik pazarlardan gelen nitelikli alıcılarla önemli iş bağlantıları kurdu. Fuar kapsamında Milli Katılım Stantlarımızda düzenlenen networking kokteyli ise Türk ihracatçıları ile uluslararası sektör liderlerini bir araya getiren önemli bir etkileşim platformu oldu. 391 Milyon Dolarlık Pazarı Büyütmek 2025 yılında toplam 2 milyar 80 milyon dolarlık ihracat başarısına imza atan Türk doğal taş sektörü için Çin, 391 milyon dolarlık hacmiyle en büyük ikinci pazar konumunu koruyor. Xiamen Fuarı ile bu pazardaki hakimiyetini pekiştirmeyi hedefleyen sektör, işlenmiş ürün talebindeki artışı ve dijital pazarlama kanallarını kullanarak ihracat rakamlarını daha yukarı taşımayı amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Continental Küresel Geri Dönüşüm Günü'nde “Sürdürülebilirliğe Yol Açıyor” Haber

Continental Küresel Geri Dönüşüm Günü'nde “Sürdürülebilirliğe Yol Açıyor”

Sürdürülebilir mobiliteye öncülük eden şirket, PET şişelerden yemeklik atık yağa, pirinç kabuğu külünden geri dönüştürülmüş çeliğe kadar pek çok farklı kaynağı yüksek performanslı lastik bileşenlerine dönüştürüyor. Her yıl 18 Mart’ta kutlanan Küresel Geri Dönüşüm Günü, gezegenimizin sınırlı kaynaklarını korumanın ve atıkları yeniden üretim süreçlerine kazandırmanın önemini hatırlatıyor. Geri dönüşümü üretim sürecinin merkezine alan Continental, bu özel günde sürdürülebilir mobiliteye yön veren yenilikçi uygulamalarını ve hammadde teknolojilerini paylaşıyor. Pet Şişeden Lastik, Pirinç Kabuğu Külünden Silika Sürdürülebilirlik yolculuğunda inovasyon portföyünü her geçen gün genişleten Continental, PET şişelerden elde edilen polyester iplikleri yüksek performanslı lastik bileşenlerine dönüştürüyor. Kullanım ömrünü tamamlamış lastiklerden elde edilen piroliz yağını ve yemeklik yağ atıklarından üretilen sentetik kauçuğu ise üretim süreçlerine entegre ediyor. Bitkisel yağ kaynaklı reçineler, lastiklerin dayanıklılık ve performans dengesini güçlendiriyor ve ıslak zeminde yol tutuşunu artırarak aynı zamanda enerji verimliliğine de katkı sağlıyor. Pirinç kabuğu küllerinden elde edilen silika ve biyobazlı karbon siyahı gibi yenilikçi hammaddelerle doğanın dengesini gözeten marka, geri dönüştürülmüş çelik telleri de üretime dahil ederek kaynak verimliliğini destekliyor. Continental’in sürdürülebilirlik yaklaşımı yalnızca hammadde tarafında değil, ürün performansında da kendini gösteriyor. Düşük yuvarlanma direnci sunan lastikler, yakıt tüketimini ve karbon emisyonunu azaltmaya katkı sağlarken, uzun ömürlü tasarım ise daha az atık oluşmasını destekliyor. 5 Yılda 197 Milyon Litre Su Tasarrufu Continental geri dönüşümün yanı sıra kaynakların verimli kullanımını da ön planda tutuyor. Lastik üretiminde kritik öneme sahip olan suyun verimli kullanımı, markanın çevresel hedeflerinin merkezinde yer alıyor. Şirket, 2020–2025 yılları arasında tüm üretim tesislerinde ürün başına su çekimini yüzde 10’dan fazla azaltarak toplam 197 milyon litre su tasarrufu sağladı. 79 olimpik yüzme havuzunu doldurmaya yetecek bu hacme ise suyun daha verimli kullanımı, arıtılması ve geri kazanımı sayesinde ulaştı. Maksimum Güvenlik, Minimum Çevre Etkisi: UltraContact NXT Continental’in sürdürülebilirlik vizyonunun somut örneklerinden biri, yüzde 65’e varan yenilenebilir, geri dönüştürülmüş ve ISCC PLUS sertifikalı malzeme içeren UltraContact NXT modeli. NXT'nin hamuru ve yapısı, doğal kauçuk, pirinç kabuğu külünden üretilen silika, geri dönüştürülmüş PET, geri dönüştürülmüş çelik ve daha fazlasının optimum karışımını içeriyor. Bağımsız kuruluşlar tarafından hem sürdürülebilirlik hem de performans kriterlerinde ödüllendirilen UltraContact NXT lastik, çevresel sorumluluk ile yüksek sürüş güvenliğini bir arada sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şişecam En Büyük Düz Cam Tesisi Yatırımını Tamamladı Haber

Şişecam En Büyük Düz Cam Tesisi Yatırımını Tamamladı

Camın tüm temel alanlarında faaliyet gösteren tek global şirket Şişecam, Tarsus’ta 315 milyon Euro yatırımla hayata geçirdiği yeşil saha düz cam tesisi ve TR9 hattı yatırımını tamamladı. İçinde barındırdığı TR9 fırını ve hattı ile yıllık 432 bin ton brüt üretim kapasitesine sahip tesis, Şişecam’ın bugüne dek kurduğu en büyük, dünyanın ise en yüksek kapasiteli düz cam tesislerinden biri olacak. Yeni tesisle Şişecam’ın düz cam üretim kapasitesi 5 milyon tonun üzerine çıkacak. Dünyanın en büyük tesislerinden biri TR9 hattı yatırımına ilişkin açıklama yapan Şişecam Genel Müdürü Can Yücel, Tarsus’un stratejik konumunun projeye önemli avantaj sağladığını belirtti. Yücel şöyle devam etti: “Sürdürülebilirlik odaklı katma değerli üretim stratejimizle uyumlu bu yatırımımızla, dünyanın en büyük düz cam üretim tesislerinden birini hayata geçirdik. Yeni hattın devreye alınmasıyla Şişecam’ın düz cam üretim gücü artarken, şirketimizin global pazardaki rekabet pozisyonunu da önemli ölçüde güçlenecek. İç piyasaya renksiz düz cam ürünleri sağlayacak olan tesisimiz yine Tarsus’ta devreye alacağımız kaplama hattını ham cam olarak besleyecek. Bu katma değerli ürünler mimari camlar ürün gruplarına girdi olacak. Bunun sonucunda kapasite kullanımı ve marj dayanıklılığı artarken, tedarik ve lojistik iyileştirmeleriyle çalışma sermayesi verimliliği de güçlenecek.” Entegre hammadde tesisleri devreye giriyor Yatırım kapsamında TR9 ile aynı tesis içindeki Kum Hazırlama Tesisi de üretime hazır hale getirildi. Cam üretiminde kullanılan kum, bu tesiste işlenerek fırına aktarılacak. Ayrıca Mersin OSB’deki Kalker-Dolomit Hazırlama Tesisinin kapasite artışı da tamamlandı. Bu kapasite artışı ile TR9’un ihtiyaç duyduğu hammaddeler de bu tesisten sağlanacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kaleseramik Coverings 2026’da Yerini Alıyor Haber

Kaleseramik Coverings 2026’da Yerini Alıyor

Global seramik pazarının güçlü oyuncularından biri olan Kaleseramik, 2026 Coverings Fuarı’nda inovasyon ve teknolojinin sınırlarını zorlayan ürünlerini dünya profesyonelleriyle buluşturacak. Stant 2863’te ziyaretçilerini ağırlayacak olan şirket, bu yıl da yenilikçi teknolojilerini sergilerken, estetik yüzeylerin ötesine geçerek mimari ihtiyaçlara yanıt veren mühendislik gücünü ve entegre sistem çözümlerini ön plana çıkaracak. 2 mm’den 20 mm’ye Uzanan Mühendislik ve Performans Skalası Supera üretim hattı ve modernize edilen tesislerindeki ileri teknoloji yatırımlarıyla porselenin kullanım alanlarını genişleten Kaleseramik, fuara üretim gücünü ve ürün çeşitliliğini merkeze alarak katılıyor. 2 mm inceliğindeki süper ince porselen plakalardan, mutfak tezgâhı gibi yüksek performans gerektiren alanlar için geliştirilen 20 mm porselen plakalara kadar uzanan bu kalınlık aralığı iç ve dış mekânlar arasında kesintisiz bir tasarım bütünlüğü sağlıyor. “İyi Bak Dünyana” yaklaşımı doğrultusunda, yenilikçi üretim teknolojileriyle daha az hammadde kullanılarak üretilen porselen plakalar; yüksek performans sunarken aynı zamanda kaynak verimliliğine de katkı sağlıyor. Mekânlarda Bütünsel Tasarım Sunan Panorama Koleksiyonu Yaşam alanlarını bütünsel bir yaklaşımla yeniden tanımlamak üzere geliştirilen Panorama Koleksiyonu, mekânlarda tek bir ürün üzerinden ilerleyebilme özgürlüğü sunarak yüzeyi mimarinin yaşayan bir parçası haline getiriyor. Borgogna Stone, Calacatta Unique, Industrial, Calcario ve Intonaco gibi farklı doku ve karakterdeki serileri tek bir çatı altında toplayan koleksiyon, mekânlarda parçalı görünümü tamamen ortadan kaldırıyor. 160x320, 120x360, 120x280, 100x300, 120x120, 80x160 ve 60x120 cm gibi zengin ebat seçenekleriyle her ihtiyaca yanıt veren Panorama koleksiyonu, tasarımcıların hayal ettiği bütünsel görünümü Kalebodur’un üstün yüzey teknolojileriyle gerçeğe dönüştürüyor. V-Intech Teknolojisi ile Yüzeyden Gövdeye Uzanan Gerçeklik Kalebodur’un 7 farklı üstün yüzey teknolojisinden biri olan V-Intech, doğal taş damarlarının yalnızca yüzeyde değil, porselen plakanın gövdesi boyunca da devam etmesini sağlayan üretim yaklaşımıyla kesim ve kenar detaylarında görsel sürekliliği güçlendiriyor. Geleneksel porselen üretiminin aksine, doğal taşın ve mermerin damar yapılarını sadece yüzeyde değil, plakanın gövdesinde ve kesitlerinde de devam ettiren bu teknoloji, malzemeyi gerçeğe en yakın haline taşıyor. Özellikle tezgâh ve mobilya gibi detay işçiliği gerektiren uygulamalarda kusursuz bir bütünlük sağlayan V-Intech, mimarlara sınırları ortadan kaldıran bir tasarım özgürlüğü sunuyor. Tasarım Ödüllü Mayfair ile Şıklıkta Yeni Bir Denge Kalebodur markasının ürünlerinden Mayfair, güçlü ifade ile sade zarafet arasında kurduğu dengeli estetikle öne çıkıyor. Tasarım dünyasının en saygın ödüllerinden Archiproducts Design Awards 2025’te ödüle layık görülen ürün, markanın estetik vizyonunu uluslararası arenada tescilliyor. V-Intech teknolojisi kullanılan Mayfair, doğal mermerin eşsiz estetiğini porselenin üstün dayanıklılığıyla bir araya getiriyor. Bu yenilikçi teknoloji sayesinde damar yapısı yalnızca yüzeyde değil, plakanın gövdesi, kenarları ve kesitlerinde de kesintisiz şekilde devam ederek sektörde öncü bir üretim yaklaşımı ortaya koyuyor. Çağdaş Mimari İçin Cephe Uygulamaları Coverings 2026’da iç mekân uygulamalarının yanı sıra yeni cephe çözümlerini de tanıtmaya hazırlanan Kaleseramik, porselen yüzeylerin cephe uygulamalarındaki kullanımına dikkat çekiyor. 3 mm kalınlığındaki hafif porselen plakalar, cephe projelerinde yapıya ekstra yük bindirmeden geniş yüzeylerin uygulanmasına olanak tanırken iç mekândaki tasarım dilinin dış cepheye de taşınmasını sağlıyor. Tezgâh, zemin, duvar ve cephe gibi farklı uygulama alanlarına yönelik porselen plakaları ve mimari detay çözümlerinde sunduğu geniş olanaklarla Kaleseramik, projelerin her aşamasında güçlü ve güvenilir bir çözüm ortağı olduğunu kanıtlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sunar Yatırım’ın yeni CFO’su Ural İnal oldu Haber

Sunar Yatırım’ın yeni CFO’su Ural İnal oldu

Türkiye’nin gıda, tarım ve biyoendüstri alanındaki öncü gruplarından Sunar Yatırım, biyoendüstri ve biyoteknoloji odaklı büyüme hedefleri doğrultusunda üst yönetim kadrosunu güçlendiriyor. Bu kapsamda finansal yönetim, stratejik planlama ve operasyonel dönüşüm alanlarında uzun yıllara dayanan deneyime sahip Ural İnal, Sunar Yatırım CFO’su olarak atandı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümü mezunu olan Ural İnal, yüksek lisansını Çukurova Üniversitesi İşletme programında tamamladı. Kariyerine TEMSA’da başlayan İnal finans, strateji ve uluslararası operasyonlar gibi başlıklarda sorumluluk alarak mali işler ve yurt dışı operasyonları yönetimi konusunda deneyim kazandı. Ural İnal otuz yıla yakın profesyonel hayatında farklı sektörlerde edindiği tecrübesiyle Sunar Yatırım’da finansal sürdürülebilirliği destekleyen stratejilere odaklanarak, şirketler grubunun finansal yapısının güçlendirilmesi ve sürdürülebilir büyüme hedeflerinin desteklenmesinden sorumlu olacak. Sunar Yatırım Hakkında Yarım asrı aşkın köklü geçmişiyle tarım, gıda ve biyoendüstri alanında faaliyet gösteren Sunar Yatırım; mısır nişastası bazlı endüstriyel hammadde, bitkisel sıvı yağ, un, yem ve biyo-bozunur plastik üreterek 6 kıtada, 100’ün üzerinde ülkeye ulaştırıyor. 1400’den fazla çalışanı başta olmak üzere çiftçiler, tüketiciler, iş ortakları, yerel yönetimler ve diğer tüm paydaşlarıyla geniş bir değer zinciri kuran Sunar, Ar-Ge ve ileri teknolojilere yaptığı yatırımlarla tarıma dayalı ve çevre dostu sürdürülebilir üretime liderlik ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.