Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Hasta Seçimi

Kapsül Haber Ajansı - Hasta Seçimi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hasta Seçimi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TriClip Tedavisi Kimler İçin Uygundur? Haber

TriClip Tedavisi Kimler İçin Uygundur?

Kalp kapak hastalıklarının tedavisinde gelişen girişimsel kardiyoloji yöntemleri, özellikle açık kalp ameliyatı açısından yüksek risk taşıyan hastalara yeni tedavi seçenekleri sunuyor. İleri derecede triküspit kapak yetmezliğinin tedavisinde kullanılan TriClip yöntemi, göğüs kafesi açılmadan kateter aracılığıyla gerçekleştirilen minimal invaziv bir kapak onarım işlemi olarak öne çıkıyor. Kalbin sağ tarafında bulunan triküspit kapağın yeterince kapanamaması sonucunda ortaya çıkan kan kaçağının azaltılmasını amaçlayan bu yöntem, uygun hastalarda nefes darlığı, çabuk yorulma, bacaklarda şişlik ve karında sıvı birikimi gibi şikâyetlerin hafifletilmesine katkı sağlayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Kadriye Kılıçkesmez, TriClip tedavisinin özellikle ileri derecede triküspit kapak yetmezliği bulunan ve cerrahi riski yüksek olan seçilmiş hastalar için önemli bir alternatif oluşturabildiğine dikkat çekerek, doğru hasta seçimi ve ayrıntılı kardiyolojik değerlendirmenin tedavi başarısındaki önemini vurguluyor. TriClip Tedavisi Nedir ve Nasıl Uygulanır? TriClip, kalbin sağ kulakçığı ile sağ karıncığı arasında bulunan triküspit kapağın yeterince kapanamaması sonucunda ortaya çıkan kan kaçağını azaltmak amacıyla geliştirilmiş bir sistemdir. İşlem sırasında genellikle kasık toplardamarından ilerletilen özel bir kateter aracılığıyla kalbe ulaşılır. Kapak yaprakçıkları, uygun bölgelerinden klips yardımıyla birbirine yaklaştırılarak geriye doğru kan akışının azaltılması amaçlanır. İşlem, ekokardiyografi ve görüntüleme sistemleri eşliğinde gerçekleştirilir. Bu sayede kapağın yapısı ve klipsin yerleşimi işlem sırasında ayrıntılı olarak değerlendirilebilir. TriClip Tedavisi Hangi Hastalara Önerilir? TriClip tedavisi öncelikle ileri derecede triküspit kapak yetmezliği bulunan ve uygun ilaç tedavisine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda değerlendirilir. Özellikle açık kalp ameliyatı açısından orta veya yüksek risk taşıyan hastalar bu yöntem için aday olabilir. İleri yaş, eşlik eden kronik hastalıklar ve geçirilmiş kalp ameliyatları tedavi seçiminde dikkate alınan faktörler arasındadır. Bununla birlikte her triküspit kapak yetmezliği hastası TriClip tedavisine uygun değildir. Kapak yaprakçıklarının anatomik özellikleri, kalbin sağ tarafının fonksiyonları ve akciğer damar basınçları tedavi kararında belirleyici rol oynar. TriClip Öncesinde Hangi Tetkikler Yapılır? Hastaların tedaviye uygunluğunu değerlendirmek için öncelikle ayrıntılı kardiyolojik muayene gerçekleştirilir. Transtorasik ve gerektiğinde transözofageal ekokardiyografi kullanılarak kapak yetmezliğinin derecesi belirlenir. Sağ kalp fonksiyonları, kapak yaprakçıkları arasındaki açıklık ve kalpteki yapısal değişiklikler incelenir. Bazı hastalarda sağ kalp kateterizasyonu gibi ek incelemelere ihtiyaç duyulabilir. Değerlendirme sonucunda girişimsel kardiyoloji, kalp damar cerrahisi ve kalp görüntüleme uzmanlarından oluşan multidisipliner ekip tarafından tedavi planlaması yapılır. TriClip Tedavisinin Sağlayabileceği Faydalar Uygun hastalarda TriClip tedavisiyle triküspit kapaktan geriye kaçan kan miktarı azaltılabilir. Bunun sonucunda nefes darlığı, bacaklarda şişlik, halsizlik ve günlük aktivitelerde zorlanma gibi yakınmalarda iyileşme görülebilir. Göğüs kafesinin açılmaması ve kalp-akciğer makinesine ihtiyaç duyulmaması, yöntemin önemli özellikleri arasındadır. Ancak işlem sonrasında elde edilen sonuçlar hastalığın evresine, kapak anatomisine ve hastanın genel sağlık durumuna göre değişebilir. Triküspit kapak yetmezliğinde doğru hasta seçimi, tedaviden beklenen yararın sağlanmasında temel belirleyicidir. Bu nedenle TriClip kararı, kapsamlı değerlendirme sonrasında bireysel olarak verilmelidir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ameliyatsız Tiroid Nodülü Tedavisi Var mı? Haber

Ameliyatsız Tiroid Nodülü Tedavisi Var mı?

Boynun ön bölümünde bulunan tiroid bezinde gelişen bu oluşumlar, belirli bir büyüklüğe ulaştığında boyunda şişlik, yutma güçlüğü, baskı hissi ve estetik rahatsızlık gibi şikâyetlere neden olabiliyor. Geçmişte tedavi gerektiren tiroid nodüllerinde cerrahi yöntemler ön plana çıkarken, girişimsel radyoloji alanında yaşanan teknolojik gelişmeler sayesinde günümüzde uygun hastalarda ameliyatsız tedavi seçenekleri de uygulanabiliyor. Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, iyi huylu olduğu gerekli incelemelerle doğrulanan ve belirli anatomik özelliklere sahip tiroid nodüllerinin minimal invaziv yöntemlerle tedavi edilebildiğine dikkat çekerek, özellikle doğru hasta seçimi ve ayrıntılı ultrasonografik değerlendirmenin tedavi planlamasında büyük önem taşıdığını vurguluyor. Ameliyatsız Tiroid Nodülü Tedavisi Nedir? Ameliyatsız tiroid nodülü tedavisi, uygun nodüllerin görüntüleme rehberliğinde gerçekleştirilen minimal invaziv işlemlerle küçültülmesini amaçlayan bir yaklaşımdır. Bu tedavilerde temel hedef, şikâyete neden olan nodül dokusunu kontrollü şekilde etkisiz hale getirerek zaman içerisinde hacminin azalmasını sağlamaktır. Cerrahi yöntemlerde tiroid bezinin bir bölümü veya tamamı çıkarılabilirken, ablasyon işlemlerinde nodül çevresindeki sağlıklı tiroid dokusunun mümkün olduğunca korunması hedefleniyor. Ancak ameliyatsız tedavi her nodül veya her hasta için uygun olmayabiliyor. Tedavi öncesinde ultrasonografi bulguları, biyopsi sonuçları ve tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesi gerekiyor. Radyofrekans Ablasyon ile Tiroid Nodülü Tedavisi Radyofrekans ablasyon, iyi huylu tiroid nodüllerinin tedavisinde kullanılan termal ablasyon yöntemlerinden biridir. İşlem sırasında ultrasonografi rehberliğinde nodül içerisine ince bir elektrot yerleştiriliyor. Elektrot aracılığıyla oluşturulan ısı enerjisi, nodül dokusunda kontrollü termal hasar meydana getiriyor. Tedavi edilen nodül dokusu zaman içerisinde vücut tarafından kısmen yeniden emiliyor ve nodül hacminde küçülme meydana gelebiliyor. Radyofrekans ablasyon genellikle lokal anestezi altında gerçekleştirilebiliyor. Bazı hastalarda işlem sırasında ek ağrı kontrolü veya sedasyon yöntemlerinden yararlanılabiliyor. Tedavinin en önemli avantajlarından biri, uygun hastalarda büyük bir cerrahi kesi yapılmadan nodül hacminin azaltılabilmesidir. Mikrodalga Ablasyon Nasıl Uygulanıyor? Mikrodalga ablasyon, elektromanyetik enerji kullanılarak nodül dokusunda ısı oluşturulmasını sağlayan bir başka minimal invaziv yöntemdir. Ultrasonografi eşliğinde nodül içerisine yerleştirilen özel bir anten aracılığıyla hedef dokuda kontrollü ısı etkisi meydana getiriliyor. Bu etki, nodül dokusunun zaman içerisinde küçülmesini amaçlıyor. Mikrodalga ablasyon özellikle belirli iyi huylu tiroid nodüllerinde değerlendirilebiliyor. Ancak yöntemin seçimi nodülün büyüklüğüne, yerleşimine, iç yapısına ve işlemin güvenli şekilde gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğine bağlı olarak değişiyor. Radyofrekans ve mikrodalga ablasyon yöntemleri arasında seçim yapılırken hastanın klinik özellikleri ve uygulama merkezinin deneyimi dikkate alınıyor. Kistik Tiroid Nodüllerinde Etanol Ablasyonu İçerisinde sıvı bulunan kistik tiroid nodüllerinin tedavisinde etanol ablasyonu önemli bir seçenek olarak kullanılabiliyor. Bu yöntemde öncelikle nodül içerisindeki sıvının boşaltılması, ardından uygun koşullarda etanol uygulanarak kistik yapının yeniden sıvı biriktirme olasılığının azaltılması hedefleniyor. Etanol ablasyonu özellikle tekrarlayan ve şikâyete neden olan iyi huylu kistik nodüllerde değerlendirilebiliyor. Nodülün büyük ölçüde katı yapıda olması durumunda ise farklı ablasyon yöntemleri daha uygun olabiliyor. Ameliyatsız Tiroid Nodülü Tedavisi Kimler İçin Uygundur? Minimal invaziv ablasyon yöntemleri genellikle iyi huylu olduğu uygun biyopsi değerlendirmeleriyle doğrulanmış, büyüyen veya belirgin şikâyete neden olan nodüllerde gündeme geliyor. Boyunda kozmetik rahatsızlık, baskı hissi veya yutma güçlüğü oluşturan nodüller bu kapsamda değerlendirilebiliyor. Bazı aşırı hormon üreten otonom tiroid nodüllerinde de termal ablasyon seçenekleri düşünülebiliyor. Ancak kanser şüphesi bulunan nodüllerde standart iyi huylu nodül ablasyon yaklaşımı uygun kabul edilmiyor. Bu hastalarda ileri tanısal değerlendirme ve gerekli durumlarda onkolojik tedavi planlaması gerekiyor. Ameliyatsız Tedavinin Avantajları Nelerdir? Minimal invaziv tiroid nodülü tedavilerinin önemli avantajlarından biri, uygun hastalarda cerrahi kesi yapılmadan işlem gerçekleştirilebilmesidir. Bu yöntemler çoğunlukla günübirlik uygulanabiliyor ve birçok hasta kısa süre içerisinde günlük aktivitelerine dönebiliyor. Sağlıklı tiroid dokusunun korunması, işlem sonrasında tiroid hormonu kullanımına ihtiyaç duyulma olasılığını azaltabiliyor. Ancak hormon fonksiyonlarının korunacağı her hasta için garanti edilemiyor. Ablasyon işlemlerinde nodülün tamamen ortadan kaldırılması her zaman hedeflenmiyor. Temel amaç, nodül hacmini azaltarak neden olduğu şikâyetleri hafifletmektir. Bazı hastalarda istenilen küçülmenin sağlanması için ek ablasyon seansları gerekebiliyor. Ameliyatsız Tiroid Nodülü Tedavisinin Riskleri Var mı? Termal ablasyon yöntemleri minimal invaziv işlemler olmakla birlikte tamamen risksiz değildir. İşlem sonrasında geçici ağrı, boyunda hassasiyet, morarma veya şişlik görülebiliyor. Daha nadir olarak ses değişikliği, kanama, cilt yanığı veya çevre dokularda termal hasar gibi komplikasyonlar gelişebiliyor. Bu nedenle işlemlerin tiroid anatomisine ve görüntüleme rehberliğinde ablasyon tekniklerine hâkim deneyimli ekipler tarafından gerçekleştirilmesi önem taşıyor. Tedavi Sonrası Tiroid Nodülü Tekrar Büyür mü? Ablasyon sonrasında tiroid nodüllerinin hacminde zaman içerisinde küçülme bekleniyor. Ancak elde edilen sonuçlar nodülün başlangıç büyüklüğüne, yapısına ve uygulanan tedaviye göre değişebiliyor. Bazı nodüllerde uzun dönem takip sırasında yeniden büyüme görülebiliyor. Bu durumda ek ablasyon veya farklı tedavi seçenekleri değerlendirilebiliyor. İşlem sonrasında ultrasonografi kontrolleriyle nodül hacmindeki değişim ve tiroid fonksiyonları takip ediliyor. Tiroid Nodüllerinde Ameliyatsız Tedavi Yeni Bir Seçenek Sunuyor Tiroid nodüllerinin tedavisinde tek bir yöntemin bütün hastalar için uygun olması mümkün değil. Küçük ve şikâyete neden olmayan iyi huylu nodüllerde düzenli takip yeterli olabilirken, belirli hastalarda cerrahi tedavi veya minimal invaziv ablasyon yöntemleri gündeme gelebiliyor. Girişimsel radyoloji tekniklerinin gelişmesi, uygun hastalarda tiroid dokusunu korumayı hedefleyen tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesine olanak sağlıyor. Ameliyatsız tiroid nodülü tedavisinde başarılı bir yaklaşım için doğru hasta seçimi, ayrıntılı ultrasonografik değerlendirme ve düzenli takip büyük önem taşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akıllı Lens Sonrası Gece Görüşünde Bu Etkilere Dikkat Haber

Akıllı Lens Sonrası Gece Görüşünde Bu Etkilere Dikkat

Ameliyat sonrası dönemde görülebilen bu görsel etkiler, kullanılan merceğin optik yapısıyla ilişkili olabileceği gibi kişinin göz yapısı ve uyum sürecine bağlı olarak da değişiklik gösterebilir. Batıgöz Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Uğur Ünsal, trifokal mercek uygulamalarının ardından karşılaşılabilen gece görüşü değişiklikleri hakkında bilgi verdi. Işıkların Etrafındaki Halkalar Neden Oluşuyor? Trifokal göz içi mercekler, ışığı uzak, orta ve yakın mesafelerde görmeyi destekleyecek farklı odaklara yönlendiren optik bir tasarıma sahiptir. Bu yapı nedeniyle özellikle karanlık ortamda parlak bir ışık kaynağına bakıldığında halo olarak adlandırılan ışık halkaları, kamaşma veya ışık saçılması gibi görsel etkiler ortaya çıkabilir. Doç. Dr. Uğur Ünsal, “Trifokal mercek uygulamalarından sonra gece ışıklarının çevresinde halo dediğimiz halkaların görülmesiyle karşılaşılabili. Bazı hastalar araç farlarında veya sokak lambalarında ışık saçılması ve kamaşma da tarif edebiliyor. Bu yakınmalar özellikle ameliyat sonrası erken dönemde daha belirgin hissedilebilir.” dedi. Gece Araç Kullanırken Daha Fazla Hissedilebilir Gündüz yeterince fark edilmeyen ışık etkileri, çevrenin karanlık olduğu ve parlak ışık kaynaklarıyla karşılaşıldığı gece koşullarında daha belirgin hale gelebilir. Bu nedenle ameliyatın ardından kişinin görsel uyumu tamamlanana kadar gece araç kullanımında dikkatli olunması önem taşıyor. Doç. Dr. Uğur Ünsal, “Özellikle ilk günler ve haftalarda gece araç kullanırken karşıdan gelen farlar kişinin alışık olduğundan farklı algılanabilir. Görme yeterince netleşmeden ve kişi kendisini gece sürüşü konusunda rahat hissetmeden araç kullanılması uygun olmayabilir. Ameliyat sonrası kontrollerde hastanın görme düzeyi ve iyileşme süreci bireysel olarak değerlendirilmelidir.” ifadelerini kullandı. Beynin Yeni Görüntüye Uyum Sağlaması Zaman Alabilir Ameliyat sonrası süreç yalnızca göz dokularının iyileşmesinden ibaret değildir. Beynin yeni optik sisteme uyum sağlaması da görsel deneyimin önemli bir parçasıdır. “Nöroadaptasyon” olarak adlandırılan bu süreçte beyin, göz içi merceğin oluşturduğu farklı görsel uyaranlara zaman içinde adapte olabilir. Bu nedenle halo ve kamaşma gibi yakınmalar bazı kişilerde haftalar veya aylar içinde giderek daha az fark edilir hale gelebilir. Ancak uyum süresi ve yakınmaların düzeyi herkes için aynı değildir. Doç. Dr. Uğur Ünsal, “Nöroadaptasyon kişiden kişiye değişen bir süreçtir. Beyin zaman içerisinde yeni merceğin oluşturduğu görüntüye uyum sağlamaya başlar. İlk dönemde oldukça belirgin tarif edilen ışık halkaları ve saçılmalar ilerleyen aylarda daha az rahatsız edici hale gelebilir. Ancak her hastada aynı sürede ve aynı düzeyde bir değişim beklemek doğru değildir.” diye konuştu. Her Gece Görüşü Şikâyeti Yalnızca Mercekten Kaynaklanmayabilir Ameliyat sonrasında devam eden ışık saçılması veya görme kalitesindeki değişikliklerin değerlendirilmesinde yalnızca göz içi merceğin yapısına odaklanılmaması gerekiyor. Kornea ve göz yüzeyinin durumu, göz kuruluğu, ameliyat sonrasında kalan kırma kusurları, astigmatizma, göz içi merceğin konumu ve gözün diğer yapıları da görme kalitesini etkileyebilir. Bu nedenle yakınmaların beklenenden uzun sürmesi, belirginleşmesi veya günlük yaşamı etkilemesi halinde göz muayenesiyle nedenin değerlendirilmesi önem taşıyor. Akıllı Lens Uygulamalarında Hasta Seçimi Neden Önemli? Trifokal göz içi mercekler her kişinin göz yapısı ve günlük görme gereksinimleri açısından aynı sonucu vermeyebilir. Bu nedenle uygulama kararı yalnızca kişinin farklı mesafelerdeki görme beklentisine göre değil; kornea, retina, makula, optik sinir, göz yüzeyi, göz bebeği özellikleri ve mevcut kırma kusurları gibi birçok faktör değerlendirilerek verilmelidir. Kişinin yaşam tarzı ve mesleki ihtiyaçları da bu değerlendirmeye dahil edilmelidir. Özellikle gece araç kullanmak zorunda olan veya düşük ışık koşullarında yüksek görsel performans gerektiren mesleklerde çalışan kişilerin beklentilerini ameliyat öncesinde hekimleriyle paylaşmaları önemlidir. Doç. Dr. Uğur Ünsal, ameliyat öncesi değerlendirmenin önemine dikkat çekerek şu bilgileri verdi: “Akıllı lens uygulamalarında yalnızca hangi merceğin kullanılacağına değil, o merceğin kişinin göz yapısı ve günlük yaşamındaki görsel ihtiyaçları için uygun olup olmadığına da bakıyoruz. Kornea yapısından retina ve makulanın durumuna kadar gözün farklı bölümlerini değerlendirmek gerekiyor. Hastanın gece araç kullanma sıklığı ve görme beklentileri de karar sürecinin bir parçası olmalı.” Ameliyat Öncesi Bilgilendirme Sürecin Önemli Bir Parçası Trifokal merceklerle ilgili bilimsel çalışmalar, uzak, orta ve yakın mesafedeki görsel performansın yanı sıra halo ve kamaşma gibi görsel etkilerin de değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle ameliyat öncesinde hastanın yalnızca beklenen görme kazanımları konusunda değil, ameliyat sonrasında karşılaşabileceği görsel değişiklikler hakkında da bilgilendirilmesi önem taşıyor. Doç. Dr. Uğur Ünsal, “Ameliyat öncesinde ayrıntılı göz muayenesi yapmak kadar hastanın beklentilerini anlamak ve ameliyat sonrası karşılaşabileceği görsel etkileri anlatmak da önemlidir. Halo veya ışık saçılması bazı kişilerde uyum süreci içerisinde azalabilirken bazı kişilerde daha uzun süre hissedilebilir. Bu nedenle mercek seçimi kişiye özel değerlendirilmelidir. Amacımız, gözün yapısal özellikleri ile kişinin günlük yaşamındaki görme ihtiyaçlarını birlikte değerlendirerek uygun yaklaşımı belirlemektir.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

45 Yaş Sonrası Görmede Yeni Dönem: Akıllı Lens Teknolojisi Haber

45 Yaş Sonrası Görmede Yeni Dönem: Akıllı Lens Teknolojisi

Nev Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Ahmet Eroğlu, refraktif lens cerrahisinin dünyada ve Türkiye’de uzun yıllardır başarıyla uygulanan bir yöntem olduğunu belirterek, bu cerrahinin temel amacının gözlükten bağımsız bir yaşam sunmak olduğunu söyledi. Miyopi, hipermetropi, astigmatizma ve özellikle 40 yaş sonrası ortaya çıkan presbiyopi gibi kırma kusurlarının refraktif lens teknolojisiyle düzeltilebildiğini ifade eden Dr. Eroğlu, bu yöntemin lazer tedavilerinden farklı olduğuna dikkat çekti. Refraktif lazer uygulamalarının genellikle 18–40 yaş arası, uygun kornea yapısına sahip hastalarda uygulandığını belirten Eroğlu, refraktif lens cerrahisinin ise farklı bir hasta grubuna hitap ettiğini vurguladı. “45 Yaş Sonrası Yakın Görme Sorunlarında Etkili” Gözün odaklama gücünün yaklaşık yüzde 70’inin korneadan, yüzde 30’unun ise göz merceğinden sağlandığını aktaran Op. Dr. Eroğlu, yaş ilerledikçe merceğin odaklama yeteneğinin azaldığını ve bunun özellikle 45 yaş civarında yakın görme problemlerine yol açtığını söyledi. Son yıllarda “akıllı lens”, “premium lens”, “multifokal”, “trifokal”, “EDOF” veya “ömürlük lens” gibi farklı isimlerle anılan bu göz içi merceklerin, temelde aynı teknolojiye dayandığını ifade eden Eroğlu, uygulamada “akıllı lens” terimini tercih ettiğini belirtti. Akıllı lenslerin genellikle 45 yaş sonrası, daha önce uzak gözlüğü kullanan ve buna ek olarak yakın gözlük ihtiyacı başlayan bireylerde tercih edildiğini söyleyen Eroğlu, bu ameliyatın yapılabilmesi için kornea, göz merceği ve retina tabakalarının sağlıklı olması gerektiğini vurguladı. “Lens Seçimi Kişiye Özel Yapılmalı” Hangi akıllı lensin uygulanacağının hastanın yaşı, mesleği ve ameliyat sonrası beklentilerine göre hekim ve hasta tarafından birlikte belirlenmesi gerektiğini ifade eden Op. Dr. Ahmet Eroğlu, akıllı lensleri teknolojilerine göre dört ana grupta değerlendirdiklerini söyledi. Monofokal Plus Lensler: Tek odaklı lenslerin uzağı net gösterdiğini, yakının ise gözlükle görülebildiğini belirten Eroğlu, güçlendirilmiş tek odaklı (monofokal plus) lenslerin ise içine eklenen sınırlı yakın gücü sayesinde yakın gözlük ihtiyacını azalttığını ifade etti. Bu lenslerle büyük yazıların gözlüksüz okunabildiğini ancak kitap ve telefon gibi yakın mesafede gözlüğün tamamen ortadan kalkmadığını söyledi. EDOF (Uzatılmış Odaklı) Lensler: Uzatılmış odak mesafeli lenslerin uzak ve orta mesafede gözlüksüz görüş sağlamayı hedeflediğini belirten Eroğlu, bu lenslerin gece ışık dağılması ve kamaşma riskinin trifokal lenslere göre daha az olduğunu ifade etti. Yeni geliştirilen modellerin yakın görüşü de güçlendirdiğini söyleyen Eroğlu, bu lenslerin özellikle gece çalışanlar, uzun yol şoförleri ve yoğun yakın okuma ihtiyacı olmayan kişiler için uygun olduğunu vurguladı. Ayrıca lazer ameliyatı geçirmiş, glokomu veya diyabeti olan hastalarda da güvenle kullanılabildiğini ekledi. Trifokal Lensler: Trifokal ya da multifokal olarak adlandırılan akıllı lenslerin uzak, orta ve yakın mesafede gözlüksüz görüş sunduğunu belirten Eroğlu, bu lenslerin kalıcı ve ömürlük olduğunu ifade etti. Ancak yapıları gereği gece ışıklarında bir miktar dağılma ve harelenmenin kaçınılmaz olabileceğini dile getirdi. Spiral Akıllı Lensler (Yeni Nesil Teknoloji): 2025 yılı başında kullanıma giren spiral yapılı yeni nesil akıllı lenslerin, hibrit bir teknoloji sunduğunu belirten Op. Dr. Eroğlu, bu lenslerin trifokal mercekler kadar güçlü yakın görüş sağlarken, EDOF lensler gibi kamaşmasız ve kaliteli bir gece görüşü sunduğunu söyledi. “Doğru Hasta – Doğru Lens Eşleşmesi Şart” Akıllı lenslerin gelişen teknolojiyle birlikte gözlükten bağımsız bir yaşam sunduğunu ifade eden Op. Dr. Ahmet Eroğlu, ancak bu işlemin bir göz içi cerrahisi olduğunu ve lenslerin ömür boyu göz içinde kaldığını hatırlattı. Bazı hastalarda ışık saçılması, haleler, kontrast kaybı veya optik memnuniyetsizlik yaşanabileceğini belirten Eroğlu, bu nedenle hasta seçimi ve lens tercihlerinin büyük önem taşıdığını vurguladı. Son olarak, akıllı lenslerin herkes için uygun olmayabileceğini belirten Eroğlu, retina, kornea ve genel göz yapısının detaylı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.