Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Hepatit

Kapsül Haber Ajansı - Hepatit haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hepatit haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Günümüzde Yağlı Karaciğere Bağlı Siroz Artıyor Haber

Günümüzde Yağlı Karaciğere Bağlı Siroz Artıyor

Son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıklarının etkisiyle karaciğer hastalıklarının görülme sıklığı artarken, ileri görüntüleme yöntemleri sayesinde, daha önce fark edilemeyen kitle ve lezyonlar artık daha sık ve ayrıntılı şekilde saptanabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz, “Geçmişte, yapısal özellikleri iyice kötüleşen ve belirli bir boyutun üzerinde olan karaciğer lezyonları fark edilebiliyordu. Bu gecikmeli farkındalık, toplumda ‘karaciğerde kitle varsa kötüdür’ önyargısının oluşmasına neden olmuştur. Oysa her kitle, kanser anlamına gelmemekte, doğru tanı için hastanın bütüncül şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yılmaz, karaciğerde kitleye yol açabilen etkenleri anlattı, doğru tanı ve erken tedaviye yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Vücuda giren toksik maddelerin ve enfeksiyonların temizlenmesinden yağ, şeker ve proteinlerin sentezlenip yönetilmesine dek çok sayıda kritik görev üstlenen karaciğer, vücudun adeta bekçisi gibi çalışıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz “Karaciğer’in görevlerini düşününce onun ne kadar mucizevi organ olduğunu anlıyoruz. Karaciğer fonksiyon ve yapı olarak çok dinamiktir. Hasar aldığında kendini hızla yenileyebilir. Bu özelliği sayesinde karaciğer cerrahisinde çok büyük karaciğer parçaları çıkarılabiliyor ve karaciğer kendisini tekrar eski boyutuna ulaştırabiliyor” diyor. Günümüzde yağlı karaciğere bağlı siroz daha sık görülüyor Son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıkları ve çevresel faktörlerin de etkisiyle karaciğer hastalıklarının görülme sıklığının arttığına dikkat çeken Doç. Dr. Yılmaz şöyle konuşuyor: “Özellikle alkol tüketimi, toksik maddeler, sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve çağımızın hastalığı obezite karaciğerde hasar oluşturabilmektedir. Daha önceki yıllarda Hepatit B ve Hepatit C gibi hastalıklara bağlı siroz vakaları daha çok görülürken, günümüzde yağlı karaciğere bağlı siroz daha sık görülmektedir. Sebebini bilmediğimiz adına ‘kriptojenik karaciğer siroz’ dediğimiz bir siroz daha var. Kriptojenik siroz vakaları da artış göstermektedir. Her ne kadar sebep net olmasa da, katkılı besinler, pestisitler ve kimyasal maddelerin karaciğer hasarından sorumlu olduğu düşünülüyor. Bu nedenle sağlıklı beslenmek, zararlı alışkanlıklardan uzak durmak ve spor yapmak karaciğer sağlığı açısından önem taşımaktadır.” Her kitle kanser değil! Teknolojideki hızlı gelişmenin etkisiyle karaciğerde artık çok daha fazla lezyonun görülebilir ve ayırt edilebilir hale geldiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, her kitlenin kanser anlamına gelmediğini vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Karaciğerin dinamik ve çok yönlü yapısı onun hormon, enfeksiyon, toksik madde gibi dış etkenlere bağlı bazı değişiklikler göstermesine neden olabiliyor. İşte karaciğer lezyonlarının bir bölümü bu faktörlere bağlı olarak oluşabiliyor. Önceleri yapısal özellikleri belirginleşen ve belirli bir boyutun üzerinde olan karaciğer lezyonları fark edilebiliyordu. Bu gecikmeli farkındalık, toplumda karaciğerde kitle varsa kötüdür önyargısının oluşmasına neden olmuştur. Gelişen teknoloji sayesinde artık çok daha fazla lezyonu görebiliyor ve ayırt edebiliyor hale geldik. Bu noktadan bakınca aslında karaciğerin iyi huylu lezyonları kötü huylu lezyonlardan daha fazladır.” Karaciğerde her kitle kötü huylu değil! Karaciğer hastalıklarının tanı ve tedavisinde tek bir yöntemin geçerli olmadığını, çünkü karaciğerde her bir lezyonun veya hastalığın kendine özgü yapısı ve davranışı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Ek hastalıklar, hastalığın bulgusu, lezyonun özellikleri, risk faktörleri ve lezyonun yerleşimine göre tetkik planlaması yapılmaktadır. Bazı durumlarda karaciğer kitlelerine yaklaşım için konseyde Radyoloji, Onkoloji, Hepatoloji, Genel Cerrahi, Organ Nakli ve Girişimsel Radyoloji ile birlikte ortak karar vermek gerekebilmektedir. Karaciğer lezyonlarında ekip çalışması çok önemlidir” diyor. Hastaya bütüncül yaklaşım önemli! İyi huylu olduğu belirlenen ve hastaya risk oluşturmayan kitlelerde takip yeterli olabilirken, kitlenin özellikleri, hastanın risk faktörleri, eşlik eden hastalıkları ve yaşam tarzı tedavi kararını değiştirebiliyor. Doç. Dr. Yılmaz “Hastaya bütüncül yaklaşmak gerekiyor. Konu sadece kitle değil, hastadır. Örneğin, doğum kontrol hapı kullanımı ile oluşan veya boyut artışı gösteren karaciğer kitleleri olan bir hastada bütüncül yaklaşımımız sebebe yönelik olmalıdır. Karaciğer kitlesi iyi huylu olsa da, doğum kontrol hapı yerine farklı korunma önerilmelidir.” Her kitlede biyopsi gerekmiyor! Günümüzde yapay zekanın tıpta da birçok alanda yol gösterici ve yardımcı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Yapay zeka sayesinde artık Radyoloji tetkikleri o kadar ilerledi ki, biyopsiye gerek kalmadan doku yapısı ile ilgili ayrıntılı cevaba ulaşılabilmektedir. Radyolojinin diğer faydası ise; o dokunun yapısı değil fonksiyonu hakkında da bilgi verebilmesidir. O doku nasıl fonksiyon gösteriyor, ne kadar aktif, çevre ile ilişkisi nasıl? Bu, dokuya isim vermekten daha fazla öneme sahiptir. Biyopsi lezyonun yerine göre kendine özgü riskleri de barındırmaktadır. Damarların yanında derinde olan dokudan biyopsi yapmak bazen kanama riski taşıyabilmektedir. Bu nedenle biyopsi altın standart olarak görülmemelidir. Her tetkikin yeri ve zamanı vardır” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

  Kanserden Korunmanın 10 Önemli Kuralı! Haber

  Kanserden Korunmanın 10 Önemli Kuralı!

Üstelik kanser kalp damar hastalıklarından sonra dünya genelinde en sık görülen ikinci ölüm nedeni olarak öne çıkıyor. Özellikle gelişmiş ülkelerde bazı yaş gruplarında ise birinci sıraya yaklaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye kanser tanısı konuluyor ve yaklaşık 10 milyon kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye’de de her yıl yaklaşık 230–240 bin yeni kanser vakası görülüyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, aslında kanserin risk faktörlerinin önemli bir kısmının kontrol altına alınabildiğini belirterek, “Bilimsel çalışmalar, uygun önlemler alındığında kanserlerin yaklaşık yüzde 30–40’ının önlenebileceğini göstermektedir. Kanserden korunmada en temel kurallar ise sigara kullanmamak, sağlıklı beslenmek ve düzenli egzersiz yapmaktır. Bunların yanı sıra tarama tetkiklerini düzenli olarak yaptırmak da kanser riskini önemli ölçüde azaltabilmektedir” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, kanserden korunmak için dikkat etmemiz gereken 10 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun Sigara dumanında dört binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve bunların 50’den fazlasının kansere yol açabildiği biliniyor. Bu etkisi nedeniyle sigara ve tütün ürünleri; başta akciğer kanseri olmak üzere ağız, gırtlak, pankreas, mesane ve böbrek gibi pek çok kanser türüne yol açabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, “Araştırmalar, akciğer kanserinin yüzde 90’ından sigara ve tütün ürünlerinin sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, bu zararlı alışkanlığın bırakılması yaşamsal önem taşımaktadır” diyor. Akdeniz tipi beslenin Sebze, meyve, tam tahıllar ve liften zengin besinlerin tüketildiği “Akdeniz tipi” beslenme kanser riskinin azalmasında önemli bir rol oynuyor. Bu besinler içerdikleri antioksidanlar, vitaminler ve fitokimyasallar sayesinde hücrelere zarar veren serbest radikalleri azaltarak DNA hasarını önlemeye yardımcı oluyor. Bunun yanı sıra liften zengin besinler, bağırsakta zararlı maddelerin daha hızlı atılmalarını sağlayarak, özellikle kolorektal kanser riskini düşürüyor. Araştırmalar, liften zengin beslenmenin bazı kanser türlerinde riski yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabileceğini gösteriyor. Sağlıklı kilonuzu koruyun Çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite, kanser riskini artıran başlıca faktörler arasında yer alıyor. Obezite; kronik iltihap, artmış insülin ve IGF-1 hormon düzeyleri ile yağ dokusundan salgılanan östrojen gibi bazı hormonların artışı yoluyla hücre çoğalmasını tetikleyebiliyor. Bu durum bazı kanser türlerinin gelişimine zemin hazırlayabiliyor. Obezitenin özellikle meme, kolon, rahim, pankreas ve karaciğer kanseriyle ilişkili olduğu belirtiliyor. Haftada en az 150 dakika egzersiz yapın Düzenli egzersiz; bağışıklık sistemini güçlendirmesi, hormon dengesini düzenlemesi, bağırsak hareketlerini artırması ve kronik iltihabı azaltması sayesinde kanser riskini düşürebiliyor. Büyük ölçekli çalışmalar; düzenli egzersizin kanser riskini yaklaşık yüzde 10 – 30 oranında azalttığını gösteriyor. Düzenli fiziksel aktivitenin özellikle kolon ve meme kanseri üzerinde etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, “Sağlıklı bir yaşam için haftada en az 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapılması önemlidir” diyor. Alkolden uzak durun Alkol vücutta asetaldehit adı verilen toksik bir maddeye dönüşerek oksidatif stres ve hormonal değişikliklere yol açabiliyor. Bu durum DNA’ya zarar vererek hücrelerin kontrolsüz çoğalmasını kolaylaştırabiliyor. Alkol tüketimi; karaciğer, ağız, yemek borusu, meme ve kolon kanserleriyle ilişkili oluyor. Alkol tüketimi arttıkça kanser riski de yükseliyor. İşlenmiş et ürünlerinden kaçının İşlenmiş et tüketimi özellikle kolorektal kanser riskini artırabiliyor. Salam, sucuk ve sosis gibi işlenmiş ürünler; içerdikleri nitrit ve nitratların kansere neden olabilen N-nitrozo bileşiklerine dönüşmesi sebebiyle risk oluşturuyor. Ayrıca, bu ürünler yüksek sıcaklıkta pişirildiğinde oluşan zararlı bileşikler de DNA hasarına yol açabiliyor. Güneşin zararlı ışınlarından korunun Aşırı güneş ışığına maruz kalmak cilt kanserlerinin en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Güneşten korunmak ve yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımı riski azaltabiliyor. Bu nedenle güneşin zararlı ultraviyole ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11:00 – 15:00 saatleri arasında mümküne dışarı çıkmayın. Mecbursanız güneş koruyucunuzu güneşe çıkmadan yarım saat önce uygulamayı ihmal etmeyin. Enfeksiyonlara karşı aşı olun HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonu rahim ağzı kanseri; hepatit B ve C virüsleri ise karaciğer kanseriyle ilişkili oluyor. Aşı olmak bu kanserlerin önlenmesinde etkili bir yöntem olarak yerini koruyor. Tarama programlarını ihmal etmeyin! Meme kanseri için mamografi, kolon kanseri için kolonoskopi ve rahim ağzı kanseri için Pap smear ile HPV (Human Papilloma Virüsü) tarama testleri kanserin önlenmesi açısından büyük bir öneme sahip. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, hiçbir yakınmanız olmasa bile bu tarama yöntemlerini düzenli olarak yaptırmanızın yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekiyor. Kolonoskopi: Kansere dönüşebilen poliplerin saptanması için 45 yaşından itibaren 5-10 yılda bir kolonoskopi öneriliyor. Ailede kolon kanseri öyküsü varsa tarama 40 yaşında başlatılabiliyor. İltihabi bağırsak hastalığı gibi risk faktörlerinde takvim daha öne çekilebiliyor. Pap smear ve HPV DNA testi: 21 yaşından itibaren her 3 yılda bir Pap smear testi yaptırılması gerekiyor. 30 yaşından sonra 5 yılda bir Pap Smear ile birlikte HPV DNA testinin yapılması, rahim ağzı kanserine neden olabilen CIN (Cervical Intraepithelial Neoplasia) lezyonlarının erken saptanmasını sağlıyor. Mamografi: 40 yaşından itibaren yılda bir kez yapılan mamografi taramasıyla meme kanserinin öncül lezyonları tespit edilebiliyor. Zararlı çevresel maddelerden kaçının Hava kirliliği ve bazı kimyasallar (asbest, kurşun, arsenik, pestisit ve civa) DNA hasarına ve inflamasyona neden olarak özellikle akciğer kanseri riskini artırabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Hepatit C’nin Gerçek Yüzü Haber

Türkiye’de Hepatit C’nin Gerçek Yüzü

1 Ekim Dünya Hepatit Bilinçlendirme Günü kapsamında farkındalık çağrısı yapan uzmanlar, Türkiye’de yaklaşık yarım milyon kişinin Hepatit C taşıdığını bilmeden yaşadığını vurguluyor. Gastroenteroloji ve Hepatoloji Hekimi Uzm. Dr. Halil Onur Özarı, özellikle hastalığın sessiz ilerlemesi nedeniyle tanı konulmasının geciktiğini ve bu nedenle erken taramanın hayati önem taşıdığını belirtiyor. Türkiye’de 750 Bin Kişiye Kadar Hepatit C Taşıyıcısı Olabilir T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün yayımladığı “Türkiye Viral Hepatit Programı” verilerine göre, anti-HCV pozitiflik oranı yüzde 0,5–1 aralığında. Bu oran, ülkemizde yaklaşık 350.000 ila 750.000 kişinin Hepatit C virüsüyle enfekte olduğu anlamına geliyor. Uzm. Dr. Halil Onur Özarı, bu yüksek sayıya rağmen çoğu hastanın enfekte olduğunun farkında bile olmadığını ifade ediyor. Yapılan araştırmalar, enfekte bireylerin yüzde 70-80’inin hastalıklarından habersiz olduğunu gösteriyor. Bu da demek oluyor ki yaklaşık 500 binden fazla kişi virüsü taşımasına rağmen tanı almamış durumda. Belirti Vermeden İlerliyor, Karaciğeri Sessizce Yok Ediyor Hepatit C genellikle yıllarca hiçbir belirti vermeden vücutta kalabiliyor. Ancak bu süreçte karaciğer hücrelerinde geri dönüşü olmayan tahribatlar meydana geliyor. Hastalık zamanla siroz, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanserine dönüşebiliyor. Uzm. Dr. Özarı, özellikle halsizlik, iştahsızlık, bulantı, ciltte sararma gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Hastaların bu belirtileri basit rahatsızlıklarla karıştırmasının tanıyı geciktiren en büyük nedenlerden biri olduğunu ifade ediyor. En Riskli Gruplar Kimler? Basit Bir Kan Testi Hayat Kurtarabilir Hepatit C kan yoluyla bulaşan bir virüs olduğu için bazı bireylerin riski çok daha yüksek. Özellikle: 1996 öncesi kan nakli yapılanlar,Enjektör paylaşımı olan kişiler,Steril olmayan ortamlarda dövme/piercing yaptıranlar,Hemodiyaliz hastaları ve organ nakli geçirenler risk altında. Uzm. Dr. Halil Onur Özarı, bu kişilerin zaman kaybetmeden anti-HCV testi yaptırmalarının büyük önem taşıdığını belirtiyor. Günümüzde birçok sağlık kuruluşunda bu testin hızlı ve kolay şekilde yapılabildiğini hatırlatıyor. Tedavi Mümkün, Yeter ki Erken Tanı Konulsun Günümüzde Hepatit C tedavisinde yüksek başarı oranlarına sahip antiviral ilaçlar kullanılıyor. Dr. Özarı, “Yeni nesil ilaçlarla hastalığın tamamen tedavi edilmesi mümkün. Ancak bunun için önce tanı koymak şart” diyerek düzenli kontrollerin önemine dikkat çekiyor. Bilimsel verilere göre Türkiye’de yaklaşık 360.000 viremi (aktif virüs) pozitif birey olduğu tahmin ediliyor ve bu kişiler uygun tedaviyle sağlığına kavuşabilir. “Habersiz Taşıyıcılık” Halk Sağlığı İçin Büyük Risk Uzm. Dr. Halil Onur Özarı, Hepatit C’nin en tehlikeli yönünün bireyin virüsü taşımasına rağmen hastalığının farkında olmaması olduğunu belirtiyor. “Virüs taşıyıcısı olduğunu bilmeyen bireyler hem kendi sağlıklarını riske atıyor hem de toplumsal bulaşın sürmesine neden oluyor” diyen Dr. Özarı, toplumsal tarama programlarının artırılması gerektiğini vurguluyor. 1 Ekim Dünya Hepatit Bilinçlendirme Günü: Fark Et, Tanı Al, Korun! Dünya Sağlık Örgütü’nün “Hepatiti Eliminasyonla Durdur” çağrısına destek olmak için Türkiye’de de her yıl 1 Ekim’de hepatit hastalıklarına karşı toplumsal bilinçlendirme çalışmaları yapılıyor. Dr. Özarı, bu özel günün amacının yalnızca farkındalık yaratmak değil, insanların hastaneye başvurmasını, test yaptırmasını ve tanı almasını sağlamak olduğunu belirtiyor. Bu Sessiz Tehlikeye Karşı Bilinçlenme Şart Türkiye’de Hepatit C taşıyıcısı olan yarım milyona yakın kişinin hastalığından habersiz yaşaması, toplum sağlığı açısından büyük risk taşıyor. Ancak basit bir kan testiyle bu zinciri kırmak ve hastalığın önüne geçmek mümkün. Çakmak Erdem Hastanesi'nde görev yapan Gastroenteroloji ve Hepatoloji Hekimi Uzm. Dr. Halil Onur Özarı, bireyleri özellikle risk grubundalarsa gecikmeden test yaptırmaya davet ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.