Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Hijyen

Kapsül Haber Ajansı - Hijyen haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hijyen haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Lokanta Mudanya Hizmete Açıldı Haber

Lokanta Mudanya Hizmete Açıldı

Lokanta Mudanya, dört çeşit nitelikli ve sağlıklı yemeği 150 TL’den sunarken, “Ben Ismarlıyorum” uygulamasıyla pahalılık nedeniyle zayıflayan paylaşma ve ısmarlama kültürünü yeniden güçlendirmeyi hedefliyor. Mudanya Belediyesi, artan hayat pahalılığı ve gıda enflasyonu karşısında nitelikli ve uygun fiyatlı yemeğe erişimi güçlendirmek amacıyla hayata geçirdiği Lokanta Mudanya’yı Güzelyalı Atatürk Parkı’nda düzenlenen törenle hizmete açtı. Lokanta Mudanya’da vatandaşlar, hafta içi her gün dört çeşit sağlıklı ve dengeli yemeğe 150 TL’ye ulaşabilecek. Sosyal belediyeciliği doğrudan sofraya taşıyan projenin ilk halkası olan Lokanta Mudanya’nın açılış törenine Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, belediye yönetimi ve meclis üyeleri ile Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Aydın Saldız, Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, CHP Mudanya İlçe Başkanı Seda Bozdağ Güzelkaya, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı. DÖRT TABAK YEMEK 150 TL Açılışta konuşan Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, dışarıda yemek yemenin sıradan bir ihtiyaç olmaktan çıktığını, yemeğin artık ekonomik ve toplumsal bir mesele haline geldiğini söyleyerek, “Bir tabak yemek bugün lüks olarak görülüyor. Emekliler ve çalışanlar dışarıda yemek yerken defalarca hesap yapmak zorunda kalıyor. Bir öğrenci, açlıkla tokluk arasında bir seçim yapmak zorunda kalmamalı. Sağlıklı yemek herkes için erişilebilir olmalı. Merkezi politikalar bu yükü hafifletmiyor. Bu boşlukta, yerel yönetimler geri duramaz. Biz de durmadık. Bu lokantayı açmak bir tercih değil, bir sorumluluk haline geldi.” Biz bu tabloyu normal kabul etmiyoruz” dedi. Lokanta Mudanya’nın bir sosyal yardım uygulaması olmadığını, bir kamu hizmeti olduğunun altını çizen Başkan Dalgıç, “Bu lokantayı açmak bizim için bir tercih değil, içinde bulunduğumuz koşullarda yerel yönetimler açısından bir sorumluluk haline geldi” dedi. Lokanta Mudanya’da sunulan uygun fiyatlı hizmetin, kaliteden ödün verildiği anlamına gelmediğini de vurgulayan Dalgıç, mutfakta hijyen, sağlık ve nitelikli malzemenin esas alındığını söyleyerek, “Mesele sadece doymak değil; sağlıklı, temiz ve güvenilir bir tabak yemeğin herkes için erişilebilir olması. Lokanta Mudanya, herhangi bir ayrım yapılmaksızın tüm vatandaşlara açık olacak. Hizmetten yararlanmak isteyenlerden kimlik ya da gelir belgesi talep edilmeyecek” diye konuştu. “BEN ISMARLIYORUM” UYGULAMASI BAŞLADI Başkan Dalgıç, konuşmasında pahalılık nedeniyle zayıflayan paylaşma kültürüne de dikkat çekerek, “Bugün kimsenin kimseye bir şey ısmarlayamadığı bir dönemden geçiyoruz. Bu sadece ekonomik bir sorun değil, kültürel bir kırılma” dedi. Dalgıç, Büfe Mudanya, Mola Mudanya ile Lokanta Mudanya’da “Ben Ismarlıyorum” uygulamasını da bu nedenle başlattıklarını ilk kez duyurdu. Dalgıç, vatandaşların tanımadıkları kişilerle dahi dayanışma kurmasının hedeflendiğini söyledi. Uygulama kapsamında vatandaşlar, bir sonraki gelenler için yemek, kahve ya da tatlı ısmarlayarak dayanışmaya katkı sunabilecek. Lokanta Mudanya, Mudanya Belediyesi iştiraklerinden MUDAŞ tarafından işletilecek. Vatandaşlar, hafta içi her gün 11.45 – 14.00 saatleri arasında dört çeşit sağlıklı ve dengeli menüye 150 TL ücretle ulaşabilecek. Ayrıca Şubat ayında aynı yerleşke içinde tam gün hizmet verecek Mola Mudanya şubesinin açılması planlanıyor. Şükrüçavuş Mahallesi’nde bulunan MUDAŞ Restoranının da bundan sonra Lokanta Mudanya adıyla ve aynı anlayışla hizmet vermeye devam edecek.

Dikkat! Bu hata anne adayını ve bebeği tehdit ediyor! Haber

Dikkat! Bu hata anne adayını ve bebeği tehdit ediyor!

Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı, gebelikte bağışıklık sisteminin influenza ve diğer enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale geldiğini belirterek “Son günlerde hamilelerde özellikle influenza ile çok sık karşılaşıyoruz. Bu nedenle anne adayları olası bir burun akıntısı ya da baş ağrısı gibi enfeksiyon belirtilerini hafife alıp 'nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle ilaç kullanarak zaman kaybetmemeli, mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanına ya da ilgili hekime başvurmalıdır. Aksi taktirde gebelikte bilinçsiz ilaç kullanımı anne ve bebek sağlığı açısından hayati riske yol açabilmektedir” diyor. Alınacak basit ama düzenli önlemlerle enfeksiyon riskini büyük ölçüde azaltmanın mümkün olduğunu vurgulayan Dr. Meriç Kabakcı kış hamileliğinde enfeksiyonlara karşı 7 etkili önerisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Hijyene dikkat edin Hijyen, kış enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yollarından biridir. Eller gün içinde sık sık, en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalıdır. Özellikle dışarıdan eve gelindiğinde, toplu taşıma kullanıldıktan sonra ve yemeklerden önce el hijyenine özen gösterilmelidir. El yıkama imkanı olmayan durumlarda alkol bazlı el antiseptikleri kullanılabilir. Kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak durun Kalabalık ve kapalı ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmak, hamileler için önemli bir diğer korunma yöntemidir. Alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları ve havalandırması yetersiz kapalı alanlarda virüsler çok kolay ve çok hızlı bulaşırken, hamilelikte bağışıklık sistemi daha hassas olduğu için bu ortamlarda enfeksiyon kapma riski çok daha fazladır. Mecbur kalınan durumlarda maske kullanımı ve mesafenin korunması faydalı olacaktır. Beslenmenize dikkat edin Kış aylarında beslenme düzeni bağışıklık sistemini desteklemede kilit rol oynar. C vitamini, çinko ve protein açısından zengin besinler bağışıklığın güçlenmesine yardımcı olur. Mevsim sebze ve meyveleri, yeterli süt ve süt ürünleri, iyi pişmiş et ve baklagiller ile yeterli su tüketimi vücudun enfeksiyonlarla savaşma kapasitesini artırır. Herhangi bir vitamin veya takviye kullanımı mutlaka doktor önerisiyle yapılmalıdır. Uyku düzeninize özen gösterin Dr. Meriç Kabakcı “Yapılan araştırmalar; yetersiz uykunun bağışıklık sistemini zayıflattığını göstermektedir. Hamilelikte hormonal değişimler uyku düzenini zorlaştırsa da, mümkün olduğunca düzenli ve kaliteli uyumaya çalışmak, vücudun kendini yenilemesini sağlar ve enfeksiyonlara karşı direnci artırır. Günde ortalama 7–9 saat uyumaya özen göstermek, mümkünse aynı saatlerde yatıp kalkmak, aşırı yorgunluktan kaçınmak ve stresi yönetmeyi öğrenmek bağışıklık sistemi açısından büyük fayda sağlayacaktır” diyor. Ortamı sık sık havalandırın Ortamın havalandırılması da çoğu zaman göz ardı edilen ancak oldukça etkili bir önlemdir. Kapalı alanlarda biriken mikroplar, havalandırma yapılmadığında daha kolay yayılır. Ev ve iş ortamları günde birkaç kez, kısa süreli de olsa mutlaka havalandırılmalıdır. Soğuk havadan çekinerek camları hiç açmamak, virüslerin kapalı alanda daha kolay yayılmasına neden olabilir. Aşı olun Dr. Meriç Kabakcı “Influenza (grip) aşısı hamilelikte güvenle uygulanabilen ve hem anne hem de bebeği koruyan önemli bir önlemdir. Grip aşısı, gebeliğin uygun dönemlerinde doktor kontrolünde güvenle yapılabilir. Kış aylarında sık görülen grip ve benzeri enfeksiyonlar gebelerde daha ağır seyredebildiği için, aşı ile korunmak ciddi komplikasyonların önüne geçebilir. Ancak aşı kararı mutlaka doktorla değerlendirilmelidir” diyor. Doktora başvurmadan ilaç almayın Boğaz ağrısı, halsizlik, burun akıntısı ve ateş gibi şikayetler ortaya çıktığında ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle doktora danışmadan, rastgele ilaç kullanmak hem anneye hem bebeğe zarar verir. Hamilelikte her ilaç güvenli değildir. Bu nedenle en küçük belirtide bile mutlaka doktora başvurulmalı ve tedavi uzman kontrolünde yapılmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Güzel Koku Hijyen Göstergesi Değil! Haber

Güzel Koku Hijyen Göstergesi Değil!

Solunan kimyasalların solunum sisteminde irritasyona, alerjik reaksiyonlara ve hatta astım gibi nezle-boğaz hastalıklarına sebep olabileceğine dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Temizlik kimyasallarının göz irritasyonu üzerindeki etkileri de araştırmalara konu olmuştur. Birçok kimyasal, doğrudan gözle temas ettiğinde yanma, sulanma veya kızarıklık gibi belirtilere neden olur.” dedi. Güçlü kokunun hijyen göstergesi olmadığına vurgu yapan Dr. Mamçu, çocuklar, hamileler, yaşlılar ve alerjik bünyelerin bu maddelerden daha fazla etkilendiğini ifade etti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, temizlik kimyasallarının yanlış ve gereksiz kullanımının insan sağlığına ve çevreye zararları ile doğru ve bilinçli temizlik alışkanlıklarının önemi hakkında bilgi verdi. Yanlış kullanılan temizlik kimyasalları sağlığa zarar veriyor! Ev temizliğinde sık kullanılan yüzey temizleyicileri ve dezenfektanların, çamaşır suyu (sodyum hipoklorit), amonyak, alkoller, kuaterner amonyum bileşikleri ve sentetik kokular gibi kimyasallar içerdiğini aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu maddeler mikropları öldürürken, yanlış veya sık kullanıldığında insan sağlığına da zarar verebilir.” dedi. Özellikle solunum yolu ile alınan zararlı maddelerin çeşitli sağlık sorunlarına yol açabildiğine işaret eden Dr. Mamçu, “Temizlik sırasında aerosol haline gelen kimyasallar, havada askıda kalan partiküller olarak solunabilir ve bu durum, solunum sisteminde irritasyona, alerjik reaksiyonlara ve hatta astım gibi nezle-boğaz hastalıklarına sebep olabilir. Ayrıca, temizlik kimyasallarının göz irritasyonu üzerindeki etkileri de araştırmalara konu olmuştur. Birçok kimyasal, doğrudan gözle temas ettiğinde yanma, sulanma veya kızarıklık gibi belirtilere neden olur.” şeklinde konuştu. Güzel koku olması, yüzeyin daha hijyenik olduğu anlamına gelmez! Temizlik maddelerinin kokusunun genellikle parfüm ve uçucu kimyasallardan geldiğini hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Koku olması, yüzeyin daha hijyenik olduğu anlamına gelmez.” dedi. Bazı ürünlerin mikropları öldürmeden sadece kokuyu bastırdığını ifade eden Dr. Mamçu, şöyle devam etti: “Güçlü koku daha fazla kimyasal solunması demektir. Bu kimyasallar, cilt irritasyonlarından solunum problemlerine kadar geniş bir sağlık spektrumunda olumsuz etkilere neden olabilir. Özellikle çocukların ve hamile kadınların kimyasallara maruz kalma riski, bu maddelerin cinsiyet bazında farklı etkileri ve çevresel etkileri, bilinçli tüketim gerekliliğini daha da ön plana çıkarıyor. Özellikle çamaşır suyu, asitli ürünler gibi başka temizleyicilerle asla karıştırılmamalı. Zehirli gaz açığa çıkabilir. Gerçek hijyen; doğru ürünün doğru miktarda ve doğru süre uygulanması ile sağlanır.” Temizlik sırasında ortamın havalandırılması şart! Masalar, tezgâhlar ve çalışma yüzeylerinin temiz ve dezenfekte edilmiş olmasının bulaşıcı hastalıkların önlenmesi için son derece önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Temizlik malzemelerinin kullanımı esnasında havaya salınan kimyasalların solunmaması ve sonrasında ortamın havalandırılması yararlı olacaktır.” dedi. Sprey formdaki ürünlerin kapalı alanlarda kullanımının ise daha tehlikeli olduğunu kaydeden Dr. Mamçu, “Temizlik yaparken daha az kimyasal madde solumak için uygun havalandırma yapmak büyük önem taşır. Bu amaçla pencerelerin ve kapıların mutlaka açılması gerekir. İyi bir havalandırma, odanın havasındaki toksik maddelerin en aza indirilmesine yardımcı olur.” açıklamasını yaptı. Temizlik kimyasalları hassas gruplarda sağlık sorunlarına neden olabiliyor! Çocuklar, hamileler, yaşlılar ve alerjik bünyelerin bu kimyasallardan nasıl etkilendiğine değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Çocukların solunum yolları daha hassastır. Yüzeylere temas edip ellerini ağızlarına götürebilirler. Kimyasalların bazıları hamilelerde hormonal dengeyi etkileyebilir. Yaşlıların akciğer kapasitesi ve bağışıklık sistemi daha zayıf olabilir. Alerjik bünyeler ve astımlılarda burun akıntısı, hırıltılı solunum görülebilir.” uyarısında bulundu. Dr. Mamçu, Temizlik sonrası geçmeyen öksürük, nefes almakta zorlanma, baş dönmesi veya mide bulantısı, gözlerde şiddetli yanma, ciltte kızarıklık, kaşıntı veya yanma hissi, astım veya alerji belirtilerinde artış ortaya çıkmasının kullanılan ürüne bağlı olabileceğini hatırlattı. Gereksiz antibakteriyel ürün kullanımı, sağlık sorunlarına ve çevre kirliliğine yol açıyor! Antibakteriyel ürünlerin gereksiz kullanımının ne gibi sağlık ve çevre sorunları ortaya çıkarabileceği hakkında bilgi veren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Dirençli bakterilerin gelişmesi, bağışıklık sisteminin bozulması, cilt florasının bozulması gibi sağlık sorunlarına ve kimyasalların suya karışarak çevre kirliliği oluşturmasına neden olur.” dedi. Temizlik ürünlerinin içerisinde yer alan zararlı kimyasallardan korunmak için önerilerde bulunan Dr. Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı: “Temizlik ürünlerinin etiketlerini doğru okumak çok önemlidir. Hangi ürünün hangi içeriklerle temas etmemesi gerektiği hakkında bilgi sahibi olmak kimyasal reaksiyonla ortaya çıkabilecek olumsuz etkileri minimize eder. Kimyasal içeriği azaltılmış veya tamamen doğal ürünler tercih edilebilir. Evde sirke, karbonat ve limon gibi malzemelerle doğal temizlik ürünleri yapılabilir.

Sinüzit ve Yüz Felci Hakkındaki Doğru Bilinen Yanlışlar! Haber

Sinüzit ve Yüz Felci Hakkındaki Doğru Bilinen Yanlışlar!

Islak saçla uyumanın sinüzite yol açtığı düşüncesinin bu inanışlar arasında olduğunu aktaran Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Sinüzit, genellikle nezle ve grip enfeksiyonları sırasında virüslerin sinüs boşlukları içinde iltihap oluşturmasıyla meydana gelir. Bu durumun saç telleriyle ya da saçın ıslak olmasıyla ilişkili olduğunu gösteren herhangi bir bilimsel çalışma bulunmaz.” dedi. Yüz felcinin ise sık yanlış anlaşılan bir başka sağlık sorunu olarak öne çıktığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, çoğunlukla kendiliğinden iyileşse de kalıcı yüz felci ve diğer komplikasyonlara karşı erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığının altını çizdi. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, toplumda yaygın olan sağlıkla ilgili inanışların bilimsel karşılığını, sinüzit ve yüz felci örnekleri üzerinden değerlendirdi. Nesilden nesile aktarılan bazı inanışlar, sorgulanmadan doğru kabul edilebiliyor! Toplumda nesilden nesile aktarılan bazı inanışların, çoğu zaman bilimsel dayanağı olup olmadığı sorgulanmadan doğru kabul edildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Günlük yaşamda sıkça duyduğumuz bu ifadeler, özellikle soğuk algınlığı, enfeksiyonlar ve sinir sistemi hastalıklarıyla ilişkilendirilir.” dedi. Kültürümüzde yerleşmiş olan inanışlardan örnekler veren Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “En çok duyduklarımız ‘dondurma yersen bademcik iltihabı olursun’, ‘çıplak ayakla taşa basma böbreklerini üşütürsün’, ‘taşa oturma bağırsaklarını üşütürsün’, ‘boynuna atkı sar boğazın şişmesin’ ve özellikle soğuk havalarda çok sık duyduğumuz ‘ıslak saçla yatarsan sinüzit olursun’ deyimleridir. Bu ifadelerin hiçbirinin tıpta ispatlanmış bir çalışması yoktur.” açıklamasını yaptı. Sinüzitin saçın ıslak kalmasıyla ilişkili olduğunu gösteren bilimsel çalışma yok! Sinüzitin, genellikle nezle ve grip enfeksiyonları sırasında virüslerin sinüs boşlukları içinde iltihap oluşturmasıyla meydana geldiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Bu durumun saç telleriyle ya da saçın ıslak olmasıyla ilişkili olduğunu gösteren herhangi bir bilimsel çalışma bulunmaz.” dedi. Saç derisi ile nazal mukozanın anatomik olarak birbirinden oldukça uzak bölgelerde yer aldığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Ayrıca bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan bir etkileşim söz konusu değildir. Buna rağmen, bireylerin kendilerini koruma konusunda azami dikkat göstermeleri elbette önemlidir. Her ne kadar ıslak saçla uyumanın sinüzite yol açtığı bilimsel olarak kanıtlanmamış olsa da, konfor, genel hijyen ve vücut direncinin korunması açısından ıslak saçla uyumamak daha sağlıklı bir tercih olabilir.” şeklinde konuştu. Yüz felci, yüz sinirindeki iletim bozukluğuyla gelişir! Günlük hayatta sıkça yanlış yorumlanan bir diğer durumun ise yüz felci olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Yüz felci, yüz kaslarını hareket ettiren yüz sinirinin iletiminin durması ve bu nedenle mimik kaslarının çalışamaması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır.” dedi. Yüz sinirinin motor dallarının beyinden çıktıktan sonra kulak kemiği olarak bilinen temporal kemik içinde dar bir kanaldan ilerlediğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Rahimi şunları söyledi: “Bu kanaldan çıktıktan sonra yanaktaki tükürük bezesinin içine girer ve çeşitli dallara ayrılarak yüzümüzdeki mimikleri oluşturan kasları hareket ettirir. Özellikle bu dar kemik kanal içinden geçerken sinirde herhangi bir ödem oluşması durumunda sinir iletimi bozulur ve kaslar görevini yapamaz. Bu tabloya yüz felci adı verilir. Bunun yanı sıra, tükürük bezi ameliyatları, çeşitli kafa travmaları ya da cerrahi kesiler sırasında sinirin bazı bölümleri zarar görebilir. Bu gibi durumlarda da sinir iletimi durur, ilgili bölgede mimik kasları çalışmaz ve yüz hareketlerinde belirgin bir asimetri oluşur.” Yüz felciyle karşılaşıldığında zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı! Yüz felçleri içinde en sık karşılaşılan tablonun, Bell’s palsi olarak adlandırılan ve kemik içindeki ödeme bağlı olarak gelişen felç olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Bu tür yüz felçleri büyük oranda kendiliğinden düzelir.” dedi. Ancak düşük bir ihtimal de olsa, iyileşmenin gerçekleşmediği durumlar da olabileceğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Kalıcı yüz felci gelişebilir. Bu durumda yüzde asimetri ve estetik açıdan şekil bozuklukları ortaya çıkar. Yüz felciyle karşılaşıldığında zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması son derece önemlidir. İlk olarak yapılması gereken, felcin santral mi (beyin kaynaklı) yoksa periferik mi (sinir trasesi boyunca) geliştiğinin ayırt edilmesidir. Bu ayrım tedavi yaklaşımını doğrudan belirler. Ardından, aynı tarafta kulak enfeksiyonu, kolesteatoma, temporal kemik fraktürü ya da tükürük bezine ait kitle veya cerrahi öykü olup olmadığı değerlendirilmelidir.” ifadelerini kullandı. Tedaviye erken başlamak başarı oranını her zaman artırır! Göz kapağını kapatan kasları uyaran sinirin de fasiyal sinirin dallarından biri olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Yüz felcinde gözün kapanamaması, göz kuruluğu ve enfeksiyon riskini artırdığı için ayrıca önem taşır.” dedi. Tedaviye mümkün olduğunca erken başlanmasının başarı oranını her zaman artırdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, sözlerini şöyle tamamladı: “Tedavi sürecinde ilaçlar, fizik tedavi uygulamaları, masaj, sıcak uygulamalar ve destekleyici yöntemler birlikte kullanılabilir. Bazı durumlarda herpes zoster virüsü, kulak çevresinde döküntülerle birlikte işitme kaybı, kulak çınlaması ve yüz felcini aynı anda ortaya çıkarabilir. Bu tabloda kalıcı hasar riski daha yüksek olduğu için ek ve daha yoğun tedavi yöntemlerine başvurulması gerekir.”

Uzmanlar Açıkladı: Şap Hastalıklı Hayvanın Yoğurdu Nasıl Anlaşılır? Tüketici Ne Yapmalı? Haber

Uzmanlar Açıkladı: Şap Hastalıklı Hayvanın Yoğurdu Nasıl Anlaşılır? Tüketici Ne Yapmalı?

Son dönemde hayvancılık sektörünün gündemini meşgul eden Şap Hastalığı (Şap), tüketicilerin süt ve süt ürünleri, özellikle de yoğurt ve peynir gibi temel gıdaların güvenilirliği konusunda endişelenmesine neden oluyor. Peki, şap hastalığı taşıyan bir hayvandan üretilmiş yoğurt, görünüş veya tat olarak anlaşılabilir mi? Şap Hastalığı Nedir ve İnsan Sağlığına Etkisi Öncelikle en önemli bilgi: Şap Hastalığı, büyükbaş ve küçükbaş hayvanları etkileyen viral bir enfeksiyon olmasına rağmen, insanlara bulaşma riski (zoonoz riski) çok düşüktür ve bu hastalıktan dolayı ciddi bir salgın riski beklenmemektedir. Uzmanlar, şap hastalığı olan hayvandan elde edilen sütün veya yoğurdun tadında, kokusunda veya görünümünde belirgin, ayırt edici bir değişiklik olmayacağını belirtiyor. Bu nedenle, yoğurdun durumunu sadece duyusal analizle anlamak neredeyse imkansızdır. Şap Hastalığı Yoğurtta Nasıl Etkisiz Hale Gelir? Gıda Güvenliği otoriteleri, süt ürünleri tüketicilerini rahatlatan kritik bir noktaya dikkat çekiyor: Pastörizasyon ve Kaynatma: Şap virüsü, ısıya karşı dayanıksızdır. Süt, 70°C ve üzeri sıcaklıklara ulaştığında (pastörizasyon veya kaynatma işlemi sırasında) virüs büyük ölçüde yok olur. Fermentasyon: Yoğurt, sütün fermentasyonu (mayalanması) ile üretilir. Bu süreçte oluşan düşük pH (asitlik) seviyesi de virüsün canlılığını sürdürmesini engeller. Sanayi Üretimi: Market raflarındaki endüstriyel olarak üretilmiş (pastörize) yoğurtlar ve sütler, uygulanan ısıl işlemler sayesinde güvenle tüketilebilir. Risk, genellikle pastörize edilmemiş çiğ süt ve bu sütten evde yapılan ürünlerde daha yüksektir. Tüketici Olarak Nelere Dikkat Etmelisiniz? Şap tehdidine karşı tüketicilerin yapması gerekenler, hijyen ve kaynağı doğrulama konularına odaklanmalıdır: Lisanslı Ürünleri Tercih Edin: Her zaman Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından denetlenen, lisanslı ve kayıtlı işletmelerin pastörize ürünlerini tercih edin. Çiğ Süt Riskini Yönetin: Çiğ süt alıyorsanız, kaynağının güvenilir olduğundan emin olun ve kullanmadan önce mutlaka iyice kaynatın. Ambalajı Kontrol Edin: Ürünün son kullanma tarihini ve ambalaj bütünlüğünü kontrol edin. Unutulmamalıdır ki, yetkililer şap hastalığının yayılmasını engellemek için karantina ve aşılama çalışmaları yürütmektedir. Tüketicinin yapması gereken en iyi şey, panik yerine bilinçli tercihler yapmaktır.

Keskinoğlu, Avrupa’ya Pastörize Sıvı Yumurta İhracatına Başladı Haber

Keskinoğlu, Avrupa’ya Pastörize Sıvı Yumurta İhracatına Başladı

Şirketin sürdürülebilir büyüme ve globalleşme vizyonunun önemli bir adımı olan bu gelişme, Keskinoğlu’nun kalite ve güven odaklı üretim yaklaşımını uluslararası arenaya taşıma kararlılığını ortaya koyuyor. Günlük 5,8 milyon adet üretim kapasitesiyle Türkiye’nin en büyük yumurta üreticisi olmanın yanı sıra en büyük yumurta ihracatçılarından da biri olan Keskinoğlu, Kasım ayı itibarıyla pastörize sıvı yumurta ürünlerini de ihracat portföyüne ekledi. Keskinoğlu Yumurta Grubu Direktörü Burak Özkan, başlayan pastörize sıvı yumurta ihracatına ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Yumurta üretimindeki yüksek kalite standartlarımız, kendi yumurtalarımızla ürettiğimiz pastörize sıvı yumurta ürünlerimize de birebir yansıyor. Kasım ayı itibarıyla bu ürün grubunu da ihracat faaliyetlerimize dahil ettik. Hijyenin yanında zaman ve iş gücü tasarrufu sağlaması nedeniyle tercih edilen pastörize sıvı yumurta ürünlerimiz, pratik ambalajlarıyla mutfaklarda kullanım kolaylığı sunarken aynı zamanda kalite ve güvenliği garanti ediyor. Ürünlerimiz müşterilerimize maliyet avantajı da sağlıyor. Avrupa’nın yanı sıra Orta Doğu pazarlarında da talebin arttığını gözlemliyoruz. Bu doğrultuda ihracata yönelik üretim kapasitemizi artırarak inovatif ürünler sunmaya devam edeceğiz. Amacımız hem iç pazarda hem de uluslararası arenada güvenilir, sağlıklı ve yüksek kaliteli pastörize sıvı yumurta ürünlerimizle Keskinoğlu’nu ve Türk yumurta sektörünü en iyi şekilde temsil etmektir.” İleri teknolojiyle donatılmış tesislerinde, uluslararası gıda güvenliği ve hijyen standartlarına uygun üretim yapan Keskinoğlu, Avrupa’ya başlattığı pastörize sıvı yumurta ihracatıyla global pazarlardaki konumunu güçlendirirken, kalite ve sürdürülebilirlik odaklı üretim anlayışını da uluslararası ölçekte yaygınlaştırmayı hedefliyor.

Kontakt Lens Kullananlar İçin 4 Altın Kural Haber

Kontakt Lens Kullananlar İçin 4 Altın Kural

Dünya genelindeki kontakt lens kullanıcılarının yüzde 70'inin kadınlardan oluştuğu ve bu kullanıcıların çoğunun cilt bakımı ve makyaj gibi rutinlere özen gösterdiği biliniyor. Ancak göz sağlığını korumak için kontakt lensler ve kozmetik ürünler arasındaki etkileşimlerin göz önünde bulundurulması gerekiyor. Türk Oftalmoloji Derneği Derneği Kontakt Lens Birim Başkanı Prof. Dr. Zeynep Özbek kontakt lens kullanırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi. Türkiye’de 1928 yılında kurulan ülkemizin en köklü derneklerinden, Türk göz doktorlarını temsil eden Türk Oftalmoloji Derneği 59. Ulusal Kongresi 19-23 Kasım 2025 tarihleri arasında Antalya’da düzenleniyor. Kongre kapsamında göz hastalıkları ve tedavi yöntemleri ile ilgili son gelişmelerin ele alındığı bilimsel sunumlar ve tartışmalar yapılıyor. Göz sağlığı ve hastalıkları konusunda halkı bilinçlendirmeye yönelik faaliyetler yürüten Türk Oftalmoloji Derneği Derneği Kontakt Lens Birim Başkanı Prof. Dr. Zeynep Özbek açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Zeynep Özbek, kırma kusuru olan ve gözlükle rahat edemeyen kişiler için hayatı kolaylaştıran kontakt lenslerin yanlış kullanılması halinde ciddi sorunlara yol açabileceğinin altını çizdi. Göz doktoruna danışılmadan kontakt lens kullanımına başlanmaması gerektiğini vurguladı. Kontakt lenslerin kırma kusurları için, bazı göz hastalıklarında tedavi amaçlı ve bazen de kozmetik amaçla kullanıldığını söyleyen Dr. Zeynep Özbek, kontakt lens kullanımı ile ortaya çıkabilecek en önemli problemlerin, kornea enfeksiyonları, immün reaksiyonlar, alerjik problemler, kuru göz ya da lensle ilgili sorunlar olabileceğini söyledi. Prof. Dr. Zeynep Özbek açıklamalarına şöyle devam etti: “Kontakt lensler, gözlüklerden farklı olarak doğrudan göz yüzeyine uygulanır ve tüm gün boyunca kornea üzerinde kalır. Bu, kontakt lenslerin gözyaşı ve göz kapağı çevresiyle sürekli temas halinde olduğu anlamına gelir. Gün içinde 12-20 bin kez göz kırptığımız düşünüldüğünde, göz altı kremleri, far, rimel, eyeliner, gibi ürünlerin göz ve lens yüzeyine bulaşma olasılığı oldukça yüksektir. Özellikle gözün refleks olarak sulandığı durumlarda çöz çevresine uygulanmış tüm maddeler göz yüzeyine ve lens üzerine dağılır. Bilimsel çalışmalar bu tip ürünlerin kontakt lens yüzeyinde birikebildiğini göstermiştir. Her ne kadar her akşam uyumadan önce lenslerimizi çıkarıp solüsyonla temizlesek de bazı yağ bazlı içerikler (özellikle su ile çıkmayan) kalıcı olarak lensin yapısında kalabilmekte uzamış kullanımda alerjik reaksiyonlara ve bağışıklık sistemine bağlı sorunlara yol açabilmektedir.” Sağlıklı ve hijyenik kontakt lens kullanımı için altın kurallar: Göz sağlığınızı riske atmamak adına lens kullanımı ve kozmetik ürünlerle ilgili detaylı bilgiyi mutlaka bir göz hekiminizden alın. Hijyen Önceliklidir: Lens takmadan önce ellerinizi sabunla iyice yıkayın, durulayın ve kurulayın. Tırnaklarınızın kısa olmasına özen gösterin. Makyaj yapmadan önce takın: Lenslerinizi ellere, yüze ve göze bir şey sürmeden önce ve makyaj yapmadan önce takın. Makyaj yaparken lens yüzeyine bulaşma riskini azaltmak için kirpik diplerine ürün sürmekten kaçının. Doğru Sıralamayı İzleyin: Lenslerinizi çıkarırken önce ellerinizi iyice sabunla yıkayıp, durulayın ve kurulayın. Temiz elinizle önce lenslerinizi çıkarıp lens kabına yerleştirip solüsyon koyun. Ardından makyajınızı temizleyin. Lens gözde iken uygulanacak makyaj temizleme ürünleri lens yapısına zarar verebilir. Kalıcı Makyaj ve Yapay Kirpik Uygulamaları: Kirpik diplerinde yer alan ve gözyaşına katkıda bulunan Meibomian bezlerine zarar verebileceklerinden bu işlemler için uygulayıcının bilgisi ve kullanılacak malzeme konusunda dikkatli olun. Bu tür uygulamalar ciddi alerji ve enfeksiyonlara yol açabilir. Kontakt lens kullanımı sırasında gözde ağrı, kızarıklık, yanma, batma gibi sorunlar olursa kontakt lensinizi hemen çıkarıp, lensiniz, lens kabı ve solüsyonunuz ile birlikte göz hekimize başvurun, çünkü eğer bir enfeksiyon varsa bunlardan örnek almak gerekir.

Sokak Lezzetleri Besin Zehirlenmesi Riskini Artırıyor! Haber

Sokak Lezzetleri Besin Zehirlenmesi Riskini Artırıyor!

Nev Sağlık Grubu Gastroenteroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Özel, özellikle yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte sokak lezzetlerinin besin zehirlenmesi riskini önemli ölçüde yükselttiğini belirterek vatandaşları uyardı. Özel, son dönemde yaşanan ve ölümle sonuçlanabilen ciddi vakalara dikkat çekerek, “Hızlı, ekonomik ve lezzetli olması nedeniyle tercih edilen sokak lezzetleri; uygun olmayan saklama koşulları ve hijyen yetersizliği nedeniyle tehlikeli hâle gelebilir” dedi. “Besin zehirlenmesi ciddi bir klinik tablo” Besin zehirlenmesinin, mikroorganizmalar veya toksinlerle kontamine olmuş gıdaların tüketilmesi sonucu ortaya çıkan bir klinik durum olduğunu belirten Dr. Özel, en sık rastlanan etkenleri şöyle sıraladı: “Salmonella, Staphylococcus aureus toksinleri, E. Coli, Clostridium perfringens, Norovirüs, Vibrio türleri (özellikle deniz ürünlerinde.” “Herkes risk altında ancak bazı gruplar daha savunmasız” Bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerin besin zehirlenmesine karşı daha hassas olduğunu vurgulayan Özel, “5 yaş altı çocuklar, 65 yaş üzeri bireyler, hamileler, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçları kullananlar daha ağır seyirli tabloyla karşılaşabilir” ifadelerini kullandı. “Gıda zehirlenmesi bulaşıcıdır” Gıda kaynaklı enfeksiyonların bulaşıcı olduğuna dikkat çeken Dr. Özel, kusma ve dışkı yoluyla mikroorganizmaların çevreye kolayca yayılabileceğini, bu nedenle kapalı alanlarda hızlı bulaşma görüldüğünü belirtti. Sokak lezzetlerinde risk neden artıyor? Uzm. Dr. Mustafa Özel’e göre sokak lezzetlerinde riskin daha fazla olmasının başlıca sebepleri şunlar: Uygun Olmayan Saklama Koşulları “Et, tavuk ve deniz ürünleri tezgâhlarda uzun süre açıkta bekleyebiliyor. 5–60°C arası bizim ‘tehlikeli sıcaklık bölgesi’ dediğimiz aralıktır; bakteriler bu sıcaklıklarda hızla çoğalır.” 2. Hijyen Eksikliği “Satıcıların el hijyeni, kullandıkları bıçak, tahta ve ekipmanların temizliği kritik öneme sahiptir. Çiğ ve pişmiş gıdaların aynı ekipmanla hazırlanması ciddi risk oluşturur.” 3. Denetim Eksikliği “Sokak satıcılarının bir kısmı düzenli gıda güvenliği denetimlerinden geçmediği için risk fark edilmeden artabilir.” 4. Su Kaynaklı Riskler “Özellikle midye gibi ürünlerde deniz suyu temizliği çok önemlidir. Kirli sularda toplanan midyelerde ağır metal ve mikroorganizma riski yüksektir. Salata ve soslarda kullanılan suyun temiz olmaması da zehirlenmeye davetiye çıkarır.” En yüksek risk taşıyan sokak lezzetleri Uzm. Dr. Özel, en riskli besinleri şöyle sıraladı: Midye dolma / midye tava: Vibrio ve Salmonella riski yüksek. Tavuk döner / et döner: Yetersiz pişirme ve uzun süre sıcaklıkta bekleme nedeniyle tehlikeli. Kokoreç: İç organ temelli kontaminasyon ve hijyen sorunları. Kumpir ve garnitürlü ürünler: Mayonez ve salataların oda sıcaklığında beklemesi büyük risk. Balık ekmek ve kızartmalar: Çok kullanılan yağ ve çapraz bulaşma tehlikesi. Belirtiler genellikle 1–72 saat içinde başlıyor Belirtilerin çoğunlukla birkaç saat içinde ortaya çıktığını belirten Özel, şikâyetleri şöyle sıraladı: “Bulantı, kusma, karın ağrısı, kramp, sulu ishal, ateş, halsizlik ve nadiren kanlı ishal.” Ne zaman doktora başvurmalı? Dr. Özel, şu belirtilerin görüldüğü durumlarda gecikmeden hastaneye başvurulması gerektiğini de vurguladı: “24-48 saatten uzun süren kusma veya ishal, kanlı ishal, 38.5°C üzeri ateş, aşırı halsizlik, bayılma hissi, dehidratasyon bulguları (ağız kuruluğu, çökük gözler) ve risk grubundaki bireylerde herhangi bir belirti ortaya çıktığında.” “Basit önlemlerle kendinizi koruyabilirsiniz” Uzm. Dr. Mustafa Özel, sokak lezzetlerini seven vatandaşlara şu önerilerde bulundu: “Satıcı seçimine dikkat edin. Kalabalık ve sirkülasyonu yüksek tezgâhları tercih edin. Yemeğin hazırlığını gözlemleyin. Kullanılan ekipmanların temizliğine bakın. Sıcak-soğuk zincirine dikkat edilmeli. Sıcak yemek sıcak, soğuk yemek soğuk tüketilmelidir. Tezgâhta uzun süre beklemiş yiyeceklerden kaçının. El hijyeni çok önemli. Eller mutlaka yıkanmalı, mümkün değilse dezenfektan kullanılmalıdır. Midye, tavuk ve et ürünlerinde ekstra özen gösterilmeli. Kaynağı belli olmayan midyelerden uzak durulmalı. Tavuk ve et ürünlerinin tamamen pişmiş olduğuna dikkat edilmeli.”

Otellerde Yapılan İlaçlamalar Sağlık Açısından Büyük Riskler Taşıyor! Haber

Otellerde Yapılan İlaçlamalar Sağlık Açısından Büyük Riskler Taşıyor!

Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Üyesi, ARGE ve Yenilikçi Politikalar Direktörü Doç. Dr. Müge Ensari Özay, haşerelerle mücadelenin doğru şekilde yapılmaması durumunda ciddi sağlık risklerinin ortaya çıkabileceğine dikkat çekti. Oteller haşere ve kemirgenlerin üremesi için ideal ortamlar oluşturuyor… Otellerin, yoğun insan sirkülasyonunun olduğu, gıda servisinin yapıldığı ve farklı iklim koşullarında sürekli kullanılan alanlar olduğunu bunun da haşere ve kemirgenlerin üremesi için ideal ortamları beraberinde getirdiğini kaydeden Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Hamamböceği, tahtakurusu, kemirgen, sinek ve sivrisinek gibi zararlılar yalnızca konforu bozmakla kalmaz; salmonella, escherichia coli, leptospiroz, hantavirüs ve alerjen partiküller gibi halk sağlığını tehdit eden riskleri taşır. Bu nedenle ilaçlama uygulamaları hem gıda güvenliğini hem misafir sağlığını hem de işletmenin yasal yükümlülüklerini korumak için kritik öneme sahiptir. Doğru pestisit kontrol stratejileri, otelleri biyolojik bulaşlardan ve hijyen skandallarından koruyarak işletmenin sürdürülebilirliğini doğrudan etkiler.” dedi. Pestisitler kontrollü kullanılmadığında akut ve kronik sağlık riskleri doğurabiliyor “Otellerde yapılan ilaçlamalar sağlık açısından büyük riskler taşır.” diyen Doç. Dr. Müge Ensari Özay, şöyle devam etti: “Pestisitler kontrollü kullanılmadığında akut ve kronik sağlık riskleri doğurabilir. Akut etkiler arasında solunum yolu irritasyonu, göz-kulak-burun yanması, baş ağrısı, mide bulantısı, ciltte kızarıklık veya nörolojik belirtiler bulunur. Kronik maruziyetlerde ise endokrin sistem bozuklukları, bazı kanser türleri, nörotoksik etkiler ve üreme sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlar literatürde yer almaktadır. Özellikle kapalı alanlarda yapılan sisleme, fumigasyon veya yüksek hacimli uygulamalar sonrası yüzeylerde pestisit kalıntısı kalabilir ve bu kalıntılar çocuklar, yaşlılar, hamileler ve astım hastaları için daha ciddi riskler yaratır. Yanlış doz, etiket dışı kullanım ve yetersiz havalandırma zehirlenme riskini artıran başlıca faktörlerdir.” Otel ilaçlamasında İSG açısından dikkat edilmesi gereken kurallar! Otellerde ilaçlama yapılırken İSG açısından dikkat edilmesi gereken temel kurallar bulunduğuna işaret eden Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Türkiye’de 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na göre işveren, çalışanlarını kimyasal risklere karşı bilgilendirmek, uygun kişisel koruyucu donanım (maske, gözlük, eldiven, tulum) sağlamak ve güvenlik bilgi formlarını (SDS/MSDS) erişilebilir kılmak zorundadır. Uygulama sırasında yalnızca eğitimli ve yetki belgesine sahip personel çalışmalı, kapalı alanlarda havalandırma sağlanmalı ve alanda yetkisiz kişilerin bulunmasına izin verilmemelidir. Ayrıca risk değerlendirmesi yapılmalı, kullanılan kimyasalların etiket talimatlarına uyulmalı ve tekrar giriş süreleri kayıt altına alınmalıdır.” diye konuştu. Tamamı ruhsatlandırılmış ürünler olmak zorunda! Türkiye’de otellerde ilaçlama ile ilgili yasal düzenlemeler çerçevesinde otellerde kullanılan pestisitlerin tamamının, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış halk sağlığı amaçlı ürünler olmak zorunda olduğunu anlatan Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Halk Sağlığı Alanında Haşere ile Mücadele Usul ve Esasları” ve “Biyosidal Ürünler Yönetmeliği” nin hangi ürünlerin, hangi dozlarda, hangi alanlarda kullanılabileceğini düzenlediğini söyledi ve “Uygulamayı yapan firmaların sorumlu müdür bulundurması, uygulayıcılarının yetki belgesine sahip olması ve yapılan işlemlerin kayıt altına alınması zorunludur. Ayrıca 6331 sayılı İSG Kanunu, kimyasalların kullanımı sırasında işverenin eğitim, bilgilendirme ve koruma yükümlülüklerini belirler. Bu çerçevede oteller hem sağlık hem de mevzuat uyumunu sağlamakla yükümlüdür.” şeklinde konuştu. Uyarı notu bırakılmalı, uygulama saatleri önceden duyurulmalı! İlaçlama hizmeti veren firmaların denetiminin, İl ve İlçe Sağlık Müdürlükleri ile Tarım ve Orman Bakanlığı birimleri tarafından yapıldığını da dile getiren Doç. Dr. Müge Ensari Özay, şöyle devam etti: “Ancak sıklık, illere, turizm yoğunluğuna ve şikâyet bildirimlerine göre değişkenlik gösterebilir. Firmaların ruhsat geçerliliği, kullanılan ürünlerin etiket ve ruhsat uygunluğu, uygulayıcı sertifikaları ve kayıt tutma süreçleri düzenli olarak kontrol edilir. Oteller ilaçlama süreçlerinde personel bilgilendirmesi yasal bir zorunluluktur. 6331 sayılı kanun gereği çalışanların maruz kalabileceği kimyasallar hakkında bilgilendirilmesi, eğitim verilmesi ve gerekli koruma ekipmanının sağlanması gerekir. Misafir bilgilendirmesi ise mevzuatta açık bir zorunluluk olarak yer almasa da uluslararası iyi uygulamalarda oda kapısına uyarı notu bırakılması, uygulama saatlerinin önceden duyurulması veya kapatma sürelerinin misafirlere bildirilmesi önerilir.” En koruyucu yaklaşım 24 saatlik bekleme ve güçlü havalandırma İlaçlamadan sonra odalar veya ortak alanların kullanım süresinin, kullanılan ürünün türüne ve uygulama metoduna göre değiştiğini de ifade eden Doç. Dr. Müge Ensari Özay, sözlerini şöyle tamamladı: “Etiket talimatlarında belirtilen ‘tekrar giriş (re-entry)” süresi temel referanstır; bazı yüzey spreylerinde 1–2 saatlik havalandırma yeterliyken sisleme veya fumigasyon gibi yoğun uygulamalarda süre 12–24 saati aşabilir. Oda veya ortak alan tekrar kullanılmadan önce mutlaka havalandırılmalı, temas yüzeyleri temizlenmeli ve gıda hazırlama alanlarında ekstra hijyen sağlanmalıdır. Etiket talimatı net değilse, en koruyucu yaklaşım 24 saatlik bekleme ve güçlü havalandırmadır.”

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.