Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Hormonal Değişiklikler

Kapsül Haber Ajansı - Hormonal Değişiklikler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hormonal Değişiklikler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gece 03.00’te Uyanıyorsanız Dikkat Nedeni Sandığınızdan Farklı Olabilir Haber

Gece 03.00’te Uyanıyorsanız Dikkat Nedeni Sandığınızdan Farklı Olabilir

Gece yarısı aniden uyanmak, saate bakmak ve ardından yeniden uykuya dalmaya çalışmak pek çok kişinin yaşadığı bir durum. Özellikle sabaha karşı yaşanan uyanmalar, kimi zaman kişinin uyku kalitesini ve ertesi günkü yaşamını olumsuz etkileyebiliyor. Sosyal medyada saat 03.00'te uyanmanın belirli organların işleyişiyle bağlantılı olduğuna ilişkin paylaşımlar dikkat çekerken, Doç. Dr. Tuğba Atmaca Temrel, insan bedeninin belirli saatlere göre değerlendirilmesinin bilimsel açıdan doğru olmadığını ifade etti. Gece uyanmalarının tek bir nedene bağlanamayacağını belirten Temrel, uyku düzeninin fiziksel ve zihinsel birçok faktörden etkilenebildiğine işaret etti. STRES VE GÜNLÜK ALIŞKANLIKLAR UYKU KALİTESİNİ ETKİLİYOR Yoğun iş temposu, ekonomik kaygılar, aile sorumlulukları ve gün boyunca devam eden zihinsel yorgunluk, gece uykusunun bölünmesine neden olabiliyor. Kişi gün içerisinde kendisini stresli hissetmese bile zihinsel yoğunluk ve yeterince dinlenememek uyku kalitesini etkileyebiliyor. Gün içinde ertelenen düşünceler ve kaygılar da gecenin sessiz saatlerinde daha belirgin hale gelebiliyor. Doç. Dr. Temrel, uyku sorunlarının değerlendirilmesinde yalnızca gece yaşanan belirtilerin değil, kişinin günlük yaşam düzeninin de dikkate alınması gerektiğini belirtti. GECE SAATE BAKMAK UYKUYA DÖNÜŞÜ ZORLAŞTIRABİLİR Gece uyanıldığında sık yapılan davranışlardan biri de saate bakmak ve ardından telefona yönelmek. Ancak telefon ekranından gelen ışık, sosyal medya içerikleri ve haber akışı zihinsel uyanıklığı artırarak yeniden uykuya dalmayı güçleştirebiliyor. Sürekli saati kontrol etmek ise kişinin ne kadar az uyuduğuna odaklanmasına neden olabiliyor. Özellikle sabah erken kalkma zorunluluğu bulunan kişilerde, yeterince uyuyamama düşüncesi kaygıyı artırarak uykuya dönüş süresini uzatabiliyor. Bu nedenle gece uyanmalarında telefon kullanımından ve sürekli saat kontrolünden kaçınılması önem taşıyor. AKŞAM RUTİNİ GECE UYKUSUNU BELİRLİYOR Uyku kalitesini etkileyen faktörlerin yalnızca yatak odasıyla sınırlı olmadığını belirten Doç. Dr. Temrel, gün içerisinde edinilen alışkanlıkların da gece uykusunda belirleyici olabileceğine dikkat çekti. Geç saatlerde kafein tüketmek, yatmadan hemen önce ağır yemekler yemek, düzensiz saatlerde uyumak, uzun süre ekran karşısında kalmak ve fiziksel hareketin yetersiz olması uyku düzenini olumsuz etkileyebiliyor. Düzenli uyku saatleri oluşturmak, akşam saatlerinde zihinsel uyarımı azaltmak ve gün içerisinde yeterli hareket etmek ise uyku kalitesinin desteklenmesine yardımcı olabiliyor. HER GECE AYNI SAATTE UYANMAK HASTALIK BELİRTİSİ Mİ? Saat 03.00'te uyanmanın tek başına belirli bir organın sorun yaşadığı anlamına gelmediğini vurgulayan Doç. Dr. Tuğba Atmaca Temrel, gece uyanmalarının farklı nedenlerle ortaya çıkabileceğini belirtti. Bununla birlikte uyanmaların sıklaşması, yeniden uykuya dalmakta güçlük yaşanması, gündüz saatlerinde belirgin yorgunluk hissedilmesi veya başka belirtilerin eşlik etmesi durumunda uzman değerlendirmesinin önem taşıdığına dikkat çekti. Uyku sorunlarının stres ve yaşam alışkanlıklarının yanı sıra hormonal değişiklikler ve farklı sağlık sorunlarıyla da ilişkili olabileceğini ifade eden Temrel, uzun süren şikâyetlerde kişinin kendi kendine tanı koymaması gerektiğini vurguladı. “BEDENİN VERDİĞİ SİNYALLER GÖZ ARDI EDİLMEMELİ” Yorgunluk, uykusuzluk, gerginlik ve dikkat dağınıklığı gibi belirtilerin kişinin dinlenme ihtiyacına işaret edebileceğini belirten Doç. Dr. Tuğba Atmaca Temrel, her belirtinin ciddi bir hastalıkla ilişkilendirilmesinin doğru olmadığı gibi uzun süren şikâyetlerin de görmezden gelinmemesi gerektiğine dikkat çekti. Gece uyanmalarının değerlendirilmesinde uyku saatleri, günlük stres düzeyi ve yaşam alışkanlıklarının birlikte ele alınması gerektiğini ifade eden Temrel, kaliteli uykunun yalnızca uyunan süreyle değil, kişinin ne kadar dinlenmiş hissettiğiyle de ilişkili olduğunu belirtti. Doç. Dr. Tuğba Atmaca Temrel, sağlık alanındaki uzman görüşleri ve toplumsal farkındalık oluşturan açıklamalarıyla kamuoyunu bilgilendirmeyi sürdürüyor. North PR Media ise bu kapsamda yürüttüğü stratejik iletişim ve medya ilişkileri çalışmalarıyla Temrel’in uzmanlık alanındaki değerlendirmelerini geniş kitlelerle buluşturmayı hedefliyor. North PR Media, basın ve kurumsal iletişim süreçlerini yürütmeye devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aft Nedir, Neden Olur? Ağız İçindeki Aft Nasıl Geçer? Haber

Aft Nedir, Neden Olur? Ağız İçindeki Aft Nasıl Geçer?

Ağız içinde görülen küçük ancak ağrılı yaralar, toplumda yaygın olarak “aft” olarak biliniyor. Genellikle dudakların ve yanakların iç kısmında, dilde veya ağız tabanında ortaya çıkan aftlar; beyaz, sarı ya da gri renkli bir merkezin çevresindeki kızarıklıkla fark edilebiliyor. Sağlık Bakanlığı kaynaklarında aft, ağız içindeki mukozal yüzeyde meydana gelen küçük ve ağrılı lezyonlar olarak tanımlanıyor. Aft oluşumunda ağız içindeki dokuların travmaya uğraması, vitamin ve mineral eksiklikleri, genetik yatkınlık ve bağışıklık sistemiyle ilişkili faktörlerin etkili olabileceği belirtiliyor. Aft Nedir? Aft, ağız içindeki yumuşak dokularda meydana gelen, çoğunlukla yuvarlak veya oval şekilli ağrılı yaralardır. Aftöz ülser olarak da adlandırılan bu yaralar genellikle beyazımsı, sarı veya gri bir merkeze ve kırmızı bir çevreye sahiptir. Aftlar özellikle yemek yeme ve konuşma sırasında ağrıya yol açabilir. Sıcak, baharatlı, tuzlu veya asitli yiyecekler yaranın tahriş olmasına ve rahatsızlığın artmasına neden olabilir. Aftların uçukla karıştırılmaması da önem taşıyor. Tekrarlayan aftöz ülserler bulaşıcı değildir ve temas yoluyla başka kişilere geçmez. Aft Neden Olur? “Aft neden çıkar?” ve “ağızda aft neden olur?” soruları, ağız yarası yaşayan kişilerin en fazla merak ettiği konular arasında yer alıyor. Tekrarlayan aftların kesin nedeni her zaman belirlenemese de aft oluşumunu tetikleyebilen veya şiddetlendirebilen birçok faktör bulunuyor. Ağız veya yanağın yanlışlıkla ısırılması, sert diş fırçalama, keskin dişler, diş telleri ve protezlerin oluşturduğu tahriş aft oluşumunu tetikleyebiliyor. Stres ve yorgunluk da bazı kişilerde aftların ortaya çıkmasıyla ilişkilendiriliyor. Bunun yanında demir, folat ve B grubu vitaminlerinin düşük düzeyleri bazı kişilerde aftlarla ilişkili olabiliyor. Hormonal değişiklikler ile çok sıcak, baharatlı, tuzlu veya asitli yiyecekler de aftları tetikleyebiliyor ya da mevcut yaranın daha fazla rahatsızlık vermesine yol açabiliyor. Afta Ne İyi Gelir? Aft Nasıl Geçer? Aftların önemli bir bölümü herhangi bir ciddi müdahaleye ihtiyaç duymadan kendiliğinden iyileşiyor. Küçük aftların çoğu yaklaşık 1-2 hafta içerisinde düzelebiliyor. İyileşme döneminde ağız hijyeninin korunması, yaranın tekrar tekrar tahriş edilmemesi ve ağız içini rahatsız eden gıdalardan uzak durulması önem taşıyor. Özellikle acı, çok baharatlı, tuzlu, asitli ve sert yiyecekler aft ağrısını artırabileceğinden bunların tüketiminin sınırlandırılması faydalı olabiliyor. Yumuşak bir diş fırçası kullanmak ve ağız içindeki yarayı tahriş etmemek de iyileşme döneminin daha rahat geçirilmesine yardımcı olabilir. Gerektiğinde hekim veya diş hekiminin değerlendirmesiyle ağrıyı azaltmaya ve iyileşmeyi desteklemeye yönelik ağız gargaraları veya lokal tedaviler kullanılabilir. Aft İçin Tuzlu Su Kullanılır mı? Aft konusunda en çok araştırılan yöntemlerden biri de tuzlu suyla ağız çalkalamaktır. Tuzlu su ile yapılan ağız çalkalama, ağız hijyeninin desteklenmesine yardımcı olabilecek yöntemler arasında gösteriliyor. Ancak bu uygulama aftın altında yatan nedeni tedavi eden kesin bir yöntem olarak değerlendirilmemeli. Tekrarlayan Aftlar Neden Önemli? Arada sırada ortaya çıkan ve kısa sürede iyileşen aftlar çoğunlukla ciddi bir sağlık sorununa işaret etmiyor. Ancak sürekli tekrarlayan, normalden büyük olan veya uzun süre geçmeyen ağız yaralarının değerlendirilmesi gerekiyor. Tekrarlayan aftlarda hekim tarafından demir, B12 ve folat gibi değerlerin araştırılması gerekebilir. Daha nadir durumlarda tekrarlayan ağız ülserleri Crohn hastalığı, çölyak veya Behçet hastalığı gibi başka sağlık sorunlarıyla ilişkili olabileceğinden, eşlik eden başka belirtilerin bulunması durumunda tıbbi değerlendirme önem taşıyor. Aft Ne Zaman Tehlikeli Olabilir? Özellikle üç haftadan uzun süren ağız yaralarının hekim veya diş hekimi tarafından değerlendirilmesi öneriliyor. Bunun yanı sıra aftların çok büyük olması, giderek yayılması, sık sık tekrarlaması veya kişinin yemek yemesini ve sıvı tüketmesini ciddi şekilde engellemesi durumunda da sağlık kuruluşuna başvurmak gerekiyor. Sağlık Bakanlığı kaynaklarında da sürekli tekrarlayan ve geçmeyen ağız yaralarının kronik hastalıklar ve diğer olası nedenler açısından araştırılması gerektiğine dikkat çekiliyor. Aft Oluşumunu Azaltmak İçin Nelere Dikkat Edilmeli? Aft oluşumunu tamamen engellemenin kesin bir yolu bulunmasa da ağız içindeki travmaları azaltmak, yumuşak diş fırçası kullanmak, dengeli beslenmek, ağız hijyenine dikkat etmek ve kişide aftı tetiklediği fark edilen yiyeceklerden uzak durmak yararlı olabilir. Sık tekrarlayan aftlarda ise yalnızca yarayı geçirmeye çalışmak yerine altında yatan olası nedenlerin araştırılması önem taşıyor. Özellikle uzun süre iyileşmeyen ağız yaralarında “nasıl olsa afttır” yaklaşımı yerine hekim veya diş hekimi değerlendirmesi öneriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı ⋮⋮⋮⋮

COVID-19 Sonrası Beyin Sisi Şikayetleri Arttı Haber

COVID-19 Sonrası Beyin Sisi Şikayetleri Arttı

Beyin sisinin bir hastalık değil semptomlar grubu olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nihal Işık, “Beyin sisi, tıbbi bir tanıdan çok, düşünme hızı ve bellekle ilgili zorlanmaları anlatan bir ifade. Tek başına hastalık olarak kabul edilmez ancak bazı hastalıkların belirtisi şeklinde ortaya çıkabilir. Belirtiler de zaman zaman artıp azalarak günlük hayatı etkileyecek kadar rahatsız edici olabilir” dedi. En sık görülen yakınmaların isim, tarih ya da kelime unutma, konuşurken doğru kelimeyi bulmakta zorlanma, odaklanma güçlüğü ve yeni bilgileri eskisi kadar hızlı kavrayamama olduğunu ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nihal Işık, “Bazı kişiler için en zorlayıcı kısım aynı anda birkaç işi yönetememektir. Daha önce rahatça yapılan bir işin adım adım planlanması gerekebilir ve bu durum iş performansını, okul başarısını, öz güveni ve sosyal ilişkileri etkileyebilir. Beyin sisinin tek bir nedeni yoktur bununla birlikte uyku kalitesinin bozulması, uykusuzluk ve yüksek stres tetikleyiciler arasında yer alır. Menopoz dönemi ve hormonal değişiklikler de bu tabloyu belirginleştirebilir. Özellikle COVID-19 sonrası uzayan iyileşme süreçleriyle birlikte bu yakınmalar daha sık dile getirilmeye başlandı” dedi. Jet lag da beyin sisine yol açabilir Yaşam tarzı faktörlerinin de beyin sisi üzerinde etkili olabileceğini vurgulayan Işık, “Yetersiz egzersiz, dengesiz beslenme, az su içmek, uzun süre ekrana bakmak, jet lag ve alkol kullanımı zihni sisli hale getirebilir. Bazı kişilerde depresyon ve anksiyete bu şikayetlere eşlik edebilir. Ayrıca diyabet, kansızlık, migren, otoimmün hastalıklar, MS ve kanser tedavisi sürecinde de benzer şikayetler görülebilir. Bu nedenle yakınmalar sıklaşıyor ve günlük hayatı etkiliyorsa durumu netleştirmek için tıbbi değerlendirme gerekir” dedi. Bulmaca, sudoku, yapboz beyni aktif tutuyor Tedavide önceliğin altta yatan nedeni saptamak olduğunu açıklayan Işık, “Eğer altta yatan bir neden varsa asıl çözüm o nedeni tedavi etmektir. Bunun yanında uyku düzenini toparlamak, dengeli beslenmek, yeterli su içmek, alkolü sınırlamak, stres yönetimi tekniklerinden yararlanmak ve düzenli egzersiz yapmak yakınmaları hafifletebilir. Günlük bir rutin oluşturmak, aynı anda çok iş yapmaktan kaçınmak, işleri küçük parçalara bölmek ve dikkat dağıtıcıları azaltmak da zihni toparlamaya yardımcı olur. Ayrıca bulmaca, sudoku, yapboz gibi aktiviteler ya da yeni bir beceri öğrenmek beyni aktif tutar” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.