Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Hukuki Danışmanlık

Kapsül Haber Ajansı - Hukuki Danışmanlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hukuki Danışmanlık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Avrupa'da 2 Milyon Türkün Oturum İzni Var! Türkler Ab'de İkinci Sırada Haber

Avrupa'da 2 Milyon Türkün Oturum İzni Var! Türkler Ab'de İkinci Sırada

Avrupa Birliği İstatistik Ofisi Eurostat'ın 11 Eylül 2026'da yayımladığı veriler, Türk vatandaşlarının Avrupa'daki güçlü varlığını bir kez daha ortaya koydu. 2025 yıl sonu itibarıyla Avrupa Birliği ülkelerinde Türk vatandaşlarının sahip olduğu geçerli oturum izni sayısı 2 milyon 14 bine ulaştı. Türkiye, Fas'ın ardından AB'de en fazla geçerli oturum iznine sahip AB dışı ülke vatandaşlıkları arasında ikinci sırada yer aldı. Eurostat verilerine göre Avrupa Birliği genelinde AB dışı ülke vatandaşlarına ait geçerli oturum izni sayısı 27,8 milyona ulaşırken, bu rakam 2024 yılına göre %4,6 artış gösterdi. Veriler çalışma, aile birleşimi, eğitim ve diğer gerekçelerle verilen oturum izinlerinin tamamını kapsarken, uluslararası hukuk firması Harvey Law Group (HLG), yatırım yoluyla oturum programlarının da Türkiye'deki yatırımcılar açısından değerlendirilmesi gereken alternatifler arasında bulunduğuna dikkat çekiyor. “Yatırımcılar artık yalnızca nereye yatırım yapacaklarını değil, nerede yaşama hakkına sahip olabileceklerini de sorguluyor” Harvey Law Group Türkiye Ülke Müdürü Çiğdem Sarıoğlu Ergut, uluslararası oturum ve vatandaşlık programlarının sunduğu seçeneklere ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Bugün yatırımcılar için uluslararası bir yatırımın değeri yalnızca finansal getirisiyle ölçülmüyor. Ailelerinin geleceği, çocuklarının eğitimi, uluslararası hareket kabiliyeti ve farklı ülkelerde yaşam kurabilme seçenekleri de karar süreçlerinde önemli rol oynuyor. Özellikle işini ve yaşamını Türkiye'de sürdürmek isteyen ancak yurt dışında alternatif bir oturum veya vatandaşlık hakkına sahip olmayı hedefleyen yatırımcılar için farklı programlar bulunuyor. Burada en önemli konu, yatırımcının beklentilerine, bütçesine ve uzun vadeli hedeflerine uygun programın doğru belirlenmesi.” Uluslararası yatırım programlarında gayrimenkulden otel yatırımlarına farklı seçenekler Avrupa'da yatırım yoluyla oturum programları ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Yunanistan'da belirli koşulları karşılayan gayrimenkul yatırımları öne çıkarken, Portekiz'de uygun yatırım fonları gibi gayrimenkul dışındaki seçenekler değerlendirilebiliyor. Karayipler'deki Grenada ise devlet tarafından onaylanmış lüks otel ve turizm projelerine yatırım yaparak vatandaşlığa başvurma imkânı sunmasıyla farklılaşıyor. Bu programlar yatırım tutarları, aile üyelerinin kapsama alınması, oturumun yenilenmesi, ülkede bulunma şartları ve uzun vadeli vatandaşlık imkânları bakımından farklılaşıyor. Çiğdem Sarıoğlu Ergut, yatırımcıların yalnızca başlangıç maliyetine odaklanmaması gerektiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir ülkede oturum hakkı elde etmek ile o ülkenin vatandaşlığına hak kazanmak aynı şey değil. Aynı şekilde bir ülkede oturum iznine sahip olmak, Avrupa'nın her yerinde sınırsız yaşama veya çalışma hakkı anlamına gelmiyor. Bu nedenle yatırımcıların yalnızca yatırım tutarını değil, programın hukuki koşullarını, ailelerine sağladığı hakları, yatırımın sürdürülebilirliğini ve gelecekte karşılaşabilecekleri yükümlülükleri de değerlendirmesi gerekiyor. Doğru program, herkes için aynı ülke veya aynı yatırım modeli olmayabilir.” “Önemli olan ikinci bir adres değil, daha fazla seçeneğe sahip olmak” Uluslararası yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık programlarında uzmanlaşan Harvey Law Group, yatırımcıların kişisel hedefleri doğrultusunda farklı ülkelerdeki programları değerlendirmelerine hukuki danışmanlık sunuyor. Çiğdem Sarıoğlu Ergut, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Bizim için önemli olan yatırımcının yalnızca bir oturum kartına sahip olması değil, bu hakkın kendisine ve ailesine uzun vadede ne sağlayacağını doğru anlaması. Bazen en değerli yatırım, bugün kullanılmayan ancak gelecekte ihtiyaç duyulabilecek bir seçeneğe sahip olmaktır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Start-Up'lar Kurulurken Yapılan 10 Hata Haber

Start-Up'lar Kurulurken Yapılan 10 Hata

Avukat Özge Özmen Korkut, start-up’larda en büyük hukuki risklerden birinin sistemin en baştan doğru kurulmaması olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle “Önce şirketi kuralım, sorunları daha sonra çözeriz” yaklaşımının, başlangıçta işleri hızlandırıyor gibi görünse de ilerleyen dönemde ortaklar arasındaki anlaşmazlıklardan yatırım süreçlerine kadar birçok alanda ciddi riskler yaratabileceğini belirtiyor. Peki Avukat Özge Özmen Korkut’a göre start-up’lar kurulurken en sık hangi hatalar yapılıyor?  1.⁠ ⁠“KERVAN YOLDA DÜZÜLÜR” MANTIĞIYLA HAREKET ETMEK Start-up'larda yapılan en temel hatalardan biri, hukuki altyapıyı şirket büyüdükten sonra oluşturmayı düşünmek. Girişim henüz küçükken önemsiz görünen konular, şirket büyüdüğünde ciddi uyuşmazlıklara dönüşebiliyor. Özge Özmen Korkut’a göre şirketin kuruluşundan itibaren ortaklık yapısından sözleşmelere, çalışan ilişkilerinden yatırım süreçlerine kadar temel hukuki çerçevenin belirlenmesi gerekiyor. Sonradan sistemi değiştirmek, en başta doğru sistemi kurmaktan çok daha zor olabiliyor.  2.⁠ ⁠ORTAKLAR ARASINDAKİ İLİŞKİLERİ BAŞTAN BELİRLEMEMEK Arkadaşlık, aile ilişkisi veya karşılıklı güven, ortaklık sözleşmesinin yerini tutmuyor. Girişimin ilk günlerinde ortaklar arasında herhangi bir sorun bulunmaması, ileride de bulunmayacağı anlamına gelmiyor. Ortakların şirketteki görevleri, sorumlulukları, karar alma yetkileri ve şirketten ayrılmaları halinde uygulanacak kurallar mümkün olduğunca baştan belirlenmeli. Böylece şirket büyüdüğünde ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkların önüne geçilebilir.  3.⁠ ⁠HİSSE VE PAY DAĞILIMINI NETLEŞTİRMEMEK Şirket kurulurken kimin ne kadar pay sahibi olacağı kadar, bu payların gelecekte nasıl devredilebileceği de önem taşıyor. Yeni bir yatırımcının şirkete girmesi, ortaklardan birinin ayrılması veya hisselerini devretmek istemesi halinde uygulanacak mekanizmaların önceden düşünülmemesi önemli sorunlar yaratabilir. Hisse ve pay yapısının yalnızca bugünkü duruma göre değil, şirketin gelecekte büyüyebileceği düşünülerek planlanması gerekir.  4.⁠ ⁠ŞİRKET ANA SÖZLEŞMESİNİ STANDART BİR EVRAK OLARAK GÖRMEK Avukat Korkut, uygulamada şirket ana sözleşmelerinin zaman zaman muhasebe kanalıyla hızlı ve matbu sözleşmeler üzerinden hazırlandığına dikkat çekiyor. Oysa ana sözleşme, şirketin gelecekteki yapısını doğrudan etkileyen temel belgelerden biri. Özellikle hisse ve pay devirleri, yönetim yapısı, yatırım alınması ve ortakların hakları gibi konular düşünüldüğünde şirket ana sözleşmesinin girişimin ihtiyaçlarına ve gelecekteki hedeflerine uygun biçimde hazırlanması önem taşıyor.  5.⁠ ⁠ÇALIŞAN SÖZLEŞMELERİNİ İHMAL ETMEK Start-up'larda ekipler çoğu zaman hızlı kuruluyor. Özellikle ilk çalışanlarla ilişkiler daha samimi ve esnek yürütülebildiği için yazılı sözleşmeler ikinci plana atılabiliyor. Ancak şirket büyüdükçe çalışanların görevleri, ücret ve yan hakları, sorumlulukları ve şirketle olan hukuki ilişkilerinin açık biçimde belirlenmesi önem kazanıyor. Çalışma ilişkilerinin baştan yazılı ve doğru bir sisteme oturtulması hem şirketi hem de çalışanı koruyor.  6.⁠ ⁠GİZLİLİK SÖZLEŞMELERİNİ HAZIRLAMAMAK Bir start-up'ın en değerli varlıklarından biri bazen fiziksel mal varlığı değil; geliştirdiği fikir, teknoloji, yazılım, yöntem, müşteri bilgileri veya ticari sırları olabilir. Bu nedenle çalışanların, ortakların, danışmanların ve gerektiğinde iş ortaklarının hangi bilgileri gizli tutması gerektiğinin açık biçimde belirlenmesi önemlidir. Gizlilik yükümlülüklerinin yalnızca sözlü güven ilişkisine bırakılması, şirket açısından ileride önemli riskler doğurabilir.  7.⁠ ⁠HUKUK VE MUHASEBEYİ BİRBİRİNDEN TAMAMEN AYRI YÜRÜTMEK Avukat Özge Özmen Korkut, hukuk ve muhasebenin birbirinden tamamen bağımsız iki alan olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Özellikle şirket kuruluşu, sermaye yapısı, hisse değişiklikleri ve yatırım süreçlerinde hukuki ve mali sonuçların birlikte ele alınması gerekiyor. Muhasebe ve hukuk tarafının koordineli çalışması, ileride ortaya çıkabilecek birçok problemin daha başlangıç aşamasında fark edilmesine yardımcı olabilir.  8.⁠ ⁠HUKUKÇUYU YALNIZCA SORUN ÇIKTIĞINDA HATIRLAMAK Girişimciler açısından sık karşılaşılan yanılgılardan biri de hukuki danışmanlığın ancak dava, alacak veya ortaklık anlaşmazlığı ortaya çıktığında gerekli olduğunu düşünmek. Oysa start-up'lar açısından hukuk yalnızca ortaya çıkan problemi çözmek için değil, problemin ortaya çıkmasını engellemek için de kullanılmalı. Düzenli hukuki danışmanlık, şirket büyüdükçe karşılaşılabilecek risklerin daha erken fark edilmesini sağlayabilir.  9.⁠ ⁠YATIRIM SÜRECİNE HAZIRLIKSIZ YAKALANMAK Bir start-up bugün küçük olabilir ancak birkaç yıl, hatta birkaç ay sonra yerli veya yabancı yatırımcıların ilgisini çekebilir. Yatırım gündeme geldiğinde şirketin hukuki geçmişi ve mevcut yapısı önem kazanır. Korkut, özellikle hukuki altyapısı sağlam olmayan start-up'ların yabancı yatırımcı arayışına girdiklerinde bunun karşılarına bir dezavantaj olarak çıkabileceğine dikkat çekiyor. Ortaklık ilişkileri belirsiz, sözleşmeleri eksik veya hisse yapısı problemli bir girişimin yatırım süreci zorlaşabilir. 10.⁠ ⁠ŞİRKETİN BÜYÜYEBİLECEĞİNİ HESABA KATMAMAK Belki de bütün hataların ortak noktası, girişimi yalnızca bugünkü büyüklüğüyle değerlendirmek. Bir start-up kurulurken şirketin ileride büyüyebileceği, yeni ortaklar alabileceği, yabancı yatırım çekebileceği, hisselerinin devredilebileceği veya girişimcilerin şirketten çıkış yapabileceği ihtimalleri de göz önünde bulundurulmalı. Avukat Özge Özmen Korkut, girişimcilerin şirketlerini her zaman küçük kalacak bir yapı olarak değil, gelecekte büyüyebilecek, devredilebilecek, yatırımcı çekebilecek veya “yap-işlet-sat” modeline konu olabilecek bir şirket perspektifiyle değerlendirmeleri gerektiğini ifade ediyor. HUKUKİ ALTYAPI SORUN ÇIKMADAN KURULMALI Start-up'larda hukuki altyapının en başta oluşturulması gereksiz bir bürokrasi olarak görülmemeli. Doğru hazırlanmış sözleşmeler, açık bir ortaklık yapısı ve düzenli hukuki danışmanlık, şirket büyüdükçe ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesinde önemli bir koruma sağlayabilir. Avukat Korkut’un değerlendirmelerinden hareketle girişimcinin başlangıçta sorması gereken soru yalnızca “Bugün şirketi nasıl kurarım?” değil; “Bu şirket büyürse, yatırım alırsa veya ortaklık yapısı değişirse sistem nasıl işleyecek?” olmalı. Çünkü güçlü bir start-up yalnızca iyi bir fikir üzerine değil, o fikrin büyümesine imkân sağlayacak sağlam bir hukuki ve mali altyapı üzerine kurulmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bekar Kardeşe 146 Ülkeye Vizesiz Seyahat Hakkı Haber

Bekar Kardeşe 146 Ülkeye Vizesiz Seyahat Hakkı

146 ülkeye vizesiz seyahat imkanı sunan Karayip vatandaşlık programları içerisindeki Antigua and Barbuda, sunduğu aile kapsamı bakımından dikkat çeken ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Programın en dikkat çekici yönlerinden biri, birçok ülkede mümkün olmayan şekilde, belirli şartları taşıyan bekar kardeşlerin de başvuru kapsamına dahil edilebilmesi. Yabancı yatırım alanında çalışan Avukat Özge Özmen Korkut, minimum 230 bin dolar bağış ya da minimum 300 bin dolar emlak yatırımı ile elde edilen Antigua and Barbuda pasaportu hakkında şu bilgileri verdi: EVLENMEMİŞ BEKAR KARDEŞ “Pek çok yatırım programında yalnızca eş ve çocuklar değerlendirme kapsamına alınırken, Antigua and Barbuda vatandaşlık programı aile yapısına daha geniş bir perspektiften yaklaşabiliyor. Özellikle evlenmemiş kardeşlerin de dosyaya eklenebilmesi, programı benzerlerinden ayıran önemli unsurlardan biri haline getiriyor. Bu durum özellikle; aile bağlarını koruyarak hareket etmek isteyen yatırımcılar, ⁠kardeşine uzun vadeli uluslararası hareketlilik sağlamak isteyen aileler açısından ciddi avantaj oluşturuyor. BİRÇOK ÜLKE AĞIR ŞARTLAR GETİRİYOR Karayip vatandaşlık programlarında aile kapsamı her ülkeye göre değişiklik gösterirken, bazı ülkelerde kardeş kabulü tamamen kaldırılmış durumda. Bazı programlarda ise yalnızca küçük yaştaki kardeşler kabul edilirken, bazı ülkeler ağır finansal bağımlılık şartları arayabiliyor. Bu nedenle Antigua and Barbuda’nın daha esnek yaklaşımı, özellikle geniş aile yapısına sahip başvuranlar açısından dikkat çekici bulunuyor. TEK KRİTER BEKARLIK DEĞİL Ancak her dosya bireysel olarak incelenir ve yalnızca “bekar olmak” kriteri tek başına yeterli görülmeyebilir. Başvurularda medeni durum geçmişi, finansal yapı, aile ilişkileri ve resmi uygunluk kriterleri detaylı şekilde değerlendirilebiliyor. Bu arada, anne ve baba da programa dahil edilebiliyor. Bu zaten neredeyse tüm programlarda var. PROFESYONEL HUKUKİ DANIŞMANLIK ALIN Yatırım yoluyla vatandaşlık süreçlerinde en önemli noktalardan biri güncel mevzuat takibidir. Program şartlarının dönemsel olarak değişebilir ve başvuruların mutlaka profesyonel hukuki danışmanlık eşliğinde yürütülmesi gerekir. Özellikle son dönemde yatırımcılar yalnızca ikinci pasaport değil; aile bütünlüğünü koruyacak, uzun vadeli yaşam planlamasına katkı sağlayacak çözümler aradığı görülüyor. Bu nedenle aile kapsamı geniş olan vatandaşlık programlarının önümüzdeki dönemde daha da fazla ilgi görmesi bekleniyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

QNB Türkiye ve İKADE Bekar Annelerin Sürdürülebilir İstihdam, Ekonomik Güçlenmesine Destek Programı Haber

QNB Türkiye ve İKADE Bekar Annelerin Sürdürülebilir İstihdam, Ekonomik Güçlenmesine Destek Programı

Pilot aşamada 100 kadının katılımıyla yürütülecek 24 haftalık program, eğitim, birebir mentorluk ve uygulamalı atölye çalışmalarından oluşuyor. Türkiye’de yaklaşık 3,5 milyon bekar anne çocuklarını tek başına büyütüyor. Bu grubun önemli bir bölümü çeşitli nedenlerle iş hayatının dışında kalıyor. Bekar annelerin ekonomik sistemin dışında kalması yalnızca bireysel bir gelir kaybı değil, aynı zamanda uzun vadeli sosyal ve ekonomik maliyetler doğuran önemli bir toplumsal mesele olarak öne çıkıyor. Kadın istihdamındaki her artış; hane gelirinden çocukların eğitimine, sosyal refahtan ekonomik büyümeye kadar geniş bir etki alanı yaratıyor. QNB Türkiye ve IKADE iş birliğiyle hayata geçen programı, sadece bireyleri değil, aileleri ve dolaylı olarak gelecek nesilleri güçlendirmeyi hedefleyen bütüncül bir sosyal yatırım modeli olarak kurgulandı. Program kapsamında katılımcılara, dijital pazarlama, e-ticaret ve e-ihracat, fintech ve dijital finans uygulamaları, yapay zekâ temelli çözümler, veri analizi ve içerik üretimi gibi alanlarda eğitimler sunulacak. Bunun yanı sıra hukuki danışmanlık, kişisel gelişim ve psikososyal dayanıklılığı destekleyen modüllerle çok boyutlu bir destek yapısı oluşturulacak. Program, ekonomik güçlenmenin yanı sıra katılımcıların sosyal ve bireysel dayanıklılıklarını artırmayı da hedefliyor. Pilot aşamada 100 bekar annenin doğrudan desteklenmesi ve ilk altı ay içinde katılımcıların en az yüzde 40’ının istihdama geri dönmesi veya gelir getirici bir faaliyete başlaması hedefleniyor. Çocukları ve yakın çevreleri dikkate alındığında yaklaşık 500 kişilik dolaylı bir etki alanı oluşturulması öngörülüyor. Bu yönüyle program, kısa vadeli istihdam hedeflerinin ötesinde toplumsal dayanıklılığı artıran sürdürülebilir bir model sunuyor. QNB Türkiye, bu projeyle yalnızca bir sosyal sorumluluk inisiyatifi başlatmakla kalmıyor, özel sektörün daha fazla sorumluluk alması gereken bir alanda örnek bir model ortaya koyuyor. Program, Banka’nın Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve kapsayıcılık hedeflerine doğrudan ve ölçülebilir katkı sunan somut bir adım niteliği taşıyor. QNB Türkiye Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Yeliz Ataay Arıkök, programa ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Kadınların ekonomik hayata tam ve etkin katılımı olmadan sürdürülebilir kalkınmadan söz etmek mümkün değil. Bekar anneler hem ekonomik hem de sosyal açıdan yüksek dayanıklılık gerektiren bir sorumluluğu üstleniyor. Bu programla hedefimiz, yalnızca eğitim sunmak değil, kadınların dijital ekonomi içinde kalıcı bir yer edinmelerine katkı sağlamak. QNB Türkiye olarak, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği odağımızı, kapsayıcılığı geniş ve sosyal etkisi yüksek bu projeyle daha da güçlendiriyoruz. Finans sektörünün dönüştürücü rolüne inanıyor, kapsayıcı büyümenin somut ve ölçülebilir adımlarla mümkün olduğunu düşünüyoruz.” İKADE Yönetim Kurulu Başkanı Sevtap Küçük ise projeye ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti: “İKADE olarak, kadın özgürlüğünün en temel unsurlarından birinin ekonomik bağımsızlık, yani gelir üretme gücü olduğuna inanıyoruz. Bu ihtiyaç özellikle bekar annelerin yaşamında daha belirgin şekilde karşılık buluyor. Tüm projelerimizde olduğu gibi, bu projede de kadınların ekonomik olarak güçlenmesini ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin desteklenmesini odağımıza alıyoruz. Uzmanlık alanımız olan dijital gelir ve e-ihracat ekosistemi doğrultusunda bu modeli hayata geçiriyoruz. Projemizi üç temel etki alanı üzerine kurguladık: Anne ve çocuk odağı, gelir üretimi ve toplumsal güçlenme. Annenin güçlenmesinin çocuğun geleceğini doğrudan etkilediğine inanıyoruz. Bu nedenle yalnızca ekonomik değil, anne ve çocuğun ruhsal ve fiziksel iyilik halini destekleyen bir yaklamışımı benimsiyoruz. Bu süreçte birlikte hareket ettiğimiz tüm paydaşlarımızın katkısının, projenin etki alanını daha da güçlendirdiğine inanıyoruz.’’ Program sonunda oluşturulacak mezun ağı ile katılımcıların birbirlerine mentorluk sunmaya devam etmeleri ve dayanışma yapısının sürdürülebilir bir modele dönüşmesi hedefleniyor. QNB Türkiye, finans sektörünün dönüştürücü gücünü yalnızca finansman sağlamakla sınırlı görmüyor, sosyal sermayeyi güçlendiren kapsayıcı modellerle toplumsal etki yaratmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.