Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Hürmüz Boğazı

Kapsül Haber Ajansı - Hürmüz Boğazı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hürmüz Boğazı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hürmüz Boğazı'ndan Başarıyla Geçen Celestyal, Kruvaziyer Sektörüne Güvenli Geçişin Önünü Açtı! Haber

Hürmüz Boğazı'ndan Başarıyla Geçen Celestyal, Kruvaziyer Sektörüne Güvenli Geçişin Önünü Açtı!

Celestyal, gemileri Celestyal Discovery ve Celestyal Journey’in Hürmüz Boğazı’ndan başarılı ve güvenli bir şekilde geçiş yaptığını doğruladı. Celestyal’den yapılan açıklamada bu gelişmenin, bölgesel hassasiyetin arttığı bir dönemde kruvaziyer sektörü açısından önemli bir operasyonel dönüm noktası oluşturduğu kaydedildi. 17 Nisan Cuma günü, Kaptan Nikolaos Vasileiou komutasındaki Celestyal Discovery, bölgesel yetkililer ve deniz güvenlik ekipleriyle yakın işbirliği içinde geliştirilen ve titizlikle koordine edilen bir seyir planını uygulayarak, Arap Körfezi'nden ayrılan ilk kruvaziyer gemisi oldu. Bu öncü adım, Boğaz'dan geçilen güvenilir bir rota oluşturarak diğer kruvaziyer işletmecilerinin de bu rotayı izlemesine olanak sağladı. Bunun üzerine, 18 Nisan Cumartesi günü, Kaptan Angelos Vasilakos komutasındaki Celestyal Journey gemisi, aynı geçidi başarıyla geçti, belirlenen koridoru kullanarak bölgeden ayrılan daha geniş bir kruvaziyer konvoyuna öncülük etti. Seyir planları, kilit yetkililer ve güvenlik paydaşlarıyla yapılan kapsamlı koordinasyon sonucunda hazırlandı; böylece tüm hareketlerin en üst düzeyde güvenlik, hassasiyet ve durum farkındalığıyla gerçekleştirilmesi sağlandı. Kaptanlardan olağanüstü liderlik, sakin komuta Operasyon boyunca güvenlik mutlak öncelik olarak kaldı; Kaptan Vasileiou ve Kaptan Vasilakos, gemideki ve karadaki ekiplerle birlikte olağanüstü liderlik, uzmanlık ve sakin komuta sergiledi. Kaptanların karmaşık ve hassas koşullarda seyir yapma konusundaki çabaları, tüm mürettebatın güvenliğini ve her iki geminin de başarılı bir şekilde geçişini sağlamada hayati rol oynadı. Celestyal, yaptığı açıklamada ayrıca, kruvaziyer sektöründe koordineli ve sorumlu bir yaklaşımın sağlanmasına katkıda bulunan tüm bölgesel otoritelere ve iş ortaklarına kurulan güçlü iş birliği için teşekkür ve takdirlerini de iletti. Celestyal Türkiye Direktörü Özgü Alnıtemiz; başarılı bir şekilde geçişlerini tamamlayan Celestyal Discovery ve Celestyal Journey gemilerinin şu anda Akdeniz’e doğru yeniden konumlandığını belirterek; gemilerin planlanan yaz sezonuna başlayacaklarını aktardı: ''Akdeniz programımızda sadece sınırlı sayıda sefer iptaliyle bu önemli süreci atlattık. Gemilerimiz nihayet dönüyor, sabırsızlıkla ve heyecanla yeniden yaz sezonuna odaklandık. Misafirlerimize ve tüm iş ortaklarımıza şu anda satışta olan tüm gelecek seferlerin planlandığı gibi gerçekleştirileceğini teyit ediyoruz. Seyahatin iş birlikleri üzerine kurulu bir sektör olduğunu hep birlikte görmüş olduk. Hızlı iş birliği ve kesintisiz destek, sürecin güvenli ve sorunsuz şekilde yönetilmesinde kritik rol oynamıştır. Başta mürettebatımız olmak üzere seyahat acenteleri, tahliye sürecine destek veren hava yolları, yerel otoriteler ve turizm kuruluşları olmak üzere tüm partner ve çözüm ortaklarımıza teşekkür ederiz.'' Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Taşımacılık ve Enerji Sektörü Ateş Hattında Haber

Küresel Taşımacılık ve Enerji Sektörü Ateş Hattında

Allianz Trade’in dünyanın dört bir yanındaki uzman ekonomistlerinin araştırmalarıyla hazırladığı “Küresel Ekonomide Krizin Pikselleri” başlıklı raporda; Orta Doğu’daki çatışma ve Hürmüz Boğazı’ndaki kesintilerin, ödeme yapamama risklerinin geniş tabanlı biçimde yeniden değerlendirilmesine yol açtığına ve ülke notlarındaki düşüşlerin, yükselmelerin önüne geçtiğine yer verildi. Kuveyt, Katar, Sırbistan, Birleşik Krallık ve BAE olmak üzere beş ekonominin ödeme yapamama riskine ilişkin genel görünüm notu düşürülürken, Azerbaycan, Kosta Rika ve Kazakistan olmak üzere yalnızca üç ülkenin notu yükseltildi. Not indirimlerinin ise ya daha yüksek girdi fiyatları ve artan arz sıkıntılarının kârlılığı tehdit etmesi gibi birinci tur etkilerden ya da Birleşik Krallık’ın mali durumu gibi artan iç kırılganlıklardan kaynaklandığı raporda belirtildi. Enerji, cari denge ve maliye olmak üzere üçlü açık veren ekonomiler, özellikle Ukrayna, Ürdün, Pakistan, Kenya ve Etiyopya başta olmak üzere ikinci tur etkilerin yükünü taşımaya aday olurken; bunları Gana, Mısır, Sri Lanka, Türkiye ve Fas’ın izlediği bilgisi raporda verildi. Raporda üçüncü tur etkilerin de giderek daha görünür hale geldiğini belirten uzmanlar, döviz rezervi birikiminin yavaşlaması ve daha sıkı dış finansman koşullarının; özellikle çatışmaya coğrafi olarak yakın ülkelerde ve zayıf dış tamponlar ile politika kısıtlarının kırılganlığı artırdığı ekonomilerde daha yüksek egemen risk primlerine ve artan borç servis maliyetlerine yol açtığına dikkat çekti. Ödeme yapamama riskleri artıyor Sektöre göre ödeme yapmama risklerini ölçen göstergelerin yani sektör risk notlarının, 2025 ortasından bu yana görülen iyileşme eğilimini tersine çevirerek belirgin biçimde kötüleştiği de raporda verilen bilgiler arasında. Ekonomistler raporda, özellikle küresel taşımacılık sektörü ile Körfez İş birliği Konseyi (GCC) ülkelerindeki enerji sektörünün ateş hattında yer aldığına dikkat çekti. Avrupa’da, 2022 enerji krizinden bu yana zaten baskı altında olan enerji-yoğun şirketlerin, çok daha dar marjlarla karşı karşıya olduğuna raporda dikkat çekildi. Rapora göre 2022 sonundan bu yana en keskin dengelerden biri; 21 sektörün notunun indirilmesine karşın yalnızca altı sektörün notunun yükseltilmesi oldu. Enerji ve taşımacılık odaklı sektörler krizin merkez üssünde Uzmanlar, tahminlerinde yer alan not indirimlerinin yarısından fazlasını Körfez ülkelerinde, özellikle enerji ve taşımacılıkla bağlantılı sektörlerin oluşturduğunu ve bu sektörlerin krizin merkez üssünde yer aldığını raporda belirtti. Gemi yakıtı fiyatları yaklaşık yüzde 70 artarken bu durumun deniz taşımacılarının toplam işletme maliyetlerini yüzde 25 yükselttiği raporda vurgulandı. Rapora göre navlun ücretleri ise yüzde 16 ile yalnızca sınırlı ölçüde artarken, zayıf talep ortamında marjlar sıkıştı. Jet yakıtı fiyatları rekor seviyelere ulaştı Dünya jet yakıtının yüzde 40’ının Hürmüz Boğazı üzerinden geçtiği ve buna bağlı olarak fiyatların tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığı ve havayolu taşımacılığının farklı bir dinamikle karşı karşıya olduğu da rapordaki bilgiler arasında. Jet yakıtı fiyatları rekor seviyelere ulaşmış olsa da daha güçlü fiyatlama yapılabilme sayesinde, özellikle de uzun menzilli hatlarda bilet fiyatlarında yüzde 70’e varan oranlarda artışa gidildiği bilgisi raporda yer aldı. Bununla birlikte sektörün, 70.000’den fazla uçuş iptali ve Orta Doğu’daki kilit merkezlerin kapanması dahil olmak üzere ciddi aksamalar yaşadığı, bölge için turizm kayıplarının 55 milyar ABD dolarına ulaşabileceği ve 2026’da uluslararası varışların yıllık bazda yaklaşık yüzde 30 düşebileceği tahminlerine de raporda değinildi. Kırılganlıkların, zaten zayıflamış sektörlerde de yeniden ortaya çıktığı; özellikle Avrupa’daki kimya ve metal sektörlerinin bu durumdan etkilendiği ve şokun yayılma alanının genişlediği de verilen bilgiler arasında. Raporda, Avrupa’da sanayide nihai enerji tüketiminin yüzde 40’ının doğal gazdan geldiği; bunun da zaten küçülme sürecindeki kimya, çelik ve çimento sektörlerini 2026’da daha da zor durumda bıraktığı yorumu da yer aldı. Enerji yoğun sektörler doğrudan etkileniyor Allianz Trade’in raporuna göre Avrupa’da ulaşım sektörünün ötesinde, enerji yoğun sektörler bölgede en hızlı ve doğrudan etkilenen alanlar olarak öne çıkıyor. Kimya, çelik ve çimento sektörlerinin Orta Doğu’daki gelişmelerin etkisini en güçlü şekilde hissettiği belirtilirken; İran’daki çatışmanın, Avrupa’nın süregelen enerji kırılganlığını bir kez daha ortaya koyduğunun altı çiziliyor. Raporda, doğal gazın, sanayi genelinde nihai enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturduğu bilgisi veriliyor. Allianz Trade’in raporunda, kimya sektörü açısından durumun özellikle endişe verici olduğuna çünkü Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının, 2022’den bu yana sektörü etkileyen enerji krizini daha da derinleştirdiğine dikkat çekildi. Bölgedeki kimyasal üretim seviyelerinin, Ukrayna’daki savaşın başlangıcından önceki döneme kıyasla hâlâ oldukça düşük seviyede olduğu; petrokimya ürünlerinin ise 2025 yılında yıllık bazda yüzde 10,2 ile en sert düşüşü kaydettiği raporda belirtildi. Bu olumsuz eğilimin kısa vadede toparlanmasını olası görmediklerini belirten Allianz Trade ekonomistlerine göre bunun başlıca nedenleri; süregelen zayıf talep, rekabetçi olmayan doğal gaz fiyatları ve kritik bir petrokimyasal hammadde tedarikçisi olan Orta Doğu’nun ek bir rahatlama sağlayamaması. Öte yandan uzmanlar, enerji, petrokimya ve temel inorganik ürünlerin örneğin gübreler için en büyük tekil işletme maliyet kalemi olduğuna; petrokimyanın yüzde 35 ve temel inorganik ürünlerin yüzde 50 paya sahip olduğuna raporda dikkat çekti. Aynı zamanda bu iki segmentin birlikte, bölgenin kimya satışlarının yaklaşık yüzde 40’ını oluşturduğu bilgisi de raporda yer aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Tır Şoförlerinin Körfez'de Transit Suudi Vizesi Alarak Seyahat Etmeleri Mümkün Hale Geldi    Haber

Türk Tır Şoförlerinin Körfez'de Transit Suudi Vizesi Alarak Seyahat Etmeleri Mümkün Hale Geldi  

T.C. Ticaret Bakanlığı himayelerinde, İstanbul Ekonomik Araştırmalar Derneği (İEAD) tarafından; DEİK/Lojistik İş Konseyi ve DEİK/Dijital Teknolojiler İş Konseyi ile Uluslararası Nakliyeciler Derneği’nin (UND) destekleriyle düzenlenen ‘Yapay Zekâ Çağında E-Ticaretin Lojistiği Zirvesi’, Grand Cevahir Hotel Convention Center'da gerçekleşti. Zirvede genel hatlarıyla e-ticaret sektörünün gelişiminde kritik rol oynayan lojistik süreçler, dijitalleşme ve yapay zekâ uygulamaları geniş bir perspektifle ele alındı. Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat: “820 milyar dolarlık bir mal ve hizmet ticareti ile iştigal ettik” Zirvenin açılış konuşmalarını gerçekleştiren Ticaret Bakanı Ömer Bolat, “E-ticaret, giderek artan yeni ticaret yöntemi, toplam ticaretin yüzde 20'sini oluşturuyor ve 3 trilyon doların 2024 hesaplamalarıyla bir hacme sahip. Lojistik sektörü de olmazsa olmaz sektörlerimizde önde gelen büyük bir sektör. E-ticaret de o tarihlerde toplam ticaretin içinde yüzde 4,5-5'lik bir paya sahipken, 2019 itibarıyla, toplam ticarette yüzde 20'lik bir paya 3-4 sene gibi kısa bir sürede ulaşmış oldu. Bugün Türkiye için gerek mal ticareti gerekse hizmetler ticareti ekonomimizde büyük bir yer tutuyor. Mal ihracatımız geçen yıl 255,5 milyar dolardı, buna karşılık aynı şekilde mal ithalatımız 365 milyar dolardı. Hizmet ihracatımız 122,5 milyar dolardı. Hizmet ithalatımız da yaklaşık 60 milyar dolar ve bunların toplamı 820 milyar dolarlık bir mal ve hizmet ticareti ile iştigal ettik. Ve geçen yıl milli gelirimiz 1,1 trilyon dolara yükseldi. Milli gelirimizin yarısından fazlası mal ve hizmet ihracat ve ithalat ticareti kadar bir hacim oluşturuyordu” dedi. “İran, Hürmüz kartını kapatma tehdidini ortaya koyunca” Suriye'de iç savaşın sona erdirilmesinde, İsrail'in soykırım ve katliamlarına karşı Gazze'nin, Batı Şeria'nın, Lübnan'ın haklarının savunulması ve oradaki masumların korunması çabalarında Türkiye’nin önemli bir rol üstlendiğini söyleyen Bakan Bolat, “En son İran'la ABD ve İsrail arasındaki çatışmalarda; Türkiye, Pakistan ve Mısır birlikte arabuluculuk noktasında Amerika ve İran arasında mekik dokundu. Ve bu anlamda şimdilik iki gün boyunca bir ateşkes süreci, biraz kırılgan da olsa devam ediyor. Bunun ekonomiye yansımaları da şu şekilde: Körfez, özellikle Hürmüz Boğazı dünyada enerji kaynakları açısından zengin bir bölge. Petrolün yüzde 38'inin, doğal gazın yüzde 20'sinin, gübrenin yüzde 30'unun geçtiği bir bölge. İran, Hürmüz kartını kapatma tehdidini ortaya koyunca ciddi bir tabii volatilite, yani piyasalar allak bullak oldu. Enerji fiyatları, petrokimya fiyatları, gübre fiyatlarında artışlar oldu bütün dünyada. Ama bizde Allah’a şükür arz tedariki diye bir sorun yok. Depolarımız doluydu. Ve biz vatandaşımızın, sanayilerimizin, ekonomimizin bunlardan etkilenmemesini sağladık.” diye konuştu. “15 günlük ateşkes kalıcı şartların yerine getirilmesini sağlar” Bakan Bolat, “Körfez savaşı, lojistiğin ne kadar önemli olduğunu Covid 19’dan sonra bize bir kez daha hatırlattı. Bu güzel coğrafya, Avrasya’nın merkez ülkesi, adeta bir kavşak köprü geçiş noktası olan Türkiye'nin önemi bir kez daha ortaya koyuldu. Gerek doğudan batıya orta koridor, Zengezur koridoru, gerek Körfez Basra'dan yukarıya Irak üzerinden kalkınma yolu koridoru, gerek özellikle Habur-Irak üzerinden Suudi Arabistan ve Körfez'e ulaşan rota, gerekse Türkiye’den Hatay, Suriye, Ürdün üzerinden Arabistan’a ve Körfez ülkelerine ulaşan karayolu koridorlarının ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı. Bu vesileyle Suudi Arabistan’la da ilişkilerimiz mükemmel düzeyde ve 10 yıldır bir transit vize konusu vardı, o da dün itibariyle işlerlik kazanarak Türk Tır şoförlerinin Körfez'de transit Suudi vizesi alarak seyahat etmeleri de mümkün hale geldi. Ümit ediyoruz ki komşu ve kardeş ülkelerdeki bu fiziki yıkım ve insani kayıplar noktasında savaşın bir an önce durması. Ama barış şartları oluşsa bile bu 45 günlük savaşın ekonomilerde meydana getirdiği tahribatı gidermek o kadar kolay olmayacak. Çünkü burada gerek fiyat artışları konusu gerekse enerji kaynakları hasar aldı bir miktar. Kiminde LNG kaynakları, kiminde petrol kaynakları, kiminde alüminyum tesisi, kiminde gübre tesisi. Arz tedariki anlamında şartların yerine gelmesi yine biraz zaman alacak. Ve ümit ederiz ki bu 15 günlük ateşkes kalıcı şartların yerine getirilmesini sağlar. Dünyanın daha fazla kavgaya değil, barış, huzur ve ekonomik kalkınmaya ve refah artışına ihtiyacı var bu anlamda” dedi. “Avrupa Birliği pazarlarına Türkiye’nin ihracatının yüzde 60’ı karayolu ile gitmekte’ Bakan Bolat, “Hizmetler sektörümüz bizim övündüğümüz güzide bir sektörümüz. Bunlardan lojistik sektör, 122,5 milyar dolar ihracat gelirinin 42,5 milyar dolarını hizmetler sektörü yaptı. Özellikle ihracatımızın yüzde 43’ünü oluşturan Avrupa Birliği pazarlarına Türkiye’nin ihracatının yüzde 60’ı karayolu ile gitmekte. Burada da ulaştırma kotaları büyük önem taşımakta, geçiş kotaları çok çok önem taşıyor. Bizim hizmetler sektörünü çok sevmemizin bir diğer nedeni de yaklaşık 63-64 milyar dolar fazla sağlıyoruz ve bu fazla sayesinde mal ticaretindeki, geçen sene 92 milyar dolar açığımız vardı, bunların kapatılarak cari işlemler açığının makul düzeyde olmasını sağladık. 2024'te 13 milyar dolar; 2025'te de 29,5 milyar dolardı bu anlamda. Lojistik sektörü 115 milyar dolar toplam milli geliriyle bizim 1,1 trilyon dolarlık milli gelirimiz içinde de çok önemli bir pay oluşturuyor ve tabii ki istihdama çok büyük katkı yapıyor” dedi. ‘Toplam e-ticaretin yaklaşık yüzde 60’ı perakende ticaretten oluşmakta’ Bakan Bolat, “E-ticaret parlayan bir sektörümüz. Batıdaki ABD tarafındaki büyük gruplar, doğuda Çin merkezli büyük grupların olduğu bir ortamda tam merkezde ortada da Türkiye’de hızla gelişen ve dünyadaki birçok büyük grupların, yatırımcıların dikkatini çeken başarılı e-ticaret firmalarımız var. Burada dediğim gibi 3 trilyondu geçen yılki rakam ve toplam ticaretin yüzde 20’siydi. Bu toplam e-ticaretin de yaklaşık yüzde 60’ı perakende ticaretten oluşmakta” dedi. İEAD Başkanı Prof. Dr. Mehmet Hüseyin Bilgin: “Artan korumacılık ve ticaret savaşları doğu ile batı arasında büyük ekonomi olma mücadelesinin yansımaları olarak değerlendirilebilir” Zirvenin açılış konuşmasını yapan Ekonomik Araştırmalar Derneği (İEAD) Başkanı Prof. Dr. Mehmet Hüseyin Bilgin, küresel ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulunarak dünyanın en büyük on ekonomisinin neredeyse tamamının okyanus ülkeleri olduğunu belirtti. Bilgin, "Bu tablo, günümüz dünyasında bir ülkenin sadece iç pazarı için üretim yaparak büyük ekonomi olamayacağını açıkça gösteriyor” dedi. 1960 ve 1970’li yılların kalkınma modelinde kendi kendine yeterlilik modelinin ön planda olduğunu hatırlatan Bilgin, “1980'lerden sonra hızlanan küreselleşme sürecinde ihracata dayalı kalkınma, büyüme modellerinin popüler hale geldiğini görüyoruz. Çin'in Aralık 2001'de Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olmasıyla bu ihracata dayalı kalkınma ve büyüme modelleri adeta başka bir safhaya geçmiştir. Çin'in liderliğinde Asya ülkelerinin öncülüğünde şekil bulan başka pazarlar için üretim yapma modeli 21. yüzyılı adeta egemen iktisadi kalkınma, iktisadi büyüme modeli haline gelmiştir. Son yıllarda şahit olduğumuz artan korumacılık ve ticaret savaşları aslında doğu ile batı arasında büyük ekonomi olma mücadelesinin yansımaları veya batı dünyasının bu modele gösterdiği refleksler olarak değerlendirilebilir” dedi. İzmir İktisat Kongresi’nin yüzüncü yılında ana temanın Türkiye’nin dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girme hedefi olduğunu hatırlatan Bilgin, bu hedefe ulaşmanın yalnızca yatırım ve üretimle mümkün olmadığını söyledi. Bilgin, “Büyük ekonomi olmanın yolu yatırım ve üretim yanında üretiğinizi dış pazarlara satmaktan yani ihracattan geçiyor. Dolayısıyla Türkiye'nin dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girmesi için yatırım ve üretim yanında ürettiklerini ihraç etmesi de gerekiyor. Türkiye'nin dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girmesinin yolu katma değerli, inovatif üretimin ihraç edilmesinden geçiyor. Yani savunma sanayi gibi birkaç sektörde selektif bir şekilde destekleyeceğiz, tespit edeceğiz, destekleyeceğiz ve o ürünleri üretip ihraç ederek Güney Kore'nin kırk yıl önce yaptığını yaparak dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girebiliriz” diye konuştu. E-ticaret sektöründeki gelişmelere de değinen Bilgin, “Teknolojideki gelişmelerin hızlandırdığı Covid-19 pandemisi döneminde değişen tüketim alışkanlıklarının adeta tetikleyici bir rol oynadığı e-ticaret günümüzde gündelik yaşamın adeta vazgeçilmez bir konsolu haline gelmiştir. Yapay zekâ teknolojilerinin e-ticareti başka evrelere geçileceğini de tahmin ediyoruz.” İfadelerini kullandı. Orta Doğu'daki savaşın bizlere lojistiğin ne denli önemli olduğunu gösterdiğini ifade eden Bilgin, “Lojistik ve tedarik günümüzde en az yatırım ve üretim kadar önemlidir. Hatta bana sorarsanız onlardan da daha öndedir. Zira yatırım yaptınız, üretim yaptınız. Eğer ürettiğiniz ürünü pazarına götüremiyorsanız, tüketicisine ulaştıramıyorsanız bu yatırım ve üretimin bir anlamı olmaz. Gerek e-ticaret alanında gerekse konvansiyon e-ticaretin depolanması ve lojistiği anlamında transit ticaret alanı da Türkiye'nin önünde önümüzdeki yıllarda büyük fırsatlar olduğunu söyleyebiliriz” dedi. DEİK Lojistik İş Konseyi Başkanı Fatih Şener: “Artık lojistik; algoritmaların yönettiği bir yapıya dönüşüyor” Zirvenin konuşmacıları arasında yer alan DEİK Lojistik İş Konseyi Başkanı Fatih Şener, dünyanın değişmesiyle birlikte ticaretin kurallarının yeniden yazıldığına dikkat çekti. Şener, “Bu yeni düzende kazananlar; en büyükler ya da en hızlılar değil, en akıllı olanlar olacak. Bugünün ve geleceğin rekabetçi aklı yapay zekâ olacaktır” dedi. E-ticaretin küresel ekonomideki rolüne de değinen Şener, e-ticaretin artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini belirterek, “Bir ürünün değeri müşteriye ulaştığı hız kadardır, bir markanın gücü teslimat performansıyla ölçülür. Ve bir ülkenin rekabet gücü, lojistik kabiliyetiyle belirlenir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin stratejik konumuna da dikkat çeken Şener, ülkemizin lojistik alandaki avantajlarına işaret ederek, “Biz, kıtaları birbirine bağlayan bir lojistik omurga konumundayız. 4 saatlik uçuş mesafesinde milyarlarca insana erişebilen, dev pazarlara kapı açan bir güçten bahsediyoruz. Ama bugün avantaj sadece coğrafya değil; veriyi en iyi kullanan, en hızlı öğrenen ve en akıllı karar verenler öne çıkıyor” şeklinde konuştu. Lojistik sektöründe yapay zekâ dönüşümünün altını çizen Şener, süreçlerin köklü bir değişimden geçtiğini belirterek, “Artık lojistik; kamyonların, gemilerin, uçakların değil algoritmaların yönettiği bir yapıya dönüşüyor. Depolar artık düşünmeden çalışmıyor, rotalar anlık optimize ediliyor, talep önceden öngörülüyor” dedi. UND Başkanı Şerafettin Aras: "Teknolojiyi anlayan, krizleri yönetebilen ve geleceği tasarlayan yapılarda olmalıyız” Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras, zirvede yaptığı konuşmada, ‘Yapay Zekâ Çağında Ticaret ve Lojistik' gibi son derece kritik bir başlık altında bir araya gelmiş olmamız, küresel ticaretin ve lojistiğin nasıl köklü bir dönüşüm içerisinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır” dedi. Aras, sözlerine şöyle devam etti: “Lojistik sektörü sadece bir taşıma faaliyeti değildir; hızın, verimin ve teknolojinin yön verdiği stratejik bir alandır. E-ticaretin son yıllarda gösterdiği büyüme, lojistik sektörünü baştan aşağı yeniden şekillendiriyor. Tüketici; hız, şeffaflık ve kusursuz bir teslimat deneyimi talep ediyor. Bu beklenti bizleri daha akıllı, daha entegre ve daha çevik sistemler kurmaya yönlendiriyor. Bu dönüşümün merkezinde ise yapay zekâ yer alıyor.” ifadelerini kullandı. Geleceğin lojistik sektörünün hızın yanı sıra krizlere karşı hazırlıklı, esnek ve öngörülü olmak zorunda olduğunu söyleyen Aras, “Lojistik sektörü olarak veriyi, teknolojiyi ve insan kaynağını bir araya getirerek geleceği tasarlayan bir yaklaşımı benimsemek zorundayız. Bu noktada kamu tarafına düşen en önemli görev; öngörülebilir, hızlı ve dijitalleşmeyi teşvik eden bir regülasyon ortamı oluşturmaktır. Veri paylaşımını kolaylaştıran altyapıların kurulması ve yapay zekâ yatırımlarını destekleyen teşvik mekanizmaları bu sürecin temelini oluşturuyor. Sivil toplum kuruluşları olarak, üyelerimizin bu yeni teknolojileri anlaması ve uygulayabilmesi için rehberlik etmeyi öncelikli sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Özel sektörün ise dijitalleşmeyi bir seçenekten öte, büyüme için zorunluluk olarak görmesi lazım. Şirketlerimizin yapay zekâyı öğrenmesi, doğru alanlarda kullanması ve insan kaynağını bu dönüşüme hazırlaması gerekiyor. Çünkü gelecekte güçlü olanlar sadece büyük olanlar değil; teknolojiyi anlayan, krizleri yönetebilen ve geleceği tasarlayanlar olacaktır” ifadelerini kullandı. Zirve, “E-Ticaretin Geleceği ve Fırsatlar”, “E-ticarette Lojistiğin Önemi ve Geleceği”, “E-Ticaretin Lojistiğine Yönelik Kamu Destekleri ve Finansman”, “İlham Veren Başarı Öyküleri” oturumlarıyla devam etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Savaş Belirsizliğine  Şirketlerden “Dijital İkiz” Kalkanı Haber

Savaş Belirsizliğine Şirketlerden “Dijital İkiz” Kalkanı

Sarıdoğan bu belirsizlikte ayakta kalacak şirketlerin sadece en çok stoğa sahip olanlar değil, en akıllı stok yönetimi yapanlar olacağını bunun da dijital ikiz sayesinde gerçekleşeceğini söylüyor. Uluslararası ticaretin can damarı olan tedarik zinciri, 2026’nın ağır jeopolitik gerilimleri gölgesinde tarihinin en köklü dönüşümünü yaşıyor. ABD-İsrail ittifakı ve İran arasındaki savaş Mart 2026 itibarıyla Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiğinin %90 oranında azalmasına yol açtı, Basra Körfezi'nden gelen yakıt, ham petrol ve doğal gaz akışı neredeyse tamamen kesildi. Savaş öncesinde dünya petrol ticaretinin yaklaşık %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda, mart ayı boyunca gerçekleşen toplam gemi geçişi, normal şartlarda tek bir günde ulaşılan seviyeye kadar geriledi. Enerji şoku ve 348 trilyon dolarlık borç kıskacı Küresel piyasalardaki enerji baskısını değerlendiren Dr. Mehmet Sarıdoğan, güncel jeopolitik krizlerin enerji maliyetleri üzerinde kurduğu baskının tedarik zincirlerinde bir domino etkisi yarattığını vurguluyor. Sarıdoğan konuya ilişkin şu analizi paylaşıyor: Petrol fiyatlarındaki her ani yükseliş, sadece nakliye maliyetlerini değil, petrokimyadan plastiğe, tekstilden gıdaya kadar binlerce kalem girdinin birim maliyetini yukarı çekiyor. IMF Ocak 2026 güncellemelerine göre küresel büyüme yüzde 3,3 bandına çekilirken, IIF verilerine göre 348 trilyon dolar ile rekor kıran küresel borç stoku, bu maliyet artışlarını finanse etmeyi her zamankinden daha zor hale getiriyor. Faiz ve likidite şoklarının tedarik finansmanı üzerinde kurduğu bu baskı, şirketlerin nakit akışını yönetmek için satınalma birimlerini bir finansal kalkan olarak kullanmasını zorunlu kılıyor. Ticaret normalleşmiyor, mal ticareti yüzde 0,5’e geriledi Dünya ticaretindeki yapısal değişime dikkat çeken Dr. Mehmet Sarıdoğan, Dünya Ticaret Örgütü verilerinin küresel ticaretin rotasını kökten değiştirdiğini kanıtladığını belirtiyor. Sarıdoğan, sanayi şirketlerini bekleyen yeni dönemi şu sözlerle özetliyor: 2026 için mal ticareti hacim büyümesi beklentisinin yüzde 0,5’e kadar düşmesi, buna karşılık hizmet ticaretinin yüzde 4,4 ile dirençli kalması, sanayi şirketleri için yeni bir devrin ilanıdır. Mal ticaretindeki bu durgunluk ve lojistik hatlardaki tıkanıklıklar, özellikle ithalata bağımlı üretim yapan Türk sanayicisi için teslimat sürelerinde ve maliyetlerde öngörülemez sapmalar yaratıyor. 1 Ocak 2026 itibarıyla kalıcı hale gelen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ise bu tabloya ek bir vergi ve raporlama yükü getirerek satınalma performans göstergelerini hiç olmadığı kadar zorluyor. Bu fırtınalı ortamda iş dünyası önemli bir dayanıklılık testinden geçerken, şirketler artık yalnızca maliyet avantajına dayalı değil, riskleri öngörebilen ve hızlı uyum sağlayabilen tedarik zinciri modellerine yöneliyor. Dr. Mehmet Sarıdoğan’a göre bu modelin merkezinde, akıllı stok yönetimi ve yapay zekanın iş modellerine entegre edilmesinin en ileri aşamalarından biri olan dijital ikiz teknolojisi bulunuyor. Dr. Sarıdoğan, satın alma dünyasına yıllardır hâkim olan ‘Tam Zamanında’ (Just-in-Time- JIT) üretim ve tedarik modelinin artık sürdürülebilirliğini kaybettiğini vurgulayarak şunları söylüyor: “Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklık ve Kızıldeniz'deki saldırılar, lojistik sürelerini uzattı ve öngörülebilirliği ortadan kaldırdı. Bu durum, şirketleri ‘Her İhtimale Karşı’ (Just-in-Case -JIC) modeline, yani stratejik stoklamaya yöneltti. Eskiden depoda bekleyen her ürün bir 'maliyet yükü' olarak görülürken; bugün üretim hattının durmasının maliyeti, stok tutma maliyetinin katbekat üzerine çıktı. Ancak burada kritik bir ayrım var. Başarılı şirketler sadece 'depoyu ağzına kadar dolduranlar' değil, dijital ikizleri sayesinde hangi üründen ne kadar stoklaması gerektiğini bilen 'akıllı stok yönetimi yapanlar' (smart yards) olacak.” Dr. Sarıdoğan, dijital ikiz teknolojisini iş süreçlerine entegre etmenin avantajlarını ise şu şekilde sıralıyor: “Bir şirketin tüm tedarik ağının sanal bir kopyasını oluşturan bu sistemler, ‘Hürmüz Boğazı 3 ay daha kapalı kalırsa ne olur?’ veya ‘Lojistik maliyetleri %50 artarsa hangi tedarikçiyi değiştirmeliyim?’ gibi sorulara saniyeler içinde yanıt verebiliyor. 2026 itibarıyla bu sistemler temsilci (agentic) nitelik kazanarak, liman kapanması durumunda rotaları otonom olarak değiştirebilir veya navlun fiyatlarını yeniden müzakere edebilir hale geldi. Şirketlerin gelecekteki başarısı, eski teknolojileri yenileriyle değiştirebilme ve tedarikçi tabanlarını hızla genişletebilme yeteneklerine bağlı olacak.” “Şirketlerimizi artık manuel süreçlerle yönetemeyiz” “Satın alma bir savunma hattıdır” diye konuşan Dr. Sarıdoğan sözlerini şöyle tamamlıyor: “Bir fabrikanın durması, sadece o şirketin kaybı değil, Türkiye'nin üretim gücünün zayıflamasıdır. Bizler, İran'dan gelen kritik bakır, alüminyum ve plastiklerin alternatiflerini oluştururken, aslında ekonomik bağımsızlığımızı tahkim ediyoruz. 2026'nın jeopolitik fırtınalarında artık şirketlerimizi sadece manuel süreçlerle yönetemeyiz. TÜSAYDER olarak üyelerimizi, 'Dijital İkizler' ve 'Otonom Tedarik Ajanları' ile donatarak, krizleri oluşmadan önce tespit eden birer 'Jeopolitik Analist'e dönüştürüyoruz” Mindzie CEO’su James Henderson 11 Nisan’da Wyndham Grand İstanbul’da Yapay zekanın bu devrimsel etkisi, 11 Nisan 2026 tarihinde Wyndham Grand İstanbul Levent’te düzenlenecek olan “Satın Almanın Yeni Çağı” temalı, XIII. Satın alma ve Tedarik Yönetimi Zirvesi’nde tartışılacak. Zirvenin teknoloji odaklı en dikkat çekici oturumu olan “Agentic Procurement: AI Süreç Madenciliği ile Otonom Satınalma” panelinde; otonom süreçlerin dünyadaki öncülerinden Mindzie CEO’su James Henderson konuk olacak oturumun moderatörlüğünü ise TÜSAYDER Yönetim Kurulu Üyesi Şenol Altuntaş yapacak. Oturumda, bir talebin (PR) teklife (RFQ) ve ardından siparişe (PO) dönüşme sürecinin yapay zekâ ajanları tarafından nasıl "insansızlaştırıldığı" ve bu sayede hata payının nasıl düşürüldüğü canlı akışlar üzerinden katılımcılara aktarılacak. Satın almanın bu "Yeni Çağı"na tanıklık etmek ve 2026’nın ekonomi-teknoloji haritasında yerini almak isteyen tüm profesyoneller, Türkiye'nin en büyük satın alma buluşmasında bir araya gelecek. Tedarik zinciri ve satın alma alanında çalışan profesyoneller için yenilikleri takip etme, sektör liderleriyle ağ kurma ve geleceğin iş modellerini keşfetme fırsatı sunan bu zirve, değişime öncülük etmek isteyenler için kaçırılmayacak bir etkinlik olacak. Kayıtlar ücretsiz olarak https://tusayder.org adresi üzerinden yapılabilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Brent petrol yeniden gündemde: Fiyat sıçradı, küresel enerji devlerinden kritik mesajlar geldi Haber

Brent petrol yeniden gündemde: Fiyat sıçradı, küresel enerji devlerinden kritik mesajlar geldi

Shell, BP, TotalEnergies ve Aramco’nun son mesajları birlikte okunduğunda, 2026’da petrol piyasasında belirsizlik kadar “esneklik” ve “arz güvenliği” temalarının da öne çıktığı görülüyor. Brent petrolde son tablo: Piyasa neden bu kadar hassas? 9 Mart 2026 itibarıyla Brent petrolde sert hareketler dikkat çekiyor. AP’nin aktardığına göre Brent, gün içinde 119,50 dolara kadar yükseldikten sonra yaklaşık 107,80 dolar civarında dengelendi. Bloomberg ise 6 Mart tarihli piyasa analizinde Brent’in yaklaşık iki yıl sonra ilk kez 90 doların üzerine çıktığını, bunun temel nedeninin Orta Doğu’daki savaşın enerji akışını bozması olduğunu yazdı. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki riskler, petrol piyasasında arz kesintisi korkusunu hızla fiyatlara taşıdı. Bu yükselişi önemli kılan nokta, piyasanın yalnızca üretim miktarına değil, taşımacılık ve enerji güvenliği riskine de sert tepki veriyor olması. AP’ye göre dünyanın petrol akışının yaklaşık yüzde 20’si normal koşullarda Hürmüz’den geçiyor. Bu nedenle bölgede yaşanan her yeni gerilim, sadece spot fiyatları değil; sigorta maliyetlerini, tanker akışını ve rafineri planlamasını da etkiliyor. Küresel enerji şirketleri ne söylüyor? Shell: Jeopolitik gerilim enerji sistemini yeniden şekillendiriyor Shell’in Şubat 2026’da yayımladığı 2026 Energy Security Scenarios çalışması, enerji piyasasının artık sadece arz-talep dengesiyle okunamayacağını vurguluyor. Şirket, jeopolitik gerilimlerin, enerji güvenliğinin ve ekonomik büyüme hedeflerinin küresel enerji sistemini yeniden şekillendirdiğini belirtiyor. Bu çerçevede Shell’in mesajı net: Enerji piyasasında oynaklık artık geçici değil, yapısal bir tema haline geliyor. Bu açıklama Brent için önemli çünkü fiyatın yönünü sadece OPEC+ kararı ya da ABD üretimi değil, jeopolitik kırılganlık da belirliyor. Discover açısından da okur ilgisini yükselten unsur tam burada oluşuyor: Brent petrol artık yalnızca bir emtia başlığı değil, aynı zamanda enflasyon, büyüme ve enerji güvenliği hikâyesi. BP: Petrol ve gaz tarafında yeniden büyüme vurgusu bp’nin yayımladığı “reset bp” strateji duyurusunda şirket, yukarı akışta yani petrol ve gaz üretim tarafında büyümeyi önceliklendireceğini söyledi. Şirketin mesajı, enerji dönüşümü gündemi sürerken bile petrol ve gazın kısa ve orta vadede küresel denklemin merkezinde kalacağı yönünde. bp’nin enerji görünümü sayfalarında da petrol ve gaz talebinin önümüzdeki on yılda dirençli kalacağı vurgulanıyor; petrolde talep özellikle petrokimya kaynaklı kullanım sayesinde görece istikrarlı bir görünüm çiziyor. Bu yaklaşım, Brent’te yükseliş görüldüğünde yatırımcıların neden enerji hisselerine ve üretici şirket açıklamalarına aynı anda baktığını açıklıyor. Çünkü büyük şirketler, söylemleriyle piyasanın “fiyat düşüşü geçici mi, yoksa yüksek fiyat rejimi geri mi dönüyor?” sorusuna yanıt veriyor. TotalEnergies: Belirsiz fiyat ortamı sürüyor TotalEnergies’in 2025 sonuçları ve 2026 hedefleri kapsamında paylaştığı belgelerde, şirket “belirsiz fiyat ortamı” ifadesini açık biçimde kullanıyor. Şirket, ilk çeyrek için hisse geri alım programını 60 dolar Brent varsayımına göre çerçevelerken, fiyat gelişmelerine göre esnek hareket edeceğini belirtiyor. Aynı belgede petrol ve LNG piyasası için 2026’nın ana itici güçlerine ayrıca yer veriliyor. Buradaki kritik detay şu: Brent bugün 100 dolar çevresine yaklaşan sert hareketler gösterse de büyük şirketler bütçe planlamasında hâlâ daha temkinli taban senaryolar kullanıyor. Bu da piyasada “yüksek fiyatlar kalıcı mı, yoksa jeopolitik prim mi?” tartışmasını canlı tutuyor. Aramco: Arz kapasitesi ve enerji güvenliği odağı Aramco tarafında son haftalarda öne çıkan başlıklardan biri gaz stratejisindeki büyüme ve Marjan ham petrol artış projesinin devreye alınması oldu. Şirket, Tanajib Gas Plant operasyonlarının Aralık 2025’te başladığını ve 2026’da günlük 2,6 milyar standart kübik feet ham gaz işleme kapasitesine ulaşmasının beklendiğini açıkladı; aynı dönemde Marjan crude oil increment üretiminin de başladığı belirtildi. Aramco yatırımcı sayfasına göre şirket 2025 yıl sonu sonuçlarını 10 Mart 2026’da açıklayacak. Bu ne anlama geliyor? Piyasa bir yandan kısa vadeli arz riski fiyatlarken, üretici devler de orta vadede kapasite ve güvenilir tedarik mesajı vermeye çalışıyor. Aramco’nun son iletişimi, “arz güvenliği” temasının 2026 enerji gündeminde daha da belirginleşeceğine işaret ediyor. Türkiye’ye etkisi ne olabilir? Brent petroldeki yükselişin Türkiye’ye olası yansımaları başta akaryakıt, taşımacılık ve üretim maliyetlerinde hissedilebilir. Hava yolu, lojistik, petrokimya ve ağır sanayi sektörleri, Brent’teki ani yükselişlere karşı en hassas alanlar arasında yer alıyor. Eğer fiyat oynaklığı uzun sürerse bu durum, enflasyon görünümüne de yukarı yönlü risk ekleyebilir. Bu nedenle Brent petrol artık yalnızca enerji yatırımcılarının değil; reel sektör, dış ticaret ve ekonomi yönetiminin de yakından izlediği bir gösterge haline gelmiş durumda. Sonuç: Brent petrolde haber akışı bitmedi, asıl konu güvenlik primi Piyasadaki son hareket, Brent petrolün yeniden “manşet fiyatlama” dönemine girdiğini gösteriyor. Kısa vadede jeopolitik riskler fiyatı yukarı taşırken, küresel enerji şirketlerinin açıklamaları orta vadede daha karmaşık bir resim sunuyor: Shell güvenlik ve jeopolitik gerilimleri öne çıkarıyor, bp petrol ve gaz büyümesini güçlendiriyor, TotalEnergies belirsizlik vurgusunu koruyor, Aramco ise kapasite ve arz güvenliğine odaklanıyor. Bu kombinasyon, Brent petrolde bundan sonraki dönemde yalnızca fiyatın değil, fiyata eşlik eden anlatının da çok önemli olacağını gösteriyor.

Jeopolitik Gerilimler, Denizcilikte Hukuki Desteğin Önemini Artırıyor  Haber

Jeopolitik Gerilimler, Denizcilikte Hukuki Desteğin Önemini Artırıyor 

Avukat Seda Yılmaz, her ne kadar bölgesel çatışma, doğal afet, salgın gibi durumlar mücbir sebep kabul edilse de armatörden lojistik firmasına kadar zararın karşılanması için tüm paydaşlara düşen sorumluluklar olduğuna dikkati çekti. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın açıklamasına göre bin groston ve üzeri Türk sahipli deniz ticaret filosu, 53,1 milyon detveyt kapasitesiyle dünyada 10. sıraya yükseldi. TÜİK verilerine göre geçen yıl, deniz yoluyla taşınan ihracat yükü ise yüzde 5,2 artarak 153 milyar 816 milyon doları buldu. İhracatın yüzde 56,3’ü deniz yoluyla taşınırken, çatışmalar, kazalar ve diğer riskler nedeniyle bu alanda hukuki desteğe ihtiyaç da büyüyor. Türkiye’nin denizcilikteki atılımını değerlendiren Avukat Seda Yılmaz, “Filomuzun büyümesi, dünyaya açılmayı da beraberinde getiriyor ancak denizcilik, kazançlı olduğu kadar riskli de bir alan.” dedi. Kazalar ve Güvenlik Riskleri Artıyor Yılmaz, gemi yangınları, kazalar, korsan saldırıları ve savaş risklerinin milyarlarca dolarlık kayıplara yol açtığını belirterek, “En son yayımlanan uluslararası istatistiklere göre küresel deniz kazaları, 2024’te yüzde 10 artarak 3.310’a ulaştı. 2025 yılında ise korsan saldırılar yüzde 18’lik artışla 137’ye çıktı.” bilgilerini paylaştı. “Savaş Riskleri Doğru Yönetilmeli” ABD/İsrail-İran çatışması ve Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelere de değinen Yılmaz, "Orta Doğu'daki sıcak çatışma bölgelerinde seyreden gemilerin sigorta poliçelerindeki özel şartlar ve 'savaş riskleri' klozlarının doğru yönetilmesi, çok önem kazandı. Çatışma dönemlerinde, bölgeden geçecek tankerler için sağlanan teminatlar kapsam dışı bırakılabiliyor veya ek prim karşılığında yeniden düzenlenebiliyor. Hasar ve kazalarda sorumluluk paylaşımı, mücbir sebep değerlendirmesi, sigorta tazminatları ve dava süreçleri, uluslararası hukuk desteğini ve öngörülebilir sözleşmelerin gereğini zorunlu kılıyor.” diye konuştu. “Hasar Durumlarında Her Dakikanın Önemi Var” Yılmaz, hasar ve kazalarda hızlı müdahalenin şart olduğunun altını çizdi. Hasarın tespiti için gemi veya limanda hazırlanacak rapor ve bildirimlerin vakit kaybetmeden yapılması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, “Tüm tarafların, risklere önceden ne kadar hazır oldukları da sorumluluğun hafiflemesi açısından belirleyici olabiliyor. Mücbir sebep durumunda zararı önleme tedbirlerinin ve alternatif planların devreye girmesi büyük önem taşıyor.” ifadelerini de kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Türkiye Deniz, Kara ve Demiryolu Avantajı ile  Riskleri Fırsata Çevirebilir Haber

 Türkiye Deniz, Kara ve Demiryolu Avantajı ile  Riskleri Fırsata Çevirebilir

Dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından Hürmüz Boğazı’nın kapatılması sonrası Türkiye’nin risk ve fırsatlarını değerlendiren IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, “Bu kriz ortamı Türkiye’nin deniz, kara ve demiryolunu bir arada kullanabilen çoklu koridor avantajını güçlendirmesini sağlayacaktır. Lojistik sektöründe dayanıklılık odaklı yeni servis modelleri, artırılmış görünürlük, garanti edilen teslim süreleri ve esnek depolama çözümleri daha fazla talep görüyor. Ayrıca risk yönetimi olgunluğu yüksek firmalar, belirsizlik dönemlerinde daha hızlı adapte olarak rekabette belirgin biçimde öne çıkıyor” dedi. İran’ın ABD-İsrail saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurması, ciddi bir krizi de beraberinde getirdi. Ülkelerin bundan sonraki stratejileri dikkatle takip ediliyor. Uzmanlar ise Türkiye’nin söz konusu riskleri avantaja dönüştürebileceğinin altını çiziyor. Küresel tüketimin yüzde 20’sini kapsıyor Hürmüz, küresel enerji ticaretinin en kritik “dar boğazlarından” biri olarak görülüyor. Günlük petrol ve petrol ürünü akışının 20 milyon varilin üzerinde olduğu; bunun da küresel tüketimde yaklaşık %20 düzeyine karşılık geldiği belirtiliyor. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; Türkiye açısından bu kriz, enerji fiyatı, tedarik süresi ve sigorta maliyetleri üzerinden tüm lojistik ekosistemini etkileyen bir risk setini de beraberinde getiriyor. “Kalıcı kırılma ihtimali var; ancak bu kırılma Hürmüz’ün önemini kaybetmesi şeklinde değil, şirketlerin tek koridor bağımlılığını azaltması şeklinde gerçekleşecektir” diyen Murat Çiftçi, Hürmüz krizi ile birlikte rota çeşitlendirme, stok stratejileri ve sözleşmesel esnekliğin kalıcı hale gelebileceği gibi sonuçların ortaya çıkacağını belirtti. Rotalarda yeniden yapılanma gündeme gelecek Murat Çiftçi; “ABD–İran geriliminin tırmanması halinde Türkiye’nin dış ticaret rotalarında orta vadede belirgin bir yeniden yapılanma göreceğimizi düşünüyorum. Çoklu rota stratejileri öne çıkacak; şirketler tek bir hatta bağımlı kalmak yerine deniz, demiryolu ve karayolunu birlikte kullanan portföy yaklaşımına yönelecek. Bazı denizyolu hatlarında gemilerin Süveyş yerine Ümit Burnu’na dönmesi gibi rota sapmaları transit sürelerini uzatacağı için tedarik ve üretim planları yeniden kurgulanmak zorunda kalacak. Ayrıca sözleşme ve teslim şekillerinde, özellikle Incoterms tarafında, gecikme riskinin, ek navlun ve sigorta maliyetlerinin hangi tarafa yazılacağı daha kritik bir müzakere başlığı hâline gelecek. Bu tablo kısa vadede riskleri artırsa da Türkiye’nin lojistik üs olma hedefi açısından aynı zamanda bir fırsat penceresi yaratıyor. Türkiye’nin Karadeniz, Akdeniz ve güçlü kara bağlantıları sayesinde sahip olduğu çoklu erişim avantajı bu tür kriz dönemlerinde daha görünür hâle geliyor. Lojistik üs olmanın yalnızca coğrafi konumla değil, dayanıklılık, alternatif yaratma kapasitesi ve hizmet kalitesiyle mümkün olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor; dolayısıyla odak hacimden çok risk yönetimi kabiliyetine kayıyor” şeklinde konuştu. Ürün bazında rota tasarlanması gerekiyor Hürmüz’ün geçişe kapanmasıyla birlikte Türkiye’ye gelen petrol, petrokimya ve enerji ürünlerinde tedarik sürelerinin uzamasının kaçınılmaz olduğunu dile getiren Murat Çiftçi, “Savaş riski sigortalarında kapsam daralması ile güvenlik koşullarının ağırlaşması, sefer kararlarını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle özellikle “tam zamanında” çalışan sektörlerde gecikmeler çok daha görünür oluyor. Deniz taşımacılığındaki gecikme ve rota değişikliklerinin Türkiye’deki üreticilere yansıması ise şu şekilde olacak: Hammadde ve ara malı tedariğindeki gecikmeler üretim planlarını kaydıracak, belirsizlik nedeniyle daha stok maliyetleri yükselecek ve navlun, sigorta ile finansman maliyetlerindeki artış doğrudan ürün fiyatlarına yansıyacak. Alternatif rotalara baktığımızda Kızıldeniz–Süveyş hattı güvenlik normalleştiğinde hâlâ en verimli koridorlardan biri olsa da risk dalgalanması yüksek. Ümit Burnu’na sapma daha uzun transit süreleri ve daha yüksek yakıt ile operasyon maliyetleri anlamına geliyor ancak güvenlik nedeniyle tercih edilebiliyor. Doğu Akdeniz odaklı planlar Türkiye açısından özellikle konteyner, aktarma ve kısa deniz taşımacılığı tarafında uygulanabilir; Kuzey Koridoru ise bazı ürün gruplarında demiryolu alternatifi sunuyor fakat kapasite, maliyet ve operasyonel uyum her yük için aynı değil. Özetle alternatifler mevcut, ancak her yük için aynı derecede uygun değiller; şirketlerin ürün bazında rota tasarlaması gerekiyor” dedi. Daha pahalı ama güvenli ve öngörülebilir çözümler öne çıkacak Murat Çiftçi, Hürmüz krizinin navlun fiyatları ve sigorta primlerine etkisine yönelik de şunları söyledi: “Lojistik şirketleri bu tür jeopolitik belirsizliklerde operasyonel planlamalarını hızla revize ediyor; rota ve taşıyıcı portföylerini genişleterek tek hat ya da tek taşıyıcıya bağımlılığı azaltıyor, transit sürelerin uzayacağı varsayımıyla satış ve operasyon planlarını güncelliyor, liman ve terminal bazlı alternatif aktarma, geçici depolama ve gümrük çözümlerini içeren B planlarını devreye alıyor ve sözleşmelere force majeure, ek maliyet ve gecikme hükümlerini daha net şekilde ekliyor. Hürmüz krizinin navlun fiyatları ve sigorta primlerine etkisi ise hızlı ve çift yönlü oluyor; savaş riski ek ücretleri ve “conflict surcharge” gibi kalemler devreye girerken bazı bölgelerde savaş riski teminatlarının daraltılması ya da iptali gündeme geliyor ve bu durum hem fiyatı hem de sigorta bulunabilirliğini etkiliyor. Türkiye’deki firmalar özellikle enerji ve petrokimya, otomotiv yan sanayi ve hızlı dönen tüketim ürünleri gibi zaman ve maliyet hassas sektörlerde bu baskıyı daha yoğun hissediyor. Petrol fiyatlarındaki dalgalanma da lojistik maliyetlerine gecikmeli ama güçlü bir şekilde yansıyor; yakıt ve bunker maliyetleri artıyor, karayolu taşımacılığında fiyat baskısı oluşuyor ve son dönemde petrolün sert hareket ettiği, hatta 100 dolar senaryolarının konuşulduğu bir ortamda maliyet planlaması daha da zorlaşıyor. Bu kriz ortamı lojistik şirketlerinin kârlılık projeksiyonlarını iki yönlü etkiliyor: Yakıt, navlun, sigorta ve finansman maliyetlerindeki artış marjları sıkıştırırken, bazı müşterilerin daha pahalı ama daha güvenli ve öngörülebilir çözümlere yönelmesi doğru fiyatlama ve güçlü risk yönetimi yapan oyuncular için ayrışma fırsatı yaratıyor.” Lojistik altyapı yatırımlarının yönü de değişecek Hürmüz krizinden enerji, kimya, otomotiv ve gıda sektörlernin farklı derecelerde etkilendiğine dikkat çeken Murat Çiftçi, “Enerji ve petrokimya tarafı fiyat ve tedarik süresi hassasiyeti en yüksek grup olduğu için dalgalanmaları ilk hisseden oluyor, kimya sektörü ara malı bağımlılığı nedeniyle yaşanan her gecikmeyi zincirleme biçimde üretime yansıtıyor, otomotiv sektörü “just‑in‑time” yapısı nedeniyle gecikmeye en düşük toleransa sahip alanlardan biri olarak öne çıkıyor ve gıda tarafında ise soğuk zincir gereklilikleri ile raf ömrü kısıtları nedeniyle gecikme riski çok daha kritik bir hâl alıyor. Türkiye’de etki özellikle enerji ve petrokimya girişlerinin yoğunlaştığı rafineri ve terminal bağlantılı liman hatlarında, konteyner trafiğinin yüksek olduğu ana hub’larda ve Ro‑Ro ile otomotiv tedarik zincirine bağlı hatlarda daha görünür hâle geliyor; burada belirleyici olan her sektörün hangi liman–terminal kombinasyonunu kullandığı. Bu kriz aynı zamanda lojistik altyapı yatırımlarının yönünü de değiştiriyor; çok modlu taşımacılık çözümleri, demiryolu bağlantıları, iç lojistik merkezleri, limanlarda verimlilik ve kapasite artışı, depolama ve dağıtım ağlarında esneklik ile dijital görünürlük ve erken uyarı sistemleri yatırım önceliği hâline geliyor” dedi. Sigorta programları risk arttığında anlık güncellenmeli Murat Çiftçi, bundan sonraki süreçte yapılması gerekenleri ise şu şekilde sıraladı: “Dayanıklılığı artırmak için devlet tarafında kritik ürünlerde tedarik çeşitlendirmesini destekleyen çerçeveler, lojistik koridorlarında altyapı ve gümrük süreçlerinin hızlandırılması ve kriz dönemlerinde etkin bilgi koordinasyonu öne çıkarken; özel sektör tarafında ise tedarik ve rota portföyü stratejisi, stok–finansman–sözleşme senaryolarının güçlendirilmesi ve sigorta programlarının risk arttığında anlık olarak güncellenmesi gerekiyor. Önümüzdeki 6–12 ayda enerji fiyatlarındaki oynaklığın navlun maliyetlerine yansıması, savaş riski teminat koşullarının sıkılaşması ve prim artışları ile rota sapmalarının transit süreleri uzatarak tedarik planlarını bozması en kritik riskler olarak dururken; Türkiye’nin deniz–kara–demiryolu kombinasyonuyla çoklu koridor avantajını güçlendirmesi, lojistikte dayanıklılık odaklı yeni servis modellerinin öne çıkması ve risk yönetimi olgunluğu yüksek firmaların rekabette ayrışması önemli fırsatlar yaratıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bölgesel Kriz ve Türk İhracatçıları Bekleyen Riskler Haber

Bölgesel Kriz ve Türk İhracatçıları Bekleyen Riskler

İran Krizi ve Türkiye İhracatı:Riskler, Senaryolar ve Hazırlık Stratejileri 28 Şubat 2026'da başlayan ABD-İsrail ortak askeri operasyonu, bölgeyi son on yılların en ciddi güvenlik kriziyle karşı karşıya bırakmıştır. Hürmüz Boğazı'nın fiilen abluka altına alınması, 170'ten fazla konteyner gemisinin Körfez'de mahsur kalması, Dubai dahil birçok uluslararası havalimanının kapanması ve 5 Mart itibarıyla savaş riski sigortalarının iptal edilecek olması, küresel ticareti derinden etkileyen gelişmelerdir. Türk ihracatçıları açısından enerji ithalat maliyetlerindeki artış, TL üzerindeki kur baskısı, navlun ve sigorta primlerindeki sıçrama ile Tebriz-Ankara doğalgaz boru hattı sözleşmesinin Temmuz 2026'da dolacak olması en acil risk unsurları olarak öne çıkmaktadır. The Globby Araştırma Ekibi, bu riskleri ve olası gelişmeleri ITC TradeMap verileri, petrol fiyat senaryoları ve ambargo rejimi analizleri çerçevesinde değerlendiren kapsamlı bir rapor hazırladı. Tablo 1: Türk İhracatçılar İçin Temel Risk Alanları Risk Alanı Mevcut Durum İhracata Potansiyel Etki Hürmüz Boğazı Ablukası Fiilen kapalı; 150+ tanker demir attı Körfez'e sevkiyat durma noktasında; alternatif rota zorunlu Enerji Maliyeti Brent 77 $'a sıçradı (zirve 82+$) Girdi maliyeti artışı; enerji yoğun sektörlerde marj baskısı Navlun ve Sigorta Navlun +%50-100; sigorta primi 2 katına çıktı FOB/CIF fiyat dengesini bozar; teklif fiyatlarının güncellenmesi şart Döviz Kuru TL/USD 43,92-43,97 (rekor düşük yakını) İthal girdi maliyeti artışı; ancak dolar bazlı rekabet gücü desteği Doğalgaz Arzı Tebriz-Ankara sözleşmesi Temmuz 2026'da doluyor Arz kesintisi riski; pahalı spot LNG'ye yönelim Yaptırım Riski İran ile ticaret yapana %25 ABD tarifesi tehdidi ABD pazarı kaybı riski; uyum politikası zorunlu Kızıldeniz Tehdidi Hûsiler saldırıları yeniden başlattı Süveyş alternatif rotası da risk altında; çift darboğaz krizi Dört Senaryo, Dört Farklı Hazırlık Düzlemi Krizin gidişatına bağlı olarak Türkiye ihracatı farklı risk ve dönüşüm senaryolarıyla karşı karşıyadır. The Globby Araştırma Ekibi'nin TradeMap verileri üzerinden modellediği dört senaryoda, her birinin ihracatçılar için farklı risk profilleri ve hazırlık gereksinimleri bulunmaktadır. Enerji maliyeti artışı, navlun/sigorta şoku ve kur baskısı tüm senaryolarda önemli baskı unsurlarıdır. Öte yandan İran arz kesintisinin yarattığı pazar boşluğu, Körfez ülkelerinin yeniden inşa ihtiyacı, kara koridorlarının önem kazanması ve nearshoring eğilimi; bu baskıları dengeleyebilecek ve proaktif davranan ihracatçılara yeni kapılar açabilecek dinamikler olarak değerlendirilmektedir. Tablo 2: Senaryo Karşılaştırması, Parametreler ve Beklenen Etki Parametre S1: Kısa Çatışma S2: Uzayan Savaş S3: Rejim Değişimi S4: Kısıtlama Kalkması Süre 1-2 hafta 1-3 ay 6-12 ay 12-24 ay Brent Petrol ~80 $/varil ~95 $/varil ~75 $/varil ~65 $/varil TL/USD Ek Baskı +%3 +%8 +%5 -%2 (toparlanma) Hürmüz Boğazı Kısa kapalı Uzun süreli kapalı Kademeli açılış Tam açık İran Arz Kaybı %30 %80 %60 Toparlanma başlar Yaptırım Rejimi Mevcut devam Sıkılaşır Geçiş dönemi Kaldırılır Maliyet Baskısı -1,3 milyar $ -4,0 milyar $ -0,75 milyar $ +0,9 milyar $ (rahatlama) Dengeleyici Etki +1,6 milyar $ +5,0 milyar $ +4,0 milyar $ +1,4 milyar $ Net Etki (Tahmini) +300 milyon $ +1,0 milyar $ +3,25 milyar $ +2,3 milyar $ Sektörel Etki Haritası: Hangi Sektörlerde Ne Beklenmeli? İran'ın 13,6 milyar dolarlık yıllık ihracatında Türkiye ile doğrudan rekabet edilen kalemlerin ağırlığı dikkat çekicidir. Plastik, demir-çelik, meyve-sebze, alüminyum ve bakır gibi ürün gruplarında Türkiye'nin üretim kapasitesi İran'ın birkaç katı düzeyindedir. Kriz derinleştikçe İran arzının kesildiği pazarlarda, başta Irak, BAE, Pakistan ve Azerbaycan, tedarik arayışının hızlanması beklenmektedir. Öte yandan enerji yoğun sektörlerde (cam, seramik, demir-çelik) maliyet baskısı ciddi boyutlara ulaşabilir. Savunma sektörü ise küresel silahlanma eğilimi ve NATO bütçe artışlarıyla krizden bağımsız güçlü bir büyüme ivmesi taşımaktadır. Aşağıdaki tabloda ana sektörlerin senaryo bazlı etki projeksiyonları yer almaktadır. Tablo 3: Sektörel Etki Projeksiyonu (Milyon $, Yıllık Tahmini Ek Etki) Sektör Senaryo 1 Senaryo 2 Senaryo 3 Senaryo 4 Kritik Not Plastik (HS39) +100 +350 +250 -50 İran'ın en büyük kalemi; Çin/Pakistan ikamesi Demir-Çelik (HS72) +80 +250 +200 +50 Körfez inşaat talebi sürücü Meyve/Sebze (HS07-08) +80 +200 +150 -30 Irak, BAE'de doğrudan ikame Savunma (HS93) +200 +500 +400 +100 Krizden bağımsız +%80 büyüme trendi Çimento/İnşaat (HS25,68) +50 +180 +250 +100 Uzun vadeli Körfez/Suriye inşası Alüminyum (HS76) +40 +120 +100 +30 İran kapasitesi hasar; TR alternatif Makine (HS84) +30 +80 +150 +300 S4'te İran pazarı açılırsa dev potansiyel Otomotiv (HS87) +10 +30 +80 +200 80M nüfuslu İran pazarı uzun vade fırsatı Mineral Yakıt (HS27) -100 -300 -50 +50 Maliyet şoku; marj daralması riski İhracatçılara Çağrı: Hazırlıklı Olmak, Fark Yaratacak The Globby'nin Veri Analizinden Sorumlu Kurucu Ortağı Barış Yaşbala, kriz döneminde ihracatçıların yapması gerekenleri şu şekilde özetlemektedir: "Bu kriz, Türk ihracatçıları için ciddi riskler barındırmakla birlikte, hazırlıklı ve çevik davrananlar için önemli dönüşüm fırsatları da yaratmaktadır. Öncelik, mevcut riskleri doğru yönetmektir, sevkiyat rotalarının ve sigorta klozlarının derhal gözden geçirilmesi, teklif fiyatlamalarına enerji ve kur volatilitesinin yansıtılması, Körfez ve Irak'taki müşterilerle proaktif temasın kurulması ilk adımlardır. Orta vadede Orta Koridor ve Kalkınma Yolu gibi kara ticaret alternatiflerinin değerlendirilmesi, İran arzı kesilen pazarlarda stratejik konumlanma ve Avrupa alıcılarına nearshoring avantajının sunulması kritik önem taşımaktadır." Yaşbala, krizin süresinin ve yaptırım rejiminin evriminin belirleyici değişkenler olduğunu, ancak Türkiye'nin coğrafyası, üretim kapasitesi ve bölgesel ilişkiler ağının her senaryoda stratejik avantaj sağladığını vurgulamaktadır. Tablo 4: İhracatçılar İçin Acil Eylem Kontrol Listesi Vade Eylem Alanı Önerilen Adım 0-3 Ay Lojistik Güvenliği Hürmüz ve Kızıldeniz alternatif rotalarını haritalanmalı; Mersin/Akdeniz rotası anlaşmalarını güncellemeli 0-3 Ay Sigorta ve Kontrat Savaş riski klozlarını gözden geçirilmeli; force majeure maddelerini kontrol et; eskalasyon klozları eklenmeli 0-3 Ay Fiyatlama Stratejisi Enerji ve kur volatilitesini teklif fiyatlarına dahil edilmeli; vadeli döviz satış kontratları yapılmalı 0-3 Ay Müşteri İletişimi Körfez ve Irak müşterilerine proaktif tedarik güvencesi verilmeli; stok seviyeleri artırılmalı 3-12 Ay Kara Koridorları Orta Koridor (Bakü-Tiflis-Kars) ve Kalkınma Yolu rotaları aktif kullanılmalı 3-12 Ay Pazar İkamesi İran arzı kesilen pazarlarda (Irak, Pakistan, BAE) sektörel satış kampanyaları başlatılmalı 3-12 Ay Nearshoring Avrupa alıcılarına Asya navlun artışı alternatifi olarak yakınlık avantajı sunulmalı 12-24 Ay İran Pazarı Hazırlığı Rejim değişikliği/kısıtlama kalkması senaryosu için pazar istihbaratı ve dağıtım ağı planlanmalı 12-24 Ay Körfez Yeniden İnşa Hasar gören altyapı projelerine (havalimanı, liman, enerji) katılım için temas başlatılmalı Tablo 5: Krizin Kritik Sayıları Gösterge Değer Günlük Hürmüz geçişi ~15 milyon varil petrol + küresel LNG'nin %20'si Körfez'de mahsur gemi sayısı 170+ konteyner gemisi (450.000 TEU) Savaş riski sigortası iptal tarihi 5 Mart 2026 (7 P&I kulübü) Tebriz-Ankara gaz sözleşmesi bitişi Temmuz 2026 İran'ın ikame edilebilir ihracat hacmi ~2,86 milyar $ (TR kapasitesi mevcut) Türkiye'nin İran ihracatındaki payı (2025) %37,6 (2006'da %8 idi) Savunma sektörü büyümesi (YoY) +%80 (2,6 → 4,7 milyar $)

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.