Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İç Denetim

Kapsül Haber Ajansı - İç Denetim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İç Denetim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

FLO GROUP’ta Üst Düzey Atama Haber

FLO GROUP’ta Üst Düzey Atama

Çok kanallı ve çok markalı perakende yapısıyla büyümesini sürdüren FLO GROUP, organizasyon yapısını güçlendirmeye yönelik yeni bir adım attı. Finans, strateji, yatırım ve organizasyonel yönetim alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip Ahmet Okçular, FLO GROUP’ta Destek Operasyonlarından Sorumlu CEO Yardımcısı olarak göreve başladı. Yeni yapılanmayla birlikte şirketin destek fonksiyonlarının daha entegre bir liderlik yapısı altında yönetilmesi ve FLO GROUP’un kurumsal dönüşüm, operasyonel mükemmeliyet ve sürdürülebilir büyüme hedeflerinin desteklenmesi amaçlanıyor. Ahmet Okçular, yeni görevinde mali işler, insan kaynakları, lojistik ve iç denetim fonksiyonlarına liderlik edecek. Destek fonksiyonları arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi, süreçlerin daha verimli ve çevik bir yapıya kavuşturulması ve şirketin büyüme hedeflerini destekleyecek organizasyonel yapının geliştirilmesi Okçular’ın öncelikli sorumlulukları arasında yer alacak. Kariyerine 1996 yılında QNB FinansInvest’te başlayan Ahmet Okçular, 2005 yılında HSBC Türkiye’ye katıldı. HSBC’de Kurumsal Finansman Başkanlığı ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini üstlenen Okçular; birleşme ve satın alma danışmanlığı ile sermaye piyasaları alanlarında çeşitli çalışmalara liderlik etti. 2016 yılında Tekfen Holding’e Grup CFO’su olarak katılan Okçular, 2019 yılında Strateji, İş Geliştirme ve Yatırımlardan Sorumlu Grup Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi. Bu dönemde grup genelindeki stratejik planlama, yatırım, iş geliştirme ve birleşme ve satın alma süreçlerinin yönetiminde görev aldı. 2022 yılında AIM Finance’i kurarak finansal ve stratejik danışmanlık alanındaki çalışmalarını sürdüren Okçular, 2024 yılında Toros Tarım ve Mondi Oluklu Mukavva’da Bağımsız Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini üstlendi. 2025 yılında ise CCN Yatırım Holding’te Finans, Strateji ve İş Geliştirme Başkanı olarak görev yaptı. Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği ve Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümlerinden mezun olan Ahmet Okçular, International University of Japan’da Uluslararası Yönetim alanında MBA programını tamamladı. Finans, yatırım, strateji ve organizasyonel yönetim alanlarındaki kapsamlı deneyimiyle Okçular, Destek Operasyonlarından Sorumlu CEO Yardımcısı olarak FLO GROUP’un kurumsal dönüşümünün hızlandırılmasına, destek fonksiyonları arasındaki entegrasyonun güçlendirilmesine ve sürdürülebilir büyüme hedeflerine katkı sunacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yıldız Holding’de Üst Düzey Atama  Haber

Yıldız Holding’de Üst Düzey Atama 

Yıldız Holding’de, İç Denetim Lideri (Chief Audit Officer) görevine Özge Aşcıoğlu atandı. Aşcıoğlu, yeni görevinde Holding'in iç denetim faaliyetlerine teknoloji ve veri odaklı bir yaklaşımla liderlik edecek. Bu kapsamda kurumsal yönetişim yapısının güçlendirilmesi ve iç denetim süreçlerinin etkinliğinin geliştirilmesiyle organizasyona sağlanan katma değerin daha da artırılmasına katkı sağlayacak. İç denetim, risk yönetimi, uyum ve kurumsal yönetişim alanlarında yaklaşık 30 yıllık uluslararası deneyime sahip Özge Aşcıoğlu, Yapı Kredi, Citibank, Rabobank, Enerjisa ve Avea şirketleri başta olmak üzere bankacılık, telekomünikasyon, enerji ve üretim sektörlerinde üst düzey liderlik görevlerini üstlendi. Yıldız Holding’e katılmadan önce, Hollanda merkezli TCC Dutch Holdings BV'de İç Denetim Lideri olarak görev yapan Aşcıoğlu, iç denetim, risk yönetimi, uyum, iç kontrol ve yatırım inceleme fonksiyonlarına liderlik etti. Global İcra Kurulu ve Etik Komitesi üyeliği görevlerini de yürüttü. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümü mezunu olan Aşcıoğlu, yüksek lisansını Gazi Üniversitesi Uluslararası Ekonomi bölümünde tamamlamıştır. Harvard Business School'da liderlik ve kurumsal yönetim programlarına katılan Aşcıoğlu, iç denetim ve risk yönetimi alanlarında çok sayıda profesyonel sertifikaya sahiptir. Aşcıoğlu, aynı zamanda iç denetim alanında uluslararası yayınlara katkıda bulunmakta ve çeşitli meslek kuruluşlarında da aktif görevler üstlenmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akran Zorbalığı Okul Kapısında Bitmiyor, Çocuğun Odasına Kadar Giriyor! Haber

Akran Zorbalığı Okul Kapısında Bitmiyor, Çocuğun Odasına Kadar Giriyor!

Akran zorbalığının artık okul bahçesinden dijital dünyaya taşındığına dikkat çeken Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Siber zorbalıkta okulun kapısı kapanmıyor. Telefon çocuğun cebinde olduğu için tehdit, hakaret, ifşa ve dışlama eve, hatta çocuğun odasına kadar geliyor.” dedi. Prof. Dr. Tarhan, zorbalıkla mücadelenin yalnızca ceza üzerinden yürütülemeyeceğini belirterek, “Akran zorbalığının karşısına akran nezaketini koymak gerekir. Akran zorbalığının ilacı empatik iletişimdir.” ifadelerini kullandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonu bünyesinde kurulan İlköğretim ile Ortaöğretim Kurumlarında Akran Zorbalığının Araştırılması ve Alınabilecek Önlemlerin Belirlenmesi Alt Komisyonu’nun tutanak ve sunumlarından derlenen rapor, çocuklar arasındaki zorbalığın ulaştığı boyutları ortaya koydu. Komisyon tutanaklarının yanı sıra Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) sunumları ve TÜİK Türkiye Çocuk Araştırması verilerinin kullanıldığı çalışmada, hem geleneksel akran zorbalığı hem de giderek büyüyen siber zorbalık riski ele alındı. Her 100 çocuktan yaklaşık 14’ü zorbalığa maruz kalıyor Rapora göre 6-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 13,8’i akranları tarafından zorbalığa maruz kalıyor. En sık rastlanan zorbalık biçimi ise alay edilme. Çocukların yüzde 7,2’si kasıtlı biçimde sosyal gruplardan dışlanırken, fiziksel şiddete maruz kalanların oranı yaklaşık yüzde 4,4 olarak bildiriliyor. İşlevsel zorluk yaşayan çocuklarda tablo daha da ağırlaşıyor. Görme, duyma, yürüme, öğrenme, iletişim kurma veya öz bakım gibi alanlarda zorluk yaşayan çocukların zorbalığa uğrama oranı yaklaşık yüzde 27’ye yükseliyor. Prof. Dr. Tarhan: “Her çocuk çatışması zorbalık değildir” Akran zorbalığının çocuklar arasındaki sıradan anlaşmazlıklarla karıştırılmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Öncelikle zorbalığı doğru tanımlamak gerekiyor. Çocuklar ve ergenler zaman zaman tartışabilir, kavga edebilir, bir süre sonra da barışabilirler. Her tartışmayı, her ses yükseltmeyi veya çocuklar arasındaki her anlaşmazlığı akran zorbalığı olarak değerlendirmek doğru değildir. Bir davranışın zorbalık olarak tanımlanabilmesi için kasıtlı olması, tekrarlayıcı olması ve taraflar arasında bir güç dengesizliği bulunması gerekir. Planlı, sistematik ve karşı tarafı ezmeye, sindirmeye veya dışlamaya yönelik bir davranış varsa burada zorbalıktan söz ederiz.” dedi. Zorbalığın yalnızca fiziksel şiddetten ibaret olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Alay etme, lakap takma, hakaret, tehdit gibi sözel davranışların yanı sıra dedikodu çıkarma, gruba almama, kasıtlı olarak yalnız bırakma gibi ilişkisel zorbalık biçimleri de vardır.” diye konuştu. “Çocuk çoğu zaman ‘Bana zorbalık yapılıyor’ demez” Zorbalığın fark edilmesinde aile ve öğretmenlerin çocuğun davranışlarındaki değişimi iyi gözlemlemesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, çocuğun yaşadıklarını doğrudan anlatmayabileceğini söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk çoğu zaman ‘Bana zorbalık yapılıyor’ diye gelip söylemez. Özellikle eleştirilmekten, suçlanmaktan veya ‘Sen de karşılık verseydin’ denmesinden korkuyorsa yaşadıklarını içine atabilir. Daha önce severek okula giden bir çocuk okula gitmek istemiyorsa, sabahları karın veya baş ağrısı gibi yakınmalar geliştiriyorsa, ders başarısı düşüyorsa, içine kapanıyorsa, arkadaşlarından uzaklaşıyorsa, odasına kapanmaya başladıysa, uyku ve iştah düzeni değiştiyse bunun arka planına bakmak gerekir. Okul reddinin arkasından kimi zaman akran zorbalığı çıktığını görüyoruz.” şeklinde konuştu. Çocuğun sorgulanmak yerine dinlenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “‘Niye konuşmuyorsun, sana ne oldu?’ diye herkesin içinde çocuğu sıkıştırmak yerine, birebir konuşup ‘Senin için yapabileceğim bir şey var mı, anlatmak ister misin?’ denilmelidir. Çocuğu konuşturmanın yolu konferans vermek değil, yatay ilişki kurmak ve onu gerçekten dinlemektir.” dedi. Farklı olan çocuk daha kolay hedef haline gelebiliyor Raporda işlevsel zorluk yaşayan çocuklarda zorbalık oranının yaklaşık yüzde 27’ye çıkmasını değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, farklılıkların okul ortamında kolaylıkla hedef haline getirilebildiğine dikkat çekti. “Özel yetenekli, sosyal iletişimde zorlanan veya takım ilişkilerine uyum sağlamakta güçlük çeken çocukların daha fazla zorbalığa maruz kalabildiğini görüyoruz.” diyen Prof. Dr. Tarhan, akademik zekâsı yüksek bir çocuğun dahi sosyal ipuçlarını okumakta zorlanabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, “Diğer çocuklarla aynı biçimde tepki vermeyince önce farklı görülür, ardından alay konusu olabilir ve süreç zorbalığa dönüşebilir. Akademik zekâ ile sosyal ve duygusal beceriler her zaman aynı ölçüde gelişmiyor. Bu nedenle çocuğu yalnızca ‘utangaç’, ‘uyumsuz’ veya ‘garip’ şeklinde etiketlemek yerine sosyal iletişim becerileri açısından değerlendirmek gerekir.” dedi. “Ben güçlüyüm, o savunmasız; o halde onu ezebilirim” Zorbalığın merkezinde çoğu zaman yanlış bir güç algısının bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Zorbalığın temelinde çoğu zaman güç üzerinden kurulan yanlış bir ilişki vardır: ‘Ben güçlüyüm, o savunmasız; o halde onu ezebilirim.’ Empati ve merhametin zayıfladığı ortamlarda farklı olan çocuk daha kolay hedef haline gelir. Bir başka önemli sorun da sessiz kalan öğrencilerin görünmez hale gelmesidir. Zorbalık yalnızca zorbanın ve mağdurun sorunu değildir; sınıfın tamamını ilgilendiren bir okul iklimi problemidir.” ifadesinde bulundu. Bu noktada öğretmene önemli sorumluluk düştüğünü söyleyen Prof. Dr. Tarhan, sınıfın liderinin öğretmen olması gerektiğini belirterek, “İyi bir öğretmen sınıfındaki öğrencileri tanır; geride kalanı, sessizleşeni, dışlananı fark eder. Fakat bunu çocuğu herkesin önünde teşhir ederek değil, birebir ve empatik iletişim kurarak yapar.” dedi. “Zorbalık yapan çocuğu da sadece ‘kötü çocuk’ diye damgalamayın” “Zorbalık yapan çocuk da sadece ‘kötü çocuk’ diye damgalanmamalıdır.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Her şiddet davranışı aynı zamanda bir mesajdır. Çocuğun hangi duygusal ihtiyacının karşılanmadığına, ailede nasıl bir iletişim gördüğüne, kendisini değersiz hissedip hissetmediğine bakmak gerekir.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Tarhan, sevginin az, baskının ve eleştirinin fazla olduğu ailelerde çocuğun şiddeti problem çözme yöntemi olarak öğrenebildiğini belirterek, “Ailede sıcak bir ortamın olmaması hem fail olmaya hem de kurban olmaya zemin hazırlayabiliyor.” dedi. Siber zorbalıkta “güvenli alan” ortadan kalkıyor Raporun dikkat çeken başlıklarından biri de dijitalleşmeyle birlikte zorbalığın okul dışına taşınması oldu. Siber zorbalık raporda; dijital platformlar üzerinden tehdit, taciz, alay, iftira, siber şantaj ve mahremiyet ihlali yoluyla çocukların psikolojik ve sosyal olarak hedef alınması şeklinde tanımlanıyor. Prof. Dr. Tarhan ise sosyal medyanın zorbalığın “seyirci kitlesini” büyüttüğünü belirterek, “Eskiden birkaç kişinin gördüğü bir alay veya dışlama olayı sınırlı bir çevrede kalırken, bugün sosyal medyanın viral etkisiyle onlarca, yüzlerce hatta çok daha fazla kişiye ulaşabiliyor.” dedi. “Siber zorbalıkta okulun kapısı kapanmıyor” Siber zorbalığın yüz yüze zorbalığa göre en önemli farklarından birinin süreklilik olduğuna dikkat çeken Tarhan, şu ifadeleri kullandı: “Yüz yüze zorbalık çoğunlukla belirli bir fiziksel ortamda meydana gelir. Çocuk okuldan çıktığında belli ölçüde güvenli alanına dönebilir. Siber zorbalıkta okulun kapısı kapanmıyor. Telefon çocuğun cebinde olduğu için tehdit, hakaret, ifşa ve dışlama eve, hatta çocuğun odasına kadar geliyor. Bu durum mağdurda ‘kaçabileceğim güvenli bir alan yok’ duygusunu oluşturabiliyor.” Dijital ortamda bir fotoğraf veya videonun tekrar tekrar paylaşılmasının travmatik etkiyi sürdürebildiğini kaydeden Tarhan, çocuklarda okul reddi, akademik başarı düşüşü, içe kapanma, depresif belirtiler ve yoğun kaygının görülebileceğini belirtti. Çocukların yüzde 80’i günde 3 saatten fazla ekranda Raporda çocukların yaklaşık yüzde 80’inin günde üç saatten fazla aktif olarak dijital ekran karşısında kaldığı bildiriliyor. Raporda aşırı ekran maruziyetinin odaklanma zafiyeti ve öğrenilen bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılmasında sorunlarla ilişkilendirildiği de ifade ediliyor. Kontrolsüz kullanımın gerçek ilişkilerin yerine sanal ilişkileri geçirebildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Ben sosyal medyanın akran ilişkilerinde zaman zaman toksik etki yaptığını düşünüyorum. Gerçek akran ilişkisinde yüz yüze iletişim, fiziksel temas, mimikleri okuma, karşı tarafın sevincini ve üzüntüsünü gözlemleme vardır. Empati bu ilişkiler içerisinde gelişir. Ekran ilişkisinde ise bunların önemli bir bölümü ortadan kalkıyor.” dedi. “Dijital anestezi” uyarısı Uzun süreli ve amaçsız ekran kullanımını “dijital anestezi” kavramıyla açıklayan Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk ekranın karşısına geçtiğinde zaman ve öncelik algısını kaybedebiliyor. Çocuğa amaçlı kullanmayı, zaman yönetimini, dijital ortamda karşısındakinin de duyguları olan gerçek bir insan olduğunu öğretmek gerekir. Empatiyi öğretmek burada çok değerlidir; çünkü empatiyi öğrenen çocuk siber zorbalığa daha az yönelir.” ifadelerini kullandı. Dünyada sosyal medyaya yaş sınırı gündemde Raporda farklı ülkelerin çocukları dijital risklerden korumak amacıyla aldığı önlemlere de yer veriliyor. Çin’de 16 yaşından küçüklerin ebeveyn izni olmadan sosyal medya hesabı açmasına sınırlama getirildiği, Güney Kore’de 16 yaş altındaki çocuklara yönelik gece çevrimiçi oyun kısıtlamalarının uygulandığı, ABD’nin Florida eyaletinde küçük yaştaki çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin yasal düzenlemelerin bulunduğu aktarılıyor. Raporda ayrıca Avustralya, Yunanistan ve İrlanda’daki düzenleme tartışmaları ile Türkiye’de 13 yaş altının sosyal ağlara erişimine yönelik çalışma bilgileri de yer alıyor. “Hedef dış denetimden iç denetime geçiş olmalı” Küçük yaşlarda ekran kullanımının sınırlandırılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Ergenlik döneminde yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım çoğu zaman ters etki yapabilir. Çocuk, anne babanın bulunmadığı ortamda yine dijital dünyayla karşılaşacaktır. Eğer iç denetim geliştirmemişse yasak kalktığı anda kontrolsüz kullanıma yönelebilir. Bu nedenle hedef dış denetimden iç denetime geçiş olmalıdır.” dedi. “Burada dijital ebeveynlik gerekiyor.” diyen Tarhan, anne ve babanın hem sınır koyması hem de sınırın nedenini anlatması gerektiğini belirterek, çocuklara medya okuryazarlığı ve bilinçli dijital kullanım becerileri kazandırılması gerektiğini söyledi. Raporda dikkat çeken kavram; “Akran nezaketi” Raporda zorbalıkla mücadelede “akran nezaketi” ve “dijital nezaket” kavramları da öne çıkıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ve sivil toplum iş birliğiyle “Zorbalıktan Uzak Programı”nın pilot uygulamalarının yürütüldüğü, 12-13 yaş grubunda akrandan akrana eğitim programlarının gerçekleştirildiği belirtiliyor. Uzmanların ilkokul üçüncü sınıftan itibaren dijital etik kuralların müfredata alınmasını istediği aktarılırken, BTK’nın da siber zorbalığı “siber nezakete”, akran zorbalığını ise “akran nezaketine” dönüştürmeyi amaçlayan çalışmalar yürüttüğü ifade ediliyor. “Negatifle mücadelenin yolu pozitifi artırmaktır” Prof. Dr. Nevzat Tarhan da zorbalığı yalnızca yasaklama ve cezalandırma yaklaşımıyla çözmenin mümkün olmadığını belirterek “akran nezaketi” kavramının önemine dikkat çekti. Tarhan, “Akran zorbalığıyla mücadelede yalnızca negatifi ortadan kaldırmaya çalışmak yeterli değildir. Negatifle mücadelenin en etkili yollarından biri pozitifi artırmaktır. Bu nedenle ‘akran zorbalığı’nın karşısına ‘akran nezaketi’ni koymak gerekir. Nezaketin içerisinde empati vardır; karşı tarafın hakkını, ihtiyacını ve duygusunu dikkate almak vardır. Yalnızca karşı tarafı anlamak değil, onu incitmeden problemi çözme becerisi vardır.” diye konuştu. “Teknoloji hız verir ama değerler yön gösterir” Zorbalığı önlemede sosyal ve duygusal eğitimin ergenliğe bırakılmaması gerektiğini vurgulayan Tarhan, “Bilgi yüklemekten önce çocuğun karakterine bir pusula kazandırılması önemlidir. Çünkü teknoloji hız verir ama değerler yön gösterir.” ifadelerini kullandı. Empatinin doğuştan değişmez bir özellik değil, öğrenilebilen bir beceri olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Değer eğitimini yalnızca haftada bir saatlik ders olarak düşünmemek gerekir. Değer içerikli eğitim olmalıdır. Matematikte, edebiyatta, tarihte, hatta fen derslerinde bile olaylar üzerinden adalet, dürüstlük, merhamet, iş birliği ve sorumluluk tartışılabilir. Böylece değerler teorik bir bilgi olmaktan çıkar, günlük hayatın parçası haline gelir.” dedi. “Akran zorbalığının ilacı empatik iletişimdir” Zorbalık gerçekleştikten sonra yalnızca cezalandırmaya odaklanmanın yeterli olmadığını söyleyen Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı: “Zorbalık yapan çocuğun yaptığı davranışın sonucunu görmesi, mağdurun ne hissettiğini anlaması ve sorumluluk alması sağlanmalıdır. Akran zorbalığının karşısına akran nezaketini koymak gerekir. Akran zorbalığının ilacı empatik iletişimdir. Bütün kötücül davranışların ortak noktalarından biri empati yoksunluğudur. Çocuğun vicdanını, merhametini ve empati kapasitesini geliştirirsek zorbalık ortaya çıktıktan sonra peşinden koşmak yerine daha ortaya çıkmadan önleyebiliriz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BNP Paribas Cardif Türkiye'nin İç Denetim Direktörü Mustafa Güneş Oldu Haber

BNP Paribas Cardif Türkiye'nin İç Denetim Direktörü Mustafa Güneş Oldu

Sigortacılık, bireysel emeklilik, finans, sigorta muhasebesi, bankasürans, risk yönetimi, uyum ve iç denetim alanlarında 13 yılı aşkın deneyime sahip olan Mustafa Güneş, kariyeri boyunca kamu ve özel sektörde üstlendiği görevlerle kurumsal yönetim, finansal denetim ve risk yönetimi alanlarında önemli bir uzmanlık kazandı. Kariyerine sigorta sektöründe başlayan Güneş, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nda (SEDDK) Sigorta Denetçisi olarak görev yaptı. Bu süreçte çok sayıda reasürans ve bireysel emeklilik şirketi ile bankanın finansal yapıları, sermaye yeterlilikleri, iç sistemleri, reasürans ve bankasürans uygulamaları ile operasyonel süreçlerinin denetiminde aktif rol aldı. Ayrıca sektörün düz enleyici çerçevesinin geliştirilmesine yönelik çalışmalara katkı sağladı ve uluslararası projelerde kurumunu temsil etti. SEDDK'daki görevinin ardından ANA Sigorta'da Risk ve Uyumdan Sorumlu Genel Sekreter, EMAA Sigorta'da ise Mali İşler ve Hasardan Sorumlu kurucu Genel Müdür Yardımcısı (CFO & Claims) olarak görev yapan Mustafa Güneş; ruhsat alım, bütçe, finans, hasar operasyonları ve paydaş yönetimi ile kurumsal yönetim süreçlerine liderlik etti. Son olarak kurucusu olduğu FIN AND FIND LLC bünyesinde, sigorta ve finans sektörüne yönelik yapay zekâ destekli risk yönetimi, yönetişim ve deprem modelleme çözümleri geliştirdi. Mustafa Güneş, yeni görevinde BNP Paribas Cardif Türkiye'nin iç denetim faaliyetlerine liderlik ederek şirketin kurumsal yönetim anlayışının, iç kontrol mekanizmalarının ve risk yönetimi kültürünün daha da güçlendirilmesine katkı sağlayacak. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümü mezunu olan Mustafa Güneş, Galatasaray Üniversitesi'nde Finansal Ekonomi alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Aynı zamanda uzun yıllardır Türkiye Sigorta Enstitüsü Vakfı'nda eğitmen olarak görev yapmakta; sigortacılık, reasürans, muhasebe ve finansal analiz ile kara para aklamanın önlenmesi gibi alanlarda eğitimler vermektedir. BNP Paribas Cardif Hakkında BNP Paribas Cardif, banka sigortacılığı ortaklıklarında dünya lideri olup, 80 milyondan fazla müşterisine hedeflerini gerçekleştirirken öngörülemeyen olaylara karşı koruma sağlayan ürün ve hizmetler sunmaktadır. Şirket toplum üzerinde olumlu bir etki yaratmaya ve sigortayı daha erişilebilir kılmaya kendini adamıştır. BNP Paribas'nın bir iştiraki olan sigortacı, iş ortaklıklarına dayanan benzersiz bir iş modeline sahi ptir. Bankalar ve finans kurumları, otomotiv sektörü şirketleri, perakendeciler, telekomünikasyon şirketleri ve enerji şirketleri de dâhil olmak üzere çeşitli sektörlerdeki 500'den fazla iş ortağı distribütörün yanı sıra ürünleri müşterilerine pazarlayan finansal danışmanlar ve brokerler için çözümler üretmektedir. 30'dan fazla ülkede faaliyet gösteren ve Avrupa, Asya ve Latin Amerika'da güçlü bir konuma sahip olan BNP Paribas Cardif, bireysel sigortacılıkta küresel bir uzman, kredi sigortacılığında dünya lideri ve reel ekonominin finansmanına büyük katkı sağlayan bir şirkettir. Dünya çapında 9.000'den fazla çalışanı bulunan BNP Paribas Cardif'in 2025 yılında brüt yazılan prim tutarı 40,5 milyar avro olarak gerçekleşmiştir. BNP Paribas Cardif Türkiye Hakkında BNP Paribas’nın sigorta birimi olan BNP Paribas Cardif, 2008 yılından bu yana Türk sigortacılık sektöründe, bireysel kredi koruma ve hayat sigortacılığı alanlarında faaliyetlerini sürdürmektedir. 2011 yılında gerçekleşen Fortis Emeklilik ve Hayat A.Ş. birleşmesi ile birlikte müşterilerine bireysel emeklilik ürünlerini de sunabilir hale gelen BNP Paribas Cardif Türkiye bireysel emeklilik, hayat sigortacılığı ve hayat dışı sigorta branşlarına ait üç lisansı olan üç farklı şirket çatısı altında faaliyet göstermektedir. BNP Paribas Cardif Türkiye geniş ürün portföyü ve uluslararası vizyonu ile kısa sürede pazarda kapsamlı hizmet veren bir sigorta platformu haline gelmiştir Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sanovel’de Yeni CFO Gökdeniz Gür Oldu Haber

Sanovel’de Yeni CFO Gökdeniz Gür Oldu

Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde tamamlayan Gökdeniz Gür, kariyer yolculuğuna 1995 yılında Garanti Bankası’nda adım attı. Ardından PwC bünyesinde denetim ve danışmanlık alanlarında çeşitli görevler üstlenerek stratejik finans ve dönüşüm projelerini başarıyla yönetti. Kariyeri boyunca TUI AG iştiraki Turcotel ve Akfen GYO’da CFO, Hidromek’te Finans Stratejisi Danışmanı ve Beyçelik Holding’de Stratejik Planlama Direktörü olarak üst düzey sorumluluklar üstlenen Gökdeniz Gür, son olarak 2019-2025 yılları arasında Florence Nightingale Hastaneleri’nde Kurumsal Verimlilik ve İç Denetimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Gür, bu süreçte finansal performans, süreç iyileştirme, raporlama sistemleri ve iç denetim alanlarında pek çok önemli projeye liderlik etti. Sanovel Hakkında Türk ilaç sektörünün lider şirketlerinden Sanovel, 1983 yılında Eczacı Erol Toksöz tarafından kurulmuştur. 60’tan fazla marka ve 180’i aşkın üründen oluşan güçlü portföyü ve kilit terapötik alanlardaki ürün çeşitliliği ile Sanovel, yılda 200 milyon kutu üretim kapasitesine sahiptir. European cGMP (İyi Üretim Uygulamaları) sertifikası ve Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu (FDA) onayına sahip Sanovel; güçlü Ar-Ge’si, patent/fikri haklar alanlarındaki yetkinlikleri ve başarılarıyla da ilaç sektörü ve tüm sektörler bazında öne çıkmaktadır. Ürünlerini 5 kıtada 50’yi aşkın ülkeye ulaştıran Sanovel, ihracatıyla uluslararası pazarlardaki gücünü her geçen gün artırmaktadır. Birçok tedavi alanında pazara ilk eşdeğer ürün sunan şirket olan Sanovel, Türk ilaç endüstrisine ve ülke ekonomisine katkı sağlamaya ve yaklaşık 2.000 çalışanı ile toplumların bir ömür sağlığı için var gücüyle çalışmaya devam etmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Balparmak İç Denetim Hamlesiyle Ödüle Layık Görüldü Haber

Balparmak İç Denetim Hamlesiyle Ödüle Layık Görüldü

Türkiye’nin lider bal markası* Balparmak, Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE) tarafından iç denetim fonksiyonunu ilk kez hayata geçiren ve bu alanda farkındalık yaratan kurumlara verilen 2026 Yılı Tomurcuk Ödülü’nün sahibi oldu. Türkiye’de iç denetim alanında köklü meslek örgütlerinden biri olan TİDE’nin her yıl düzenlediği “İç Denetim Farkındalık Ödülleri” kapsamında verilen Tomurcuk Ödülü, Balparmak İç Denetim Lideri Onur Kazanasmaz ve Balparmak İç Denetim Yöneticisi Dorukan Tarman’a takdim edildi. Nisan 2025’te İç Denetim Departmanı’nı kurarak bu alanda önemli bir adım atan Balparmak, kısa zamanda elde ettiği performans ve sürdürülebilir yönetişim bakış açısıyla bu ödüle layık görüldü. İç denetimde etkili dönüşüm Yönetim Kurulu’na bağlı olarak faaliyet gösteren Balparmak İç Denetim Departmanı, şirketin şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini güçlendirirken, gelişim alanlarını düzenli olarak Yönetim Kurulu toplantılarında paylaşarak üst yönetim seviyesinde sürekli iyileştirme kültürünü destekliyor. Balparmak’ın iç denetim alanında attığı bu adımın kısa zamanda somut sonuçlara dönüştüğünü belirten Balparmak İç Denetim Lideri Onur Kazanasmaz, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “İç denetim birimimizi kurarken hedefimiz, Balparmak’ın büyüyen organizasyon yapısını daha güçlü bir yönetişim modeliyle desteklemekti. Hayata geçirdiğimiz sistem ve uygulamalarla risklerin erken tespit edilmesine katkı sağlarken, operasyonel verimliliğimizin artırılması ve sürdürülebilir büyüme hedeflerimizin desteklenmesi yönünde önemli adımlar attık. İç denetim fonksiyonunun kısa sürede organizasyon genelinde yarattığı bu etki, süreçlerimizin daha etkin, verimli ve şeffaf bir yapıyla yönetilmesine katkı sağladı. Türkiye İç Denetim Enstitüsü tarafından verilen bu anlamlı ödül, attığımız adımların doğruluğunu teyit etmesi açısından bizim için önemli bir motivasyon kaynağı oldu.” Balparmak İç Denetim Yöneticisi Dorukan Tarman da iç denetimi yalnızca bir kontrol mekanizması olarak değil, kurum için stratejik değer yaratan bir yapı olarak konumlandırdıklarını ifade etti. Balparmak, bu ödülle birlikte yalnızca kendi organizasyonunda değil, sektör genelinde de iç denetim farkındalığının yaygınlaşmasına katkı sağlayan kurumlar arasında yer aldı. *Türkiye pazarı toplam bal kategorisi 2025 Nielsen raporuna göre ciro (TL) bazında Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TAB Gıda 2025’te de Güçlü Büyüme Sergiledi Haber

TAB Gıda 2025’te de Güçlü Büyüme Sergiledi

Burger King, Sbarro, Popeyes, Arby's, Usta Dönerci, Usta Pideci ve Subway markalarının faaliyetlerini sürdüren şirket, sistem genelindeki satışlarını hem kendi işletmeleri hem de franchise restoranları dahil olmak üzere %52 artışla 62,5 milyar TL'ye yükseltti. TAB Gıda, 2025 yılında da kârlı büyüme çizgisini kararlılıkla sürdürürken reel bazda hasılatını %14 artırdı, FAVÖK'ünü ise reel olarak %7 büyüterek 9,7 milyar TL’ye çıkardı. Güçlü operasyonel performansın bir göstergesi olarak %20,4 FAVÖK marjı gerçekleştiren şirket, pazar liderliğini de koruyarak operasyonel verimlilik ve mali disiplindeki başarısını bir kez daha ortaya koydu. Operasyon, İnsan Kaynakları, İç Denetim, İdari İşler ve Bilgi Teknolojilerinden Sorumlu Genel Müdür Gökhan Asok, şu değerlendirmelerde bulundu: "2025 yılında operasyonel yetkinliklerimizi genişletmek en önemli önceliklerimiz arasında yer aldı. Restoran içi süreçlerde kalite standardizasyonunu sağlamak, gıda güvenliğini güçlendirmek ve hizmet hızını artırmak için dijital çözümler, otomasyon teknolojileri ve çevik süreç yönetimi yaklaşımlarını devreye alarak verimliliğimizi yükselttik. Self-servis kiosklar, menüboard'lar, online dijital sipariş kanalları, otomasyon destekli mutfak uygulamaları ve veri tabanlı talep planlama sistemleri sayesinde, misafir deneyimini güçlendirirken operasyonel yükümüzü hafiflettik. 2025 yılı sonu itibarıyla restoranlarımızda toplam 2.600’den fazla self-servis sipariş ekranı kurduk. Dijital satışlar, toplam satışlarımızın %50’sini aşarak büyümemize önemli bir katkı sağladı. Ayrıca, paket servis siparişlerinde %22 artışla 57 milyon fiş sayısına ulaştık.” İnsan kaynağını stratejik bir değer olarak görmeye devam ettiklerini belirten Asok: “Çalışan eğitimi, yetenek yönetimi, iç iletişim, fırsat eşitliği ve kapsayıcılık başlıklarında yürüttüğümüz programlarla çalışanlarımızın mesleki ve kişisel gelişimine yatırım yapmaya devam ettik. İç denetim ve kontrol mekanizmalarımızla şirket içi yönetim kalitemizi artırırken, bilgi güvenliği ve veri koruma alanlarında uluslararası standartlara uyum sağlayan teknolojik altyapımızı güçlendirdik. Tüm bu gelişmeler, TAB Gıda'nın operasyonel sürdürülebilirliğini destekleyen ve şirketi geleceğe daha etkin hazırlayan temel bileşenler oldu." dedi. TAB Gıda'nın kaydettiği finansal ve operasyonel sonuçları değerlendiren Finans, Mali İşler, Franchise ve Yatırımcı İlişkilerinden Sorumlu Genel Müdür Özgür Çetinkaya, 2025 yılının önemli bir dönüm noktası olduğunu vurgulayarak şunları belirtti: "2025 yılını, belirlediğimiz hedeflerin de ötesine geçerek tamamladık. Reel bazda %14 hasılat büyümesi kaydederken, FAVÖK'ümüzü reel olarak %7 artırarak 9,7 milyar TL'ye ulaştırdık. FAVÖK marjımızı %20,4 seviyesinde gerçekleştirerek kârlı büyüme hedeflerimizi yakaladık. Toplam varlıklarımızı reel olarak %15 artırdık ve öz kaynaklarımızda %7 büyüme sağladık. Finansal yönetim yaklaşımımızı 2025 yılında da verimlilik ve sürdürülebilir büyüme eksenlerinde ele aldık. Gelir yapısını destekleyen operasyonel iyileştirmeler, etkin maliyet yönetimi, yatırım disiplinine dayalı karar alma süreçlerimiz ve güçlü franchise yapımızın katkısı, kârlılığımızı destekledi.” dedi. Çetinkaya, TAB Gıda'nın genişleyen restoran ağına ve franchise modelinin başarısına dikkat çekerek, sözlerine şöyle devam etti: "Restoran ağımızı genişletmeye kararlılıkla devam ettiğimiz 2025 yılında toplam 226 yeni restoran açarak restoran sayımızı 2.030'a ulaştırdık. 2.000 restoran hedefimizi aşarak önemli bir kilometre taşını geride bıraktık. Franchise restoranların portföyümüzdeki payı %44 olarak gerçekleşirken, 893 franchise lokasyonuyla ve 1,137 TAB işletmesiyle dengeli bir büyüme modeli sürdürdük.” TAB Gıda'nın pazarlama stratejileri ve marka portföyünün gücüne vurgu yapan Pazarlama ve Strateji, Paket Servis, Kurumsal Ticari İlişkilerden Sorumlu Genel Müdür Sinan Ünal: "Geniş marka portföyümüz, farklı tüketici segmentlerine hitap eden yapısıyla bize önemli bir rekabet avantajı kazandırıyor. 2025’te gerçekleşen pazarlama yatırımlarımızla misafir deneyimini güçlendirmek üzere marka bilinirliğini artıran ve menü inovasyonunu destekleyen yenilikçi bir anlayışı hayata geçirdik. Veri analitiği ve yapay zekâ uygulamalarıyla kişiselleştirilmiş müşteri deneyimi sunmayı önceliklendirdik. Strateji odaklı karar alma süreçlerimiz, markalarımızın konumlandırmasını güçlendirirken kurumsal ticari ilişkiler kapsamındaki iş birliklerimiz, tedarik zinciri verimliliğimizi ve erişilebilirliğimizi destekledi.” dedi. Ünal sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu güçlü ve kârlı büyüme vizyonumuzu, tüm paydaşlarımızın desteğiyle gerçekleştirdik. Ortak çabalarımız, vizyonumuzu daha ileri taşımamıza ve birlikte başarıya ulaşmamıza olanak sağlıyor. 2026 yılında, dijitalleşme, otomasyon, operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve deneyim odaklı büyüme, kurumsal stratejilerimizin odağında yer almaya devam edecek. Misafirlerimize güvenilir, lezzetli ve erişilebilir ürünler sunma taahhüdümüzle, tüm paydaşlarımız için sürdürülebilir değer yaratan süreçlerimizi geliştirmeye kararlılıkla devam edeceğiz." TAB Gıda, 2025 yılını operasyonel ağını genişleterek ve finansal hedeflerini gerçekleştirerek güçlü bir büyüme grafiğiyle tamamladı. Şirket, önümüzdeki dönemde verimliliği artıracak ve dijital dönüşümü derinleştirecek stratejik gelişim süreçlerini ise 2026 yılı için tüm hatlarıyla planladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.