Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İdenfit

Kapsül Haber Ajansı - İdenfit haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İdenfit haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İşe Alımda Referans Adaylar 11 Kata Kadar Avantajlı Haber

İşe Alımda Referans Adaylar 11 Kata Kadar Avantajlı

İdenfit’in değerlendirmelerine göre global benchmarklarda standart pozisyonlarda işe alım süresi yaklaşık 39-45 gün arasında değişiyor. Standart beyaz yaka pozisyonlarında 30 gün civarındaki iç hedef iddialı ancak makul kabul edilirken, kritik uzmanlık ve yönetici pozisyonlarında daha uzun süreler normal karşılanıyor. Referansla gelen adayların işe alınma ihtimali ise iş ilanı platformlarından başvuran adaylara kıyasla 11 kata kadar daha yüksek olabiliyor. İşe alım süresinin ne kadar olması gerektiği, şirketler açısından yalnızca operasyonel bir verimlilik konusu değil. Pozisyonun uzun süre açık kalması iş gücü ihtiyacının karşılanmasını geciktirirken, sürecin gereğinden fazla uzaması da nitelikli adayların başka fırsatlara yönelmesine neden olabiliyor. Türkiye için tüm pozisyonları kapsayan standart bir işe alım süresi bulunmuyor. Uzmanlık düzeyi, sektör, lokasyon, ücret seviyesi ve değerlendirme adımları gibi birçok faktör işe alım süresini doğrudan etkiliyor. Standart pozisyonlarda 39-45 gün benchmarkı Global benchmarklar standart pozisyonlarda işe alım süresinin yaklaşık 39-45 gün aralığında olduğunu gösteriyor. Ancak bu sürenin her pozisyon için hedef olarak alınması doğru bulunmuyor. İdenfit’e göre standart beyaz yaka pozisyonlarında 30 gün civarındaki bir iç hedef iddialı ancak makul kabul edilirken, kritik uzmanlık gerektiren veya yönetici seviyesindeki pozisyonlarda daha uzun süreler normal karşılanıyor. Bu nedenle şirketlerin ideal süreyi genel piyasa ortalamasından ziyade kendi işe alım verileri üzerinden belirlemesi öneriliyor. Süreyi yalnızca “time-to-hire” belirlemiyor İşe alım performansını ölçerken toplam işe alım süresinin yanı sıra sürecin farklı aşamalarının da takip edilmesi gerekiyor. İlk aday geri dönüş süresi, nitelikli aday listesinin oluşturulma süresi, mülakatlar arasındaki bekleme, teklif hazırlama ve onay süresi, toplam “time-to-hire” ve aday kayıp oranı bu ölçümde kritik göstergeler olarak öne çıkıyor. Örneğin toplam işe alım süresi hedeflenen seviyede olsa bile adaylara ilk geri dönüşün gecikmesi veya mülakatlar arasında uzun bekleme yaşanması, şirketin nitelikli adayları süreç içinde kaybetmesine neden olabiliyor. Bu nedenle şirketlerin yalnızca “pozisyonu kaç günde kapattık?” sorusuna değil, “aday hangi aşamada ve neden kaybedildi?” sorusuna da yanıt vermesi gerekiyor. Hız kadar doğru aday kaynağı da önemli İşe alım süresini etkileyen önemli unsurlardan biri de adayların hangi kanaldan geldiği. İdenfit’in değerlendirmesine göre net bir Türkiye ortalaması bulunmamakla birlikte, uluslararası benchmarklarda referansla gelen adayların işe alınma ihtimalinin iş ilanı platformlarından başvuran adaylara kıyasla 11 kata kadar daha yüksek olabildiği görülüyor. İdenfit CEO’su Onur Bayındır, işe alım süresinin tek başına bir başarı göstergesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu: “İşe alımda her pozisyon için geçerli tek bir ideal süreden söz etmek mümkün değil. Şirketlerin kendi verilerini analiz ederek pozisyon, yetkinlik seviyesi ve aday kaynağı bazında gerçekçi hedefler belirlemesi gerekiyor. Burada önemli olan yalnızca pozisyonu kaç günde kapattığımız değil; nitelikli adaylara ne kadar hızlı ulaştığımız, süreçte hangi aşamalarda aday kaybettiğimiz ve işe aldığımız kişinin uzun vadede ne kadar başarılı olduğu. Özellikle referansla gelen adayların dönüşüm oranlarının yüksek olması, aday kaynağının da işe alım süresinin ve kalitesinin önemli bir parçası olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla daha hızlı işe alım yapmak kadar, doğru adaya doğru kanaldan ulaşmak ve doğru kararı vermek de kritik.” Aday kaybını ölçmek işe alım süresini anlamlı hale getiriyor İşe alım sürecinin başarısını değerlendirmek için pozisyonların ortalama açık kalma süresi ve başvuru almasına rağmen işe alımla sonuçlanmayan ilanların oranı da önemli göstergeler arasında yer alıyor. İdenfit platformunda başvuruların gün, saat ve ay bazındaki dağılımı, aday başına ortalama başvuru sayısı ve çalışırken iş arayan adayların oranı gibi veriler de takip edilebiliyor. Bu veriler şirketlere yalnızca kaç kişinin başvurduğunu değil, adayların hangi davranışları gösterdiğini ve sürecin hangi noktalarında dönüşüm yaşandığını görme imkânı sağlıyor. Yanlış işe alım, süreden çok daha pahalıya mal olabiliyor İşe alım sürecini kısaltma hedefinin, yanlış adayın işe alınması pahasına gerçekleştirilmemesi gerekiyor. Uluslararası araştırmalar, hatalı bir işe alımın çalışanın ilk yıl ücretinin yaklaşık yüzde 30’una ulaşabilen bir maliyet yaratabildiğini gösteriyor. Çalışanın seviyesi ve yerine koyma güçlüğüne bağlı olarak toplam ayrılma ve yeniden işe alım maliyeti yıllık ücretin yüzde 50 ila yüzde 200’üne kadar çıkabiliyor. Bu nedenle işe alım performansını yalnızca pozisyonun ne kadar sürede kapatıldığı üzerinden değerlendirmek yeterli değil. İşe alınan kişinin performansı, çalışanı elde tutma ve ilk 6-12 aylık devam oranları da sürecin başarısını ortaya koyan kritik göstergeler arasında yer alıyor. LinkedIn araştırmasına göre şirketlerin yalnızca yüzde 25’i işe alım kalitesini doğru ölçebildiğinden yüksek düzeyde emin. SHRM (İnsan Kaynakları Yönetimi Derneği) verisinde ise şirketlerin yalnızca yüzde 20’si işe alım kalitesini sistematik olarak takip ediyor. Aday deneyimi de işe alım süresinin bir parçası İşe alım süresinin uzaması kadar, adayın süreç boyunca nasıl bilgilendirildiği de önem taşıyor. Hızlı geri dönüş, kolay mülakat planlama ve düzenli bilgilendirme adayların süreçte daha iyi bir deneyim yaşamasını sağlayabiliyor. Buna karşılık uzun bekleme süreleri, iletişim eksikliği ve sürecin hangi aşamasında olunduğuna ilişkin belirsizlik adayların başka fırsatlara yönelmesine neden olabiliyor. İdenfit’e göre şirketlerin pozisyon bazında kendi benchmarklarını oluşturması, her işe alım kaynağının dönüşümünü ölçmesi ve adayların süreçte kaybedildiği noktaları analiz etmesi, işe alım sürelerini daha sağlıklı yönetmelerini sağlayacak. Önümüzdeki dönemde işe alımda başarı, yalnızca “pozisyonu en hızlı kim doldurdu?” sorusuyla değil; doğru adayı, doğru kaynaktan, doğru sürede bulup bulamadığı ve bu çalışanın uzun vadede şirkette ne kadar başarılı olduğu üzerinden değerlendirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

KVKK Kararı Sonrası Mesai Takibinde Yeni Dönem Haber

KVKK Kararı Sonrası Mesai Takibinde Yeni Dönem

Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun (KVKK) çalışanların mesai ve devam takibinde kullanılan biyometrik verilere ilişkin yayımladığı yeni ilke kararı, iş dünyasında önemli bir dönüşüm sürecini gündeme taşıdı. Kararla birlikte, çalışanların giriş-çıkış süreçlerinin takibinde parmak izi ve yüz tanıma gibi biyometrik yöntemlerin kullanımı, veri işleme faaliyetlerinin gereklilik ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gereken bir alan olarak öne çıktı. Kurul, aynı amaca daha az müdahaleci yöntemlerle ulaşılabildiği durumlarda biyometrik veri kullanımının dikkatle ele alınması gerektiğine işaret ederken, şirketlerin çalışan devam kontrol sistemlerinde alternatif çözümlere yönelmesi bekleniyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan bulut tabanlı insan kaynakları ve iş gücü yönetimi platformu İdenfit’in CEO’su Onur Bayındır, alınan kararın yalnızca hukuki bir düzenleme olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti: “Mesai takibinde yeni dönem başladı. Şirketler artık yalnızca operasyonel ihtiyaçlarını değil, veri güvenliği, çalışan deneyimi ve yasal uyumluluk süreçlerini birlikte değerlendirmek zorunda. İnsan kaynakları teknolojilerinin amacı çalışanı takip etmek değil, çalışanı güçlendirmek olmalı.” Şirketler Alternatif Çözümleri Daha Fazla Gündemine Alacak Bayındır, çalışan devam kontrol süreçlerinde biyometrik yöntemlerin dışında da birçok teknolojik alternatif bulunduğuna dikkat çekerek, son yıllarda şirketlerin daha esnek çözümlere yönelmeye başladığını ifade etti: “Günümüzde çalışan devam kontrolü için parmak izi veya yüz tanıma tek seçenek değil. QR kod ile giriş-çıkış, GPS doğrulama, mobil uygulama tabanlı çözümler ve turnike entegrasyonları sayesinde şirketler hem operasyonel verimliliklerini korurken, biyometrik veri işleme ihtiyacını azaltabilecek alternatif yöntemlerden de yararlanabiliyor.” Özellikle saha ekipleriyle çalışan, hibrit çalışma modelini benimseyen ve farklı lokasyonlarda faaliyet gösteren organizasyonlarda mobil tabanlı çözümlerin hızla yaygınlaştığını belirten Bayındır, yeni düzenlemenin bu dönüşümü daha da hızlandıracağını söyledi. Çalışan Güveni ve Veri Koruma Süreçleri Ön Plana Çıkıyor Çalışanların kişisel verilerinin korunmasına yönelik farkındalığının her geçen gün arttığını vurgulayan Bayındır, şirketlerin sürdürülebilir başarı için çalışan güvenini merkeze alan bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini dile getirdi: “Bugünün çalışanları yalnızca dijitalleşme beklemiyor; aynı zamanda verilerinin nasıl işlendiğini de önemsiyor. Şirketler için sürdürülebilir başarı, çalışan güvenini koruyarak operasyonel süreçleri yönetebilmekten geçiyor. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin yükümlülükler ile çalışan deneyimi artık birbirinden ayrı düşünülemez.” İnsan Kaynakları Süreçlerinde Dönüşüm Fırsatı Bayındır, söz konusu kararın şirketler açısından yalnızca bir uyum zorunluluğu olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, insan kaynakları süreçlerinin modernizasyonu için önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti: “Bu karar, şirketler için yalnızca bir uyum zorunluluğu değil, aynı zamanda insan kaynakları süreçlerini modernize etmek için önemli bir fırsat. Geleceğin PDKS sistemleri; daha esnek, daha kullanıcı dostu ve veri minimizasyonu yaklaşımını gözeten yapılar üzerine kurulacak. Şirketler hem yasal risklerini azaltabilir hem de çalışanlarına daha güven veren bir deneyim sunabilir.” İdenfit, QR kod, GPS doğrulama, mobil uygulama ve turnike entegrasyonları gibi çözümlerle şirketlerin çalışan devam kontrol süreçlerini kişisel verilerin korunmasına ilişkin gereklilikleri gözeterek dijitalleştirmelerine ve uyum süreçlerini desteklemelerine katkı sağlamayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Z Kuşağı Bir İşte Ortalama 7 Ay Çalışıyor Haber

Z Kuşağı Bir İşte Ortalama 7 Ay Çalışıyor

Y kuşağı ortalama 1,5 yıl, X kuşağı ise 2 yıl aynı işte kalırken; genç kuşakların gelişim, esneklik ve anlam arayışı öne çıkıyor. Bu konuya dair değerlendirmelerde bulunan İdenfit Kurucusu ve CEO’su Onur Bayındır, “Y ve Z kuşakları yalnızca bir pozisyona sahip olmayı değil; gelişim imkânı, esneklik, anlam ve şeffaflık gibi unsurları da önceliklendiriyor” dedi. Bayındır’a göre işverenler, öğrenme fırsatları, hibrit çalışma modelleri, şeffaf iletişim ve rekabetçi yan haklarla Y ve Z kuşağının bağlılığını artırabilir. Bulut tabanlı insan kaynakları ve iş gücü yönetimi platformu İdenfit’in hazırladığı Kuşak Analiz Raporu’na göre, X kuşağı bir işte ortalama 2 yıl kalırken, Y kuşağı 1,5 yıl, Z kuşağı 7 ay kalıyor. Z kuşağının istifa oranı ise yüzde 35. Araştırmaya göre, Z kuşağının kısa iş süresi, bu neslin iş yerinde hızlı deneyim kazanma ve çeşitlilik arayışında olduğunu gösteriyor. Y kuşağının ise orta vadeli kalma süresi, kariyer fırsatlarına bağlılıklarını yansıtıyor. Ancak bu durum şirketler için zorlayıcı olabiliyor. Peki, işverenler çalışan sadakatini nasıl sağlayabilir? Y ve Z kuşağını işte tutmanın sırları neler? “Y ve Z kuşakları gelişim imkânı, esneklik ve şeffaflık gibi unsurları da önceliklendiriyor” İdenfit Kurucusu ve CEO’su Onur Bayındır, bu konuyla ilgili değerlendirmesinde şu görüşleri paylaştı: “Kuşak Analiz Raporumuz, şirketlerde çalışan bağlılığını anlamak açısından önemli veriler ortaya koyuyor. Bulgularımız, X kuşağının iş yerinde daha uzun süre kalma eğiliminde olduğunu ve kendi isteğiyle ayrılma oranının diğer kuşaklara kıyasla daha düşük seyrettiğini gösteriyor. Y ve Z kuşaklarında ise beklentiler ve motivasyon dinamikleri farklılaşıyor. Bu kuşaklar yalnızca bir pozisyona sahip olmayı değil; gelişim imkânı, esneklik, anlam ve şeffaflık gibi unsurları da önceliklendiriyor. Özellikle eğitim programları, net kariyer yolları ve mentorluk uygulamaları, genç kuşakların kuruma olan bağlılığını artıran temel faktörler arasında yer alıyor. Sürekli öğrenme kültürü sunan şirketler, yeteneklerini daha uzun süre bünyesinde tutabiliyor. Bununla birlikte esnek ve hibrit çalışma modelleri artık bir yan hak değil, güçlü bir beklenti. İş-yaşam dengesini destekleyen uygulamalar, çalışan memnuniyetini doğrudan etkiliyor. Z kuşağı açısından anlamlı ve sosyal etki yaratan projelerde yer almak da önemli bir motivasyon kaynağı. Şirketlerin sürdürülebilirlik ve toplumsal katkı alanındaki adımları, genç yeteneklerin bağlılığını güçlendiriyor. Teknoloji odaklı bir çalışma ortamı, dijital araçların etkin kullanımı ve açık iletişim kültürü de Y ve Z kuşakları için belirleyici unsurlar arasında. Düzenli geri bildirim mekanizmaları ve şeffaf yönetim anlayışı güven duygusunu pekiştiriyor. Elbette rekabetçi ücret ve yan haklar da işveren kaynaklı ayrılıkları azaltmada kritik rol oynuyor. Kısacası, kuşakların farklı beklentilerini doğru analiz eden ve insan kaynakları stratejilerini bu doğrultuda şekillendiren şirketler hem çalışan bağlılığını artıracak hem de uzun vadede daha güçlü ve sürdürülebilir bir organizasyon yapısı oluşturacaktır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.