Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İklim Nötr

Kapsül Haber Ajansı - İklim Nötr haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İklim Nötr haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

AGORA INDUSTRY: Ulusal ETS ve SKDM Yılda 1.5 Milyar Euro Kaynak Yaratabilir! Haber

AGORA INDUSTRY: Ulusal ETS ve SKDM Yılda 1.5 Milyar Euro Kaynak Yaratabilir!

Sanayinin iklim nötr bir yapıya geçişi için stratejiler geliştiren düşünce kuruluşu Agora Industry’nin İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) ve Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) desteği ile hazırladığı ‘Türkiye Çelik Sektörü: 2053 Net Sıfır Emisyon Yol Haritası’ raporu, İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında açıklandı. Toplantı, Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dalbeler ve SEFiA Direktörü Bengisu Özenç’in açılış konuşmalarıyla başladı. Ardından, Agora Industry Küresel Çelik Dönüşümü Programı Koordinatörü Ysanne Choksey ve Agora Industry Tekno-Ekonomik Analisti Emir Çolak, raporu tanıttı. ULUSAL ETS ve SKDM KARBONSUZLAŞMANIN ÖNÜNÜ AÇABİLİR Raporda, Türkiye’nin çelik sektörünü düşük emisyonlu üretime dönüştürmesi için önümüzdeki 20 yıl boyunca her yıl yaklaşık 1,5 milyar euro yatırım yapması gerektiği öngörülüyor. Türkiye’nin kendi Emisyon Ticaret Sistemi (Ulusal ETS) ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nı (Ulusal SKDM) uygulamasıyla yıllık 0,5-1,5 milyar euroluk gelir elde edilebilir ve sektörün karbonsuzlaşmasında, yeşil çeliğe geçişte kullanılabilir. Söz konusu rakam, 20 yıl boyunca yılda 1,5 milyar euroluk yatırımın önemli bir bölümünü karşılayabilir. Türkiye, karbon gelirlerini sıfıra yakın emisyonlu teknolojilere yatırarak ve yerli hurda kullanımını artırarak hem yeni işler yaratabilir hem de küresel çelik pazarındaki yerini güçlendirebilir. Karbon fiyatının düşük kalması durumunda ise halihazırda dünyanın yedinci büyük çelik üreticisi olan Türkiye’nin ithalata bağımlılığı artabilir. Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde yayımlanan çalışma; Türkiye’nin, sıfıra yakın emisyonlu demir talebini yurt içi üretim ve ithalat arasında dengeli biçimde karşılaması gerektiğine dikkat çekiyor. Cevherden düşük emisyonlu çelik üretim kapasitesinin artırılması, katma değerin Türkiye’de kalmasına ve tedarik risklerinin azalmasına yardımcı olabilir. Böylece Türkiye, bugün ithal ettiği yüksek kaliteli yassı çeliğin daha fazlasını da üretebilir. Belirli alanlarda yapılacak düşük emisyonlu çelik ithalatı ise üretilebilecek çelik ürünlerinin çeşitliliğini artırabilir. Agora Industry Küresel Çelik Dönüşümü Programı Koordinatörü Ysanne Choksey, şunları söyledi: “Türkiye, temiz çelik üretiminde öncü olmak için; zengin yenilenebilir enerji kaynakları, elektrikle çelik üretiminde kapsamlı deneyim, Avrupa, Orta Doğu, Asya ile güçlü ticari ilişkiler gibi en önemli gerekliliklere sahip. Erken yatırım yapanlar, istihdam ve rekabet gücü açısından avantaj elde edecek. Antalya’da düzenlenecek COP31, gerekli mesajları vermek ve bu alanda sonraki adımları atmak için ideal bir fırsat sunuyor.” KARBON FİYATI, DÖNÜŞÜMÜN İTİCİ GÜCÜ Çalışmada, 2050 yılına uzanan üç senaryo incelendi. Mevcut politikaların devam ettiği ilk senaryoda, kömüre dayalı üretim ağırlığını koruyor. Kademeli ve hızlandırılmış dönüşüm senaryoları ise sıfıra yakın emisyonlu teknolojilere yönelik yatırımların ve politika desteğinin artmasını öngörüyor. Rapora göre karbondioksitin ton fiyatı yaklaşık 100 euroya ulaştığında, Türkiye’de doğal gaz kullanılarak cevherden üretilen demirden elde edilen çeliğin maliyeti kömür bazlı çelikle eşitleniyor. Yeşil hidrojen bazlı çelik için bu eşik ton başına yaklaşık 140 euro. Türkiye’deki karbon fiyatı, sanayi ve elektrik üretimini kapsayan Avrupa Birliği’nin (AB) ETS’sini takip ederse bu seviyeye 2030’lu yılların sonunda ulaşılabilir. Bu fiyat düzeyi, şirketleri Türkiye’de sıfıra yakın emisyonlu demir üretimine yatırım yapmaya teşvik edebilir. Erken yatırım yapan şirketler, düşük emisyonlu çeliğe yönelik büyüyen talepten pay alabilir ve uzun vadeli tedarik sözleşmeleri yapabilir. Ayrıca ihracatlarını AB’nin sınırda karbon düzenlemesinin etkilerinden koruyabilir. Yeşil çelik kullanımından kaynaklanan ilave maliyetin nihai kullanıcıya etkisinin de sınırlı olacağı öngörülüyor. Yeşil çelik kullanılan bir elektrikli otomobilin fiyatının yaklaşık 270 euro (yüzde 0,9), çamaşır makinesinin fiyatının 8 euro (yüzde 1,3), ev tipi bir klimanın fiyatının ise 9 euro (yüzde 0,8) artabileceği hesaplandı. Nihai ürün fiyatlarındaki bu sınırlı etki, zorunlu yeşil kamu alımları, asgari kullanım kotaları ve uzun vadeli alım anlaşmaları yoluyla düşük emisyonlu çelik talebini teşvik edebilir. HURDA ÇELİK İTHALATI ZORLAŞIYOR Karbon fiyatının düşük kalması, Türkiye’de yaratılabilecek ekonomik değerin önemli bir bölümünün yurt dışına kaymasına yol açabilir. Kademeli senaryoda karbon fiyatı, 2030’lu yılların başına kadar karbondioksit ton başına 50 euroyu aşmıyor. Bu noktadan sonra Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan ithal edilen doğal gaz bazlı demir, Türkiye’de kömür kullanılarak üretilen demirden daha ucuz hale geliyor. Yerli doğal gaz ve yeşil hidrojen bazlı demir üretimi ise ancak 100 ve 140 euro düzeyinde başa baş noktasına ulaşıyor. Hedefli politika desteği olmadan Türkiye’nin ithal demire bağımlılık riski artıyor. Bu senaryoda kömürden yine kademeli olarak çıkılıyor, ancak üretimde ortaya çıkan açık büyük ölçüde ithalatla karşılanıyor. Kısa vadede daha ucuz olan bu yol, Türkiye’nin ithalata bağımlılığını artırıyor. Ayrıca hızlandırılmış dönüşümün sağlayabileceği katma değer ve istihdamın önemli bir bölümü yurt dışında kalıyor. Dünyanın en büyük hurda ithalatçısı Türkiye için hurda giderek kıtlaşıyor ve pahalılaşıyor. AB başta olmak üzere, 50’ye yakın ülke hurda ihracatını kısıtlıyor. Bu durumda ham madde güvenliği için yurt içi hurda toplamanın 2050'ye kadar 10 milyon tondan 26 milyon tona çıkarılması ve ithal düşük emisyonlu demirle desteklenmesi gerekebilir. Rapor, güneş ve rüzgar enerjisi, elektrolizör üretimi ve yeşil hidrojen bazlı demir üretimini kapsayan değer zincirlerinde yaklaşık 29 bin kişiye yeni iş imkanı doğacağı belirtiliyor. HIZLI DÖNÜŞÜM SENARYOSU, EMİSYONLARDA EN FAZLA DÜŞÜŞÜ SAĞLIYOR Çelik sektörü, Türkiye’nin sanayi kaynaklı emisyonlarının yaklaşık yüzde 40’ından sorumlu. Bu nedenle sektörün dönüşümü, Türkiye’nin 2053 iklim nötr hedefi açısından büyük önem taşıyor. Erken yatırım ve güçlü politika desteğine dayanan hızlandırılmış karbonsuzlaşma senaryosunda, sektörün emisyonları 2050’ye kadar 2025 düzeyine göre yüzde 92 azalabiliyor. Bu, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefine ulaşan tek senaryo. Rapora göre kalan emisyonların azaltılması için de kullanılabilecek yöntemler var. Bunlar arasında elektrik ark ocaklarında biyokömür kullanımı ve şebekeden veya elektrik satın alma anlaşmaları yoluyla tamamen yenilenebilir elektrik temin edilmesi bulunuyor. Geriye kalan emisyonlar için ise karbon yakalama ve depolamayla birlikte kullanılan biyoenerji veya doğrudan havadan karbon yakalama gibi yüksek kaliteli karbon giderme yöntemlerinden yararlanılabilir. 1,5 MİLYAR EURO TÜRKİYE’DE KALABİLİR Türkiye’de uygulanacak etkin bir ETS ve ithal ürünler için devreye alınacak SKDM benzeri bir karbon fiyatlama mekanizmasının etkili bir dönüşüm politikasının temelini oluşturabileceğine dikkat çekilen raporda, böylece karbon gelirlerinin Türkiye’de kalabileceğine dikkat çekiliyor. Çalışmaya göre Türkiye’deki karbon fiyatının AB’deki ETS fiyatıyla eşit olması durumunda, çelik ihracatına ilişkin yılda yaklaşık 1,5 milyar euroluk karbon geliri AB yerine Türkiye’de değerlendirilebilir. Kaynak, çelik sektörünün dönüşümünü desteklemek üzere kurulacak bir yeşil çelik fonuna aktarılarak sektörün karbonsuzlaşmasına yönelik önlemlerin finansmanında kullanılabilir. Hızlandırılmış senaryoya göre 20 yıl boyunca yılda 1,5 milyar euroluk yatırıma katkı sağlayabilir. Karbon fark sözleşmeleri ve uygun koşullu finansman da yatırım risklerini ve sermaye maliyetlerini düşürerek karbon fiyatlandırmasını destekleyebilir. Yeşil kamu alımları, kotalar ve uzun vadeli satın alma anlaşmaları ise sıfıra yakın emisyonlu çelik için düzenli talep oluşturabilir. “TÜRKİYE TEMİZ ÇELİKTE ÖNCÜ OLABİLİR” Toplantıda sektör uzmanlarının katılımıyla bir panel düzenlendi. Kıdemli sanayi uzmanı Muammer Bilgiç’in moderatörlüğünü üstlendiği panelde Türkiye Çelik Dönüşümü Ağı Koordinatörü Dursun Baş, SEFiA Direktörü Bengisu Özenç, Türkiye Çelik Üreticileri Derneği Teknik İşler Direktörü Hasan Akbulut ve Borçelik Yönetim Sistemleri Direktörü Serkan Ürkmez, sektördeki gelişmeleri değerlendirdi. Türkiye Çelik Dönüşüm Ağı (ÇEDA) Koordinatörü Dursun Baş, şunları söyledi: “Güçlü bir karbon fiyatı, düşük emisyonlu çelik üretiminin ekonomik olarak karşılık bulacağına dair net bir mesaj verir ve daha temiz üretim yapan üreticileri da ödüllendirir. Türkiye’nin şu anda pilot aşamada olan emisyon ticaret sisteminin de bu yönde tasarımının iyileştirilmesi gerekiyor. Türkiye’nin çelik ihracatındaki en büyük pazarı olan AB ile ticaret kuralları da aynı derecede belirleyici olacak. Bu kapsamda, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu ile Türkiye arasındaki serbest ticaret anlaşmasının güncellenmesi önem taşıyor. Elektrik ark ocaklarıyla çelik üretimindeki güçlü birikimi sayesinde Türkiye, dönüşüm fırsatını değerlendirmek için iyi bir konumda. Böylece temiz çelikte öncü ülkelerden biri olabilir ve fosil yakıt teknolojilerine bağımlı kalmaktan kaçınabilir.” SEFiA Direktörü Bengisu Özenç ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Karbon fiyatlandırması, Türkiye’nin önemli ihracat pazarlarının birçoğunda zaten uygulanıyor. Önümüzdeki dönemde daha fazla pazarın bu uygulamaya geçmesi bekleniyor. Bu pazarlardaki fiyatlarla uyumlu, etkin bir ulusal karbon fiyatı, yatırım planlaması açısından önemli bir sinyaldir. Temiz demir-çelik üretiminin ekonomik karşılık bulacağını gösterir ve erken harekete geçenleri ödüllendirir. Önümüzdeki yıllarda yapılacak yatırımların, Türkiye’nin çelik üretimini on yıllar boyunca şekillendireceğini göz önünde bulundurmak gerekir. Bugün harekete geçmek, ülkenin düşük emisyonlu çelik için büyüyen pazardan pay almasını ve fosil yakıt teknolojilerine bağımlığını kırmasını sağlayabilir.” Etkinliğin kapanış konuşmasını ise İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Programı Koordinatörü Ümit Şahin yaptı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

- Türkiye’nin Temiz Enerji Vizyonu İstanbul’da Masaya Yatırıldı Haber

- Türkiye’nin Temiz Enerji Vizyonu İstanbul’da Masaya Yatırıldı

YEO Teknoloji’nin ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilen 16’ncı Dii Desert Energy Zirvesi, enerji sektörünün önde gelen yöneticilerini, yatırımcılarını ve uluslararası kuruluşların temsilcilerini bir araya getirdi. Zirvede enerji güvenliği, yenilenebilir enerji yatırımları, şebeke altyapısı, batarya depolama, yeşil hidrojen ve bölgeler arası enerji bağlantıları masaya yatırıldı. Dii Desert Energy Başkanı Paul van Son, Dii Desert Energy CEO’su Cornelius Matthes, YEO Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Tolunay Yıldız ile Dii Desert Energy Araştırma Direktörü Chiara Aruffo’nun da aralarında bulunduğu konuşmacılar, Türkiye’nin Avrupa, Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika arasında bir temiz enerji merkezi olma potansiyeline dikkat çekti. Zirvede yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin coğrafi konumunun kalıcı ekonomik değere dönüşmesi için yenilenebilir enerji kapasitesinin güçlü şebekeler, enerji depolama sistemleri, teknoloji yatırımları ve sınır ötesi bağlantılarla desteklenmesi gerektiği vurgulandı. Türkiye daha büyük rol üstlenebilir Dii Desert Energy CEO’su Cornelius Matthes, Türkiye’nin Avrupa’nın enerji güvenliği açısından önemli bir ortak olduğunu belirtti. Orta Asya, Hazar Denizi ve Azerbaycan üzerinden geliştirilebilecek bağlantılar ile Doğu Akdeniz’deki hidrojen altyapısı girişimlerine dikkat çeken Matthes, elektrik, hidrojen ve enerji depolama çözümlerinin birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti. Türkiye ile Avrupa arasındaki iş birliğinin enerji üretimiyle sınırlı olmadığını belirten Matthes, Türkiye’deki üretim tesislerinin Avrupa’nın rüzgâr enerjisi sektörüne sağladığı katkıya işaret etti. Batarya sistemleri ve enerji dönüşümünün diğer kritik bileşenlerinde geliştirilecek üretim kapasitesinin bu ilişkiyi daha da güçlendirebileceğini söyledi. Dii Desert Energy Başkanı Paul van Son’un kıtalar ve enerji sistemleri arasındaki bağlantılara odaklanan değerlendirmeleri de temiz enerji dönüşümünde uluslararası iş birliğinin önemini ortaya koydu. Güvenli ve uygun maliyetli enerjiye erişim ile bölgeler arasında daha güçlü bağlantılar kurulması, zirvenin ortak gündem başlıkları arasında yer aldı. Enerji güvenliği ulusal güvenliğin parçası hâline geldi YEO Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Tolunay Yıldız, enerji dönüşümünün sanayinin rekabet gücü ve hanelerin enerjiye erişimiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Enerji güvenliği artık bir ulusal güvenlik meselesi. Güvenli, temiz ve uygun maliyetli enerjiye ihtiyacımız var” dedi. Yerel temiz enerji üretiminin ithal yakıtlara bağımlılığı azaltabileceğini belirten Yıldız, komşu ülkelerle kurulacak güçlü bağlantıların arzın baskı altında kaldığı dönemlerde daha fazla seçenek sunacağını söyledi. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynakları, güçlü sanayi altyapısı ve ticaret deneyimiyle bu dönüşümde önemli bir fırsata sahip olduğunu ifade etti. Yıldız, Türkiye’nin temiz enerji üretiminden ekipman imalatına ve mühendislik hizmetlerine kadar değer zincirinin tamamında rol üstlenebileceğini belirtti. Yeşil hidrojende merkez olma potansiyelinin hayata geçirilmesi için altyapının, standartların ve uzun vadeli alım anlaşmalarının geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Depolama yatırımları dönüşümün hızını belirleyecek Zirvede öne çıkan ortak başlıklardan biri, yenilenebilir enerji kapasitesindeki büyümenin güçlü bir şebeke altyapısıyla desteklenmesi oldu. Birçok pazarda enerji projelerinin şebeke bağlantı kapasitesi beklediğini belirten Yıldız, daha güçlü şebekelere, daha hızlı bağlantı süreçlerine ve akıllı dijital kontrol sistemlerine yatırım yapılması gerektiğini söyledi. Fabrikalara ve yerleşimlere yakın temiz enerji üretiminin batarya depolama sistemleriyle birleştirilmesinin önemine değinen Yıldız, bu yapıların ana şebekeye bağlanarak akıllı biçimde yönetilmesinin bütün sistemin güvenilirliğini artırabileceğini belirtti. Batarya depolamanın yenilenebilir elektriğin ihtiyaç duyulan zamanda kullanılmasını sağladığını ve şebekeye esneklik kazandırdığını ifade etti. Dii Desert Energy Araştırma Direktörü Chiara Aruffo da zirvede tanıtılan “Türkiye 2035 120+ GW Güneş ve Rüzgâr Geleceğine Yönelik Stratejik Yol Haritası” çalışmasının sonuçlarını paylaştı. Türkiye’nin 2035 yılı için belirlediği toplam 120 GW güneş ve rüzgâr kurulu güç hedefini değerlendiren Aruffo, depolamalı üretim, hibrit projeler ve öz tüketim yatırımlarıyla temel senaryonun üzerinde yaklaşık 50 GW ilave kapasite potansiyeli bulunduğunu aktardı. Bu potansiyelin gerçekleşme hızında şebeke yatırımlarının belirleyici olacağını vurguladı. Üretimden teknolojiye bütünleşik enerji yaklaşımı Tolunay Yıldız, YEO’nun temiz enerji üretimi, batarya sistemleri, dijital kontrol çözümleri, şebekeler ve trafo merkezlerini tek bir enerji ekosisteminin parçaları olarak ele aldığını belirtti. Avrupa ve Afrika’dan Orta Asya’ya uzanan 40 ülkedeki projelerde bu yetkinlikleri bir araya getirdiklerini ifade eden Yıldız, aynı uzmanlığın gelecekteki yeşil hidrojen projelerinin ihtiyaç duyacağı elektrik altyapısına da katkı sağlayabileceğini söyledi. Enerji dönüşümünün hedeflerle sınırlı kalmaması ve uygulanabilir projelere dönüşmesi gerektiğini vurgulayan Yıldız, İstanbul’daki zirveyi ortak hedeflerin somut adımlara dönüştürülmesi açısından önemli bir buluşma olarak değerlendirdi. Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacak olmasının enerji dönüşümündeki rolünü güçlendirmek için önemli bir fırsat sunduğunu belirten Yıldız, İstanbul’da kurulan iş birliklerinin yeni projelerle sürdürülmesi çağrısında bulundu. REAP Battery fabrikasında buluştular Üç günlük zirve programı, katılımcıların YEO Teknoloji’nin Tuzla’daki REAP Battery fabrikasını ziyaret etmesiyle tamamlandı. Küresel enerji sektörünün temsilcileri, yıllık 5 GWh üretim kapasitesine sahip tesiste batarya enerji depolama sistemlerinin üretim süreçlerini, batarya yönetim sistemlerini, yazılım çözümlerini ve yerel mühendislik çalışmalarını yerinde inceledi. Fabrika ziyaretinde enerji depolamanın birkaç yıl öncesine kadar yenilenebilir enerji projelerini destekleyen ek bir çözüm olarak görüldüğü, bugün ise enerji sisteminin temel bileşenlerinden biri hâline geldiği vurgulandı. Batarya sistemlerinin arz ve talebi dengelemesi, şebeke kararlılığını desteklemesi ve yenilenebilir elektriğin ihtiyaç duyulan zamanda kullanılmasını sağlaması ele alındı. REAP Battery fabrikası, zirve boyunca tartışılan temiz enerji, depolama, şebeke ve dijital kontrol başlıklarının üretime ve teknolojiye dönüştüğü somut örneklerden biri olarak değerlendirildi. Katılımcılar, enerji dönüşümünün gerçek projeler, güvenilir teknoloji, nitelikli insan kaynağı ve uluslararası iş birlikleriyle ilerleyeceği mesajıyla İstanbul’dan ayrıldı. YEO Teknoloji’nin ev sahipliğinde başarıyla tamamlanan 16’ncı Dii Desert Energy Zirvesi, Türkiye’nin temiz enerji kaynaklarını sanayi, teknoloji ve mühendislik gücüyle birleştirmesi hâlinde Avrupa’nın enerji güvenliğinde daha büyük bir rol üstlenebileceğini ortaya koydu. Zirvede, bu rolün gelişmesi için üretim yatırımlarıyla birlikte şebeke kapasitesinin, enerji depolama altyapısının ve sınır ötesi bağlantıların güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Dii Desert Energy Liderlik Zirvesi hakkında 2010 yılından bu yana düzenlenen Dii Desert Energy Liderlik Zirveleri, MENA çöllerinden yerel pazarlara ve ihracata yönelik iklim nötr, düşük maliyetli ve güvenli enerji sağlanmasının önünü açıyor. Her yıl düzenlenen zirve; emisyonsuz enerji değer zinciri boyunca faaliyet gösteren sektör liderlerini, projeleri hayata geçiren geliştiricileri, enerji şirketlerini ve yatırımcıları bir araya getiriyor. Bu yönüyle Dii Zirvesi, sıfır emisyonlu enerji pazarlarının oluşturulmasını başlatma ortak hedefi etrafında şekillenen, sektördeki benzersiz üst düzey buluşmalardan biri olarak öne çıkıyor. Dii Desert Energy hakkında Dii Desert Energy, Dubai merkezli faaliyet gösteren bağımsız ve uluslararası bir düşünce kuruluşu ve sektör ağıdır. MENA bölgesindeki güçlü varlığıyla insanları, ülkeleri ve temiz enerji pazarlarını küresel ölçekte birbirine bağlayan Dii Desert Energy; çöllerden güvenli, uygun maliyetli, net sıfır veya negatif emisyonlu enerji sağlanmasının önünü açmayı amaçlıyor. Dii Desert Energy’nin 35 ülkeden 100’ün üzerinde şirket ve kuruluşu buluşturan platformu; üst düzey yöneticileri, kamu karar vericilerini, Ar-Ge kuruluşlarını ve akademik kurumları harekete geçiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Karbon Ayak İzini Ulaşım Tercihi Belirliyor Haber

Karbon Ayak İzini Ulaşım Tercihi Belirliyor

Toplu taşıma, bisiklet ve yürüyüş gibi günlük ulaşım tercihleri ise İzmir'in 2050 iklim nötr hedefine ulaşmasında önemli rol oynuyor. İzmir'in iklim hedeflerine ulaşmasında ulaşım faaliyetleri önemli rol oynuyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan 2025-2050 Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP), ulaşım tercihlerinin kentin karbon ayak izini doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor. SECAP'ın 2024 sera gazı envanterine göre ulaşım sektörü, yaklaşık 6,17 milyon ton karbondioksit eşdeğeri (CO₂e) emisyon ve yüzde 39,1'lik payla İzmir'in en büyük ikinci sera gazı emisyon kaynağı konumunda bulunuyor. Veriler, ulaşım alışkanlıklarında yapılacak değişikliklerin yalnızca bireysel karbon ayak izini değil, kentin toplam sera gazı emisyonlarını azaltmada da belirleyici olduğunu gösteriyor. Otomobil yerine toplu taşıma Günlük yaşamda yapılabilecek en basit değişikliklerden biri ulaşım tercihini değiştirmek. SECAP kapsamında yapılan değerlendirmelere göre aynı güzergahta elektrikli otobüsler, otomobillere göre yaklaşık yüzde 80 daha az karbon salımı oluşturuyor. Bu nedenle özel araç yerine toplu taşımanın tercih edilmesi, kısa mesafelerde yürünmesi veya bisiklete binilmesi, araç paylaşımının yaygınlaştırılması ve elektrikli araç kullanımının artırılması öneriliyor. Haftada yalnızca bir gün toplu taşımaya yönelmek bile bireysel karbon salımının azaltılmasına katkı sağlıyor. Kısa mesafelerde otomobil yerine bisiklet ya da yürüyüşün tercih edilmesi ise ulaşım kaynaklı emisyonları azaltmanın en doğrudan yollarından biri olarak öne çıkıyor. Bisiklet: Sıfır karbonlu ulaşım Kent içi ulaşımda bisiklet kullanımı da karbon ayak izinin azaltılmasında önemli bir seçenek olarak gösteriliyor. Bisiklet, doğrudan karbon salımı üretmeden ulaşım imkânı sunarken, özellikle kısa mesafelerde otomobil kullanımının yerine geçmesiyle emisyonların azaltılmasına katkı sağlıyor. Araç kullanımının zorunlu olduğu durumlarda ise araçların lastik basıncını doğru seviyede tutmak gibi basit bakım uygulamaları yakıt tüketimini azaltarak hem ekonomik tasarruf sağlıyor hem de atmosfere salınan karbondioksit miktarını düşürüyor. Karbon azaltımı evden de başlıyor SECAP, iklim mücadelesinin yalnızca ulaşım politikalarıyla sınırlı olmadığını, günlük yaşamın tamamına yayılan küçük tercihlerin de önemli olduğunu ortaya koyuyor. Evlerde gereksiz yanan lambaların kapatılması, LED ampullerin kullanılması, enerji verimli beyaz eşyaların tercih edilmesi, elektronik cihazların bekleme modunda bırakılmaması ve binalarda ısı yalıtımının güçlendirilmesi öneriliyor. SECAP’taki değerlendirmelere göre enerji verimliliği uygulamalarıyla hanelerde elektrik tüketimi yaklaşık yüzde 20 azaltılabiliyor. Su tasarrufu, gıda israfının önlenmesi, geri dönüşüm, tek kullanımlık plastiklerden kaçınma, yerel ve mevsimsel ürünlerin tercih edilmesi gibi alışkanlıklar da karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlıyor. Hedef 2050’de iklim nötr İzmir İzmir Büyükşehir Belediyesi, SECAP doğrultusunda 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını en az yüzde 40 azaltmayı, 2050’de ise kalan emisyonları dengeleyerek iklim nötr kent olmayı hedefliyor. Elektrikli otobüs ve raylı sistem yatırımları, güneş enerji santralleri, enerji verimliliği uygulamaları, atık yönetimi, akıllı aydınlatma ve yeşil altyapı çalışmaları bu dönüşümün kurumsal ayağını oluştururken, vatandaşların günlük tercihleri de hedefin önemli bir parçasını oluşturuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzmir İklim Nötr Kent Olmayı Hedefliyor Haber

İzmir İklim Nötr Kent Olmayı Hedefliyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi, iklim kriziyle mücadelede yeni bir dönemi başlatıyor. İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda hazırlanan ve Belediye Meclisi'nce onaylanan güncellenmiş Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP), kentin iklim hedeflerini 2050 yılına taşıdı. Bilimsel veriler, güncel emisyon projeksiyonları ve kapsamlı risk analizleri doğrultusunda hazırlanan plan, İzmir'in düşük karbonlu, iklim değişikliğine dirençli ve sosyal açıdan adil bir geleceğe ulaşması için yol haritası sunuyor. İzmir’in geleceğine stratejik yatırım Güncellenen SECAP; yenilenebilir enerji yatırımlarından enerji verimliliğine, sürdürülebilir ulaşımdan iklim uyum çalışmalarına, enerji yoksulluğuyla mücadeleden katılımcı yönetişime kadar geniş bir perspektif ortaya koyuyor. İzmir, 2050 yılı için belirlediği “İklim Nötr Kent” hedefiyle, iklim krizine karşı yalnızca önlem alan değil, aynı zamanda dönüşüme yön veren kentler arasında yer alma kararlılığını sürdürüyor. İzmir’den “İklim Nötr Kent” taahhüdü Güncellenen Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP) kapsamında İzmir, 2050 yılına kadar sera gazı emisyonlarını nötrleyerek "İklim Nötr/Net Sıfır Kent" olma hedefini benimsedi. Yapılan projeksiyonlar, ilave önlemler alınmaması halinde kentin sera gazı emisyonlarının artmaya devam edeceğini ortaya koyuyor. Plan kapsamında belirlenen eylemlerle bu artışın önüne geçilmesi, sera gazı emisyonlarının azaltılması ve sürdürülebilir kent dönüşümünün sağlanması amaçlanıyor. Kimsenin geride kalmadığı iklim politikası Güncellenen SECAP'ın en önemli başlıklarından birini iklim adaleti yaklaşımı oluşturuyor. Teknik bir emisyon azaltım planının ötesine geçen çalışma, enerjiye erişimdeki eşitsizlikleri azaltmayı ve dezavantajlı kesimlerin iklim politikalarından eşit şekilde yararlanmasını hedefliyor. Bu doğrultuda, özellikle eski yapı stokunun yoğun olduğu ve enerji maliyetlerinin haneler üzerinde baskı oluşturduğu bölgeler için enerji yoksulluğuyla mücadeleye yönelik özel eylemler geliştirildi. Plan kapsamında, yeterli ısınma ve soğutma hizmetine erişemeyen, enerji faturalarını karşılamakta güçlük çeken hanelere yönelik destek mekanizmalarının hayata geçirilmesi öngörülüyor. İklim politikalarında yurttaşların da sözü var İzmir’in yeni iklim vizyonunda katılımcı yönetim anlayışı da önemli bir yer tutuyor. Bu kapsamda hayata geçirilen “İzmir İklim İçin Yurttaş Meclisi” çalışmalarıyla, kentin demografik yapısını temsil eden 50 yurttaşın katılımıyla doğa temelli çözümler, yeşil alanlar, su yönetimi ve sağlık alanlarında politika önerileri geliştirildi. Yurttaşların oluşturduğu öneriler raporlanarak SECAP 2050 Planı’na entegre edildi. Böylece kent sakinlerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve akademinin iklim politikalarının oluşturulması sürecine doğrudan katılımı sağlanacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye - Çin Arasında Dış Ticaret Hamlesi Haber

Türkiye - Çin Arasında Dış Ticaret Hamlesi

54 üniversite ve 62 araştırma merkezine sahip olan Nanjing, İzmir Büyükşehir Belediyesi’yle Kardeş Şehir Protokolünü imzalamadan önce Ege İhracatçı Birlikleri’ni ziyaret etti. Ziyaretten konuşan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Nanjing’in, bilim, teknoloji ve sanayi alanlarında hızlı gelişim gösteren, Çin’in en prestijli üniversitelerine ev sahipliği yapan ve tarihi boyunca önemli bir merkez olmuş çok kıymetli bir şehir olduğunun altını çizdi. Nanjing heyetine İzmir ve Ege İhracatçı Birlikleri hakkında bilgi veren Eskinazi, “İzmir, Batı Anadolu ve Ege Bölgesi’nin merkezi ve Türkiye’nin üçüncü büyük şehridir. Yaklaşık 4,5 milyonluk nüfusu ile ülke ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Tarih boyunca üretim ve ticaretin merkezlerinden biri olmuş olan İzmir, bir liman kenti olmanın avantajıyla çok yönlü bir ekonomik yapıya sahiptir. Nitelikli iş gücü, güçlü tarımsal altyapısı, gelişmiş ulaşım ağları, kültürel zenginliği ve yaşam kalitesi ile yatırım açısından son derece cazip bir şehirdir” diyerek Çinlileri İzmir’de yatırıma davet etti. İzmir’in sürdürülebilirlik alanında Avrupa Birliği’nin İklim Nötr ve Akıllı Şehirler Misyonu’nda yer alan kentlerden biri olduğu bilgisini veren Eskinazi, İzmir’i bu özelliğiyle vizyonunu ortaya koyan bir kent olarak tanımladı. “10 üniversitesi ve artan eğitimli nüfusu ile İzmir, Türkiye’nin modern ve yenilikçi yüzlerinden biridir” diyen Eskinazi şöyle devam etti; “Coğrafi konumu ve gelişmiş lojistik altyapısı sayesinde İzmir, Türkiye’nin dünyaya açılan en önemli kapılarından biridir. Bu yönüyle Türkiye, Çin açısından yalnızca bir pazar değil, aynı zamanda Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’ya erişim sağlayan stratejik bir bölgesel ticaret ve lojistik merkezi (hub) niteliğindedir. Adnan Menderes Havalimanı’ndan 36 ülkeye doğrudan bağlantımız var. 16 limanına sahibiz. Türkiye’deki toplam yükün yüzde 17’si ve konteyner yüklerinin yüzde 15’i İzmir limanlarında elleçleniyor. 5 Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nde faaliyet gösteren yüzlerce firma ve binlerce Ar-Ge personelimiz bulunuyor. Çok sayıda Ar-Ge ve tasarım merkezi ile inovasyon kapasitesi giderek artıyor. Yenilenebilir enerji alanında ise rüzgâr, güneş, biyokütle ve jeotermal olmak üzere dört ana kaynağı bir arada barındıran nadir şehirlerden biriyiz. Türkiye’nin rüzgâr enerjisi kurulu gücünün önemli bir kısmı İzmir’de bulunuyor. Ege İhracatçı Birlikleri'nde 12 sektörde 8 bin aktif ihracatçısı bulunuyor. Sektörel zenginliğimiz üst seviyede. 2025 yılı itibariyle Ege Bölgesi’nden 43,6 Milyar dolar ihracat yaparak, Türkiye ihracatından yüzde 16’lık bir pay aldık. 2019 yılından itibaren ülkemizin Çin ile ticaretini geliştirmek için pek çok ticaret heyeti, fuar, eğitim organize ettik. Çin ile geliştirilecek çeşitli fırsatlara kapımızı açık tutuyoruz. WeChat platformunu da aktif kullanarak Çin’i yakın markaja almış durumdayız. Bu kapsamda, Türkiye ile Çin arasındaki ticari ilişkilerin mevcut potansiyelinin çok daha üzerinde olduğuna inanıyoruz. Karşılıklı yatırımların ve ticaret hacminin artırılması, her iki ülke için de önemli fırsatlar sunacağına inanıyoruz.” Çin’in önemli ticaret merkezlerinden Nanjing ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin her yıl arttığını 2025 yılında yüzde 2,3’lük artışla itibarıyla 830 milyon dolara ulaştığını dile getiren Nanjing Belediye Başkan Yardımcısı Huo Huiping, Nanjing yönetimi olarak, Türk firmalarını Çin pazarına davet ettiklerini özellikle gıda ve tarım ürünlerinde iş birliğini artırmak istediklerini açıkladı. Huiping, “Türk markalarını Nanjing’de mağaza, fuar ve organizasyonlara katılımını teşvik ediyoruz” dedi. Nanjing’in 36 milyonluk nüfusuyla, 272 milyar doları aşan ekonomik büyüklüğü ve 280 milyar dolara yaklaşan perakende hacmi ve kişi başı 12 bin dolara ulaşan kişibaşı milli gelirle önemli bir tüketim merkezi olduğunu vurgulayan Huiping, Nanjing’in hızla büyüyen tüketim pazarıyla Türk ihracatçılar için önemli fırsatlar sunduğunu, özellikle tarım ve gıda ürünlerinde iş birliğini artırmak istediklerini ifade etti. Huiping şöyle devam etti; “Türk menşeli kaliteli un, makarna, zeytinyağı, kuru meyve ve kuruyemiş gibi ürünlerin Nanjing pazarında daha fazla yer almasını memnuniyetle karşılıyoruz. Nanjing yönetimi olarak, Türk markalarını doğrudan Çin pazarına davet ediyor ve somut iş birliklerinin artırılmasını hedefliyoruz. İki taraf arasında sadece ticaret değil, üretim ve sanayi alanında da iş birliği olsun istiyoruz. Özellikle maden, tekstil, hazır giyim ve yeni malzemeler gibi alanlarda tedarik zinciri entegrasyonunun güçlendirilmesini hedefliyoruz.” Huiping, İzmir ziyareti kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Nanjing arasında dostane ilişkilerin geliştirilmesine yönelik “Kardeş Şehir Protokolü” imzalanacağı da sözlerine ekledi. Öztürk: “Tarım ve gıda sektörlerinde iş birliği potansiyeli yüksek” Türkiye ile Çin arasında özellikle tarım ve gıda sektörlerinde iki ülke arasında önemli bir iş birliği potansiyeli bulunduğuna değinen Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Muhammet Öztürk, Ege Bölgesi’nin, Türkiye’nin en verimli tarım alanlarına sahip bölgelerinden birisi olduğunu, iklim çeşitliliği, verimli toprakları ve güçlü üretim altyapısı sayesinde geniş bir ürün yelpazesinde yüksek kalite ve sürdürülebilir üretim gerçekleştirdiğini, son yıllarda Çin pazarının Türk tarım ürünlerine olan ilgisinin arttığını, Türk gıda sektörünün bu ilgiye cevap verecek üretim gücüne sahip olduğunu vurguladı. Şekerlemeler, kuru meyveler, zeytinyağları, su ürünleri ve hayvansal mamuller, meyve sebze mamulleri, baharatlar gibi ürünlerde Çin pazarında önemli potansiyel olduğunun altını çizen Öztürk, “Ege İhracatçı Birlikleri olarak; hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve bitkisel yağlar başta olmak üzere, zeytinyağı-kuru meyve-yaş meyve, su ürünleri ve hayvansal mamuller gibi gıda ürünlerinde önemli ihracatçı üyelere sahibiz. Üyelerimiz, uluslararası kalite standartlarına uygun, güvenilir ve izlenebilir ürünler sunuyor. Bu noktada, Çinli tüketicilerin güvenilir ve kaliteli gıdaya olan talebinin artması, Türk ürünleri için önemli fırsatlar sunmaktadır. Bizler de bu talebi karşılayacak üretim gücüne ve kalite altyapısına sahibiz” şeklinde konuştu. Türkiye Gıda Platformu çatısı altında 1–4 Eylül 2026 tarihleri arasında Tüyap İstanbul’da; Foodist İstanbul Fuarı 2026’yı düzenleyeceklerini aktaran Öztürk, Dünyanın ilk üç gıda fuarı arasına girme hedefiyle hayata geçirdikleri organizasyonun, Türkiye’nin gıda sektöründeki uluslararası konumunu güçlendirecek önemli bir buluşma noktası olacağını, Çinli iş insanlarını da Foodist İstanbul Fuarı 2026’nda görmek istediklerini sözlerine ekledi. Girit: “Çin’e tavuk ayağı ihracatının açılmasını sabırsızlıkla bekliyoruz” Türkiye’nin su ürünleri ve hayvansal mamuller sektöründe pek çok üründe dünyanın ilk 10 üreticisi arasında yer aldığını belirten Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Bedri Girit, balık, kanatlı, süt ürünleri, bal, yumurta gibi ürünlerde dünyanın protein ihtiyacını karşıladıklarını, 102 ülkeye kaliteli ve güvenli gıda ürünleri ihraç ettiklerini, Çin’e de ihracat yapacak altyapıya sahip olduklarını, son yıllarda büyük gelişim gösteren Türk somununda iş birliği yapabileceklerini, Çin’e tavuk ayağı ihracatının tekrar başlamasını sabırsızlıkla beklediklerini dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.