Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İzlenebilirlik

Kapsül Haber Ajansı - İzlenebilirlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İzlenebilirlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

 Türkiye’nin Enerji Depolama Haritası Tanıtıldı Haber

 Türkiye’nin Enerji Depolama Haritası Tanıtıldı

Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS) üyelerinin son bir yılda farklı görev ve sorumluluklarla katkı sunduğu projeler, toplam 935 MWh batarya enerji kapasitesine ulaştı. EDSİS ve Enerjide Dijitalleşme Derneği (EDİDER) tarafından Ankara’da düzenlenen 4. Enerji Depolama Sistemleri Zirvesi ESS Summit 2026’da açıklanan bu kapasitenin yanı sıra, Türkiye genelindeki enerji depolama yatırımlarını görünür kılmayı amaçlayan Türkiye Depolama Haritası da tanıtıldı. Zirvede enerji depolama yatırımlarının teknik, ticari ve düzenleyici boyutları sektörün önde gelen temsilcileri tarafından değerlendirildi. Enerji depolama sektörünün kamu, yatırımcı, üretici ve teknoloji sağlayıcılarını bir araya getiren 4. Enerji Depolama Sistemleri Zirvesi ESS Summit 2026, 8 Ekim’de JW Marriott Ankara’da gerçekleştirildi. Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS) ve Enerjide Dijitalleşme Derneği (EDİDER) iş birliğiyle düzenlenen zirvede, yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik sistemine entegrasyonundan depolama tesislerinin yatırım ve işletme süreçlerine kadar sektörün öncelikli gündem maddeleri masaya yatırıldı. Enerji depolamanın yalnızca yeni bir yatırım alanı değil, üretilen elektriğin daha verimli değerlendirilmesini ve şebeke esnekliğinin artırılmasını sağlayan stratejik bir teknoloji olduğu vurgulandı. TEMİZ ENERJİYİ ÜRETMEK BİR BAŞARI, İHTİYAÇ DUYULDUĞUNDA KULLANILABİLİR KILMAK İSE BU BAŞARININ DEĞERİNİ BÜYÜTÜYOR Zirvenin açılış konuşmasını gerçekleştiren EDSİS Yönetim Kurulu Başkanı C. Can Tutaşı, Türkiye’nin enerji dönüşümünde yeni bir aşamaya geçtiğine dikkat çekerek enerji depolama sistemlerinin artan önemini değerlendirdi. Tutaşı: “Enerji dönüşümünde artık yalnızca ne kadar elektrik ürettiğimizi konuşmamız yeterli değil. Ürettiğimiz elektriğin ne zaman, nerede ve ne kadar etkin kullanılabildiğini de konuşmalıyız. Temiz enerjiyi üretmek bir başarıdır; onu ihtiyaç duyulduğu anda kullanılabilir kılmak, bu başarının değerini büyütür. Enerji depolamanın önemini tam da burada görüyoruz” dedi. Yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektriğin daha etkin değerlendirilmesi ve üretimle tüketimin zaman açısından dengelenmesinin enerji dönüşümünün önemli bir parçası olduğunu belirten Tutaşı, depolama yatırımlarının yalnızca kapasite büyüklüğüyle değil, enerji sistemine sağladığı katkıyla da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Bataryaların ham maddesinden üretimine, kullanım ömründen geri dönüşümüne kadar tüm yaşam döngüsünün dikkate alınmasının önemine işaret eden Tutaşı, uluslararası rekabette kalite, güvenlik, izlenebilirlik ve çevresel sorumluluğun giderek daha belirleyici hâle geleceğini vurguladı. EDSİS ÜYELERİNİN KATKI SUNDUĞU PROJELER 935 MWH’YE ULAŞTI Zirvede açıklanan verilere göre, EDSİS üyelerinin son bir yılda yatırım, üretim, mühendislik, teknoloji tedariki, uygulama ve denetim gibi farklı alanlarda sorumluluk üstlendiği projeler, toplam 935 MWh batarya enerji kapasitesini temsil ediyor. İşletmedeki tesislerin yanı sıra devreye alma ve yapım aşamasındaki projeleri de kapsayan bu portföy, enerji depolama sektöründe farklı uzmanlıkların ortak çalışmasıyla ortaya çıkan proje ölçeğini gösteriyor. Sektörün gelişiminde üreticilerden yatırımcılara, mühendislik şirketlerinden hizmet sağlayıcılara kadar tüm paydaşların katkısının bulunduğunu belirten EDSİS Yönetim Kurulu Başkanı C. Can Tutaşı, “Bilgimizi tasarıma, üretim kabiliyetimizi ürüne, yatırım irademizi sahaya ve uzmanlığımızı çalışan sistemlere dönüştürüyoruz. Bugün paylaştığımız 935 MWh, bu yaklaşımın ortak proje portföyündeki karşılığıdır. EDSİS imzası; ortak emeğin, uzmanlığın ve sahada alınan sorumluluğun imzasıdır” ifadelerini kullandı. TÜRKİYE’NİN ENERJİ DEPOLAMA YATIRIMLARI İLK KEZ ORTAK BİR HARİTADA BULUŞUYOR ESS Summit 2026’nın öne çıkan gelişmelerinden biri de EDSİS tarafından hazırlanan Türkiye Depolama Haritası oldu. Türkiye’nin farklı bölgelerinde hayata geçirilen ve geliştirme süreçleri devam eden enerji depolama projelerini bir araya getiren çalışma, sektörün mevcut durumuna ilişkin kapsamlı bir görünüm sunmayı hedefliyor. Haritada işletmede bulunan, devreye alma çalışmaları sürdürülen ve yapım aşamasındaki projeler mevcut durumlarıyla yer alıyor. Böylece yatırımların hangi bölgelerde yoğunlaştığı, projelerin ilerleme aşamaları ve enerji depolama sektörünün bölgesel gelişimi daha görünür hâle geliyor. Yatırımcılar, üreticiler ve hizmet sağlayıcılar açısından ortak bir bilgi kaynağı oluşturması amaçlanan haritanın, sektör paydaşlarının katkılarıyla güncellenerek geliştirilmesi planlanıyor. EDSİS, çalışmayı kamuoyunun erişimine açarak enerji depolama yatırımlarının daha geniş bir kesim tarafından takip edilebilmesini hedefliyor. PAZARDA RAKİP OLABİLİRİZ AMA SEKTÖRÜN GELECEĞİNDE YOL ARKADAŞIYIZ Enerji depolama yatırımlarının başarısında farklı teknolojilerin uyumlu biçimde çalışmasının belirleyici olduğunu ifade eden Tutaşı: “Ürünleri yan yana getirmek bir tesisi kurar; onları birlikte çalıştırabilmek, o tesise değer kazandırır. Elbette ticari olarak rekabet ediyoruz. Daha iyi ürün, daha iyi hizmet ve daha güçlü çözümler sunmak için çalışıyoruz. Ama sektörümüzün gelişimi söz konusu olduğunda birlikte çalışma kültürümüzü de büyütüyoruz. Pazarda rakip olabiliriz ama bu sektörün geleceğinde yol arkadaşıyız” dedi. ENERJİ SEKTÖRÜNÜN TEMSİLCİLERİ DEPOLAMANIN GELECEĞİNİ DEĞERLENDİRDİ ESS Summit 2026 kapsamında gerçekleştirilen oturumlarda, enerji depolama yatırımlarının planlama aşamasından ticari işletmeye uzanan süreçleri kamu ve özel sektör temsilcilerinin katılımıyla ele alındı. EDİDER Başkanı Elif Düşmez Tek’in moderatörlüğünde düzenlenen Dernekler Özel Oturumu, enerji sektörünün farklı alanlarını temsil eden kuruluşların yöneticilerini buluşturdu. EDSİS Başkan Yardımcısı Dr. Alper Terciyanlı, Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı Dr. İbrahim Erden, Elektrik Üreticileri Derneği (EÜD) Başkanı Tamer Çalışır ve Enerji Ticareti Derneği (ETD) Yönetim Kurulu Üyesi Cem Aşık’ın katıldığı oturumda enerji depolamanın sektörün geleceğindeki yeri gündeme geldi. Yatırımların hayata geçirilmesinde doğru teknik tasarımın ve ekonomik fizibilitenin önemine odaklanan Enerji Depolama Tesislerinde Tasarım: Teknik-Ticari Fizibilite ve Boyutlandırma oturumu ise MRC Türkiye Genel Müdürü Mehmet Kocaoğlu moderatörlüğünde gerçekleştirildi. YEO Teknoloji İş Geliştirme ve Satıştan Sorumlu Başkan Yardımcısı Barış Esen, inavitas CEO’su Erman Terciyanlı, Chint Power Systems Türkiye BESS Satış Direktörü Fatih İskit ve Solinved CEO’su Yücel Alaman, depolama projelerinin tasarım ve yatırım süreçlerini değerlendirdi. ŞEBEKE ENTEGRASYONUNDAN GELİR OPTİMİZASYONUNA YATIRIMIN TÜM AŞAMALARI MASAYA YATIRILDI Enerji depolama projelerinin uygulama süreçlerinin ele alındığı oturumda, tesislerin elektrik şebekesine entegrasyonu, teknik gereklilikler ve kabul aşamalarındaki deneyimler öne çıktı. AKSA Yenilenebilir Enerji Genel Müdür Yardımcısı Erinç Kısa’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yatırımlar Dairesi Başkanı Aziz Kömürcü, TEİAŞ Yük Tevzi Dairesi Başkanı Sıttık Ünal, EPRA Enerji CEO’su Osman Bülent Tör ve EGESA Enerji İş ve Proje Geliştirme Müdürü Ümit Aygün yer aldı. Depolama yatırımlarının ekonomik sürdürülebilirliğine odaklanan Enerji Depolama Tesislerinde İşletme: Örneklerle Ticari İşletme ve Gelir Optimizasyonu oturumunda ise ticari işletme modelleri ve gelir optimizasyonu başlıkları değerlendirildi. inavitas CSO’su Murat Kirazlı moderatörlüğünde düzenlenen oturumda Polat Enerji CEO’su Evren Güvenç, AKSA Elektrik Genel Müdürü Ferrudun İtergen ve Aplus Enerji Yönetici Ortağı Volkan Yiğit, enerji depolama yatırımlarının işletme süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Enerji depolama yatırımlarının teknik, ticari ve düzenleyici boyutlarını aynı platformda buluşturan ESS Summit 2026, sektörün farklı alanlarında faaliyet gösteren kurum ve şirketler arasında bilgi paylaşımına ve yeni iş birliklerine zemin hazırladı. Zirvede açıklanan 935 MWh’lik ortak proje kapasitesi ve tanıtılan Türkiye Depolama Haritası, Türkiye’de enerji depolama sektörünün sahadaki gelişimini görünür kılan iki önemli çıktı olarak öne çıktı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DeFacto’dan Sürdürülebilir Tedarik İçin İş Birliği Çağrısı Haber

DeFacto’dan Sürdürülebilir Tedarik İçin İş Birliği Çağrısı

Global moda markası DeFacto, sürdürülebilir tedarik zinciri alanındaki çalışmalarını Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi Liderler Zirvesi’ne taşıdı. DeFacto Küresel Tedarik, Sürdürülebilirlik ve KSS Başkanı Elif Çam, zirve kapsamında gerçekleştirdiği “Uyumdan İş Birliğine: Sürdürülebilir Tedariki Yeniden Düşünmek” başlıklı konuşmasında şirketin tedarik zincirinde ortak dönüşümü merkeze alan yaklaşımını anlattı. “Tedarik zincirinde gerçek dönüşüm iş birliğiyle mümkün” DeFacto Küresel Tedarik, Sürdürülebilirlik ve KSS Başkanı Elif Çam, zirvenin farklı sektörlerden şirketlerin deneyimlerini ve çözüm yaklaşımlarını paylaşması açısından önemli bir buluşma zemini oluşturduğunu belirterek şunları söyledi: “Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi Liderler Zirvesi, sürdürülebilirlik alanında karşı karşıya olduğumuz ortak sorunları ve bu sorunlara geliştirilen farklı yaklaşımları küresel ölçekte değerlendirmek açısından çok değerli bir buluşma. Bugün tedarik zincirlerinde gerçek bir dönüşüm yaratmak için şirketlerin kendi operasyonlarının ötesine geçmesi ve iş ortaklarıyla birlikte hareket etmesi gerekiyor. DeFacto’da karbon ayak izimizin yaklaşık yüzde 95’i Kapsam 3 emisyonlarından geliyor. Bu nedenle sürdürülebilir tedariki, tedarikçilerimize hedefler koyduğumuz ve bu hedeflere uyum beklediğimiz tek yönlü bir süreç olarak görmüyoruz. Enerji, su ve karbon verimliliği alanlarında dönüşüm fırsatlarını birlikte değerlendiriyor, teknik kapasitenin gelişimini destekliyor ve finansmanı da dönüşümün önemli bir parçası olarak ele alıyoruz.” DeFacto’da Tedarik Ziciri, Sürdürülebilirliğin Merkezinde DeFacto, sürdürülebilir tedarik yaklaşımını 2023 yılında Tedarik ile Sürdürülebilirlik ve KSS fonksiyonlarını aynı yönetim yapısı altında bir araya getirerek daha bütüncül bir yapıya taşıdı. Şirketin Tedarik Zincirinde Sürdürülebilir Dönüşüm Programı kapsamında sosyal uygunluk, insan hakları, çevresel performans, iklim odaklı tedarikçi dönüşümü, sürdürülebilir ham madde kullanımı, izlenebilirlik, veri yönetimi ve kapasite geliştirme çalışmaları tek bir yönetim modeli altında yürütülüyor. Program, 503 aktif tedarikçi ve 3.776 üretim tesisini kapsayan geniş bir tedarik ekosisteminde uygulanıyor. DeFacto’nun 29’u Türkiye’de, 21’i yurt dışında olmak üzere 50 ülkeye yayılan tedarik ağı içinde belirlediği 50 stratejik tedarikçi, dönüşüm çalışmalarının öncelikli odağını oluşturuyor. Tedarikçilerin performansı operasyonel kriterlerin yanı sıra çevresel, sosyal ve yönetişim göstergeleri üzerinden de değerlendirilirken; eğitim, geri bildirim ve iyileştirme çalışmalarıyla gelişimleri destekleniyor. Bu modelle DeFacto, sürdürülebilirliği tedarik zincirinin dışında yürütülen ayrı bir uyum alanı olmaktan çıkararak satın alma ve tedarikçi yönetimi kararlarının doğrudan bir parçası haline getiriyor. Böylece şirket, tedarikçileri yalnızca belirlenen standartlara uyum sağlayan paydaşlar olarak değil, dönüşümün birlikte gerçekleştirildiği stratejik iş ortakları olarak konumlandırıyor. DeFacto, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi Sürdürülebilir Tedarik Koalisyonu’na Türkiye’den Katılan İlk Şirket Oldu! DeFacto, sürdürülebilir tedarik alanındaki deneyimini uluslararası iş birliklerine de taşıyor. Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi bünyesinde faaliyet gösteren Sürdürülebilir Tedarik Koalisyonu’na Türkiye’den katılan ilk şirket olan DeFacto, koalisyon kapsamında izlenebilirlik, tedarikçi gelişimi, sorumlu ham madde kullanımı, kaynak verimliliği, karbon emisyonlarının azaltılması, insan hakları ve çalışma koşulları gibi alanlardaki deneyimini farklı ülke ve sektörlerden kuruluşlarla paylaşıyor. Şirketin bilim temelli emisyon azaltım hedefleri Bilim Temelli Hedefler Girişimi tarafından doğrulanırken, DeFacto 2025 yılında CDP Tedarikçi Katılım Değerlendirmesi’nde A Liderlik Seviyesi elde etti. Önümüzdeki dönemde ise tedarik zincirindeki karbon azaltım çalışmalarının hızlandırılması, tedarikçilerin iklim dönüşüm kapasitesinin güçlendirilmesi, sürdürülebilir ham madde kullanımının yaygınlaştırılması ve dijital izlenebilirlik uygulamalarının geliştirilmesi hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yıldız Holding ve TSE Global’den   Gıda Güvenliği Alanında Stratejik İş Birliği Haber

Yıldız Holding ve TSE Global’den Gıda Güvenliği Alanında Stratejik İş Birliği

Yıldız Holding ile Türk Standardları Enstitüsü’nün (TSE) iştiraki TSE Global arasında gıda güvenliği ve helal üretim prensipleri alanında stratejik iş birliği protokolü imzalandı. Yıldız Holding’de gerçekleştirilen imza törenine TSE Global Yönetim Kurulu Başkanı ve Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan, TSE Global Genel Müdürü ve UDK Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hüseyin Alper Türedi, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mehmet Tütüncü, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Gıda Güvenliği Kurulu Başkanı İbrahim Taşkın ile Yıldız Holding ve TSE Global yöneticileri katıldı. İş birliği kapsamında Yıldız Holding Gıda Güvenliği Kurulu’nun gıda güvenliği alanındaki birikimi ile TSE Global’in uygunluk değerlendirme uzmanlığı bir araya getirilecek. TSE Global’in muayene, gözetim ve tedarikçi denetimleri ile belgelendirme hizmetleri başta olmak üzere uygunluk değerlendirme alanındaki yetkinliklerinden Yıldız Holding Gıda Güvenliği Kurulu liderliğinde Türkiye’deki ve yurt dışındaki faaliyetlerinde yararlanılacak; çalışmalar ihtiyaçlar doğrultusunda tedarikçi ekosistemini de kapsayabilecek. Yıldız Holding, gıda güvenliğini kalite kontrol, mevzuata uyum, gıda savunması, tedarik zinciri bütünlüğü ve tüketici hassasiyetlerini birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşımla yönetiyor; Yıldız Holding Gıda Güvenliği Kurulu koordinasyonunda 11 ülkedeki 33 gıda ve gıda ile ilişkili üretim tesisinde süreçler ortak prensipler doğrultusunda yürütülüyor. Söz konusu iş birliğinin çerçevesinde, ilgili ulusal ve uluslararası standartlar ve mevzuat doğrultusunda denetim, belgelendirme, uygunluk değerlendirmenin önemli alt kırılımlarından biri olan ‘’teorik ve uygulamalı eğitimler’’ gibi ihtiyaç duyulması olası diğer teknik hizmetlerden yararlanılması hedefleniyor. TSE Global Yönetim Kurulu Başkanı ve Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan: “Güçlü bir sanayi ekosistemi, güçlü bir kalite altyapısıyla mümkündür.” TSE Global Yönetim Kurulu Başkanı ve Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan, imza töreninde yaptığı konuşmasında şu açıklamalarda bulundu: “Günümüzde kalite, güvenilirlik ve uluslararası standartlara uyum, sanayimizin küresel rekabet gücünü belirleyen temel unsurlar arasında yer almaktadır. Özellikle doğrudan insan sağlığını ilgilendiren gıda sektöründe, üretimden tüketime uzanan tüm süreçlerin güvenilir ve sürdürülebilir bir yaklaşımla yönetilmesi büyük önem taşımaktadır. Türk Standardları Enstitümüzün yüzde yüz iştiraki olan TSE Global ile Yıldız Holding arasında hayata geçirilen bu iş birliğini, ülkemizin ve bu konuda uzmanlıklarını sahip oldukları yetkinliklerle kanıtlamış kamu kuruluşlarımızın uygunluk değerlendirme alanındaki teknik birikimini özel sektörümüzün uluslararası deneyimiyle buluşturabiliyor olmamız açısından kıymetli buluyoruz. Söz konusu iş birliğinin gıda güvenliği alanındaki çalışmaların güçlendirilmesine, ülkemizin uygunluk değerlendirme kapasitesinin uluslararası ölçekte daha etkin değerlendirilmesine ve Türk sanayisinin küresel değer zincirlerindeki konumuna katkı sağlamasını temenni ediyoruz.” Dr. Hüseyin Alper Türedi:“Gıda güvenliğinde tedarikçi zincirinden hammadde ve üretim prosesleri boyunca devam eden ve üretim sonrası izlenebilirlik ile tüketiciye güvenli ürün sunulmasına uzanan bütüncül bir iş birliği hedefliyor, uygunluk değerlendirmenin üretim ve hizmetin ayrılmaz bir parçası olduğu stratejisi ile ilerliyoruz ” TSE Global Genel Müdürü ve UDK Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hüseyin Alper Türedi yeni iş birliğine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Gıda güvenliği ve helal üretim prensipleri, yalnızca nihai ürünün kontrol edilmesiyle sınırlı olmayan; hammaddeden üretime, tedarikçi değerlendirmelerinden uluslararası standartlara uyuma kadar tüm süreçlerin bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasını gerektiren hayati bir kontrol mekanizmasıdır. Yıldız Holding ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, Holdingin gıda güvenliği alanındaki deneyimini TSE Global'in denetim, belgelendirme ve diğer uygunluk değerlendirme uzmanlıklarıyla bir araya getirmektedir. Protokol kapsamında, Yıldız Holding’in farklı coğrafyalarda yerleşik üretim tesisleri başta olmak üzere tedarikçileri ve şubelerinde gerçekleştirilecek uygunluk değerlendirme faaliyetlerine yönelik denetimlerde, gıda güvenliği ve helal prensipleri doğrultusunda, ulusal ve uluslararası standartlar ile ilgili mevzuat esas alınarak çalışmalar yürütülmesi hedeflenmektedir. Uzun vadeli bir çerçeveye sahip bu iş birliğiyle, Yıldız Holding’in kalite, gıda güvenliği ve güvenilirlik süreçlerinin desteklenmesini; farklı coğrafyalardaki faaliyetlerinde ihtiyaç duyduğu teknik çözümlere uygunluk değerlendirme alanlarında katkı sunulmasını ve tedarik zinciri genelinde ortak kalite anlayışının güçlendirilmesini hedefliyoruz.” Mehmet Tütüncü: “Gıda güvenliğini uzun vadeli bir sorumluluk olarak görüyoruz” Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mehmet Tütüncü, gıda güvenliğinin Holding’in temel iş önceliklerinden biri olduğunu belirterek şunları söyledi: “Gıda güvenliği, kuruluşumuzdan bu yana iş yapış biçimimizin temel unsurları arasında yer alıyor. Yıldız Holding olarak faaliyet gösterdiğimiz tüm coğrafyalarda gıda güvenliğini temel sorumluluklarımız arasında görüyoruz. Ham maddeden üretime, tedarik zincirinden tüketiciye uzanan bütün süreçlerde bilimsel yaklaşımı, tüketici hassasiyetlerini, güçlü standartları ve sürekli gelişimi esas alıyor; gıda güvenliğini kalite kontrol, mevzuata uyum, gıda savunması ve tedarik zinciri bütünlüğünü kapsayan bütüncül bir yaklaşımla ele alıyoruz. Bu yaklaşımı Gıda Güvenliği Kurulumuzun koordinasyonunda faaliyet gösterdiğimiz tüm coğrafyalarda ortak prensiplerle uyguluyoruz. Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek COP31 sürecinde Gıda Güvenliği ve Tarım alanındaki çalışmalara eş başkanlık ederken de gıda güvenliğinde kalıcı ilerlemenin uygulanabilir ve ölçeklenebilir çözümler geliştirmekten geçtiğine inanıyoruz. TSE Global ile imzaladığımız iş birliği protokolünü de bu yaklaşımın somut adımlarından biri olarak görüyoruz. TSE Global’in uygunluk değerlendirme alanındaki yetkinliğinin çalışmalarımıza katkı sağlayacağına inanıyor; bu iş birliğine emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarımıza ve TSE Global ekibine teşekkür ediyorum.” İbrahim Taşkın: “Gıda güvenliği alanındaki birikimimizi TSE Global’in yetkinliğiyle buluşturuyoruz” Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Gıda Güvenliği Kurulu Başkanı İbrahim Taşkın, iş birliğine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Gıda güvenliğinin sürekliliğini sağlamanın önemli unsurlarından biri, güçlü standartların sahada sistematik biçimde uygulanması, izlenmesi ve bağımsız olarak doğrulanmasıdır. Yıldız Holding Gıda Güvenliği Kurulumuzun koordinasyonunda 11 ülkedeki 33 tesisimizde süreçlerimizi ortak prensipler doğrultusunda yürütüyoruz. Bu yaklaşımı kendi üretim tesislerimizle sınırlı tutmuyor; tedarik zinciri boyunca güven ve izlenebilirliği gözetiyoruz. Gıda güvenliği ve gıda savunmasının yanı sıra helal, koşer ve farklı tüketici hassasiyetlerine ilişkin standartlarımızın farklı coğrafyalardaki uygulamalarını takip ediyor ve denetliyoruz. TSE Global ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğini, yıllar içinde oluşturduğumuz bilgi birikimi ve standartlarımızı TSE Global’in uygunluk değerlendirme alanındaki yetkinliğiyle buluşturan önemli bir adım olarak görüyorum. İş birliğimizin hayırlı olmasını diliyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı Deprem Bölgesinde ‘Temiz Ekmek Projesi’ni Başlatıyor Haber

Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı Deprem Bölgesinde ‘Temiz Ekmek Projesi’ni Başlatıyor

İklim krizinin etkileri, artan üretim maliyetleri ve afetler, yerel gıda üretimini her geçen gün daha da kırılgan hale getiriyor. Buna karşın küçük ölçekli çiftçiler, kadın üreticiler ve kooperatifler, üretimi sürdürmek ve deprem bölgesinde yaşamı yeniden güçlendirmek için dayanışma içinde çalışmaya devam ediyor. Bu çabayı desteklemek ve yerel üretimi daha dayanıklı hale getirmek amacıyla Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV), Hatay, Malatya ve Adıyaman'da Temiz Ekmek Projesi'ni hayata geçiriyor. KEDV, 6 Şubat depremlerinin ilk gününden bu yana bölgede küçük ölçekli çiftçiler ve üreticilerle çalışmalarını sürdürüyor. Bu süreçte üreticilerin tüm zorlu koşullara rağmen üretimi sürdürmek ve yaşamlarını yeniden kurmak için gösterdikleri kararlılığa tanıklık eden KEDV, aynı zamanda bilgi paylaşımını, ortak üretimi ve dayanışmayı güçlendirecek mekanizmalara duyulan ihtiyacın da giderek arttığını gözlemledi. Artan üretim maliyetleri, iklim krizine bağlı aşırı hava olayları, afetler ve buna bağlı olarak üretimde yaşanan aksaklıklar, yerel üreticiler üzerindeki baskıyı artırıyor. Zirai don, sel ve yangın gibi afetler hem tarımsal üretimi hem de yerel gıda tedarik zincirlerini daha da kırılgan hale getirirken, küçük ölçekli üreticilerin güvenilir bilgiye, dayanışma ağlarına ve ortak çözüm mekanizmalarına duyduğu ihtiyaç daha da görünür hale geliyor. Temiz Ekmek Projesi de tam bu ihtiyaca yanıt vermeyi amaçlıyor. Temiz Ekmek Projesi, bölgenin yerel buğdaylarının topraktan değirmene, değirmenden fırınlara ve market raflarına uzanan yolculuğunda emeği geçen çiftçileri, üreticileri, kadın kooperatiflerini ve diğer yerel aktörleri ortak bir iş birliği ağı içinde buluşturmayı amaçlıyor. Böylece üretimin her aşamasında kaliteyi, gıda güvenliğini ve izlenebilirliği güçlendirirken, yerel üreticilerin bilgi paylaşımı yapabilecekleri, birlikte üretebilecekleri ve pazara daha güçlü erişebilecekleri bir yapı oluşturulması hedefleniyor. Projenin ilerleyen aşamalarında ekmek ve diğer buğday temelli ürünler için gıda güvenliği, hijyen, kalite ve izlenebilirlik standartları, üreticilerle birlikte geliştirilecek ve uygulanacak. Uzun vadede Temiz Ekmek Projesi, üreticilerin üretim kapasitesini ve gelir olanaklarını kolektif biçimde güçlendirerek kendi kaynaklarıyla sürdürülebilir bir yapıya dönüşmesini, aynı zamanda bulunduğu bölgede daha fazla hanenin temiz ekmeğe erişebilmesini hedefliyor. Proje kapsamında küçük ölçekli çiftçi ve üreticileri ortak bir dayanışma ve çözüm zemininde buluşturmak için düzenli buluşmalar, deneyim ve bilgi paylaşımları, teknik eğitimler ve mentorluk süreçleri yürütülecek, ortak üretim alanları oluşturulacak. Ürünlerin izlenebilirliğini sağlayacak ortak kalite ve gıda güvenliği standartları belirlenmesi için çalışmalar yürütülecek ve ürünlerin geniş pazarlara ulaşması için markalaşma, ürün standardizasyonu ile çok kanallı satış olanakları geliştirilecek. Proje ayrıca bölgedeki kadın çiftçilerin örgütlenmesini, yerel buğday çeşitlerinin ekiminin kadın kooperatifleri ve kadın çiftçiler arasında yaygınlaştırılmasını destekleyecek. Temiz Ekmek Projesi, yerel üretimin güçlenmesini yalnızca tarımsal üretimin sürdürülmesi açısından değil, afetlere ve iklim krizine karşı daha dayanıklı, kapsayıcı ve adil gıda sistemlerinin inşasının da önemli bir parçası olarak ele alıyor. Kadın üreticiler, kooperatifler ve yerel aktörlerin birlikte geliştireceği bu modelin, bölgede güvenli gıdaya erişimi artırırken yerel ekonomiyi güçlendirmesi ve başka bölgelere de ilham verecek bir dayanışma örneği oluşturması hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şirketlerde ‘Excel Devleti’ Büyüyor Haber

Şirketlerde ‘Excel Devleti’ Büyüyor

Kurumsal yazılım pazarının küresel oyuncularından Industrial Application Software (IAS), Canias ERP’nin süreç odaklı ve entegre yapısıyla şirketlerin operasyonlarını tek veri kaynağı üzerinden daha güvenli, izlenebilir ve sürdürülebilir bir dijital omurga üzerinde yönetmesini sağlıyor. Elektronik tablolar şirketler için hızlı, esnek ve erişilebilir çalışma araçları olmayı sürdürüyor. Ancak kritik operasyonlar kurumsal sistemler yerine kişisel dosyalar, departman içi listeler ve e-posta ekleri üzerinden yönetilmeye başladığında, bu pratiklik zamanla görünmez bir kontrol riskine dönüşüyor. Satın alma takibi, üretim planı, stok güncellemesi, fiyat listesi, bakım çizelgesi, tahsilat takibi veya müşteri siparişi gibi süreçler kişisel dosyalara taşındıkça, şirketin operasyonel hafızası da kurumsal sistemlerden kişilere ve dosya versiyonlarına bağımlı hale geliyor. Elektronik tablo kullanımına ilişkin akademik çalışmalar da bu riskin ölçeğine dikkat çekiyor. Raymond R. Panko’nun elektronik tablo hatalarına ilişkin araştırma derlemesi, elektronik tablo hatalarının yaygın ve tespit edilmesi zor olduğunu; özellikle büyük ve operasyonel amaçlı kullanılan dosyalarda hatalı sonuç üretme riskinin arttığını ortaya koyuyor. Aynı çalışma, kurumların ve kullanıcıların elektronik tabloların doğruluğuna çoğu zaman gereğinden fazla güvendiğini de vurguluyor. Kişisel dosyalar kurumsal kontrolü zayıflatıyor Bir gölge BT örneği olarak ele alınması gereken elektronik tablolar ve e-posta ekleri odaklı iş yapma biçimleri, çoğu zaman sorunun kendisinden ziyade kurumsal sistemlerin süreçleri uçtan uca kapsayamamasının bir belirtisi. Bir departman kendi raporunu, başka bir ekip kendi stok listesini, finans birimi ayrı bir maliyet tablosunu, satış ekibi ise farklı bir tahmin dosyasını kullandığında kurum içinde tek bir veri gerçeği yerine birbirinden kopuk versiyonlar oluşuyor. Bu durum, ilk bakışta karar alma süreçlerine hız kazandırıyor gibi görünse de uzun vadede izlenebilirliği, kontrol kabiliyetini ve karar kalitesini zayıflatıyor. Dosyanın sahibinin değişmesi, formülün bozulması, e-posta ile paylaşılan eski versiyonun kullanılmaya devam etmesi ya da manuel veri girişindeki küçük bir hata, kritik bir operasyonun yanlış bilgiyle yönetilmesine neden olabiliyor. Bu nedenle kişisel dosyalara dayalı çalışma biçimi yalnızca operasyonel verimlilik meselesi olarak görülmemeli; veri güvenliği, yetki yönetimi, denetim izi ve kurumsal hafıza açısından da değerlendirilmelidir. “Excel devleti” şirket içinde gölge operasyon alanı yaratıyor Kurumsal sistemlerin dışında büyüyen dosya düzeni, zamanla şirket içinde görünmeyen bir “Excel devleti” yaratıyor. Her departmanın kendi dosyası, kendi raporu ve kendi doğrusu oluştuğunda süreçler merkezi sistemlerden kopuyor. Operasyon hacmi arttıkça manuel güncelleme ihtiyacı çoğalıyor, dosya trafiği karmaşıklaşıyor ve hangi verinin güncel olduğu sorusu giderek daha kritik hale geliyor. Örneğin aynı stok verisinin farklı departmanlarda farklı görünmesi, maliyet hesaplarının güncel olmayan dosyalardan yapılması, üretim planlarının manuel listelere göre revize edilmesi veya satış tahminlerinin kişisel dosyalarda tutulması; şirketin yalnızca günlük operasyonunu değil, stratejik karar alma kalitesini de etkiliyor. Kurumsal kontrolün güçlenmesi için verinin kişisel dosyalarda değil, süreçlerin doğal akışı içinde oluştuğu entegre sistemlerde yönetilmesi gerekiyor. Tek veri kaynağı kurumsal hafızayı güçlendiriyor Kurumsal kaynak planlama pazarının liderlerinden Industrial Application Software (IAS), şirketlerin kritik operasyonlarını tek veri kaynağı üzerinden yönetmesinin izlenebilirlik ve sürdürülebilir büyüme açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor. Canias ERP; satın almadan üretime, stoktan finansa, kaliteden raporlamaya kadar farklı süreçleri entegre bir yapı içinde ele alarak operasyonların kişisel dosyalara değil, kurumsal sisteme dayanmasını sağlıyor. Canias’ın süreç odaklı yapısı sayesinde veri, süreçlerin dışında manuel olarak taşınan bir unsur olmaktan çıkıyor; operasyonun içinde üretilen, güncellenen ve izlenebilen bir kurumsal kaynağa dönüşüyor. Böylece şirketler yalnızca veriye daha hızlı erişmekle kalmıyor; hangi bilginin ne zaman, kim tarafından ve hangi süreç içinde oluşturulduğunu da takip edebiliyor. Bu sayede raporlama kalitesi artarken hata riski azalıyor ve karar alma süreçleri için daha güvenilir bir zemin oluşuyor. “Kritik süreçler kişisel dosyalara emanet edilmemeli” IAS Yetkinlik Merkezi Direktörü Pelin IŞIK , şirketlerde kişisel dosyalar üzerinden yürüyen operasyonların kurumsal kontrol açısından önemli riskler yarattığını belirterek şunları söyledi: “Excel ve benzeri araçlar esnek görünse de kritik süreçler kişisel dosyalara kaydığında/emanet edildiğinde şirketin kontrol kabiliyeti zayıflıyor.Üstelik geleneksel tablolar, bugün yapay zeka ve gelişmiş iş zekası (BI) araçlarının ihtiyaç duyduğu canlı ve doğrulanmış veriyi beslemekte yetersiz kalıyor. Canias ERP’nin süreç odaklı ve entegre yapısı ise operasyonları tek bir güvenilir veri kaynağında toplayarak şirketlere hem bugün için güçlü bir izlenebilirlik sunuyor hem de geleceğin yapay zeka tabanlı karar destek mekanizmalarına sağlam bir zemin hazırlıyor.” Kurumsal sistemlerin süreç yönetimi altyapısı olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan IAS Yetkinlik Merkezi Direktörü Pelin IŞIK sözlerini şöyle sürdürdü: “Şirketlerde sürdürülebilir kontrol, verinin tek bir yerde tutulmasından daha fazlasını gerektiriyor. Önemli olan, süreçlerin doğru sistem üzerinde tasarlanması ve verinin bu süreçlerin doğal çıktısı olarak oluşmasıdır. Canias ile şirketler operasyonlarını uçtan uca entegre edebilir, süreç sahipliğini netleştirebilir ve raporlamayı kişisel dosyalara bağımlı olmaktan çıkarabilir. Bu da hem kurumsal hafızayı güçlendirir hem de büyüme yolculuğunu daha sağlam bir dijital altyapıya taşır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Hazır Giyim Sektörü Paris’te Gücünü Gösterecek Haber

Türk Hazır Giyim Sektörü Paris’te Gücünü Gösterecek

Dünya moda endüstrisinin önemli merkezlerinden Paris’te yılda iki kez düzenlenen Premiere Vision Paris; hazır giyimden kumaşa, iplikten deriye, aksesuardan tasarıma kadar moda endüstrisinin tüm bileşenlerini aynı çatı altında buluşturuyor. EHKİB, 19 Türk hazır giyim ihracatçısıyla fuarda yer alarak sektörün üretim kabiliyetini, tasarım gücünü, esnek üretim altyapısını ve sürdürülebilirlik alanındaki dönüşümünü uluslararası alıcılara tanıtacak. Bağcı: “Fransa dünyanın en büyük üçüncü giyim ithalatçısı” Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, Avrupa Birliği’nin Türkiye hazır giyim sektörünün en önemli ihracat pazarı olduğunu, Fransa’nın ise sektör açısından stratejik ülkelerin başında geldiğini söyledi. Türkiye’nin Fransa’ya hazır giyim ihracatının 2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13 azalarak 468 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini paylaşan Bağcı, şöyle devam etti: “Fransa, Türkiye genelinde en fazla hazır giyim ve konfeksiyon ihracatı gerçekleştirdiğimiz 6’ncı büyük pazar konumunda. Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliğimiz açısından ise Fransa 8’inci büyük ihracat pazarımız. Fransa 2025 yılında yaklaşık 30 milyar dolarlık hazır giyim ithalatı gerçekleştirdi. ABD ve Almanya’nın ardından dünyanın en büyük üçüncü giyim ithalatçısı konumunda bulunuyor. Türkiye ise Çin, Bangladeş ve İtalya’nın ardından Fransa’nın dördüncü büyük giyim tedarikçisi. Bu tablo, Fransa pazarının sektörümüz açısından taşıdığı potansiyeli açık şekilde ortaya koyuyor.” “Türkiye fuarın en güçlü katılımcı ülkeleri arasında” Premiere Vision Paris’in Türk moda endüstrisinin Avrupa’daki konumunu güçlendirmesi açısından kritik bir platform olduğunun altını çizen Bağcı, Türkiye’nin fuardaki güçlü varlığının uzun yıllara dayandığını dile getirdi. Bağcı, “Türkiye; yaklaşık 200 kumaş, hazır giyim, deri ve aksesuar üreticisiyle Premiere Vision Paris’e en fazla katılımcı gönderen ülkelerin başında geliyor. Bu güçlü katılım, Türk moda endüstrisinin küresel tedarik zincirindeki öneminin de göstergesi. Türkiye olarak Avrupa’ya coğrafi yakınlığımız, hızlı ve esnek üretim kabiliyetimiz, güçlü tekstil ve hazır giyim altyapımız, tasarım yetkinliğimiz ve sürdürülebilir üretime yönelik yatırımlarımızla rakiplerimizden ayrışıyoruz.” diye konuştu. “Fiyat rekabetinden katma değer rekabetine geçmek zorundayız” Türk hazır giyim sektörünün son yıllarda küresel pazarlarda yoğun bir rekabet ortamıyla karşı karşıya olduğuna işaret eden Bağcı, artan üretim maliyetleri nedeniyle Türkiye’nin özellikle fiyat odaklı siparişlerde Asyalı ve Kuzey Afrikalı rakipleriyle rekabet etmekte zorlandığını vurguladı. Bağcı sözlerini şöyle sürdürdü: “Hazır giyim sektörümüzün küresel rekabette yeniden ivme kazanması için fiyat rekabetinden ziyade tasarım, inovasyon, sürdürülebilirlik, dijitalleşme, hızlı teslimat ve yüksek katma değerli üretime odaklanması gerekiyor. Avrupa’nın yakın coğrafyadan tedarik eğilimi Türkiye açısından önemli bir fırsat. Bu avantajı kalıcı hale getirmek için müşterilerimizle doğrudan temasımızı artırmamız ve uluslararası fuarlarda güçlü şekilde yer almamız gerekiyor. Premiere Vision Paris’i bu açıdan yalnızca bir fuar değil, sektörümüzün Avrupa’daki mevcut müşterileriyle ilişkilerini geliştirdiği ve yeni iş bağlantıları kurduğu stratejik bir platform olarak görüyoruz.” Seyfeli: “Fransa pazarındaki payımızı korumak ve büyütmek istiyoruz” Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Dış Pazar Komitesi Başkanı Seray Seyfeli ise Türk hazır giyim sektörünün son dönemde artan üretim maliyetleri nedeniyle geçmiş yıllardaki maliyet avantajını önemli ölçüde kaybettiğine dikkat çekti. Türkiye’nin Fransa pazarındaki güçlü konumunu korumasının sektör açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Seyfeli, “Fransa pazarında hemen arkamızda Hindistan, Vietnam ve Tunus gibi güçlü ihracatçı ülkeler bulunuyor. Bu ülkelere karşı mevcut konumumuzu korumak ve pazar payımızı artırmak için müşterilerimizle yakın temas halinde olmamız gerekiyor. Premiere Vision Paris gibi sektörün küresel ölçekte referans kabul edilen fuarlarına düzenli katılım sağlamamız bu nedenle çok önemli.” dedi. “Müşteriye yakın olmak her zamankinden daha önemli” Avrupalı markaların tedarik kararlarında fiyatın yanı sıra hız, esneklik, kalite, düşük adetli üretim kabiliyeti, sürdürülebilirlik ve izlenebilirlik kriterlerinin giderek daha belirleyici hale geldiğine işaret eden Seyfeli, Türkiye’nin bu alanlarda önemli avantajlara sahip olduğunu kaydetti. Seyfeli, “Avrupa pazarına yakınlığımız sektörümüzün en önemli avantajlarından biri. Ancak yalnızca coğrafi yakınlık yeterli değil. Alıcıların değişen beklentilerini yakından takip etmek, sürdürülebilir üretim altyapımızı geliştirmek, tasarım ve koleksiyon gücümüzü artırmak ve müşterilerimizle sürekli iletişim halinde olmak zorundayız. PV Paris bu anlamda sektörümüz için son derece değerli. EHKİB olarak fuara 19 firmamızla katılıyoruz. Firmalarımızın yeni müşterilere ulaşmasını sağlarken mevcut müşterileriyle ticari ilişkilerini güçlendirmelerini hedefliyoruz.” diye konuştu. 40 ülkeden yaklaşık 1.000 üretici Paris’te buluşacak Küresel moda endüstrisinin önemli buluşma noktalarından Premiere Vision Paris Fuarı, dünyanın dört bir yanından tekstil ve moda profesyonellerini bir araya getirecek. Fuar kapsamında iplik, kumaş, deri, hazır giyim, aksesuar ve tasarım başta olmak üzere moda endüstrisinin farklı alanlarında faaliyet gösteren 40 ülkeden yaklaşık 1.000 üreticinin koleksiyonlarını uluslararası alıcıların beğenisine sunması bekleniyor. Premiere Vision Paris’in Şubat 2026 edisyonunu yaklaşık 20 bin sektör profesyoneli ziyaret etmişti. Eylül buluşmasında da dünyanın önde gelen moda markalarının satın alma ekipleri, tasarımcılar, üreticiler, tedarikçiler ve sektör profesyonellerinin Paris’te bir araya gelmesi bekleniyor. EHKİB’den uluslararası pazarlarda kesintisiz tanıtım Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği, Türk hazır giyim sektörünün uluslararası pazarlardaki görünürlüğünü artırmak, ihracatçıların yeni müşterilere ulaşmasını sağlamak ve mevcut pazarlardaki konumunu güçlendirmek amacıyla Premiere Vision Manufacturing Paris Fuarı’na uzun yıllardır düzenli olarak milli katılım organizasyonu gerçekleştiriyor. EHKİB, 1-3 Eylül 2026 tarihlerindeki organizasyonla Premiere Vision Manufacturing Paris’e 21’inci kez milli katılım gerçekleştirerek Ege Bölgesi’nin tasarım, üretim, kalite ve sürdürülebilirlik kabiliyetini dünyanın önde gelen moda profesyonelleriyle buluşturacak. Premiere Vision Manufacturing Paris Fuarı’na EHKİB milli katılımıyla katılan firmalar: AKÇAKAYA GROUP TEKSTİL BETA KONF. TEKSTİL BETOBE TEKSTİL BÜŞRA TRİKO TEKSTİL COLLETTİ TOROSAN DEMİRIŞIK TEKS. KONF. DND TEKSTİL FORMAL TRİKO TEKSTİL GÜLSEN TEKS. İYA TEKSTİL KREATEKS TEKSTİL MEBA DIŞ TİCARET TEKSTİL MERGÜ TEKSTİL KONF. MODALT TEKSTİL KONF. ÖZTEK HAZIR GİYİM RAL TEKSTİL RASA TEKSTİL SELEKSİYON TEKSTİL TEORI TOPTAN İMALAT İHR. TEKSTİL Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sürdürülebilirlik Projeleri Haberleri Neyi Gösteriyor? Haber

Sürdürülebilirlik Projeleri Haberleri Neyi Gösteriyor?

Bir şirketin çatılarına güneş paneli kurması, elektrikli araç filosuna geçmesi ya da atık azaltım hedefi açıklaması tek başına dönüşüm anlamına gelmiyor. Sürdürülebilirlik projeleri haberleri, artık kurumların çevresel iddialarını değil; yatırım kararlarını, operasyonel yetkinliklerini ve uzun vadeli rekabet gücünü okumak için başvurulan stratejik bir veri alanına dönüşüyor. İş dünyasında sürdürülebilirlik gündemi, iletişim departmanlarının yıllık rapor başlığından çıktı. Enerji maliyetleri, karbon düzenlemeleri, tedarik zincirindeki kırılganlıklar, finansmana erişim koşulları ve müşteri beklentileri; çevresel ve sosyal performansı doğrudan şirket değerine bağlıyor. Bu nedenle haber değeri taşıyan proje, yalnızca iyi niyet beyanı sunan değil, ölçülebilir etki ve iş modeli karşılığı ortaya koyan projedir. Sürdürülebilirlik projeleri haberleri neden stratejik veri haline geldi? Sürdürülebilirlik yatırımları şirketlerin hangi riskleri önceliklendirdiğini gösterir. Bir üreticinin su geri kazanım sistemine yatırım yapması, faaliyet gösterdiği havzadaki su stresini yönetmeye çalıştığını anlatır. Bir lojistik şirketinin alternatif yakıt pilotu ise yalnızca emisyon azaltımını değil, gelecekteki yakıt maliyetleri ve düzenleme baskısı karşısındaki hazırlığını da işaret eder. Bu haberler yatırımcılar, tedarikçiler ve kamu kurumları açısından farklı sorulara yanıt verir. Yatırımcı, şirketin sermaye harcamasını nereye yönlendirdiğine bakar. Tedarikçi, yeni standartların kendisi için hangi uyum maliyetlerini doğuracağını değerlendirmek ister. Kamu tarafı ise projenin bölgesel kalkınma, enerji verimliliği, istihdam ve kaynak yönetimi üzerindeki etkisini izler. Kurumsal iletişim ekipleri açısından da çıta yükseldi. Kamuoyu artık “karbon nötr olma yolunda” gibi genel ifadelerden çok, baz yılını, hedef tarihini, yatırım büyüklüğünü, doğrulama yöntemini ve gerçekleşen sonucu görmek istiyor. Haber metninde bu unsurların bulunması, projenin kurumsal itibara katkısını güçlendirirken yeşil aklama riskini de azaltıyor. Proje haberi ile kurumsal vaat arasındaki fark Sürdürülebilirlik alanında her açıklama aynı ağırlığa sahip değildir. Bir farkındalık kampanyası, çalışan katılımı ve marka bilinirliği için değerli olabilir. Ancak enerji yoğun bir tesisin verimlilik dönüşümüyle aynı stratejik etkiyi taşımaz. Haberleştirme sürecinde projenin ölçeği, etki alanı ve doğrulanabilirliği açık biçimde ayrıştırılmalıdır. Güçlü bir kurumsal proje haberinde, sorunun ne olduğu ilk anda anlaşılır. Ardından çözümün kapsamı, uygulama takvimi, iş ortakları ve ölçüm yöntemi yer alır. En kritik bölüm ise sonuçtur: Kaç ton emisyon azaltıldı, ne kadar su geri kazanıldı, hangi oranda enerji tasarrufu sağlandı, kaç üretici ya da çalışan bu dönüşümden etkilendi? Burada “itibar değeri” ile “operasyonel değer” arasındaki denge belirleyicidir. Bazı projeler kısa vadede ölçülebilir finansal getiri üretmeyebilir. Biyolojik çeşitlilik, toplumsal cinsiyet eşitliği veya yerel kalkınma projelerinde etki daha uzun zaman içinde ortaya çıkabilir. Buna rağmen kurumun hedefi, kaynak tahsisi ve sonuç takibi netse proje kamuoyu açısından anlamlı bir referans oluşturur. Ölçülebilirlik neden güven yaratır? Ölçülebilirlik, sürdürülebilirlik iletişiminin en güçlü güven unsurudur. Örneğin “plastik kullanımını azaltıyoruz” ifadesi yerine, belirli bir ambalaj hattında birincil plastik kullanımının yüzde kaç azaltıldığı ve bu değişikliğin ürün güvenliği ile maliyet yapısına etkisi verilmelidir. Ancak rakam vermek de tek başına yeterli değildir. Verinin hangi dönemi kapsadığı, hangi operasyonları içerdiği ve önceki dönemle karşılaştırılabilir olup olmadığı belirtilmelidir. Bir tesisin emisyonundaki düşüş, üretim hacminin gerilemesinden kaynaklanıyorsa bunu verimlilik başarısı olarak sunmak yanıltıcı olur. Nitelikli haber dili, kazanımı aktarırken bu ayrımları korur. Sektörler projeleri farklı önceliklerle yürütüyor Enerji sektöründe yenilenebilir kapasite, depolama, şebeke esnekliği ve enerji verimliliği öne çıkıyor. Sanayide düşük karbonlu üretim, atık ısı geri kazanımı, elektrifikasyon ve döngüsel hammadde kullanımı daha belirleyici. Tarımda sulama verimliliği, rejeneratif uygulamalar, toprak sağlığı ve izlenebilirlik başlıkları öne çıkarken; lojistikte rota optimizasyonu, filo dönüşümü ve intermodal taşımacılık gündem yaratıyor. Bu farklılık, sürdürülebilirlik projeleri haberleri hazırlanırken sektör dilinin önemini artırıyor. Her kurum için aynı başarı göstergesi kullanılamaz. Bir teknoloji şirketi için veri merkezlerinin enerji verimliliği kritik olabilirken, gıda üreticisinde su ayak izi ve tedarikçi çiftçilerin dayanıklılığı daha merkezi bir rol üstlenebilir. Savunma, ağır sanayi ve madencilik gibi enerji yoğun alanlarda dönüşümün hızı daha sınırlı olabilir. Bu durum, şirketlerin hiçbir şey yapmadığı anlamına gelmez. Ancak bu sektörlerde açıklanan hedeflerin teknik uygulanabilirlik, yatırım ihtiyacı ve güvenlik koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Hızlı sonuç beklentisi yerine, somut ara hedefler ve teknolojik yol haritaları daha gerçekçi bir çerçeve sunar. Tedarik zinciri haberin merkezine yerleşiyor Kurumsal emisyonların ve sosyal risklerin önemli bölümü, şirketin doğrudan operasyonlarının dışında oluşuyor. Bu nedenle ana firmanın kendi tesisindeki iyileştirmeyi anlatması yeterli değil. Satın alma kriterleri, tedarikçi eğitimleri, insan hakları denetimleri, izlenebilirlik altyapısı ve küçük işletmelerin dönüşüm kapasitesi de haberde yer bulmalı. Tedarik zincirine ilişkin projelerde hassas bir denge bulunuyor. Büyük şirketlerin yeni standartları, daha düşük çevresel etki sağlayabilir; fakat küçük ve orta ölçekli tedarikçiler için ek maliyet ve teknik uyum baskısı yaratabilir. Başarılı modeller, sadece koşul koyan değil, finansman, eğitim, ortak veri altyapısı veya uzun vadeli alım garantisiyle tedarikçiyi dönüşüme dahil eden modellerdir. Haber değeri taşıyan projeler nasıl ayırt edilir? Editoryal açıdan bakıldığında, sürdürülebilirlik açıklamasının güncel bir gelişmeye dayanması gerekir. Yeni devreye alınan tesis, tamamlanan yatırım, bağımsız doğrulama sonucu, uluslararası iş birliği, mevzuata uyum adımı ya da genişletilen pilot uygulama haber için güçlü çıkış noktalarıdır. Sadece hedef açıklamaları ise bağlam gerektirir. Hedefin önceki performansla ilişkisi, ayrılan bütçe, yönetim kurulunun sorumluluğu ve uygulama planı verilmeden yapılan açıklamalar sınırlı bilgi taşır. Özellikle uzun vadeli net sıfır hedeflerinde, 2030 veya 2035 ara hedefleri ile bu hedeflere ulaşmayı sağlayacak teknolojilerin açıklanması gerekir. Haberin görsel ve veri altyapısı da önemlidir. Tesis görüntüleri, proje sahasından fotoğraflar, üretim hattındaki dönüşüm, çalışan veya üretici görüşleri; soyut kavramları somutlaştırır. Buna karşın yalnızca imza töreni fotoğrafları projenin etkisini anlatmaya yetmez. Okur, kararın değil uygulamanın izini görmek ister. Kapsül Haber Ajansı gibi sektörel içerik akışı sağlayan yayın platformları için bu yaklaşım, sürdürülebilirlik haberini tekil bir kurumsal duyuru olmaktan çıkarır. Enerji, sanayi, tarım, lojistik ve teknoloji başlıklarını bir araya getiren düzenli yayıncılık, kurumların aynı dönüşüme farklı açılardan nasıl yanıt verdiğini görünür kılar. İletişimde güveni koruyan yaklaşım Sürdürülebilirlik projelerinin haberleştirilmesinde en doğru yaklaşım, başarı kadar eksikleri de yönetebilmektir. Henüz hedefe ulaşılamadıysa nedenleri ve düzeltici adımları açıklamak, gerçekçi olmayan başarı anlatısından daha yüksek güven yaratabilir. Özellikle büyük ölçekli dönüşümlerde proje takvimlerinin uzaması, teknoloji maliyetlerinin değişmesi veya izin süreçlerinin gecikmesi mümkündür. Şirketlerin bu süreçte kaçınması gereken temel hata, küçük ölçekli bir uygulamayı tüm kurumun çevresel performansını temsil ediyormuş gibi sunmaktır. Bir pilot proje değerli olabilir; fakat pilotun kapsamı, yaygınlaşma planı ve sınırlılıkları açıkça yazılmalıdır. Şeffaflık, kurumsal iddianın etkisini azaltmaz; aksine onu savunulabilir hale getirir. Önümüzdeki dönemde sürdürülebilirlik gündeminde en çok öne çıkacak haberler, hedef açıklayanlardan çok hedefini işletme modeline yerleştiren şirketlerden gelecek. Okurun ve piyasanın aradığı şey de açık: Dönüşümün niyeti değil, sahadaki kanıtı.

TENCEL™, Kaynakları Koruyarak Modanın Geleceğine Yön Veriyor Haber

TENCEL™, Kaynakları Koruyarak Modanın Geleceğine Yön Veriyor

Üzerinizdeki tişörtün ne kadar su tüketilerek üretildiğini hiç düşündünüz mü? Günümüzde tekstil sektöründe sürdürülebilirlik yalnızca tasarımla değil, üretim süreçlerinde kullanılan su ve doğal kaynakların ne kadar verimli yönetildiğiyle de ölçülüyor. İklim değişikliği, kuraklık ve azalan su kaynakları, tekstil sektörünü üretim süreçlerini yeniden değerlendirmeye yönlendiriyor. Bu nedenle moda dünyasında artık yalnızca "ne giyelim?" değil, "nasıl üretildi?" sorusu önem kazanıyor. Kontrollü veya sertifikalı ağaç kaynaklarından[2] elde edilen TENCEL™ ve LENZING™ ECOVERO™ elyafları;kaynak verimliliği yüksek üretim süreçleri ve izlenebilirlik teknolojileriyle modanın geleceğine daha sürdürülebilir bir yaklaşım sunuyor. Su Ayak İzini Azaltan Elyaf Teknolojileri Doğal ağaç kaynaklarından elde edilen TENCEL™ Modal ve Lyocell ile LENZING™ ECOVERO™ viskon elyafları, kaynak verimliliğini merkeze alan üretim anlayışıyla geliştiriliyor. Bu elyaflar, jenerik (markasız) alternatiflerine kıyasla en az %50 daha düşük karbon emisyonu ve su tüketimiyle1 üretiliyor. Böylece tekstil ürünlerinin daha tasarım aşamasından itibaren çevresel etkilerinin azaltılmasına katkı sağlanıyor. Kapalı Döngü Üretimle Kaynak Verimliliği Su tasarrufu yalnızca kullanılan ham maddelerle sınırlı kalmıyor. Üretim teknolojileri de bu dönüşümde önemli rol oynuyor. TENCEL™, Lyocell elyafları özelinde kaynak verimliliği sağlayan kapalı döngü üretim süreciyle üretiliyor. Üretim sırasında kullanılan çözücülerin yüzde 99.8’i geri kazanılarak yeniden sisteme kazandırılıyor. Böylece doğal kaynakların daha verimli kullanılmasına katkı sağlanırken, üretim süreçlerinin çevresel etkisi de azaltılıyor. Sürdürülebilirlik Bilinçli Seçimlerle Başlıyor Tekstil sektörünün geleceğini yalnızca yeni koleksiyonlar değil, bu koleksiyonlarda sürdürülebilirlik izlerini arayan bilinçli tüketiciler şekillendiriyor. Bir ürünün hangi ham maddeden üretildiği, üretim sırasında ne kadar kaynak kullanıldığı, çevresel etkisi satın alma kararlarında giderek daha fazla önem kazanıyor. Daha düşük su tüketimi, daha düşük karbon emisyonu ve kaynak verimliliği yüksek üretim süreçleri[3], modanın sürdürülebilir dönüşümünün temelini oluşturuyor. TENCEL™ ve LENZING™ ECOVERO™ elyafları da hem doğal ham maddelerden elde edilmesi, hem sorumlu kaynak kullanımı hem de izlenebilirlik teknolojisi gibi geliştirdiği yenilikçi teknolojilerle bu dönüşüme katkı sağlayarak, suyun değerini bilen yeni nesil tekstil anlayışına öncülük ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Pirelli , Pyrum, Synthos ve BASF, Hurda Lastiklerin Döngüsel Dönüşümü İçin İşbirliği Yaptı Haber

Pirelli , Pyrum, Synthos ve BASF, Hurda Lastiklerin Döngüsel Dönüşümü İçin İşbirliği Yaptı

Sürdürülebilir mobilite vizyonu doğrultusunda yenilikçi teknolojilere öncülük eden Pirelli, ömrünü tamamlamış lastiklerden elde edilen geri dönüştürülmüş malzemelerin kullanımını artırmak ve endüstriyel ekosistemin geliştirilmesini destekleyen Tyre‑to‑tyre döngüsel ekonomi girişimini hayata geçirdi. Pirelli koordinasyonundaki ortaklar, Avrupa’da Tyre‑to‑tyre döngüsel ekonomi girişimini birlikte ilerletiyor ve ömrünü tamamlamış hurda lastiklerden elde edilen geri dönüştürülmüş malzemelerin kullanımını artırmak üzere tasarlanmış bir endüstriyel ekosistemin geliştirilmesini destekliyor. Süreç; Almanya genelindeki bazı Driver perakende satış noktalarından ve motor sporları faaliyetlerinden toplanan ömrünü tamamlamış lastiklerin yanı sıra Pirelli’nin Breuberg tesisinden toplanan hurda lastiklerden de yararlanıyor. Bu lastikler, taşıdıkları değeri en üst düzeye çıkarmak üzere tasarlanmış bir endüstriyel zincir aracılığıyla işlenerek, sentetik kauçuk da dahil olmak üzere ISCC PLUS programı kapsamında sertifikalandırılmış ikincil ham maddelere dönüştürülüyor. Bu sertifikasyon, değer zinciri boyunca izlenebilirlik sağlıyor ve döngüsel malzemelerin, en yüksek kalite ve performans standartları korunarak yeni Pirelli lastiklerinin üretiminde yeniden kullanılmasını mümkün kılıyor. Bu süreç kapsamında Pyrum, ömrünü tamamlamış lastikleri piroliz süreciyle iki değerli ikincil ham maddeye dönüştürüyor: geri kazanılmış karbon siyahı (rCB) ve lastik piroliz yağı (TPO). Geri kazanılmış karbon siyahının kalitesi iyileştirilirken, Pirelli’nin Avrupa’daki üretiminde yeniden kullanılarak birincil karbon siyahının yerini kısmen alıyor. Eş zamanlı olarak TPO, bütadien ve stiren gibi kimyasal ürünlerin üretim sürecinde fosil bazlı ham maddelerle birlikte kullanılmak üzere BASF’ye tedarik ediliyor. Kütle dengesi yaklaşımı, geri dönüştürülmüş içeriğin ISCC PLUS sertifikalı Ccycled® ürünlerine dönüştürülmesini mümkün kılıyor. Bu döngüsel malzemeler daha sonra Synthos tarafından yüksek performanslı lastik uygulamalarına yönelik ISCC PLUS sertifikalı sentetik kauçuk üretiminde kullanılıyor. Pirelli ise bu malzemeyi üretim süreçlerine yeniden dahil ederek döngüyü tamamlıyor. Proje, gerçek ürün döngüselliğinin tek bir şirketin tek başına hareket etmesiyle sağlanamayacağı yaklaşımını ortaya koyuyor. Bu yaklaşım; ortak bir malzeme döngüsü etrafında dönüşüm sürecinin farklı aşamalarına katkı sunan, birbirini tamamlayıcı uzmanlıklara sahip paydaşlardan oluşan endüstriyel ekosistemlerin kurulmasını gerektiriyor. Pirelli öncülüğünde yürütülen proje; ortak bir malzeme döngüsü etrafında, dönüşüm sürecinin farklı aşamalarına katkıda bulunan ve birbirini tamamlayan uzmanlıklara sahip aktörlerin yer aldığı koordine bir endüstriyel ekosistemi yansıtıyor. Avrupa’da hayata geçirilen Tyre-to-tyre projesi, bu yaklaşımın bugüne kadarki en kapsamlı uygulamasını temsil ediyor. Proje, ömrünü tamamlamış lastiklerin yapılandırılmış ve izlenebilir bir endüstriyel döngü içinde değerli bir kaynağa dönüştürülebileceğini ortaya koyuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.