Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Içerik Üretimi

Kapsül Haber Ajansı - Içerik Üretimi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Içerik Üretimi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yapay Zeka Haber Üretim Trendleri 2025 Haber

Yapay Zeka Haber Üretim Trendleri 2025

Sabah 08.30'da piyasa açılışı öncesi yüzlerce veri noktası akarken, bir ekonomi editörünün asıl sorusu artık şu: Hangi bilgiyi önce yazacağız değil, hangi bilgiyi insan editoryal süzgecinden geçirerek yayımlayacağız? Yapay zeka haber üretim trendleri tam da bu eşikte şekilleniyor. Mesele yalnızca daha hızlı içerik üretmek değil. Mesele, hız ile güveni, ölçek ile editoryal sorumluluğu aynı anda yönetebilmek. Dijital yayıncılıkta yapay zeka artık deneysel bir araç olmaktan çıktı. Haber merkezleri, ajanslar, kurumsal iletişim ekipleri ve içerik dağıtım platformları için operasyonel bir katmana dönüştü. Özellikle ekonomi, teknoloji, enerji, savunma, lojistik ve tarım gibi veri yoğun dikeylerde, yapay zeka destekli üretim modelleri daha görünür hale geliyor. Ancak bu görünürlük beraberinde kritik bir ayrımı da getiriyor: Otomasyon ile gazetecilik aynı şey değil. Yapay zeka haber üretim trendleri neden hızlandı? Bu hızlanmanın arkasında üç temel dinamik var. İlk olarak yayın hacmi dramatik biçimde arttı. Kurumlar daha fazla kanal için, daha kısa sürede ve farklı formatlarda içerik bekliyor. İkinci olarak uzmanlaşmış sektör haberciliği öne çıktı. Genel haber dili her alanda yeterli olmuyor; enerji yatırımı, savunma sanayii tedarik zinciri ya da yapay zeka regülasyonu gibi alanlar daha rafine bir editoryal işleme ihtiyaç duyuyor. Üçüncü olarak dağıtım ekonomisi değişti. Aynı haberin web, bülten, mobil bildirim, sosyal medya özeti ve çok dilli versiyonu artık tek bir iş akışının parçası. Bu tablo yapay zekayı doğal olarak cazip hale getiriyor. Çünkü iyi kurgulanmış sistemler; metin taslağı üretme, başlık alternatifleri oluşturma, veri setinden kısa haber yazma, röportaj çözümü çıkarma ve arşiv taraması yapma gibi görevlerde ciddi zaman kazandırıyor. Fakat burada kazanç, ancak net editoryal kurallarla birleştiğinde kurumsal değere dönüşüyor. Haber odasında öne çıkan kullanım alanları En güçlü kullanım alanı, yapılandırılmış veriden haber üretimi. Finansal sonuçlar, ihracat verileri, enerji üretim rakamları, meteorolojik uyarılar veya şirket duyuruları belirli bir şablonla haberleştirilebiliyor. Bu model özellikle tekrar eden veri akışlarında verimli çalışıyor. İnsan editör burada bağlam kuruyor, öncelik belirliyor ve haberin etkisini yorumluyor. İkinci alan, yardımcı editörlük. Yapay zeka bir metni yazmaktan çok, editörün etrafındaki yükü azaltıyor. Uzun raporların özetlenmesi, toplantı notlarının ayrıştırılması, röportaj kayıtlarından öne çıkan başlıkların çıkarılması ve benzer haberlerin kümelenmesi bu kapsama giriyor. Böylece editör zamanını mekanik işlemler yerine analiz, doğrulama ve haber değeri yüksek dosyalara ayırabiliyor. Üçüncü alan, çok formatlı yayıncılık. Aynı içeriğin kısa bülten versiyonu, sektör profesyoneline yönelik analitik versiyonu ve sosyal medya için daha sıkıştırılmış özeti tek bir merkezden üretilebiliyor. Özellikle telifsiz ve yeniden kullanıma uygun haber akışı sunan yapılarda bu, ölçek açısından önemli bir avantaj yaratıyor. Dikey uzmanlıkta yeni eşik Burada asıl farkı yaratan unsur genel dil üretimi değil, sektör dili. Savunma, enerji, sürdürülebilirlik veya tarım gibi başlıklarda hata toleransı daha düşük. Terimlerin yanlış kullanımı, mevzuatın eksik aktarılması ya da teknik bir ayrıntının atlanması doğrudan güven kaybına yol açabiliyor. Bu nedenle 2025'e giderken öne çıkan trend, genel amaçlı sistemlerden çok kurum içi veri, arşiv ve editoryal kurallarla beslenen alan uzmanı modeller olacak. Bu yaklaşım, yayıncılar açısından daha sürdürülebilir. Çünkü her haber merkezinin önceliği farklı. Bir finans yayıncısı bilanço diline odaklanırken, bir sanayi platformu üretim kapasitesi, yatırım planı ve ihracat bağlantılarını öne çıkarır. Yapay zeka sisteminin bu editoryal refleksi öğrenmesi, ham üretimden daha değerlidir. Kişiselleştirme artıyor, tek tip içerik zayıflıyor Yapay zeka haber üretim trendleri içinde en dikkat çekici başlıklardan biri de içerik kişiselleştirmesi. Ancak burada bireysel kullanıcı önerilerinden daha geniş bir çerçeve var. Artık aynı gelişme; yatırımcı, tedarikçi, kamu kurumu, sektör derneği veya yerel medya editörü için farklı önceliklerle paketlenebiliyor. Bu, özellikle B2B medya ekonomisinde önem kazanıyor. Çünkü profesyonel okur, yalnızca ne olduğunu değil, bunun iş etkisini de görmek istiyor. Yeni nesil sistemler tam bu noktada devreye giriyor: Bir düzenleme değişikliğinin sanayi şirketlerine etkisini ayırmak, bir yatırım haberinin bölgesel istihdama yansımasını vurgulamak veya teknoloji haberini regülasyon boyutuyla yeniden çerçevelemek mümkün hale geliyor. Yine de kişiselleştirme ile parçalanma arasındaki çizgi ince. Fazla uyarlanmış içerik, ortak kamusal bağlamı zayıflatabilir. Haber merkezlerinin bu nedenle iki ayrı hedefi birlikte taşıması gerekiyor: Okura ilgili içerik sunmak ve editoryal bütünlüğü korumak. Doğrulama, yeni rekabet alanı haline geliyor Yapay zeka hız kazandırıyor ama hata maliyetini de büyütebiliyor. Bu nedenle sektörde en kritik trend, üretimden çok doğrulama katmanının güçlenmesi. Haber kuruluşları artık yalnızca ne kadar hızlı yazdıklarına göre değil, ne kadar izlenebilir bir editoryal süreç kurduklarına göre ayrışacak. Bunun pratik karşılığı açık: kaynak eşleştirme, alıntı kontrolü, tarih ve sayı doğrulaması, kurum isimlerinin standardizasyonu ve otomatik risk işaretleme sistemleri. Özellikle son dakika akışında, yapay zekanın ikna edici ama hatalı cümleler kurabilmesi ciddi bir operasyonel risk. Bu nedenle güvenilir yayıncılar için gelecek, tam otomasyonda değil, denetlenebilir otomasyonda. Şeffaflık beklentisi büyüyor Okur tarafında da beklenti değişiyor. İçeriğin hangi ölçüde yapay zeka desteğiyle hazırlandığı, hangi aşamada editör müdahalesi olduğu ve hangi veriye dayandığı daha görünür hale gelecek. Her kurum bunu aynı açıklık seviyesinde sunmayabilir. Ancak özellikle kurumsal itibarını korumak isteyen yayıncılar için şeffaflık bir etik tercih olmanın ötesinde rekabet avantajı olacak. Bu nedenle editoryal ekiplerin yalnızca araç kullanmayı değil, süreç anlatmayı da öğrenmesi gerekiyor. İçeriğin güvenilirliği artık yalnızca sonuç metninde değil, üretim zincirinde de ölçülüyor. İnsan editörün rolü küçülmüyor, değişiyor Sektörde sık yapılan hata, yapay zekayı gazetecinin yerine geçen bir unsur gibi okumak. Oysa sahadaki tablo daha farklı. Rutin ve tekrarlı işlerin otomasyonu artarken, insan editörün değeri haber yargısında, kaynak ilişkisinde, bağlam kurmada ve risk yönetiminde büyüyor. Bir şirket açıklamasından haber çıkarmak teknik olarak kolaylaşabilir. Fakat o açıklamanın gerçekten haber değeri taşıyıp taşımadığını, hangi sektörel gelişmeyle bağlantılı olduğunu, hangi iddianın ayrıca teyit gerektirdiğini makine tek başına belirleyemez. Özellikle yatırım, kamu politikası, savunma sanayii veya sürdürülebilirlik gibi alanlarda satır arası okuma hâlâ insan uzmanlığı gerektiriyor. Bu yüzden yeni dönemin güçlü haber merkezleri, daha az editörle daha çok içerik üreten yerler değil; editörün zamanını daha akıllı kullanan yerler olacak. Nitelikli iş gücünü ucuz üretim bandına değil, stratejik editoryal katma değere yönlendiren modeller öne çıkacak. Gelir modeli ve dağıtım tarafında ne değişiyor? Yapay zeka destekli üretim, içerik maliyetini belirli ölçüde düşürüyor. Fakat bunun otomatik olarak yüksek kalite veya sürdürülebilir gelir anlamına geldiğini söylemek zor. Çünkü piyasada ucuz ve birbirine benzeyen içerik miktarı arttıkça, ayırt edici değer daha da kıymetli hale geliyor. Burada iki model öne çıkıyor. İlki, yüksek hacimli ve hızlı dağıtıma uygun standart içerik üretimi. İkincisi ise uzmanlık, veri işleme ve editoryal güven üzerinden konumlanan premium içerik yaklaşımı. Pek çok yayıncı bu iki modeli birlikte yürütmek zorunda kalacak. Örneğin günlük akış haberlerinde otomasyon oranı yükselirken, analiz, röportaj, kurum dosyası ve sektör değerlendirmelerinde insan emeği belirleyici olmaya devam edecek. Kapsül Haber Ajansı gibi yeniden kullanıma uygun, sektör odaklı haber akışı sunan yapılarda bu denge daha da kritik. Çünkü değer yalnızca içerik üretmekte değil, o içeriği farklı yayıncılar için güvenli, hızlı ve kullanılabilir hale getirmekte yatıyor. Önümüzdeki dönem için gerçekçi beklenti ne olmalı? Piyasada iki uç yaklaşım var. Bir taraf yapay zekanın tüm haber üretimini kısa sürede dönüştüreceğini savunuyor. Diğer taraf ise bunu geçici bir verimlilik dalgası olarak görüyor. Gerçek tablo bu iki uç arasında. Evet, iş akışları kalıcı biçimde değişiyor. Hayır, editoryal kalite sorunları sihirli biçimde çözülmüyor. Önümüzdeki dönemde en başarılı kurumlar, teknolojiye en çok yatırım yapanlar değil, en net editoryal çerçeveyi kuranlar olacak. Hangi içerik tam otomasyona uygun, hangisi yarı otomatik ilerlemeli, hangi başlık mutlaka uzman editör görmeli, hangi veri setleri güvenilir kabul edilmeli? Asıl rekabet bu soruların cevabında oluşacak. Bir başka önemli başlık da eğitim. Haber merkezi çalışanlarının yalnızca araç komutları öğrenmesi yeterli değil. Veri okuryazarlığı, model yanlılığı, yanlış bilgi riskleri, telif ve kurumsal itibar boyutu birlikte ele alınmalı. Çünkü yapay zeka ile üretim, teknik bir tercih olduğu kadar yönetsel ve hukuki bir karar seti de içeriyor. Yakın gelecekte kazananlar, en çok içerik üretenler olmayacak. En güvenilir, en tutarlı ve en işe yarar içeriği, doğru hızda sunabilenler öne çıkacak. Haber üretiminde teknolojinin yönü belli. Asıl belirleyici olan, bu yönü hangi editoryal disiplinle yöneteceğiniz.

Medya ve İletişim Sektöründe Yapay Zekâ Raporu Açıklandı Haber

Medya ve İletişim Sektöründe Yapay Zekâ Raporu Açıklandı

İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve İstanbul Ticaret Üniversitesi iş birliğiyle hazırlanan “Medya ve İletişim Sektöründe Yapay Zekâ: Fırsatlar ve Tehditler Ekseninde Bir Alan Araştırması” başlıklı raporun lansmanı gerçekleştirildi. Ahî Çelebi Kampüsü Eminönü Konferans Salonu’nda düzenlenen lansmana İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Münir Üstün, İTO Bilgi, İletişim ve Medya Meslek Komitesi Başkanı Emel Rima Erdemir Gürgen, İstanbul Ticaret Üniversitesi Genel Sekreteri Erdal Cesar, üniversite akademisyenleri ve İTO meslek komitesi üyeleri katıldı. Sektörde yapay zekâ kullanımının mevcut durumunu, fırsatlarını ve risklerini çok boyutlu olarak ortaya koyan rapor, medya ve iletişim alanında yaşanan dönüşümün kapsamını verilerle analiz ederek, geleceğe yönelik önemli projeksiyonlar da sundu. “YAPAY ZEKÂ MEDYA EKOSİSTEMİNİ KÖKLÜ ŞEKİLDE DÖNÜŞTÜRÜYOR” İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Münir Üstün, açılış konuşmasında yapay zekânın medya ve iletişim sektöründe içerik üretiminden dağıtıma, reklamcılıktan veri analizine kadar tüm süreçleri doğrudan etkileyen bir unsur haline geldiğini vurguladı. Üstün, hazırlanan araştırmanın sektörde önemli bir boşluğu doldurduğunu belirterek, elde edilen bulguların sektör profesyonelleri ve karar vericiler için yol gösterici nitelik taşıdığını ifade etti. “SEKTÖRDE ETİK VE YETKİNLİK DÖNÜŞÜMÜ ŞART” İTO Bilgi, İletişim ve Medya Meslek Komite Başkanı Emel Rima Erdemir Gürgen ise konuşmasında araştırmanın sektör temsilcilerinin katkılarıyla hayata geçirildiğini belirtti. Yapay zekânın medya sektöründe hızla yaygınlaştığını ifade eden Gürgen, özellikle etik değerlerin korunmasının kritik önem taşıdığına dikkat çekti. Araştırma bulgularına göre sektör çalışanlarının büyük çoğunluğunun yapay zekâ araçlarını aktif olarak kullandığını belirten Gürgen, bu dönüşüm sürecinde çalışanların kendilerini geliştirmesi ve yeni beceriler kazanmasının kaçınılmaz olduğunu vurguladı. RAPOR AKADEMİK KADRO TARAFINDAN HAZIRLANDI Araştırma, İstanbul Ticaret Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi’nin koordinasyonuyla İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rıdvan Şentürk, Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Gözde Sunal, Öğretim Üyesi Doç. Dr. Dilge Kodak ve Öğretim Görevlisi Alp Eren Erbay tarafından hazırlandı. Yapay zekânın medya ve iletişim sektöründeki etkilerini bilimsel yöntemlerle ele alan rapor, sektörel dönüşümü veri temelli analizlerle ortaya koymaktadır. KARMA YÖNTEMLE KAPSAMLI ANALİZ Raporun sunumunu gerçekleştiren Doç. Dr. Dilge Kodak, araştırmanın karma yöntem yaklaşımıyla hazırlandığını belirtti. Nicel aşamada 163 sektör çalışanı ile gerçekleştirilen anket çalışmasıyla sektörün genel görünümü ortaya konulurken, nitel aşamada yönetici düzeyindeki 23 profesyonelle yapılan derinlemesine görüşmelerle yapay zekânın iş süreçlerine etkisi analiz edildi. Bu yöntem sayesinde hem operasyonel düzeydeki kullanım pratikleri hem de stratejik bakış açıları birlikte değerlendirildi. YAPAY ZEKÂ EN ÇOK İÇERİK ÜRETİMİNDE KULLANILIYOR Araştırma bulgularına göre medya ve iletişim sektöründe yapay zekâ en yoğun olarak içerik üretimi, veri analizi, raporlama ve sosyal medya yönetimi alanlarında kullanılıyor. Katılımcıların büyük bir bölümü yapay zekâ araçlarını aktif şekilde kullandıklarını ifade ederken, yapay zekânın günlük iş akışlarının ayrılmaz bir parçası haline geldiği görülüyor. Bununla birlikte kurumların önemli bir kısmının yapay zekâ yatırımlarını henüz net bir stratejiye oturtamadığı dikkat çekiyor. VERİMLİLİK ARTIYOR, BELİRSİZLİK DE DERİNLEŞİYOR Rapor, yapay zekânın sağladığı en önemli avantajların başında verimlilik artışı, hız ve maliyet avantajı geldiğini ortaya koyuyor. Ancak aynı zamanda iş gücü yapısında dönüşüm, bilgi güvenliği riskleri, etik ihlaller ve kontrol kaybı gibi önemli tehditler de öne çıkıyor. Katılımcıların önemli bir bölümü, yapay zekânın üretim süreçlerinde insan etkisini azaltabileceğine ve iş gücü yapısında belirsizlik yaratabileceğine dikkat çekiyor. YENİ MESLEKLER VE HİBRİT YETKİNLİKLER ÖNE ÇIKIYOR Araştırma, yapay zekâ ile birlikte sektörde yeni mesleklerin ve hibrit yetkinliklerin ortaya çıktığını gösteriyor. Mevcut mesleklerin dönüşüme uğradığı bu süreçte, çalışanların teknik becerilerini geliştirmesi, veri okuryazarlığı kazanması ve yapay zekâ araçlarını etkin kullanabilmesi büyük önem taşıyor. Özellikle “prompt” yazma becerisi ve yapay zekâ ile üretim süreçlerini yönetebilme yetkinliği, geleceğin kritik becerileri arasında yer alıyor. MEDYA SEKTÖRÜNDE DÖNÜŞÜM KAÇINILMAZ Rapor, yapay zekânın medya ve iletişim sektöründe yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda iş yapış biçimlerini, üretim süreçlerini ve mesleki rolleri yeniden tanımlayan bir dönüşüm aracı olduğunu ortaya koyuyor. Bu dönüşüm sürecinde kurumsal stratejilerin geliştirilmesi, insan kaynağına yatırım yapılması ve etik temelli bir yaklaşım benimsenmesi gerektiği ifade ediliyor. Araştırma sonuçları, yapay zekânın doğru yönetildiğinde sektör için güçlü bir fırsat alanı oluşturabileceğini, ancak bu sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için eğitim, strateji ve etik ilkelerin birlikte ele alınmasının zorunlu olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmanın ortaya koyduğu bazı veriler ise şöyle; Medya ve İletişim sektöründe adaptasyon hızı ve AI araçları kullanım hızı çok yüksek: Sektör çalışanlarının %85,2'si ChatGPT, %53,5'i Gemini gibi araçları aktif olarak kullanıyor. Kullanım alanı olarak %69,9 ile "içerik oluşturma" ilk sırada yer alıyor. İyimser Beklentimiz Daha Yüksek: Katılımcıların %62'si, yapay zekânın önümüzdeki 5 yıl içinde sektörü olumlu yönde etkileyeceğini öngörüyor. Yetenek Dönüşümü Zorunlu: Çalışanların %58,3'ü, bu yeni dönemde ayakta kalabilmek için "yeni beceriler kazanmak zorunda olduğunu" açıkça ifade ediyor. Kritik Riskler ve Engeller Mevcut: Verimlilik artışı bir fırsat olarak görülse de, katılımcıların %62'si üretkenliğin mekanikleşmesinden endişe ediyor. Ayrıca, yatırımların önündeki en büyük engel olarak %51,9 ile "kurumsal önceliklerin farklılığı" ve bütçe kısıtları öne çıkıyor. YAPAY ZEKAYA YATIRIM YAPMA PLANI YÜZDE 42,9 Araştırmada katılımcıların önümüzdeki 12 ay içerisinde yapay zekâ teknolojilerine yatırım yapma niyetlerine ilişkin dağılım incelendiğinde, sektörde belirgin bir ilgi olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %42,9’u yapay zekâya yatırım yapmayı planladığını belirtirken %40,5’i bu konuda henüz net bir karar vermemiştir. Yatırım yapmayı düşünmediğini ifade edenlerin oranı ise %16,6’dır. Bu bulgular, sektörde yapay zekâ yatırımlarına yönelik motivasyonun genel olarak pozitif olduğunu ancak kararsızlık oranının da yüksek olduğunu göstermektedir. Kararsızlık oranı, kurumların stratejik planlama süreçlerinde yapay zekâ yatırımlarını henüz tam olarak konumlandıramadığına işaret etmekte EN YÜKSEK RİSK ÜRETKENLİĞİN AZALMASI Katılımcıların yapay zekâ teknolojilerine ilişkin risk algıları, sektördeki dönüşümün yalnızca teknik değil aynı zamanda etik ve üretici boyutlarda da güçlü tartışmalara yol açtığını göstermektedir. En yüksek orana sahip risk, üretkenliğin azalmasıdır (%62). Bu bulgu, medya ve iletişim sektöründe insan üretkenliğinin hâlen temel bir değer olarak görüldüğünü ve yapay zekânın üretken süreçleri mekanikleştirme potansiyeline yönelik bir endişe bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bunu sırasıyla bilgi güvenliği riskleri (%51,5) ve insan etkisinin süreçten dışlanması (%37,4) takip etmektedir. Bu iki bulgu, yapay zekâ kullanımının veri mahremiyeti, içerik güvenilirliği ve insan-makina iş bölümünün geleceğine ilişkin soru işaretlerini öne çıkardığını göstermektedir. Telif problemleri (%36,8) ve yanlı/ön yargılı algoritmalar (%30,7) da algılanan önemli riskler arasındadır. Bu riskler, yapay zekâ tabanlı üretimlerin hukukî, etik ve toplumsal etkilerinin hâlen yeterince regüle edilmediğine ilişkin genel bir sektör farkındalığını yansıtmaktadır. İş kaybı (%27) ise daha düşük bir orana sahip olmakla birlikte teknoloji kaynaklı dönüşümün iş gücü üzerindeki baskısına ilişkin somut bir kaygı alanı oluşturmaktadır. Katılımcıların yalnızca %1,8’i herhangi bir risk görmediğini belirtmiştir FIRSATLAR VE RİSKLER Fırsat algıları değerlendirildiğinde sektörde yapay zekânın potansiyeline ilişkin güçlü bir iyimserlik olduğu görülmektedir. Katılımcılar yapay zekânın sunduğu en önemli fırsatları verimlilik artışı (%54,6) ve maliyet düşüşü (%51,5) olarak tanımlamaktadır. Bu iki bulgu, sektördeki kurumsal karar vericilerin yapay zekâyı özellikle operasyonel optimizasyon ve üretim maliyetlerini azaltma kapasitesi üzerinden değerlendirdiğini göstermektedir. Bunu üretken süreçleri destekleme (%46), hedef kitleye hızlı erişim (%33,7) ve veri odaklı karar alma imkânı (%33,1) gibi avantajlar takip etmektedir. Bu fırsatlar, yapay zekânın yalnızca maliyet-etkin değil aynı zamanda içerik stratejisi, planlama ve performans ölçümleme gibi alanlarda da stratejik değer ürettiğini ortaya koymaktadır. Katılımcıların %31,9’u yeni iş modelleri oluşturma potansiyelini bir fırsat olarak görmektedir. Herhangi bir fırsat görmediğini belirtenlerin oranı ise yalnızca %1,8’dir. Genel çerçevede bu bulgular, yapay zekânın sektörde hem güçlü fırsatlar hem de dikkat edilmesi gereken kritik riskler sunduğunu göstermektedir. Üretkenliğin azalmasına ve bilgi güvenliği sorunlarına yönelik endişeler, teknolojinin etik ve hukukî boyutlarının stratejik düzeyde ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Buna karşılık verimlilik artışı ve maliyet avantajı gibi fırsatlar, yapay zekâyı sektör için vazgeçilmez bir dönüşüm aracı hâline getirmektedir. Sonuç olarak sektörün yapay zekâ uygulamalarında dengeli, sürdürülebilir ve etik çerçevelerle desteklenmiş bir entegrasyon stratejisine ihtiyaç duyduğu ortaya çıkmaktadır. HUKUKİ VE ETİK ÇERÇEVELER BELİRLENMELİ Araştırma kapsamında medya ve iletişim sektörünün üst düzey yöneticileriyle gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeler, yapay zekânın sektördeki konumuna dair çarpıcı bir tabloyu ortaya koydu. Katılımcılar, bu teknolojiyi geçici bir popülerlikten ziyade, sektörü kökten değiştirecek uzun vadeli bir yapısal dönüşüm unsuru olarak tanımlıyor. Sektör liderlerinin üzerinde birleştiği en kritik nokta, yapay zekânın teknik bir imkân olmanın ötesinde artık bir yönetişim meselesi haline gelmiş olmasıdır. Mevcut düzenlemelerin yetersizliği ve beraberinde getirdiği belirsizlik, sektördeki risk algısını körükleyen temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda, yapay zekâ kullanımının acilen net hukuki ve etik çerçevelerle sınırlandırılması gerektiğine dair güçlü bir ortak farkındalık gözlemlenmektedir. MEDYA VE İLETİŞİM EKOSİSTEMİN KAPSAYAN ARAŞTIRMA Araştırma sonuçları, medya ve iletişim sektörünün geniş ve çok katmanlı yapısını net biçimde ortaya koydu. Katılımcıların %28,8’ini film, reklam ve dizi üretimini kapsayan yapım sektörü temsil ederken, reklam sektörü %26,4, televizyon sektörü ise %20,9’luk oranla araştırmada öne çıkan alanlar arasında yer aldı. Dijitalleşmenin etkisiyle büyüyen yeni nesil alanlar da güçlü şekilde temsil edildi. Dijital medya platformları %14,7, post prodüksiyon %14,1 ve dijital pazarlama %11’lik oranlarla dikkat çekerken; dijital medya planlama ve medya satın alma %9,2, yapay zekâ teknolojileri ise %8,6 ile araştırmanın dönüşüm odaklı boyutunu güçlendirdi. Geleneksel medya tarafında ise gazete ve dergi %6,1, radyo %2,5 ve kitap yayıncılığı %0,6 oranında yer aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

QNB Türkiye ve İKADE Bekar Annelerin Sürdürülebilir İstihdam, Ekonomik Güçlenmesine Destek Programı Haber

QNB Türkiye ve İKADE Bekar Annelerin Sürdürülebilir İstihdam, Ekonomik Güçlenmesine Destek Programı

Pilot aşamada 100 kadının katılımıyla yürütülecek 24 haftalık program, eğitim, birebir mentorluk ve uygulamalı atölye çalışmalarından oluşuyor. Türkiye’de yaklaşık 3,5 milyon bekar anne çocuklarını tek başına büyütüyor. Bu grubun önemli bir bölümü çeşitli nedenlerle iş hayatının dışında kalıyor. Bekar annelerin ekonomik sistemin dışında kalması yalnızca bireysel bir gelir kaybı değil, aynı zamanda uzun vadeli sosyal ve ekonomik maliyetler doğuran önemli bir toplumsal mesele olarak öne çıkıyor. Kadın istihdamındaki her artış; hane gelirinden çocukların eğitimine, sosyal refahtan ekonomik büyümeye kadar geniş bir etki alanı yaratıyor. QNB Türkiye ve IKADE iş birliğiyle hayata geçen programı, sadece bireyleri değil, aileleri ve dolaylı olarak gelecek nesilleri güçlendirmeyi hedefleyen bütüncül bir sosyal yatırım modeli olarak kurgulandı. Program kapsamında katılımcılara, dijital pazarlama, e-ticaret ve e-ihracat, fintech ve dijital finans uygulamaları, yapay zekâ temelli çözümler, veri analizi ve içerik üretimi gibi alanlarda eğitimler sunulacak. Bunun yanı sıra hukuki danışmanlık, kişisel gelişim ve psikososyal dayanıklılığı destekleyen modüllerle çok boyutlu bir destek yapısı oluşturulacak. Program, ekonomik güçlenmenin yanı sıra katılımcıların sosyal ve bireysel dayanıklılıklarını artırmayı da hedefliyor. Pilot aşamada 100 bekar annenin doğrudan desteklenmesi ve ilk altı ay içinde katılımcıların en az yüzde 40’ının istihdama geri dönmesi veya gelir getirici bir faaliyete başlaması hedefleniyor. Çocukları ve yakın çevreleri dikkate alındığında yaklaşık 500 kişilik dolaylı bir etki alanı oluşturulması öngörülüyor. Bu yönüyle program, kısa vadeli istihdam hedeflerinin ötesinde toplumsal dayanıklılığı artıran sürdürülebilir bir model sunuyor. QNB Türkiye, bu projeyle yalnızca bir sosyal sorumluluk inisiyatifi başlatmakla kalmıyor, özel sektörün daha fazla sorumluluk alması gereken bir alanda örnek bir model ortaya koyuyor. Program, Banka’nın Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve kapsayıcılık hedeflerine doğrudan ve ölçülebilir katkı sunan somut bir adım niteliği taşıyor. QNB Türkiye Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Yeliz Ataay Arıkök, programa ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Kadınların ekonomik hayata tam ve etkin katılımı olmadan sürdürülebilir kalkınmadan söz etmek mümkün değil. Bekar anneler hem ekonomik hem de sosyal açıdan yüksek dayanıklılık gerektiren bir sorumluluğu üstleniyor. Bu programla hedefimiz, yalnızca eğitim sunmak değil, kadınların dijital ekonomi içinde kalıcı bir yer edinmelerine katkı sağlamak. QNB Türkiye olarak, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği odağımızı, kapsayıcılığı geniş ve sosyal etkisi yüksek bu projeyle daha da güçlendiriyoruz. Finans sektörünün dönüştürücü rolüne inanıyor, kapsayıcı büyümenin somut ve ölçülebilir adımlarla mümkün olduğunu düşünüyoruz.” İKADE Yönetim Kurulu Başkanı Sevtap Küçük ise projeye ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti: “İKADE olarak, kadın özgürlüğünün en temel unsurlarından birinin ekonomik bağımsızlık, yani gelir üretme gücü olduğuna inanıyoruz. Bu ihtiyaç özellikle bekar annelerin yaşamında daha belirgin şekilde karşılık buluyor. Tüm projelerimizde olduğu gibi, bu projede de kadınların ekonomik olarak güçlenmesini ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin desteklenmesini odağımıza alıyoruz. Uzmanlık alanımız olan dijital gelir ve e-ihracat ekosistemi doğrultusunda bu modeli hayata geçiriyoruz. Projemizi üç temel etki alanı üzerine kurguladık: Anne ve çocuk odağı, gelir üretimi ve toplumsal güçlenme. Annenin güçlenmesinin çocuğun geleceğini doğrudan etkilediğine inanıyoruz. Bu nedenle yalnızca ekonomik değil, anne ve çocuğun ruhsal ve fiziksel iyilik halini destekleyen bir yaklamışımı benimsiyoruz. Bu süreçte birlikte hareket ettiğimiz tüm paydaşlarımızın katkısının, projenin etki alanını daha da güçlendirdiğine inanıyoruz.’’ Program sonunda oluşturulacak mezun ağı ile katılımcıların birbirlerine mentorluk sunmaya devam etmeleri ve dayanışma yapısının sürdürülebilir bir modele dönüşmesi hedefleniyor. QNB Türkiye, finans sektörünün dönüştürücü gücünü yalnızca finansman sağlamakla sınırlı görmüyor, sosyal sermayeyi güçlendiren kapsayıcı modellerle toplumsal etki yaratmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Turknet GigaCrew Elçilik Programı Başladı Haber

Turknet GigaCrew Elçilik Programı Başladı

1996’daki kuruluş ruhundan ilham alan bu özel program, içerik üretimi ve referans sistemiyle katılımcılara hem ödüller kazanma hem de Turknet topluluğunu birlikte büyütme fırsatı sunuyor. GigaCrew, yalnızca kısa vadeli bir kampanya değil; Turknet topluluğuyla uzun vadeli bir bağ kurmayı hedefleyen, sürdürülebilir ve uzun soluklu bir proje olarak dikkat çekiyor Odağına her zaman gençleri alan yeni nesil internet operatörü Turknet’in “Gigafiber’in Kurucu Ruhunu Taşıyan Elçileri Arıyoruz” çağrısıyla başlattığı GigaCrew programı, içerik üretimi, referans yoluyla büyüme ve marka sadakati temelinde şekilleniyor. Katılımcılar çevrelerine Turknet’in Gigafiber deneyimini tanıtarak hem kazanç elde edebiliyor hem de markanın büyümesine katkı sağlıyor. Program, Z kuşağından teknoloji meraklılarına, içerik üreticilerinden dijital dünyanın tüm seslerine kadar geniş bir kitleye hitap ediyor. Turknet, GigaCrew üyelerine hangi avantajları sunuyor Turknet GigaCrew topluluğuna katılacak ilk 1996 elçi, 12 ay sürecek kapsamlı bir gelişim ve etkileşim yolculuğuna dahil olacak. Programda uygulanacak puan ve rozet sistemi sayesinde elçiler; tamamladıkları görevler ve ürettikleri içeriklere bağlı olarak çeşitli ödüllere sahip olabilecek. GigaLearn ile profesyonel eğitim ve mentorluk desteği Program, Turknet ofisinde gerçekleşen lansman etkinliğiyle başladı. GigaCrew elçileri, “GigaLearn” platformu üzerinden yazılı ve sözlü içerik üretimine odaklanan eğitimlere katılma fırsatı bulacak. Bu kapsamda; farklı içerik üreticileriyle içerik üretimi başlıklarında influencer buluşmaları ve mentorluk oturumları düzenlenecek. Ayrıca teknoloji okuryazarlığı, yapay zekâ ve sosyal medya stratejileri gibi alanlarda uzman iş ortaklarından eğitim alma imkânı sunulacak. Programa kabul edilen katılımcılara; özel referans linkleri, içerik rehberleri ve ödül takip panellerinin yer aldığı özel bir panel tanımlanacak. Elçilerin performansı; önerilen kişi sayısı, içerik katkısı ve topluluklardaki aktiflik kriterleri doğrultusunda düzenli olarak takip edilecek. Kurucu elçi ruhuna sahip herkes başvurabilir GigaCrew programına katılmak isteyen adaylar, www.turk.net/gigacrew adresi üzerinden başvuru yapabiliyor. Başvuru formunda adaylardan sosyal medya veya forum profillerini paylaşmaları ve başvurularına motivasyonlarını anlattıkları bir video bağlantısı eklemeleri bekleniyor. Programa katılım için Turknet abonesi olma zorunluluğu bulunmazken, “kurucu elçi” ruhuna sahip olmak ve yaratıcı bir bakış açısı en önemli kriterler arasında yer alıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şirketlerin Üçte Biri Yapay Zeka Stratejisini Tanımladı Haber

Şirketlerin Üçte Biri Yapay Zeka Stratejisini Tanımladı

Stratejisini yönetim kurulu düzeyinde tanımlayan şirketlerin oranı yüzde 37,6 olurken, kurumların en çok zorlandığı alanlar yetenek (yüzde 58), bütçe (yüzde 57) ve kurum kültürü (yüzde 55) olarak öne çıktı. Üretken yapay zekada en çok kullanılan modeller ise OpenAI (yüzde 80), Microsoft Copilot (yüzde 44) ve Google Gemini (yüzde 42) oldu. Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi’nin (TRAI), Türkiye’deki kurumların yapay zeka yolculuğunu ortaya koyan Yapay Zeka Araştırması 126 kurumun katılımıyla gerçekleştirildi. Türkiye’de şirketlerin yapay zeka stratejilerini, uygulama alanlarını ve karşılaştıkları zorluklara ışık tutan araştırma, Türkiye’de her 6 şirketten birinin yapay zekayı aktif olarak kullandığını beş ve üzeri proje yürüten kurum oranının ise yüzde 32,8 olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre, Türkiye’deki şirketlerin yüzde 37,6’sı yapay zekayı yönetim kurulu düzeyinde onaylanmış bir stratejiyle ele alıyor. Ancak kurumların önemli bir kısmı hâlâ “hazırlık” veya “taslak” aşamasında. Raporda, yapay zekanın stratejik olarak en çok “operasyonel verimliliği artırma”, “maliyet düşürme” ve “karar destek sistemlerini güçlendirme” amacıyla konumlandırıldığı vurgulanıyor. Yapay zekayı organizasyonel yapısına entegre eden şirket sayısı artarken, dedike yapay zeka ekibine sahip kurum oranı yüzde 15,2’ye yükseldi. Bu ekiplerin yüzde 42’si 4 ila 10 kişiden oluşuyor ve çoğu veri analitiği birimleriyle entegre biçimde çalışıyor. Bu tablo, şirketlerin yapay zekayı bireysel inisiyatiflerden çıkararak kurumsal bir uzmanlık alanı haline getirmeye başladığını gösteriyor. Üretken yapay zekada farkındalık yükseliyor TRAI raporu, Türkiye’de üretken yapay zeka (GenAI) alanında önemli bir hareketlilik yaşandığını ortaya koyuyor. Şirketlerin büyük bölümü, içerik üretimi, kurumsal eğitim, müşteri iletişimi, kodlama ve raporlama gibi alanlarda üretken yapay zekayı test ediyor. Kurumların yüzde 80’i OpenAI, yüzde 44’ü Microsoft Copilot, yüzde 42’si ise Google Gemini modellerini tercih ediyor. Bununla birlikte, Anthropic Claude, Meta Llama ve Mistral gibi alternatif modellerin de giderek yaygınlaştığı görülüyor. Bu tablo, Türkiye’de kurumların artık “tek kaynaklı” model anlayışından uzaklaştığını, farklı modellerle hibrit yaklaşımlara yöneldiğini gösteriyor. Rapora göre, üretken yapay zekanın en çok kullanıldığı alanlar arasında chatbotlar ve kurumsal asistanlar, copilotlar ve kodlama destekleri, içerik üretimi ve özetleme araçları, RAG tabanlı çözümler ve kurumsal bilgi yönetimi sistemleri yer alıyor. Ajan tabanlı yapay zeka uygulamaları yükseliyor Araştırmada “bir sonraki dalga” olarak nitelendirilen ajan tabanlı yapay zeka sistemleri, Türkiye’de yeni bir dönemin habercisi olarak öne çıkıyor. Henüz erken aşamada olan bu alanda, şirketlerin yarısından fazlası pilot projeler yürütüyor veya kavramsal kanıt (PoC) çalışmaları gerçekleştiriyor. Kurumların en çok tercih ettiği platformlar arasında Microsoft Copilot Studio, LangChain ve Google AI Agent Builder öne çıkıyor. Uygulama alanlarında ise HR Agent, Finance Agent, CRM Agent ve Doküman Asistanı gibi örnekler dikkat çekiyor. Bu bulgular, Türkiye’de şirketlerin üretken yapay zekadan “düşünen ve aksiyon alan sistemler”e geçiş sürecinde olduğunu, ajan mimarilerin giderek stratejik bir dönüşüm aracı haline geldiğini gösteriyor. Yapay zeka yolculuğunda üç temel engel: yetenek, bütçe ve kültür Araştırma, kurumların yapay zeka dönüşümünde en çok zorlandığı üç alanı yetenek (yüzde 58), bütçe (yüzde 57) ve kurum kültürü (yüzde 55) olarak sıralıyor. Katılımcıların en çok desteğe ihtiyaç duyduğu konular ise “doğru kullanım alanlarını belirleme”, “uygulama ve geliştirme süreçlerini yönetme” ve “organizasyonel adaptasyon” oldu. Ayrıca, kurumların önemli bir bölümü hâlâ veri güvenliği, yönetişim ve etik çerçeveler konusunda gelişim ihtiyacı duyduğunu belirtti. Rapora göre, kurumların büyük çoğunluğu yapay zeka projelerinde Microsoft Azure altyapısını kullanıyor; bunu Google Cloud ve AWS izliyor. Hibrit modellerin artması, bulut tabanlı çözümlerle birlikte yerel altyapıların da etkin biçimde değerlendirildiğini ortaya koyuyor. “Türkiye’nin potansiyeli büyük, ama vizyoner liderliğe ihtiyaç var” Araştırma sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan TRAI Kurucusu Halil Aksu, şunları söyledi: “Yapay zeka artık yalnızca bir teknoloji değil, geleceğin dili, ekonomilerin motoru, rekabetin yeni ölçüsü. Türkiye’de kurumlar bu dönüşümün farkında; ancak strateji, yetkinlik ve kültür dönüşümü alanlarında hâlâ gelişim alanlarımız var. Bu rapor, Türkiye’nin yapay zeka yolculuğuna ayna tutarken, aynı zamanda bir çağrı niteliğinde. Potansiyelimiz büyük ama bu potansiyeli gerçeğe dönüştürmek için vizyoner liderliğe, güçlü iş birliklerine ve kararlı adımlara ihtiyaç var.

Türkiye'nin Yapay Zeka Nabzı Ölçüldü: Şirketlerin Yüzde 15,2’si Yapay Zekayı İş Süreçlerine Entegre Etti Haber

Türkiye'nin Yapay Zeka Nabzı Ölçüldü: Şirketlerin Yüzde 15,2’si Yapay Zekayı İş Süreçlerine Entegre Etti

126 kurumun katılımıyla hazırlanan rapora göre, yapay zekayı aktif olarak kullanan şirketlerin oranı yüzde 15,2’ye, beş ve üzeri proje yürüten kurumların oranı yüzde 32,8’e ulaştı. Stratejisini yönetim kurulu düzeyinde tanımlayan şirketlerin oranı yüzde 37,6 olurken, kurumların en çok zorlandığı alanlar yetenek (yüzde 58), bütçe (yüzde 57) ve kurum kültürü (yüzde 55) olarak öne çıktı. Üretken yapay zekada en çok kullanılan modeller ise OpenAI (yüzde 80), Microsoft Copilot (yüzde 44) ve Google Gemini (yüzde 42) oldu. Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI), “Zekanın Ötesi” temasıyla düzenlediği Türkiye Yapay Zeka Zirvesi’nde, Türkiye’deki kurumların yapay zeka yolculuğunu ortaya koyan Yapay Zeka Araştırması sonuçlarını açıkladı. 126 kurumun katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, Türkiye’de şirketlerin yapay zeka stratejilerini, uygulama alanlarını ve karşılaştıkları zorluklara ışık tuttu. Bulgular, Türkiye’de her 6 şirketten birinin yapay zekayı aktif olarak kullandığını beş ve üzeri proje yürüten kurum oranının ise yüzde 32,8 olduğunu ortaya koydu. Kurumların üçte biri yapay zeka stratejisini tanımladı Araştırmaya göre, Türkiye’deki şirketlerin yüzde 37,6’sı yapay zekayı yönetim kurulu düzeyinde onaylanmış bir stratejiyle ele alıyor. Ancak kurumların önemli bir kısmı hâlâ “hazırlık” veya “taslak” aşamasında. Raporda, yapay zekanın stratejik olarak en çok “operasyonel verimliliği artırma”, “maliyet düşürme” ve “karar destek sistemlerini güçlendirme” amacıyla konumlandırıldığı vurgulanıyor. Yapay zekayı organizasyonel yapısına entegre eden şirket sayısı artarken, dedike yapay zeka ekibine sahip kurum oranı yüzde 15,2’ye yükseldi. Bu ekiplerin yüzde 42’si 4 ila 10 kişiden oluşuyor ve çoğu veri analitiği birimleriyle entegre biçimde çalışıyor. Bu tablo, şirketlerin yapay zekayı bireysel inisiyatiflerden çıkararak kurumsal bir uzmanlık alanı haline getirmeye başladığını gösteriyor. Üretken yapay zekada farkındalık yükseliyor TRAI raporu, Türkiye’de üretken yapay zeka (GenAI) alanında önemli bir hareketlilik yaşandığını ortaya koyuyor. Şirketlerin büyük bölümü, içerik üretimi, kurumsal eğitim, müşteri iletişimi, kodlama ve raporlama gibi alanlarda üretken yapay zekayı test ediyor. Kurumların yüzde 80’i OpenAI, yüzde 44’ü Microsoft Copilot, yüzde 42’si ise Google Gemini modellerini tercih ediyor. Bununla birlikte, Anthropic Claude, Meta Llama ve Mistral gibi alternatif modellerin de giderek yaygınlaştığı görülüyor. Bu tablo, Türkiye’de kurumların artık “tek kaynaklı” model anlayışından uzaklaştığını, farklı modellerle hibrit yaklaşımlara yöneldiğini gösteriyor. Rapora göre, üretken yapay zekanın en çok kullanıldığı alanlar arasında chatbotlar ve kurumsal asistanlar, copilotlar ve kodlama destekleri, içerik üretimi ve özetleme araçları, RAG tabanlı çözümler ve kurumsal bilgi yönetimi sistemleri yer alıyor. Ajan tabanlı yapay zeka uygulamaları yükseliyorAraştırmada “bir sonraki dalga” olarak nitelendirilen ajan tabanlı yapay zeka sistemleri, Türkiye’de yeni bir dönemin habercisi olarak öne çıkıyor. Henüz erken aşamada olan bu alanda, şirketlerin yarısından fazlası pilot projeler yürütüyor veya kavramsal kanıt (PoC) çalışmaları gerçekleştiriyor. Kurumların en çok tercih ettiği platformlar arasında Microsoft Copilot Studio, LangChain ve Google AI Agent Builderöne çıkıyor. Uygulama alanlarında ise HR Agent, Finance Agent, CRM Agent ve Doküman Asistanı gibi örnekler dikkat çekiyor. Bu bulgular, Türkiye’de şirketlerin üretken yapay zekadan “düşünen ve aksiyon alan sistemler”e geçiş sürecinde olduğunu, ajan mimarilerin giderek stratejik bir dönüşüm aracı haline geldiğini gösteriyor. Yapay zeka yolculuğunda üç temel engel: yetenek, bütçe ve kültür Araştırma, kurumların yapay zeka dönüşümünde en çok zorlandığı üç alanı yetenek (yüzde 58), bütçe (yüzde 57) ve kurum kültürü (yüzde 55) olarak sıralıyor. Katılımcıların en çok desteğe ihtiyaç duyduğu konular ise “doğru kullanım alanlarını belirleme”, “uygulama ve geliştirme süreçlerini yönetme” ve “organizasyonel adaptasyon” oldu. Ayrıca, kurumların önemli bir bölümü hâlâ veri güvenliği, yönetişim ve etik çerçeveler konusunda gelişim ihtiyacı duyduğunu belirtti. Rapora göre, kurumların büyük çoğunluğu yapay zeka projelerinde Microsoft Azure altyapısını kullanıyor; bunu Google Cloud ve AWS izliyor. Hibrit modellerin artması, bulut tabanlı çözümlerle birlikte yerel altyapıların da etkin biçimde değerlendirildiğini ortaya koyuyor. “Türkiye’nin potansiyeli büyük, ama vizyoner liderliğe ihtiyaç var” Araştırma sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan TRAI Kurucusu Halil Aksu, şunları söyledi: “Yapay zeka artık yalnızca bir teknoloji değil, geleceğin dili, ekonomilerin motoru, rekabetin yeni ölçüsü. Türkiye’de kurumlar bu dönüşümün farkında; ancak strateji, yetkinlik ve kültür dönüşümü alanlarında hâlâ gelişim alanlarımız var. Bu rapor, Türkiye’nin yapay zeka yolculuğuna ayna tutarken, aynı zamanda bir çağrı niteliğinde. Potansiyelimiz büyük ama bu potansiyeli gerçeğe dönüştürmek için vizyoner liderliğe, güçlü iş birliklerine ve kararlı adımlara ihtiyaç var.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.