Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Iklim Finansmanı

Kapsül Haber Ajansı - Iklim Finansmanı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iklim Finansmanı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Şirketlerin Sürdürülebilirlik Yolculuğu Verilerle Ortaya Kondu Haber

Şirketlerin Sürdürülebilirlik Yolculuğu Verilerle Ortaya Kondu

UN Global Compact Türkiye tarafından 17 Haziran’da Hilton İstanbul Bosphorus’ta düzenlenen etkinlik; iş dünyası, kamu, akademi, sivil toplum ve Birleşmiş Milletler temsilcilerini bir araya getirdi. Etkinlikte, Türkiye’den 250 şirket dahil olmak üzere küresel ölçekte 153 ülkeden 11.435 şirketin sürdürülebilirlik verilerine dayanan UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin sonuçları paylaşıldı. Analiz; dünya, Avrupa ve Türkiye ortalamalarının yanı sıra Türkiye’deki büyük şirketler ve KOBİ’lerin sürdürülebilirlik performanslarına ilişkin karşılaştırmalı bir görünüm ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Güliz Öztürk’ün açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte, UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ve UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da video mesajlarıyla katılımcılara seslendi. Ardından Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Ozan Duygulu tarafından raporun bulguları paylaşıldı. Türkiye İş Dünyası Sürdürülebilirlikte Önemli Bir Gelişim İvmesi Yakaladı Açılış konuşmasında sürdürülebilirliğin günümüzde şirketler için stratejik bir yönetim alanına dönüştüğünü vurgulayan Güliz Öztürk, şunları söyledi: “Türkiye iş dünyası sürdürülebilirliği artık isteğe bağlı bir sosyal sorumluluk faaliyeti olarak değil, stratejik bir risk ve fırsat yönetimi alanı olarak konumlandırıyor. Yönetişimden çevreye, insan haklarından yolsuzlukla mücadeleye kadar birçok göstergede küresel ve Avrupa ortalamalarına yaklaşan, hatta bazı alanlarda öne geçen bir performans görüyoruz.” Öztürk, raporun ortaya koyduğu bulguların Türkiye iş dünyasının önemli bir gelişim ivmesi yakaladığını gösterdiğini belirtirken, uygulama ve değer zinciri odaklı dönüşümün önemine de dikkat çekti: “Veriler bize politika sahipliğinde güçlü olduğumuzu ancak uygulama derinliği ve değer zinciri genelinde hesap verebilirlik alanlarında gelişim fırsatları bulunduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek unsur, bu yapıların operasyonel süreçlere ve değer zincirlerine ne ölçüde yansıtılacağı olacak.” Raporda KOBİ'lerin sürdürülebilirlik dönüşümündeki rolüne de dikkat çeken Öztürk, şunları kaydetti: “Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan KOBİ'lerimiz veri olgunluğu, bütçe ve uzman insan kaynağı gibi alanlarda yapısal zorluklarla karşı karşıya. Ancak KOBİ'lerimizin dönüşüm konusundaki isteği ve uyum hazırlıkları geleceğe dair önemli bir potansiyeli ortaya koyuyor. Bu dönüşümün başarısı, büyük şirketlerin değer zincirlerindeki işletmeleri desteklemesine de bağlı.” COP31’e Giden Yolda İş Dünyasının Rolü COP31’e giden süreçte iş dünyasının rolüne de değinen Öztürk, şöyle konuştu: “COP31’e yalnızca birkaç ay kalmışken, iş dünyasının iklim eylemindeki rolü her zamankinden daha kritik. Üretim kararları, yatırım tercihleri, teknoloji geliştirme kapasitesi ve tedarik zincirleri üzerindeki etkisiyle özel sektör dönüşümün merkezinde yer alıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ise video mesajında, UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin Türkiye’deki şirketlerin insan hakları, adil çalışma standartları, iklim eylemi ve yolsuzlukla mücadele alanlarında kaydettikleri ilerlemeyi ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu verilerin stratejilere yön vermek, dayanıklılığı güçlendirmek ve uygulamayı hızlandırmak için kullanılması gerekiyor. COP31’e yaklaşırken kaybedecek zamanımız yok. COP31; uygulamanın, cesur ve yenilikçi iş dünyası liderliğinin ve somut sonuçların COP’u olmalıdır.” UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da COP31’in Türkiye ve Avustralya arasında güçlü bir iş birliği zemini sunduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “COP31; Türkiye ve Avustralya arasında iş dünyasını, hükümetleri ve sivil toplumu ortak hedefler etrafında buluşturacak önemli bir iş birliği platformu sunuyor. İhtiyacımız olan şey, şirketlerin tek başlarına değil, COP taahhütlerinin hayata geçirilmesini destekleyen güvenilir bir ağın parçası olarak birlikte hareket etmesidir.” Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen ilk oturumda, raporun ortaya koyduğu veri temelli içgörüler doğrultusunda şirketlerin sürdürülebilirlik stratejileri, düzenleyici uyum süreçleri ve rekabet avantajı yaratma alanları ele alındı. HBR Türkiye Yazı İşleri Müdürü Beliz Kudat’ın moderatörlüğündeki oturuma TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü, İklim Değişikliği Başkanlığı İklim Finansmanı ve Teşvikler Dairesi Başkanı Mürsel Akbulut, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanlık Müşaviri Sevgi Kılıç Er ve UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele katıldı. Günün ikinci oturumunda ise CNBC-e’den Gazeteci ve Televizyon Sunucusu Şafak Tükle moderatörlüğünde Anadolu Efes CEO’su Onur Altürk, Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş ve Vanelli Tekstil Strateji Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Sadi Cem Türkün, COP31’e giden süreçte iş dünyasının iklim yol haritasını değerlendirdi. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi; yönetişim, insan hakları ve çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında Türkiye’deki şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini ortaya koyarken önümüzdeki dönemde odaklanılması gereken alanlara ilişkin önemli içgörüler sundu. RAPORUN ORTAYA KOYDUĞU 8 ÖNCELİKLİ EYLEM ALANI Analiz, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlik performansını daha ileri taşımak amacıyla sekiz öncelikli eylem alanı öneriyor: 1. Ölçülebilir hedefler ve yıllık ilerleme göstergeleri belirlemek Sürdürülebilirlik alanlarında politika ve taahhütlerinin olması önemli bir başlangıç olmakla birlikte, taahhütlerin zamana bağlı, sorumluları tanımlanmış ve performans göstergeleriyle ilişkilendirilmiş biçimde kurgulanması gerekmektedir. Çevre, insan hakları, çalışma standartları, yolsuzlukla mücadele ve yönetişim alanlarındaki taahhütlerin kamuya açık paylaşılması ve yıllık ilerlemenin raporlanması hesap verebilirlik kültürünü güçlendirecektir. 2. Sürdürülebilirlik yönetişimini operasyonel karar alma süreçlerine derinleştirmek Üst yönetim düzeyindeki sahiplik; sürdürülebilirlik performansının iş stratejisi, yatırım kararları, risk yönetimi, tedarikçi seçim kriterleri, insan kaynakları ve ücretlendirme sistemleriyle ilişkilendirilmesiyle güçlendirilmelidir. Sürdürülebilirlik hedeflerinin üst düzey yöneticilerin performans göstergelerine entegre edilmesi bu alanın kurumsal öncelik olarak kalıcı olmasını ve gelişmesini sağlayacaktır. 3. Değer zinciri yaklaşımını güçlendirmek Şirketlerin kendi operasyonlarındaki uygulama kapasitesi görece güçlüdür; ancak tedarikçiler ve iş ortakları düzeyinde izleme, eğitim, denetim ve düzeltici eylem mekanizmaları sınırlı kalmaktadır. Yönetişim çerçevesi içinde insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında tedarikçi davranış kuralları, risk bazlı ön değerlendirme süreçleri, sürdürülebilir satın alma kriterleri ve izleme-denetim mekanizmaları yaygınlaştırılmalıdır. Şirketler değer zincirindeki dönüşümü uyum beklentileriyle değil; kapasite geliştirme, finansal destek ve ortak öğrenme mekanizmalarıyla desteklemelidir. 4. İnsan hakları ve çalışma standartlarında durum tespiti süreçlerini kurumsallaştırmak Çocuk işçiliği, zorla çalıştırma, örgütlenme özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, ayrımcılıkla mücadele, iş sağlığı ve güvenliği başlıklarında politika beyanlarıyla yetinilmemeli; riskleri proaktif biçimde tespit eden, önleyen, azaltan ve telafi eden mekanizmalar kurulmalıdır. Şikâyet mekanizmaları, erişilebilir, misilleme riskini önleyen ve etkili önleme ve telafi sağlayan yapılar olarak tasarlanmalıdır. 5. Çevre alanında taahhütlerden sistematik uygulamaya geçmek Enerji, atık, iklim ve su başlıklarındaki güçlü politika zemini; bilim temelli hedefler, net sıfır geçiş planları, fiziksel iklim riski ve senaryo analizleri, su stresi ve havza bazlı risk değerlendirmeleri, biyoçeşitlilik etkilerinin ölçülmesi ve döngüsel ekonomi uygulamalarıyla güçlendirilmelidir. 6. İklim eyleminden dayanıklı dönüşüme geçmek İklim eylemi yalnızca emisyon azaltımıyla sınırlı şekilde değil; uyum, dayanıklılık, doğa ve değer zinciri dönüşümüyle birlikte ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, şirketlerin artan iklim ve doğa kaynaklı risklere karşı uzun vadeli rekabetçiliklerini korumalarını ve değişen piyasa beklentilerine daha etkin uyum sağlamalarını destekleyecektir. 7. Yolsuzlukla mücadelede iç mekanizmaları dış denetimle desteklemek İş etiği, şirket içi uyum konusu olmanın ötesinde; adil rekabet ve sürdürülebilir değer zincirleri için kolektif bir sorumluluk alanı olarak ele alınmalıdır. 8. Veri kalitesi, doğrulama ve şeffaflığı güçlendirmek Veri toplama altyapılarının geliştirilmesi, ölçülen verilerin tutarlı biçimde raporlanması ve mümkün olan alanlarda bağımsız doğrulama süreçlerinin devreye alınması gerekmektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkı, iş kazaları, değer zinciri insan hakları riskleri, su ve biyoçeşitlilik göstergeleri, sera gazı emisyonları gibi alanlardaki veri eksikliklerinin giderilmesi hesap verebilirliği artıracaktır. Verinin mevcudiyeti ve kalitesi artık sürdürülebilir finansmana erişimin de ön koşullarından biri haline gelmektedir.

EY Enerji Konferansı’nda Küresel Enerji Sektörünün Gündemi Ve Geleceği Masaya Yatırıldı Haber

EY Enerji Konferansı’nda Küresel Enerji Sektörünün Gündemi Ve Geleceği Masaya Yatırıldı

Uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık şirketi EY’ın 10-11 Haziran’da düzenlediği Bölgesel Enerji Konferansı’nın dördüncüsü, bu sene İstanbul’da gerçekleştirildi. Enerji sektörünün dönüşümüne yön veren başlıkların ele alındığı konferansta; jeopolitik gelişmeler, yapay zekâ, enerji güvenliği, yatırım stratejileri, siber güvenlik ve COP31 gündemi öne çıkan konular arasında yer aldı. 10’dan fazla ülkeden üst düzey enerji sektörü liderleri ve EY enerji uzmanlarının yer aldığı konferansta sektörün karşı karşıya olduğu riskler, zorluklar ve yeni fırsat alanları değerlendirildi. Enerji sektörünün geleceğine ilişkin farklı perspektiflerin bir araya geldiği program kapsamında yeni teknolojiler, enerji dönüşümü, yatırım trendleri ve sektörün geleceğine yönelik paneller ile enerji değer zinciri boyunca öne çıkan gelişmelerin değerlendirildiği interaktif oturumlar gerçekleştirildi. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Sayın Ahmet Berat Çonkar’ın katılımlarıyla düzenlenen konferansta; son birkaç yılda yaşanan jeopolitik gelişmelerle enerjinin küresel ekonominin en stratejik unsurlarından biri olmaya devam ettiğine dikkat çekildi. Sayın Çonkar konuşmasında; enerjinin geleceğini derinden etkileyecek yapısal eğilimlerden bahsederek yapay zekâ ve ileri teknolojilerin, yeni veri merkezleri aracılığıyla dünya genelinde yeni bir elektrik talebi katmanı oluşturduğunu vurguladı. Aynı zamanda giderek daha dijital hale gelen bir dünya için yeterli, güvenilir ve erişilebilir elektriğin nasıl sağlanacağıyla da ilgili görüşlerini aktardı. Ayrıca, enerji güvenliğinin artık yalnızca kaynaklara erişimle tanımlanmadığını; çeşitlendirilmiş tedarik kaynakları, dayanıklı altyapı ve sistem esnekliğini de gerektirdiğini belirten Çonkar; bu tür sistemleri kurabilen ülkelerin, küresel enerji dönüşümünün sunduğu fırsatlardan yararlanırken belirsizlikleri de daha etkin şekilde yönetebileceğinin altını çizdi. EY -CESA Enerji Sektörü Lideri Jaroslaw Wajer açılış konuşmasında, EY Bölgesel Enerji Konferansı’nın enerji sektörünün geleceğine ışık tutma konusundaki stratejik öneminden bahsederek, bu konferansın bu sene İstanbul’da düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti paylaştı. Bu yıl dördüncüsü düzenlenen konferansın enerji sektöründeki paydaşlar arasında bilgi paylaşımı, görüş alışverişi ve iş birliğini güçlendiren önemli bir platform haline geldiğine dikkat çekti. İstanbul’un seçilmesinin, şehrin stratejik konumu, gelişen enerji piyasası ve kültürel bir buluşma noktası olma özelliğiyle yakından ilişkili olduğunu vurgulayan Wajer, konferansın bölgedeki öncü ülkelerden enerji sektörü liderlerini bir araya getirerek sektörün geleceğine yön verecek tartışmalar için güçlü bir zemin sunduğunu ifade etti. EY Eurasia Bölge Lideri Metin Canoğulları ise konuşmasında, Türkiye’nin jeostratejik konumuna dikkat çekerek, Avrupa ile Asya arasında bir enerji köprüsü olma rolünün güçlendiğini vurguladı. Türkiye’nin enerji koridoru olmasının ötesinde, aynı zamanda bölgesel bir ticaret ve dağıtım merkezi haline geldiğini belirten Canoğulları, bu konumun enerji arz güvenliği, tedarik çeşitliliği ve bölgesel entegrasyon açısından kritik bir değer sunduğunu ifade etti. Dinamik küresel ortamda dayanıklılık, çeviklik ve uyum yeteneğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan EY-Parthenon Türkiye Enerji Sektörü Lideri ve şirket ortağı Cem Çamlı, enerji sektöründe yaşanan jeopolitik gelişmelerin etkilerinin, altı alanda ortaya çıktığını söyledi. Öncü ülkelerin enflasyon tahminlerinin yükseldiğini, ekonomik büyüme tahminlerinin düştüğünü, hammadde fiyatlarının artış eğilimine girdiğini ve merkez bankalarının para politikalarında daha dikkatli hareket ettiğini belirtti. Tüm bu gelişmelerin hepsinin birlikte yönetilmesi gerektiği bu dönemde, ülkelerin politikalarında enerji arz güvenliği bir numaralı öncelik haline geldi. Bugün yaşanan enerji krizlerinin devam etmesi senaryosunda, küresel enerji piyasası dinamiklerinin etkilerinin enerji sektörünün ötesinde ulaştırma, tarım, perakende, inşaat ve sanayi gibi birçok sektörü etkileyebileceğini söyledi. En başarılı kurumların reaktif kriz yönetiminden, proaktif dayanıklılık yönetimine geçebilen kurumlar olacağını ifade eden Çamlı; “Kararlarımızı farklı ticari senaryolara dayanarak vermeli ve çeşitli olası sonuçlara hazırlıklı olmalıyız” dedi. Enerjisa Üretim CEO'su İhsan Erbil Bayçöl moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘Dönüşüm sürecinde liderlik: Orta Avrupa’da riskleri fırsatlara dönüştürmek’ başlıklı panelde; IC Enterra CEO'su Cem Aşık, Başkentgaz CEO’su Emre Torun, TAURON CEO’su Grzegorz Lot, ENEA S.A. Ticari İşler Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bartosz Krysta hızla değişen bir ortamda liderlerin stratejisi, enerji güvenliği, pazar dönüşümü ve dayanıklılık konuları hakkında görüş ve gelecek için önerilerini paylaştı. EY Parthenon Enerji Sektörü Lideri Kinga Charpentier moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘Sermaye için rekabet: Bir fırsatı yatırım yapılabilir kılan nedir?’ başlıklı panelde ise; EBRD Avrasya Enerji Bölümü Başkanı Şule Kılıç, Sunotec-Group Strateji Başkanı Alexander Zahariev, Actis LLP Başkan Yardımcısı Jonathan Herren ve OX2 A.B. Ülke Müdürü Lacramioara Diaconu katılımcılarla yüksek performans gösteren olgun pazarlardan güncel içgörüleri ve çıkarılan dersleri paylaştı. ‘Enerji güvenliğinin yeniden tanımlanması: Sahadan gelen dayanıklılık, egemenlik ve sistem hazırlığı’ panelinde ise uzun vadeli risklere yönelik stratejik yanıtlar EY Türkiye Siber Güvenlik Hizmetleri Lideri Ulvi Cemal Bucak moderatörlüğünde Corvion P.S.A. Genel Müdürü Mariusz Balicki ile ele alındı. Yapay zekâ kaynaklı elektrik talebi hızla büyüyor Konferansta, enerji sektörünün yapay zekâ yatırımlarındaki hızını da dikkat çekildi. Küresel çapta neredeyse tüm sektörlerdeki yapay zekâ yatırımlarındaki büyümenin enerji talebini de önemli ölçüde artırdığını belirtildi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) projeksiyonlarına göre yapay zekâ kaynaklı elektrik talebinin on yılın sonuna kadar iki katından fazla artabileceği ifade edilerek, şebeke kapasitesi ve bağlantı süreçlerinin kritik öneme sahip olduğunu vurgulandı. Yapay zekâ ile enerji arasındaki ilişkinin önündeki temel engelin teknoloji değil, koordinasyon eksikliği olabileceği aktarıldı. Yapay zeka – Olga, Thierry, George isimlerini ekleyelim. Veri merkezleri enerji ekosisteminin yeni esnek varlıkları olabilir Veri merkezlerinin gelecekte enerji sistemlerinin esnek unsurlarına dönüşebileceğine dikkat çekilerek, EY’ın yapay zekâ ajanları ve süreç otomasyonuna önemli yatırımlar yaptığı belirtildi. Özellikle veri merkezlerinin enerji şebekelerine sağlayabileceği esneklik değerinin sektörün en önemli tartışma alanlarından biri haline geldiği ifade edildi. Enerjiye erişimin veri merkezi büyümesinin önündeki en büyük kısıtlardan biri haline geldiği vurgulanırken, teknoloji şirketleri ile enerji şirketleri arasında yeni iş birliği modellerinin geliştiğine de dikkat çekildi. Veri merkezleri enerji sisteminin esnek varlıkları hâline gelebilir mi, talebi gerektiğinde ayarlayabilirler mi, şebeke dengelemesine katkı sağlayabilirler mi, elektrik tüketen yapılar olmanın ötesine geçerek şebeke esnekliğini destekleyebilirler mi? gibi konu başlıkları ele alındı. Bu sene COP31’de odak, uygulama ve sonuçlar olacak Konferans programının önemli başlıkları arasında yer alan COP31 ile ilgili olarak EY Türkiye İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Hizmetleri Lideri Şirket Ortağı Ece Sevin; bu sene COP31 gündeminin artık daha fazla uygulama ve sonuç alma odağında şekillendiğini söyledi. Sevin; enerji dönüşümü, yenilenebilir enerji, yeşil sanayileşme, iklim finansmanı, gıda güvenliği, dayanıklı şehirler, sağlık sistemleri, döngüsel ekonomi ve atık yönetiminin COP31’in öne çıkan başlıkları arasında yer alacağını belirtti. İklim gündeminin yalnızca çevre politikalarıyla sınırlı olmadığını ifade eden Sevin, bu süreçlerin sermaye maliyetlerinden yatırım kararlarına, karbon piyasalarından sürdürülebilirlik raporlamasına kadar şirketlerin iş modellerini doğrudan etkilediğini vurguladı. Sevin, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ve diğer iklim odaklı düzenlemelerin şirketlerin maliyet yapılarını doğrudan etkileyebileceğine değindi. Öte yandan sürdürülebilirlik raporlaması alanında da küresel ölçekte daha güçlü bir dönüşüm yaşandığının altı çizildi. Bu dönüşüm; ISSB standartları, CSRD ve diğer yeni raporlama gereklilikleri aracılığıyla giderek hız kazandığı, Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi (CSDDD) gibi düzenlemelerin, tedarik zincirlerinin tamamında daha yüksek şeffaflık beklentileri oluşturduğu aktarıldı. Konferansın ikinci gününde ise uluslararası katılımcılarla birlikte Enerjisa Üretim Senkron Remote Operation Center’a ziyaret gerçekleştirilerek; enerji operasyonlarında dijitalleşme, verimlilik ve uzaktan yönetimin sektördeki etkisi yerinde incelendi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu Değerlendirildi Haber

İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu Değerlendirildi

Türkiye’de sürdürülebilirlik verisi alanında bir ilk olma niteliği taşıyan analiz, UN Global Compact katılımcısı şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini Avrupa ve küresel verilerle karşılaştırmalı olarak ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye tarafından 17 Haziran’da Hilton İstanbul Bosphorus’ta düzenlenen etkinlik; iş dünyası, kamu, akademi, sivil toplum ve Birleşmiş Milletler temsilcilerini bir araya getirdi. Etkinlikte, Türkiye’den 250 şirket dahil olmak üzere küresel ölçekte 153 ülkeden 11.435 şirketin sürdürülebilirlik verilerine dayanan UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin sonuçları paylaşıldı. Analiz; dünya, Avrupa ve Türkiye ortalamalarının yanı sıra Türkiye’deki büyük şirketler ve KOBİ’lerin sürdürülebilirlik performanslarına ilişkin karşılaştırmalı bir görünüm ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Güliz Öztürk’ün açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte, UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ve UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da video mesajlarıyla katılımcılara seslendi. Ardından Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Ozan Duygulu tarafından raporun bulguları paylaşıldı. Türkiye İş Dünyası Sürdürülebilirlikte Önemli Bir Gelişim İvmesi Yakaladı Açılış konuşmasında sürdürülebilirliğin günümüzde şirketler için stratejik bir yönetim alanına dönüştüğünü vurgulayan Güliz Öztürk, şunları söyledi: “Türkiye iş dünyası sürdürülebilirliği artık isteğe bağlı bir sosyal sorumluluk faaliyeti olarak değil, stratejik bir risk ve fırsat yönetimi alanı olarak konumlandırıyor. Yönetişimden çevreye, insan haklarından yolsuzlukla mücadeleye kadar birçok göstergede küresel ve Avrupa ortalamalarına yaklaşan, hatta bazı alanlarda öne geçen bir performans görüyoruz.” Öztürk, raporun ortaya koyduğu bulguların Türkiye iş dünyasının önemli bir gelişim ivmesi yakaladığını gösterdiğini belirtirken, uygulama ve değer zinciri odaklı dönüşümün önemine de dikkat çekti: “Veriler bize politika sahipliğinde güçlü olduğumuzu ancak uygulama derinliği ve değer zinciri genelinde hesap verebilirlik alanlarında gelişim fırsatları bulunduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek unsur, bu yapıların operasyonel süreçlere ve değer zincirlerine ne ölçüde yansıtılacağı olacak.” Raporda KOBİ'lerin sürdürülebilirlik dönüşümündeki rolüne de dikkat çeken Öztürk, şunları kaydetti: “Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan KOBİ'lerimiz veri olgunluğu, bütçe ve uzman insan kaynağı gibi alanlarda yapısal zorluklarla karşı karşıya. Ancak KOBİ'lerimizin dönüşüm konusundaki isteği ve uyum hazırlıkları geleceğe dair önemli bir potansiyeli ortaya koyuyor. Bu dönüşümün başarısı, büyük şirketlerin değer zincirlerindeki işletmeleri desteklemesine de bağlı.” COP31’e Giden Yolda İş Dünyasının Rolü COP31’e giden süreçte iş dünyasının rolüne de değinen Öztürk, şöyle konuştu: “COP31’e yalnızca birkaç ay kalmışken, iş dünyasının iklim eylemindeki rolü her zamankinden daha kritik. Üretim kararları, yatırım tercihleri, teknoloji geliştirme kapasitesi ve tedarik zincirleri üzerindeki etkisiyle özel sektör dönüşümün merkezinde yer alıyor.” UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ise video mesajında, UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin Türkiye’deki şirketlerin insan hakları, adil çalışma standartları, iklim eylemi ve yolsuzlukla mücadele alanlarında kaydettikleri ilerlemeyi ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu verilerin stratejilere yön vermek, dayanıklılığı güçlendirmek ve uygulamayı hızlandırmak için kullanılması gerekiyor. COP31’e yaklaşırken kaybedecek zamanımız yok. COP31; uygulamanın, cesur ve yenilikçi iş dünyası liderliğinin ve somut sonuçların COP’u olmalıdır.” UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da COP31’in Türkiye ve Avustralya arasında güçlü bir iş birliği zemini sunduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “COP31; Türkiye ve Avustralya arasında iş dünyasını, hükümetleri ve sivil toplumu ortak hedefler etrafında buluşturacak önemli bir iş birliği platformu sunuyor. İhtiyacımız olan şey, şirketlerin tek başlarına değil, COP taahhütlerinin hayata geçirilmesini destekleyen güvenilir bir ağın parçası olarak birlikte hareket etmesidir.” Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen ilk oturumda, raporun ortaya koyduğu veri temelli içgörüler doğrultusunda şirketlerin sürdürülebilirlik stratejileri, düzenleyici uyum süreçleri ve rekabet avantajı yaratma alanları ele alındı. HBR Türkiye Yazı İşleri Müdürü Beliz Kudat’ın moderatörlüğündeki oturuma TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü, İklim Değişikliği Başkanlığı İklim Finansmanı ve Teşvikler Dairesi Başkanı Mürsel Akbulut, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanlık Müşaviri Sevgi Kılıç Er ve UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele katıldı. Günün ikinci oturumunda ise CNBC-e’den Gazeteci ve Televizyon Sunucusu Şafak Tükle moderatörlüğünde Anadolu Efes CEO’su Onur Altürk, Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş ve Vanelli Tekstil Strateji Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Sadi Cem Türkün, COP31’e giden süreçte iş dünyasının iklim yol haritasını değerlendirdi. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi; yönetişim, insan hakları ve çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında Türkiye’deki şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini ortaya koyarken önümüzdeki dönemde odaklanılması gereken alanlara ilişkin önemli içgörüler sundu. RAPORUN ORTAYA KOYDUĞU 8 ÖNCELİKLİ EYLEM ALANI Analiz, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlik performansını daha ileri taşımak amacıyla sekiz öncelikli eylem alanı öneriyor: 1. Ölçülebilir hedefler ve yıllık ilerleme göstergeleri belirlemek Sürdürülebilirlik alanlarında politika ve taahhütlerinin olması önemli bir başlangıç olmakla birlikte, taahhütlerin zamana bağlı, sorumluları tanımlanmış ve performans göstergeleriyle ilişkilendirilmiş biçimde kurgulanması gerekmektedir. Çevre, insan hakları, çalışma standartları, yolsuzlukla mücadele ve yönetişim alanlarındaki taahhütlerin kamuya açık paylaşılması ve yıllık ilerlemenin raporlanması hesap verebilirlik kültürünü güçlendirecektir. 2. Sürdürülebilirlik yönetişimini operasyonel karar alma süreçlerine derinleştirmek Üst yönetim düzeyindeki sahiplik; sürdürülebilirlik performansının iş stratejisi, yatırım kararları, risk yönetimi, tedarikçi seçim kriterleri, insan kaynakları ve ücretlendirme sistemleriyle ilişkilendirilmesiyle güçlendirilmelidir. Sürdürülebilirlik hedeflerinin üst düzey yöneticilerin performans göstergelerine entegre edilmesi bu alanın kurumsal öncelik olarak kalıcı olmasını ve gelişmesini sağlayacaktır. 3. Değer zinciri yaklaşımını güçlendirmek Şirketlerin kendi operasyonlarındaki uygulama kapasitesi görece güçlüdür; ancak tedarikçiler ve iş ortakları düzeyinde izleme, eğitim, denetim ve düzeltici eylem mekanizmaları sınırlı kalmaktadır. Yönetişim çerçevesi içinde insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında tedarikçi davranış kuralları, risk bazlı ön değerlendirme süreçleri, sürdürülebilir satın alma kriterleri ve izleme-denetim mekanizmaları yaygınlaştırılmalıdır. Şirketler değer zincirindeki dönüşümü uyum beklentileriyle değil; kapasite geliştirme, finansal destek ve ortak öğrenme mekanizmalarıyla desteklemelidir. 4. İnsan hakları ve çalışma standartlarında durum tespiti süreçlerini kurumsallaştırmak Çocuk işçiliği, zorla çalıştırma, örgütlenme özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, ayrımcılıkla mücadele, iş sağlığı ve güvenliği başlıklarında politika beyanlarıyla yetinilmemeli; riskleri proaktif biçimde tespit eden, önleyen, azaltan ve telafi eden mekanizmalar kurulmalıdır. Şikâyet mekanizmaları, erişilebilir, misilleme riskini önleyen ve etkili önleme ve telafi sağlayan yapılar olarak tasarlanmalıdır. 5. Çevre alanında taahhütlerden sistematik uygulamaya geçmek Enerji, atık, iklim ve su başlıklarındaki güçlü politika zemini; bilim temelli hedefler, net sıfır geçiş planları, fiziksel iklim riski ve senaryo analizleri, su stresi ve havza bazlı risk değerlendirmeleri, biyoçeşitlilik etkilerinin ölçülmesi ve döngüsel ekonomi uygulamalarıyla güçlendirilmelidir. 6. İklim eyleminden dayanıklı dönüşüme geçmek İklim eylemi yalnızca emisyon azaltımıyla sınırlı şekilde değil; uyum, dayanıklılık, doğa ve değer zinciri dönüşümüyle birlikte ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, şirketlerin artan iklim ve doğa kaynaklı risklere karşı uzun vadeli rekabetçiliklerini korumalarını ve değişen piyasa beklentilerine daha etkin uyum sağlamalarını destekleyecektir. 7. Yolsuzlukla mücadelede iç mekanizmaları dış denetimle desteklemek İş etiği, şirket içi uyum konusu olmanın ötesinde; adil rekabet ve sürdürülebilir değer zincirleri için kolektif bir sorumluluk alanı olarak ele alınmalıdır. 8. Veri kalitesi, doğrulama ve şeffaflığı güçlendirmek Veri toplama altyapılarının geliştirilmesi, ölçülen verilerin tutarlı biçimde raporlanması ve mümkün olan alanlarda bağımsız doğrulama süreçlerinin devreye alınması gerekmektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkı, iş kazaları, değer zinciri insan hakları riskleri, su ve biyoçeşitlilik göstergeleri, sera gazı emisyonları gibi alanlardaki veri eksikliklerinin giderilmesi hesap verebilirliği artıracaktır. Verinin mevcudiyeti ve kalitesi artık sürdürülebilir finansmana erişimin de ön koşullarından biri haline gelmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TSKB'den Kalkınma Odağında Yaklaşık 2 Milyar ABD Doları Uzun Vadeli Kredi Haber

TSKB'den Kalkınma Odağında Yaklaşık 2 Milyar ABD Doları Uzun Vadeli Kredi

Aynı dönemde, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınması için sağladığı uzun vadeli nakdi finansman desteği yaklaşık 2 milyar ABD dolarına ulaşan banka, kurdan arındırılmış bazda %11,2 büyüme sağlayarak kredi portföyü büyüklüğünü 235,9 milyar TL’ye çıkardı. TSKB bu dönemde, %29,3 oranında özkaynak kârlılığı elde etti. TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, “Bankamızın 75. yaşını kutladığımız 2025 yılını, ülkemizin çok yönlü kalkınma hedefleri ve sürdürülebilirlik vizyonumuz doğrultusunda belirlediğimiz hedeflerle uyumlu, sektörümüzden ayrışan güçlü bir performansla tamamlamayı başardık. 2026 yılında da ülkemizin etki odaklı kalkınması için değer yaratma stratejimizi sürdüreceğiz” dedi. Türkiye’nin ilk özel sermayeli kalkınma ve yatırım bankası TSKB (Türkiye Sınai Kalkınma Bankası), 2025 yılına ilişkin finansal sonuçlarını açıkladı. Konsolide olmayan finansal tablolara göre yıl genelinde Türkiye ekonomisine sağladığı uzun vadeli nakdi finansman desteği yaklaşık 2 milyar ABD doları seviyesine ulaşan TSKB’nin toplam aktif büyüklüğü 326,7 milyar TL olarak gerçekleşti. Kurdan arındırılmış bazda %11,2 oranında büyüyen TSKB’nin kredi portföyü 235,9 milyar TL seviyesine ulaştı. SKA bağlantılı kredilerin toplam krediler içindeki oranı %92 olarak gerçekleşirken, bu kredilerin yaklaşık %60’ı ise iklim ve çevre odaklı kredilerden oluştu. Kümüle net dönem kârı 11,4 milyar TL’ye ulaşan Banka, sürdürülebilir kârlılık performansıyla hali hazırda yasal yükümlülüklerin oldukça üzerinde olan sermaye yeterlilik oranlarını güçlü bir şekilde desteklemeyi sürdürdü. TSKB, 2025 yıl sonu itibarıyla %29,3 özkaynak kârlılığı ve %25,7 sermaye yeterlilik oranı elde etti. 1,8 milyar ABD doları ile 2025 yılında rekor seviyede kaynak sağlandı TSKB, 2025 yılı boyunca kaynak sağlama faaliyetleriyle toplamda 1,8 milyar ABD doları uluslararası finansman temin ederek güçlü likiditesini ve çeşitlendirilmiş kaynak yapısını destekledi. İlk dokuz ayda kalkınma finansmanı kurumları ile dört kredi anlaşmasına imza atan Banka, yılın son çeyreğinde Dünya Bankası Grubu üyesi Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) kısmi garantisi ve T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın karşı-garantisiyle toplam 300 milyon Euro tutarında kredi anlaşması imzaladı. Söz konusu kaynak ile Türkiye genelinde iklim direncinin gelişmesine yenilikçi bir şekilde katkıda bulunarak, firmaların iklim risklerine karşı daha dirençli ve rekabetçi bir yapıya kavuşmalarına yardımcı olarak Türkiye’nin genel uyum kapasitesini güçlendirecek uygulamaların desteklenmesi amaçlanıyor. Banka yılın son çeyreğinde ise KfW Kalkınma Bankası ile 250 milyon Euro tutarında iklim finansmanı anlaşması imzaladı. T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı garantörlüğünde sağlanan iki kurum arasında uzun yıllara dayanan iş birliğini daha da güçlendiren bu kaynakla yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, iklim değişikliğine uyum, döngüsel ekonomi ve çevresel ürünler başta olmak üzere iklim temalı yatırımların finansmanı hedefleniyor. “Son üç yıldır kurdan arındırılmış bazda ortalama yaklaşık %10 seviyesinde kredi büyümesi elde eden Bankamız, 2026’da da sürdürülebilir kalkınma stratejisi yönünde kararlı adımlar atmaya devam edecek” TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, 2025 yıl sonu sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “2025 yılını, ülkemizin etki odaklı kalkınması için değer yaratmak üzere belirlediğimiz hedeflerle uyumlu, iştiraklerimizle sinerji içinde ve sektörümüzden ayrışan güçlü bir performansla tamamlamayı başardık. Yıl boyunca 2 milyar ABD dolarına yakın sağladığımız uzun vadeli kredilerle ülkemizin ekonomik, çevresel, sosyal ve kültürel dönüşümünü önceliklendiren, kalıcı değer yaratan projelere odaklandık. 2030’a kadar iklim ve çevre odaklı SKA bağlantılı 4 milyar ABD doları tutarında finansman hedefimizin %43’ünü gerçekleştirdik. Aynı zamanda depremden etkilenen bölgelerdeki firmaların desteklenmesi ve kapsayıcılık temalarıyla sosyal etki finansmanına da devam ettik. Son üç yıldır kurdan arındırılmış bazda ortalama yaklaşık %10 seviyesinde kredi büyümesi elde eden Bankamız, 2026’da da sürdürülebilir kalkınma stratejisi yönünde kararlı adımlar atmaya devam edecek. 2024 yılında hayata geçirdiğimiz, T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı garantörlüğünde Dünya Bankası’ndan temin edilen kaynakla kurulan, Türkiye’de ve dünyada ilk olan, ana yatırımcısı olduğumuz, emisyon salımı azaltım ve kapsayıcı dönüşüm odaklı girişim sermayesi Türkiye Yeşil Fonu’nun ilk yatırımını 2025 yılında gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu yaşadık. 2026 yılında yeni yatırımlara imza atmak üzere azimli bir şekilde proje değerlendirmelerine devam ediyoruz. Ayrıca, danışmanlık ve yatırım bankacılığı hizmetimizle de müşterilerimizin dönüşüm yolculuklarına eşlik etmeyi, paydaşlarımıza yenilikçi çözümler sunmayı ve ülkemizin sürdürülebilir geleceği için çok yönlü değer yaratmayı sürdüreceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Deprem Sonrası Toparlanma ve Yenilenebilir Enerjiye 325 Milyon Dolar Eşdeğerinde Finansman  Haber

Deprem Sonrası Toparlanma ve Yenilenebilir Enerjiye 325 Milyon Dolar Eşdeğerinde Finansman 

Yarım asrı aşkın süredir Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınması ve ekonomik büyümesine katkı sunmaya devam eden Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB), uluslararası finansman anlaşmaları kapsamında önemli bir iş birliğine imza atarak Asya Kalkınma Bankası (ADB) ile ilk kredi anlaşmasını hayata geçirdi. Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği başta olmak üzere altyapı, iklim finansmanı, gıda güvenliği, emisyon azaltımı ve batarya depolama gibi pek çok alanda sağladığı finansmanlarla Türkiye’nin kalkınması sürecinde etkin rol üstlenen TKYB, 6 Şubat depreminden etkilenen bölgelerdeki ekonomik kalkınmayı desteklemek amacıyla projelere finansman sağlama çalışmalarına devam ediyor. TKYB ile ADB arasında imzalanan ilk finansman niteliği taşıyan bu anlaşmayla, depremden etkilenen bölgelerde yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması ve imalat sektörünün rekabet gücünün güçlendirilmesi amacıyla 150 milyon ABD doları ve 150 milyon avro olmak üzere toplam 325 milyon ABD doları eşdeğerinde ve 25 yıl vadeli finansman desteği sağlanacak. T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın geri ödeme garantisi altında temin edilen bu kredinin en az yüzde 50’sinin, doğrudan depremden etkilenen illerde yürütülecek projelere tahsis edilmesi planlanıyor. Banka olarak ilk günden bu yana deprem bölgesinin kalkınması amacıyla desteklerini kararlılıkla sürdürüldüklerini belirten TKYB Genel Müdürü İbrahim Öztop, “6 Şubat depremlerinden etkilenen bölgelerin yeniden kalkınmasını stratejik önceliklerimiz arasında konumlandırıyor; uzun vadeli, kapsayıcı ve sürdürülebilir finansman çözümlerimizle bölgenin ekonomik ve sosyal toparlanmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda Asya Kalkınma Bankası ile ilk iş birliğimizi gerçekleştirmekten büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu kredi birçok açıdan kalkınma bankacılığı hedeflerimizi destekliyor olacak. ADB ile imzaladığımız bu kredi anlaşması ile hem deprem bölgesinde hem de Türkiye’nin deprem riski taşıyan diğer bölgelerinde yenilenebilir enerji yatırımlarını destekleyeceğiz. Türkiye’nin ihracat gücünün sembolü olan imalat sektörünün rekabet gücünü artırılması için orta ve uzun vadeli finansman sağlamaya devam edeceğiz’’ ifadelerine yer verdi. Konuyla ilgili olarak açıklamalarda bulunan Asya Kalkınma Bankası (ADB) Orta ve Batı Asya Genel Direktörü Leah Gutierrez, “Türkiye’nin toparlanması, yalnızca mevcut kapasitenin yeniden tesis edilmesini değil, aynı zamanda üretken kapasitenin geliştirilmesini, nitelikli istihdam yaratılmasını ve gelecekteki şoklara karşı dayanıklılığın güçlendirilmesini sağlayacak sürekli yatırımları gerektirmektedir. Türkiye’nin önde gelen kalkınma ve ihracat kredi bankalarıyla gerçekleştirilen iş birliği sayesinde bu projeler, yenilenebilir enerji, imalat ve KOBİ’ler için daha uzun vadeli finansmana erişimi genişletirken, finansal sistemde afetlere ve toplumsal cinsiyete duyarlı risk yönetiminin güçlendirilmesine de katkı sağlayacaktır” açıklamasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TSKB ve KfW Kalkınma Bankası’ndan İklim Finansmanı İçin Dev Anlaşma Haber

TSKB ve KfW Kalkınma Bankası’ndan İklim Finansmanı İçin Dev Anlaşma

T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı garantörlüğünde sağlanan bu kaynakla Türkiye genelinde iklim finansmanı temalı yatırımlar ve Türkiye ile Almanya arasındaki ekonomik iş birliğini güçlendirecek projeler desteklenecek. TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar anlaşmaya ilişkin yaptığı değerlendirmede, KfW ile 56 yıla uzanan güçlü bir iş birliğinin bulunduğunu belirterek, “Bu anlaşmayla ülkemizin yeşil ve teknolojik dönüşümüne sunduğumuz katkıyı daha da sağlamlaştırmaktan ve Türkiye ile Almanya arasındaki ekonomik iş birliğinin güçlenmesine katkı sağlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz” dedi. TSKB (Türkiye Sınai Kalkınma Bankası), KfW Kalkınma Bankası ile 250 milyon Euro’luk İklim Finansmanı ve Ekonomik İş Birliği Kredisini imzaladı. T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı garantisiyle sağlanan kaynakla Türkiye genelinde iklim finansmanı teması altında yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, enerji depolama, iklim değişikliğine uyum, iklim endüstrileri, döngüsel ekonomi, çevresel ürünler ve diğer iklimle ilişkili yatırımlar finanse edilecek. Buna ek olarak, Türkiye’nin Almanya başta olmak üzere Avrupa Birliği ile iş birliğini güçlendirecek yatırımlar önceliklendirilecek. TSKB sağlanan bu kaynakla düşük karbonlu ve iklim dirençli kalkınma hedeflerine sunduğu katkıyı büyütüyor. Anlaşmaya ilişkin değerlendirmede bulunan TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar “KfW ile 1969 yılında başlayan 56 yıllık stratejik iş birliğimizi, Türkiye’nin sera gazı salımı azaltımı hedefini destekleyen yeni bir kaynakla sağlamlaştırmaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Ülkemize kazandırdığımız 250 milyon Euro tutarındaki bu kaynakla; yenilenebilir enerjiden döngüsel ekonomiye, enerji depolamadan çevresel ürünlere geniş bir alanda iklim dostu yatırımların finansmanını sağlayacağız. Bu kaynakla Türkiye ve Almanya arasındaki ekonomik iş birliğini güçlendirirken ülkemizin yeşil dönüşümüne sunduğumuz katkıyı büyüteceğiz. Böylece Türkiye’nin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşması yolunda önemli bir adım daha atmış olacağız.” dedi. TSKB ve KfW arasındaki yeni iş birliğine ilişkin görüşlerini paylaşan KfW Güney Doğu Avrupa ve Türkiye Direktörü Dr. Klaus Müller “TSKB ile 56 yıllık iş birliğimiz, bu anlaşmayla yeni ve stratejik bir döneme giriyor. Sağlanan bu kaynak, sürdürülebilir büyümeyi ve karbon emisyonunun azaltılmasını desteklerken, yüksek etkili projelerin hayata geçirilmesini sağlayarak Türkiye'nin yeşil dönüşümünü hızlandıracak, aynı zamanda da Alman–Türk ekonomik çıkarlarını karşılıklı olarak destekleyecek. Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın sağladığı destek ve garanti için şükranlarımızı sunuyor, önümüzdeki yıllarda da aynı güven ve kararlılıkla bu ortaklığı sürdürmeyi diliyoruz.” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.