Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Iklim Kanunu

Kapsül Haber Ajansı - Iklim Kanunu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iklim Kanunu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Enerji Dönüşümü Artık Sadece İklim Meselesi Değil Haber

Enerji Dönüşümü Artık Sadece İklim Meselesi Değil

Toplantının açılış konuşmasını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Yönlendirme Komitesi Başkanı Selahattin Hakman yaptı. Hakman, konuşmasında enerji dönüşümünü artık yalnızca iklim politikalarının bir başlığı olarak değil, jeopolitik gelişmeler, güvenlik ve ekonomik dayanıklılık ekseninde birlikte değerlendirmek gerektiğini vurguladı. 2025 itibarıyla dünyanın enerji dönüşümünde yeni bir dönüm noktasına geldiğini belirten Hakman, küresel ölçekte artan belirsizliklere rağmen temiz enerji yatırımlarının büyümeye devam ettiğinin altını çizdi. Küresel iklim yönetişiminde yaşanan zorluklara rağmen güneş ve rüzgar başta olmak üzere temiz enerji teknolojilerinin yaygınlaştığını, şebeke ve depolama yatırımlarının hız kazandığını ifade eden Hakman, “Artık mesele yalnızca karbonu azaltmak değil. Yeni dönemde enerji dönüşümü artık jeopolitik bağımsızlık, ekonomik dayanıklılık ve toplumsal adalet kesişiminde tanımlanıyor. Enerji politikaları çevre başlığının sınırlarını aşarak dış politika, sanayi stratejisi ve ticaret politikalarının merkezine yerleşmiş durumda” dedi. COP31’in Türkiye açısından stratejik önemine de işaret eden Hakman, böylesi bir dönemde düzenlenecek zirvenin yalnızca iklim müzakeresi değil, aynı zamanda finansman, teknoloji ve ticaret boyutlarıyla da önemli sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Türkiye’nin bu süreçte uluslararası görünürlüğünü artırabileceğini ve gelişmiş ile gelişmekte olan ülkeler arasında köprü rolünü güçlendirebileceğini belirtti. YENİLENEBİLİR ENERJİDE BÜYÜME HIZLANDI SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ ise geçen yıl Türkiye’nin enerji dönüşümü gündeminde enerji talebi artışı, yenilenebilir enerji kurulu gücündeki yüksek ivme, depolama ve esneklik mekanizmalarına yönelik atılan somut adımlar ve elektrik şebekesi yatırımları finansmanının öne çıktığını söyledi. Sistem esnekliğinin test edildiği, geleceğin piyasa tasarımının temellerinin atıldığı ve dönüşümün altyapısının şekillendiğini belirten Bağ, 2026’nın Türkiye’nin enerji dönüşümünde hedefleri değil, uygulama kapasitesini büyüttüğü yıl olması gerektiğinin altını çizdi. Türkiye, 40 GW olan güneş ve rüzgar enerjisi kurulu gücünü 2035 yılına kadar 3 katına çıkarmayı hedefliyor. Hedef iddialı ancak mevcut kurulu güç artış hızı Türkiye’nin bu hedefe ulaşma konusunda doğru bir patikaya girdiğini gösteriyor. Hedefe ulaşabilmek için önümüzdeki 10 yıl boyunca yıllık ortalama 8 GW düzeyinde güneş ve rüzgar enerjisi kurulumu gerekiyor. Rüzgar yatırımlarının yeniden hızlanması, 2035 hedefleri için kritik önem taşıyor. Geçen yıl 5 GW’ın üzerinde güneş ve 2 GW’a yakın rüzgar kapasitesinin devreye alınmasıyla birlikte, güneş ve rüzgarın toplam üretimdeki payı rekor seviyelere ulaştı ve ilk defa yüzde 20’yi geçti. YEKA’DA İSTİKRAR SAĞLANDI Bağ, 2025 yılının Türkiye enerji piyasaları tarihinde, yenilenebilir enerji kapasitesinin tahsisi ve yerli teknoloji üretiminin gelişimi açısından önemine vurgu yaptı. 2011 yılından itibaren yarışma yoluyla tahsis edilen güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesinin yüzde 71’i devreye alındı. 2017 yılından itibaren tahsis edilen toplam YEKA kapasitesinin ise yüzde 50’si gerçekleşti. YEKA’da hem geçmiş dönemden sarkan kapasitelerin nihai tahsisi gerçekleştirildi, hem de yeni bir dönemi başlatan YEKA-2025 ihaleleri başarıyla sürdürüldü. Bağ, “İhale istikrarı yatırımcıya yol haritası sunuyor. Kritik eşik, 2035 hedefleri için gerçekleşme hızı. Hedefler değil, uygulama kapasitesi kazanacak” dedi. YATIRIM SIRASI ‘ŞEBEKE VE ESNEKLİK’TE Türkiye’nin enerji dönüşümünde başarılı bir ivme yakaladığını, artık sıranın şebeke ve esneklikte olduğunu anlatan Bağ, Türkiye’nin şebeke yatırımlarında yeni bir döneme girdiğini söyleyerek “İletim altyapısına yönelik büyük ölçekli yatırımlar ve Dünya Bankası finansmanı, yenilenebilir enerjinin sisteme entegrasyonu ve enerji arz güvenliği açısından kritik bir eşiği işaret ediyor. Şebeke dönüşümü, enerji dönüşümünün ön koşulu haline geldi. Gerçekleşen depolama kapasitesi hedeflenenin gerisinde ve şebeke güvenliği için depolama yatırımlarının hızlanması gerekiyor. Uluslararası finansman, dönüşümün hızını belirleyecek. Dünya Bankası başta olmak üzere uluslararası kaynaklara erişim, Türkiye’nin enerji dönüşüm hedeflerine ulaşmasında maliyetleri düşüren ve yatırım güvenini artıran kilit bir rol üstleniyor” diye konuştu. Elektrikli araç sayısındaki hızlı artış, sadece otomotiv sektörünü değil, enerji altyapısını da doğrudan etkiliyor. Şarj talebinin büyümesi, dağıtım şebekelerinde yeni operasyonel baskılar yaratırken, bazı bölgelerde dengesizlik riskini artırıyor. Bu nedenle şarj istasyonlarının şebeke üzerindeki etkisini yönetebilmek için altyapı yatırımlarının yanı sıra esneklik odaklı çözümler kritik hale geliyor. Akıllı şarj uygulamalarıyla elektrikli araç şarjının “kontrol edilebilir bir yük” olarak ele alınması, talebin gün içine dengeli yayılmasını ve şebeke üzerindeki baskının azaltılmasını mümkün kılıyor. ENERJİ VERİMLİLİĞİ: EN UCUZ VE HIZLI ÇÖZÜM Toplantıda enerji verimliliği, enerji dönüşümünün en kritik bileşenlerinden biri olarak öne çıktı. Elektrik ve doğal gazda sübvansiyonların kademeli olarak azaltılmasının, piyasa temelli fiyatlandırmaya geçişi hızlandırarak verimlilik ve dağıtık üretim yatırımları için güçlü bir teşvik yaratacağı ifade edildi. Bu süreçte kırılgan grupların korunmasının önemli olduğu, alınacak önlemlerin yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği çözümleriyle desteklenmesi gerektiği, enerji dönüşümünün sosyal açıdan adil ve sürdürülebilir şekilde ilerlemesine katkı sağlayacağı anlatıldı. Bağ, Türkiye’nin enerji verimliliğinde doğru yolda olduğunu ancak hızlanması gerektiğini belirterek “Talep yönetilmeden arz güvenliğinin sağlanması mümkün değil. SHURA Net Sıfır Karbon Yol Haritası’na göre Türkiye’de sanayi başta olmak üzere son kullanım sektörlerinde yapısal dönüşüm, enerji verimliliği uygulamaları ve yenilenebilir enerji ile elektrifikasyon sayesinde 2053’te yüzde 200’ün üstünde ekonomik büyüme sağlanırken birincil enerji tüketiminin 2020 seviyesine kadar geriletilmesi mümkün. Sanayideki dönüşüm ise verimlilik artışı, teknoloji seviyesi yükseltilmiş üretim ve yüksek katma değer sayesinde Türkiye’nin büyürken enerji talep artışını sınırlamasını, aynı zamanda karbonsuzlaşma ve uluslararası rekabet gücünü birlikte güçlendirmesini sağlayabilir” şeklinde konuştu ELEKTRİFİKASYON: DÖNÜŞÜMÜN EN AZ KONUŞULAN BAŞLIĞI Enerji dönüşümü sadece elektriğin nasıl üretildiğiyle değil, nerelerde ve nasıl kullanıldığıyla da ilgili. Bugün Türkiye’de elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı yaklaşık yüzde 20 seviyesinde ve ulaştırma ile ısıtma-soğutma, büyük ölçüde fosil yakıtlara dayanmayı sürdürüyor. Oysa sanayide elektrikli prosesler, binalarda ısı pompaları ve ulaştırmada elektrikli araçlar gibi çözümlerle ilerleyen temiz elektrifikasyon, fosil yakıt kullanımını doğrudan azaltma potansiyeli taşıyor. Türkiye’nin 2053 hedefi, elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının yüzde 56’ya çıkarılması. Ancak 2018’den bu yana bu oranın neredeyse hiç değişmemiş olması, dönüşümün bundan sonra odağını son kullanım sektörlerinin belirleyeceğine işaret ediyor. Elektrifikasyonun Türkiye’de enerji ithalatından kaynaklanan cari açığın azaltılması ve arz güvenliğinin güçlendirilmesi için kritik önemde olduğunu söyleyen Bağ, şu değerlendirmede bulundu: “Elektrik üretiminde dönüşüm görünür hale geldi, ancak asıl potansiyel son kullanımda. Sanayi, binalar ve ulaştırma sektörleri için net hedefler ve yol haritaları belirlenmeden, üretimdeki başarıyı tüm sisteme yaymamız mümkün değil. 2053 hedeflerine ulaşmak için elektrifikasyonu, enerji verimliliği ve şebeke esnekliğiyle birlikte düşünmemiz gerekiyor.” AB İLE TİCARETTE YENİ DÖNEM Avrupa Yeşil Mutabakatı yükümlülüklerinin ticari bariyerlere dönüştüğü bu dönemde, Türkiye ulusal karbon fiyatlandırma mekanizmalarını yasal ve kurumsal bir zemine oturtma konusunda adımlar atıldığını anlatan Bağ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin iklim politikalarındaki en somut ve bağlayıcı adım, uzun süredir taslak aşamasında olan ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran İklim Kanunu’nun yasalaşması oldu. İklim Kanunu ile Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) için gerekli hukuki temel sağlandı, AB ile ticari entegrasyonun sürdürülebilirliği güvence altına alınmaya çalışıldı. Kanun, Türkiye’nin taraf olduğu Paris Anlaşması kapsamındaki ulusal katkı beyanlarını uluslararası bir taahhüt olmaktan çıkarıp iç hukukun bağlayıcı bir parçası haline getirdi.” Bununla birlikte, söz konusu gelişmelere rağmen 2025’te enerji arz güvenliği gerekçesiyle fosil yakıt yatırımları devam etti. Yerli kömürle çalışacak yeni santrallerin 2045 yılına kadar alım garantisi rejimine dahil edilmesi de önemli riskler arasında. COP31, TÜRKİYE İÇİN FIRSAT Selahattin Hakman, Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31’in, küresel iklim rejiminin zayıfladığı bir dönemde güvenin yeniden inşası için kritik bir buluşma olacağına işaret etti: “COP31, zayıflayan küresel iklim rejiminde güvenin yeniden inşası için kritik bir buluşma olacak. Türkiye, bu zirveyle yalnızca ev sahibi değil; finansman, teknoloji ve ticaretin kesiştiği yeni iklim diplomasisinde etkin bir aktör olma fırsatına sahip olacak.” COP31’i Türkiye açısından enerji dönüşümü ve iklim politikalarında bölgesel ve küresel liderlik için önemli bir fırsat olarak değerlendiren Alkım Bağ, zirvenin uluslararası finansman ve teknoloji iş birlikleri için yeni kapılar açacağını belirtti. Bağ, şeffaflık ve politik tutarlığın öne çıkacağı COP31’de söylemlerden çok somut eylemlerin belirleyici olacağını vurgulayarak, 2026’nın Türkiye’nin iklim politikalarında ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde hazırlıktan uygulamaya geçilen tarihi bir dönüm noktası niteliği taşıdığını ifade etti. SHURA 2026 Öngörüleri Yenilenebilir Enerji: İvme Korunmalı 2035 hedeflerine ulaşmak için her yıl ortalama 8 GW güneş ve rüzgar kapasitesi devreye girmeli. Yatırımlar bir miktar daha hızlanmalı.Güneş ve rüzgar yatırımlarındaki yüksek ivmenin 2026’da da sürmesi bekleniyor. Ancak lisanssız üretim tarafında yaşanan şebeke kısıtları güneş enerjisindeki büyümeyi frenleyebilir. Bunun öztüketim amaçlı kapasite tahsisleriyle telafi edilmesi planlanıyor. Depolamalı yenilenebilir ve hibrit santraller yaygınlaşarak sistem esnekliğini artıracak. Denizüstü rüzgar (offshore) enerjisinde daha somut gelişmeler beklenebilir (2035 hedefi: 5 GW). Süper izin mekanizması, yatırım süreçlerini hızlandıran kritik bir araç olarak yakından izlenecek.Yatırımcı güveni, öngörülebilirlik ve takvim disiplini kritik. Şebeke Modernizasyonu ve Esneklik: Piyasanın Yeni Anahtarı Yenilenebilirdeki yatırım hızı, şebeke yatırımlarının ölçeği ve zamanlamasına bağlı.Bataryalar kritik; ancak tek başına yeterli değil. Tüm esneklik seçenekleri birlikte ele alınmalı.Batarya yatırımları 2026’da ölçülebilir biçimde devreye girmeye başlayacak. Piyasa tasarımında esnekliği ödüllendiren bir yapıya doğru geçiş hızlanacak.Dağıtım şebekesinin modernizasyonu 2026’nın kritik başlığı. Şebeke yönetimi, veri merkezleri ve yeni yoğun tüketim alanlarıyla daha karmaşık hale gelecek. Enerji ve İklim Politikalarında “Uygulama Yılı” Ulusal ETS pilot uygulaması fiilen başlayacak.Enerji dönüşümü, sanayi ve ticaret politikalarını daha güçlü biçimde şekillendirecek.Kritik mineraller, yerli değer zinciri ve tedarik güvenliği stratejik öncelik haline gelecek. Elektrifikasyon Son kullanım sektörleri için kısa-orta-uzun vadeli hedefler belirlenmeli ve yol haritaları hazırlanmalı.Elektrifikasyon teknolojilerinin yaygınlaşması için net teşvik ve düzenlemeler gerekli.Sanayi, binalar ve ulaştırma öncelikli alanlar. Kömürden Aşamalı Çıkış Planı ve Adil Geçiş Yerli kömür ve kapasite mekanizması, arz güvenliği-karbonsuzlaşma dengesini yeniden gündeme taşıyacak.Kömür bölgeleri için adil geçiş planlarının hazırlanması kritik.Arz güvenliği gerekçesiyle alınan fosil yakıt kararları, net sıfır hedefiyle daha dikkatli dengelenmeli. Geçici çözümler kalıcı kilitlenme riski yaratıyor. Finansman Net sıfır karbon hedefine ulaşmak için yıllık yatırım tutarının geçmiş dönemdeki enerji yatırımları ortalamasının 2,5 katına ulaşması gerekli.Sadece elektrik sektörünün karbonsuzlaşması için 2053 yılına kadar yılda ortalama 15 milyar dolar yatırıma ihtiyaç var. Bu tutar, uluslararası erişilebilir kaynak potansiyelinin binde 5’ine denk geliyor. Bu noktada özellikle uluslararası kaynaklara erişimi ve kaynak çeşitliliğini artıracak, koordinasyonu sağlayacak merkezi bir yapılanmanın oluşturulması önemli (İklim Bankası). Alternatif finansman araçlarının yaygınlaşması bekleniyor: Yeşil tahviller, re-finansman, sermaye iştirakleri gibi banka dışı finansal kuruluşların aktif olacağı finansman araçları, YETA’lar… Güven veren yatırım ortamı, öngörülebilir ve şeffaf bir piyasa gerekiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

COP31 Ev Sahipliği, Türkiye’nin Enerji Dönüşümünde Stratejik Bir Aşama Haber

COP31 Ev Sahipliği, Türkiye’nin Enerji Dönüşümünde Stratejik Bir Aşama

TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erden “Bu önemli organizasyonun rüzgar enerjisi sektörüne ve Türkiye’nin temiz enerji hedeflerine büyük katkı sağlayacağına inanıyoruz.” dedi. Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasında iklim politikası alanında son dönemde kaydettiği gelişmeler belirleyici oldu. Türkiye’nin yeni Ulusal Katkı Beyanı (NDC) geçtiğimiz günlerde yayımlanarak güncellenmiş; 2030 yılına yönelik karbon emisyon projeksiyonu güçlü şekilde aşağı yönlü revize edilmişti. Buna göre Türkiye, 2030 yılı için öngörülen emisyon artışından %41’e kadar azaltım taahhüt etmiş ve 2030 yılına ilişkin hedef değerini yaklaşık 500 milyon ton CO₂e seviyesine çekmiştir. Bu gelişme, Türkiye’nin iklim değişikliği alanında atmakta olduğu adımların uluslararası arenada karşılık bulduğunu göstermektedir. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından açıklanan 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi ve 2035 Yenilenebilir Enerji Yol Haritası, COP31 sürecinin temel politika eksenlerini oluşturacaktır. 2022 yılından bu yana yenilenebilir enerji projelerinin lisanssız üretim, YEKA mekanizması ve diğer yatırım modelleri ile desteklenmesi; rüzgar enerjisi sektörünün tedarik zincirinden sanayisine kadar güçlenmesi; ve Türkiye’nin 15 GW’a yaklaşan rüzgar kurulu gücü, Türkiye’yi Avrupa'nın önde gelen üretim merkezlerinden biri haline getirmiştir. COP31, bu birikimin küresel ölçekte tanıtılması ve yatırım fırsatlarının genişlemesi açısından stratejik bir eşiktir. İKLİM POLİTİKASINDA SON GELİŞMELER COP31 SÜRECİNİ GÜÇLENDİRİYOR Türkiye’nin COP31'e ev sahipliği yapmasında iklim değişikliği alanında yürütülen hazırlıkların ve politika dönüşümünün önemli bir etkisi bulunmaktadır. Bu kapsamda, Yeni Ulusal Katkı Beyanı’nın yayımlanması, T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın çalışmalarıyla yürürlüğe giren iklim kanunu ve buna bağlı olarak İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından uygulanacak ulusal ve yerel eylem planları, sera gazı azaltımı ve karbon fiyatlama faaliyetleri, Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) çalışmalarının hızlanması, CBAM uyumu ve yeşil dönüşüm finansman mekanizmalarının çeşitlenmesi Türkiye’nin uluslararası iklim politikalarındaki konumunu güçlendirecektir. RÜZGAR ENERJİSİ DEĞER ZİNCİRİ VE 2035 YOL HARİTASI Türkiye’nin 2035 Yenilenebilir Enerji Planı doğrultusunda geliştirilen çerçeve, rüzgar enerjisinin enerji dönüşümündeki kritik rolünü ortaya koymaktadır. Türkiye’de türbin kuleleri, kanatları, jeneratörleri ve diğer ekipmanların üretildiği güçlü bir sanayi altyapısı bulunmaktadır. COP31, bu değer zincirinin uluslararası yatırımcılar ve karar vericiler tarafından daha yakından tanınmasını sağlayacak benzersiz bir fırsat sunmaktadır. Deniz üstü (offshore) rüzgar enerjisi özelinde ise konferans, daha çok gerekli teknoloji, finansman ve düzenleme modellerinin tartışılacağı stratejik bir vitrin niteliği taşıyacak. Bu alanda Türkiye’nin potansiyelinin uluslararası paydaşlarla değerlendirilmesi bekleniyor. ENERJİ DÖNÜŞÜMÜNDE POLİTİKA VE PİYASA GELİŞİMİ Tüm dünyada hızlı bir dönüşümden geçen enerji piyasaları açısından yenilenebilir enerji yatırımlarının ölçeklenmesi ve düşük karbonlu sanayi dönüşümünün desteklenmesi kritik önem taşımaktadır. COP31’in Türkiye’de düzenlenecek olması, enerji sektöründe; yeşil dönüşüm politikalarının güçlenmesi, finansman kaynaklarının çeşitlenmesi ve emisyon azaltım hedeflerinin daha somut bir çerçeveye oturması gibi alanlarda önemli etkiler yaratacaktır. Türkiye’de son dönemde gelişen rüzgar enerjisi değer zinciri, yerli üretim kapasitesi ve ihracat potansiyeli ile bu dönüşümün temel yapı taşlarından birini oluşturmaktadır. COP31, TÜRKİYE’NİN ENERJİ DÖNÜŞÜMÜNÜN TEMEL UNSURU COP31’in Türkiye’de düzenlenmesiyle birlikte, yenilenebilir enerji ve rüzgar enerjisi yatırımlarının hızlanması beklenmektedir. TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erden, COP31’in önemine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “COP31’in ülkemizde düzenlenecek olması, Türkiye’nin enerji dönüşümündeki kararlılığını uluslararası arenaya güçlü biçimde taşıyan tarihi bir adımdır. 2053 Net Sıfır Emisyon hedefimiz, yeni Ulusal Katkı Beyanı’mız ve 2035 Yenilenebilir Enerji Yol Haritası ile uyumlu şekilde gelişen rüzgar enerjisi sektörümüz COP31 sayesinde uluslararası yatırımcılar tarafından daha görünür hale gelecektir. TÜREB olarak bu sürece katkı sunmaya ve Türkiye’nin enerji dönüşümünü hızlandıracak iş birliklerini desteklemeye hazırız.” TÜRKİYE’NİN TEMİZ ENERJİ GELECEĞİNE YÖN VEREN BİR SÜREÇ COP31’in Türkiye’ye önemli kazanımlar sağlaması beklenmektedir. Konferansın hazırlık süreci, enerji arz güvenliğinden sanayinin karbonsuzlaşmasına; teknoloji transferinden uluslararası iş birliklerine kadar geniş bir yelpazede yeni fırsatlar oluşturacaktır. Türkiye’nin rüzgar enerjisi ekosistemi de bu süreçte güçlü bir şekilde konumlanacaktır.

İklim Değişikliği Başkanlığı'ndan Almanya’ya Çalışma Ziyareti Haber

İklim Değişikliği Başkanlığı'ndan Almanya’ya Çalışma Ziyareti

GIZ iş birliğiyle düzenlenen, Türkiye’nin ETS tasarımı ve uygulama sürecine teknik katkı sağlamak amacıyla planlanan toplantıda, Almanya’nın emisyon ticareti sistemi yerinde incelendi. Ziyaretin ilk durağında, heyet Berlin’deki Almanya Emisyon Ticareti Otoritesi (DEHSt) yetkilileriyle bir araya geldi. Görüşmelerde, Türkiye’de hazırlıkları devam eden TR ETS ve temmuz ayında yürürlüğe giren İklim Kanunu hakkında bilgi verildi. DEHSt uzmanları, ücretsiz tahsisat metodolojileri, benchmarking uygulamaları ve izleme planları konularındaki deneyimlerini paylaştı. Gerçekleştirilen teknik oturumlarda, karşılıklı değerlendirmeler ve soru-cevap bölümleri aracılığıyla kapsamlı bir bilgi alışverişi yapıldı. ICAP Toplantısında Küresel Gelişmeler Ele Alındı Programın ikinci aşamasında heyet, Uluslararası Karbon Eylem Ortaklığı (ICAP) toplantısına katıldı. Toplantıda, küresel karbon piyasalarındaki güncel durum, tahsisat yaklaşımları ve AB ETS 2 kapsamındaki son gelişmeler ele alındı. Bununla birlikte GIZ’in Türkiye ile IKI finansmanı kapsamında yürüttüğü mevcut ve planlanan projeler hakkında bilgilendirme yapıldı. Türkiye heyeti, ETS ve İklim Kanunu sürecine ilişkin gelişmeleri paylaştı. Leipzig’de EEX ile Piyasa Altyapısı Görüşüldü Ziyaretin son durağında, heyet Leipzig’deki Avrupa Enerji Borsası (EEX) yetkilileriyle görüştü. Toplantılarda, AB ETS’deki açık artırma (birincil) ve spot (ikincil) karbon piyasalarının işleyişi değerlendirildi. Görüşmelerde ayrıca, Türkiye ETS kapsamında geliştirilebilecek piyasa altyapısı ve olası iş birliği alanları ele alındı. İklim Değişikliği Başkanlığı, Türkiye’de kurulacak olan Emisyon Ticaret Sistemi ile ilgili dünyadaki iyi uygulama örneklerini yerinde inceliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜRKÇİMENTO Akademi Yeşil Dönüşüm Yolunda Sektörü Ankara’da Buluşturdu Haber

TÜRKÇİMENTO Akademi Yeşil Dönüşüm Yolunda Sektörü Ankara’da Buluşturdu

TÜRKÇİMENTO öncülüğünde, Aşkale Çimento ve Oyak Çimento’nun ana sponsorluğunda, Cemtech Global Mühendislik ve Onbiron Endüstriyel Kimyasallar etkinlik sponsorluğunda gerçekleşen toplantı, sektörün farklı alanlarından 200’ün üzerinde uzmanın katılımıyla iki gün boyunca sürdü. Etkinliğin ilk günü, “LC3 Bilgilendirme Günü” kapsamında dünyaca ünlü çimento kimyası uzmanı Prof. Karen Scrivener ve ekibi, kalsine kil ve çimentomsu malzeme üretimindeki rolü, karbon emisyonlarının azaltılmasına katkısı ve Türkiye’nin bu alandaki potansiyeli üzerine kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. “Kalsine kil, sektörün yeşil dönüşümünde stratejik bir dönüm noktası” TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, açılış konuşmasında sektörün dönüşüm yolculuğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Çimento sektörü, karbon salımlarının azaltılması ve sürdürülebilir üretim hedefleri doğrultusunda dönüşümünü hızla sürdürüyor. Kalsine kil, bu dönüşümde kritik bir dönüm noktası. Bugün burada bilgi paylaşımının yanı sıra ortak bir yol haritası oluşturmak üzere bir aradayız. Çimento sektörünün geleceğini şekillendirecek başlıkları ele almak açısından bu toplantı büyük önem taşıyor. Ayrıca dünya çapında kanaat önderi olan Prof. Karen Scrivener’i ülkemizde ağırlamak bizim için büyük bir gurur.” Karen Scrivener: “Türkiye, LC3 teknolojisiyle düşük karbonlu üretimde büyük bir potansiyele sahip” Ecole Polytechnique Fédérale de Lausanne (EPFL) Üniversitesi’nden Prof. Karen Scrivener ise Türkiye’nin kalsine kil alanında önemli fırsatlara sahip olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu: “Türkiye, sahip olduğu doğal kil kaynakları ve güçlü çimento üretim altyapısıyla LC3 teknolojisinin uygulanması için çok uygun bir ülke. Bu dönüşüm, hem karbon emisyonlarını önemli ölçüde azaltabilir hem de sektörün rekabet gücünü artırır.” Toplantının ikinci gününde ise katılımcılar, karbon düzenlemeleri, iklim kanunu, emisyon ticaret sistemi, sürdürülebilirlik raporlaması, hammadde temini, alternatif yakıt ve enerji kullanımı, dijitalleşme ve yapay zeka gibi öncelikli başlıklarda bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Gün sonunda, katılımcıların görüşlerinden oluşan bir değerlendirme raporu hazırlanarak sektörle paylaşılmak üzere derlendi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin İlk ve Tek Karbon Piyasaları Kongresi’nde Önemli Açıklamalar Haber

Türkiye’nin İlk ve Tek Karbon Piyasaları Kongresi’nde Önemli Açıklamalar

Bu kapsamda Türkiye’nin ilk ve tek Karbon Piyasaları etkinliği olan Karbon Piyasaları Kongresi 19. EIF Enerji Dönüşümü Fuarı ile eş zamanlı düzenlendi. CLA Partners Kurucu Ortağı Av. Çiğdem Dilek yaptığı açılış konuşmasında iklim kanunu ile başlayan bu yeni dönemin Türkiye'nin karbon piyasalarına bölgesel bir merkez haline gelmesi için önemli bir adım olduğunu vurguladı… Türkiye’nin Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) yolculuğunda atılan somut adımlar, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın ayrılmaz parçası olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ve Paris Anlaşması’nın 6. Maddesi kapsamındaki uluslararası karbon iş birlikleri gibi başlıklar artık yalnızca politika belgelerinde değil, iş dünyasının stratejik planlarında ve yatırım kararlarında da yer buluyor. İklim krizinin etkileri günümüzde sadece uzak coğrafyalarda değil, kentlerin taşan derelerinde, tarım alanlarında değişen mevsim döngülerinde ve enerji altyapıları dayanıklılığında hissediliyor. Bu yeni dönemde karbon piyasaları, yalnızca bir çevre aracı değil; aynı zamanda ekonomik dönüşümün ve rekabetçiliğin en önemli bileşenlerinden biri haline geliyor. İKLİM KANUNU KARBON FİYATLANDIRMASININ ÜLKEMİZE DE GELECEĞİNİN RESMİ İLANI Türkiye’nin ilk ve tek karbon piyasaları etkinliği olan Karbon Piyasaları Kongresi’nde açılış konuşmasını yapan CLA Partners Kurucu Ortağı Av. Çiğdem Dilek: “Hepinizin bildiği gibi, bu yıl yürürlüğe giren Türkiye'nin ilk iklim kanunu karbon piyasaları açısından bir milat niteliğinde ve ulusal emisyon ticaret sisteminin çerçevesini oluşturuyor. Kanun, şirketlere emisyon raporlama ve azaltım yükümlülükleri getiriyor. Karbon fiyatlandırılmasının artık ülkemizde de resmen geleceğini iklim kanunu ilan ediyor. Bu gelişime yalnızca çevre politikalarıyla sınırlı bir değişim değil. İhracatı da etkileyebilecek bir gelişim olduğundan, aslında artık bir finansman modelinin de ortaya çıkmasına olanak sağlayacak bir gelişme ve yeni ekonomik paradigmaları da etkileyeceğini düşünüyoruz. CLA Partners olarak biz müvekkillerimizin bu yeni sistemde risklerini öngörebilmeleri, yükümlülüklerini doğru yönetebilmeleri ve fırsatlardan yararlanabilmeleri için yanlarında olmayı bir görev biliyoruz. Karbon piyasaları Paris anlaşmasının altıncı maddesi, sınırda karbon düzenlemeleri I-REC sertifikaları ve SAF gibi yenilikçi yaklaşımlar sayesinde hem iklim hedeflerine hem de yeni yatırım fırsatlarına kapı aralıyor. Biz inanıyoruz ki iklim kanunu ile başlayan bu yeni dönem Türkiye'nin karbon piyasalarına bölgesel bir merkez haline gelmesi için büyük bir fırsat. Buradaki tartışmalar da bu ortamın sağlanması için çok güzel bir ortam olacağına inanıyoruz ve yeni gelişmelerine ışık tutacağına inanıyoruz. Bu kongrede; gönüllü karbon piyasalarında bütünlük ve büyüme, sınırda karbon düzenlemelerinin ticarete etkisi, I-REC sertifikaları, havacılıkta SAF kullanımı ve daha pek çok başlıkta akademi, kamu ve özel sektörün değerli temsilcilerinden önemli katkılar dinleyeceğiz. Biz CLA Partners olarak bu tartışmaların ülkemizin yeşil dönüşümüne katkı sağlayacağına uluslararası karbon piyasalarında güçlü bir oyuncu olmamıza olanak tanıyacağına inanıyoruz. Hep birlikte daha sürdürülebilir ve daha rekabetçi bir Türkiye için çalışıyoruz. Biz de CLA Partners Hukuk Bürosu olarak işin daha çok hukuki tarafında sözleşmelerin yapılmasında önemli müvekkillerimize gerekli hukuki raporlamaları yapılmasında katkı sağlıyoruz” dedi. Karbon Piyasaları Kongresi’nde; Gönüllü Karbon Piyasasında Bütünlük ve Büyüme, Türkiye’nin ETS Yolculuğu ve İklim Kanunu, Sınırda Karbon Düzenlemesinin Uluslararası Ticaret Üzerine Etkileri, Paris Anlaşması Madde 6-İş Birlikçi Yaklaşımlar ve Sertifikasyon, Corsia ve Havacılıkta Karbon Piyasalarının Rolü, Yek-G, I-Rec ve Diğer Yenilenebilir Enerji Sertifika Piyasalarının Geleceği başlıkları sektörün profesyonel isimleri ile istişare edilerek değerlendirmelerde bulunuldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim Kanunu: Türkiye'nin Yeşil Dönüşüm Yolculuğunda Dönüm Noktası mı, Yeni Riskler mi? Haber

İklim Kanunu: Türkiye'nin Yeşil Dönüşüm Yolculuğunda Dönüm Noktası mı, Yeni Riskler mi?

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), iklim değişikliğiyle mücadelede ülkenin yol haritasını çizecek tarihi bir adım atarak İklim Kanunu Teklifi'ni kabul etti. Bu yeni kanun, Türkiye'nin 2053 net sıfır emisyon hedefini yasal zemine oturtmasıyla büyük önem taşıyor. Enerjiden sanayiye, ulaşımdan tarıma kadar birçok sektörü derinden etkileyecek olan kanun, ülkenin yeşil dönüşüm sürecinde iddialı hedefler belirlerken, beraberinde bazı riskleri ve uygulama zorluklarını da getiriyor. İklim Kanunu Neler Getiriyor? Yeni İklim Kanunu, Türkiye'nin iklim politikalarını güçlendirmeyi ve uluslararası taahhütlerini yerine getirmeyi hedefleyen çeşitli mekanizmalar ve düzenlemeler içeriyor: 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi Yasal Zemin Kazandı: Türkiye, Paris Anlaşması kapsamında belirlediği 2053 net sıfır emisyon hedefini bu kanunla yasal bir zorunluluk haline getirdi. Bu, tüm sektörlerin bu hedefe ulaşmak için adımlar atması gerektiği anlamına geliyor. Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) Hazırlığı: Kanun, AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi uygulamalara uyum sağlamak amacıyla bir Emisyon Ticaret Sistemi'nin (ETS) kurulması için yasal altyapıyı oluşturuyor. Bu sistemle şirketler, karbon emisyonları için ödeme yapmak veya emisyon izinleri satın almak zorunda kalabilirler. Ulusal İklim Değişikliği Stratejisi ve Eylem Planları: Kanun, emisyon azaltım hedeflerine ulaşmak için ulusal ve sektörel düzeyde stratejilerin ve eylem planlarının hazırlanmasını zorunlu kılıyor. Bu planlar, hangi sektörlerin ne kadar emisyon azaltımı yapacağını ve hangi teknolojilere yatırım yapılacağını belirleyecek. İklim Değişikliği Başkanlığı'nın Güçlendirilmesi: İklim politikalarının koordinasyonu ve uygulanması için ilgili kamu kurumlarının yetkileri ve kapasiteleri artırılacak. Yeşil Finansman ve Teşvikler: Kanun, yeşil projelere ve düşük karbon teknolojilerine yönelik finansman mekanizmalarının ve teşviklerin geliştirilmesinin önünü açıyor. Riskler ve Uygulama Zorlukları Neler? İklim Kanunu, büyük fırsatlar sunsa da, beraberinde önemli riskleri ve uygulama zorluklarını da barındırıyor: Ekonomik Yük ve Rekabet Gücü Kaybı Riski: Özellikle enerji yoğun sektörlerde faaliyet gösteren firmalar için emisyon azaltım hedefleri ve ETS maliyetleri ek yük getirebilir. Bu durum, yeterli destek ve teşvik mekanizması olmadan bazı sektörlerde rekabet gücü kaybına yol açabilir. Küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ'ler) bu dönüşüm maliyetlerini karşılamakta zorlanabilir. Yetersiz Finansman: Yeşil dönüşüm için milyarlarca dolarlık yatırım gerekiyor. Uluslararası ve ulusal yeşil finansman kaynaklarına erişim, kanunun hedeflerine ulaşmasında kritik önem taşıyor. Yetersiz finansman, hedeflerin kağıt üzerinde kalmasına neden olabilir. Teknolojik Dönüşüm ve Kapasite: Düşük karbon teknolojilerine geçiş, Ar-Ge yatırımları ve teknolojik altyapının güçlendirilmesini gerektiriyor. Bu alanda yetersiz kapasite veya uzman eksikliği, dönüşüm sürecini yavaşlatabilir. Sektörler Arası Adaletsizlik: Emisyon azaltım yükünün sektörler arasında adil dağıtılması büyük önem taşıyor. Bazı sektörlerin (örneğin kömüre dayalı enerji santralleri) dönüşümü diğerlerinden daha maliyetli ve zorlu olabilir. SKDM'ye Uyum ve İhracatın Etkilenmesi: Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile uyum süreci, ihracatçı firmalar için önemli bir eşik. Kanun, bu uyumu sağlamayı amaçlasa da, sürecin doğru yönetilememesi Türk ihracatının olumsuz etkilenme riskini taşıyor. Sosyal Etkiler: Fosil yakıtlara dayalı sektörlerde yaşanabilecek dönüşüm, istihdamda değişimlere yol açabilir. Bu geçişin sosyal etkilerinin iyi yönetilmesi, yeni iş alanlarının yaratılması ve iş gücünün yeşil ekonomiye adapte edilmesi gerekiyor. İklim Kanunu, Türkiye'nin iklimle mücadeledeki kararlılığını gösteren bir adım. Ancak başarısı, belirlenen hedeflere ulaşmak için uygulanacak somut politikaların etkinliğine, sağlanacak finansman ve teşviklere, sektörlerin dönüşümüne verilecek desteğe ve kapsayıcı bir geçiş sürecinin yönetilmesine bağlı olacak. Türkiye'nin bu büyük dönüşümde hem çevresel faydaları yakalaması hem de ekonomik ve sosyal riskleri en aza indirmesi kritik önem taşıyor.

Meclis'te İklim Mesaisi Başlıyor: Cezalar Ağırlaşıyor, Yeşil Dönüşümün Temelleri Atılıyor Haber

Meclis'te İklim Mesaisi Başlıyor: Cezalar Ağırlaşıyor, Yeşil Dönüşümün Temelleri Atılıyor

lk dört maddesi kabul edilen tarihi nitelikteki kanun teklifi, Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadelesine yasal bir çerçeve çizerek, önemli düzenlemeleri hayata geçirmeyi hedefliyor. Teklife göre, iklim değişikliğinin etkilerini yerelde koordine etmek amacıyla her ilde vali başkanlığında İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu oluşturulacak. Ülkenin sera gazı emisyonlarının azaltılması ise Ulusal Katkı Beyanı, net sıfır emisyon hedefi ve yeni kurulan İklim Değişikliği Başkanlığı'nın strateji ve eylem planları doğrultusunda şekillenecek. İklim Değişikliği Başkanlığı'na Geniş Yetkiler Kanun teklifiyle birlikte kurulacak olan İklim Değişikliği Başkanlığı, iklim mücadelesinde merkezi bir rol üstlenecek. Başkanlık, ulusal, sektörel ve tematik raporlar hazırlayacak, yeşil dönüşümü teşvik edecek mekanizmalar geliştirecek ve Türkiye Yeşil Taksonomisi'ni hayata geçirecek. Ayrıca, ithal edilen malların içerdiği sera gazı emisyonlarını ele almak üzere Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın kurulmasının önü açılacak. Emisyon Ticaret Sistemi Geliyor, İzin Zorunlu Hale Geliyor Teklifin en dikkat çekici maddelerinden biri ise İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından kurulacak olan Emisyon Ticaret Sistemi (ETS). Bu sistemle birlikte, Karbon Piyasası Kurulu ulusal tahsisat planını onaylayacak ve ETS piyasasında ücretsiz emisyon tahsisatlarının dağıtımına karar verecek. Doğrudan sera gazı emisyonlarına neden olan faaliyetleri yürüten işletmelerin ise İklim Değişikliği Başkanlığı'ndan sera gazı emisyon izni alması zorunlu hale gelecek. Bu düzenleme, büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının emisyonlarını kontrol altına alma ve azaltma yönünde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Sera Gazı Takibinde İhmale Ağır Cezalar İklim Kanunu Teklifi, sera gazı emisyonlarının takibi konusunda titiz bir yaklaşım sergiliyor. Doğrulanmış sera gazı emisyonu raporunu süresi içinde sunmayan işletmelere 500 bin TL'den 5 milyon TL'ye kadar ağır idari para cezaları uygulanacak. Ozon tabakasını incelten maddelerin kullanımı, ithalatı, ticareti ve piyasaya arzına da ciddi sınırlamalar ve cezalar getiriliyor. Bu maddeleri kullananlara 2,5 milyon TL, bu maddeleri içeren ürünlere bakım yapanlara 250 bin TL, etiketleme hükümlerine uymayanlara ise 120 bin TL idari para cezası kesilecek. Florlu sera gazlarına ilişkin kurallara aykırı davrananlara da benzer şekilde 2,5 milyon TL ceza ve hidroflorokarbon kontrol belgesi verilmemesi gibi yaptırımlar öngörülüyor. Doğrulanmış yıllık sera gazı emisyon raporu bulunmayan işletmelere ise 1 milyon TL'den 10 milyon TL'ye kadar rekor düzeyde idari para cezası uygulanacak.

Gerçekçi hedeflere ulaşmak için İklim Kanunu önemli Haber

Gerçekçi hedeflere ulaşmak için İklim Kanunu önemli

İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar, Entegre Raporlama Derneği Türkiye’nin (ERTA) düzenlediği Webinara katıldı. İklim değişikliğinin etkileri ve TBMM Genel Kurula gelmesi beklenen İklim Kanunu hakkında konuşan İklim Değişikliği Başkanı Hasar, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir dönüm noktası olacak kanunun detayları ve Türkiye’nin sürdürülebilir geleceği üzerindeki etkileri hakkında katılımcılara bilgi verdi. ERTA Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Güler Aras’ın davetiyle düzenlenen ve 600’den fazla dinleyicinin katılım sağladığı webinarda konuşan Başkan Hasar, “Her kurum iklim değişikliği ile ilgili çalışmalar yapıyor, fakat fırtınada kaptansız bir gemi misali nereye gittiği belli değil. İşte İklim Kanunu ile koordinasyon sağlanacak. Bu yüzden gerçekçi hedeflere ulaşmak için İklim Kanunu önemli” dedi.  İklim kanunun neler getirdiğine değinen ve kamuoyunda konuşulan bazı endişelerin de yersiz olduğunu hatırlatan Başkan Hasar’ın konuşmasından bazı başlıklar şöyle; “İklim Kanunu özgürlükleri kısıtlayan bir kanun değil” İklim Kanunun çıkmasıyla toplumumuzda iklim bilinci artacak. İklim kanununda halka bir yaptırım yok. Kanunun çıkmasıyla ‘evlere kapatılacağız’, ‘kanun yasaklar koyacak’, ‘cezalar kesecek’, ‘gıda güvenliğimiz olmayacak’ gibi söylemler asılsızdır. İklim Kanunu’nda böyle bir şey elbette yoktur. İklim Kanunu özgürlükleri kısıtlayan bir kanun değil. Bu kanun organik tarımı zorunda kılan, su kaynaklarımızı korumayı zorunda kılan bir kanundur. Bizler gelecek nesillerimize daha güzel bir dünya bırakabilmek için çalışıyoruz. “Yeşil Büyüme bir kalkınma hamlesidir…” İklim Kanunu’nda adı geçen ‘Yeşil Büyüme’ sadece ağaç dikmek anlamına gelmiyor. Yeşil büyüme aslında bir kalkınma hamlesidir. İklim değişikliği ile mücadele edebilmemiz için sanayicilerimizin daha temiz teknolojilere geçişini hızlandırmamız gerekiyor. Yeşil Büyüme, işte burada önemli bir rol oynuyor. İmtiyazlı kredilere ulaşmak istiyoruz. Bu kapsamda yeşil taksonomi devreye giriyor. Bir yatırımcı yatırım yaparken yaptığı yatırımın yeşil, temiz ve çevreci bir yatırım olup olmadığını kanıtlaması gerekiyor. Hem ulusal hem de uluslararası finansal akışlarda yeşil taksonomi hesaplama yöntemi devreye girecek. İklim finansmanı ve teşvikler konusu da önemli. Bir teşvik mekanizması oluşturmaya çalışıyoruz. Yaptığımız projeler ile yurt dışından ciddi finansmanlar getiriyoruz. Böylelikle yerel yönetimleri hibeler ile destekliyoruz.  “İklim Kanunu ile koordinasyon sağlanacak” Yerel yönetimler ile ilgili yerel iklim değişikliği eylem planları olacak. Ülkemizin bütün kurumları, yerel yönetimler ve toplum olarak daha temiz, daha yaşanılabilir bir dünya için ortak hareket etmek durumundayız. Gelecek nesillere emanetimiz ancak daha yaşanabilir bir dünya olacaktır.

92 Kurumdan Ortak İklim Kanunu Talebi Haber

92 Kurumdan Ortak İklim Kanunu Talebi

Kampanyayı destekleyen kurumlar, mevcut tasarının halkın ve doğanın yararına olmadığını, aksine ticari çıkarları gözettiğini belirterek tasarının geri çekilmesini ve bilimi, iklim adaletini, toplumsal ortak faydayı gözetecek şekilde yeniden yazılmasını talep ediyor. "Ticaret Kanunu Değil, Gerçek Bir İklim Kanunu İstiyoruz!" Yaşam alanlarını savunan aktivistler ve sivil toplum kuruluşları, yeni İklim Kanunu tasarısının ekosistemleri ve toplumun geleceğini tehdit ettiğini vurguluyor. change.org/dogaiciniklimkanunu adresinde başlatılan kampanyanın açıklamasında, yasal düzenlemenin büyük şirketlerin çıkarları doğrultusunda hazırlandığı,ticari kaygılarla yürütülen her yasal değişikliğin, derelerin kurumasına, tarım arazilerinin yok edilmesine, bölgelerin ormansızlaştırılmasına, havanın kirletilmesine neden olduğu vurgulandı. "Havamız, suyumuz, toprağımız pazarlık konusu olamaz!" 92 kurum, söz konusu yasa tasarısının, iklim krizine neden olan tarım, enerji ve madencilik sektörlerinde mevcut politikaları değiştirmediğini, iklim krizinin yol açtığı afetlere karşı önlemler getirmediğini, ayrıca gençlerin gelecek hakkı, işçi hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve iklim adaleti konularında hiçbir güvence sunmadığını belirtiyor. Doğayı korumayan, toplumun taleplerini yok sayan bir düzenlemenin meşru kabul edilemeyeceğini belirten aktivistler, "Bizler, nefes alabileceğimiz ormanların, içebileceğimiz berrak suların, sağlıklı ve adil bir dünya sorumluluğunu hissediyoruz. Bu nedenle halkın katılımını içermeyen, tamamen şirketlerin çıkarlarına hizmet eden bir yasa tasarısını kabul etmiyoruz" diyerek tepki gösterdi. TBMM’ye sunulan İklim Kanunu tasarısıyla ilgili görüşler ise şöyle: Süheyla Doğan (Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği): “Kazdağları’nın yüzde 79’u metalik madencilik projeleri ile kaplanmış durumda. Böllgemizde; madencilik dışında 5 adet çalışan termik santral olmak üzere çok sayıda enerji projesi, Lapseki Savaştepe otoyolu, Çanakkale köprüsü gibi altyapı projeleri var. Bölgede endüstriyel tarım ve büyükbaş hayvancılık teşvik ediliyor ve ekoturizm adı altında aslında ikinci konut projeleri ile kırsal daha fazla betonlaştırılıyor. Tüm bu projelerin üst ölçekli ve bütüncül bir şekilde planlanmaması bölgemizdeki ekolojik yıkım tehdidini artırdığı gibi arazi kullanım değişikliği ile de iklim krizini besliyor. Dolayısıyla; enerji, madencilik, altyapı, tarım, turizm alanlarındaki mevcut yıkıcı politikalar değiştirilmeden, yalnızca karbon ticaretini önceleyen ve şirketlerin çıkarını koruyan bir iklim kanunu bizim kanunumuz olamaz. Bilim insanlarının görüşleri doğrultusunda, sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla, iklim adaletini önceleyen, şirketleri değil, doğayı ve yoksul halkı gözeten bir gerçek İklim Kanunu istiyoruz.” Kazım Yılmaz (Muğla Çevre Platformu): “Muğla'da eşsiz bir doğal yapıya, biyolojik çeşitliliğe, su varlıklarına ve yaşamsal öneme sahip olan ormanlar, tarım alanları, zeytinlikler, sulak ve denizel alanlar etkisini her geçen gün daha yakıcı bir şekilde yaşamakta olduğumuz iklim krizi ile mücadelede hayati öneme sahip. Aynı zamanda önemli birer karbon yutak alanı olan bu alanlar; termik santraller, madencilik faaliyetleri, aşırı yapılaşma, turizm ve konut projeleri ve endüstriyel tarım nedeniyle ciddi tehdit altında. Bu ekonomik ve ekolojik kriz ortamında acil ihtiyacımız olan gerçek bir İklim Kanunu; doğa korumacı ve ekokırımı suç olarak kabul eden bir yaklaşımı benimseyerek iklim krizinin baş sorumlusu fosil yakıta dayalı enerji üretiminden adil bir çıkış içermelidir. Fakat meclise gelen iklim kanunu teklifi bunun çok uzağındadır; emisyon azaltımını değil, emisyon ticaret sistemi kurmayı amaçlayan, iklimi değil, şirketlerin çıkarını önceleyen bu teklif iklim kanunu değil, ticaret kanunudur. Bu teklif meclis gündeminden geri çekilmeli, bilimsel temele oturan, iklim adaletini sağlayacak bir İklim kanunu demokratik, katılımcı ve şeffaf bir süreçle yeniden hazırlanmalıdır.” Mehmet Dalkanat (Elbistan-Afşin Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu):  “Kahramanmaraş’ta 40 yıldır kömürün gölgesinde yaşıyoruz. Bölgemizde tarım ve hayvancılık bitme noktasına geldi. Her gün kirli hava solumaya devam ediyoruz, doktorlar bizi ciğerlerimizden tanıyor artık. Şu anda Afşin-Elbistan’da yıllardır kirlilik saçan A kömürlü termik santraline yeni üniteler yapılması planlanıyor. Bölge halkıyla birlikte bu projeye dava açtık. Daha önce de buraya kurulmak istenen Afşin C termik santrali için dava açmıştık ve bilirkişiler projede kamu yararı görmemişti. İklim krizinin baş nedenlerinden biri olan kömürü hayatımızdan çıkarmadıkça gerçek bir İklim Kanunu’ndan nasıl bahsedebiliriz? Bölgemiz ve tüm Türkiye için yeniden tasarlanmış, ekosistemi ve halk sağlığını koruyan, adında geçtiği gibi gerçekten de iklim krizinin ekolojik ve toplumsal yönlerini önemseyen adil bir Kanun istiyoruz.”  Süleyman Eryılmaz (Ekoloji Birliği):  “Bugün Ekoloji Birliği'nin de içerisinde bulunduğu onlarca ekoloji örgütünün yaptığı ortak basın açıklamasında söylendiği gibi: Toprağı kazma sesleriyle, dereleri beton duvarlarla, ormanları rant projeleriyle boğmak isteyen büyük şirketlerin çıkarları için hazırlanmış bu kanun tasarısını hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Kanunun adı İklim Kanunu olmasına rağmen bu kanun sermaye gruplarının yararına yazılmış bir kanundur.  Gerçekte doğayı ve iklimi korumayı değil iklim krizini sermaye adına bir fırsata çevirmeyi hedeflemektedir. Ekoloji Birliği bileşenleri olarak katılımcılık ilkesiyle oluşturulmamış, bilimsel ve sosyolojik gerçeklere dayanarak kamu yararını ve ekolojik sistemi odağına almayan böyle bir kanunu asla kabul etmiyoruz/etmeyeceğiz. Birliğimiz, iklim krizini ortadan kaldırmaya yönelik somut hedefler içeren, toplumsal adaleti ve iklim adaletini önemseyen, kadın haklarını, işçi haklarını ve hayvan haklarını da içerecek gerçek bir İklim Kanununa yönelik çabasına ise devam edecektir.” Kübra Ayçiçek (Çevre Mühendisi): “Meclise sunulan İklim Kanunu tasarısı Türkiye’nin ilk kez bir İklim Kanununa kavuşacak olmasından dolayı olumlu bir gelişme gibi görülse de tasarının içeriği Kanunun amacıyla uyumlu değil. İklim krizi bilindiği gibi, sadece ekosistemin devamlılığını tehdit etmiyor, aynı zamanda ekonomiyi, toplumsal yaşamı ve adalet mekanizmasını da etkiliyor. Bilim ve teknik bizlerde bu krizin gerçekliği hakkında şüphe bırakmazken, bu krizin çözümüne yönelik oluşturulan mekanizmalar ise konuyu tüm yönleriyle ele alan bir ciddiyetten oldukça uzak bir şekilde işletiliyor. Kanun tasarısından anlıyoruz ki bu teklif aslında sera gazı emisyonlarının ticaretini düzenliyor, kirlilik alınıp satılabilen bir meta gibi gibi düşünülüyor. Örneğin, bu emisyonların ana kaynağı olan kömürün yerini ne zaman, neye, nasıl bırakacağı taslakta belirsiz. Öte yandan, Türkiye’nin emisyonlarını artıracak kömür projeleri ise hâlâ tasarlanmaya devam ediliyor. Bugün, Aliağa’dan, Afşin-Elbistan’dan, Kazdağları’ndan, Muğla’dan ise “kömürle yaşayamıyoruz” diyen halkın sesi yükseliyor. Baştan aşağı tüm sistemleriyle adil bir dönüşüm gerektiren bu süreç, yalnızca şirketlerin çıkarlarına odaklanırken, toplumsal faydanın, işçi ve kadın haklarının ve doğanın bütüncül olarak korunmasına yönelik politikalar barındırmıyor. Bilim ve tekniğin halkın ve tüm canlıların yararına kullanılması bir politikadır. Bu bakış açısından uzaklaşarak yapılan yasal düzenlemelerin hiçbirinin sivil toplum ve bilim insanları açısından bir tutarlılığı yoktur.”  İmzacı Kurumlar: 2017 Bodrum Yurttaş İnisiyatifi 29 Ekim Kadınları Derneği Kuşadası Şubesi Anadolu Müzik Kültürleri Derneği Altınoluk Kadın Dayanışması Antalya Gıda Topluluğu Ata Tohum Takas Derneği Ayvalık Kadın İnsiyatifi Ayvalık Koruma Girişimi Ayvalık Tabiat Derneği Ayvalık Tabiat Platformu Bakırtepe Çevre Platformu Balıkesir Çevre Platformu Bergama Çevre Platformu Bodrum Çevre ve Ekoloji Platformu Bodrum Kadın Dayanışma Derneği  Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi Burhaniye Çevre Platformu Büyük Menderes İnisiyatifi  Çanakkale Çevre ve Doğa Dernekleri Federasyonu Çeşme Yarımada Çevre Derneği  Dalyan Turizm, Kültür ve Çevre Koruma Derneği Datça Çevre ve Turizm Derneği Datça Demokrasi Platformu Deniz Yıldızı Kadın Dayanışma Derneği Didim Çevre Platformu Doğa Derneği Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği (DOĞADER) Doğanın Çocukları Dünya Mirası Adalar Edremit Çevre Sağlığı Doğayı Koruma Sosyal Yardımlaşma Derneği Ege Çevre ve Kültür Derneği Ege Çevre ve Kültür Platformu Ekoloji Birliği Ekoloji Birliği Kadın Meclisi Ekoloji Politik Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği  Elbistan-Afşin Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu Emekli Meclisleri Sendikası Çanakkale Şubesi Erciş Süphan Dağcılık, Doğa ve Ekoloji Derneği Eskişehir Okulu Dayanışma ve Araştırma Derneği Gaziantep Özgür Düşünce Derneği Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği Gökova Ekolojik Yaşam Derneği Güney Marmara Dayanışması Güzelbahçe Çevre ve Kültür Derneği Güllük Körfezi Koruma Platformu Gülpınar Sürdürülebilir Yaşam Derneği Hewsel Koruma Platformu İklim Adaleti Koalisyonu İklim Öncüleri İkizdere Çevre Derneği İzmir Yeşil Gelecek Derneği Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Kazdağları Ekoloji Platformu Kazdağları Kardeşliği Kazdağlı Kadınlar Kazma Bırak Kampanyası Kent Politikaları Derneği Kırşehir Maden Karşıtı Kadınlar Kocaeli Sürdürülebilir Çevre ve Canlı Hayatı Koruma Derneği Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması Körfez Gezgin Kadınlar Köyceğiz Canları Yeryüzüne Adalet Derneği Kuşadası Caferli Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği Kuşadası Çevre Platformu Kuşadası Kadın Platformu Kuşadası Kent Dayanışması Kuşadası Veli Der Malatya Çevre Platformu Marmara Ereğlisi Çevre Gönüllüleri Mezopotamya Ekoloji Hareketi Muğla Çevre Platformu Muğla Su İnisiyatifi Munzur Koruma Kurulu ODTÜ BİZ Öğrenci Veli Derneği Sandras'ı Koruma Platformu Sınır Tanımayan Çocuklar Sinop Çevre Dostları Derneği Sinop Nükleer Karşıtı Platform Söke Çevre Platformu Şanlıurfa Ekoloji İnisiyatifi Tüketiciyi Koruma Derneği Türkiye Tanıtım Araştırma Demokrasi ve Laik Oluşum Vakfı Validebağ Savunması  Van Çevre ve Tarihi Eserleri Koruma Araştırma ve    Geliştirme Derneği Van Ekoloji Derneği Yaşam Bellek Özgürlük Derneği Yeni Foça Forum Yeryüzü Ekoloji Kolektifi Yeryüzü Derneği Zilan Ekoloji Platformu

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.