Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Iklim Krizi

Kapsül Haber Ajansı - Iklim Krizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iklim Krizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İGSAŞ, Çevre Yatırımlarıyla Su Yönetiminde Dönüşüm Başlattı Haber

İGSAŞ, Çevre Yatırımlarıyla Su Yönetiminde Dönüşüm Başlattı

Türkiye gübre sektörünün öncü şirketlerinden İGSAŞ, sürdürülebilir üretim vizyonu doğrultusunda suyun geri kazanımı ve verimli kullanımı için kapsamlı projeler hayata geçirmeye devam ediyor. Şirket, doğal kaynak tüketimini ve atık suyu azaltma hedefleri doğrultusunda şekillendirdiği yatırımlarla su yönetiminde döngüsel bir dönüşüm yaratıyor. Kütahya ve Antalya tesislerinde devreye alınan su geri kazanım hamlelerine ek olarak Kocaeli'de başlatılan dev deniz suyu arıtma yatırımı, İGSAŞ'ın çevreye duyarlı üretim anlayışının somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Sapanca Gölü’ne Hayat Verecek Yatırım Kocaeli ve çevresi için hayati önem taşıyan en önemli tatlı su kaynaklarından biri olan Sapanca Gölü’ndeki su seviyelerinin kuraklık dönemlerinde kritik noktalara gerilemesi üzerine harekete geçen İGSAŞ, Deniz Suyundan Saf Su Üretim (RO) Projesi’ni hayata geçiriyor. 2026 yılı başında yapılan ölçümlerde göl seviyesinin yaklaşık 28,5 – 28,9 metre seviyelerinde kaldığının belirlenmesi, sanayide alternatif kaynak arayışının ne kadar acil olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu kritik altyapı yatırımıyla deniz suyu, ileri arıtma sistemleri ve ters ozmoz (Reverse Osmosis) teknolojisi kullanılarak sanayide kullanılabilir kalitede saf suya dönüştürülecek. Teknik kapasitesi günlük 5.400 metreküp, yıllık ise yaklaşık 2 milyon metreküp seviyesinde planlanan tesisin 2027 yılının ilk çeyreğinde tam kapasiteyle devreye alınması planlanıyor. 13 bin hanenin bir yıllık su tüketimine eşdeğer Tesisin faaliyete geçmesiyle birlikte İGSAŞ’ın yıllık yaklaşık 1 milyon metreküp olan su tüketiminin büyük kısmı deniz suyundan karşılanacak. Böylece günlük 2.700 metreküp, aylık ise yaklaşık 83 bin metreküp tatlı su kullanımı azaltılarak Sapanca Gölü havzasındaki su baskısı hafifletilecek. Yıllık yaklaşık 1 milyon metreküplük su tasarrufuna karşılık gelen bu miktar, dört kişilik yaklaşık 13 bin hanenin bir yıllık su tüketimine eşdeğer. Üstelik çevreye duyarlı özel bir mühendislik yaklaşımıyla, saf su üretimi için denizden ek su çekilmeyecek ve su ihtiyacı mevcut soğutma suyu sisteminin geri dönüş hattından sağlanarak deniz ekosistemi üzerindeki olası etkiler minimumda tutulacak. “Her Damla Suyu Verimli ve Sorumlu Bir Şekilde Kullanıyoruz” Suyun verimli kullanımını yalnızca çevresel bir yükümlülük değil, sürdürülebilir üretimin stratejik bir unsuru olarak gördüklerini belirten İGSAŞ Genel Müdürü İlkay Ünal, suyun yaşamın devamlılığı ve iklim dengesi için en kritik kaynak olduğunu vurguladı. Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) verilerine göre Türkiye'nin su stresi sıralamasında 39. sırada yer aldığını ve su stresi skorunun 3,39 seviyesinde olduğunu hatırlatan Ünal, bu tablonun sanayide suyun geri kazanımına yönelik yatırımların önemini açıkça ortaya koyduğunu ifade etti. İlkay Ünal, hayata geçirdikleri projelerle suyun taşıdığı değeri üretim süreçlerinin merkezine aldıklarını belirterek, önümüzdeki dönemde de kaynakların verimli kullanımını esas alan, atık oluşumunu en aza indiren ve geri kazanıma odaklanan projeleri hayata geçirmeye kararlılıkla devam edeceklerini vurguladı. 5 Tesiste Mavi Su Verimliliği Belgesi İGSAŞ’ın çevreye duyarlı üretim anlayışının somut bir göstergesi olarak öne çıkan Mavi Su Verimliliği Belgesi, iklim krizi ve artan su baskısına karşı su kaynaklarının korunması ve verimli yönetilmesi amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı öncülüğünde yürütülen çalışmalar kapsamında veriliyor. Bu yaklaşımı tüm üretim tesislerine yayan İGSAŞ; Kocaeli, Kütahya, Antalya, Samsun ve Hatay’daki beş üretim tesisiyle Mavi Seviye Su Verimliliği Belgesi’ne sahip bulunuyor. Yıldızlar Yatırım Holding Hakkında Temelleri 1890’lı yıllarda Hasan Yıldız’ın Trabzon’un Of ilçesinde başlattığı kereste ticaretiyle atılan Yıldızlar Yatırım Holding, 130 yılı aşkın köklü geçmişiyle Türkiye’nin önde gelen sanayi gruplarından biridir. Holding, bugün Yıldız Entegre, İGSAŞ ve Yıldız Demir Çelik gibi sektörünün öncü şirketleriyle orman ürünleri, kimya ve gübre sanayi, demir-çelik, liman işletmeciliği, deniz taşımacılığı, enerji ve sigortacılık olmak üzere sekiz ana sektörde faaliyetlerini sürdürmektedir. Holding, Türkiye’nin farklı bölgelerinde yer alan 14 üretim tesisi, 2 limanı ve 5 bini aşkın çalışanıyla ülke ekonomisine değer katmaktadır. Romanya ve Slovenya’daki uluslararası yatırımlarıyla küresel ölçekte üretim ve dağıtım gerçekleştiren Yıldızlar Yatırım Holding, bugün 80’i aşkın ülkeye ihracat yapmaktadır. Yıldızlar Yatırım Holding, toplumsal fayda yaklaşımını “Sürdürülebilir İyiliğin İzinde” vizyonu doğrultusunda şekillendirmekte, sosyal sorumluluk projelerini Fehmi Yıldız Vakfı aracılığıyla hayata geçirmektedir. Holding’in Kurucusu Fehmi Yıldız’ın topluma kalıcı eserler bırakma anlayışıyla şekillenen Vakıf, eğitim, çevre, Sanat, Spor ve toplumsal fayda alanlarında yürüttüğü çalışmalarla özellikle çocukların ve gençlerin gelişimini desteklemeyi, eğitim olanaklarının güçlendirilmesine katkı sunmayı ve kalıcı sosyal değer üretmeyi hedeflemektedir. İGSAŞ Hakkında 1971’den bu yana faaliyet gösteren İstanbul Gübre Sanayi A.Ş. (İGSAŞ), 900’ü aşkın çalışanı, 800’ü aşkın bayisi ve güçlü endüstriyel iş ortaklarıyla Türkiye’nin lider gübre üreticisi konumundadır. Türkiye’nin gübre ihtiyacının yüzde 20’sini tek başına karşılayan İGSAŞ; Kocaeli, Kütahya, Antalya, Samsun ve Hatay’daki modern tesislerinde üre, NPK, DAP, CAN, AS ve AN gibi temel gübrelerin yanı sıra özel formülasyonlu ve organomineral ürünleriyle çiftçilere ve sanayiye güvenilir çözümler sunmaktadır. Türkiye’nin ilk üre, PPAN ve potasyum nitrat üreticisi olarak sektördeki benzersiz konumunu koruyan İGSAŞ, sürdürülebilir tarımı destekleyen, geniş yelpazede yenilikçi ve çevre dostu çözümleriyle tarımın geleceğine yön vermektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İş Dünyası Sürdürülebilirlik Sorunlarına Yenilikçi Çözümler İçin Bir Araya Geldi Haber

İş Dünyası Sürdürülebilirlik Sorunlarına Yenilikçi Çözümler İçin Bir Araya Geldi

UN Global Compact Türkiye, sürdürülebilirlik sorunlarının çözümünde inovasyonun rolünü ve iş dünyasının dönüşüm sürecinde geliştirebileceği yenilikçi yaklaşımları ele almak üzere “Sürdürülebilir Gelecek için Yenilikçi Çözümler” etkinliğini gerçekleştirdi. Enerjisa Enerji ve TAV Havalimanları’nın destekleriyle, QNB ev sahipliğinde Kristal Kule’de düzenlenen etkinlik; iş dünyası temsilcilerini, girişimcileri ve genç profesyonelleri bir araya getirdi. Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Haluk Kayabaşı, iklim krizi, biyoçeşitlilik kaybı, süregelen eşitsizlikler gibi giderek artan krizlerin ekonomileri, toplumları ve şirketlerin geleceğini doğrudan etkilediğini vurgulayarak Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın (SKA’lar) bu karmaşık sorunlar karşısında ortak bir yön göstermeye devam ettiğini belirtti. Sürdürülebilir dönüşüm için şirketlerin mevcut iş yapış biçimlerini yeniden değerlendirmesini gerektirdiğine ve inovasyonun bu dönüşümün en güçlü itici güçlerinden biri olduğuna dikkat çeken Kayabaşı şunları söyledi: “SKA’lara ulaşabilmek için sorunlara bakışımızı, aldığımız kararları ve değer yaratma anlayışımızı köklü biçimde değiştirmemiz gerekiyor. İnovasyonla birlikte sürdürülebilirlik, şirketlerin yeni değer yarattığı, rekabet gücünü artırdığı ve geleceğin ekonomisini şekillendirdiği bir alana dönüşüyor. UN Global Compact Türkiye SKA İnovasyonu Programı’na 2019’dan bu yana yaklaşık 130 şirketten 400’e yakın genç profesyonel katıldı. 100’ün üzerinde proje geliştirildi, katılımcılar edindikleri bakış açısını çalıştıkları şirketlere taşıdılar. Bir projeyi hayata geçirmek önemli bir başarıdır; ancak bir kurumun sorunlara bakışını değiştirebilen, yeni iş birlikleri kurabilen insanlar yetiştirmek çok daha uzun soluklu bir kazanımdır. Bu süreçte şirketlerin desteği çok kritik. Genç çalışanlara yeni fikirler geliştirmek, farklı paydaşlarla çalışmak ve fikirlerini test etmek için alan açılması gerekiyor .Program boyunca emek, merak ve kararlılıkla çalışan katılımcılarımızı kutluyor; ekiplerimize rehberlik eden mentörlerimize ve çalışanlarına güvenerek onları destekleyen şirketlere teşekkür ediyorum.” Sürdürülebilir Gelecek İçin İnovasyon UN Global Compact Türkiye Genel Sekreter Yardımcısı Gaye Sarıoğlu moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Sürdürülebilir Gelecek için İnovasyon” paneline; TAV Havalimanları Holding Sürdürülebilirlik ve İş Mükemmelliği Koordinatörü Başak Helen Taşkan, Enerjisa Enerji Strateji, İş Geliştirme, Birleşme & Devralma Direktörü Oğuzcan Samsun, Blueit Kurucusu Hülya Tomak ve Hummingdrone Kurucusu Orkun Aşa katıldı. Panelde; sürdürülebilirlik sorunlarının inovasyon gündemine nasıl taşınabileceği, yenilikçi fikirlerin uygulanabilir ve ölçeklenebilir iş çözümlerine nasıl dönüştürülebileceği ve bu süreçte kurum kültürü, teknoloji ve iş birliklerinin rolü farklı sektörlerden deneyimler üzerinden ele alındı. Ayrıca, sorunların doğru tanımlanmasından teknolojinin çözüm geliştirme sürecindeki rolüne, kurum içi girişimcilikten fikirlerin stratejik önceliklerle bağlantısının kurulmasına kadar inovasyon süreçlerinin farklı boyutları değerlendirildi. Şirketlerin Genç Profesyonellerinden Sürdürülebilirlik Sorunlarına Yenilikçi Çözümler Panelin ardından, SKA İnovasyonu Programı’nın 2026 döneminde geliştirilen projeler katılımcılarla paylaşıldı. Genç profesyonelleri Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda yenilikçi ve pazar potansiyeli taşıyan çözümler geliştirmek üzere bir araya getiren program kapsamında 27 şirketten 65 genç profesyonel, sürdürülebilirlik, inovasyon ve iş dönüşümü odağında çözüm geliştirmek üzere bir araya gelmişti. Programın 2026 dönemi katılımcılarından Assan Alüminyum, Enerjisa Enerji, Ford Otosan, Kalyon Enerji, Sanko Enerji ve TAV Havalimanları’ndan ekipler, program süresince şirketlerindeki sürdürülebilirlik sorunlarından hareketle geliştirdikleri yenilikçi çözüm önerilerini sundu. Yapay zekâ geleceği nasıl değiştirecek? Etkinliğin konuk konuşmacısı gazeteci-yazar ve Yeni Haller podcast yayıncısı Eray Özer, “Yapay zekâyla geleceği yeniden kurmak: Ama nasıl?” başlıklı konuşmasında yapay zekâ ve sürdürülebilirlik ilişkisini ele aldı. Özer, yapay zekânın çevresel ve sosyal etkilerinin yanı sıra şirketlerin sürdürülebilirlik sorunlarına çözüm geliştirmede yapay zekâdan nasıl yararlanabileceğine ilişkin değerlendirmelerini katılımcılarla paylaştı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şeftali-Nektarin İhracatı 400 Milyon Dolara Koşuyor Haber

Şeftali-Nektarin İhracatı 400 Milyon Dolara Koşuyor

Türkiye, 2025 yılının ilk sekiz aylık döneminde 82 bin 375 ton şeftali-nektarin ihraç etmişken, 2026 yılının aynı döneminde 184 bin 356 ton şeftali-nektarin ihracatına imza attı. Şeftali-nektarin ihracatı miktar bazında yüzde 124, döviz getirisinde yüzde 134’lük artış yakaladı. Şeftali-nektarin ihracatı 2026 yılında yakaladığı ihracat başarısıyla domates, biber ve limon ihracatını geçerek yaş meyve sebze ihracatı kategorisinde mandalinanın ardından ikinci sıraya tırmandı. 2026 yılının ocak – ağustos döneminde şeftali ihracatı 154,2 milyon dolar olurken, nektarin ihracatının 189,2 milyon dolar olarak kayıtlara geçtiği bilgisini veren Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, 60 ülkeye şeftali, 58 ülkeye nektarin ihraç ettiklerini dile getirdi. 2025 yılında şeftali ve nektarin üretiminin soğuk hava koşullarından olumsuz etkilendiğini paylaşan Balık, “2026 yılında güzel bir sezon geçiriyoruz. 1 milyon tonun üzerinde rekoltemiz oluştu. Sezona 250 milyon dolar ihracat hedefiyle girmiştik. Şimdiden hedefimizi geçtik. Sezonu 400 milyon doların üzerinde ihracatla kapatacağımızı öngörüyoruz” şeklinde konuştu. Şeftali ve nektarin üretiminde dünya üçüncüsüyüz Şeftali ve nektarin ihracatında rekolte artışına rağmen ortalama ihraç fiyatının dolar bazında yüzde 4 artmasının mutluluk verici olduğunu ifade eden Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık sözlerini şöyle sürdürdü; “Türkiye şeftali üretiminde son 22 yılda büyük gelişim gösterdi. 2002 yılında 455 bin ton olan şeftali ve nektarin üretimimiz 25 yılda yüzde 159’luk artışla 1 milyon 180 bin tona ulaştı ve üretimde dünya üçüncülüğüne yükseldik. Şeftali ve nektarin üretimimiz 2025 yılında iklim krizi nedeniyle 642 bin tona gerilemişti. 2026 yılında şeftali ve nektarin rekoltemiz tekrar 1 milyon tonun üzerine çıktı. 2024 yılında 255 milyon dolar olan şeftali ve nektarin ihracatımız bu sene büyük gelişim gösterdi. Şeftali ve nektarin ihracatında yeni hedefimiz 500 milyon doları aşmak olacak.” Türkiye’nin şeftali ve nektarin ihracatını Rusya ve Irak domine etti. Şeftali ihracatında Irak, 72,5 milyon dolarla zirvede yer alırken, Rusya Federasyonu’na 65,5 milyon dolarlık şeftali ihraç ettik. Ukrayna ve Romanya 3,5 milyon dolarlık Türk şeftalisi talep ettiler. Nektarin ihracatında Rusya Federasyonu 97 milyon dolarlık ihracatla Türk nektarinini en çok talep eden ülke olurken, Irak’a 69 milyon dolarlık nektarin ihraç edildi. Bu ülkeleri 6,8 milyon dolarla Romanya ve 5,2 milyon dolarla Ukrayna takip etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sabancı Vakfı 17. Sezon Fark Yaratanı Yaz Güvendi  Doğa Koruma Çalışmalarını Sanatla Buluşturuyor Haber

Sabancı Vakfı 17. Sezon Fark Yaratanı Yaz Güvendi Doğa Koruma Çalışmalarını Sanatla Buluşturuyor

Nesli tehlike altında olan kuşların sesleriyle Anadolu’nun kaybolmaya yüz tutmuş geleneksel çalgılarını buluşturan “Miras” albümüyle çalışmalarına başlayan kolektif; konserler, atölyeler, ve kuş gözlem yürüyüşleri farklı kitlelere ulaşıyor. Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı’nın 17. Sezonunda Fark Yaratan seçilen Yaz Güvendi’nin kurucusu olduğu Kuş Kolektifi, doğa koruma çalışmalarına sanatsal ve kültürel bir perspektif kazandırarak daha fazla insanın doğayla bağ kurmasına destek oluyor. Farklı kültürlerle iç içe büyüdüğü bir çocukluk ve gençlik döneminin ardından doğa ile kurduğu bağı hayatının merkezine alan bir yaşam tarzı benimseyen Yaz Güvendi, çevre ve iklim krizi odağında çalışan farklı sivil toplum kuruluşlarında yer aldı. Bolkar Dağları’nda gerçekleştirdiği bir saha gezisinde göremediği, yalnızca sesini duyabildiği kuşlar, Kuş Kolektifi’nin çıkış noktası oldu. 2025 yılında kurulan sanat, gözlem ve umut temelli doğa hareketi Kuş Kolektifi, aynı yıl nesli tehlike altındaki kuş türlerini müzik aracılığıyla görünür kılmak amacıyla “Miras” albümünü dinleyicilerle buluşturdu. Nesli tehlike altındaki kuşların sesleriyle Çeng, Kopuz, Rebab, Kam Davulu ve Ruzba gibi Anadolu’nun geleneksel çalgılarını icra eden müzisyenlerle bir araya getiren albüm; işitsel bir deneyim sunarken ekolojik ve kültürel mirasın korunmasına katkı sağlıyor. Kuş Kolektifi, bugüne kadar 100 binin üzerinde dinleyiciye ulaşan “Miras” albümüyle başladığı çalışmalarını; konserler, atölyeler, kuş gözlem yürüyüşleri ve eğitim programlarıyla farklı alanlara taşıyarak geniş kitlelere ulaşıyor. Yetişkinlerin yanı sıra okullarda çocuk ve gençlere yönelik düzenlenen atölyelerde Türkiye’nin kuş türlerini tanıtırken, unutulmaya yüz tutmuş geleneksel çalgıları da katılımcılarla buluşturuyor. Müzik, kuş gözlemi ve doğa farkındalığını bir araya getiren bu atölyeler, katılımcıların doğayla ve kültürel mirasla daha güçlü bir bağ kurmasına katkı sağlıyor. Farklı şehirlerde düzenlenen etkinlikler ve iş birlikleriyle çalışmalarını yaygınlaştıran Kuş Kolektifi, doğayı korumanın yanı sıra onunla bağ kurmayı ve deneyimlemeyi de teşvik ediyor. Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan, “Kuş Kolektifi ile birlikte doğa koruma çalışmalarına sanatın dönüştürücü gücüyle katkı sağlayan Yaz Güvendi, nesli tehlike altındaki kuşları müzik aracılığıyla daha geniş kitlelerle buluşturuyor. Bu yaklaşım, toplumun doğayla bağ kurarak harekete geçmesini teşvik ederken biyolojik çeşitliliğin korunmasına ve kültürel mirasın yaşatılmasına yönelik farkındalığı da artırıyor. Sabancı Vakfı olarak, sanatı toplumsal faydaya dönüştüren ve insanları doğayla daha güçlü bir bağ kurmaya davet eden bu ilham verici çalışmayı desteklemekten büyük mutluluk duyuyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

197 Ülkede Gıdanın Geleceği Mercek Altına Alındı Haber

197 Ülkede Gıdanın Geleceği Mercek Altına Alındı

Araştırmaya göre pestisit kullanımından sera gazı emisyonlarına kadar pek çok alanda kapsamlı adımlar atılması gerekiyor. TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, ilerlemenin hızlanması halinde 2050’ye kadar hedeflere ulaşılabileceğini belirtti. Küresel hedeflere en çok yaklaşan ülkeler arasında ise Japonya ve Kanada yer aldı. İklim krizi, artan maliyetler ve doğal kaynakların tahribi; güvenilir, besleyici ve erişilebilir gıdaya ulaşmayı dünyanın en kritik sorunlarından biri haline getiriyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Johns Hopkins Üniversitesi, Cornell Üniversitesi ve Küresel Beslenmeyi İyileştirme İttifakı (GAIN) tarafından ortaklaşa yürütülen Gıda Sistemleri Geri Sayım Girişimi (FSCI) araştırması, dünya genelinde gıdanın üretimden tüketime uzanan yapısının 2030 hedeflerinin önemli ölçüde gerisinde kaldığını gösterdi. Gıda kaynaklı emisyonlar “sıfır” hedefine çok uzak Nature Food dergisinde yayınlanan araştırmada 197 ülke, beslenme ve sağlık, çevre ve doğal kaynaklar, geçim kaynakları, yoksulluk ve eşitlik, yönetim ve dayanıklılık olmak üzere beş ana alanda ve 44 gösterge üzerinden değerlendirildi. Bu kapsamda 22 göstergede küresel ortalama bakımından ilerleme kaydedildiği, 15 göstergede belirgin bir değişiklik yaşanmadığı, 7 göstergede ise tablonun kötüleştiği tespit edildi. Suya güvenli erişim, bilgiye erişim, kamu yönetiminin etkinliği ve tarımsal verimlilik olumlu gelişme kaydedilen alanlar arasında yer aldı. Sivil toplumun karar süreçlerine katılımı, kamu yönetiminde hesap verebilirlik, sağlıklı beslenmenin maliyeti, gıda güvencesizliği, pestisit kullanımı, ultra işlenmiş gıda satışları ve sera gazı emisyonları ise olumsuz yönde ilerledi. Araştırmada özellikle gıda kaynaklı sera gazı emisyonlarında bugünkü eğilimlerin devam etmesi durumunda hiçbir ülkenin ‘sıfır emisyon’ hedefine ulaşamayacağına dikkat çekildi. Japonya, İzlanda ve Kanada küresel gıda hedeflerinde öne çıktı Ülkelerin küresel hedeflere ne ölçüde yaklaştığı dünyanın farklı coğrafyaları açısından da değerlendirildi. Yeni Zelanda 14 göstergede Okyanusya’da, Tunus 16 göstergede Afrika’da, İzlanda 21 göstergede Avrupa’da, Kanada 17 göstergede Kuzey ve Güney Amerika’da, Japonya ise 16 kriterde Asya kıtasında hedeflenene en yakın sonuçları kaydetti. Hedeflere ulaşmak için gereken ilerleme hızı da coğrafyalara göre belirgin biçimde değişiyor. Afrika’nın gıda güvencesizliği, tarımsal su kullanımı, kamu idaresi ve çocuk işçiliğinin de aralarında bulunduğu 16 kriterde küresel ölçütleri yakalayabilmesi için her yıl yüzde 20’nin üzerinde iyileşme sağlaması gerekiyor. Avrupa’da ihtiyaç duyulan iyileşme oranları ise diğer bölgelere kıyasla daha düşük seviyede. “Hedeflere 2050’ye kadar ulaşmak mümkün” Araştırmayı değerlendiren TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası) Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, artan nüfusun, iklim değişikliğinin ve doğal kaynaklardaki tahribatın gıda ekosistemi üzerindeki yükü her geçen gün artırdığını belirterek şunları söyledi: “Gıda alanındaki başarıyı üretim miktarı tek başına belirlemiyor. Üretilen gıdanın güvenilir ve besleyici olması, tüketicinin bu gıdaya erişebilmesi, üretimde kullanılan suyun, enerjinin ve hammaddenin verimli yönetilmesi de büyük önem taşıyor. Araştırma, bütün bu konuların bir arada ele alınması gerektiğini ve bugüne kadar kaydedilen ilerlemenin 2030 hedefleri için yeterli olmadığını gösteriyor. Bugünden itibaren daha hızlı hareket edilirse hedeflerin büyük bölümüne 2050’ye kadar ulaşmak mümkün. Bunun için üretim ve tüketimi geleceğin ihtiyaçları doğrultusunda vakit kaybetmeden yeniden şekillendirmeliyiz.” Türkiye’nin tarımsal üretim kapasitesi ve gıda sanayisindeki uzmanlığının önemli bir avantaj sağladığını belirten Sidar, “Güçlü bir üretim altyapısına ve uzun yıllara dayanan sektör deneyimine sahibiz. Bu potansiyeli uzun vadeli politikalarla desteklediğimizde Türk gıda sanayisini iklim, tedarik ve fiyat dalgalanmalarına karşı daha dayanıklı hâle getirebiliriz” dedi. Gıda sektörünün paydaşları 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde buluşuyor Sidar, araştırmanın gündeme taşıdığı konuların TÜGİS ve Sürdürülebilirlik Akademisi iş birliğiyle düzenlenecek 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde sektörün farklı paydaşlarıyla birlikte değerlendirileceğini söyledi. “Gıdanın Geleceği için Dönüşüm” temasıyla 24 Aralık’ta Swissôtel The Bosphorus’ta gerçekleştirilecek zirvenin programında iklim krizi, gıda israfı, sürdürülebilir üretim, gıda ekonomisi, rejeneratif tarım ve tedarik zincirindeki dönüşüm gibi başlıklar yer alıyor. İş dünyası, kamu, akademi ve sivil toplum temsilcilerini buluşturacak zirvede, gıdanın geleceğine ilişkin çözüm önerileri ve yeni iş birliği imkanları paylaşılacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kiraz İhracatında 2025 Yılının Yaraları Sarıldı Haber

Kiraz İhracatında 2025 Yılının Yaraları Sarıldı

Türkiye, 2026 yılın 1 Ocak – 10 Ağustos döneminde 68 bin 737 ton kiraz ihraç ederek 235 milyon dolar dövizi hanesine yazdırdı. Kiraz ihracatımız 2025 yılının 1 Ocak – 10 Ağustos döneminde 6 bin 40 ton karşılığı 47 milyon 728 bin dolar olmuştu. Kiraz ihracatı 2025 yılına göre göre miktar bazında 11 kat, döviz getirisi 4 kat yükseldi. Başkan Balık: "Kiraz ihracatında güçlü bir toparlanma yakaladık" Türkiye’nin kiraz üretiminde dünya birincisi olduğunu, ihracatta da ilk 3-4 ülke arasında yer aldığını paylaşan Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, 2025 yılında çiçeklenme döneminde kirazı donun vurduğunu bu nedenle 2025 yılında ihracatta büyük düşüş yaşandığını, 2026 yılında kiraz ihracatında güçlü bir toparlanma yakaladıklarını dile getirdi. 2026 yılının Türk kiraz ihracatı açısından dikkat çekici bir performans sergilediğini belirten Balık, “2026 yılının geride kalan diliminde 68 bin tonu aşan kiraz ihracatı karşılığında 235 milyon dolar döviz geliri elde ettik. Geçen yılın aynı dönemine göre ihracat miktarında yaklaşık 11 katlık, ihracat değerinde 4 katlık artış yaşadık” ifadelerini kullandı. Kiraz ihracatında 34 ülkeden 52 ülkeye çıktık Kiraz ihracatının yalnızca miktar ve değer açısından değil, pazar çeşitliliği bakımından da olumlu bir seyir izlediğine dikkat çeken Balık şöyle devam etti: “2025 yılında 34 ülkeye kiraz ihraç edilirken bu yıl bu sayı 52'ye yükseldi. İspanya, İtalya, Litvanya, Letonya, Birleşik Krallık ve İrlanda'nın da aralarında bulunduğu 21 pazara yeniden ya da ilk kez ihracat gerçekleştirdik. Türk kirazının uluslararası pazarlardaki konumu güçlendi. Almanya 74 milyon dolarlık ihracatla en büyük pazar olmayı sürdürdü. Rusya Federasyonu'na 67,5 milyon dolarlık, Polonya'nın 29 milyon dolarlık ve Irak'a 26,5 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaştık. 2027 yılında iklimsel bir sıkıntı yaşamadığımız takdirde kiraz ihracatında 250 milyon dolara ulaşmak hedefimiz olacak.” Uzak Doğu’da güç kazanmak istiyoruz İlk dört pazarın toplam kiraz ihracatının yaklaşık yüzde 85'ini oluşturduğuna dikkat çeken Başkan Balık, "Mevcut pazarlardaki güçlü konumumuzu korurken ihracatımızı daha sürdürülebilir hale getirmek için pazar çeşitlendirme çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz. Özellikle Uzak Doğu ülkeleri başta olmak üzere yüksek potansiyele sahip pazarlarda Türk kirazının bilinirliğini artırmaya ve ihracat ağımızı genişletmeye odaklanacağız. Çin’e ihracatımızın açılması için çabalarımız sürüyor. Kısa sürede sonuç almayı ümit ediyoruz” diyerek sözlerini noktaladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ambalajlı Su Üreticileri Derneği'nden 2030 Uyarısı Haber

Ambalajlı Su Üreticileri Derneği'nden 2030 Uyarısı

SUDER, ambalajlı su sektörünün sürdürülebilir kaynak yönetimi ve yenilikçi teknolojilerle suyun korunmasına katkısını ve israfın önlenmesinin önemini vurguluyor. 2030’a yaklaşırken dünya, iklim krizinin su döngüsü üzerindeki etkilerini daha görünür ve daha sert biçimde yakından deneyimliyor. Yayımlanan Avrupa İklim Durumu değerlendirmeleri, kıtanın büyük bölümünde sıcaklıkların uzun dönem ortalamalarının üzerinde seyrettiğini ve Avrupa’nın yaklaşık yüzde 95’inde ortalamanın üzerinde sıcaklık kaydedildiğini ortaya koyuyor. Aynı değerlendirmeler, kuraklık koşullarının yaygınlaştığını ve Avrupa’nın önemli bir bölümünde toprak nemi ve hidrolojik stresin belirgin şekilde arttığını gösteriyor. Özellikle 2025 yılı içinde Avrupa’nın yaklaşık yüzde 50’den fazlasının kuraklık koşullarından etkilendiği raporlanıyor. Küresel ısınmanın en sıcak etkilerini hisseden Akdeniz Havzası'ndaki Türkiye de bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Türkiye, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı göz önüne alındığında artık 'su stresi yaşayan' ülkeler arasında yer alıyor. Uzmanlar, acil önlem alınmazsa su fakiri olma riskiyle karşı karşıya kalacağı konusunda uyarıyor. Bu gelişmeler, ülkemizin de dahil olduğu şehirlerin suya erişim güvenliğini ve altyapı dayanıklılığını doğrudan etkileyen yeni bir “su stresi çağına” işaret ediyor. “Su kaynaklarının korunması ve sağlıklı su tüketimi geniş bir çerçeveden, stratejik olarak ele alınmalı” Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı konuyla ilgili açıklamasında suyun sadece bir içecek olarak değil, stratejik bir yaşam kaynağı olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “İklim krizi artık bugünün meselesi. Su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen yıl artıyor ve şehirlerimizin dayanıklılığı suyu nasıl yönettiğimize doğrudan bağlı hale geliyor. Ambalajlı su sektörü, kaynakların korunması, verimli kullanımın teşvik edilmesi ve suyun güvenli şekilde tüketiciye ulaştırılması açısından önemli bir sorumluluk üstleniyor. Su kaybının artmasına sebep olan tüketim yöntemleri, bu küresel stres döneminde yeniden düşünülmelidir. Türkiye ambalajlı su sektöründe faaliyet gösteren üreticiler, dünyada ve ülkemizde bulunan suyun miktarının ve kalitesinin korunmasının öneminin farkında olarak, sahip olduğumuz su varlığının gelecek nesillere aktarılması için kaynaklarını heba etmeden, en verimli şekilde kullanmaya özen göstermektedir.” “Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışıyoruz” Kalebaşı açıklamasında “Derneğimize üye ambalajlı su üreticileri, yeraltı su kaynaklarını çevreleyen alanları da hassasiyetle korumakta, böylece suyun kaynağa ulaşmak için geçtiği doğal ekosistemlerin korunmasına yardımcı olmaktadırlar. Doğal su kaynaklarının kullanımında sürdürülebilir üretim adına kamu otoriteleri, üniversiteler ve yerel topluluklar ile kurulan işbirlikleri sadece kaynakların, biyoçeşitliliğin ve doğal yaşam ortamlarının korunmasını değil, aynı zamanda bölgenin sosyal ve ekonomik açıdan gelişimini de desteklemektedir. Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışarak kaynaklarımızı koruyor, döngüsel ekonomiye katkı sunmak adına ambalajlarımızın yüzde 100 geri dönüştürülebilir malzemelerden üretilmesini sağlayarak, çevresel ayak izimizi sistematik olarak azaltıyoruz.” dedi. Ev tipi arıtma cihazlarında görünmeyen büyük su israfı Su kaynaklarının korunması ve israfın önlenmesi için tüketim teknolojilerinin bütüncül ve verimlilik odaklı değerlendirilmesi gerekiyor. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Meriç Albay’in yaptığı “Ev Tipi Su Arıtma Sistemlerinin Su Kalitesinin Değerlendirilmesi Araştırması” ev tipi arıtma cihazlarında, 1 litre arıtılmış içme suyu elde edebilmek için yaklaşık 5 litre ve üzeri su atık olarak israf ediliyor. Su stresinin giderek büyüdüğü ve şehirlerin su kaynakları üzerindeki baskının arttığı bu dönemde, bu düzeyde bir su kaybı, önemli bir verimlilik sorunu olarak öne çıkıyor. 2040’ da 5,7 milyar insan su sıkıntısı yaşayacak Kuraklık artık yalnızca tarımsal üretimi etkileyen dönemsel bir risk değil, su güvenliğini doğrudan tehdit eden küresel bir kriz olarak öne çıkıyor. Dünyada ve ülkemizde son 20 yılda kuraklığın giderek artması, su kaynaklarının korunmasının ertelenemez bir öncelik olduğunu ortaya koyuyor. 2040 yılına gelindiğinde dünyada 5,7 milyar insanın su sıkıntısı yaşayabileceğinin tahmin edilmesi de suyun verimli kullanımının toplumsal ve ekonomik bir zorunluluk olduğunu gösteriyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı’na göre bu tablo, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini, su kayıplarının azaltılmasını ve suyun verimli kullanımını koruyan uygulamaların yaygınlaştırılmasını her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Yer altı su rezervlerinin azalması kentlerin dayanıklılığını zorluyor Şehirlerin su güvenliği suyun nasıl korunduğu, nasıl yönetildiği ve ne kadar verimli kullanıldığıyla tanımlanıyor. Yer altı su rezervlerinin azalması ve yüzey sularındaki dalgalanmalar, kentlerin uzun vadeli dayanıklılığını zorlarken; suyun her damlasının korunmasını stratejik bir zorunluluk haline getiriyor. Araştırmalar, Avrupa’nın 2025 yılında en kurak üç yıldan birini yaşadığını ve bazı dönemlerde kıtanın yaklaşık üçte birinde “şiddetli kuraklık” koşulları gözlendiğini ortaya koyuyor. Bu bulgular, su döngüsündeki bozulmanın geçici değil yapısal bir eğilim haline geldiğini gösteriyor. Kalebaşı, “Su stresi giderek derinleşirken, yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızı korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bugün atılacak her adım, gelecekte su güvenliğimizin en önemli güvencesi olacaktır. Bu nedenle tarım sanayi ve diğer tüketim alanlarında verimli su yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılması, su kayıplarının azaltılması ve doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi büyük önem taşıyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SUDER'den Su Kaynaklarının Korunması İçin Sürdürülebilirlik Çağrısı Haber

SUDER'den Su Kaynaklarının Korunması İçin Sürdürülebilirlik Çağrısı

2030’a yaklaşırken dünya, iklim krizinin su döngüsü üzerindeki etkilerini daha görünür ve daha sert biçimde yakından deneyimliyor. Yayımlanan Avrupa İklim Durumu değerlendirmeleri, kıtanın büyük bölümünde sıcaklıkların uzun dönem ortalamalarının üzerinde seyrettiğini ve Avrupa’nın yaklaşık yüzde 95’inde ortalamanın üzerinde sıcaklık kaydedildiğini ortaya koyuyor. Aynı değerlendirmeler, kuraklık koşullarının yaygınlaştığını ve Avrupa’nın önemli bir bölümünde toprak nemi ve hidrolojik stresin belirgin şekilde arttığını gösteriyor. Özellikle 2025 yılı içinde Avrupa’nın yaklaşık yüzde 50’den fazlasının kuraklık koşullarından etkilendiği raporlanıyor. Küresel ısınmanın en sıcak etkilerini hisseden Akdeniz Havzası'ndaki Türkiye de bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Türkiye, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı göz önüne alındığında artık 'su stresi yaşayan' ülkeler arasında yer alıyor. Uzmanlar, acil önlem alınmazsa su fakiri olma riskiyle karşı karşıya kalacağı konusunda uyarıyor. Bu gelişmeler, ülkemizin de dahil olduğu şehirlerin suya erişim güvenliğini ve altyapı dayanıklılığını doğrudan etkileyen yeni bir “su stresi çağına” işaret ediyor. “Su kaynaklarının korunması ve sağlıklı su tüketimi geniş bir çerçeveden, stratejik olarak ele alınmalı” Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı konuyla ilgili açıklamasında suyun sadece bir içecek olarak değil, stratejik bir yaşam kaynağı olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “İklim krizi artık bugünün meselesi. Su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen yıl artıyor ve şehirlerimizin dayanıklılığı suyu nasıl yönettiğimize doğrudan bağlı hale geliyor. Ambalajlı su sektörü, kaynakların korunması, verimli kullanımın teşvik edilmesi ve suyun güvenli şekilde tüketiciye ulaştırılması açısından önemli bir sorumluluk üstleniyor. Su kaybının artmasına sebep olan tüketim yöntemleri, bu küresel stres döneminde yeniden düşünülmelidir. Türkiye ambalajlı su sektöründe faaliyet gösteren üreticiler, dünyada ve ülkemizde bulunan suyun miktarının ve kalitesinin korunmasının öneminin farkında olarak, sahip olduğumuz su varlığının gelecek nesillere aktarılması için kaynaklarını heba etmeden, en verimli şekilde kullanmaya özen göstermektedir.” “Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışıyoruz” Kalebaşı açıklamasında “Derneğimize üye ambalajlı su üreticileri, yeraltı su kaynaklarını çevreleyen alanları da hassasiyetle korumakta, böylece suyun kaynağa ulaşmak için geçtiği doğal ekosistemlerin korunmasına yardımcı olmaktadırlar. Doğal su kaynaklarının kullanımında sürdürülebilir üretim adına kamu otoriteleri, üniversiteler ve yerel topluluklar ile kurulan işbirlikleri sadece kaynakların, biyoçeşitliliğin ve doğal yaşam ortamlarının korunmasını değil, aynı zamanda bölgenin sosyal ve ekonomik açıdan gelişimini de desteklemektedir. Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışarak kaynaklarımızı koruyor, döngüsel ekonomiye katkı sunmak adına ambalajlarımızın yüzde 100 geri dönüştürülebilir malzemelerden üretilmesini sağlayarak, çevresel ayak izimizi sistematik olarak azaltıyoruz.” dedi. Ev tipi arıtma cihazlarında görünmeyen büyük su israfı Su kaynaklarının korunması ve israfın önlenmesi için tüketim teknolojilerinin bütüncül ve verimlilik odaklı değerlendirilmesi gerekiyor. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Meriç Albay’in yaptığı “Ev Tipi Su Arıtma Sistemlerinin Su Kalitesinin Değerlendirilmesi Araştırması” ev tipi arıtma cihazlarında, 1 litre arıtılmış içme suyu elde edebilmek için yaklaşık 5 litre ve üzeri su atık olarak israf ediliyor. Su stresinin giderek büyüdüğü ve şehirlerin su kaynakları üzerindeki baskının arttığı bu dönemde, bu düzeyde bir su kaybı, önemli bir verimlilik sorunu olarak öne çıkıyor. 2040’ da 5,7 milyar insan su sıkıntısı yaşayacak Kuraklık artık yalnızca tarımsal üretimi etkileyen dönemsel bir risk değil, su güvenliğini doğrudan tehdit eden küresel bir kriz olarak öne çıkıyor. Dünyada ve ülkemizde son 20 yılda kuraklığın giderek artması, su kaynaklarının korunmasının ertelenemez bir öncelik olduğunu ortaya koyuyor. 2040 yılına gelindiğinde dünyada 5,7 milyar insanın su sıkıntısı yaşayabileceğinin tahmin edilmesi de suyun verimli kullanımının toplumsal ve ekonomik bir zorunluluk olduğunu gösteriyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı’na göre bu tablo, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini, su kayıplarının azaltılmasını ve suyun verimli kullanımını koruyan uygulamaların yaygınlaştırılmasını her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Yer altı su rezervlerinin azalması kentlerin dayanıklılığını zorluyor Şehirlerin su güvenliği suyun nasıl korunduğu, nasıl yönetildiği ve ne kadar verimli kullanıldığıyla tanımlanıyor. Yer altı su rezervlerinin azalması ve yüzey sularındaki dalgalanmalar, kentlerin uzun vadeli dayanıklılığını zorlarken; suyun her damlasının korunmasını stratejik bir zorunluluk haline getiriyor. Araştırmalar, Avrupa’nın 2025 yılında en kurak üç yıldan birini yaşadığını ve bazı dönemlerde kıtanın yaklaşık üçte birinde “şiddetli kuraklık” koşulları gözlendiğini ortaya koyuyor. Bu bulgular, su döngüsündeki bozulmanın geçici değil yapısal bir eğilim haline geldiğini gösteriyor. Kalebaşı, “Su stresi giderek derinleşirken, yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızı korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bugün atılacak her adım, gelecekte su güvenliğimizin en önemli güvencesi olacaktır. Bu nedenle tarım sanayi ve diğer tüketim alanlarında verimli su yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılması, su kayıplarının azaltılması ve doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi büyük önem taşıyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.