Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Iklim Krizi

Kapsül Haber Ajansı - Iklim Krizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iklim Krizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

197 Ülkede Gıdanın Geleceği Mercek Altına Alındı Haber

197 Ülkede Gıdanın Geleceği Mercek Altına Alındı

Araştırmaya göre pestisit kullanımından sera gazı emisyonlarına kadar pek çok alanda kapsamlı adımlar atılması gerekiyor. TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, ilerlemenin hızlanması halinde 2050’ye kadar hedeflere ulaşılabileceğini belirtti. Küresel hedeflere en çok yaklaşan ülkeler arasında ise Japonya ve Kanada yer aldı. İklim krizi, artan maliyetler ve doğal kaynakların tahribi; güvenilir, besleyici ve erişilebilir gıdaya ulaşmayı dünyanın en kritik sorunlarından biri haline getiriyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Johns Hopkins Üniversitesi, Cornell Üniversitesi ve Küresel Beslenmeyi İyileştirme İttifakı (GAIN) tarafından ortaklaşa yürütülen Gıda Sistemleri Geri Sayım Girişimi (FSCI) araştırması, dünya genelinde gıdanın üretimden tüketime uzanan yapısının 2030 hedeflerinin önemli ölçüde gerisinde kaldığını gösterdi. Gıda kaynaklı emisyonlar “sıfır” hedefine çok uzak Nature Food dergisinde yayınlanan araştırmada 197 ülke, beslenme ve sağlık, çevre ve doğal kaynaklar, geçim kaynakları, yoksulluk ve eşitlik, yönetim ve dayanıklılık olmak üzere beş ana alanda ve 44 gösterge üzerinden değerlendirildi. Bu kapsamda 22 göstergede küresel ortalama bakımından ilerleme kaydedildiği, 15 göstergede belirgin bir değişiklik yaşanmadığı, 7 göstergede ise tablonun kötüleştiği tespit edildi. Suya güvenli erişim, bilgiye erişim, kamu yönetiminin etkinliği ve tarımsal verimlilik olumlu gelişme kaydedilen alanlar arasında yer aldı. Sivil toplumun karar süreçlerine katılımı, kamu yönetiminde hesap verebilirlik, sağlıklı beslenmenin maliyeti, gıda güvencesizliği, pestisit kullanımı, ultra işlenmiş gıda satışları ve sera gazı emisyonları ise olumsuz yönde ilerledi. Araştırmada özellikle gıda kaynaklı sera gazı emisyonlarında bugünkü eğilimlerin devam etmesi durumunda hiçbir ülkenin ‘sıfır emisyon’ hedefine ulaşamayacağına dikkat çekildi. Japonya, İzlanda ve Kanada küresel gıda hedeflerinde öne çıktı Ülkelerin küresel hedeflere ne ölçüde yaklaştığı dünyanın farklı coğrafyaları açısından da değerlendirildi. Yeni Zelanda 14 göstergede Okyanusya’da, Tunus 16 göstergede Afrika’da, İzlanda 21 göstergede Avrupa’da, Kanada 17 göstergede Kuzey ve Güney Amerika’da, Japonya ise 16 kriterde Asya kıtasında hedeflenene en yakın sonuçları kaydetti. Hedeflere ulaşmak için gereken ilerleme hızı da coğrafyalara göre belirgin biçimde değişiyor. Afrika’nın gıda güvencesizliği, tarımsal su kullanımı, kamu idaresi ve çocuk işçiliğinin de aralarında bulunduğu 16 kriterde küresel ölçütleri yakalayabilmesi için her yıl yüzde 20’nin üzerinde iyileşme sağlaması gerekiyor. Avrupa’da ihtiyaç duyulan iyileşme oranları ise diğer bölgelere kıyasla daha düşük seviyede. “Hedeflere 2050’ye kadar ulaşmak mümkün” Araştırmayı değerlendiren TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası) Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, artan nüfusun, iklim değişikliğinin ve doğal kaynaklardaki tahribatın gıda ekosistemi üzerindeki yükü her geçen gün artırdığını belirterek şunları söyledi: “Gıda alanındaki başarıyı üretim miktarı tek başına belirlemiyor. Üretilen gıdanın güvenilir ve besleyici olması, tüketicinin bu gıdaya erişebilmesi, üretimde kullanılan suyun, enerjinin ve hammaddenin verimli yönetilmesi de büyük önem taşıyor. Araştırma, bütün bu konuların bir arada ele alınması gerektiğini ve bugüne kadar kaydedilen ilerlemenin 2030 hedefleri için yeterli olmadığını gösteriyor. Bugünden itibaren daha hızlı hareket edilirse hedeflerin büyük bölümüne 2050’ye kadar ulaşmak mümkün. Bunun için üretim ve tüketimi geleceğin ihtiyaçları doğrultusunda vakit kaybetmeden yeniden şekillendirmeliyiz.” Türkiye’nin tarımsal üretim kapasitesi ve gıda sanayisindeki uzmanlığının önemli bir avantaj sağladığını belirten Sidar, “Güçlü bir üretim altyapısına ve uzun yıllara dayanan sektör deneyimine sahibiz. Bu potansiyeli uzun vadeli politikalarla desteklediğimizde Türk gıda sanayisini iklim, tedarik ve fiyat dalgalanmalarına karşı daha dayanıklı hâle getirebiliriz” dedi. Gıda sektörünün paydaşları 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde buluşuyor Sidar, araştırmanın gündeme taşıdığı konuların TÜGİS ve Sürdürülebilirlik Akademisi iş birliğiyle düzenlenecek 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde sektörün farklı paydaşlarıyla birlikte değerlendirileceğini söyledi. “Gıdanın Geleceği için Dönüşüm” temasıyla 24 Aralık’ta Swissôtel The Bosphorus’ta gerçekleştirilecek zirvenin programında iklim krizi, gıda israfı, sürdürülebilir üretim, gıda ekonomisi, rejeneratif tarım ve tedarik zincirindeki dönüşüm gibi başlıklar yer alıyor. İş dünyası, kamu, akademi ve sivil toplum temsilcilerini buluşturacak zirvede, gıdanın geleceğine ilişkin çözüm önerileri ve yeni iş birliği imkanları paylaşılacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kiraz İhracatında 2025 Yılının Yaraları Sarıldı Haber

Kiraz İhracatında 2025 Yılının Yaraları Sarıldı

Türkiye, 2026 yılın 1 Ocak – 10 Ağustos döneminde 68 bin 737 ton kiraz ihraç ederek 235 milyon dolar dövizi hanesine yazdırdı. Kiraz ihracatımız 2025 yılının 1 Ocak – 10 Ağustos döneminde 6 bin 40 ton karşılığı 47 milyon 728 bin dolar olmuştu. Kiraz ihracatı 2025 yılına göre göre miktar bazında 11 kat, döviz getirisi 4 kat yükseldi. Başkan Balık: "Kiraz ihracatında güçlü bir toparlanma yakaladık" Türkiye’nin kiraz üretiminde dünya birincisi olduğunu, ihracatta da ilk 3-4 ülke arasında yer aldığını paylaşan Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, 2025 yılında çiçeklenme döneminde kirazı donun vurduğunu bu nedenle 2025 yılında ihracatta büyük düşüş yaşandığını, 2026 yılında kiraz ihracatında güçlü bir toparlanma yakaladıklarını dile getirdi. 2026 yılının Türk kiraz ihracatı açısından dikkat çekici bir performans sergilediğini belirten Balık, “2026 yılının geride kalan diliminde 68 bin tonu aşan kiraz ihracatı karşılığında 235 milyon dolar döviz geliri elde ettik. Geçen yılın aynı dönemine göre ihracat miktarında yaklaşık 11 katlık, ihracat değerinde 4 katlık artış yaşadık” ifadelerini kullandı. Kiraz ihracatında 34 ülkeden 52 ülkeye çıktık Kiraz ihracatının yalnızca miktar ve değer açısından değil, pazar çeşitliliği bakımından da olumlu bir seyir izlediğine dikkat çeken Balık şöyle devam etti: “2025 yılında 34 ülkeye kiraz ihraç edilirken bu yıl bu sayı 52'ye yükseldi. İspanya, İtalya, Litvanya, Letonya, Birleşik Krallık ve İrlanda'nın da aralarında bulunduğu 21 pazara yeniden ya da ilk kez ihracat gerçekleştirdik. Türk kirazının uluslararası pazarlardaki konumu güçlendi. Almanya 74 milyon dolarlık ihracatla en büyük pazar olmayı sürdürdü. Rusya Federasyonu'na 67,5 milyon dolarlık, Polonya'nın 29 milyon dolarlık ve Irak'a 26,5 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaştık. 2027 yılında iklimsel bir sıkıntı yaşamadığımız takdirde kiraz ihracatında 250 milyon dolara ulaşmak hedefimiz olacak.” Uzak Doğu’da güç kazanmak istiyoruz İlk dört pazarın toplam kiraz ihracatının yaklaşık yüzde 85'ini oluşturduğuna dikkat çeken Başkan Balık, "Mevcut pazarlardaki güçlü konumumuzu korurken ihracatımızı daha sürdürülebilir hale getirmek için pazar çeşitlendirme çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz. Özellikle Uzak Doğu ülkeleri başta olmak üzere yüksek potansiyele sahip pazarlarda Türk kirazının bilinirliğini artırmaya ve ihracat ağımızı genişletmeye odaklanacağız. Çin’e ihracatımızın açılması için çabalarımız sürüyor. Kısa sürede sonuç almayı ümit ediyoruz” diyerek sözlerini noktaladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ambalajlı Su Üreticileri Derneği'nden 2030 Uyarısı Haber

Ambalajlı Su Üreticileri Derneği'nden 2030 Uyarısı

SUDER, ambalajlı su sektörünün sürdürülebilir kaynak yönetimi ve yenilikçi teknolojilerle suyun korunmasına katkısını ve israfın önlenmesinin önemini vurguluyor. 2030’a yaklaşırken dünya, iklim krizinin su döngüsü üzerindeki etkilerini daha görünür ve daha sert biçimde yakından deneyimliyor. Yayımlanan Avrupa İklim Durumu değerlendirmeleri, kıtanın büyük bölümünde sıcaklıkların uzun dönem ortalamalarının üzerinde seyrettiğini ve Avrupa’nın yaklaşık yüzde 95’inde ortalamanın üzerinde sıcaklık kaydedildiğini ortaya koyuyor. Aynı değerlendirmeler, kuraklık koşullarının yaygınlaştığını ve Avrupa’nın önemli bir bölümünde toprak nemi ve hidrolojik stresin belirgin şekilde arttığını gösteriyor. Özellikle 2025 yılı içinde Avrupa’nın yaklaşık yüzde 50’den fazlasının kuraklık koşullarından etkilendiği raporlanıyor. Küresel ısınmanın en sıcak etkilerini hisseden Akdeniz Havzası'ndaki Türkiye de bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Türkiye, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı göz önüne alındığında artık 'su stresi yaşayan' ülkeler arasında yer alıyor. Uzmanlar, acil önlem alınmazsa su fakiri olma riskiyle karşı karşıya kalacağı konusunda uyarıyor. Bu gelişmeler, ülkemizin de dahil olduğu şehirlerin suya erişim güvenliğini ve altyapı dayanıklılığını doğrudan etkileyen yeni bir “su stresi çağına” işaret ediyor. “Su kaynaklarının korunması ve sağlıklı su tüketimi geniş bir çerçeveden, stratejik olarak ele alınmalı” Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı konuyla ilgili açıklamasında suyun sadece bir içecek olarak değil, stratejik bir yaşam kaynağı olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “İklim krizi artık bugünün meselesi. Su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen yıl artıyor ve şehirlerimizin dayanıklılığı suyu nasıl yönettiğimize doğrudan bağlı hale geliyor. Ambalajlı su sektörü, kaynakların korunması, verimli kullanımın teşvik edilmesi ve suyun güvenli şekilde tüketiciye ulaştırılması açısından önemli bir sorumluluk üstleniyor. Su kaybının artmasına sebep olan tüketim yöntemleri, bu küresel stres döneminde yeniden düşünülmelidir. Türkiye ambalajlı su sektöründe faaliyet gösteren üreticiler, dünyada ve ülkemizde bulunan suyun miktarının ve kalitesinin korunmasının öneminin farkında olarak, sahip olduğumuz su varlığının gelecek nesillere aktarılması için kaynaklarını heba etmeden, en verimli şekilde kullanmaya özen göstermektedir.” “Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışıyoruz” Kalebaşı açıklamasında “Derneğimize üye ambalajlı su üreticileri, yeraltı su kaynaklarını çevreleyen alanları da hassasiyetle korumakta, böylece suyun kaynağa ulaşmak için geçtiği doğal ekosistemlerin korunmasına yardımcı olmaktadırlar. Doğal su kaynaklarının kullanımında sürdürülebilir üretim adına kamu otoriteleri, üniversiteler ve yerel topluluklar ile kurulan işbirlikleri sadece kaynakların, biyoçeşitliliğin ve doğal yaşam ortamlarının korunmasını değil, aynı zamanda bölgenin sosyal ve ekonomik açıdan gelişimini de desteklemektedir. Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışarak kaynaklarımızı koruyor, döngüsel ekonomiye katkı sunmak adına ambalajlarımızın yüzde 100 geri dönüştürülebilir malzemelerden üretilmesini sağlayarak, çevresel ayak izimizi sistematik olarak azaltıyoruz.” dedi. Ev tipi arıtma cihazlarında görünmeyen büyük su israfı Su kaynaklarının korunması ve israfın önlenmesi için tüketim teknolojilerinin bütüncül ve verimlilik odaklı değerlendirilmesi gerekiyor. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Meriç Albay’in yaptığı “Ev Tipi Su Arıtma Sistemlerinin Su Kalitesinin Değerlendirilmesi Araştırması” ev tipi arıtma cihazlarında, 1 litre arıtılmış içme suyu elde edebilmek için yaklaşık 5 litre ve üzeri su atık olarak israf ediliyor. Su stresinin giderek büyüdüğü ve şehirlerin su kaynakları üzerindeki baskının arttığı bu dönemde, bu düzeyde bir su kaybı, önemli bir verimlilik sorunu olarak öne çıkıyor. 2040’ da 5,7 milyar insan su sıkıntısı yaşayacak Kuraklık artık yalnızca tarımsal üretimi etkileyen dönemsel bir risk değil, su güvenliğini doğrudan tehdit eden küresel bir kriz olarak öne çıkıyor. Dünyada ve ülkemizde son 20 yılda kuraklığın giderek artması, su kaynaklarının korunmasının ertelenemez bir öncelik olduğunu ortaya koyuyor. 2040 yılına gelindiğinde dünyada 5,7 milyar insanın su sıkıntısı yaşayabileceğinin tahmin edilmesi de suyun verimli kullanımının toplumsal ve ekonomik bir zorunluluk olduğunu gösteriyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı’na göre bu tablo, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini, su kayıplarının azaltılmasını ve suyun verimli kullanımını koruyan uygulamaların yaygınlaştırılmasını her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Yer altı su rezervlerinin azalması kentlerin dayanıklılığını zorluyor Şehirlerin su güvenliği suyun nasıl korunduğu, nasıl yönetildiği ve ne kadar verimli kullanıldığıyla tanımlanıyor. Yer altı su rezervlerinin azalması ve yüzey sularındaki dalgalanmalar, kentlerin uzun vadeli dayanıklılığını zorlarken; suyun her damlasının korunmasını stratejik bir zorunluluk haline getiriyor. Araştırmalar, Avrupa’nın 2025 yılında en kurak üç yıldan birini yaşadığını ve bazı dönemlerde kıtanın yaklaşık üçte birinde “şiddetli kuraklık” koşulları gözlendiğini ortaya koyuyor. Bu bulgular, su döngüsündeki bozulmanın geçici değil yapısal bir eğilim haline geldiğini gösteriyor. Kalebaşı, “Su stresi giderek derinleşirken, yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızı korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bugün atılacak her adım, gelecekte su güvenliğimizin en önemli güvencesi olacaktır. Bu nedenle tarım sanayi ve diğer tüketim alanlarında verimli su yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılması, su kayıplarının azaltılması ve doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi büyük önem taşıyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SUDER'den Su Kaynaklarının Korunması İçin Sürdürülebilirlik Çağrısı Haber

SUDER'den Su Kaynaklarının Korunması İçin Sürdürülebilirlik Çağrısı

2030’a yaklaşırken dünya, iklim krizinin su döngüsü üzerindeki etkilerini daha görünür ve daha sert biçimde yakından deneyimliyor. Yayımlanan Avrupa İklim Durumu değerlendirmeleri, kıtanın büyük bölümünde sıcaklıkların uzun dönem ortalamalarının üzerinde seyrettiğini ve Avrupa’nın yaklaşık yüzde 95’inde ortalamanın üzerinde sıcaklık kaydedildiğini ortaya koyuyor. Aynı değerlendirmeler, kuraklık koşullarının yaygınlaştığını ve Avrupa’nın önemli bir bölümünde toprak nemi ve hidrolojik stresin belirgin şekilde arttığını gösteriyor. Özellikle 2025 yılı içinde Avrupa’nın yaklaşık yüzde 50’den fazlasının kuraklık koşullarından etkilendiği raporlanıyor. Küresel ısınmanın en sıcak etkilerini hisseden Akdeniz Havzası'ndaki Türkiye de bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Türkiye, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı göz önüne alındığında artık 'su stresi yaşayan' ülkeler arasında yer alıyor. Uzmanlar, acil önlem alınmazsa su fakiri olma riskiyle karşı karşıya kalacağı konusunda uyarıyor. Bu gelişmeler, ülkemizin de dahil olduğu şehirlerin suya erişim güvenliğini ve altyapı dayanıklılığını doğrudan etkileyen yeni bir “su stresi çağına” işaret ediyor. “Su kaynaklarının korunması ve sağlıklı su tüketimi geniş bir çerçeveden, stratejik olarak ele alınmalı” Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı konuyla ilgili açıklamasında suyun sadece bir içecek olarak değil, stratejik bir yaşam kaynağı olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “İklim krizi artık bugünün meselesi. Su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen yıl artıyor ve şehirlerimizin dayanıklılığı suyu nasıl yönettiğimize doğrudan bağlı hale geliyor. Ambalajlı su sektörü, kaynakların korunması, verimli kullanımın teşvik edilmesi ve suyun güvenli şekilde tüketiciye ulaştırılması açısından önemli bir sorumluluk üstleniyor. Su kaybının artmasına sebep olan tüketim yöntemleri, bu küresel stres döneminde yeniden düşünülmelidir. Türkiye ambalajlı su sektöründe faaliyet gösteren üreticiler, dünyada ve ülkemizde bulunan suyun miktarının ve kalitesinin korunmasının öneminin farkında olarak, sahip olduğumuz su varlığının gelecek nesillere aktarılması için kaynaklarını heba etmeden, en verimli şekilde kullanmaya özen göstermektedir.” “Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışıyoruz” Kalebaşı açıklamasında “Derneğimize üye ambalajlı su üreticileri, yeraltı su kaynaklarını çevreleyen alanları da hassasiyetle korumakta, böylece suyun kaynağa ulaşmak için geçtiği doğal ekosistemlerin korunmasına yardımcı olmaktadırlar. Doğal su kaynaklarının kullanımında sürdürülebilir üretim adına kamu otoriteleri, üniversiteler ve yerel topluluklar ile kurulan işbirlikleri sadece kaynakların, biyoçeşitliliğin ve doğal yaşam ortamlarının korunmasını değil, aynı zamanda bölgenin sosyal ve ekonomik açıdan gelişimini de desteklemektedir. Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışarak kaynaklarımızı koruyor, döngüsel ekonomiye katkı sunmak adına ambalajlarımızın yüzde 100 geri dönüştürülebilir malzemelerden üretilmesini sağlayarak, çevresel ayak izimizi sistematik olarak azaltıyoruz.” dedi. Ev tipi arıtma cihazlarında görünmeyen büyük su israfı Su kaynaklarının korunması ve israfın önlenmesi için tüketim teknolojilerinin bütüncül ve verimlilik odaklı değerlendirilmesi gerekiyor. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Meriç Albay’in yaptığı “Ev Tipi Su Arıtma Sistemlerinin Su Kalitesinin Değerlendirilmesi Araştırması” ev tipi arıtma cihazlarında, 1 litre arıtılmış içme suyu elde edebilmek için yaklaşık 5 litre ve üzeri su atık olarak israf ediliyor. Su stresinin giderek büyüdüğü ve şehirlerin su kaynakları üzerindeki baskının arttığı bu dönemde, bu düzeyde bir su kaybı, önemli bir verimlilik sorunu olarak öne çıkıyor. 2040’ da 5,7 milyar insan su sıkıntısı yaşayacak Kuraklık artık yalnızca tarımsal üretimi etkileyen dönemsel bir risk değil, su güvenliğini doğrudan tehdit eden küresel bir kriz olarak öne çıkıyor. Dünyada ve ülkemizde son 20 yılda kuraklığın giderek artması, su kaynaklarının korunmasının ertelenemez bir öncelik olduğunu ortaya koyuyor. 2040 yılına gelindiğinde dünyada 5,7 milyar insanın su sıkıntısı yaşayabileceğinin tahmin edilmesi de suyun verimli kullanımının toplumsal ve ekonomik bir zorunluluk olduğunu gösteriyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı’na göre bu tablo, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini, su kayıplarının azaltılmasını ve suyun verimli kullanımını koruyan uygulamaların yaygınlaştırılmasını her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Yer altı su rezervlerinin azalması kentlerin dayanıklılığını zorluyor Şehirlerin su güvenliği suyun nasıl korunduğu, nasıl yönetildiği ve ne kadar verimli kullanıldığıyla tanımlanıyor. Yer altı su rezervlerinin azalması ve yüzey sularındaki dalgalanmalar, kentlerin uzun vadeli dayanıklılığını zorlarken; suyun her damlasının korunmasını stratejik bir zorunluluk haline getiriyor. Araştırmalar, Avrupa’nın 2025 yılında en kurak üç yıldan birini yaşadığını ve bazı dönemlerde kıtanın yaklaşık üçte birinde “şiddetli kuraklık” koşulları gözlendiğini ortaya koyuyor. Bu bulgular, su döngüsündeki bozulmanın geçici değil yapısal bir eğilim haline geldiğini gösteriyor. Kalebaşı, “Su stresi giderek derinleşirken, yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızı korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bugün atılacak her adım, gelecekte su güvenliğimizin en önemli güvencesi olacaktır. Bu nedenle tarım sanayi ve diğer tüketim alanlarında verimli su yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılması, su kayıplarının azaltılması ve doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi büyük önem taşıyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ağaçlar Fısıldıyor Projesiyle Yaklaşık 500 Kişiye Doğa Okuryazarlığı Eğitimi Haber

Ağaçlar Fısıldıyor Projesiyle Yaklaşık 500 Kişiye Doğa Okuryazarlığı Eğitimi

İklim krizinin etkileri orman ekosistemlerini her geçen gün daha kırılgan hale getirirken, doğayı anlamak ve onunla uyum içinde hareket etmek her zamankinden daha büyük önem taşıyor. “Ağaçlar Fısıldıyor” projesi de bu anlayıştan yola çıkarak, ormanların yalnızca ağaçlardan ibaret olmadığını; toprağın altında işleyen görünmeyen bir yaşam ağıyla birbirine bağlı, dirençli ve hassas bir ekosistem olduğunu hatırlatıyor. Boyner, Discovery Expedition, Yuvam Dünya Derneği ve Warner Bros. Discovery iş birliğiyle hayata geçirilen proje; saha ve üniversite eğitimleri, belgesel, kapsül koleksiyon ve farklı temas noktalarıyla doğa okuryazarlığını daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlıyor. Bu kapsamda Çanakkale’nin Bigalı Köyü’nde yerel halk ve öğrencilerle başlayan eğitim yolculuğu, Behramlı Köyü’nde yerel halk buluşmasıyla daha da derinleşti. Ormanla iç içe yaşayan toplulukların gündelik hayatına temas eden buluşmada, iklim değişikliğinin doğa üzerindeki etkileri, yangın riski, ekosistem dengesi ve doğa okuryazarlığı başlıkları ele alındı. Katılımcılara ormanı korumanın yalnızca yangın sonrasında verilen mücadeleyle değil, riskleri önceden gören ve doğayla daha bilinçli bağ kuran bir yaklaşımla mümkün olduğu anlatıldı. Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü tarafından Çanakkale Bölgesel Turist Rehberleri Odası’na bağlı profesyonel turist rehberlerine verilen eğitimle projenin etkisi artırılırken, ‘orman yangınlarıyla mücadele gönüllüleri’ eğitimiyle saha ekibi güçlendirildi. Boyner çalışanları ile Warner Bros. Discovery çalışanlarına yönelik eğitim buluşmaları ise projenin kurum içindeki farkındalık alanını genişletti. Böylece proje, farklı hedef grupları kapsayan eğitimlerle yaklaşık 500 kişiye ulaşarak güçlü bir farkındalık ağı oluşturdu. Turist Rehberleri Doğa Okuryazarlığı Elçilerine Dönüşüyor Projenin saha eğitimleri kapsamında Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı’nın katkı ve desteğiyle Anadolu Hamidiye Tabyası Hangar Müze Kompleksi’nde, Çanakkale Bölgesel Turist Rehberleri Odası’na bağlı turist rehberlerine, Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü tarafından “Yangınla Mücadele ve Farkındalık” eğitimi verildi. Bölgeyi ziyaret eden milyonlarca turistle doğrudan temas kuran tur rehberleri, eğitimlerin ardından orman ekosistemleri, iklim krizi, yangın farkındalığı ve doğanın görünmeyen iletişim ağına ilişkin bilgileri ziyaretçilere aktaran önemli birer farkındalık elçisi haline geldi. Sahaya Ekipman Desteği Proje kapsamında bölgede meydana gelebilecek olası yangınlara hızlı ve doğru müdahale edilebilmesi için gönüllülerden oluşan ekibe de destek sağlandı. Bölgenin yangınla mücadele kapasitesini güçlendirmek amacıyla Bigalı Köyü’ne su tankeri kazandırıldı. Maske, eldiven, baret, gözlük, ilk yardım çantası, el feneri, kafa lambası, örme başlık ve benzeri ekipmanlardan oluşan toplam 227 farklı malzeme de gönüllü ekibin kullanımına sunuldu. “Ağaçlar Fısıldıyor” projesi sahadaki etkiyi eğitimlerle güçlendirirken; seçili Boyner’lerde ve Boyner Online’da satışa sunulacak Discovery Expedition kapsül koleksiyonu, Warner Bros. Discovery tarafından hazırlanacak belgesel dizisi ve üniversite buluşmalarıyla doğa okuryazarlığı ve farkındalığını daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Nilüfer’de Çocuklar Ömür Kurt’la Çevreyi Konuştu Haber

 Nilüfer’de Çocuklar Ömür Kurt’la Çevreyi Konuştu

Nilüfer Belediyesi’nin Dünya Çevre Günü kapsamında düzenlediği “Çevreci Eller Buluşuyor” etkinlikleri kapsamında Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gazeteci-yazar Ömür Kurt’un katıldığı bir söyleşi gerçekleştirildi. Programa Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Zerrin Güleş ile “Atık Pil ve Atık Yağ Toplama Yarışmaları”nda ödül alan okulların öğrencileri katıldı. GÜLEŞ: ÇEVRE MÜCADELESİNİ YÜKSELTMELİYİZ Söyleşinin açılışında konuşan Zerrin Güleş, çevre mücadelesinin her geçen gün daha da önem kazandığını söyledi. İklim krizi ve benzeri sorunların ortak geleceği tehdit ettiğini belirten Güleş, “Bastığımız toprak, soluduğumuz hava, içtiğimiz su ve bu dünyayı paylaştığımız bütün canlılar için çevre mücadelesini yükseltmemiz gereken günlerden geçiyoruz” dedi. Üç gün süren etkinliklerin sabah düzenlenen ödül töreniyle devam ettiğini anlatan Güleş, yarışmalarda birinci olan okulların öğrencilerini ağırlamaktan duydukları memnuniyeti dile getirdi ve katılımı için Ömür Kurt’a teşekkür etti. KURT: “ÇEVRE BİLİNCİ KÜÇÜK YAŞLADA BAŞLAMALI” Öğrencilerle keyifli bir söyleşi gerçekleştiren Ömür Kurt, çevre bilincinin küçük yaşlarda kazanılmasının önemine dikkat çekti. Atık pil ve atık yağ toplayan öğrencileri tebrik eden Kurt, “Çevrecilik bilinciyle birbirinizden güzel çalışmalara imza atıyorsunuz. Bu tür çalışmalar zaten küçük yaşlarda başlamalı” diye konuştu. Söyleşide orman yangınlarına da değinen Kurt, yanan bir alanda toprağın kendini yenilemesinin yıllar aldığını, bu nedenle doğanın korunmasının büyük önem taşıdığını anlattı. Su kaynaklarının azaldığını hatırlatan Kurt, günlük hayatta suyun ne kadar bilinçsizce tüketilebildiğine örnekler verdi; duşta geçirilen süreden diş fırçalarken akıtılan suya kadar küçük alışkanlıkların farkında olmanın su kaynaklarını korumanın ilk adımı olduğunu söyledi. “ATATÜRK, DÜNYAYA ÇEVRECİLİK MESAJI VEREN İLK ÖNDERDİR” Anadolu kültürünün doğaya her zaman büyük bir hürmet gösterdiğini ifade eden Kurt, konuşmasında tarihi örnekler verdi. Kurt, Kurtuluş Savaşı’nda gövdelerinden kilolarca kurşun çıkan ve halk tarafından “Gazi Ağaçlar” olarak adlandırılan çınarları, Köy Enstitüleri’ndeki tabiat derslerini ve Yalova’daki Yürüyen Köşk’ün hikayesini çocuklarla paylaştı. Atatürk’ün bir ağaç dalının kesilmemesi için bir köşkü raylar üzerinde kaydırdığını hatırlatan Kurt, “Mustafa Kemal Atatürk, dünyaya çevrecilik mesajı veren ilk siyasi önderdir” dedi. Kurt, ekran karşısında geçen zamanla doğada geçirilen zamanı da karşılaştırdı. Dijital oyunların anlık keyif verdiğini ama kalıcı bir anıya dönüşmediğini belirten Kurt, ailesiyle kıra giden, uçurtma uçuran bir çocuğun o günü yıllarca hatırlayacağını söyledi. Yapay zekânın çevreyle ilişkisine de değinen Kurt, bu sistemlerin önemli miktarda su tükettiğine dikkat çekti. Öğrencilerin sorularını da yanıtlayan Kurt, yazarlığa nasıl başladığını anlattı; yazmanın kendisini özgürleştirdiğini, hangi işi yaparlarsa yapsınlar tutkuyla yapmaları durumunda öğrencilerin de hedeflerine ulaşacağını söyledi. Söyleşinin ardından Kurt, çocuklar için yazdığı “Medya Dedektifi” kitabını imzaladı. Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Zerrin Güleş ise günün anısına Ömür Kurt’a hediye takdim etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

UN Global Compact Türkiye’den Dünya Çevre Günü’nde İş Dünyasına Çağrı Haber

UN Global Compact Türkiye’den Dünya Çevre Günü’nde İş Dünyasına Çağrı

Küresel veriler, iklim eyleminde zaman kaybetmeden ilerlenmesi gereken bir dönemde olduğumuzu ortaya koyuyor. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) State of the Global Climate 2025 raporuna göre 2015–2025 arasındaki dönem kayıtlardaki en sıcak 11 yıl oldu. 2025 yılında küresel sıcaklık sanayi öncesi dönemin yaklaşık 1,43°C üzerinde seyretti. Artan sıcaklıklar; su stresi, gıda güvenliği, altyapı baskısı, enerji talebi ve tedarik zinciri kesintileri gibi başlıkları şirketler için daha görünür hale getiriyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Global Energy Review 2026 raporuna göre küresel enerji kaynaklı CO₂ emisyonları 2025’te yüzde 0,4 arttı. UNEP’in Emissions Gap Report 2025 raporu, mevcut politikalarla dünyanın bu yüzyıl sonuna kadar yaklaşık 2,8°C’lik bir ısınma patikasında ilerlediğini ortaya koyuyor. Küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırabilmek için küresel emisyonların 2035’e kadar 2019 seviyelerine göre yüzde 55 azaltılması gerekiyor. Mevcut gidişat ile bilimsel hedefler arasındaki bu fark, iklim eyleminde daha hızlı ve kararlı adımlar atılması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu dönüşümde iş dünyasına da önemli bir rol düşüyor. Küresel sera gazı emisyonlarının önemli bir bölümü iş dünyasının faaliyetleri ve değer zincirlerinden kaynaklanırken, şirketler aynı zamanda düşük karbonlu teknolojilere yatırım yapma, inovasyonu hızlandırma ve tedarik zincirlerini dönüştürme kapasitesi ile dönüşümü hızlandırma gücüne sahip aktörler olarak öne çıkıyor. Bu süreçte şirketlerin enerji kullanımı, üretim süreçleri, satın alma kararları, tedarik zinciri yönetimi, yatırım planları ve kaynak verimliliği gibi alanlarda atacağı adımlar küresel iklim hedeflerine ulaşılmasında önemli bir rol oynayacak. COP31 Türkiye iş dünyasının küresel değer zincirlerindeki konumunun güçlendirilmesi için önemli bir fırsat sunuyor Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi, iklim kanunu çalışmaları, emisyon ticaret sistemi hazırlıkları, sürdürülebilirlik raporlaması standartları ve Avrupa Yeşil Mutabakatı başta olmak üzere küresel düzenleyici gelişmeler, şirketlerin düşük karbonlu ekonomiye geçişini artık ertelenemez bir rekabet meselesi haline getiriyor. COP31, bu dönüşümün hızlandırılması ve Türkiye iş dünyasının küresel değer zincirlerindeki konumunun güçlendirilmesi için önemli bir fırsat sunuyor. COP31’in “Uygulama COP’u” olarak konumlandırılması; verilen hedeflerin nasıl hayata geçirileceğinin tartışıldığı ve somut ilerleme için tüm paydaşların birlikte çalışacağı bir süreci tanımlıyor. COP31'in ana gündem maddeleri olan sıfır atık, gıda güvenliği, yeşil sanayileşme, temiz enerji geçişi ve iklim uyumu; önümüzdeki dönemde odaklanmamız gereken alanları ortaya koyuyor. Bu alanlarda şirketlerimiz taahhütlerini güçlendirerek, ilerlemeyi şeffaf raporlayarak, inovasyonla dönüşümü ölçeklendirerek ve tüm değer zincirine yayarak küresel rekabet güçlerini artırabilir. İş birliği, dönüşümün hızını ve etkisini artıracak İklim krizi, hiçbir kurumun tek başına çözebileceği bir sorun değil. COP31’e giden süreçte kamu, özel sektör, finans kuruluşları, akademi, sivil toplum ve Birleşmiş Milletler ekosistemi arasında kurulacak güçlü iş birlikleri, Türkiye’nin iklim eylemine katkısını artırmak açısından kritik önem taşıyor. Hedefleri uygulamaya geçirme zamanı Bilim temelli hedefler, şirketlerin iklim taahhütlerini ölçülebilir ve izlenebilir azaltım patikalarına dönüştürmesi açısından önemli bir araç sunuyor. Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi), şirketlerin sera gazı emisyon azaltım hedeflerini iklim bilimiyle uyumlu şekilde belirlemelerine ve doğrulatmalarına imkan sağlıyor. SBTi verilerine göre dünya genelinde 11 binden fazla şirketin hedefleri doğrulanmış durumda. Türkiye’de de 100’e yakın şirketin SBTi sürecine dahil olması ve bu sayının giderek artması, iş dünyasında bilim temelli iklim hedeflerine yönelik ilginin güçlendiğini gösteriyor. UN Global Compact Türkiye, şirketleri bilim temelli iklim hedeflerini belirleme, uygulamaya taşıma, ilerlemeyi izleme ve paydaşlarla iş birliğini güçlendirme süreçlerinde desteklemeye devam ediyor. Hızlandırma programları, eğitimler, kaynaklar, küresel ve yerel deneyim paylaşımı ağları ile iş dünyasının iklim eylemine katkısını artırmayı amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.