Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Iklim Krizi

Kapsül Haber Ajansı - Iklim Krizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iklim Krizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Turşu İhracatında 500 Milyon Dolar Hedefine Bir Adım Kaldı Haber

Turşu İhracatında 500 Milyon Dolar Hedefine Bir Adım Kaldı

Türkiye, 2025 yılında iklim krizinde hammadde sorunu yaşamasına rağmen turşu ihracatında yüzde 2,5’luk artışa imza atarak 447 milyon dolardan 458 milyon dolara ilerledi ve 500 milyon dolar hedefine ulaşmak için büyük bir adım attı. Türkiye’nin turşu ihracatında 500 milyon dolar hedefine bir adım kaldı. Türkiye’nin yıllık 58-60 milyon ton meyve sebze ürettiği bilgisini veren Türkiye Meyve Sebze Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, sezonunda tüketilemeyen meyve sebzelerinyıl boyunca tüketilmesi amacıyla kurulan turşuların, Türk sofraları yanında dünyanın dört bir tarafındaki sofralara lezzet ve şifa olduğunu vurguladı. Turşu ihracatında 2026 yılı hedefi 500 milyon doları geçmek Turşu ihracatının 2024 yılında 447 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini kaydeden Uçak, “2025 yılında iklim krizi nedeniyle meyve sebze üretiminde düşüşler yaşandı. Bunun etkisiyle turşu ihracatımız miktar bazında 332,1 milyon kilogramdan 311 milyon kilograma geriledi. Miktardaki düşüşe rağmen ihracat gelirimiz yüzde 2,5’luk artışla 458 milyon dolara ulaştı. Bu tablo katma değerli ihracat ve birim fiyat performansındaki yükseliği ortaya koydu. 2026 yılında meyve sebze üretiminde daha verimli bir sezon geçiriyoruz. Turşu ürünlerinin sağlıklı beslenme trendinden dolayı dünya genelinde daha fazla talep görmesiyle birlikte ürün çeşitliliği, markalaşma ve katma değerli üretim yatırımlarıyla 2026 yılında turşu ihracatında 500 milyon dolar hedefini aşacağımıza inanıyoruz” şeklinde konuştu. İzmir, Türkiye’nin turşu ihracatının yüzde 45’ini yaptı Türkiye’nin turşu ihracatında İzmir’in 207 milyon dolarlık tutarla açık ara birinci olduğunun altını çizen Başkan Uçak şöyle devam etti: “İzmir, turşu sektörünün lokomotifi olmayı sürdürüyor. İzmir, turşu ihracatından yüzde 45 pay alıyor. İzmir’i 65 milyon dolarla Bursa, 52 milyon dolarla Manisa takip etti. İstanbul, Aydın, Gaziantep ve Hatay da ihracata güçlü katkı veren iller arasında yer aldı. Türk turşusunu en çok Almanlar, Amerikalılar ve İngilizler sevdi Türkiye, 2025 yılında 128 ülkeye turşu ihraç ederken, Türk turşusunu en çok Almanlar sevdi. Almanya, 84,5 milyon dolarlık Türk turşusu talep ederken, ikinci sırada 42,3 milyon dolarla Amerika Birleşik Devletleri yer aldı. İngiltere 32,5 milyon dolarlık turşu ithalatıyla zirvenin üçüncü basamağının sahibi olurken, Romanya’ya 19 milyon dolarlık, Hollanda’ya 16,5 milyon dolarlık turşu ihraç edildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Şeftali ve Nektarinde 250 Milyon Dolar İhracat Hedefi Koydu Haber

Türkiye Şeftali ve Nektarinde 250 Milyon Dolar İhracat Hedefi Koydu

“Şeftali Hasat Töreni”ne İzmir İl Tarım ve Orman Müdürü Kahraman Akdoğan, Selçuk Kaymakamı Oğuz Alp Çağlar, Selçuk Tarım ve Orman İlçe Müdürü Mustafa Acargil, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, Türkiye Meyve Sebze Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, İzmir Ziraat Odası Başkanı İbrahim Erdallı, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyeleri Sadık Demircan, Tolga Selim Kağan, Muhammet Elçiboğa, Denetim Kurulu Üyesi Recep Çöpten katıldı. Türkiye’nin şeftali ve nektarin üretiminde dünya üçüncüsü olduğunu ifade eden Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, 2002 yılında 455 bin ton olan şeftali ve nektarin üretiminin 22 yılda yüzde 159’luk artışla 1 milyon 180 bin tona ulaştığını vurguladı. Şeftali ve nektarin ihracatında dünyanın zirvesini hedefliyoruz Şeftali ve nektarin üretiminin 2025 yılında iklim krizi nedeniyle 642 bin tona gerilediğini paylaşan Balık, “2026 yılında şeftali ve nektarin rekoltesinin 1 milyon tonun üzerine çıkmasını bekliyoruz. 2024 yılında 255 milyon dolar olan şeftali ve nektarin ihracatıyla dünya ikincisi olmuştuk. 2024 yılında rekoltedeki düşüşle uyumlu olarak 160 milyon dolara gerilemiştik. 2026 yılında rekoltedeki artışla birlikte ihracatta tekrar 250 milyon dolar bandına çıkmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu. Şeftali ve nektarin 2025’te yaş meyveler arasında en çok ihraç edilen ikinci ürün oldu İzmir’in, Türkiye’nin şeftali ve nektarin üretiminde önde olan illerinden biri olduğunun altını çizen Türkiye Meyve Sebze ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, şeftali ve nektarinin yaş meyve ürünleri arasında nardan sonra en çok ihraç edilen ikinci ürün olduğu bilgisini verdi. Türkiye’de üretilen şeftali ve nektarinin yüzde 25’inin ihraç edildiğini belirten Uçak, “2025 yılında en çok şeftali ve nektarin ihraç ettiğimiz ülkeler 100 milyon dolarla Rusya Federasyonu, 24 milyon dolarla Irak, 19 milyon dolarla Romanya, 7 milyon dolarla Ukrayna ve 1,5 milyon dolarla Almanya şeklinde sıralandı. 51 ülkeye şeftali ve nektarin ihraç ettik” ifadelerini kullandı. Akdoğan: “Türkiye’nin şeftali üretiminin yüzde 13’ünü İzmir yapıyor” Türkiye’nin şeftali üretiminin yüzde 13’ünün İzmir’de yapıldığı bilgisini veren İzmir İl Tarım ve Orman Müdürü Kahraman Akdoğan, Selçuk’ta 16 bin dekar alanda 38 bin ton şeftali üretildiğini, İzmir’in şeftali üretiminin yüzde 67’sinin Selçuk’ta üretildiğini ifade etti. Bu yıl iklim koşullarından dolayı şeftali hasatının 2 hafta geç başladığını vurgulayan Akdoğan; “Şeftali hasadı her sene Mayıs’ın ilk haftasında başlıyordu. Bu sene mevsimsel şartlardan dolayı hasat biraz gecikti. Selçuk’tan ilk üç TIR ihracata gitti, Kurban Bayramı sonrasında ihracat artacak. Selçuk’ta üretilen şeftali türü ihracata uygun, raf ömrü uzun bir şeftali türü. Şeftali hasadı temmuz sonuna kadar sürecek. Üreticilerimiz ve ihracatçılarımız için verimli ve bereketli bir sezon olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı. Kaymakam Çağlar; “Selçuk ekonomisini Turizmle birlikte tarım sırtlıyor” Selçuk Kaymakamı Oğuz Alp Çağlar, Selçuk’un turizm bölgesi kimliğiyle öne çıkmasına karşın ekonomisinde yaş meyve üretiminin ve ticaretinin daha büyük bir oranı temsil ettiğini, Selçuklu üreticiler için bereketli bir sezon dilediğini kaydetti. Erdallı: “Adana’dan sonra ilk şeftali Selçuk’ta hasat ediliyor” İzmir Ziraat Odası Başkanı İbrahim Erdallı, Selçuk’un şeftali yanında mandalina, nar, ayva, üzüm üretimiyle İzmir’de yaş meyve üretiminde en güçlü ilçelerinden biri olduğunu, şeftali ve mandalinada Adana’dan sonra en erkenci ikinci bölge olduklarını, bu sezon rekoltenin yüksekliğinden dolayı fiyatların henüz şekillenmediğini, fiyatın üreticiyi memnun edeceği bir seviyede oluşmasını dilediklerini vurguladı. Şeftali ve nektarin ihracatı 2026 yılına rekorla girdi İklim krizinin etkisiyle 2025 yılında şeftali ve nektarin ihracatında yaşanan düşüşlere karşın, Türkiye şeftali ve nektarin ihracatında 2026 yılına rekor artışla girdi. Türkiye, 1 Ocak – 21 Mayıs 2025 tarihleri arasında 19 milyon dolarlık şeftali ve nektarin ihraç etmişken, 2026 yılının aynı zaman aralığında 86 milyon dolarlık şeftali ve nektarin ihraç etme başarısı gösterdi. Şeftali ve nektarin ihracatında yüzde 347’lik rekor artış kayda alındı. Irak, 44 milyon dolarlık şeftali ve nektarin talebiyle zirvede yer alırken, Rusya Federasyonu 31 milyon dolarla listede ikinci sıraya yerleşti. Romanya 4 milyon dolarlık şeftali ve nektarin talebiyle zirvenin üçüncü basamağına tutundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Biyolojik Çeşitlilik Kaybı Yaşam Sistemlerini Tehdit Ediyor Haber

Biyolojik Çeşitlilik Kaybı Yaşam Sistemlerini Tehdit Ediyor

Her gün kuş seslerinin azaldığı, arıların uğultusunun daha seyrek duyulduğu bir sabaha uyanıyoruz. Dereler kuruyor, toprak verimini kaybediyor... Doğadaki kayıplar bir anda gerçekleşmiyor; sessizce büyüyor. Her kayıp, doğanın dengesini bozarken insanlığın geleceğine uzanan daha büyük bir kırılmaya dönüşüyor. Bilim insanlarının ortaya koyduğu veriler, kaybın boyutunu açıkça gösteriyor. Tatlı su ekosistemlerinde kayıp yüzde 85’e ulaştı. Omurgalı tür popülasyonlarında son 50 yılda yüzde 73 azalma yaşandı. Dünya üzerindeki yaklaşık 1 milyon tür ise yok olma riskiyle karşı karşıya. Toprağı besleyen canlılar, suyu temizleyen ekosistemler, bitkileri çoğaltan tozlayıcı canlılar, iklimi dengeleyen ormanlar birer birer yok oluyor. İşte biyolojik çeşitlilik dediğimiz; yaşamı ayakta tutan bu ağın kendisi. İnsan da o ağın dışında değil; onun bir parçası. Ancak iklim krizi, arazi tahribatı, kirlilik, aşırı tüketim ve doğal yaşam alanlarının yok edilmesi nedeniyle dünya üzerindeki bu yaşam ağı her geçen gün daha kırılgan hale geliyor. "Tür kaybı, doğal yok oluş hızının 1000 katına ulaştı" TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, son yıllarda giderek derinleşen biyolojik çeşitlilik kaybının insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük krizlerden biri olduğuna dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: “Biyolojik çeşitlilik yalnızca doğadaki canlıların zenginliği değil; insan yaşamının devamlılığını sağlayan görünmez sistemin temelidir. Dünyadaki ağaç türlerinin yüzde 38’inin nesli tehdit altında. Fosil kayıtlarına dayanan bilimsel araştırmalara göre, bugün tür kayıpları doğal yok oluş hızının yaklaşık 1000 katına ulaştı. Bu veriler, yaşamı ayakta tutan doğal sistemlerin kritik bir kırılma noktasına yaklaştığını gösteriyor. Kaybettiğimiz her türle birlikte aslında geleceğimizin bir parçasını da kaybediyoruz.” Ataç, biyolojik çeşitliliğin korunmasının iklim kriziyle mücadele açısından büyük öneme sahip olduğunu belirterek “Şunu asla unutmamalıyız; biyolojik çeşitlilik; temiz suya erişimden sağlıklı gıdaya, doğal afetlere karşı dirençten iklimin dengesine kadar yaşamın sürdürülebilirliğini doğrudan etkiliyor. Doğa yalnızca korunması gereken bir alan değil, korunması gereken bir yaşam sistemi. Ormanlar, sulak alanlar, meralar ve tüm doğal ekosistemler; canlı türleriyle birlikte insanlığın geleceğini de ayakta tutuyor. Bu nedenle doğayı korumak artık bir tercih değil, ortak sorumluluğumuz.” uyarısında bulundu. Yerelde korunan her yaşam alanı dünyanın geleceğini etkiliyor Türkiye, üç farklı bitki coğrafyasının kesiştiği, endemik türler açısından önemli ülkeler arasında yer alıyor. Ancak korunan alanların ülke yüzölçümüne oranı yalnızca yüzde 14 düzeyinde; bu oran yüzde 17 olan dünya ortalamasının altında kalıyor. Artan madencilik faaliyetleri, plansız yapılaşma, arazi tahribatı ve doğal alanlar üzerindeki baskılar biyolojik çeşitlilik açısından ciddi riskler oluşturuyor. Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında kabul edilen, Türkiye’nin de imzacı olduğu ve “biyolojik çeşitliliğin Paris Anlaşması” olarak tanımlanan Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi, 2030 yılına kadar korunan alanların yüzde 30’a çıkarılmasını ve tahrip edilmiş ekosistemlerin yüzde 30’unun restore edilmesi hedefliyor. Bu hedefler, bu yılın teması olan “Küresel etki için yerel hareket” çağrısıyla da doğrudan örtüşüyor. Yerelde korunan bir mera, yaşatılan sulak alan ya da koruma altına alınan bir tür yalnızca bulunduğu bölgeyi değil, dünyanın ortak yaşam ağını da güçlendiriyor. “Dünyanın kendini yenileme kapasitesinden 1,5 kat fazlasını tüketiyoruz” Deniz Ataç, doğayı korumanın yalnızca kurumların ya da devletlerin değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğunu vurgulayarak “Bugünkü tüketim düzeyi, dünyanın kendini yenileyebilme kapasitesinin yaklaşık 1,5 katına ulaştı. Doğanın yalnızca tüketilecek bir kaynak ya da ham madde deposu olarak görülmesi ekosistemlerle birlikte insan yaşamını da tehdit ediyor. Bu nedenle her bireyin tüketim alışkanlıklarını gözden geçirmesi ve doğayla daha dengeli bir yaşam kurması büyük önem taşıyor. Evlerimizden başlayacak hareket, yerel düzeyde alınacak bir önleme oradan ise dünyayı etkileyecek bir güce dönüşebilir.” dedi. Ataç, TEMA Vakfı’nın kurucularından merhum A. Nihat Gökyiğit’in ismini taşıyan Biyolojik Çeşitlilik Projesi ile toplumda biyolojik çeşitlilik farkındalığının yaygınlaştırılması başta olmak üzere ülkemizde korunan alanların artırılması ve doğal yaşam alanlarını tehdit eden uygulamalara karşı doğa koruma politikalarının güçlendirilmesi için faaliyetler gerçekleştirdiklerini söyleyerek doğanın hâlâ kendini yenileme gücüne sahip olduğunu ifade etti. “Bir tohum hâlâ filizlenebilir, bir dere yeniden canlanabilir, bir orman yeniden nefes olabilir. Yerelde atılan her koruma adımı; bir türü, bir ekosistemi, bir su varlığını ve aslında ortak geleceğimizi koruyor. Dünya sessizleşmeden harekete geçmek hâlâ mümkün.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzmirli Gençlere İklim Projeleri İçin 5 Bin Dolarlık Hibe Desteği Haber

İzmirli Gençlere İklim Projeleri İçin 5 Bin Dolarlık Hibe Desteği

İzmir Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Gençlik Çalışmaları Şube Müdürlüğü, gençlerin iklim krizi karşısında geliştireceği yenilikçi çözümleri desteklemek amacıyla önemli bir uluslararası programa dâhil oldu. Bloomberg Philanthropies öncülüğünde yürütülen ve dünyanın 6 kıtasından 300 kenti bir araya getiren Youth Climate Action Fund (Gençlik İklim Eylemi Fonu) programına seçilen İzmir Büyükşehir Belediyesi, gençlerin yerel iklim eylemine doğrudan katılımını güçlendirecek çalışmalar yürütecek. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın gençlerin karar alma süreçlerine katılımını önemseyen, sürdürülebilir ve iklim dirençli bir kent yaratma vizyonu doğrultusunda yürütülecek program, gençleri yalnızca fikir üreten bireyler olarak değil, kentin geleceğine yön veren aktif paydaşlar olarak sürece dâhil edecek. Gençlerin projelerine mikro hibe desteği Program kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne 50 bin ABD doları hibe desteği sağlanacak. Bu kaynak doğrultusunda 15-24 yaş arası gençlerin geliştireceği iklim ve çevre odaklı projelere 1.000 ila 5.000 ABD doları arasında mikro hibeler verilecek. İzmir’de gençlerin öncülüğünde geliştirilecek projelerin; sürdürülebilir ulaşım, geri dönüşüm ve atık yönetimi, kent bostanları ve kentsel tarım, iklim farkındalığı çalışmaları, su kaynaklarının korunması, aşırı sıcaklarla mücadele, çevre eğitimi ve yeşil altyapı gibi alanlarda yoğunlaşması bekleniyor. Gençler çözümün doğrudan parçası olacak Gençlik İklim Eylemi Fonu, gençlerin yerel yönetimlerle birlikte çözüm geliştiren aktif paydaşlar olarak iklim eylemine katılmasını amaçlıyor. Program çerçevesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından gençlere yönelik açık çağrılar yapılacak, ortak tasarım ve fikir geliştirme atölyeleri düzenlenecek. Seçilen projeler ise belediyenin desteğiyle uygulamaya geçirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ayvalık’ta Tarihi Buluşma Haber

Ayvalık’ta Tarihi Buluşma

Kuzey Ege’nin üretim gücü, tarım vizyonu ve zeytincilik mirası Ayvalık’ta aynı çatı altında buluştu. Bölgenin ilk ihtisas fuarı olma özelliğini taşıyan AGROAYVALIK 2026 Ayvalık Tarım ve Hayvancılık Fuarı, görkemli bir törenle kapılarını açarken, eş zamanlı düzenlenen Zeytin Üretim Zirvesi de sektörün en önemli buluşma platformlarından biri oldu. 15-18 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek organizasyonun açılış törenine siyasetçiler, belediye başkanları, iş insanları, akademisyenler, üreticiler ve sektör temsilcileri yoğun ilgi gösterdi. Açılışa katılımın yüksek olması, AGROAYVALIK’ın daha ilk yılında bölgesel sınırları aşan güçlü bir organizasyon haline geldiğini ortaya koydu. “AGROAYVALIK önemli bir ticaret merkezi olacak” Açılışta konuşan Kare Fuarcılık İcra Kurulu Başkanı Ercüment Er, Kuzey Ege’de düzenlenen ilk ihtisas fuarını hayata geçirmenin gururunu yaşadıklarını söyledi. Fuarda tarım ve hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren firmaların ürün ve hizmetlerini sergileme imkânı bulacağını belirten Er, Balıkesir, İzmir, Manisa ve Çanakkale’den çok sayıda heyetin fuarı ziyaret edeceğini ifade etti. Eş zamanlı düzenlenen Zeytin Üretim Zirvesi’nin de üretici, akademisyen ve ihracatçıları bir araya getirerek sektörün ihtiyaçlarının konuşulacağı önemli bir platform olacağını dile getiren Er, AGROAYVALIK’ın gelecek yıllarda da büyüyerek devam edeceğini kaydetti. “Altınova üretimin merkezi” Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Ali Uçar ise konuşmasında Altınova’nın tarım açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bölgeye “Altınova” adını verdiğini hatırlatan Uçar, bu bereketli toprakların modern tarım teknikleriyle daha ileri taşınması gerektiğini söyledi. Tarım ve hayvancılığın yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda milli bağımsızlık ve gıda güvenliği açısından stratejik bir alan olduğunu belirten Uçar, teknoloji, markalaşma ve sürdürülebilir üretim vurgusu yaptı. Uçar ayrıca fuarların kent ekonomisine büyük katkı sunduğunu belirterek, fuar turizminin Ayvalık’ın marka değerini artıracağını ifade etti. “Tarım Ayvalık’ın kalbinin atışı” Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin de Ayvalık’ın tarih boyunca üretimle anılan özel bir kent olduğunu söyledi. Tarım ve hayvancılığın yalnızca bir geçim kaynağı değil, aynı zamanda kültür ve yaşam biçimi olduğunu belirten Ergin, zeytin ve zeytinyağının ilçenin kimliğini yansıttığını ifade etti. İklim krizi ve artan maliyetler nedeniyle tarımda yeni teknolojilerin önem kazandığını vurgulayan Ergin, AGROAYVALIK 2026’nın sektör temsilcileriyle üreticileri buluşturarak önemli bir vizyon ortaya koyduğunu söyledi. “Tarım milli güvenlik meselesidir” İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez ise konuşmasında tarım ve hayvancılığın siyaset üstü bir konu olduğunu belirterek, üretimin milli güvenlik meselesi olarak görülmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin tarım ve zeytincilik potansiyeline rağmen üreticinin artan maliyetlerle mücadele ettiğini dile getiren Çömez, çiftçilerin desteklenmesi gerektiğini söyledi. Tarım sektörünün stratejik bir alan olduğuna dikkat çeken Çömez, AGROAYVALIK’ın bölge ekonomisine ve üreticilere önemli katkılar sağlayacağını kaydetti. 156 firma katıldı Konuşmaların ardından protokol üyeleri tarafından açılış kurdelesi kesildi ve katılımcı stantları ziyaret edildi. Altınova Kapalı Pazaryeri’nin 8 bin 600 metrekarelik alanında düzenlenen fuarda 156 firma ve firma temsilciliği yer aldı. Fuarda yeni nesil traktörler, tarım makineleri, akıllı sulama sistemleri, dijital tarım teknolojileri, hayvancılık ekipmanları, yem teknolojileri, sera çözümleri ve yenilenebilir enerji uygulamaları yoğun ilgi gördü. Ayvalık zeytinciliğin karar merkezi oluyor AGROAYVALIK 2026’yı farklı kılan en önemli unsur ise aynı çatı altında düzenlenen Zeytin Üretim Zirvesi oldu. Tarım Gazetecileri ve Yazarları Derneği (TAGYAD) Başkanı İsmail Uğural koordinasyonunda gerçekleştirilen zirvede; üretimden ihracata, coğrafi işaretten lisanslı depoculuğa kadar sektörün kritik başlıkları ele alınıyor. Yerel yönetimlerin tarım politikaları, üreticilerin maliyet sorunları, sürdürülebilir tarım uygulamaları ve kadın üreticilerin kırsal kalkınmadaki rolü gibi konuların masaya yatırıldığı zirvenin, sektör adına önemli çözüm önerileri ve iş birliklerine zemin hazırlaması bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

A101’den Perakendede Düşük Karbonlu Dönüşüm İçin Öncü Adım Haber

A101’den Perakendede Düşük Karbonlu Dönüşüm İçin Öncü Adım

Türkiye’nin en büyük market zinciri A101, sürdürülebilirlik yolculuğunda önemli bir adım daha attı. Uluslararası Cool Up Programı kapsamında mağazalarında iklim dostu soğutma sistemlerini devreye alan şirket, perakende sektöründe mağaza ölçeğinde bir ilki gerçekleştirerek düşük karbonlu dönüşüme öncülük etmeyi hedefliyor. Almanya Federal Hükümeti’nin Uluslararası İklim Girişimi (IKI) tarafından desteklenen ve UNDP Türkiye’nin de yer aldığı program, Türkiye’nin yanı sıra Mısır, Ürdün ve Lübnan’da uygulanıyor. Programın temel amacı, çevre dostu soğutma teknolojilerinin yaygınlaşmasını desteklemek ve bu alandaki teknik kapasiteyi geliştirmek. Artan enerji ihtiyacı ve iklim krizi, özellikle soğutma sistemlerinin çevresel etkisini daha kritik hale getirirken, A101 bu alanda somut bir dönüşüm başlatıyor. Şirket, mağazalarında geleneksel soğutma sistemleri yerine, iklim dostu alternatiflere geçiş yaparak hem karbon ayak izini azaltmayı hem de gelecekteki düzenlemelere uyum sağlamayı amaçlıyor. Pilot uygulama; İstanbul, Antalya, Gaziantep ve Ağrı’daki mağazalarda hayata geçirildi. Farklı iklim koşullarını temsil eden bu lokasyonlarda elde edilecek verilerle, yeni nesil sistemlerin performansı ve enerji verimliliği karşılaştırmalı olarak analiz edilecek. Elde edilecek bulguların, sadece A101’in sürdürülebilirlik stratejisine yön vermesi değil, aynı zamanda perakende sektöründe benzer dönüşümlerin yaygınlaşmasına katkı sağlaması bekleniyor. Bu yönüyle proje, veri temelli ve ölçeklenebilir bir dönüşüm modeli olarak konumlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı İlk Webinarı ile Başladı! Haber

Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı İlk Webinarı ile Başladı!

Tekstil sektöründe faaliyet gösteren firmaların su tüketimini azaltarak su verimliliğini artırması ve döngüsel su kullanımı başta olmak üzere su yönetimi alanında bütüncül bir yaklaşım benimsemesi amacıyla hayata geçirilen “Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı”nın ilk webinarı gerçekleştirildi. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) tarafından, İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) stratejik ortaklığında, Beymen Group ve SANKO Holding sponsorluğunda düzenlenen program ile; eğitim, çalıştaylar, iyi uygulama paylaşımları ve teknik gezi ile sektörün su yönetimi alanındaki dönüşümüne katkı sağlanması hedefleniyor. “Tekstil Sektöründe Su Yönetiminde Küresel Trendler ve Markaların Üreticilerden Beklentileri” başlıklı ilk webinarda; tekstil sektöründe su yönetimine ilişkin küresel eğilimler, tedarik zincirindeki dönüşüm gereklilikleri, markaların üreticilerden beklentileri ve sürdürülebilir üretim perspektifleri çok paydaşlı bir bakış açısıyla ele alındı. Webinarın açılış konuşmaları; SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, İTHİB Yönetim Kurulu Üyesi ve Tekstil Sektörü Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Sultan Tepe, Beymen Group CEO’su Elif Çapçı ve SANKO Holding CSO’su Enise Ademoğlu Matbay tarafından gerçekleştirildi. Konuk konuşmacı Prof. Dr. Mehmet Kitiş ise tekstil sektöründe su yönetimine yönelik küresel trendler, risk alanları ve sürdürülebilirlik eksenindeki dönüşüm başlıklarına dair kapsamlı bir çerçeve sundu. SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel yaptığı açılış konuşmasında; “Tekstil sektörü uzun yıllardır üretim gücü, ihracat kapasitesi ve yarattığı istihdamla ülkemizin en önemli sektörlerinden biri oldu. Ancak artık sektörlerin başarısı yalnızca ne kadar ürettikleriyle değil, kaynakları nasıl yönettikleriyle de ölçülüyor. Türkiye topraklarının yaklaşık yüzde 88’i çölleşme riski altında ve tekstil suyun en çok kullanıldığı sektörler arasında yer alıyor. Tekstilde su yönetimi yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, Türkiye’nin üretim gücünü, ihracat rekabetini ve küresel değer zincirlerindeki konumunu güçlendirecek stratejik bir dönüşüm alanı. Bu nedenle Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı’nı su verimliliğinden atıksu yönetimine, döngüsel su kullanımından iyi uygulama örneklerine kadar geniş bir çerçevede kurguladık” ifadelerini kullandı. İTHİB Yönetim Kurulu Üyesi ve Tekstil Sektörü Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Sultan Tepe, konuşmasında tekstil sektörünün Türkiye ekonomisi açısından stratejik önemine dikkat çekti. Üretimden ihracata, istihdamdan yarattığı katma değere kadar sektörün güçlü bir ekosistem oluşturduğunu belirten Tepe, sürdürülebilirlik ekseninde yaşanan dönüşümün merkezinde artık su yönetiminin yer aldığını ifade etti. Su kaynakları üzerindeki baskının her geçen gün arttığını vurgulayan Tepe, “Su artık yalnızca bir üretim girdisi değil, sektörün geleceğini belirleyen stratejik bir kaynak haline geldi. İklim krizi, artan regülasyonlar ve küresel markaların beklentileri doğrultusunda sürdürülebilir su yönetimi; rekabet gücü, tedarik zinciri dayanıklılığı ve marka itibarı açısından kritik önem taşıyor” dedi. “Geleceğin tekstili, suyu verimli kullanan tekstil olacaktır” değerlendirmesinde bulunan Tepe, Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı’nın yalnızca bir eğitim serisi değil; sektörün ortak akılla hareket ettiği, iyi uygulamaların yaygınlaştırıldığı ve sürdürülebilir üretim kültürünün güçlendirildiği önemli bir dönüşüm platformu olduğunu söyledi. “SU YÖNETİMİ ARTIK TEKSTİL SEKTÖRÜ İÇİN STRATEJİK BİR ALAN” Programın açılış konuşmasını Beymen Group CEO’su Elif Çapçı yaparken, Beymen Group olarak sürdürülebilirlik çalışmalarını “Beymen Promise” çatısı altında yürüttüklerini belirterek, “Dünyaya Sözümüz Var” yaklaşımıyla doğaya, topluma ve insana karşı sorumluluklarını işin ayrılmaz bir parçası olarak gördüklerini ifade etti. Çapçı, tekstil sektöründe su yönetiminin artık yalnızca çevresel bir başlık olmadığını; üretimin sürekliliğini, tedarik zincirinin dayanıklılığını ve sektörün rekabet gücünü doğrudan etkileyen stratejik bir konu haline geldiğini vurguladı. Su yönetimini konuşmanın aynı zamanda kaynak verimliliğini, maliyet yapısını ve sektörün gelecekteki varlık koşullarını konuşmak anlamına geldiğini belirten Çapçı, Beymen Group’un tedarikçiyi, üreticiyi ve müşteriyi dönüştürme gücüyle ekosistemin merkezinde kritik bir role sahip olduğuna dikkat çekti. Beymen Group olarak sürdürülebilirliği bir hedef değil, yarım asrı aşan mirasın getirdiği bir sorumluluk olarak gördüklerini ifade eden Çapçı, Türkiye’nin lüks moda ve yaşam stili destinasyonu olmanın gücü ve bilinciyle dönüşümü sahiplendiklerini; dokundukları tüm paydaşları bu dönüşümün bir parçası haline getirmek için kararlı ve somut adımlar attıklarını belirtti. İklim krizinin etkilerini artık çok daha somut ve ölçülebilir şekilde hissettiğimiz bir dönem yaşadığımızı vurgulayan SANKO Holding CSO’su Enise Ademoğlu Matbay sözlerini şöyle sürdürdü; “Aşırı hava olaylarının artması, su stresi ve kaynak baskısının derinleşmesi hem ülkemizde hem de küresel ölçekte ekonomik ve operasyonel riskleri artırıyor. Bilimsel veriler, bu risklerin yönetilmemesi halinde büyüme ve refah üzerinde ciddi kayıplar yaşanabileceğine işaret ediyor. Bu tablo, sürdürülebilirliği artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil; iş dünyası için rekabetçiliği, tedarik zinciri dayanıklılığını ve finansmana erişimi belirleyen stratejik bir dönüşüm alanı haline getiriyor. Bu nedenle SANKO Holding olarak, atılacak her adımın, sadece bugünü değil geleceği de güvence altına alacak şekilde bütüncül bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğine inanıyoruz.” Program 2026 boyunca eğitim, çalıştay, teknik gezi ve webinarlarla devam edecek Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı, 2026 yılı boyunca farklı içeriklerle devam edecek. Program kapsamında; 4 Haziran’da su verimliliği ve atık su geri kazanımı üzerine bir eğitim programı, 5 Haziran’da üretim süreçlerinde su tüketimini azaltma teknikleri ve global iyi uygulamalara odaklanan ilk çalıştay, 30 Haziran’da finansman kaynakları ve yeşil krediler konulu ikinci webinar, 17 Eylül’de mevzuat ve atık su geri kazanımı odağında ikinci çalıştay, 18 Eylül’de ileri atık arıtma ve geri kazanım uygulamalarına yönelik OSB teknik gezisi ve 5 Ekim’de dijital izleme, raporlama ve uluslararası iyi uygulamalar konulu üçüncü webinar gerçekleştirilecek. Program çıktıları arasında; eğitim ve etkinliklerden elde edilecek sektörel içgörüler, firmaların uygulamaya aldığı iyi örnekler, politika yapıcılara yönelik öneriler ve sektörel su yönetimi yaklaşımına katkı sağlayacak veri ve içerikler yer alıyor. Artan su stresi, dönüşen regülasyonlar ve sürdürülebilir üretim beklentileri doğrultusunda, tekstil sektöründe su yönetimi alanında ortak aklın güçlendirilmesi ve sektör paydaşları arasında daha etkili iş birlikleri geliştirilmesi hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzmir’de İklim Dayanıklılığı Güçleniyor Haber

İzmir’de İklim Dayanıklılığı Güçleniyor

İklim değişikliğinin kent yaşamı üzerindeki etkileri giderek artarken toplumun değişen çevresel koşullara uyum kapasitesini güçlendiren, yerel dayanıklılığı artıran ve ortak hareket etme becerisini destekleyen uygulamalar da giderek ön plana çıkıyor. Bu doğrultuda ICLEI – Sürdürülebilir Kentler Birliği tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde ve Zurich Sigorta Grubu Türkiye’nin destekleriyle, Z Zurich Foundation öncülüğünde küresel nitelikteki Kentsel İklim Dayanıklılığı Programı yürütülüyor. Programın Türkiye ayağını oluşturan Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi ise İzmir’de yerel ihtiyaçlara dayalı, katılımcı ve uzun vadeli bir etki modeli ortaya koyuyor. Proje kamuoyuna tanıtıldı Projenin Tarihi Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen tanıtım toplantısı, İzmir Büyükşehir Belediyesi İkinci Başkan Vekili Elvin Sönmez, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız ve ICLEI Küresel Uygulama ve İş Geliştirme Direktörü Sunandan Tiwari’nin katılımıyla yapıldı. “Kentler gerçekten dirençli bir hale gelebilir” Projenin tanıtım toplantısında konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi İkinci Başkan Vekili Elvin Sönmez, “İklim krizi, hepimizin günlük hayatını etkileyen gerçek ama bugünün koşullarında artık sadece çevresel bir sorun olmaktan çok daha fazlası. Bu nedenle yerel yönetimlerin görevi yalnızca altyapı üretmek değil. Asıl sorumluluk; eşitsizlikleri azaltan, dayanışmayı büyüten, yurttaşı sürecin öznesi haline getiren bir iklim politikasını hayata geçirmektir. İzmir’de tam da bu anlayışla hareket ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki iklim direnci, aynı zamanda toplumsal dayanışma varsa gerçek olur. Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi, bu yaklaşımın sahadaki en somut örneği. Kadifekale ve Agora’da yürütülen çalışmalar, bize şunu açıkça gösterdi; bilgi paylaşıldığında, yurttaş sürece aktif olarak katıldığında ve mahalle ölçeğindeki örgütlenme güçlendirildiğinde kentler gerçekten dirençli bir hale gelebilir” dedi. “Hedef, bu modeli kent geneline yaymak” Agora’da yürütülen sel hazırlık ve müdahale eğitimleriyle yüzlerce yurttaşın bilinçlenip kendi yaşam alanlarının aktif koruyucusu haline geldiğini dile getiren Sönmez, “Gönüllü ekipler kuruldu, risk altındaki hanelere doğrudan dokunan önlemler geliştirildi. Kadifekale’de ise çok daha derin bir dönüşüm sağlandı. Kadınların öncülüğünde gelişen bu süreç, iklim meselesini aynı zamanda sosyal güçlenme alanına dönüştürdü. Mahalle Bostanları, üretim seraları, atölyelerin her biri sadece bir proje çıktısı değil dayanışmanın, üretimin ve ortak bir geleceğin kurulmasının temel atımıdır. Biz, her atılan tohumu sadece toprağın değil eşitliğe, dayanışmaya ve ortak müştereklerimize atılmış bir adım olarak görüyoruz. Çocukların bu sürece dahil olması ise geleceğe dair umutlarımızı büyütüyor. Çünkü doğayla kurulan bağ ne kadar erken yaşta başlarsa o kadar kalıcı ve o kadar dönüştürücü olur. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak iklim krizine karşı mücadeleyi sadece risk azaltımı olarak tanımlamadık. Bu mücadeleyi aynı zamanda daha adil, daha demokratik, daha kapsayıcı bir kent kurma iradesi olarak görüyoruz. Hedefimiz, mahallede başlayan bu dayanışma modelini, kentin tamamına yaymak, yurttaşların bilgiye, üretime ve karar alma süreçlerine gerçek anlamda katkı koymasını sağlamak” bilgisini verdi. “Umut dolu bir gelecek için çalışmayı sürdüreceğiz” Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız da iklim değişikliğinin etkilerinin artık hayatın her alanında daha yakından hissedildiğine dikkat çekerek “Zurich Sigorta Grubu Türkiye olarak başarıyı yalnızca finansal sonuçlarla değil, tüm paydaşlarımız için yarattığımız değerle ölçüyoruz. İzmir’de 2023 yılında başlattığımız Toplumlar için İklim Dayanıklılığı projesi de yarattığımız bu değerin örneklerinden biri. Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli'ne göre Türkiye, iklim değişikliği ve küresel ısınmadan en çok etkilenecek ülkelerden biri. Akdeniz Havzası bu etkilerin en yoğun hissedildiği bölgelerden biri olurken, Anadolu’da da İzmir bu riskin doğrudan hissedildiği şehirler arasında yer alıyor. Olağanüstü hava olaylarının olma sıklığı ve olduğunda yaşanan etkileri değişti. Küresel ısınma, bizzat hayatımızı etkileyen ve etkilemeye devam edecek global bir sorun. Bu projemiz İzmir Büyükşehir Belediyesi ile beraber İzmir'de yaşayan, bu havayı soluyan, bu suyu içen ve küresel ısınmadan olumsuz etkilenen vatandaşlarımızı dahil ederek, diğer paydaşları da dinleyerek, bu işin içinde olan insanların hayatlarından ve onlardan öğrendiğimiz bilgilerle oluşturulan, yaşayan ve yaşamaya devam edecek bir çalışma. Amacımız, vatandaşlarımızı ve paydaşlarımızı bu sürecin parçası yapmak ve hep beraber iklim değişikliğini ve onun olumsuz etkilerini giderecek kalıcı ve kapsayıcı çözümler bulmak.” diye konuştu. “Örnek bir model” ICLEI Küresel Uygulama ve İş Geliştirme Direktörü Sunandan Tiwari ise “İzmir’de hayata geçirilen Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi, iklim risklerini ele alırken teknik yetkinliği, topluluk öncülüğündeki çözümleri ve kamu-özel sektör iş birliklerini bir araya getirmesiyle öne çıkıyor. Yerel topluluklar, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Zurich Türkiye ile birlikte çalışan ICLEI, bu proje kapsamında geliştirilen bilgi, beceri ve çözümlerin topluluk içinde kalıcı hale gelmesini ve yerel yönetim tarafından benimsenmesini sağladı. Komşuların iklim riskleri etrafında kendi kendine organize olması, bu sosyal dokunun uzun vadeli kentsel dayanıklılığın temelini oluşturmasına katkı sunuyor. İzmir, tüm küresel ağımızdaki şehirlerin karşı karşıya olduğu iklim krizine nasıl yaklaşabileceğine dair örnek bir model sunuyor” sözlerine yer verdi. Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi Koordinatörü Nida Bilgen de proje kapsamında yapılan çalışmaları ve hedefleri aktardı. Kadifekale Mahalle Bostanı’nda ürün dikimi yapıldı Projenin tanıtım toplantısının ardından Kadifekale Mahalle Bostanı katılımcısı 98 kadın ve beraberindeki çocuklar, Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı. ICLEI temsilcileri, Zurich Türkiye Yönetim Kurulu ve yönetici kadroları, Zurich Sigorta gönüllüsü/Zurich Ege bölgesi acente çalışanları, bostanda yazlık ürün dikimi yaptı. Ayrıca bölgede yer alan bir okulda mini bostan kuruldu. Program kapsamında iklim dirençli fide üretim serasında tohumlar ekildi. Mahallelerin iklim risklerine karşı dayanıklılığı artırıldı 2023 yılında İzmir’de başlatılan proje kapsamında, mahalle ölçeğinde iklim risklerine karşı dayanıklılığı artıran bütüncül çalışmalar hayata geçirildi. Bu çalışmalarla afetlere karşı topluluk dayanışması güçlendirilirken, mahalle sakinlerinin kriz anlarında daha bilinçli ve birlikte hareket edebilmelerini destekleyen “Mahalle İklim Afet Gönüllüleri” komitesi kuruldu. Sel ve aşırı hava olaylarına karşı önleyici çözümler uygulanarak sel riski altındaki haneler, okullar ve kamusal alanlara sel bariyeri gibi pratik destekler sağlandı. Aynı zamanda, sıcak hava dalgalarının etkisini azaltmaya yönelik mekânsal çözümler geliştirildi. Proje kapsamında ayrıca, iklim dayanıklılığına ilişkin bilgi ve farkındalığın artırılması amacıyla eğitim içerikleri geliştirildi hem okullarda hem de belediye merkezlerinde yaygınlaştırıldı. İmariye Mahallesi’nde hayata geçirilen Mahalle Bostanı iyileştirmeleri ve sera uygulamalarıyla ise gıda güvenliğini destekleyen, mahalle ölçeğinde kalıcı ve sürdürülebilir altyapı çözümleri oluşturuldu. Bu bütüncül yaklaşım sayesinde proje ile yaklaşık 16 bin mahalle sakinine ulaşırken, İzmir’de iklim dayanıklılığının güçlendirilmesi adına güçlü bir model oluşturuldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.