Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ilo

Kapsül Haber Ajansı - Ilo haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ilo haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Anadolu Sigorta ve ILO Türkiye Ofisi’nden Eşitlikçi ve Bakım Dostu İşyerleri İçin İş Birliği Haber

Anadolu Sigorta ve ILO Türkiye Ofisi’nden Eşitlikçi ve Bakım Dostu İşyerleri İçin İş Birliği

Care@Work Türkiye Projesi kapsamında hayata geçirilen iş birliğiyle, ILO’nun Eşitlikçi ve Bakım Dostu İşletme Modeli Anadolu Sigorta’da uygulanacak. Anadolu Sigorta ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi, daha eşitlikçi, kapsayıcı ve bakım dostu çalışma ortamlarının geliştirilmesine katkı sağlamak üzere güçlerini birleştiriyor. İsveç’in finansal desteğiyle Ocak 2026 - Haziran 2027 döneminde yürütülen Care@Work Türkiye Projesi kapsamında hayata geçirilen ortaklıkla, ILO’nun Eşitlikçi ve Bakım Dostu İşletme Modeli Anadolu Sigorta bünyesinde uygulanacak. Anadolu Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Füsun Tümsavaş ile ILO Türkiye Ofisi Direktörü Yasser Ahmed Hassan, iş birliği protokolünü 27 Ağustos’ta Anadolu Sigorta Genel Müdürlüğü’nde imzaladı. İş birliği; ILO’nun uluslararası çalışma standartları ile eşitlik, bakım ve insana yakışır iş alanlarındaki uzmanlığını, Anadolu Sigorta’nın kurumsal deneyimi ve insan odaklı çalışma yaklaşımıyla buluşturuyor. Süreç boyunca sosyal diyalog ve çalışan katılımını merkeze alan uygulamaların geliştirilmesi, elde edilecek deneyim ve iyi uygulama örneklerinin ise daha geniş ölçekte paylaşılması hedefleniyor. Beş temel alanda kapsamlı çalışma Eşitlikçi ve Bakım Dostu İşletme Modeli, çalışma yaşamında eşitliğin farklı boyutlarını bütüncül bir yaklaşımla ele alıyor. Model; eşit söz ve katılım hakkı, kapsayıcı istihdam, eşit değerde işe eşit ücret, bakım destekleri ile şiddetten arınmış, sağlıklı ve elverişli çalışma ortamı olmak üzere beş temel alana odaklanıyor. Bu doğrultuda ILO Türkiye Ofisi ve Anadolu Sigorta, ilk aşamada şirketin mevcut politika ve uygulamalarını birlikte değerlendirecek. Çalışanların ihtiyaç ve deneyimleri analiz edilerek öncelikli gelişim alanları belirlenecek. Elde edilen bulgular doğrultusunda hazırlanacak Eşitliği Geliştirme Planı ışığında somut uygulamalar hayata geçirilerek kaydedilen ilerleme düzenli olarak izlenecek. Uygulama sürecinin temel unsurlarından birini ise çalışanların aktif katılımı ve sosyal diyalog oluşturacak. Bu kapsamda Anadolu Sigorta’da örgütlü Banka ve Sigorta İşçileri Sendikası (BASİSEN) ile yakın iş birliği içinde çalışanların görüş ve deneyimlerinin mevcut durum analizine ve geliştirilecek politika ve uygulamalara yansıtılması desteklenecek. Füsun Tümsavaş: “Sigorta sektöründen bu projede yer alan tek şirket olmamız, bizim için ayrıca gurur verici” Anadolu Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Füsun Tümsavaş, iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Care@Work Projesi kapsamında geliştirdiği Eşitlikçi ve Bakım Dostu İşletme Modeli’nin Türkiye’deki üç pilot işletmesinden biri olarak Anadolu Sigorta’nın seçilmiş olmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Üstelik sigorta sektöründen bu projede yer alan tek şirket olmamız, bizim için ayrıca gurur verici. Eşitlikçi ve Bakım Dostu İşletme Modeli kapsamında, önümüzdeki 8 aylık süreçte mevcut uygulamalarımızı uluslararası standartlar çerçevesinde değerlendirecek, çalışanlarımızın görüşlerini alacak, gelişim alanlarımızı belirleyecek ve somut aksiyonlardan oluşan bir Eşitlik Eylem Planı ve sürdürülebilir bir yol haritası oluşturacağız. Bu çalışmaların Haziran 2027’de tamamlanmasıyla birlikte, elde edeceğimiz çıktıların kurumsal süreçlerimize entegre edilmesini ve bakım dostu iş yeri uygulamalarımızı daha da geliştirmeyi hedefliyoruz.” Yasser Ahmed Hassan: “Bakım konusu ele alınmadan toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcı işyerleri sağlanamaz.” ILO Türkiye Ofisi Direktörü Yasser Ahmed Hassan da iş birliğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu: Care@Work Türkiye Projemiz aracılığıyla, insana yakışır iş ve toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde eşitlik odaklı ve bakım destekleyici işyerlerinin geliştirilmesini amaçlıyoruz. BASİSEN’in aktif katılımıyla Anadolu Sigorta ile yürüttüğümüz iş birliği, sosyal diyaloğun bu ilkeleri işyeri uygulamalarına nasıl dönüştürebileceğinin güçlü bir örneğini oluşturuyor. Nihayetinde toplumsal cinsiyet eşitliği, bakım, kapsayıcılık ve sosyal diyalog, çalışma yaşamının günlük gerçekliklerini iyileştirdiklerinde anlam kazanır. Burada elde edilen deneyim ve kanıtlar, yalnızca çalışanlar ve aileleri için daha iyi sonuçlara değil, aynı zamanda daha üretken, dayanıklı ve sürdürülebilir işletmelere de katkı sağlayabilir; bunun yanı sıra Türkiye genelinde eşitlik odaklı ve bakım destekleyici işyeri uygulamalarının daha geniş ölçekte yaygınlaştırılması için değerli bir temel oluşturabilir. Elde edilen deneyim Türkiye’deki uygulamalara katkı sağlayacak Care@Work Türkiye Projesi, başta 2024 yılında kabul edilen İnsana Yakışır İş ve Bakım Ekonomisine İlişkin ILO Kararı olmak üzere uluslararası çalışma standartları doğrultusunda, eşitlikçi ve bakım dostu işyeri politika ve uygulamalarının geliştirilmesini, uygulanmasını ve daha geniş ölçekte yaygınlaştırılmasını teşvik etmeyi amaçlıyor. Anadolu Sigorta’da yürütülecek uygulamanın da şirket sınırlarını aşarak Türkiye genelindeki çalışma ortamlarına ilham vermesi hedefleniyor. Süreç boyunca elde edilecek deneyimlerin, bulguların ve iyi uygulamaların paylaşılmasıyla Türkiye’de eşitlikçi ve bakım dostu işyeri uygulamalarının daha geniş ölçekte yaygınlaştırılmasına katkı sağlanması amaçlanıyor. İş birliğinin aynı zamanda kadınların işgücüne eşit katılımının desteklenmesine ve bakım alanındaki politika geliştirme süreçlerinin kanıta dayalı biçimde güçlendirilmesine katkıda bulunması öngörülüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Platformder:  "Yükseltici Platformlarla İş Kazalarının Yüzde 41'i Önlenebilir" Haber

Platformder:  "Yükseltici Platformlarla İş Kazalarının Yüzde 41'i Önlenebilir"

HER İKİ İŞ KAZASINDAN BİRİ YÜKSEKTEN DÜŞME İş kazaları, dünyada olduğu gibi Türkiye'de de çalışma hayatının en önemli sorunları arasında yer alıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre her yıl yaklaşık 330 bin kişi iş kazalarında yaşamını yitirirken, 395 milyon çalışan ise ölümcül olmayan iş kazası geçiriyor. ILO, iş kazaları ve meslek hastalıklarının büyük bölümünün alınacak basit ancak etkili iş sağlığı ve güvenliği önlemleriyle önlenebileceğine dikkat çekiyor. Özellikle yüksekte çalışma, makine güvenliği, elektrikle çalışma, kapalı alan riskleri, kişisel koruyucu donanım eksikliği ve yetersiz eğitim gibi temel risklerin ortadan kaldırılmasıyla ölümcül kazaların önemli bölümünün engellenebileceği belirtiliyor. YÜZDE 80’i ÖNLENEBİLİR Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın SGK bildirimleri üzerinden yaptığı analize göre, 2013-2023 döneminde inşaat sektöründe meydana gelen ölümlü iş kazalarının ortalama yüzde 40.7'si yüksekten düşme nedeniyle yaşandı. 2023 yılında da yüzde 40.8 ile yüksekten düşme en fazla can kaybına yol açan iş kazası türü oldu. Veriler, yüksekte güvenli çalışmanın iş sağlığı ve güvenliğinin en kritik başlıklarından biri olduğunu ortaya koyuyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan PLATFORMDER Yönetim Kurulu Başkanı Saruhan Günaydın, “Yüksekten düşme, ölümlü iş kazalarının neredeyse yarısını oluşturuyor. Oysaki personel yükseltici platformlar ile yüksekten düşme kazalarının yüzde 80'i önlenebilir” dedi. PLATFORMLAR RİSKİ AZALTIYOR Başkan Günaydın, inşaat, elektrik, dış cephe temizliği, açık hava reklamcılığı, depoculuk, perakendecilik ve imalat sanayii gibi birçok farklı işte kullanılan platformların güvenli çalışma kültürünün önemli bir parçası haline geldiğini ifade etti. Günaydın, “Korkuluk sistemiyle çalışanı sürekli koruma altında tutan yükseltici platformlar, uygun kullanım koşullarında merdiven ve birçok geleneksel erişim yöntemine kıyasla düşme riskini önemli ölçüde azaltıyor. Platformlar hem işi kolaylaştırıyor hem de çalışanı koruyor” diye konuştu. Uzmanlar da her fırsatta doğru ekipman kullanımıyla gerekli güvenlik önlemlerinin yüksekte çalışanları koruyarak can kayıplarını azaltabileceğini vurguluyor. SEKTÖR PLATFORM GÜNLERİ 2026'DA BULUŞACAK PLATFORMDER'in ana destekçiliğinde, Uluslararası Yükseltici Platform Federasyonu (IPAF) resmi partnerliğinde düzenlenecek Platform Günleri 2026, 17-19 Eylül tarihlerinde İstanbul Tuzla’da gerçekleştirilecek. Açık alanda yapılacak organizasyon; işletmeciler, üreticiler, distribütörler, tedarikçiler ve sektör profesyonellerini bir araya getirecek. Yaklaşık 35 bin adetlik aktif platform parkını temsil eden sektörün yatırım gündemine yön vermesi beklenen etkinlikte, katılımcılar yeni nesil personel yükseltici platformları, güvenlik teknolojilerini ve dijital filo yönetim sistemlerini gerçek çalışma koşullarına yakın bir ortamda deneyimleme fırsatı bulacak. Organizasyona yurtdışından da yoğun katılım bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Gelecek Atölyesi ile Genç Kadınlar Sanayiye Hazırlanıyor Haber

Gelecek Atölyesi ile Genç Kadınlar Sanayiye Hazırlanıyor

“Mobilitenin Geleceğinde Bir Adım Önde” olma vizyonuyla dünyada toplu taşımanın dönüşümünde öncü rol oynayan Karsan, bir yandan da sosyal hayatı ve eğitimi desteklemeye devam ediyor. Bu kapsamda Karsan’ın proje ortağı olduğu Bursa’da mesleki ve teknik eğitim alan kız öğrencilerin iş hayatına hazırlanmalarını desteklemek amacıyla hayata geçirilen “Gelecek Atölyesi” projesi, ilk mezunlarını verdi. Karsan, Borçelik Teknik Akademi ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında eğitimlerini başarıyla tamamlayan öğrenciler için 5 Haziran 2026 tarihinde Bursa Şehit Ömer Halisdemir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde mezuniyet töreni düzenlendi. Kapsamlı bir farkındalık programına dönüştü! 5 Haziran’da gerçekleştirilen mezuniyet töreni yalnızca proje katılımcılarıyla sınırlı kalmadı; okulun tüm öğrencilerine açık olarak düzenlenen etkinlik, çalışma hayatı, sendikal haklar ve kadınların sanayideki rolüne ilişkin önemli mesajlar paylaşıldı. Genç kadınların teknik becerilerini geliştirmeyi, iş hayatına hazırlanmalarını sağlamayı, özgüven ve liderlik yetkinliklerini güçlendirmeyi hedefleyen proje, Şubat 2026’da başladı ve kısa sürede kapsamlı bir gelişim programına dönüştü. Proje kapsamında öğrenciler; iş sağlığı ve güvenliği, çevre ve kalite yönetim sistemleri, sürdürülebilirlik, özgeçmiş hazırlama, mülakat teknikleri, iletişim becerileri, takım çalışması ve çalışma hayatında eşitlik gibi birçok alanda eğitim alma fırsatı buldu. Bunun yanı sıra gerçekleştirilen firma ziyaretleri sayesinde öğrenciler üretim süreçlerini yerinde gözlemleyerek sanayi dünyasını yakından tanıma ve iş yaşamına dair önemli deneyimler edinme imkanı elde etti. Program süresince edinilen bilgi ve deneyimler, katılımcıların yalnızca teknik becerilerini değil, aynı zamanda çalışma yaşamına ilişkin farkındalıklarını ve kariyer planlama yetkinliklerini de geliştirdi. Böylece genç kadınların gelecekteki istihdam yolculuklarına daha güçlü hazırlanmaları desteklendi Yeni rol modellerin yetişmesine katkı sunuyoruz! Konu hakkında açıklama yapan Karsan CEO’su Okan Baş, “Gelecek Atölyesi Projesi; Karsan, Borçelik Teknik Akademi ve ILO’nun ortak vizyonuyla, genç kadınların teknik alanlarda daha görünür, daha güçlü ve daha donanımlı bireyler olarak iş hayatına hazırlanmasını hedefliyor. Bursa Şehit Ömer Halisdemir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yürütülen proje, sanayi ile eğitim dünyası arasında güçlü bir köprü kurarken öğrencilerin kariyer planlamalarına somut katkı sağlamayı amaçlıyor. Karsan olarak, genç kadınların teknik eğitimden istihdama uzanan yolculuğunda yeni rol modelleri yetişmesine katkı sunarak sanayide fırsat eşitliğinin güçlenmesine katkı sunmaya devam edeceğiz” dedi. Okul müdürü Vedat Sevinç’in açılış konuşması ile başlayan programın ilk bölümünde çalışma hayatının önemli paydaşları olan işçi ve işveren sendikalarının rolü ele alındı. Açılış bölümünde yaptığı değerlendirmede teknik eğitim alan genç kadınların desteklenmesinin daha kapsayıcı iş gücü piyasalarının oluşmasına katkı sunduğunu vurgulayan ILO Türkiye Ofisi Kıdemli Proje Koordinatörü Ebru Özberk Anlı, kamu kurumları, eğitim kuruluşları ve özel sektör arasında geliştirilen iş birliklerinin genç kadınların nitelikli istihdama erişiminde önemli rol oynadığını ifade etti. Türk Metal Sendikası 2 No’lu Şube Başkanı Serhat Erken ile MESS’i temsilen Avukat Emre Büyükkarabostanoğlu tarafından gerçekleştirilen oturumda, sendikal yapıların görevleri, çalışma hayatındaki rolleri ve sosyal diyaloğun önemi öğrencilerle paylaşıldı. Oturum, çalışma hayatının temel aktörleri arasında sosyal diyaloğun önemini gençlere aktarması bakımından da dikkat çekti. Sosyal diyalog, ILO'nun insana yakışır iş gündeminin temel unsurlarından biri olarak çalışma yaşamında kapsayıcı ve sürdürülebilir çözümlerin geliştirilmesine katkı sağlıyor. Günün ikinci oturumunda Karsan Endüstriyel İlişkiler ve İdari İşler Yöneticisi Mete Renklidağ tarafından “Çalışma Hayatında Kadın Hakları” başlıklı sunum gerçekleştirildi. Sunumda kadın çalışanların iş yaşamındaki hakları, fırsat eşitliği uygulamaları ve kapsayıcı çalışma kültürünün önemi ele alındı. 13 kız öğrenci sertifikalarını aldı! Etkinliğin en ilgi çekici bölümlerinden biri ise “İlham Veren Kadın Mühendisler ve Operatörler” paneli oldu. Moderatörlüğünü ILO Türkiye Ofisi’nden Kıdemli Program Yöneticisi Ebru Özberk Anlı’nın üstlendiği panelde, Karsan’dan Operasyonel Mükemmellik Yöneticisi Merve Bükücü Cengiz ve Üretim Takım Lideri Esin Açıkkol ile Borçelik’ten Teknik Eğitim Gelişim Yetkili Uzmanı Özlem Zehra Erbil öğrencilerle bir araya geldi. Kendi kariyer yolculuklarını paylaşan konuşmacılar; mühendislik ve üretim alanlarında karşılaştıkları deneyimleri, başarı hikâyelerini ve genç kadınların teknik mesleklerde daha görünür olması için atılması gereken adımları anlattı. Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği panelde, sanayide kadın istihdamının artırılmasının yalnızca eşitlik açısından değil, sürdürülebilir kalkınma ve nitelikli iş gücü açısından da kritik öneme sahip olduğu vurgulandı. Panelde ayrıca, genç kadınların teknik eğitimden istihdama uzanan yolculuklarında karşılaştıkları engellerin aşılmasında rol modellerin, mentorluk mekanizmalarının ve kapsayıcı işyeri uygulamalarının önemine dikkat çekildi. Panelin ardından Gelecek Atölyesi projesinin koordinasyonunu yürüten Karsan Eğitim ve Gelişim Sorumlusu Zeynep Aydın kapanış konuşmasını gerçekleştirdi. Proje süresince öğrencilerin gelişiminden duyduğu memnuniyeti dile getiren Aydın, Karsan, Borçelik Teknik Akademi ve ILO Türkiye Ofisi iş birliğiyle hayata geçirilen çalışmanın genç kadınların mesleki ve kişisel gelişimlerine katkı sunmasından gurur duyduklarını ifade etti. Aydın’ın konuşmasının ardından sertifika törenine geçildi ve programı başarıyla tamamlayan 13 kız öğrenciye sertifikaları takdim edildi. İlk mezunlarını veren Gelecek Atölyesi, genç kadınların teknik eğitimden istihdama geçişini destekleyen sürdürülebilir bir model olarak önümüzdeki dönemde daha fazla öğrenciye ulaşmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kadınların İşgücüne Katılımında Alarm:  Artış Var Ama İvme Kayboluyor Haber

Kadınların İşgücüne Katılımında Alarm: Artış Var Ama İvme Kayboluyor

. İstinye Üniversitesi iktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Figen Yıldırım’ın verdiği bilgilere göre veriler, sorunun yalnızca istihdam yaratmakla çözülemeyeceğini; bakım yükü, cam tavan ve ücret eşitsizliği gibi yapısal engellerin eş zamanlı ele alınması gerektiğini gösteriyor. Kadınların işgücüne katılım oranı, bir ülkenin yalnızca ekonomik performansını değil, aynı zamanda toplumsal eşitlik düzeyini ve sosyal politikalarının etkinliğini de yansıtan temel göstergelerden biri. Küresel ölçekte kadın istihdamında artış eğilimi sürse de son yıllarda bu ivmenin yavaşladığı görülüyor. İstinye Üniversitesi iktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Figen Yıldırım’ın verdiği bilgilere göre, Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı artmakla birlikte hem dünya hem de Avrupa Birliği ortalamalarının gerisinde kalıyor. Uzmanlara göre tablo, kadınların istihdama erişiminde ve kariyer ilerlemesinde süregelen yapısal sorunlara işaret ediyor. “Kadınların iş gücüne katılım artışı yavaşladı” Kadınların işgücüne katılım oranı artışının son yıllarda yavaşladığını belirten Prof. Dr. Figen Yıldırım, şunları söyledi: “Kadınların işgücüne katılım oranı, çalışma çağındaki kadın nüfusun ne kadarının istihdamda ya da aktif olarak iş aradığını gösteren temel bir göstergedir. Bu oran, yalnızca ekonomik büyümeyi değil, aynı zamanda toplumsal eşitlik, eğitim düzeyi ve sosyal politika etkinliğini de yansıtır. Dünya genelinde, kadınların işgücüne katılım oranı uzun vadede artış eğiliminde olmakla birlikte son yıllarda bu artışın belirgin biçimde yavaşladığı görülmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Dünya Bankası verilerine göre, küresel kadın işgücüne katılım oranı bugün yaklaşık yüzde 50 düzeyindedir. 2014 sonrası dönemde özellikle gelişmekte olan ülkelerde artış sürmüş, ancak pandemi sonrası toparlanma süreci bu ivmeyi sınırlamıştır. Küresel ölçekte hâlâ erkeklerle kadınlar arasında yaklaşık 18–20 puanlık bir katılım farkı bulunmaktadır.” Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı artış gösteriyor “Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı, 2000’li yılların başına kıyasla artmış olsa da bu artış yavaş ve kırılgan bir seyir izlemektedir” diyen Yıldırım, şöyle devam etti: “Dünya Bankası ve TÜİK verilerine göre Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı 2002’de yaklaşık yüzde 27,9 iken 2023’te yüzde 35,8’e, 2024 itibarıyla ise yaklaşık yüzde 36 düzeyine yükselmiştir. Bu durum uzun vadede bir ilerlemeye işaret etse de, son beş yılda artış hızının belirgin biçimde düştüğü görülmektedir. Pandemi dönemi kadın istihdamını olumsuz etkilemiş, toparlanma ise sınırlı kalmıştır. Dolayısıyla Türkiye’de eğilim yön olarak yukarı, ancak hız açısından zayıflamış durumdadır. Ancak bu oranları yalnızca toplam katılım üzerinden okumak yeterli değildir. Alt kırılımlara bakıldığında tablo daha çarpıcıdır. Türkiye’de kadın istihdam oranı yaklaşık yüzde 31–35 bandında seyrederken, kadınların yönetici pozisyonlarındaki payı yüzde 20’ler düzeyindedir. Bu oran, Avrupa Birliği ülkelerinin belirgin biçimde gerisindedir. Başka bir ifadeyle, Türkiye’de kadınlar istihdama girmekte zorlandıkları gibi, girdiklerinde de yukarı doğru ilerlemede ciddi bir ‘cam tavan’ ile karşılaşmaktadır.” “AB’de kadınların istihdam oranı yüzde 70,8 düzeyine ulaşmış durumda” Avrupa Birliği ülkelerinde farklı bir tablo olduğuna dikkat çeken Profesör, “Avrupa Birliği ülkelerinde ise tablo farklıdır. Eurostat verilerine göre AB’de kadınların istihdam oranı yüzde 70,8 düzeyine ulaşmış durumdadır. Kadınların işgücüne katılımı yüksek ve istikrarlıdır. Ayrıca son on yılda beyaz yaka kadın istihdamı düzenli biçimde artarken, mavi yaka kadın istihdamının payı azalmaktadır. Bu durum, Avrupa’da mesleki dönüşümün ve nitelikli istihdama geçişin kadınlar açısından daha sistematik biçimde yönetildiğini göstermektedir. Buna karşın AB ülkelerinde de kadınların üst ve karar verici pozisyonlarda temsili, toplam istihdam içindeki paylarına kıyasla daha düşüktür. Yani Avrupa’da temel sorun istihdama katılım değil, yüksek düzeyli görevlerde eşit temsil meselesidir. Türkiye ile Avrupa arasındaki fark tam da bu noktada belirginleşmektedir. Avrupa’da sorun daha çok ‘yükseliş’, Türkiye’de ise hem ‘katılım’ hem ‘yükseliş’tir. Türkiye’de kadınlar istihdamda nicel olarak sınırlı temsil edilirken, nitel olarak da yönetim kademelerinde yoğun bir ayrışma yaşamaktadır. 2014–2023 döneminde beyaz yaka kadın istihdamı artmış olsa da bu artış yönetici pozisyonlarına aynı oranda yansımamıştır” dedi. “Kadın yönetici oranının yüzde 20’lerde” Kadınlar iş dünyasında karşılaştığı en büyük zorluklarla ilgili de bilgi veren Prof. Dr. Yıldırım, şöyle konuştu: “Kadınların iş dünyasında karşılaştığı sorunlar tek bir başlık altında toplanamaz; yapısal, kültürel ve kurumsal engeller iç içedir. Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı artış eğiliminde olsa da hâlâ AB ve dünya ortalamalarının oldukça altındadır; bu da sorunun yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını göstermektedir. En temel sorunlardan biri bakım yükünün büyük ölçüde kadınların üzerinde olmasıdır. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımına yönelik kamusal hizmetlerin yetersizliği ile esnek çalışma modellerinin yaygın olmaması, kadınların istihdama katılımını ve işte kalıcılığını olumsuz etkilemektedir. Bir diğer önemli alan kariyer ilerlemesidir. Kadınlar istihdama girseler bile yönetici pozisyonlara yükselmede ciddi bir cam tavanla karşılaşmakta; kadın yönetici oranının yüzde 20’lerde kalması bu durumu ortaya koymaktadır. Toplumsal cinsiyet rolleri, görünmez önyargılar ve ücret eşitsizliği de bu tabloyu pekiştirmektedir. AB ve küresel örnekler, kalıcı ilerlemenin eğitim, bakım altyapısı, esnek çalışma ve eşitlikçi politikaların birlikte uygulanmasıyla mümkün olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda kadın istihdamını destekleyen ekosistemler ve buna özgü üretim alanları geliştirilmelidir.” “Ücret eşitsizliği kader değildir” “Türkiye’de cinsiyete dayalı ücret farkı, bireysel bir adaletsizlikten çok yapısal bir eşitsizliktir” diyen Yıldırım, şöyle devam etti: “TÜİK ve OECD verilerine göre kadınların ortalama kazancı erkeklere kıyasla yaklaşık yüzde 15–20 daha düşüktür. Eğitim düzeyi yükseldikçe fark azalsa da tamamen ortadan kalkmamaktadır. Bu durum, sorunun doğrudan ‘aynı iş–aynı ücret’ ihlalinden ziyade dolaylı ve yapısal mekanizmalarla ortaya çıktığını göstermektedir. Ücret farkının temel nedenlerinden biri kadınların daha düşük ücretli sektör ve pozisyonlarda yoğunlaşmasıdır. Kadınlar daha çok hizmet sektöründe, kayıt dışı ya da yarı zamanlı işlerde yer alırken; erkekler ücret ve terfi imkânı daha yüksek alanlarda çalışmaktadır. Dolayısıyla fark çoğu zaman aynı unvandan değil, farklı kariyer yollarından kaynaklanmaktadır. Bir diğer önemli neden kariyer kesintileridir. Çocuk ve bakım sorumlulukları nedeniyle kadınlar iş yaşamına ara verebilmekte, daha yavaş terfi etmekte ya da daha düşük ücretli esnek işleri tercih etmek zorunda kalmaktadır. Buna ek olarak, yönetici pozisyonlarda kadınların düşük temsili, görünmez önyargılar, ücret pazarlığında dezavantaj ve şeffaf olmayan ücret politikaları da farkı derinleştirmektedir. Uluslararası örnekler bu sorunun çözülebilir olduğunu göstermektedir. İzlanda’da eşit ücret belgelendirme zorunluluğu, AB’de ise 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek ücret şeffaflığı düzenlemeleri ücret farkının azaltılmasında etkili araçlardır. İskandinav ülkelerinde babalık izninin zorunlu ve devredilemez olması da kadınların kariyer kesintilerini azaltarak uzun vadede ücret eşitsizliğini düşürmüştür. Türkiye’de ücret eşitsizliğinin azaltılması için ücret şeffaflığının artırılması, objektif ücret ve terfi sistemlerinin kurulması, düzenli ücret eşitliği analizlerinin yapılması ve kadınların yönetici pozisyonlara yükselmesini destekleyen politikaların güçlendirilmesi kritik önem taşımaktadır. Sonuç olarak, ücret eşitsizliği kader değildir; kamu ve özel sektörün eş zamanlı ve kararlı adımlarıyla kalıcı biçimde azaltılabilir.” “Bütüncül ve kararlı bir dönüşüm iradesi gerekli” Prof. Dr. Figen Yıldırım, daha fazla kadının iş gücüne katılımı alınabilecek önlemlerle ilgili ise şunları söylüyor: “Türkiye’nin kadın istihdamında gerçek bir sıçrama yapabilmesi için parça parça çözümler yerine bütüncül ve kararlı bir dönüşüm iradesi gerekmektedir. Yalnızca istihdam yaratmak yeterli değildir; kadınların işgücüne katılımını sınırlayan yapısal engeller eş zamanlı ele alınmalıdır. Bu noktada bakım yükünü hafifletecek kamusal mekanizmaların güçlendirilmesi, özellikle yaygın kreşler ve yaşlı bakım hizmetleri, kadın istihdamında en hızlı ve kalıcı etkiyi yaratmaktadır. İkinci kritik alan, esnek ama güvenceli çalışma modellerinin yaygınlaştırılmasıdır. Uzaktan çalışma, esnek saatler ve sosyal güvenceden kopmayan yarı zamanlı istihdam, özellikle eğitimli kadınların işgücünde kalıcılığını artırmaktadır. Avrupa Birliği deneyimleri, bu modellerin kadın istihdamını istikrarlı biçimde yükselttiğini göstermektedir. Ancak kalıcı dönüşüm, kadınların yönetici ve karar alma pozisyonlarına erişimiyle mümkündür. Şeffaf terfi sistemleri, mentorluk programları ve üst yönetimde cinsiyet dengesi hedefleri; ücret eşitsizliği ve cam tavan sorununu azaltan en etkili araçlardır. Bu çerçevede USİKAD ve İstinye Üniversitesi iş birliğiyle geliştirilen Kadın Organize Sanayi Bölgesi projesi, kamu, özel sektör ve akademiyi bir araya getiren bütüncül bir model sunmaktadır. Kadın OSB; bakım altyapısı, nitelikli istihdam ve liderlik programlarıyla kadınların üretimden yönetime uzanan değer zincirine katılımını hedefleyen ölçeklenebilir bir iş birliği örneğidir. Kadın odaklı kamu ve özel sektör projelerinin yaygınlaşması, yalnızca farkındalık değil, kalıcı çözüm üretir. Gerçek eşitlik ise kız çocuklarını ailede söz sahibi bireyler ve iş yaşamında güçlü aktörler olarak yetiştirmekle başlar.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel İşlerin Yaklaşık Yüzde 40’ı Yapay Zekâ Etkisi Altında Haber

Küresel İşlerin Yaklaşık Yüzde 40’ı Yapay Zekâ Etkisi Altında

Vatansever, istihdam rakamları korunurken görevlerin ve yetkinliklerin algoritmalara devredildiği bu sürecin, klasik işsizlik tartışmalarının ötesinde, mesleklerin içeriden dönüşümü perspektifiyle ele alınması gerektiğini vurguladı. Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre yapay zekâ, küresel ölçekte istihdamın yaklaşık yüzde 40’ını etkileyebilir. IMF, gelişmiş ekonomilerde bu oranın yüzde 60’a kadar çıkabileceğini belirtirken, söz konusu etkinin büyük ölçüde doğrudan iş kaybı değil, işlerin içeriğinde ve görev dağılımında dönüşüm şeklinde gerçekleşeceğine dikkat çekiyor. Bu tablo, istihdam rakamları korunurken mesleklerin içinin kademeli olarak boşalabildiğini gösteriyor. Bu bağlamda sessiz dijital işsizlik, bireyin istihdamda kalmasına rağmen karar alma, üretim ve mesleki katkı kapasitesinin yapay zekâ destekli sistemler tarafından aşamalı biçimde devre dışı bırakılması sürecini ifade ediyor. Sorun, insanların işsiz kalması değil; çalışmaya devam ederken mesleki değerlerinin görünmez biçimde aşınması olarak tanımlanıyor. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verileri, küresel ortalamada istihdamın yaklaşık yüzde 28’inin yüksek otomasyon riski altında bulunduğunu ortaya koyuyor. OECD, bu riskin kısa vadede kitlesel işten çıkarmalardan ziyade rol ve görev dönüşümü yoluyla ortaya çıkabileceğini vurguluyor. Bu durum, çalışanların karar verici pozisyonlardan daha sınırlı uygulayıcı rollere kaymasına neden olabiliyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile NASK tarafından hazırlanan küresel endeks ise dünya genelinde işlerin yaklaşık dörtte birinin (yüzde 25) generatif yapay zekâ tarafından dönüşüm riski taşıdığını gösteriyor. ILO, bu dönüşümün çoğu durumda işlerin tamamen ortadan kalkması anlamına gelmediğini; ancak işin içeriğinin, gereken becerilerin ve çalışma biçimlerinin köklü biçimde değiştiğini belirtiyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) Future of Jobs 2025 raporu da benzer bir eğilime işaret ediyor. Raporda, yapay zekânın yalnızca bazı iş rollerini azaltmakla kalmayacağı; aynı zamanda meslek tanımlarını, beceri gereksinimlerini ve kariyer yollarını yeniden şekillendireceği vurgulanıyor. Bu yaklaşım, iş kaybı tartışmalarından çok iş dönüşümü kavramını öne çıkarıyor. Günlük iş pratiklerinde bu dönüşüm, birçok kurumda somut biçimde hissediliyor. Analist, muhasebeci, editör veya idari uzman gibi unvanlar korunurken; raporlama, veri sınıflandırma, içerik üretimi ve ön analiz gibi görevlerin giderek yapay zekâ destekli sistemler tarafından üstlenildiği görülüyor. Çalışanlar istihdamda kalmaya devam etse de mesleğin karar ve üretim merkezinden uzaklaşma riski artıyor. Klasik otomasyon çoğu zaman işten çıkarma odaklı bir tehdit olarak ele alınırken, sessiz dijital işsizlik yerinde tutarak dönüştürme pratiğiyle ilerliyor. Bu nedenle etkileri daha yavaş, daha görünmez ve ölçülmesi daha zor; ancak uzun vadede kurumsal verimlilik, mesleki kimlik ve karar alma kapasitesi üzerinde daha derin sonuçlar doğurabiliyor. Türkiye açısından bakıldığında, beyaz yaka istihdam oranının görece yüksek olması ve yapay zekâ yatırımlarının hız kazanması bu eğilimi daha kritik hâle getiriyor. Uzmanlar, sürecin yalnızca ekonomik değil; motivasyon kaybı, aidiyet zayıflaması ve mesleki kimlik erozyonu gibi psikososyal etkiler de ürettiğine dikkat çekiyor. Bu tabloya ilişkin değerlendirmelerde, mesleklerin yapay zekâ karşısındaki kırılganlığını ortaya koyan göstergelerin, farklı ülkelerden gelen verilerin ortak bir analitik çerçevede birlikte okunmasıyla anlam kazandığı belirtiliyor. Yapay zekânın istihdam üzerindeki etkilerini tekil raporlar üzerinden değil, görev, yetkinlik ve karar alma süreçlerindeki yapısal değişimi birlikte ele alan bir yaklaşımla değerlendirmek gerektiği vurgulanıyor. Vatansever Platformu ve Dijital Biz editoryal ekipleri tarafından, IMF, OECD, WEF ve ILO başta olmak üzere uluslararası kurumların güncel rapor ve verileri esas alınarak derlenen bu değerlendirmede, istihdam göstergeleri korunurken mesleklerin içeriden dönüştüğü ve “sessiz dijital işsizlik” olarak tanımlanan risk alanının orta ve uzun vadede belirleyici bir yapısal mesele hâline geldiği vurgulanıyor. İstihdam rakamları ayakta kalırken mesleklerin içi boşalıyorsa sorun hâlâ görünmezdir. “Sorun işsiz kalmak değil, çalışırken mesleğini kaybetmek.” Bu yaklaşım, sessiz dijital işsizliğin bir kriz söyleminden ziyade istatistiklerin henüz yakalayamadığı bir dönüşüme dair erken uyarı kavramı olarak ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Tartışmanın önümüzdeki dönemde hangi mesleklerin değil, hangi yetkinliklerin ayakta kalacağı sorusu etrafında derinleşmesi bekleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.