Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Inflamasyon

Kapsül Haber Ajansı - Inflamasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Inflamasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yemeği Kesmek Depresyona Sürüklüyor! Haber

Yemeği Kesmek Depresyona Sürüklüyor!

Beslenme uzmanlarının ve hekimlerin yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım benimsememesi gerektiğini dile getiren Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dahiliyeciler için de diyetisyenler ve beslenme uzmanları için de aynı şey geçerli; sadece yemeği keserek hastanın depresyona girmesine sebep olmayalım. Biraz hastanın psikolojisini anlamak gerekiyor. İnsanın ruh sağlığı yerinde olmayınca diyetine sadık kalmıyor.” dedi. Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen "III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi," "Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık" temasıyla NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu'nda alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi. Kongrenin açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı. Prof. Dr. Tarhan: “Yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi” Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılışta yaptığı konuşmada, Türkiye’nin obezite sıralamasında dünyada ilk sıralarda yer almasının dikkat çekici olduğunu ifade ederek, obezitenin yalnızca yanlış beslenme alışkanlıklarıyla açıklanamayacağını, psikolojik etkenlerin de önemli rol oynadığını kaydetti. Yeme bozuklukları ile bağımlılık mekanizmalarının beyinde benzer süreçlerle ilişkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, beyindeki ödül sisteminin bu süreçte belirleyici rol oynadığını kaydederek, şunları söyledi: “Beyindeki ödül sistemi, ‘ödül yetmezliği sendromu’ diye geçiyor bağımlılığın aslında nörobiyolojik karşılığı, patofizyolojisi. Ödül yetmezliği sendromunda beyindeki dopamin yetersizliği oluyor. Özellikle yeme bozukluğunda da o ‘duygusal yeme’ dedikleri, ‘duygusal açlık’ dedikleri yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi. Bir şeye üzülünce yiyor, neşelenince yiyor.” Duygusal yeme sadece fiziksel açlıkla ilgili değil Duygusal yemenin yalnızca fiziksel açlıkla ilgili olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, yıllar önce karşılaştığı bir hastanın yaşadıklarını örnek gösterdi. Depresyon sürecindeki hastanın yemek yemeye adeta bir yaşam anlamı yüklediğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Hatta unutmam, bir hasta vardı; depresyondaydı, bayağı bir kiloluydu. Bir ara dahiliyeciye gitmiş; ‘onu yeme, bunu yeme, şunu yeme’ demişler. Adam demiş ki; ‘Doktor Bey, benim bu kadar yemem senin için neden önemli? Ben yemeyeceksem niye yaşayayım ki?’ Düşünün, yemeye öyle bir anlam yüklemiş ki, yemek onun için bir yaşam sebebi.” diye konuştu. Yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesi psikolojik etkilere neden oluyor Prof. Dr. Tarhan, uzun yıllar boyunca süren yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesinin kişide ciddi psikolojik etkiler oluşturabileceğini belirterek, bunun bazı bireylerde “narsistik yaralanma”ya yol açabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, “Bir kimseye senelerce yaptığı bir alışkanlığı tıbbi nedenlerle terk etmesini söylemek, ödül davranışını terk etmek gibi oluyor ve bunu terk etmeyle ‘narsistik yaralanma’ yaşıyor. Yani sevgi yatırımı yemeğe yapmış, bedenine yapmış, duygusal yatırımını buna yapmış. Onu elinden aldığınızda birdenbire narsistik yaralanma yaşıyor ve depresyona giriyor. Böyle durumlar duygusal yeme bozukluğunun arka planındaki nedenler.” şeklinde konuştu. Beslenme uzmanları yalnızca yasaklayıcı yaklaşım benimsememeli Beslenme uzmanlarının ve hekimlerin yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım benimsememesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Dahiliyeciler için de diyetisyenler ve beslenme uzmanları için de aynı şey geçerli; sadece yemeği keserek hastanın depresyona girmesine sebep olmayalım. Nasıl yaparsınız bilmiyorum ama ona öyle bir şekilde yaklaşmalı ki; ‘kibrit kutusu kadar peynir’ gibi klasik örneklerin dışındaki daha ustaca yöntemlerle onu ikna etmek gerekiyor. Biraz hastanın psikolojisini anlamak gerekiyor. Önce insan, sonra hasta. İnsanın ruh sağlığı yerinde olmayınca diyetine sadık kalmıyor.” dedi. Kongrede yeme bozuklukları, beslenme alışkanlıkları ve davranış kalıplarının ele alınmasının önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, genç diyetisyen adaylarının duygusal yemenin bağımlılık boyutunu da dikkate almaları gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin: “Beslenme konusu günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldi” Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin de bilimsel etkinliklerin sürdürülebilir olmasının önemine dikkat çekerek, “Bugün üçüncüsünü yaptığımız kongremizde bir aradayız. Rakam sayısı arttıkça mutlu oluyorum çünkü bu tür kongrelerin sürekliliği hem kurum için hem ülkemiz için hem bilim için hem dünya için çok büyük katkıları olan yaklaşımlar.” diye konuştu. dedi. Prof. Dr. Ertekin, beslenme konusunun günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldiğini ifade ederek, özellikle pandemi sonrasında insanların yaşam biçimlerinin değiştiğini, hareketsiz yaşamın ve işlenmiş gıda tüketiminin yaygınlaşmasının obezite oranlarını artırdığını söyledi. Dünya nüfusunun yüzde 30-35’i obez Dünya genelindeki obezite verilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Ertekin, “Dünya nüfusunu da çok kabaca 8.3 milyar gibi düşünürsek, bunun yüzde 30-35’inin fazla kilolu ve obez olduğu söyleniyor. 1 milyardan fazla obez insan var ve bu sayı gittikçe artıyor.” dedi. Çocukluk çağı obezitesindeki artışın da endişe verici boyutlara ulaştığını ifade eden Prof. Dr. Ertekin, “Bizim mesleğe ilk başladığımız yıllarda gebelik diyabeti diyebildiğimiz bir kavram doğru dürüst yokken şimdi sayıları çok arttı. Ufak çocuklar en büyük sıkıntıyı çekenler. 5-19 yaş arasında son 2-3 yıl içinde 177 milyondan fazla çocuğun obez olduğunu görmeye başladık.” ifadesinde bulundu. Obeziteyle mücadelenin bilimsel çalışmalar ve topluma yönelik bilinçlendirme faaliyetleriyle mümkün olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ertekin, beslenme alanındaki uzmanların önemli bir sorumluluk taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Müge Arslan: “Kongre farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getiriyor” Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, kongrenin bilimsel ve pratik boyutuna dikkat çekerek, “Bu yıl ‘Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık’ temasıyla düzenlediğimiz kongremiz yalnızca bilimsel verilerin paylaşımı değil, aynı zamanda bilimin pratiğe dönüşümüne de odaklanmaktadır. Kongremiz; diyabet, obezite, kardiyometabolik risk faktörleri, fonksiyonel besinler, nütrigenetik gibi önemli bilimsel verilerin paylaşımının yanı sıra aynı zamanda klinik uygulamaları ve çoklu çözüm önerilerini de içermektedir.” dedi. Kongrenin Türkiye’de bir ilke de ev sahipliği yaptığını ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Ayrıca buradan büyük bir onur ve mutlulukla şunu da paylaşmak isterim; kongremiz Türkiye'de bir ilk olma özelliğine de sahiptir. Çünkü ‘Gelecekten Geleneğe Anadolu Mutfağı'na Sağlıklı Dönüşümler’ workshopu’yla ülkemizde ilk kez Anadolu mutfağını bilimsel donelerle ele alan kongre olma özelliğine de sahip. Bu nedenle ayrıca bu kongreyle sizlerle buluşmasına vesile olduğumuz için büyük bir mutluluk duyduğumu da dile getirmek isterim.” ifadesinde bulundu. Kongrenin farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getireceğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Bu kongrenin hem sahada aktif olarak çalışan hekim, hemşire, diyetisyen hem de aynı zamanda bilimsel arenada aktif olarak çalışan bilim insanı ve öğrencilerin bir araya geldiği, önemli iş birliklerinin oluştuğu ve aynı zamanda kuvvetli bilimsel bağlantıların oluştuğu kıymetli bir kongre olacağı kanısındayım.” diye konuştu. Kongre 2 gün sürüyor Kongrenin açılışının ardından Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan, Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanlarında düzenlenen “Metabolik Riskten Çözüme: Obezite” konulu oturumda Prof. Dr. Bülent Yardımcı “Obezite ve Kronik İnflamasyon”, Dr. Öğr. Üyesi Z. Begüm Kalyoncu Atasoy “Obezitede Kişiselleştirilmiş Tedavi: Epigenetik Perspektifler”, Prof. Dr. Mahir Özmen “Obezite Metabolik Hastalık Varlığında; Neden, Kime, Hangi Cerrahi Müdahale?” ve Doç. Dr. Orçun Yalav “Obezite Tedavisinde Yeni Ufuklar. GLP-1 Analogları ve Metabolik Cerrahi” konusunu ele aldı. Oturum başkanlıklarını Prof. Dr. Mahir Özmen ve Prof. Dr. Müge Arslan’ın yaptığı “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Multidisipliner Yaklaşımlar” oturumunda da Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan “Kardiyometabolik Sağlığın Haritası: Risk Faktörleri ve Güncel Veriler”, Doç. Dr. Tuğçe AYTULU “Kardiyometabolik Riskleri Azaltmada Yaşam Tarzı Stratejileri” ve Uzm. Dr. Füsun Helvacı da “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Endotel Disfonksiyon” konusunda konuştu. Prof. Dr. Müge Arslan ve Doç. Dr. Orçun Yalav’ın Oturum Başkanları olduğu “Diyabette Beslenme Araştırmalarında Yeni Ufuklar” başlıklı oturumda da Prof. Dr. Gül Kızıltan “Makrobesin Dengesi ve Glisemik Kontrol: Karbonhidratın Gücü ve Alternatif Yaklaşımlar”, Dr. Öğr. Üyesi Tuğçe Özlü Karahan “Bitkisel Temelli Diyetler ve Diyabet: Prognoz ve Klinik Sonuçlar”, Dr. Öğr. Üyesi Vahibe Uluçay Kestane de “Diyabette Mitokondriyal Disfonksiyon: Beslenme Temelli Yaklaşımlar” konularını ele aldı. Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşıyor Kongrenin ikinci gününde öne çıkan konular arasında, metabolik mikrobiyota ve sistemik inflamasyon ilişkisi, yağ, ağrı ve inflamasyon, inflamasyon, obezite ve antiaging gibi başlıklar yer aldı. Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşarak, klinik uygulamalara ışık tuttular. Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan ve Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanları olduğu oturumda Prof. Dr. Aytaç Atamer “Metabolilk Sağlıkta mikrobiyata ve Sistemik İnflamasyon İlişkisi”, Dr. Dyt. Dilek Doğan “Yağ, Ağrı ve İnflamasyon: Beslenme Perspektifinde Lipödemi Anlamak ve Yönetmek”, Dr. Öğr. Üyesi Fulya Çakıloğlu Barbaros “İnflamasyon, Obezite ve Antiaging” ve Doç. Dr. Nazlı Batar “Hücresel Yaşlanmayı Beslenme İle Yavaşlatmak: Longevity ve İnflamaging Üzerine” konularını ele aldı. Doç. Dr. Nazlı Batar ve Doç. Dr. Tuğçe Aytulu’nun Oturum Başkanları olduğu oturumda da vaka sunumları gerçekleştirildi. Dr. Dyt. Olcay Barış (Bariyatrik Cerrahi), Uzm. Dyt. Handan Doğan Kavuştu (GLP-1 Kullanımı) ve Dr. Dyt. Dilek Doğan (Lipödem) konularında deneyimlerini paylaştı. Kongre kapsamında ayrıca, "Gelecekten Geleceğe Anadolu Mutfağında Sağlıklı Dönüşümler" temalı bir workshop düzenlendi. Workshop'ta, Anadolu mutfağının geleneksel lezzetleri ile güncel bilimsel veriler bir araya getirilerek, sağlıklı beslenme konusunda pratik bilgiler sunuldu. Kongre, beslenme ve diyetetik alanındaki uzmanları, akademisyenleri ve öğrencileri bir araya getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaş Değil, Damar Yaşı Belirleyici Haber

Yaş Değil, Damar Yaşı Belirleyici

Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen “Az Ye Çok Yaşa” oturumunda konuşan Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler, uzun yaşamın temel belirleyicisinin damarsal sağlık olduğunu söyledi. Uzun yaşamın ancak sağlıklı damar yapısıyla mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Kerim Güler, tüm kan ve lenf damarlarının iç yüzeyini kaplayan endotel tabakasının artık bir organ olarak kabul edildiğini ifade etti. Yaklaşık 1,5 kilogram ağırlığında ve açıldığında 800 metrekarelik yüzeye ulaşan endotel, bu özellikleriyle vücuttaki en büyük organlardan biri olarak tanımlanıyor. Vücuttaki tüm organların damar sağlığından etkilendiğini vurgulayan Prof. Dr. Güler, kalp, beyin ve böbrek gibi hayati organların bu etkileri çok daha hızlı gösterdiğini ifade etti. En küçük tıkanıklık bile risk Diyabet, sigara ve hipertansiyonun damar yapısına doğrudan zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Güler, damar sağlığının korunmasının kritik olduğunu söyledi. Organların sağlıklı şekilde çalışabilmesi için kan akımının düzenli ve kesintisiz olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Güler, damarlarda oluşabilecek en küçük tıkanıklıkların dahi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekti. Hipertansiyon, diyabet, sigara, obezite ve hareketsiz yaşamın başlıca risk faktörleri olduğunu belirten Güler, bu faktörlerin çoğu zaman birlikte görüldüğünü ve organ hasarı riskini artırdığını söyledi. “Yaşlanma kontrol edilebilir” Yaşlanmayı etkileyen faktörlerin büyük ölçüde kontrol edilebilir olduğunu ifade eden Güler, diyabetin tedavi edilebildiğini, lipitlerin düşürülebildiğini, sigaranın bırakılabildiğini ve hipertansiyonun kontrol altına alınabildiğini belirtti. “Bir insanın yaşı kronolojik değil, damarsal yaşıyla ölçülür” diyen Prof. Dr. Güler, uzun yaşamın ancak endotelin korunmasıyla mümkün olduğunu söyledi. Kalp hastalıkları ilk sırada İnflamasyonun damar sağlığı üzerindeki etkisine dikkat çeken Prof. Dr. Güler, serbest radikal artışı ve fiziksel hareketsizliğin bu süreci hızlandırdığını belirtti. Obezitenin küresel ölçekte en önemli sağlık sorunlarından biri haline geldiğini söyleyen Güler, Lancet’te yayımlanan hastalık yükü araştırmasına göre obezitenin 1990’da 16’ncı sıradayken 2017’de ilk sıraya yükseldiğini ifade etti. Türkiye’de her gün 345 kişinin ilk enfarktüs nedeniyle hayatını kaybettiğini belirten Prof. Dr. Güler, bu ölümlerin büyük bölümünün önlenebilir risk faktörleriyle ilişkili olduğunu söyledi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre de ölüm nedenleri arasında ilk sırada kalp hastalıkları yer alıyor. Risk katlanarak artıyor Diyabet, hipertansiyon ve yüksek LDL kolesterolün birlikte görülmesinin riski 20 kat artırdığını belirten Prof. Dr. Güler, buna obezitenin eklenmesiyle riskin 60 katına çıktığını söyledi. “Obezite bu tablonun merkezinde yer alıyor” diyen Prof. Dr. Güler, kilo kontrolünün diğer risk faktörlerini de doğrudan etkilediğini vurguladı. Türkiye’de tablo kritik Türkiye’de hipertansiyon kontrolünde başarısızlık oranının yüzde 46 olduğunu belirten Prof. Dr. Kerim Güler, bu oranla Avrupa’nın gerisinde kalındığını ifade etti. 2035 yılında dünya genelinde 650 milyon kişinin diyabetli olmasının beklendiğini belirten Prof. Dr. Güler, Türkiye’de ise her 100 kişiden 65’inin hedeflenen kan şekeri seviyelerine ulaşamadığını söyledi. Prediyabet erken uyarı sinyali Prediyabetin erken müdahale için kritik bir aşama olduğunu belirten Prof. Dr. Güler, kan şekeri 100’ün üzerine çıktığında mutlaka önlem alınması gerektiğini ifade etti. Prediyabet, diyabet ve obezite arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çeken Prof. Dr. Güler, vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olan bireylerde ek risk faktörlerinin bulunmasının metabolik sendrom anlamına geldiğini söyledi. 3 milyar kişi risk altında Araştırmalara göre 2030 yılında dünya genelinde erişkinlerin yüzde 50’sinin yüksek vücut kitle indeksine sahip olacağını belirten Prof. Dr. Güler, bunun yaklaşık 3 milyar kişiye karşılık geldiğini ifade etti. Türkiye’nin fazla kilolu ve obez birey oranında en yüksek prevalansa sahip ülkeler arasında yer aldığını da sözlerine ekledi. Yüzde 13’lük kilo kaybının Tip 2 diyabet riskini yüzde 40, uyku apne sendromunu yüzde 27, hipertansiyonu yüzde 25 ve dislipidemiyi yüzde 22 oranında düşürdüğünü belirtti. Beslenme belirleyici rol oynuyor Akdeniz ve Meksika tipi beslenmenin sağlıklı olduğunu, batı tarzı beslenmenin ise riskleri artırdığını belirten Prof. Dr. Güler, pişirme yöntemlerinin dahi sağlık üzerinde etkili olduğunu söyledi. Turpgiller ailesinden sebzelerin metabolik sendrom hastalarında CRP seviyelerini düşürdüğünü, çilek ve dağ meyvelerinin inflamasyon göstergelerini azalttığını belirten Güler, tam tahıllar ve baklagillerin de benzer şekilde olumlu etkiler sağladığını ifade etti. Sağlıklı yağ kaynaklarının önemine de değinen Güler, tohum ve kuruyemişlerin inflamasyonu azalttığını, zeytinyağının IL-6 ve CRP seviyelerini düşürdüğünü, kırmızı et tüketiminin ise bu değerleri artırabildiğini söyledi. Prof. Dr. Güler, gıda takviyelerinin sağlıklı yaşlanma sürecinin destekleyicileri olduğunu söyleyerek, “Berberin gibi takviyeler kan şekerini dengelemeye, insülin direncini kırmaya, kolesterolü düzenlemeye destek sunan seçenekler arasında yer alır” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.