Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İnovasyon

Kapsül Haber Ajansı - İnovasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İnovasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Pladis Dengeli Beslenmeye Katkı Sunan Ürün Hacmini 2030’a Kadar İki Katına Çıkaracak Haber

Pladis Dengeli Beslenmeye Katkı Sunan Ürün Hacmini 2030’a Kadar İki Katına Çıkaracak

Ülker, McVitie’s ve GODIVA markalarını bünyesinde barındıran ve Yıldız Holding çatısı altında faaliyet gösteren global atıştırmalık şirketi pladis, tüketicilerin yaşam tarzlarına ve iyi olma hallerine uygun atıştırmalık taleplerine inovasyonla yanıt vermeye devam ediyor. Şirket bu doğrultuda, ürün geliştirme, tarif iyileştirme (reformülasyon) ve pazarlama süreçlerine yön verecek yeni bir “pladis global beslenme modeli’” oluşturdu. Şirketin bilim insanları tarafından geliştirilen bu yaklaşım, Fransa’nın Nutri-Score, Avustralya’nın Health Star Rating ve Birleşik Krallık’ın Nutrient Profile Model (HFSS) gibi uluslararası kabul görmüş beslenme değerlendirme sistemleri temel alınarak şekillendirildi. Tüm pladis ürünlerine yönelik oluşturulan “pladis global beslenme modeli”, lif ve protein gibi tüketimi teşvik edilen besin öğelerinin artırılmasını, tuz, şeker ve yağ miktarlarının ise azaltılmasını içeriyor. pladis, bu yaklaşım doğrultusunda global olarak toplam satış hacminin yaklaşık %10’unu oluşturan, daha dengeli beslenmeye katkı sağlayan ürünlerinin satış hacmini 2030 yılına kadar iki katına çıkarmayı taahhüt ediyor. Şirket bu hedefe ilerlerken, ürünlerini lezzetinden ödün vermeden yeniden formüle edecek, yeni ürünler geliştirecek ve başarılı ürün serilerini daha fazla pazara ulaştıracak. Söz konusu taahhüt, pladis’in kısa süre önce hayata geçirdiği küresel sürdürülebilirlik stratejisi Happy People, Happy Planet kapsamında atılan önemli adımlardan birini oluşturuyor. İnovasyon için lezzetten ödün verilmeyecek pladis Ar-Ge Başkanı Dr. Jennifer Moss şöyle konuştu: “Tüketicilerin keyif için satın aldıkları ürünlerimizde lezzet her zaman önceliğimiz olmaya devam edecek. Değişen şu ki tüketiciler artık daha fazla seçenek istiyor. Yaşam tarzlarına ve iyi olma hedeflerine uygun ürünler ararken, alıştıkları lezzetten de ödün vermek istemiyorlar. Biz de bu iki beklentiyi bir arada karşılayabilen markaların başarılı olacağına inanıyoruz. Bu nedenle, markalarımızın sunduğu keyfi korurken tüketicilerimize daha fazla seçenek sunmaya kararlıyız.” pladis Global Beslenme Modeli Yaklaşık 16 bin kişiye istihdam sağlayan ve ürünlerini 110’dan fazla ülkede tüketiciyle buluşturan pladis’in 2030 taahhüdü, iyi olma hali ve dengeli beslenmeye yönelik uzun yıllardır devam eden portföy geliştirme çalışmalarının devamı niteliği taşıyor. Bu doğrultuda pladis Birleşik Krallık’taki ürün tariflerinden 169 milyon çay kaşığı şeker eş değerindeki 676 ton şekeri çıkardı. Hollanda’da Sultana meyveli bisküvilerinin tarifleri yeniden düzenlenerek şeker ve tuz oranları azaltılırken lif miktarı artırıldı. Türkiye’de ise şekeri meyveden, yüksek lifli kuruyemiş ve meyve barlarının yanı sıra protein barını da kapsayan Ülker Go Ahead markası tüketicilerle buluştu. Ülker, bu yeni ürün lansmanıyla tüketicilere besleyici ve fonksiyonel atıştırmalık seçeneklerinden oluşan daha geniş bir ürün portföyü sunmayı hedefliyor. Ülker, ürün portföyündeki şeker, tuz ve yağ oranlarını azaltmaya yönelik reformülasyon çalışmalarını uzun yıllardır sürdürüyor. Bu kapsamda son 10 yılda ürünlerinde toplam 5.706 ton şeker, 28 ton tuz ve 549 ton yağ azaltımı sağladı. pladis, dengeli beslenmeye katkı sunan ürün hacmini 2030’a kadar iki katına çıkaracak28.07.2026 Yıldız Holding çatısı altında faaliyet gösteren global atıştırmalık şirketi pladis, ürün geliştirme, reformülasyon ve pazarlama süreçlerine yön verecek yeni bir “pladis global beslenme modeli’” oluşturdu. Uluslararası beslenme değerlendirme sistemlerini referans alan yaklaşım doğrultusunda pladis, 2030 yılına kadar daha düşük şeker, tuz ve doymuş yağ içeren; lif ve protein açısından daha zengin ürünlerinin satış hacmini iki katına çıkarmayı taahhüt ediyor.... Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bayer Bağ Üreticilerine Entegre Mücadele ve Dijital Tarım Çözümlerini Anlattı Haber

Bayer Bağ Üreticilerine Entegre Mücadele ve Dijital Tarım Çözümlerini Anlattı

Bayer Tarım Ürünleri ekibinin Manisa Alaşehir’de gerçekleştirdiği Bağ Agro Arena etkinliğine 1000’e yakın üretici katıldı. Etkinlik kapsamında üreticiler, bağ yetiştiriciliğinde dikkat edilmesi gereken uygulamaları yerinde inceleme fırsatı bulurken Bayer'in entegre mücadele yaklaşımı, sürdürülebilir üretim çözümleri ve dijital tarım teknolojileri hakkında kapsamlı bilgi aldı. Bayer Tarım Ürünleri ekibi, etkinlik boyunca üreticilere bağcılıkta doğru zamanda doğru çözümü kullanmanın önemini aktardı, bağ entegre mücadele programı kapsamında doğru miktarda uygulamayla daha etkili sonuçlar elde edilmesini sağlayan çözümleri paylaştı. Programın hastalık ve zararlılarla mücadelede sağladığı faydaların yanı sıra verim, kalite ve sürdürülebilirlik açısından üreticilere sunduğu katkılar örnekler üzerinden anlatıldı. Etkinlikte ihracat pazarları açısından önem taşıyan kalıntı yönetimi konusu da ele alındı. Bayer uzmanları, üreticilere kalıntı risklerini yönetmeye yardımcı olan çözümler ve uygulamalar hakkında bilgi verdi; biyolojik ve kimyasal çözümlerin entegre kullanımına dayanan sürdürülebilir mücadele yaklaşımlarını paylaştı. Bayer Tarım Ürünleri Bahçe Bitkileri Üretici ve Kanal Pazarlama Müdürü İlker Ercan, etkinliğe dair yaptığı açıklamada, "Bağcılıkta sürdürülebilir üretim için etkili çözümleri doğru bilgi ve uygulamalarla desteklemek büyük önem taşıyor. Agro Arena etkinliklerimizle üreticilerimizi sahada yenilikçi çözümlerimiz, dijital teknolojilerimiz ve geleceğin biyolojik mücadele yaklaşımlarıyla buluşturuyoruz. Amacımız, üreticilerimizin daha verimli, kaliteli ve sürdürülebilir üretim yapmalarına katkı sağlamak ve bağcılığın geleceğine birlikte yön vermek" dedi. Üreticiler uygulama alanlarını inceledi Etkinlik alanında, Bayer çözümlerinin doğru zamanda ve doğru dozda uygulandığı bağlar ile hiçbir uygulamanın yapılmadığı alanlar yan yana sergilendi. Üreticiler; zamanında yapılan müdahalenin bağ sağlığı, yaprak canlılığı ve ürün kalitesine etkisini sahada birebir gözlemleme imkanı buldu. Yeni nesil biyolojik çözümler paylaşıldı Bağ Agro Arena'da Bayer'in önümüzdeki dönemde üreticilerle buluşturmayı planladığı yenilikçi entegre biyolojik çözümlerden bahsedildi. Özellikle salkım güvesine yönelik feromon çözümü ve unlu bite karşı geliştirilen mücadele yaklaşımı, yeni nesil teknolojiler arasında öne çıktı. Bu çözümlerin, sürdürülebilir üretimi desteklerken etkili zararlı yönetimine katkı sağlaması hedefleniyor. Dijital tarım teknolojileri üreticilerle buluştu Etkinlikte Bayer'in dijital tarım çözümleri tanıtıldı. FieldView, uydu görüntüleri ve dijital tarla verileriyle üreticilerin bağlarını sezon boyunca takip etmelerine ve riskleri yöneterek maksimum verim almalarına desteklerken ResiYou, kalıntı yönetimine katkı sağlayarak üreticilerin hasat öncesi süreçlerini daha etkin planlamalarına yardımcı oluyor. Güvenli ürün kullanımı ve Kazananlar Kulübü anlatıldı Etkinlik kapsamında güvenli ürün kullanımının önemi de vurgulandı. Bayer uzmanları, bitki koruma ürünlerinin doğru ve güvenli kullanılmasına yönelik iyi uygulama örneklerini paylaşarak sürdürülebilir üretimin temel unsurlarına dikkat çekti. Üreticiler ayrıca Bayer'in sadakat programı Kazananlar Kulübü hakkında bilgi aldı. Programa üye olan üreticiler, Bayer bitki koruma ürünlerinden ve bazı mısır çeşitlerinden puan kazanabiliyor ve kendilerine özel avantajlardan yararlanabiliyor. Bayer Tarım Ürünleri, Agro Arena etkinlikleriyle üreticilerle sahada buluşmaya ve verimlilik, kalite ile sürdürülebilirliği destekleyen çözümlerini paylaşmaya devam edecek. Bayer Hakkında Bayer, sağlık ve beslenme ile ilgili yaşam bilimleri alanlarında uzmanlaşmış küresel bir şirkettir. "Herkes için Sağlık, Sıfır Açlık" misyonu doğrultusunda, artan ve yaşlanan küresel nüfus nedeniyle çağımızın önemli sorunlarına ürün ve hizmetleriyle çözüm sunmaya katkıda bulunarak insanlara ve yaşadığımız gezegene destek olmayı amaçlamaktadır. Sürdürülebilir kalkınma ilkelerine bağlı olan şirket, faaliyet gösterdiği alanlarda olumlu etki yaratma konusunda kararlıdır. Bayer Grup, aynı zamanda inovasyon ve büyüme yoluyla değer yaratmayı ve kâr etme gücünü artırmayı hedeflemektedir. Bayer markası tüm dünyada güveni, kaliteyi ve güvenilirliği temsil etmektedir. 2025 mali yılı itibarıyla yaklaşık 88 bin çalışana ve 45,6 milyar Avro satış cirosuna sahip olan Bayer’in Ar-Ge harcaması ise 5,8 milyar Avro düzeyindedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Almatis CEO’su Sönmez: Hedefimiz Türk Sermayesiyle Küresel Sanayide Standartları Belirlemek Haber

Almatis CEO’su Sönmez: Hedefimiz Türk Sermayesiyle Küresel Sanayide Standartları Belirlemek

OYAK bünyesinde yer alan Almatis, sanayi gücünü dünyaya taşıyan en önemli şirketlerden biri olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Almatis CEO’su Anıl Sönmez, çalışmalarını alümina ve ötesine tasarladıklarını, pazara en yüksek kalite ve en güvenilir özellikli çözümleri pazara sunduklarını söyledi. Vizyonlarını yatırımlarla desteklediklerini belirten Sönmez, “Hedefimiz küreselde söz sahibi olmak, standartları belirlemek ve bu dönüşümü Türk sermayesi gücüyle gerçekleştirmek” dedi. Almatis CEO Sönmez, şirketin faaliyet alanları, ürün portföyü ve küresel ölçekteki konumuyla ilgili bilgi verdi. Almatis’in OYAK bünyesinde yer alan ve grubun küresel ölçekteki sanayi gücünü dünyaya taşıyan en önemli şirketlerden biri olduğuna dikkat çeken Sönmez, 2016 yılından bu yana coğrafi yaygınlık, sağladıkları teknoloiik katma değerle küresel yüzü olan OYAK’ın bir parçası olmaktan gurur duyduklarını dile getirdi. “Tutku, küresel kapsayıcılık, hesap verilebilirlik, dayanışma ve ekip ruhu”nun Almatis’i rekabette öne çıkaran temel unsurlar olduğunu anlatan Anıl Sönmez, “Bizi farklı kılan temel unsur yalnızca ürün kalitesi değil, teknik derinlik, müşteriyle bire bir çalışma kültürü ve uzun vadeli iş ortaklığı anlayışıdır. Bu değerler, Almatis’i yalnızca bir hammadde tedarikçisi değil, müşterilerinin teknolojik gelişim yolculuğunda güvenilir bir çözüm ortağı haline getiriyor” diye konuştu. “Yatırımlarla alümina üretimi ve ötesini tasarlıyoruz” Almatis’in alümina üretiminde küresel ve entegre bir operasyonel ağa sahip bir şirket olduğunu ifade eden Anıl Sönmez, vizyonları doğrultusunda “Alümina ve ötesini tasarlıyoruz. Halihazırda pazara en yüksek kalite ve en güvenilir özellikli alümina çözümlerini sunuyoruz. Bununla yetinmiyor; alümina dışı yeni ürün alanlarında da aktif çalışmalar yürütüyoruz. Son yıllarda bu vizyonu somut yatırımlarla destekledik” bilgisini verdi. Sönmez, 2022 yılında Hindistan’da yeni bir entegre tabular alümina üretim tesisini devreye aldıklarını, 2025 yılında Almatis ABD Arkansas tesisinde kalsine alümina kapasite artış projesini başarıyla tamamladıklarını hatırlatarak, yine aynı yıl Çin tesisinde yeni bir kalsine alümina tesisinin temelini attıklarını ve bu yatırımın 2027’de devreye girmesinin öngörüldüğünü söyledi. Anıl Sönmez, söz konusu tesisin özellikle yarı iletkenler, elektrikli araç bataryaları ve yüksek performanslı elektronik ürünler için kritik bir hammadde üreteceğini, bu yatırımlarla yalnızca kapasite artırımı olarak değil, teknolojik ilerlemeye ve sürdürülebilir ekonomik gelişime katkı olarak gördüklerini dile getirdi. Sönmez, “Bu yatırımlar, Türk ve OYAK bayraklarımızı dünyanın dört bir yanında dalgalandırma isteğimizden güç alıyor. Diğer bölgelerde de benzer kapasite artırımı ve optimizasyon çalışmalarımız devam ediyor” dedi. Yüz yılı aşkın süredir küresel lider ve yerel tedarikçi Küresel ölçekte Almatis’in gücünü yerel ihtiyaçlara hızlı, güvenilir ve teknik olarak doğru çözümler sunmak için kullandıklarının altını çizen Anıl Sönmez, “Almatis olarak kendimizi yıllardır şu şekilde tanımlıyoruz: ‘Yüz yılı aşkın süredir küresel lider, yerel tedarikçi.’ Küresel ölçekteki gücümüzü; yerel ihtiyaçlara hızlı, güvenilir ve teknik olarak doğru çözümler sunmak için kullanıyoruz” diye konuştu. Almatis için inovasyonun laboratuvardan sahaya uzanan ve müşteriyle birlikte şekillenen bir süreç olduğunu anlatan Anıl Sönmez, araştırmalarda Almatis müşterilerinin yüzde 90’ınının şirketin inovasyon yetkinliğini iyi veya mükemmel seviyede değerlendirdiğini, söz konusu araştırma sonuçlarının şirketin yalnızca yüksek kaliteli ürünler sunan bir tedarikçi olmadığını, teknik bilgi birikimiyle müşterileriyle birlikte geliştiren, müşteriye göre üreten (customization), müşteriyi dinleyen, anlayan ve onun başarısı için birlikte çalışan çözüm üreten ve değer oluşturan bir partner olduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi. OYAK bünyesinde Akdeniz Chemson ile stratejik ortaklık İnovasyonun sahadaki ihtiyaçları 100 yılı aşkın birikimle derinlemesine anlamaktan geçtiğine inandıklarına işaret eden Anıl Sönmez, “Büyümeyi yalnızca kapasite artışıyla değil, doğru iş birlikleri ve güçlü dağıtım ağlarıyla destekliyoruz. Son dönemde bu anlayışla; Afrika, Kuzey Amerika ve Avrupa’da yeni iş ortaklarıyla anlaşmalar imzalayarak küresel erişimimizi daha da genişlettik. Bu adımlar, müşterilerimize bulunduğumuz her pazarda daha yakın olmak ve yerel ihtiyaçlara daha hızlı yanıt verebilmek açısından stratejik önem taşıyor” dedi. OYAK bünyesinde şirketler arası birlikteliğe de önem verdiklerini kaydeden Sönmez, bu çerçevede Akdeniz Chemson ile Güney Amerika’da stratejik bir ortaklığa imza attıklarını, OYAK çatısı altında geliştirilen bu tür sinerjilerin küresel pazarlarda ölçeklenebilir ve sürdürülebilir bir değere dönüştüğüne inandıklarını belirtti. Sönmez, “Ürünlerimizin yanında kurduğumuz iş birlikleriyle de küresel ölçekte büyüyen ve etkisini her geçen gün artıran bir sanayi şirketi olmanın gururu yaşıyoruz” şeklinde konuştu. “Zorlukları güçlü operasyonel ağımızla aşıyoruz” Son yıllarda ortaya çıkan pandemi, jeopolitik gelişmeler, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve küresel ekonomik belirsizlikler nedeniyle tüm değer zincirleri için oldukça zorlu geçtiğini hatırlatan Anıl Sönmez, söz konusu dönemde Almatis’in en büyük avantajının güçlü ve dengeli küresel operasyonel ağı olduğunun altını çizdi. Yerel üretim ve küresel marka yaklaşımlarının müşterilere her koşulda güvenilir tedarik sağlamaya olanak tanıdığına vurgu yapan Sönmez, “Ürün ambalajından depo yönetimine, dağıtım ağından lojistik optimizasyona kadar tedarik zincirinin her halkasını titizlikle ele alıyor ve sürekli geliştiriyoruz. Bu yaklaşımı sahada her gün ispatlıyoruz. Almatis’te teknik destek, sadece bir hizmet değil; müşterilerimizin rekabet gücünün bir parçasıdır” dedi. Almatis’te sürdürülebilirlik temel kriterlerinden biri Misyon NötrAL (Mission NeutrAL) adını verdikleri sürdürülebilirlik programının ekip çalışmasıyla şekillendiğini dile getiren Anıl Sönmez, inovasyon projelerinde sürdürülebilirliğin temel kriterlerden biri olduğunu ve Almatis’in sürdürülebilirlikte hiçbir zaman bir kontrol listesi maddesi olmadığını, çalışanların güçlü talepleriyle hayata geçtiğini kaydetti. Almatis’in Avrupa ve ABD tesislerinde üretilen tüm ürünlerin, bağımsız üçüncü taraflarca doğrulanmış CO₂ eşdeğeri değerlerini talep eden müşterilerilerle paylaştıklarını anlatan Sönmez şöyle konuştu: “Sürdürülebilirliği yalnızca kendi operasyonlarımızla sınırlı görmüyoruz. ECO‑TAB® ve düşük karbonlu alüminalarımız, bu yaklaşımın somut örnekleri arasında yer alıyor. Refrakter üreticileri tarafından kullanılan ECO‑TAB® tabular alüminaları, bu müşterilerimizin ürünleri aracılığıyla çelik üreticilerine önemli operasyonel faydalar sunuyor. Çelik üreticileriyle gerçekleştirdiğimiz uygulama testleri, ECO‑TAB® içeren refrakter malzemelerin kullanımı sayesinde yıllık toplam malzeme tüketiminin yüzde 4,7 oranında azaltılabildiğini, aynı zamanda proseslerde önemli düzeyde enerji verimliliği sağlanabildiğini ortaya koyuyor. Bu sonuçlar, çevreci çözümlerin mutlaka ek maliyet anlamına gelmediğini; doğru malzeme ve doğru tasarımla hem karbon ayak izinin hem de toplam işletme maliyetlerinin eş zamanlı olarak düşürülebileceğini net bir şekilde gösteriyor.” Hedef Türk sermayesinin gücüyle küreselde söz sahibi olmak En güçlü oldukları alanın özellikli alümina olduğunu, ancak mevcut stratejinin bununla sınırlı kalmadığını belirten Anıl Sönmez, gelecek yıllarda ürün portföyünü, alüminanın ötesine geçen yeni materyallerle genişleterek farklı endüstrilere daha kapsamlı çözümler sunmayı hedeflediklerini söyledi. Sönmez, “Almatis’i önümüzdeki 10–20 yıllık dönemde, birçok stratejik endüstride teknik referans noktası olarak kabul edilen, müşterilerinin üretim süreçlerini ve performansını şekillendiren bir şirket olarak konumlandırıyoruz. Bu vizyon, yalnızca ürün çeşitliliğini artırmaya değil; teknoloji, inovasyon ve sürdürülebilirlik odağında derinleşmeye dayanıyor” dedi. Almatis’in yolculuğunda sahip oldukları yapının kendilerine güç verdiğine vurgu yapan Sönmez, bir Türk şirketi olarak OYAK 2030 stratejisi doğrultusunda uzun vadeli bakabilen, yatırım yapabilen ve ölçeklenebilen bir yapıyla hareket ettiklerini kaydetti. Almatis CEO’su Anıl Sönmez, “Önümüzdeki dönemde Almatis; alüminadaki liderliğini korurken, ileri malzeme alanında iddiasını büyüten, küresel etkisini daha görünür ve daha güçlü kılan bir şirket olacak. Hedefimiz yalnızca büyümek değil; küresel sanayide söz sahibi olmak, standartları belirlemek ve bu dönüşümü Türk sermayesinin gücüyle gerçekleştirmek” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Afrika’daki Nehirlerde Bile Enerji Üretebilecek Haber

Afrika’daki Nehirlerde Bile Enerji Üretebilecek

Türkiye’nin global enerji oyuncularından YEO Teknoloji, iştiraki Mikrohes ile hidroelektrik enerjisi üretiminde yeni bir dönemin kapısını açıyor. Bugüne kadar büyük ölçüde değerlendirilemeyen hidrokinetik enerji potansiyelinden yararlanmak amacıyla geliştirilen yeni nesil Modüler Yatay Yüzer Arşimet Burgu Türbin Platformu, tasarım ve mühendislik çalışmalarından prototip üretimine, saha testlerinden patent başvurusuna kadar kapsamlı bir Ar-Ge sürecinin ardından başarıyla doğrulandı. EUREKA Network ve TÜBİTAK desteğiyle üç yıl boyunca yürütülen proje kapsamında sistemin tasarımı tamamlandı, Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği analizleri gerçekleştirildi, prototipi üretildi ve gerçek saha koşullarında test edildi. Yapılan çalışmalar sonucunda platformun farklı akış koşullarında güvenilir ve verimli biçimde enerji üretebildiği ortaya kondu. Kot farkına ihtiyaç duymadan enerji üretiyor Geleneksel hidroelektrik santraller suyun belirli bir yükseklikten düşmesiyle oluşan enerjiden yararlanırken Mikrohes’in geliştirdiği yeni sistem, suyun doğal akış hızını doğrudan enerjiye dönüştürüyor. Böylece yüksek kot farkına, büyük baraj yapılarına ya da kapsamlı inşaat yatırımlarına ihtiyaç duyulmadan elektrik üretilebiliyor. Yatay ve yüzer yapıya sahip Arşimet Burgu Türbin Platformu, suyun akış kuvvetiyle dönen burgu kanatları aracılığıyla jeneratörü harekete geçiriyor. Modüler olarak tasarlanan sistem, farklı su kanallarına ve akış koşullarına kolaylıkla uyarlanabiliyor. Platform, 1,5 ila 3 metre/saniye arasındaki su hızlarında enerji üretme kapasitesine sahip. Üretim ve depolama tek platformda Yeni nesil platform, yalnızca elektrik üreten bir türbin olarak değil, bütünleşik bir enerji sistemi olarak geliştirildi. Hidrokinetik enerji üretimi, Batarya Enerji Depolama Sistemi, akıllı güç elektroniği, uzaktan izleme ve enerji yönetimi aynı modüler yapı altında bir araya getirildi. Üretilen enerji ihtiyaca göre doğrudan tüketilebiliyor, şebekeye aktarılabiliyor veya batarya sistemlerinde depolanabiliyor. Uzaktan izleme altyapısı sayesinde üretim performansı, su akış koşulları, batarya durumu ve sistem verimliliği anlık olarak takip edilebiliyor. Nerede kullanılabilecek? Modüler Yatay Yüzer Arşimet Burgu Türbin Platformu; tarımsal sulama kanallarında, hidroelektrik santrallerinin kuyruksularında, açık su iletim kanallarında, çevresel can suyu hatlarında, akarsu ve nehirlerde kullanılabiliyor. Sistem sayesinde bugüne kadar teknik veya ekonomik nedenlerle enerji üretiminde değerlendirilemeyen çok sayıda su akışının temiz enerji kaynağına dönüştürülmesi amaçlanıyor. Modüler yapı, tek bir ünitenin kullanılmasının yanı sıra birden fazla türbinin aynı bölgede birlikte çalışmasına da olanak sağlıyor. Böylece farklı kapasite ihtiyaçlarına göre büyütülebilen hidrokinetik enerji üretim alanları kurulabiliyor. Hedef hidrokinetik enerji tarlaları Mikrohes, geliştirdiği teknolojiyi yalnızca tekil türbin uygulamalarıyla sınırlamayı planlamıyor. Şirket, çok sayıda modüler platformun bir arada çalıştığı Hidrokinetik Enerji Tarlaları kurarak akan su potansiyelini megavat ölçeğinde temiz enerjiye dönüştürmeyi hedefliyor. Bu kapsamda Afrika başta olmak üzere düşük eğimli nehirlerin yaygın olduğu bölgelerde temiz, dağıtık ve ölçeklenebilir enerji projelerinin hayata geçirilmesi planlanıyor. Büyük barajlara ve kapsamlı altyapı yatırımlarına ihtiyaç duymayan sistem; hızlı kurulumu, modüler yapısı ve farklı coğrafyalara uyarlanabilmesi sayesinde kırsal bölgelerin, tarımsal tesislerin ve şebekeye erişimi sınırlı yerleşimlerin enerji ihtiyacına da çözüm sunabilecek. Yeşil ve balık dostu teknoloji Arşimet Burgusu, ağırlık prensibiyle çalışıyor. Her bölümde oluşan su ağırlığı, burgu miline ve kanatlarına bir döndürme kuvveti uyguluyor ve burgunun dolayısıyla jeneratör milini çevirerek enerji üretmesini sağlıyor. Arşimet Burgu Türbini, düşük debili sularda bulunan, bugüne kadar büyük ölçüde değerlendirilemeyen hidroelektrik potansiyelini elektrik enerjisine dönüştüren çevre dostu bir sistem. 2010 yılında kurulan Mikrohes, yenilenebilir enerji alanında mühendislik, tasarım ve uygulama çalışmaları yürütüyor. Ar-Ge ve inovasyon faaliyetleriyle alternatif enerji üretim teknolojileri geliştiren şirketin hisselerinin çoğunluğu 2021 yılında YEO Teknoloji tarafından satın alındı. Mikrohes, YEO Teknoloji’nin mühendislik, enerji depolama ve enerji yönetimi kabiliyetlerinden yararlanarak yeni nesil temiz enerji teknolojileri geliştirmeye devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Versuni, Türkiye’nin Kahve Deneyimini Geleceğe Taşıyor Haber

Versuni, Türkiye’nin Kahve Deneyimini Geleceğe Taşıyor

Markanın paylaştığı yeni araştırma da bu dönüşümü doğruluyor: Türkiye’de kahve tüketiminin %70’i artık evlerde gerçekleşiyor ve tüketiciler hız ile kolaylığın yanı sıra “barista kalitesinde” kusursuz bir deneyim bekliyor. Kahve, son yıllarda yalnızca tüketilen bir içecek olmaktan çıkarak gündelik yaşamın, kişisel zamanların ve sosyal bağların merkezine yerleşti. Philips kahve makineleriyle bu alanda köklü bir uzmanlığa sahip olan Versuni, paylaştığı yeni araştırma verileriyle Türkiye’deki kahve tüketim alışkanlıklarının geçirdiği büyük dönüşümü gözler önüne seriyor. Veriler, Türk tüketicisinin kahveyi yalnızca bir ihtiyaç olarak ele almanın ötesinde; duygu durumuna, günün saatine ve sosyal ortama göre şekillenen “kişiselleştirilmiş bir deneyim” olarak gördüğünü kanıtlıyor. Araştırmaya göre tüketicilerin kahve tercihlerini belirleyen en önemli unsur tat ve aroma olurken, lezzet beklentisi kahve deneyiminin merkezinde yer alıyor. Türkiye’de kahve: Hem geleneksel hem yenilikçi bir kültür Versuni’nin tüketici içgörüleri, Türkiye’nin kahveyle kurduğu bağın dünyadaki diğer pazarlardan önemli ölçüde ayrıştığını gösteriyor. Batı pazarlarında kahve çoğunlukla güne başlama fonksiyonu taşırken; Türkiye, kahvenin gün boyuna yayıldığı ve güçlü sosyal anlamlar içerdiği “Doğu tipi kahve kültürü” içerisinde yer alıyor. Araştırmaya göre Türk tüketicilerinin %72’si kahveyi belirli duygu ve çağrışımlarla ilişkilendiriyor (küresel ortalama %61). Dahası, Türklerin %80’i “iyi kahve ikram etmenin misafiri özel hissettirdiğini” belirtirken, %55’i kahveyi günün yorgunluğunu atma anıyla eşleştiriyor. Türkiye’deki evlerde artık tek bir kahvenin ötesinde, geniş bir yelpaze tüketiliyor. Evlerin %53’ünde geleneksel Türk kahvesi pişerken; aynı evlerde %40 oranında latte, %33 oranında filtre kahve ve %31 oranında soğuk kahve hazırlanıyor. Bu tablo, geleneksel kahve kültürünün silinmediğini, aksine yeni nesil kahve alışkanlıklarıyla zenginleşerek katmanlandığını gösteriyor. Evler artık birer kahve deneyim merkezi Değişen yaşam alışkanlıkları ve artan teknolojik imkanlar, evleri birer deneyim merkezine dönüştürdü. Türkiye’de kahve tüketiminin yaklaşık %70’inin evde gerçekleşmesi, bu değişimin en net göstergesi. Bugünün tüketicisi evinde kahve hazırlarken standartlarla yetinmiyor. Verilere göre tüketicilerin %61’i evde hazırladığı kahvenin dışarıdaki kafeler kadar kaliteli olmasını bekliyor. %69’u kahvede lezzeti önceliklendirirken, %55’i aynı anda hız beklentisini de koruyor. Tüketicilerin %52’sinin kahve tercihini ruh haline göre değiştirmesi ise evdeki kahve makinelerinin artık çok daha esnek, akıllı ve zengin bir menü sunması gerektiğini ortaya koyuyor. “İyi kahveyi günlük hayatın doğal bir parçası haline getiriyoruz” Philips’in kahve kategorisindeki bu uzun yolculuğunun temelinde, tüketiciyi doğru okuma ve teknolojiyle harmanlama becerisinin yattığını belirten Versuni Türkiye Genel Müdürü Esin Karadede, bu dönüşümü şu sözlerle değerlendiriyor: “Türkiye’de kahve bir içecekten çok daha fazlası anlamına geliyor; misafirperverliğin, sosyalleşmenin, kendimize ayırdığımız özel anların ve köklü hatıraların bir taşıyıcısı. Araştırmalarımız gösteriyor ki, aynı evin içinde sabah filtre kahve içen, öğleden sonra soğuk kahve veya latte tercih eden, akşam misafirine Türk kahvesi ikram eden zengin bir kültür yaşıyor. Versuni olarak biz, Philips’in köklümühendislik mirası ve 70 yıllık kahve tutkusuyla bu çoğul gerçekliğe yanıt veriyoruz. Amacımız iyi ve profesyonel kahve deneyimini herkes için erişilebilir, hızlı ve tutarlı hale getirmek. Tüketicilerimizin ‘Bugün nasıl bir kahve istiyorum?’ sorusuna, kendi mutfaklarında en yüksek kaliteyle cevap verebilmelerini sağlamaktan büyük gurur duyuyoruz.” Geçmişten geleceğe kahve teknolojileri 1956 yılında ilk elektrikli kahve öğütücüsüyle başlayan, 1960’larda filtre kahve makineleriyle devam eden ve 1980’lerde ev tipi espresso makineleri üreten Philips’in inovasyon yolculuğu, bugün yapay zekâ destekli akıllı teknolojilerle geleceğe uzanıyor. Özellikle 2018 yılında LatteGo sistemi ile evde sütlü kahve yapımındaki temizlik ve zorluk bariyerini yıkan Versuni, bugün Café Aromis gibi üst düzey cihazlarla çıtayı daha da yükseltiyor. Cafe Aromis’in 13 grama kadar taze öğütülmüş kahve kullanan BrewExtract teknolojisi, 12-24 saatlik soğuk demleme (Cold Brew) süresini 5 dakikanın altına indiren sistemleri ve kullanıcısının damak tadını öğrenen ve kahve deneyimini tamamen kişiselleştiren yapay zekâ destekli barista asistanı, 70 yıllık birikimin bugünkü yansımaları olarak öne çıkıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Geleceğin Liderlerine Alarko İmzası Haber

Geleceğin Liderlerine Alarko İmzası

Türkiye’nin ilk kurumsal MBA programı olan Alarko MBA Programı’nın mezuniyet töreni gerçekleştirildi. Alarko’nun nitelikli insan kaynağına yatırım yapmayı ve çalışanların gelişimini desteklemeyi önceliklendiren kurum kültürünün bir yansıması olan programdan bu yıl 25 kişi mezun oldu. Düzenlenen mezuniyet töreninde ayrıca Yenibirlider Gelişim Programı’nı tamamlayan 7 çalışan da sertifikalarını aldı. Alarko’nun öğrenme, gelişim ve liderlik üzerinde temellenen kurum kültürünün yeni kuşaklara aktarılmasında bir köprü görevi üstlenen programların mezuniyet töreni Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Garih, Yönetim Kurulu Başkan Vekili Vedat Alaton, Yönetim Kurulu Üyesi Niv Garih, Alarko Şirketler Topluluğu CEO’su Ümit N. Yıldız, Bahçeşehir Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Yücel Batu Salman ve Yenibirlider Derneği Genel Müdürü Özge Aslan’ın katılımıyla gerçekleşti. 2010 yılında hayata geçirilen Alarko MBA Programı, kurumsal kültürü ve değerleri geleceğe taşıyacak liderleri kendi içinden yetiştirme vizyonuyla tasarlandı. Bugüne kadar 186 çalışanın mezun olduğu program Bahçeşehir Üniversitesi iş birliğiyle yürütülüyor. Program, stratejik yönetim, liderlik, finans, pazarlama, inovasyon, dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik gibi alanlarda kapsamlı bir eğitim içeriğinin yanı sıra katılımcıların yönetsel yetkinliklerini güçlendirmeyi de hedefliyor. Programın en önemli kazanımlarından biri olan ve yıllar içinde güçlenen mezun ağı, farklı dönem mezunlarının deneyim paylaşımını ve kurum içi iş birliklerini desteklerken sürekli öğrenme kültürüne de katkı sağlıyor. Alarko'nun genç yeteneklerini geleceğin liderleri olarak yetiştirmeyi amaçlayan Yenibirlider Gelişim Programı ise katılımcılara yapay zekâ çağında liderlik, teknoloji, inovasyon ve stratejik dönüşüm alanlarında kapsamlı bir gelişim deneyimi sunuyor. Bugüne kadar 78 Alarko’lunun başarıyla tamamladığı program, yüz yüze ve çevrim içi eğitimlerle genç profesyonelleri hem bugünün hem de geleceğin iş dünyasına hazırlıyor. “Alarko olarak gençleri organizasyonel dönüşümün tam merkezine koyuyoruz.” Mezuniyet töreni hakkında değerlendirmelerde bulunan Alarko Şirketler Topluluğu CEO’su Ümit N. Yıldız: “Alarko olarak gençleri organizasyonel dönüşümün tam merkezine koyuyoruz. Onlara bilgi ve deneyimlerimizi aktarırken, yetkinlik ve liderlik alanlarındaki gelişimlerini uzun vadeli ve sistematik bir sorumluluk alanı olarak ele alıyoruz. 1986’da kurduğumuz Alarko Eğitim ve Kültür Vakfı, yıllardır sürdürdüğümüz burs programlarımız, geleceğin yöneticilerini yetiştirmeyi hedefleyen Alarko İstikbal Kulübü ve çalışanlarımızın gelişimini uluslararası standartlara taşıyan eğitim programlarımızı aynı vizyonun ayrılmaz birer parçası olarak görüyoruz. Alarko MBA Programı da bu yatırımın çok değerli bir halkasını oluşturuyor. Geleceğin yöneticilerini bugünden yetiştirme amacıyla tasarladığımız bu programı öğrenmenin, deneyimin ve gelişimin iç içe geçtiği bir liderlik ekosistemi olarak görüyoruz. 2010 yılından bu yana devam eden, 2013’ten itibaren de Bahçeşehir Üniversitesi iş birliğiyle daha da güçlenen bu programdan 16 yılda 186 genç arkadaşımız mezun oldu. Benzer şekilde Yenibirlider Derneği ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği de bizim için son derece kıymetli. Bu yıl 7 çalışma arkadaşımız, 26. Dönem Yenibirlider Gelişim Programı’nı başarıyla tamamladı. Liderliği kurumlar, ekipler ve toplum üzerinde kalıcı ve anlamlı etki yaratma anlayışına dayanan bu program Boğaziçi Üniversitesi iş birliğiyle yürütülüyor” dedi. Bu anlamlı iş birliğinde emeği geçen Bahçeşehir Üniversitesi’ne, Yenibirlider Derneği’ne, Boğaziçi Üniversitesi’ne ve tüm çalışma arkadaşlarına teşekkür eden Ümit N. Yıldız sözlerini şöyle tamamladı: “Gençlerimizin bugün aldıkları diploma ve sertifikaları, başarılı bir kariyer yolculuğunun güçlü bir başlangıcı olarak görüyoruz. Jenerasyon farklılıkları Alarko kültüründe hep çok daha az hissedilmiştir. Çünkü Alarko’da her yönetici, çalışma arkadaşlarını dinler, katkılarına önem verir, bilgi ve deneyimlerini etkin şekilde aktarır. Bu demokratik kültür bize kurucularımızdan aktarılmıştır. Bir gün burada mezuniyetini kutladığımız arkadaşlarımızın da sorumlulukları ve yetkileri arttığında yeni nesli desteklemeyi en önemli görevlerinden biri olarak görmelerini tavsiye ediyor, tüm genç liderlerimizi gönülden kutluyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Siemens Yapay Zekâ Destekli Kamera ile Mutfağa Yeni Bir Bakış Getiriyor Haber

Siemens Yapay Zekâ Destekli Kamera ile Mutfağa Yeni Bir Bakış Getiriyor

Siemens, bu yıl fırınlarının 100’üncü yılını kutlarken köklü inovasyon mirasını da vurguluyor. 100 yıllık köklü miras en yeni teknoloji ile buluşuyor. İlk elektrikli fırınını 1926 yılında piyasaya sunan marka, o günden bu yana mutfak teknolojilerinde standartları yeniden tanımlamaya devam ediyor. Bir asırlık mühendislik birikimi ve inovasyon yaklaşımının günümüzdeki en güçlü örneklerinden biri olan yapay zekâ destekli yeni nesil fırınlar, 100 farklı yemek ve pişirme yöntemini otomatik olarak tanıyabiliyor. Kullanıcıdan minimum müdahale gerektiren bu sistem, en uygun pişirme modunu kendi seçerek her defasında kusursuz sonuçlar elde edilmesini sağlıyor. Yapay zekâ destekli bu teknoloji, Siemens’in 100 yıllık inovasyon mirasının üzerine inşa edilen ve mutfak deneyimini ileriye taşıyan çözümlerinin önemli bir örneğini oluşturuyor. Siemens’in otomatik yemek tanıma özelliğine sahip iQ700 fırını 100 farklı yemeği tanıyabilen akıllı sistemi sayesinde pişirme sürecini otomatik olarak yönetebiliyor. Akıllı iQ700 fırını, dahili fırın kamerası ve yapay zekâ sayesinde içinde ne olduğunu otomatik olarak tanıyabiliyor. Yemeği tanıdıktan sonra cihaz, en uygun pişirme yöntemini öneriyor ve program ile sıcaklığı otomatik olarak ayarlıyor. Kullanıcının yalnızca “onay” vermesi yeterli oluyor; geri kalan süreci akıllı teknoloji üstleniyor. Fırın da hangi pişirme türünü ve süresini seçeceğim derdi ortadan kalkıyor. Tüm pişirme sürecini kendi başına yönetiyor Bu yemek tanıma özelliğini değerli kılan nokta ise, doğru programı seçme görevini fırına devretmesi. Böylece kullanıcıların hangi pişirme modu ve ayarın en iyi sonucu vereceğini düşünmesine gerek kalmıyor. Akıllı fırın gerektiğinde ızgara veya mikrodalga fonksiyonlarını devreye sokuyor ya da buharlı pişirme desteği sağlıyor. Tüm pişirme sürecini kendi başına yöneterek kullanıcıların günlük yaşamını kolaylaştırıyor. Mutfakta kontrol ve özgürlük bir arada Kullanıcılar isterlerse fırının içini zaman zaman Siemens Home Connect uygulaması üzerinden görüntüleyebiliyor; böylece kapağı açmadan süreci takip edebiliyor ve ısı kaybını önleyebiliyor. Yemek yaparken fırının kapağını açmadan içeriği anbean takip edebilmek, özellikle hassas tariflerde büyük fark yaratıyor. Bu sayede kullanıcılar hem süreci daha iyi yönetebiliyor hem de ortaya çıkan sonuçtan daha fazla tatmin oluyor. Fırın kapağını açmadan yemekleri gözlemleyebilmek, sadece konfor değil aynı zamanda güvenlik de sunuyor. Sıcak hava akışına maruz kalma riskini ortadan kaldıran bu özellik, mutfakta daha güvenli bir deneyim yaratıyor. Bu teknoloji aynı zamanda enerji tasarrufuna da katkı sağlıyor. Tüm bu süreç, minimum kullanıcı müdahalesiyle maksimum sonuç elde etmeyi mümkün kılarak üst segment bir mutfak deneyimi sunuyor. iQ700 yapay zekâ destekli “Kamera Kontrollü Pişirme” özelliğini de içeriyor. Kullanıcılar pizza, lazanya, güveç veya kruvasan gibi yiyeceklerin yüzeyinin ne kadar kızaracağını 1 ile 5 arasında seçebiliyor. Fırın, dahili kamera ve yapay zekâ ile yemeği sürekli izliyor ve istenen kızarma seviyesine ulaşıldığında otomatik olarak pişirmeyi durduruyor. roastingSensor Plus özelliği ise et, tavuk veya balığın iç sıcaklığını pişirme sırasında dört farklı noktadan ölçerek eşit ve dengeli bir pişirme sağlıyor. Siemens, ileri teknolojiyi günlük hayatın içine entegre ederek mutfakta geçirilen zamanı daha verimli, keyifli ve stressiz hale getirmeyi hedefliyor. iQ700 serisiyle sunulan kamera destekli yapay zekâ çözümü, yemek pişirmeyi yalnızca bir ihtiyaç olmaktan çıkararak; kontrolün, yaratıcılığın ve kusursuz sonuçların bir araya geldiği üst düzey bir deneyime dönüştürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeni Rekabet Alanı Artık Değer Zinciri Haber

Yeni Rekabet Alanı Artık Değer Zinciri

Sürdürülebilirlik, şirketlerin çevresel etkilerini azaltmaya yönelik bir gündem olmaktan çıkıp iş dünyasının rekabet stratejilerinden biri haline geliyor. Avrupa Birliği’nin giderek kapsamı genişleyen sürdürülebilirlik düzenlemeleri, küresel tedarik zincirlerinde artan kırılganlık, iklim kaynaklı riskler ve değişen tüketici beklentileri, şirketleri yeni bir anlayışa yönlendiriyor. Artık başarı; tek bir fabrikanın ya da şirketin dönüşümüyle değil, değer zincirinin tamamının birlikte hareket edebilmesiyle ölçülüyor. Bitki bazlı özel yağ teknolojileri alanında dünyanın önde gelen şirketlerinden AAK’nın yayımladığı 2025 Faaliyet Raporu, bu dönüşümü “Plant to Brand” (Bitkiden Markaya) yaklaşımıyla tanımlıyor. Rapora göre sürdürülebilirlik artık yalnızca çevresel performansın değil; tedarik zinciri dayanıklılığının, inovasyonun ve uzun vadeli büyümenin de temel belirleyicisi konumunda. Böylece şirketler için yeni rekabet alanı, üretim tesislerinin sınırlarını aşarak değer zincirinin tamamına yayılıyor. “Türkiye bu dönüşümü rekabet avantajına çevirebilir” AAK Türkiye Genel Müdürü Ayça Akat Özyıldırım, sürdürülebilirlikte yeni dönemin en önemli değişiminin, şirketlerin tek başına hareket ederek başarıya ulaşmasının artık mümkün olmaması olduğunu söyledi. “Uzun yıllar sürdürülebilirlik, şirketlerin kendi operasyonlarına odaklandı. Bugün ise asıl belirleyici olan, aynı değer zincirindeki tüm paydaşların birlikte dönüşebilmesi. Tedarikçi farklı bir noktadaysa, üretici başka bir yerde ilerliyorsa, marka farklı hedeflerle hareket ediyorsa gerçek anlamda sürdürülebilir bir yapı kurmak mümkün olmuyor.” Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ve gıda sanayisiyle bu dönüşüm için önemli bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çeken Özyıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye, sürdürülebilirliği rekabet avantajına dönüştürebilecek güçlü bir üretim ekosistemine sahip. AAK olarak küresel deneyimimizi Türkiye’deki iş ortaklarımızla buluşturarak yalnızca ürün geliştirmeyi değil; gıda sektörünün sürdürülebilirlik yolculuğunu da desteklemeyi hedefliyoruz. Çünkü gelecekte rekabet eden yalnızca şirketler değil, değer zincirleri olacak.” Sürdürülebilirlik artık büyümenin de anahtarı AAK’nın raporu, sürdürülebilirliği maliyet yaratan bir yükümlülük olarak değil; inovasyonu hızlandıran, tedarik zincirlerini güçlendiren ve müşterilere yeni değer önerileri sunan stratejik bir büyüme alanı olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın temelinde yer alan “Plant to Brand” modeli, ham madde tedariğinden ürün geliştirmeye, üretimden müşterilere sunulan çözümlere kadar uzanan tüm süreci tek bir sürdürülebilirlik perspektifiyle değerlendiriyor. Raporda ayrıca bitki bazlı çözümlerin iklim üzerindeki potansiyel etkisine de dikkat çekiliyor. Buna göre, dünyadaki sığır eti üretiminin yalnızca yüzde 10’unun bitki bazlı alternatiflerle değiştirilmesi halinde yılda yaklaşık 425 milyon ton karbon emisyonunun önüne geçilebileceği belirtiliyor. Bu miktar, İsveç’in yıllık karbon emisyonunun yaklaşık 12 katına karşılık geliyor. Yeni pusula beş stratejik öncelik belirliyor AAK’nın 2025 Faaliyet Raporu ile birlikte duyurduğu Sürdürülebilirlik Pusulası, şirketin çalışmalarını beş temel odak alanında topluyor: İklim Biyolojik çeşitlilik İnsan Yönetişim Çözümler Rapora göre bu alanlar yalnızca sürdürülebilirlik performansını değil; risk yönetimini, inovasyonu, tedarik zinciri dayanıklılığını ve uzun vadeli değer yaratımını da şekillendiriyor. Uluslararası platformlarda güçlü performans AAK’nın sürdürülebilirlik yaklaşımı, bağımsız uluslararası değerlendirmelerde de karşılık buldu. Şirket, dünyanın önde gelen kurumsal sürdürülebilirlik değerlendirme platformlarından EcoVadis tarafından Gümüş Madalya ile ödüllendirilerek değerlendirilen şirketler arasında ilk yüzde 12’lik dilimde yer aldı. Küresel çevresel raporlama platformu CDP’nin 2025 değerlendirmesinde ise AAK, Forests kategorisinde A-, Climate kategorisinde B notunu aldı. Aynı dönemde şirket, sera gazı emisyon yoğunluğunu azaltırken yenilenebilir enerji kullanımını da artırdı. İş birliği sürdürülebilir dönüşümün merkezinde AAK Sürdürülebilirlik Direktörü Caroline Westerik Sikking, sürdürülebilirliğin ancak ortak hareket edildiğinde kalıcı sonuçlar doğurabileceğini belirterek şunları söyledi: “İklim, biyolojik çeşitlilik, insan ve yönetişim alanlarındaki çalışmalarımızı güçlendirerek dayanıklılığımızı artırıyor ve müşterilerimizin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmalarına destek oluyoruz.” AAK Başkanı ve CEO’su Johan Westman ise sürdürülebilir büyümenin müşterilerle kurulan güçlü iş birliklerinden geçtiğini vurgulayarak, bitki bazlı özel yağlar alanındaki uzmanlıklarını müşterileriyle birlikte daha sürdürülebilir gıda sistemleri oluşturmak için kullandıklarını ifade etti. Rakamlarla AAK’nın 2025 sürdürülebilirlik performansı EcoVadis Gümüş Madalya Değerlendirilen şirketler arasında ilk %12 CDP Forests: A- CDP Climate: B Sera gazı emisyon yoğunluğunda düşüş Yenilenebilir enerji kullanımında artış 60’tan fazla sürdürülebilirlik odaklı inovasyon projesi Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.