Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Insan Beyni

Kapsül Haber Ajansı - Insan Beyni haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Insan Beyni haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Emojiler İletişimi Kolaylaştırıyor Ama Yetmiyor Haber

Emojiler İletişimi Kolaylaştırıyor Ama Yetmiyor

Emojilerin, dijital dünyada en hızlı geri bildirim biçimlerinden biri olmakla beraber, bir paylaşımın kalp ya da alkış emojisi almasının kişiye sosyal olarak görüldüğü ve onaylandığı hissini verebildiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Göktuğ Kılıç, “Bu kısa süreli olumlu deneyim zaman zaman insanların paylaşımlarını daha fazla geri bildirim alma motivasyonuyla şekillendirmelerine neden olabiliyor. Bu nedenle emojiler, tıpkı beğeniler ve yorumlar gibi sosyal onay mekanizmasının bir parçası olarak işlev görebiliyor.” dedi. Aynı emojinin farklı kişiler tarafından farklı anlamlarda yorumlanabilirken, mesajın tonunu da tamamen değiştirebildiğini aktaran Kılıç, emojilerin iletişimi desteklediğini ancak duyguların yalnızca emojilerle aktarılmasının sağlıklı bir iletişim için yeterli olmadığını vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Göktuğ Kılıç, günümüz dijital iletişiminde emojilerin yeri ve duygusal iletişime etkileri hakkında açıklamalarda bulundu. Yazılı iletişimde eksik kalan sözel olmayan ipuçları emojilerle bir ölçüde tamamlanabilir! Emojilerin, dijital iletişimde duygusal ifadeyi ve sözel olmayan iletişimi destekleyen araçlar olarak düşünülebileceğini ifade eden Klinik Psikolog Göktuğ Kılıç, “Yazılı iletişimde eksik kalan sözel olmayan ipuçlarını tamamlayarak mesajların duygusal tonunu daha anlaşılır hale getirebilir.” dedi. Ancak bu durumun, emojilerin duyguları her zaman eksiksiz ve doğru şekilde yansıtabileceği anlamına gelmediğine işaret eden Kılıç, “İnsan duyguları çoğu zaman karmaşık, çelişkili ve çok katmanlıdır. Kırgınlık, özlem, hayal kırıklığı, umut ve sevgi aynı anda hissedilebilir. Emojiler bu karmaşık deneyimleri sembollerle ifade etmeyi kolaylaştırsa da tam olarak yansıtamayabilirler.” şeklinde konuştu. Küçük bir emoji, mesajı daha sıcak ve samimi gösterebilir! Tek başına emoji kullanımına bakarak kişilik değerlendirmesi yapmanın doğru olmadığına değinen Kılıç, “Ancak bazı araştırmalar, emoji kullanım sıklığı ile bazı kişilik özellikleri arasında ilişki olabileceğini gösteriyor.” dedi. Bazı kişilerin yakınlık kurmak için daha fazla emoji kullanmayı tercih ettiğini aktaran Kılıç, şunları söyledi: “Bazı kişiler de daha sade bir iletişimi tercih edebiliyor. Yaş, kültür, iletişim alışkanlıkları ve bulunulan sosyal ortam da emoji kullanımını etkileyen önemli faktörlerdir. İnsan beyni iletişimde yalnızca sözcükleri değil, duygusal tonu da anlamaya çalışır. Dijital ortamda mimik ve ses tonu bulunmadığı için bu boşluğu bir noktaya kadar emojilerle doldurmaya çalışabiliyoruz. Bu bağlamda emojiler mesajın duygusal tonunu belirginleştirebilir. Bu nedenle aynı cümle emoji olmadan daha mesafeli veya sert algılanabilirken, küçük bir emoji daha sıcak ve samimi bir izlenim yaratabilir.” Emojiler, cümlenin anlamını tamamen değiştirebilir! Emojilerin bazen söylenmek istenen duyguyu yumuşatırken, bazen de örtük mesaj vermek için kullanılabildiğini ifade eden Kılıç, “Özellikle ironi içeren ifadelerde kullanılan bir emoji, yazılan cümlenin anlamını tamamen değiştirebilir.” dedi. Bu nedenle pasif-agresif iletişimi oluşturan unsurun emoji değil, emojinin hangi amaçla kullanıldığı olduğunu dile getiren Kılıç, “Beynimiz sosyal ipuçlarına oldukça duyarlıdır. Araştırmalar, insanların emojileri yalnızca bir sembol olarak değil, yüz ifadelerine benzer şekilde işleyebildiğini gösteriyor. Özellikle gülen ya da üzgün yüz emojileri, gerçek yüz ifadelerini değerlendirirken aktifleşen bazı beyin bölgelerini harekete geçirebiliyor. Başka bir deyişle piksellerden oluşan bir sembolün duygusal anlamlar taşıyabileceğini gösteriyor. Bu durum emojilerin neden iletişim üzerinde bu kadar güçlü bir etkiye sahip olduğunu açıklıyor.” açıklamasını yaptı. Aynı emoji, farklı kişiler için farklı anlamlar taşıyabilir! Emojilerin, dijital dünyada en hızlı geri bildirim biçimlerinden biri olmakla beraber, bir paylaşımın kalp ya da alkış emojisi almasının kişiye sosyal olarak görüldüğü ve onaylandığı hissini verebildiğine dikkat çeken Göktuğ Kılıç, “Bu kısa süreli olumlu deneyim zaman zaman insanların paylaşımlarını daha fazla geri bildirim alma motivasyonuyla şekillendirmelerine neden olabiliyor. Bu nedenle emojiler, tıpkı beğeniler ve yorumlar gibi sosyal onay mekanizmasının bir parçası olarak işlev görebiliyor.” dedi. Emojilerin bazı durumlarda yanlış anlaşılmaları azaltırken, bazı durumlarda da artırabileceğini kaydeden Kılıç, “Bunun temel nedeni, aynı emojinin farklı kişiler için farklı anlamlar taşıyabilmesidir. Kuşaklar arası kullanım farklılıkları da bu durumu etkileyebilir. Bir kişinin samimi bulduğu bir emoji, başka biri tarafından mesafeli veya alaycı olarak algılanabilir. Bu nedenle iletişimde yalnızca emojiye değil, ilişkinin geçmişine, bağlama ve kullanılan ifadelere birlikte bakmak daha sağlıklı bir sonuç verir.” diye konuştu. Emojiler iletişimi kolaylaştırabilir, ancak duyguların tüm nüanslarını yansıtamaz! Emojilerin, karmaşık duyguları kısa ve hızlı şekilde ifade etmeyi sağlayan bir tür duygu kısayolu olarak değerlendirilebileceğini aktaran Kılıç, “Bu özellikleri sayesinde iletişimi kolaylaştırırlar. Öte yandan duyguların yalnızca semboller aracılığıyla ifade edilmesi, zaman zaman duygular üzerine düşünme ve onları sözcüklere dökme becerisini sınırlandırabilir.” dedi. Duyguların sadeleşmesi ve yüzeyselleşmesinin, empati kaybı oluşturması riskini de değerlendiren Kılıç, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu konuda kesin bir yargıya varmak için yeterli bilimsel veri bulunmuyor. Emojiler bazı durumlarda duygusal ifadeyi zenginleştirerek empati yapılmasına yardımcı olurken, yalnızca sembollere dayalı iletişim karmaşık duyguların yeterince ifade edilememesine yol açabilir. Empati, yalnızca karşımızdaki kişinin ne hissettiğini anlamak değil, aynı zamanda o duygunun nüanslarını kavrayabilmektir. Bu yönüyle emojiler, duygusal nüansların bir kısmını aktarmaya yardımcı olabilir; ancak insan deneyiminin tüm karmaşıklığını yansıtmakta yetersiz kalabilirler. Dolayısıyla risk, emojilerin varlığından çok, duyguların yalnızca emojiler aracılığıyla aktarılmaya çalışılmasında ortaya çıkar.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka Konforu Psikolojik Riskler Barındırıyor! Haber

Yapay Zeka Konforu Psikolojik Riskler Barındırıyor!

Yapay zekanın insan davranışlarını doğrudan ele geçirmediğini ancak yanlış kullanıldığında yönlendirici ve manipülatif olabileceğine dikkat çeken Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Yapay zeka, insan davranışlarına ait örüntüler üzerinden öğrenmek üzere tasarlanmış bir sistem. Asıl tartışılması gereken konu, bu sistemi hangi niyetle, kimlerin ve ne amaçla kullandığıdır.” dedi. Özellikle ruh sağlığı alanında yapay zekanın sınırlarının net olduğunu vurgulayan Demir, psikoterapinin insan ilişkisine dayalı bir süreç olduğunu kaydetti. Yapay zeka ile kurulan parasosyal bağların, kısa vadede konfor sunsa da uzun vadede gerçek ilişkiler kurma kapasitesini zayıflattığını ifade eden Demir, sürekli onaylayan ve çatışmadan kaçınan bu yapının, bireyin psikolojik gelişimini sekteye uğratabileceği uyarısını yaptı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, yapay zekanın insan yaşamı ve ruh sağlığı üzerindeki etkilerini, özellikle psikoterapi, ilişki kurma becerileri ve düşünme süreçleri açısından ele alarak, kontrollü ve bilinçli kullanımın önemi hakkında açıklamalarda bulundu. Yapay zeka davranışlarımızı ele geçirmez, ancak yanlış kullanıldığında bizi yönlendirebilir! Yapay zekayı, ‘günümüzde hayatımıza sessizce dahil olan, ancak etkisi giderek büyüyen bir güç’ olarak tanımlayan Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Biz uyurken gelişmeye devam eden, sosyal medyada gezinirken davranışlarımızdan öğrenen, sohbet ederken bile bizi dinleyen bu sistem, artık gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline geldi.” dedi. ‘Yapay zekanın davranışlarımızı, düşüncelerimizi ve duygularımızı ele geçirmesi mümkün mü?’ sorusuna ‘hayır’ cevabını veren Demir, “Ancak mesele bu kadar basit değil. Yapay zeka, insan davranışlarına ait örüntüler üzerinden öğrenmek üzere tasarlanmış bir sistem. Asıl tartışılması gereken konu, bu sistemi hangi niyetle, kimlerin ve ne amaçla kullandığıdır. Çünkü yapay zekanın arkasındaki güç, bireylerin düşünce biçimlerini, duygularını ve davranışlarını dolaylı yoldan etkileyebilir, hatta manipülasyona açık hale getirebilir.” şeklinde konuştu. Zekaya sahip olsa da gerçek duygulara sahip değil! Yapay zekanın kökeninin oldukça eskiye dayandığına değinen Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Süreç, 1600’lü yıllara, felsefe ve matematik tarihine kadar uzanır. Matematikçi filozof Leibniz’in dört işlem yapabilen hesap makinesini icat etmesi, ‘insan yerine bazı işleri yapabilen sistemler mümkün mü?” sorusunu da beraberinde getirdi.” dedi. O dönemde hesap makinesine yöneltilen ‘insanlar düşünemez hale gelecek’, ‘işler elimizden alınacak’ eleştirilerinin günümüzde yapay zeka için yapılan tartışmalarla büyük benzerlik taşıdığını aktaran Demir, şunları söyledi: “Bugün de benzer sorular soruyoruz; ‘Hangi meslekler yok olacak? Çocuklarımız işsiz mi kalacak? İnsan emeğinin değeri azalacak mı?’. Yapay zeka, insan beyninin bilgi işleme mantığını taklit eden dijital bir sistemdir. Nasıl ki insan beyni nöronlar ve sinapslar aracılığıyla çalışıyorsa, yapay zeka da dijital sinir ağları üzerinden veri işler. Ancak kritik bir fark var; zeka var, fakat duygu yok. Bugün yapay zeka, duyguları taklit edebilir; ancak gerçek anlamda hissedemez. Duygu üretme kapasitesi ve bu duyguların gerçekliği hala insana özgü. Son dönemde bazı yapay zeka sistemlerinin küfürlü ifadeler kullanması ya da insana benzer tepkiler vermesi, bu sistemlerin ‘insanlaştığı’ izlenimini yaratabilir. Ancak bu durum, çoğunlukla arka planda yapılan etik ve davranışsal ayar değişikliklerinin bir sonucudur. Bu noktada, ‘eğer bazı ahlaki ya da davranışsal modüller değiştirilebiliyorsa, yapay zekaya başka neler yaptırılabilir?’ sorusu önem kazanıyor.” Psikoterapi yapay zekaya bırakılamaz! Günümüzde yapay zekanın, özellikle tanı ve veri analiz süreçlerinde sağlık alanında aktif olarak kullanıldığını ifade eden Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Yakın gelecekte yalnızca yapay zekanın yer aldığı hastaneler gerçekçi görünmese de, uzmanların hata payını azaltan, karar destek sistemi olarak çalışan yapılar oldukça umut verici.” dedi. Bu noktada yapay zekanın, insanın yerini alan değil; insanı destekleyen bir araç olarak değerlendirildiğinde faydalı bir rol üstlenebileceğini kaydeden Demir, “Ruh sağlığı alanında ise sınırlar çok daha net. Psikoterapi, iki insan arasındaki gerçek ve samimi bir ilişkiye dayanır. Teknikler, yöntemler ya da ekoller kadar önemli olan unsur, kurulan bağdır. Bu nedenle yapay zekanın psikoterapi yapması şu an için mümkün değil ve etik açıdan da sakıncalı. Buna rağmen, birçok insanın yapay zeka sistemlerini bir terapist gibi kullandığını görüyoruz. İnsanlar bu sistemlerle dertleşiyor, duygularını paylaşıyor ve bağ kuruyor. İşte tam bu noktada ‘parasosyal ilişki’ kavramı devreye giriyor.” açıklamasını yaptı. Çatışma yoksa gelişim de yok! Parasosyal ilişkinin, canlı olmayan bir varlıkla canlıymış gibi kurulan tek taraflı bağı ifade ettiğini dile getiren Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “İlk kez televizyonun yaygınlaşmasıyla tanımlanan bu kavram, bugün yapay zeka ile yeni bir boyut kazandı.” dedi. Gerçek bir ilişkinin çatışma, hayal kırıklığı, reddedilme ve uzlaşmayı içerdiğine dikkat çeken Demir, “Tüm bu süreçler bireyin psikolojik gelişimini destekler. Oysa yapay zeka, kullanıcıyı memnun etmeye programlıdır. Çoğunlukla onaylayan, çatışmadan kaçınan bir yapı sunar. Çatışma yoksa gelişim de yoktur. Bu durum, kısa vadede konfor ve anlaşılma hissi verse de uzun vadede bireyin sosyal bağ kurma becerisini, psikolojik dayanıklılığını, gerçek ilişkilere tahammül kapasitesini zayıflatır. Özellikle günümüzde giderek artan yalnızlık pandemisi, bu süreci daha da riskli hale getiriyor.” ifadelerini kullandı. Yapay zeka, bizi yöneten bir otoriteye dönüştüğünde risk başlar! Her şeyi yapay zekaya sormanın, düşünme becerilerimizi devre dışı bırakmak anlamına geldiğini vurgulayan Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Beyin, kullanılmayan becerileri zamanla köreltir. Bu nedenle yapay zekayı bir ‘uzman’ gibi değil, bir stajyer gibi görmek gerekir. Söylediklerini sorgulamak, eleştirel düşünmek ve nihai kararı insan aklıyla vermek sağlıklı olan yaklaşımdır.” dedi. Yapay zekanın hayatı kolaylaştıran, üretkenliği artıran bir araç olarak kullanıldığında değerli olduğunun altını çizen Demir, sözlerini şöyle tamamladı: “Ancak bizi yöneten, kararlarımızı şekillendiren bir otoriteye dönüştüğünde risk başlar. Gerekirse yapay zeka detoksu yapmak, dijital sınırlar koymak ve gerçek insan ilişkilerine alan açmak, ruh sağlığımız açısından koruyucu olacaktır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.