Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Insan Hakları

Kapsül Haber Ajansı - Insan Hakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Insan Hakları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Abdi İbrahim ilaç sektöründe bir ilke imza attı: Eşit ücret politikası belgelendirildi Haber

Abdi İbrahim ilaç sektöründe bir ilke imza attı: Eşit ücret politikası belgelendirildi

Abdi İbrahim, kadın ve erkek çalışanlara aynı veya eşit değerdeki iş karşılığında eşit ücret verilmesine yönelik uygulamalarıyla Equal Pay sertifikasını aldı. Şirket, EQUAL-SALARY Foundation tarafından verilen uluslararası sertifikaya sahip ilk Türk ilaç şirketi oldu. Abdi İbrahim, ücret eşitliğine yönelik politika ve uygulamalarını uluslararası sertifikayla belgelendirdi. İsviçre merkezli EQUAL-SALARY Foundation tarafından yürütülen bağımsız değerlendirme sürecini tamamlayan şirket, Equal Pay sertifikasını almaya hak kazandı. Şirketin açıklamasına göre bu sonuçla Abdi İbrahim, Türk ilaç sektöründe Equal Pay sertifikası alan ilk şirket oldu. Sertifika, kadın ve erkek çalışanların aynı veya eşit değerdeki işler için eşit ücret almasını sağlayan kurumlara veriliyor. Equal Pay sertifikası nedir? Equal Pay sertifikası, şirketlerde cinsiyete dayalı ücret farklılıklarını ve eşit değerdeki işlere uygulanan ücret politikalarını değerlendiren uluslararası bir sertifikasyon programı olarak uygulanıyor. Süreç kapsamında şirketlerin çalışanlarına ilişkin ücret ve yan hak verileri bağımsız bir denetim kuruluşu tarafından analiz ediliyor. Yalnızca temel maaşlar değil, ücretlendirme yapısının farklı bileşenleri ve şirketin eşitlik politikalarını nasıl uyguladığı da değerlendirmeye dahil ediliyor. Yapılan incelemelerin ardından kurumun ücret politikalarının belirlenen uluslararası standartlarla uyumlu olup olmadığı tespit ediliyor. Gerekli koşulları karşılayan şirketler, kadın ve erkek çalışanlara aynı ya da eşit değerdeki işler için eşit ücret sunduğunu belgeleyen sertifikayı almaya hak kazanıyor. Ücret ve yan hak verileri bağımsız denetimden geçti Abdi İbrahim’in sertifikasyon sürecinde ücretlendirme ve yan hak uygulamaları kapsamlı bir analize tabi tutuldu. Şirketin eşit işe eşit ücret yaklaşımı, bağımsız denetim sürecinin ardından uluslararası standartlara uygun bulundu. Abdi İbrahim, ücrette adalet, fırsat eşitliği ve kapsayıcı çalışma ortamı oluşturma ilkelerini insan kaynakları politikasının temel bileşenleri arasında konumlandırıyor. Şirket, kadın ve erkek çalışanların aynı ya da eşit değerdeki görevler için eşit ücret almasını yalnızca bir insan kaynakları uygulaması olarak değil, kurum kültürü ve sürdürülebilirlik stratejisinin parçası olarak değerlendiriyor. “Adil çalışma anlayışı kurum kültürümüzün temel unsuru” Abdi İbrahim CEO’su Süha Taşpolatoğlu, şirketin Türkiye ilaç sektöründe bu sertifikayı alan ilk kuruluş olmasından memnuniyet duyduklarını söyledi. Türkiye’nin büyük işverenlerinden biri olmanın önemli bir sorumluluk getirdiğini belirten Taşpolatoğlu, adil ve eşitlikçi çalışma anlayışını kurum kültürlerinin temel unsurlarından biri olarak benimsediklerini ifade etti. Kadın ve erkek çalışanların aynı veya eşit değerdeki iş karşılığında eşit ücret almasını sürdürülebilirlik yaklaşımlarının vazgeçilmez ilkeleri arasında gördüklerini vurgulayan Taşpolatoğlu, sertifikanın mevcut uygulamaların bağımsız bir değerlendirmeyle doğrulanması anlamına geldiğini kaydetti. 114 yıllık kurum kültürüne uluslararası doğrulama Abdi İbrahim’in 114 yıllık geçmişine dikkat çeken Taşpolatoğlu, şirketin bir asrı aşan başarı yolculuğunun kadın ve erkek çalışanların ortak katkısıyla şekillendiğini belirtti. Eşitlikçi ve kapsayıcı çalışma anlayışlarının bağımsız bir kuruluş tarafından tescillenmesini gelecekteki çalışmalar açısından önemli bir motivasyon kaynağı olarak değerlendiren Taşpolatoğlu, bu standardı korumayı ve geliştirmeyi hedeflediklerini söyledi. Sertifikasyon sürecinin uygulamaları düzenli olarak ölçmenin, şeffaf biçimde değerlendirmenin ve sürekli iyileştirmenin önemini gösterdiğini ifade eden Taşpolatoğlu, şirketin sektöre örnek oluşturacak uygulamalar geliştirmeyi sürdüreceğini dile getirdi. BM Küresel İlkeler Sözleşmesi ile uyumlu yaklaşım Abdi İbrahim, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadeleyi kapsayan 10 ilkesini stratejisine ve iş süreçlerine entegre ediyor. Şirket; eşitlik, kapsayıcılık ve adaleti bu kurumsal yaklaşımın temel unsurları arasında değerlendiriyor. Equal Pay sertifikası da ücret politikalarının ölçülebilir, denetlenebilir ve uluslararası standartlarla karşılaştırılabilir hâle getirilmesi açısından önem taşıyor. HEAL2050 sürdürülebilirlik hedeflerine katkı Equal Pay sertifikası, Abdi İbrahim’in HEAL2050 sürdürülebilirlik stratejisi kapsamında öncelik verdiği Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarıyla da doğrudan ilişkilendiriliyor. Sertifikasyonun katkı sağladığı temel amaçlar şöyle sıralanıyor: Sürdürülebilir Kalkınma Amacı Abdi İbrahim’in yaklaşımı SKA 5: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ücretlendirmede cinsiyete dayalı eşitsizliklerin önlenmesi SKA 8: İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme Adil, kapsayıcı ve sürdürülebilir çalışma ortamı SKA 10: Eşitsizliklerin Azaltılması Eşit değerdeki işe eşit ücret uygulanması Bağımsız sertifikasyon süreci, şirketin bu alanlarda yürüttüğü uygulamaların uluslararası ölçütlerle uyumunu ortaya koyarken HEAL2050 kapsamındaki hedeflere yönelik ilerlemesini de destekliyor. Abdi İbrahim, gelecek dönemde ücret eşitliği standardını korumayı, uygulamalarını düzenli olarak ölçmeyi ve kapsayıcı çalışma kültürünü geliştirmeyi planlıyor.

WRI Türkiye’den Sivil Topluma Avrupa Köprüsü Haber

WRI Türkiye’den Sivil Topluma Avrupa Köprüsü

Türkiye’de hak temelli ve sosyal içerme odaklı çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşları ile yerel yönetim ve proje paydaşlarının temsilcilerini bir araya getiren çalışma ziyareti, katılımcılarının Avrupa’daki iyi uygulamaları yerinde incelemelerini, farklı kurumsal deneyimlerden öğrenmelerini ve Türkiye’de uygulanabilecek iş birliği modelleri üzerine fikir geliştirmelerini amaçladı. Program kapsamında katılımcılar, Cenova’da kamusal alanların yeniden işlevlendirilmesi, sosyal destek mekanizmaları, çocuk hakları, döngüsel ekonomi ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanlarındaki iyi uygulamaları yerinde inceleme fırsatı buldu. Bu kapsamda eski bir askeri alanın kamusal yeşil alan ve sosyal dayanışma merkezine dönüştürüldüğü Casa Gavoglio deneyimi, kırılgan gruplara yönelik gıda desteği çalışmaları ve kadınların güçlenmesini destekleyen topluluk temelli girişimler ziyaretin öne çıkan örnekleri arasında yer aldı. Katılımcılar, Cenova’da sosyal içerme, çocuk hakları, göç, döngüsel ekonomi ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanlarında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya geldi. Bu kapsamda SoleLuna tarafından yürütülen gıda desteği ve sosyal içerme çalışmaları ile Defence for Children International Italia’nın çocuk hakları, göç, savunuculuk, eğitim ve kırılgan gruplarla çalışma deneyimleri ele alındı; temel haklara erişim, sosyal destek mekanizmaları ve dezavantajlı gruplara yönelik kapsayıcı hizmetlere ilişkin farklı uygulama örnekleri incelendi. Cenova’nın Maddalena bölgesinde faaliyet gösteren Madda Circolare, alVerde APS ve Brigata Alice ziyaret edildi. Döngüsel ekonomi, ileri dönüşüm, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınların güçlenmesi ve katılımcı kentsel iyileştirme alanlarındaki çalışmalar incelenirken, alVerde APS tarafından düzenlenen Frames Atölyesi’nde katılımcılar ileri dönüşüm tekniklerini kimlik, temsil ve toplumsal roller üzerine düşünme ile birleştiren uygulamalı bir çalışmaya katıldı. Brigata Alice ziyareti ise kadınların kent yaşamına eşit ve güvenli katılımını destekleyen sosyal ve kültürel çalışmalar ile toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifli dayanışma ve katılımcı mekân üretimi pratiklerini gündeme taşıdı; katılımcılar bu deneyimler üzerinden sivil toplumun kentlerde sosyal kapsayıcılığı güçlendirmedeki rolünü değerlendirdi. Genova Belediyesi ile gerçekleştirilen görüşmelerde ise yerel refah sistemleri, sosyal politikalar ve sivil toplumla geliştirilen iş birliği mekanizmaları değerlendirildi. Çalışma ziyareti, katılımcıların edindikleri deneyimleri Türkiye’ye uyarlama olanaklarını ve gelecekteki iş birliği fırsatlarını tartıştıkları değerlendirme oturumuyla tamamlandı. Adil Şehirler için Daha Güçlü Sivil Toplum Projesi, Türkiye’de hak temelli sivil toplum kuruluşlarının kapasitelerini güçlendirmeyi; insan hakları ve temel hakların ilerletilmesine katkı sunmayı; temel kentsel hizmetlere eşit erişimi destekleyen, katılımcı ve kapsayıcı “adil şehirler” yaklaşımını yaygınlaştırmayı amaçlıyor. Proje kapsamındaki Sosyal Kuluçka Programı ise eğitim, mentorluk, saha ziyaretleri, uluslararası iyi uygulama paylaşımları ve mikro hibe desteği gibi bileşenleri içeriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şirketlerin Sürdürülebilirlik Yolculuğu Verilerle Ortaya Kondu Haber

Şirketlerin Sürdürülebilirlik Yolculuğu Verilerle Ortaya Kondu

UN Global Compact Türkiye tarafından 17 Haziran’da Hilton İstanbul Bosphorus’ta düzenlenen etkinlik; iş dünyası, kamu, akademi, sivil toplum ve Birleşmiş Milletler temsilcilerini bir araya getirdi. Etkinlikte, Türkiye’den 250 şirket dahil olmak üzere küresel ölçekte 153 ülkeden 11.435 şirketin sürdürülebilirlik verilerine dayanan UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin sonuçları paylaşıldı. Analiz; dünya, Avrupa ve Türkiye ortalamalarının yanı sıra Türkiye’deki büyük şirketler ve KOBİ’lerin sürdürülebilirlik performanslarına ilişkin karşılaştırmalı bir görünüm ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Güliz Öztürk’ün açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte, UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ve UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da video mesajlarıyla katılımcılara seslendi. Ardından Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Ozan Duygulu tarafından raporun bulguları paylaşıldı. Türkiye İş Dünyası Sürdürülebilirlikte Önemli Bir Gelişim İvmesi Yakaladı Açılış konuşmasında sürdürülebilirliğin günümüzde şirketler için stratejik bir yönetim alanına dönüştüğünü vurgulayan Güliz Öztürk, şunları söyledi: “Türkiye iş dünyası sürdürülebilirliği artık isteğe bağlı bir sosyal sorumluluk faaliyeti olarak değil, stratejik bir risk ve fırsat yönetimi alanı olarak konumlandırıyor. Yönetişimden çevreye, insan haklarından yolsuzlukla mücadeleye kadar birçok göstergede küresel ve Avrupa ortalamalarına yaklaşan, hatta bazı alanlarda öne geçen bir performans görüyoruz.” Öztürk, raporun ortaya koyduğu bulguların Türkiye iş dünyasının önemli bir gelişim ivmesi yakaladığını gösterdiğini belirtirken, uygulama ve değer zinciri odaklı dönüşümün önemine de dikkat çekti: “Veriler bize politika sahipliğinde güçlü olduğumuzu ancak uygulama derinliği ve değer zinciri genelinde hesap verebilirlik alanlarında gelişim fırsatları bulunduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek unsur, bu yapıların operasyonel süreçlere ve değer zincirlerine ne ölçüde yansıtılacağı olacak.” Raporda KOBİ'lerin sürdürülebilirlik dönüşümündeki rolüne de dikkat çeken Öztürk, şunları kaydetti: “Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan KOBİ'lerimiz veri olgunluğu, bütçe ve uzman insan kaynağı gibi alanlarda yapısal zorluklarla karşı karşıya. Ancak KOBİ'lerimizin dönüşüm konusundaki isteği ve uyum hazırlıkları geleceğe dair önemli bir potansiyeli ortaya koyuyor. Bu dönüşümün başarısı, büyük şirketlerin değer zincirlerindeki işletmeleri desteklemesine de bağlı.” COP31’e Giden Yolda İş Dünyasının Rolü COP31’e giden süreçte iş dünyasının rolüne de değinen Öztürk, şöyle konuştu: “COP31’e yalnızca birkaç ay kalmışken, iş dünyasının iklim eylemindeki rolü her zamankinden daha kritik. Üretim kararları, yatırım tercihleri, teknoloji geliştirme kapasitesi ve tedarik zincirleri üzerindeki etkisiyle özel sektör dönüşümün merkezinde yer alıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ise video mesajında, UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin Türkiye’deki şirketlerin insan hakları, adil çalışma standartları, iklim eylemi ve yolsuzlukla mücadele alanlarında kaydettikleri ilerlemeyi ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu verilerin stratejilere yön vermek, dayanıklılığı güçlendirmek ve uygulamayı hızlandırmak için kullanılması gerekiyor. COP31’e yaklaşırken kaybedecek zamanımız yok. COP31; uygulamanın, cesur ve yenilikçi iş dünyası liderliğinin ve somut sonuçların COP’u olmalıdır.” UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da COP31’in Türkiye ve Avustralya arasında güçlü bir iş birliği zemini sunduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “COP31; Türkiye ve Avustralya arasında iş dünyasını, hükümetleri ve sivil toplumu ortak hedefler etrafında buluşturacak önemli bir iş birliği platformu sunuyor. İhtiyacımız olan şey, şirketlerin tek başlarına değil, COP taahhütlerinin hayata geçirilmesini destekleyen güvenilir bir ağın parçası olarak birlikte hareket etmesidir.” Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen ilk oturumda, raporun ortaya koyduğu veri temelli içgörüler doğrultusunda şirketlerin sürdürülebilirlik stratejileri, düzenleyici uyum süreçleri ve rekabet avantajı yaratma alanları ele alındı. HBR Türkiye Yazı İşleri Müdürü Beliz Kudat’ın moderatörlüğündeki oturuma TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü, İklim Değişikliği Başkanlığı İklim Finansmanı ve Teşvikler Dairesi Başkanı Mürsel Akbulut, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanlık Müşaviri Sevgi Kılıç Er ve UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele katıldı. Günün ikinci oturumunda ise CNBC-e’den Gazeteci ve Televizyon Sunucusu Şafak Tükle moderatörlüğünde Anadolu Efes CEO’su Onur Altürk, Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş ve Vanelli Tekstil Strateji Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Sadi Cem Türkün, COP31’e giden süreçte iş dünyasının iklim yol haritasını değerlendirdi. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi; yönetişim, insan hakları ve çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında Türkiye’deki şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini ortaya koyarken önümüzdeki dönemde odaklanılması gereken alanlara ilişkin önemli içgörüler sundu. RAPORUN ORTAYA KOYDUĞU 8 ÖNCELİKLİ EYLEM ALANI Analiz, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlik performansını daha ileri taşımak amacıyla sekiz öncelikli eylem alanı öneriyor: 1. Ölçülebilir hedefler ve yıllık ilerleme göstergeleri belirlemek Sürdürülebilirlik alanlarında politika ve taahhütlerinin olması önemli bir başlangıç olmakla birlikte, taahhütlerin zamana bağlı, sorumluları tanımlanmış ve performans göstergeleriyle ilişkilendirilmiş biçimde kurgulanması gerekmektedir. Çevre, insan hakları, çalışma standartları, yolsuzlukla mücadele ve yönetişim alanlarındaki taahhütlerin kamuya açık paylaşılması ve yıllık ilerlemenin raporlanması hesap verebilirlik kültürünü güçlendirecektir. 2. Sürdürülebilirlik yönetişimini operasyonel karar alma süreçlerine derinleştirmek Üst yönetim düzeyindeki sahiplik; sürdürülebilirlik performansının iş stratejisi, yatırım kararları, risk yönetimi, tedarikçi seçim kriterleri, insan kaynakları ve ücretlendirme sistemleriyle ilişkilendirilmesiyle güçlendirilmelidir. Sürdürülebilirlik hedeflerinin üst düzey yöneticilerin performans göstergelerine entegre edilmesi bu alanın kurumsal öncelik olarak kalıcı olmasını ve gelişmesini sağlayacaktır. 3. Değer zinciri yaklaşımını güçlendirmek Şirketlerin kendi operasyonlarındaki uygulama kapasitesi görece güçlüdür; ancak tedarikçiler ve iş ortakları düzeyinde izleme, eğitim, denetim ve düzeltici eylem mekanizmaları sınırlı kalmaktadır. Yönetişim çerçevesi içinde insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında tedarikçi davranış kuralları, risk bazlı ön değerlendirme süreçleri, sürdürülebilir satın alma kriterleri ve izleme-denetim mekanizmaları yaygınlaştırılmalıdır. Şirketler değer zincirindeki dönüşümü uyum beklentileriyle değil; kapasite geliştirme, finansal destek ve ortak öğrenme mekanizmalarıyla desteklemelidir. 4. İnsan hakları ve çalışma standartlarında durum tespiti süreçlerini kurumsallaştırmak Çocuk işçiliği, zorla çalıştırma, örgütlenme özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, ayrımcılıkla mücadele, iş sağlığı ve güvenliği başlıklarında politika beyanlarıyla yetinilmemeli; riskleri proaktif biçimde tespit eden, önleyen, azaltan ve telafi eden mekanizmalar kurulmalıdır. Şikâyet mekanizmaları, erişilebilir, misilleme riskini önleyen ve etkili önleme ve telafi sağlayan yapılar olarak tasarlanmalıdır. 5. Çevre alanında taahhütlerden sistematik uygulamaya geçmek Enerji, atık, iklim ve su başlıklarındaki güçlü politika zemini; bilim temelli hedefler, net sıfır geçiş planları, fiziksel iklim riski ve senaryo analizleri, su stresi ve havza bazlı risk değerlendirmeleri, biyoçeşitlilik etkilerinin ölçülmesi ve döngüsel ekonomi uygulamalarıyla güçlendirilmelidir. 6. İklim eyleminden dayanıklı dönüşüme geçmek İklim eylemi yalnızca emisyon azaltımıyla sınırlı şekilde değil; uyum, dayanıklılık, doğa ve değer zinciri dönüşümüyle birlikte ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, şirketlerin artan iklim ve doğa kaynaklı risklere karşı uzun vadeli rekabetçiliklerini korumalarını ve değişen piyasa beklentilerine daha etkin uyum sağlamalarını destekleyecektir. 7. Yolsuzlukla mücadelede iç mekanizmaları dış denetimle desteklemek İş etiği, şirket içi uyum konusu olmanın ötesinde; adil rekabet ve sürdürülebilir değer zincirleri için kolektif bir sorumluluk alanı olarak ele alınmalıdır. 8. Veri kalitesi, doğrulama ve şeffaflığı güçlendirmek Veri toplama altyapılarının geliştirilmesi, ölçülen verilerin tutarlı biçimde raporlanması ve mümkün olan alanlarda bağımsız doğrulama süreçlerinin devreye alınması gerekmektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkı, iş kazaları, değer zinciri insan hakları riskleri, su ve biyoçeşitlilik göstergeleri, sera gazı emisyonları gibi alanlardaki veri eksikliklerinin giderilmesi hesap verebilirliği artıracaktır. Verinin mevcudiyeti ve kalitesi artık sürdürülebilir finansmana erişimin de ön koşullarından biri haline gelmektedir.

İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu Değerlendirildi Haber

İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu Değerlendirildi

Türkiye’de sürdürülebilirlik verisi alanında bir ilk olma niteliği taşıyan analiz, UN Global Compact katılımcısı şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini Avrupa ve küresel verilerle karşılaştırmalı olarak ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye tarafından 17 Haziran’da Hilton İstanbul Bosphorus’ta düzenlenen etkinlik; iş dünyası, kamu, akademi, sivil toplum ve Birleşmiş Milletler temsilcilerini bir araya getirdi. Etkinlikte, Türkiye’den 250 şirket dahil olmak üzere küresel ölçekte 153 ülkeden 11.435 şirketin sürdürülebilirlik verilerine dayanan UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin sonuçları paylaşıldı. Analiz; dünya, Avrupa ve Türkiye ortalamalarının yanı sıra Türkiye’deki büyük şirketler ve KOBİ’lerin sürdürülebilirlik performanslarına ilişkin karşılaştırmalı bir görünüm ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Güliz Öztürk’ün açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte, UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ve UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da video mesajlarıyla katılımcılara seslendi. Ardından Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Ozan Duygulu tarafından raporun bulguları paylaşıldı. Türkiye İş Dünyası Sürdürülebilirlikte Önemli Bir Gelişim İvmesi Yakaladı Açılış konuşmasında sürdürülebilirliğin günümüzde şirketler için stratejik bir yönetim alanına dönüştüğünü vurgulayan Güliz Öztürk, şunları söyledi: “Türkiye iş dünyası sürdürülebilirliği artık isteğe bağlı bir sosyal sorumluluk faaliyeti olarak değil, stratejik bir risk ve fırsat yönetimi alanı olarak konumlandırıyor. Yönetişimden çevreye, insan haklarından yolsuzlukla mücadeleye kadar birçok göstergede küresel ve Avrupa ortalamalarına yaklaşan, hatta bazı alanlarda öne geçen bir performans görüyoruz.” Öztürk, raporun ortaya koyduğu bulguların Türkiye iş dünyasının önemli bir gelişim ivmesi yakaladığını gösterdiğini belirtirken, uygulama ve değer zinciri odaklı dönüşümün önemine de dikkat çekti: “Veriler bize politika sahipliğinde güçlü olduğumuzu ancak uygulama derinliği ve değer zinciri genelinde hesap verebilirlik alanlarında gelişim fırsatları bulunduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek unsur, bu yapıların operasyonel süreçlere ve değer zincirlerine ne ölçüde yansıtılacağı olacak.” Raporda KOBİ'lerin sürdürülebilirlik dönüşümündeki rolüne de dikkat çeken Öztürk, şunları kaydetti: “Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan KOBİ'lerimiz veri olgunluğu, bütçe ve uzman insan kaynağı gibi alanlarda yapısal zorluklarla karşı karşıya. Ancak KOBİ'lerimizin dönüşüm konusundaki isteği ve uyum hazırlıkları geleceğe dair önemli bir potansiyeli ortaya koyuyor. Bu dönüşümün başarısı, büyük şirketlerin değer zincirlerindeki işletmeleri desteklemesine de bağlı.” COP31’e Giden Yolda İş Dünyasının Rolü COP31’e giden süreçte iş dünyasının rolüne de değinen Öztürk, şöyle konuştu: “COP31’e yalnızca birkaç ay kalmışken, iş dünyasının iklim eylemindeki rolü her zamankinden daha kritik. Üretim kararları, yatırım tercihleri, teknoloji geliştirme kapasitesi ve tedarik zincirleri üzerindeki etkisiyle özel sektör dönüşümün merkezinde yer alıyor.” UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ise video mesajında, UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin Türkiye’deki şirketlerin insan hakları, adil çalışma standartları, iklim eylemi ve yolsuzlukla mücadele alanlarında kaydettikleri ilerlemeyi ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu verilerin stratejilere yön vermek, dayanıklılığı güçlendirmek ve uygulamayı hızlandırmak için kullanılması gerekiyor. COP31’e yaklaşırken kaybedecek zamanımız yok. COP31; uygulamanın, cesur ve yenilikçi iş dünyası liderliğinin ve somut sonuçların COP’u olmalıdır.” UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da COP31’in Türkiye ve Avustralya arasında güçlü bir iş birliği zemini sunduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “COP31; Türkiye ve Avustralya arasında iş dünyasını, hükümetleri ve sivil toplumu ortak hedefler etrafında buluşturacak önemli bir iş birliği platformu sunuyor. İhtiyacımız olan şey, şirketlerin tek başlarına değil, COP taahhütlerinin hayata geçirilmesini destekleyen güvenilir bir ağın parçası olarak birlikte hareket etmesidir.” Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen ilk oturumda, raporun ortaya koyduğu veri temelli içgörüler doğrultusunda şirketlerin sürdürülebilirlik stratejileri, düzenleyici uyum süreçleri ve rekabet avantajı yaratma alanları ele alındı. HBR Türkiye Yazı İşleri Müdürü Beliz Kudat’ın moderatörlüğündeki oturuma TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü, İklim Değişikliği Başkanlığı İklim Finansmanı ve Teşvikler Dairesi Başkanı Mürsel Akbulut, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanlık Müşaviri Sevgi Kılıç Er ve UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele katıldı. Günün ikinci oturumunda ise CNBC-e’den Gazeteci ve Televizyon Sunucusu Şafak Tükle moderatörlüğünde Anadolu Efes CEO’su Onur Altürk, Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş ve Vanelli Tekstil Strateji Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Sadi Cem Türkün, COP31’e giden süreçte iş dünyasının iklim yol haritasını değerlendirdi. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi; yönetişim, insan hakları ve çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında Türkiye’deki şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini ortaya koyarken önümüzdeki dönemde odaklanılması gereken alanlara ilişkin önemli içgörüler sundu. RAPORUN ORTAYA KOYDUĞU 8 ÖNCELİKLİ EYLEM ALANI Analiz, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlik performansını daha ileri taşımak amacıyla sekiz öncelikli eylem alanı öneriyor: 1. Ölçülebilir hedefler ve yıllık ilerleme göstergeleri belirlemek Sürdürülebilirlik alanlarında politika ve taahhütlerinin olması önemli bir başlangıç olmakla birlikte, taahhütlerin zamana bağlı, sorumluları tanımlanmış ve performans göstergeleriyle ilişkilendirilmiş biçimde kurgulanması gerekmektedir. Çevre, insan hakları, çalışma standartları, yolsuzlukla mücadele ve yönetişim alanlarındaki taahhütlerin kamuya açık paylaşılması ve yıllık ilerlemenin raporlanması hesap verebilirlik kültürünü güçlendirecektir. 2. Sürdürülebilirlik yönetişimini operasyonel karar alma süreçlerine derinleştirmek Üst yönetim düzeyindeki sahiplik; sürdürülebilirlik performansının iş stratejisi, yatırım kararları, risk yönetimi, tedarikçi seçim kriterleri, insan kaynakları ve ücretlendirme sistemleriyle ilişkilendirilmesiyle güçlendirilmelidir. Sürdürülebilirlik hedeflerinin üst düzey yöneticilerin performans göstergelerine entegre edilmesi bu alanın kurumsal öncelik olarak kalıcı olmasını ve gelişmesini sağlayacaktır. 3. Değer zinciri yaklaşımını güçlendirmek Şirketlerin kendi operasyonlarındaki uygulama kapasitesi görece güçlüdür; ancak tedarikçiler ve iş ortakları düzeyinde izleme, eğitim, denetim ve düzeltici eylem mekanizmaları sınırlı kalmaktadır. Yönetişim çerçevesi içinde insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında tedarikçi davranış kuralları, risk bazlı ön değerlendirme süreçleri, sürdürülebilir satın alma kriterleri ve izleme-denetim mekanizmaları yaygınlaştırılmalıdır. Şirketler değer zincirindeki dönüşümü uyum beklentileriyle değil; kapasite geliştirme, finansal destek ve ortak öğrenme mekanizmalarıyla desteklemelidir. 4. İnsan hakları ve çalışma standartlarında durum tespiti süreçlerini kurumsallaştırmak Çocuk işçiliği, zorla çalıştırma, örgütlenme özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, ayrımcılıkla mücadele, iş sağlığı ve güvenliği başlıklarında politika beyanlarıyla yetinilmemeli; riskleri proaktif biçimde tespit eden, önleyen, azaltan ve telafi eden mekanizmalar kurulmalıdır. Şikâyet mekanizmaları, erişilebilir, misilleme riskini önleyen ve etkili önleme ve telafi sağlayan yapılar olarak tasarlanmalıdır. 5. Çevre alanında taahhütlerden sistematik uygulamaya geçmek Enerji, atık, iklim ve su başlıklarındaki güçlü politika zemini; bilim temelli hedefler, net sıfır geçiş planları, fiziksel iklim riski ve senaryo analizleri, su stresi ve havza bazlı risk değerlendirmeleri, biyoçeşitlilik etkilerinin ölçülmesi ve döngüsel ekonomi uygulamalarıyla güçlendirilmelidir. 6. İklim eyleminden dayanıklı dönüşüme geçmek İklim eylemi yalnızca emisyon azaltımıyla sınırlı şekilde değil; uyum, dayanıklılık, doğa ve değer zinciri dönüşümüyle birlikte ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, şirketlerin artan iklim ve doğa kaynaklı risklere karşı uzun vadeli rekabetçiliklerini korumalarını ve değişen piyasa beklentilerine daha etkin uyum sağlamalarını destekleyecektir. 7. Yolsuzlukla mücadelede iç mekanizmaları dış denetimle desteklemek İş etiği, şirket içi uyum konusu olmanın ötesinde; adil rekabet ve sürdürülebilir değer zincirleri için kolektif bir sorumluluk alanı olarak ele alınmalıdır. 8. Veri kalitesi, doğrulama ve şeffaflığı güçlendirmek Veri toplama altyapılarının geliştirilmesi, ölçülen verilerin tutarlı biçimde raporlanması ve mümkün olan alanlarda bağımsız doğrulama süreçlerinin devreye alınması gerekmektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkı, iş kazaları, değer zinciri insan hakları riskleri, su ve biyoçeşitlilik göstergeleri, sera gazı emisyonları gibi alanlardaki veri eksikliklerinin giderilmesi hesap verebilirliği artıracaktır. Verinin mevcudiyeti ve kalitesi artık sürdürülebilir finansmana erişimin de ön koşullarından biri haline gelmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ Göç Yönetiminde Etkili Ama Riskli Haber

Yapay Zekâ Göç Yönetiminde Etkili Ama Riskli

Denetimsiz algoritmaların hak ihlallerine yol açabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Kaya, “Yapay zekâ göç yönetiminde verimlilik sağlıyor, ancak güvenilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik olmadan her algoritma potansiyel bir hak ihlali aracına dönüşebilir” dedi. Yapay zekâ destekli sistemler, dünya genelinde göç yönetiminden sınır güvenliğine, vize değerlendirmelerinden biyometrik kimlik doğrulamaya kadar pek çok alanda aktif olarak kullanılıyor. Ancak bu teknolojilerin yeterli şeffaflık ve denetimden yoksun şekilde uygulanması, ayrımcılıktan veri ihlallerine kadar ciddi riskleri de beraberinde getiriyor. İstinye Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yiğit Bekir Kaya, yapay zekânın göç yönetimindeki kullanımını, beraberinde getirdiği siber güvenlik ve insan hakları sorunlarını değerlendirdi. Türkiye ve dünyada yaygın kullanım Dr. Öğr. Üyesi Kaya’ya göre yapay zekâ, bugün göç yönetiminin neredeyse tüm aşamalarında yer alıyor. Türkiye’de GöçNet sistemi 5,5 milyon yabancının kaydını tutarken, 20’den fazla kamu kurumuyla entegre çalışıyor. Göç İdaresi Başkanlığı’nın YİMER 157 çağrı merkezi ise yapay zekâ destekli konuşma tanıma sistemiyle yedi dilde hizmet veriyor. Türkiye’nin biyometrik alandaki kapasitesine de dikkat çeken Kaya, “Milli Biyometrik Parmak İzi Sistemi sayesinde Türkiye, kendi biyometrik algoritmasını geliştiren dünyadaki yedinci ülke konumunda” dedi. Uluslararası alanda ise Avrupa Birliği’nin Frontex ajansının drone’larla göçmen geçişlerini izlediğini, ABD’nin otonom gözetim kuleleri ve plaka tanıma sistemleri kullandığını hatırlattı. Dr. Öğr. Üyesi Kaya şöyle konuştu: “Suriye'de iç savaş öncesi nüfus kayıt oranı yüzde yüze yakınken, çatışmalarla birlikte birçok nüfus müdürlüğü kısmen veya tamamen tahrip oldu. BM verilerine göre Suriyeli mültecilerin yüzde 70'i temel kimlik belgelerinden yoksun. Türkiye, belge şartı aramaksızın milyonlarca Suriyeliye kapılarını açtı; bu insani yaklaşım, aynı zamanda kayıt sistemlerinin öz beyana dayalı verilerle kurulması anlamına geldi. Biyometrik sistemler kişinin daha önce kayıt yaptıran kişiyle aynı olduğunu doğrulayabiliyor, ancak ilk kayıttaki bilgilerin doğruluğunu teyit edemiyor. Bu konular, İstinye Üniversitesi'nin UNESCO ile birlikte Temmuz 2025'te düzenlediği ‘Göç Alanında Temel Yapay Zekâ Kullanımı’ okulunda ve Göç İdaresi Başkanlığı'nın 23 Ekim 2025'te Ankara'da düzenlediği etkinlikte ele alındı. Kanada'da yapay zekâ destekli sistemle Afrikalı öğrencilerin vize red oranı yüzde 75'e ulaşırken Çinli öğrencilerin yüzde 90'ı kabul alıyor. Yüz tanıma algoritmalarında koyu tenli yüzleri yanlış tanıma oranı açık tenli yüzlere göre 100 kata kadar daha yüksek. Güvenilir yapay zekâ için şeffaflık, hesap verebilirlik ve bağımsız denetim gerekiyor; ancak bu standartlar göç sistemlerinde henüz yeterince sağlanmıyor.” “Algoritmalar tarafsız değil” Yapay zekânın en büyük risklerinden birinin algoritmik ayrımcılık olduğunu vurgulayan Kaya, yüz tanıma sistemlerinin koyu tenli bireylerde hata oranının açık tenlilere göre 100 kata kadar çıkabildiğini söyledi. “ABD’de yüz tanıma hataları nedeniyle yapılan hatalı tutuklamaların tamamının Siyahi bireyleri kapsaması tesadüf değil,” diyen Kaya, İngiltere ve Kanada gibi ülkelerde de belirli ülke vatandaşlarının otomatik olarak daha ‘riskli’ sınıflandırıldığını belirtti. Kaya’ya göre sorun, sistemlerin açıkça ırk ya da etnik köken sorması değil; posta kodu, ülke, lehçe gibi ‘tarafsız’ görünen değişkenlerin dolaylı ayrımcılık aracı haline gelmesi. Dr. Öğr. Üyesi Kaya, “Türkiye'de Milli Biyometrik Sistemi yüzde 99,42 hassasiyet ve yüzde 99,995 doğruluk oranı açıklıyor. Ancak bu rakamların bağımsız denetim sonuçları kamuoyuyla paylaşılmadı. Biyometrik sistemlerin temel sınırlılığı şu: kayıt anında beyan edilen bilgilerin doğruluğunu teyit edemiyorlar, yalnızca aynı kişinin tekrar geldiğini doğrulayabiliyorlar” dedi. Biyometrik veriler geri döndürülemez riskler taşıyor Göç yönetiminde tutulan biyometrik verilerin siber güvenlik açısından son derece hassas olduğuna dikkat çeken Kaya, “Şifre değiştirilebilir ama parmak izi ya da yüz geometrisi değiştirilemez. Bir kez sızdırıldığında, bu veriler kişinin hayatı boyunca risk yaratır” ifadelerini kullandı. Göçmenlere ait biyometrik ve kişisel verilerin yapay zekâ sistemlerinde işlenmesinin, siber güvenlik açısından yarattığı tehlikelerle ilgili örnek de veren Dr. Öğr. Üyesi Kaya, “2022'de Amerika Göçmenlik Dairesi'nin sitesindeki bir hata yüzünden 6 bin 252 sığınmacının bilgileri herkese açık hale geldi. İçlerinden 103 Kübalı sığınmacının verileri yanlışlıkla Küba hükümetine gönderildi. Federal mahkeme bu sızıntının ‘işkence veya zulüm riskini artırdığını’ kabul etti” dedi. ABD ve Avustralya’da yaşanan veri sızıntılarını hatırlatan Kaya, bu tür ihlallerin sığınmacıların yalnızca kendilerini değil, geldikleri ülkelerde kalan ailelerini de tehlikeye atabileceğini söyledi. Merkezi veri depolama yapıları ve denetimsiz taşeron firmaların, saldırı yüzeyini daha da genişlettiğini vurgulayan Kaya, şöyle devam etti: “Göç sistemlerindeki güvenlik açıklarının önemli bir kaynağı, bağımsız denetimden geçmeyen taşeron firmalar ve merkezi veri depolama yapıları. Amerika'nın 290 milyon kişinin biyometrik verisini saklayan HART sistemi, kamu denetim raporlarına göre gerekli 12 gizlilik korumasından yalnızca 5'ini karşılıyor. Beş Göz İstihbarat İşbirliği anlaşmasıyla ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasındaki göçmen verisi paylaşımı son yıllarda 100 kat arttı; yılda 8 milyon veri sorgusu yapılıyor. En trajik örnek ise BM Mülteciler Örgütü'nün 830.000 Rohingya mültecisinin parmak izi ve fotoğraflarını Myanmar hükümetiyle paylaşması; mültecilerin büyük çoğunluğu verilerinin bu şekilde kullanılacağından habersizdi. Veri egemenliği ve yerel kontrol, bu alanda giderek daha kritik hale geliyor. Güvenilir yapay zekâ sistemleri şeffaflık, hesap verebilirlik ve bağımsız denetim gerektirir. Oysa göç veri tabanları çoğu zaman taşeron firmalarının ihmaline ve devletlerarası gizli anlaşmalara dayanıyor.” Uluslararası hukukla gerilim Yapay zekâ destekli göç sistemlerinin uluslararası hukuk ve insan hakları normlarıyla tam uyumlu olmadığını belirten Kaya, Avrupa Birliği Yapay Zekâ Yasası’nın göç ve iltica uygulamalarını “yüksek riskli” olarak sınıflandırmasına rağmen, sığınmacılar için bazı yasaklı teknolojilere hâlâ izin verildiğine dikkat çekti. “Vatandaşlar üzerinde kullanılsaydı sıkı denetime tabi tutulacak sistemler, en savunmasız gruplar olan sığınmacılar üzerinde daha gevşek kurallarla uygulanıyor,” diyen Kaya, geri göndermeme ilkesinin bireysel değerlendirme gerektirdiğini hatırlattı. Gelecekte neler öne çıkacak Önümüzdeki yıllarda göç politikalarını en çok etkileyecek gelişmeler arasında yapay zekâ destekli sahte belge üretimi, büyük dil modellerinin iltica değerlendirmelerinde kullanılması ve devasa biyometrik veri tabanlarının birbirine bağlanması yer alıyor. Kaya, deepfake teknolojileriyle üretilen sahte belgelerin artık insan gözüyle ayırt edilemez hale geldiğini, buna karşı denetim mekanizmalarının aynı hızda gelişmediğini ifade etti. Avrupa’da ve Türkiye’deki çalışmalarla ilgili de bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Kaya, şunları söyledi: “Avrupa Birliği'nin 2030'a kadar tamamlayacağı ‘Birlikte Çalışabilirlik Çerçevesi’ altı büyük veri tabanını birbirine bağlayarak dünyanın en büyük biyometrik deposunu oluşturacak; 6 yaşındaki çocukların bile yüz tanıma verileri bu sisteme girecek. Aralık 2025'te kurulan Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü, Türkiye'nin bu alandaki kurumsal kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor. Türkiye'de İstanbul Havalimanı tamamen kağıtsız ve temassız seyahat deneyimi için biyometrik sistemler test ediyor; THY Boston ve Miami'de yüz tanıma ile uçuşa kabul süresini yüzde 50'ye kadar kısalttı. Milli Biyometrik Sistemi'ne gelecekte yüz, iris ve ses tanıma entegrasyonu planlanıyor. Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi 2021-2025 kapsamında 50 bin yapay zekâ uzmanı ve 1.000 girişim hedefleniyor.” “Asıl soru hukuk mekanizmalarının bu hıza nasıl yetişeceği” Dr. Öğr. Üyesi Yiğit Bekir Kaya, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “Yapay zekâ göç yönetiminde verimlilik sağlıyor, ancak güvenilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik olmadan her algoritma potansiyel bir hak ihlali aracına dönüşebilir. Asıl soru, teknolojinin ne kadar hızlı geliştiği değil; bu hıza denetim ve hukuk mekanizmalarının nasıl yetişeceğidir.”

65+ Yaşlı Hakları Derneği’nden Meclis’e Çağrı Haber

65+ Yaşlı Hakları Derneği’nden Meclis’e Çağrı

Dernek tarafından yapılan açıklamada, en düşük emekli aylığında öngörülen artışa rağmen mevcut düzeyin hâlen açlık sınırının altında kaldığına dikkat çekilerek, bu durumun “yoksullaşmadan, yoksunlaşmadan ve yalnızlaşmadan onurlu yaşlanma hakkı”nın fiilen kullanılmasını zorlaştırdığı vurgulandı. 65+ Yaşlı Hakları Derneği, ilk aşamada Kanun Teklifi’ni görüşecek olan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerine yönelik çağrısında, onurlu yaşlanma hakkının yalnızca sosyal bir talep değil; Anayasa ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış temel bir hak olduğunu hatırlattı. Hukuki Dayanaklar Hatırlatıldı Dernek açıklamasında aşağıdaki hukuki düzenlemelere dikkat çekildi: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Başlangıç bölümünde, her vatandaşın onurlu bir hayat sürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hakkına doğuştan sahip olduğu belirtilmektedir.Anayasa’nın 60. maddesi, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğunu; 61. maddesi ise yaşlıların devletçe korunacağını hükme bağlamaktadır.Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 22. ve 25. maddeleri, sosyal güvenlik hakkını ve yaşlılık döneminde refah ve güvenlik içinde yaşama hakkını temel bir insan hakkı olarak tanımlamaktadır.Türkiye’nin 2007 yılında kabul ettiği Avrupa Sosyal Şartı’nın 23. maddesi, taraf devletlerin yaşlı bireylerin iyi bir yaşam sürmelerini ve toplumsal hayata etkin biçimde katılmalarını sağlayacak yeterli kaynakları temin etmeyi taahhüt ettiğini belirtmektedir.Birleşmiş Milletler Yaşlı Bireylere İlişkin İlkeler (1991), yaşlı bireylerin toplumsal kaynaklara erişimini ve itibar ile güven içinde yaşamalarını temel ilke olarak kabul etmektedir.Türkiye’nin 1985 yılında taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW), özellikle yaşlı kadınların yoksulluk, izolasyon ve her türlü ayrımcılıktan korunması için devletlerin özel önlemler almasını öngörmektedir. “Ekonomik Büyümenin İmkânları Toplumsal Dayanışmayla Değerlendirilmeli” 65+ Yaşlı Hakları Derneği açıklamasında, Plan ve Bütçe Komisyonu’nun önünde emekli aylıklarının onurlu yaşlanma hakkını gözeten bir düzeye yükseltilmesi için kritik bir fırsat bulunduğu vurgulandı. Dernek, ülke ekonomisinin 21 çeyrektir kesintisiz büyüdüğünün resmi olarak açıklandığını hatırlatarak, bu imkânların partilerüstü bir anlayış ve toplumsal dayanışma bilinciyle değerlendirilmesi çağrısında bulundu. “Emeklilik, yoksullukla özdeşleştirilen bir yaşam evresi değil; yıllarca çalışmış bireylerin güven, saygınlık ve insan onuruna yakışır koşullarda yaşamalarının teminatı olmalıdır.”

Supsan, EcoVadis’te 3 Puan Yükselerek Gümüş Madalyasını Korudu Haber

Supsan, EcoVadis’te 3 Puan Yükselerek Gümüş Madalyasını Korudu

Kuruluşunun 55. yılını kutlayan Supsan, sürdürülebilirlik performansındaki sürekli gelişimini bu yıl bir kez daha kanıtladı. Belgelendirilmiş kanıtlara dayanarak şirketlerin önemli sürdürülebilirlik etkilerini değerlendiren EcoVadis değerlendirmesinde 3 puanlık artış elde ederek 71 puana ulaşan Supsan, gümüş madalya seviyesini korudu. Dünya genelinde 130 binden fazla şirketin değerlendirildiği EcoVadis; çevre, insan hakları, etik ve sürdürülebilir tedarik uygulamalarında en kapsamlı ve uluslararası kabul gören derecelendirme kuruluş ve sistemlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Supsan’ın 2025 değerlendirmesinde çevre kategorisinde aldığı 82 puanlık güçlü performans ise şirketin operasyonlarını sorumlu üretim anlayışıyla yönetme kararlılığının önemli bir göstergesi oldu. Bu başarı ile Supsan, çevresel etkilerin azaltılmasına yönelik yatırımların ve sürdürülebilirlik kültürünün tüm organizasyonda aşamalı olarak güçlendirilmesinin somut bir göstergesini de ortaya koymaktadır. Supsan, bu başarıya uzanan süreçte çevresel ve operasyonel sürdürülebilirliği odağına alan birçok önemli projeyi hayata geçirdi. Üretimde kullanılan tüm elektriğin I-REC sertifikalı yeşil enerji kaynaklarından temin edilmesi, şirketin karbon azaltım hedeflerine doğrudan katkı sağlamaktadır. Makine revizyon merkezi ile ekipmanların ömrü uzatılarak enerji ve hammadde tasarrufu elde etmektedir. Üretim sırasında oluşan ısının yeniden değerlendirilmesini sağlayan Atık Isı Geri Kazanım Projesi ise enerji verimliliğini artırırken emisyonları düşürmektedir. Kalıp geri kazanım projesiyle hammadde kullanımını azaltan Supsan, evaporatör arıtma sistemiyle su tüketimini optimize etmekte, yağmur suyu toplama ve arıtma projeleriyle su kaynaklarının verimli kullanımını desteklemektedir. Ayrıca Sıfır Atık Belgesi ile atık yönetimindeki kararlılığını tescilleyen Supsan, döngüsel ekonomi uygulamalarında sektörüne örnek olacak bir yaklaşım sergilemektedir. Supsan, Borusan Grubu’nun iklim, insan ve inovasyon başlıklarını kapsayan “i3” sürdürülebilrlik stratejisinin “İklim” başlığını destekleyen projelerle; üretimde süreklilik, maliyet avantajı ve çevresel etkiyi azaltma hedeflerini bir arada sunmaktadır. Aynı zamanda, kaynakların verimli kullanımı yoluyla döngüsel ekonominin sanayi uygulamaları açısından örnek bir modeli olarak dikkat çekmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sürdürülebilirlik Dönüşümünün Aktörleri, UN Global Compact Türkiye 2025 Zirvesi’nde Buluşacak Haber

Sürdürülebilirlik Dönüşümünün Aktörleri, UN Global Compact Türkiye 2025 Zirvesi’nde Buluşacak

UN Global Compact Türkiye 2025 Zirvesi; Türkiye’den ve Avrupa’dan iş dünyası liderleri, Birleşmiş Milletler, kamu ve sivil toplum temsilcilerini daha adil, kapsayıcı ve yaşanabilir bir dünya için eylemleri hızlandırmak üzere 5 Aralık 2025 tarihinde Hilton Bosphorus İstanbul Hotel’de bir araya getirecek. “Daha Hızlı, Daha İleri” Yol Almak Gerekiyor UN Global Compact Türkiye tarafından ilk kez düzenlenecek olan zirve “Daha Hızlı, Daha İleri” temasıyla gerçekleşecek. 2025 SKA Raporu’na göre Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın yalnızca yüzde 35’i hedefe ulaşma yolunda ya da orta düzeyde ilerleme gösterirken hedeflerin yaklaşık yarısı çok yavaş ilerliyor ve yüzde 18’i ise gerilemiş durumda. 2030’a kadar başarıya ulaşmak için çabaların hızlandırılması şart. İş Dünyası Liderleri İçgörülerini ve Fırsatları Paylaşacak Zirvede iş dünyası liderleri kurumsal sürdürülebilir dönüşümde üst düzey liderliğin rolünü ve somut hedeflerin stratejik önemini ele alacak; geleceğe yönelik içgörülerini paylaşarak sürdürülebilirlik trendlerini ve iş dünyasını şekillendirecek fırsatları tartışacak. Açılış konuşmasını UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Dördüncü’nün yapacağı zirveye UN Global Compact’in CEO’su Sanda Ojiambo video mesajı ile katkı verecek. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan’ın konuk konuşmacı olarak yer alacağı zirvede, Boyner Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner, Unilever Türkiye Ülke Başkanı & Unilever Türkiye ve Orta Doğu Ev Bakım Genel Müdürü Ali Fuat Orhonoğlu, Pegasus Hava Yolları CEO’su Güliz Öztürk, Kibar Holding CEO’su Haluk Kayabaşı, Enerjisa Üretim CEO’su İhsan Erbil Bayçöl, TSKB CEO’su Ozan Uyar, Aydem Enerji CEO’su Serdar Marangoz ve Alarko Şirketler Topluluğu CEO’su Ümit N. Yıldız konuşmacılar arasında yer alacak. Sürdürülebilirlik Tüm Boyutlarıyla Ele Alınacak Zirvede küresel kredi derecelendirme kuruluşları, banka ve şirketlerin finans liderleri ile sürdürülebilirliğin finansmanı ve ulusal ve uluslararası düzenlemelerden sorumlu kurumların temsilcileriyle sürdürülebilirlik düzenlemeleri ve Türkiye iş dünyasına etkileri tartışılacak. Yalnızca bir strateji değil, değer zincirinden günlük iş pratiklerine, tedarikten pazarlama ve iletişime iş süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olan sürdürülebilirlik; otomotivden gıdaya, enerjiden danışmanlığa farklı sektörlerden üst düzey yöneticiler tarafından bir kurum kültürü meselesi olarak ele alınacak. İnteraktif oturumlarda ise insan hakları, tedarik zinciri, net sıfır yolculuğu ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi sürdürülebilirliğin farklı boyutları keşfedilecek. Dönüşümün Parçası Olmak İsteyenler Bir Araya Gelecek UN Global Compact Türkiye 2025 Zirvesi’nde katılımcılar; sürdürülebilirlik ekseninde iş dünyasının rotasını belirleyecek yeni fikirler, ortak hedefler ve dönüşüm hikâyeleri etrafında buluşmak ve yeni bağlantılar kurmak üzere edindikleri bilgi ve ilhamı kurumlarına taşıma imkanı bulacak. Daha iyi bir geleceğe katkı sunmak ve dönüşüme yön veren hareketin bir parçası olmak isteyenler bu zirvede bir araya gelecek.

Çerkezköy’de İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu Konuşuldu Haber

Çerkezköy’de İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu Konuşuldu

Yeşil dönüşüm, karbon düzenlemeleri, insan hakları odaklı tedarik zinciri yönetimi, sürdürülebilir finans ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi iş dünyasının geleceğini şekillendiren konuların odağında gerçekleştirilen UN Global Compact Türkiye-Çerkezköy Buluşması’nda, sürdürülebilirlik gündemindeki güncel gelişmeler değerlendirildi. Şirketler ve sivil toplum kuruluşlarından temsilcilerin katılımıyla gerçekleşen etkinlikte, UN Global Compact Türkiye’nin sunduğu program, araç, kaynak ve platformlarla iş dünyasını sürdürülebilirlik yolculuğunda nasıl desteklediği de paylaşıldı. Küresel Rekabet İçin Yeşil Dönüşüm Şart Etkinliğin açılış konuşmalarını Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi Bölge Müdürü F. Çiğdem Baykal ve UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Nursel Ölmez Ateş yaptı. Nursel Ölmez Ateş konuşmasında şunları söyledi: “Çerkezköy’de olduğu gibi Türkiye iş dünyasının önümüzdeki dönemde en büyük önceliklerinden biri, küresel rekabetçiliğini korumak ve yarattığı değeri artırmak olacak. Bunun için sürdürülebilir üretim modellerine geçmek, enerji verimliliğini sağlamak ve yeşil finansman imkanlarını değerlendirmek kritik hale geliyor. Biz de UN Global Compact’in küresel ağıyla birlikte çalışarak, Türkiye’deki şirketlerin uluslararası iyi uygulamalara, araçlara ve kaynaklara erişmesine olanak veriyoruz. Böylece yerelde attığımız her adımın, küresel sürdürülebilirlik hedeflerine katkı vermesini sağlıyoruz.” UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele ise UN Global Compact’in insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele alanındaki On İlkesini paylaştı. Çele, UN Global Compact Türkiye’nin iklim değişikliği ve çevre, insan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, inovasyon, sürdürülebilir finans, raporlama ve sürdürülebilirlik düzenlemeleri alanında sunduğu eğitim, kaynak, program ve işbirliği imkanlarını sundu. Buluşma kapsamında düzenlenen “İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu” başlıklı panelde UN Global Compact Türkiye Üye ve Paydaş İlişkileri Müdürü Güzin Öztürk moderatörlüğünde Humanis Projeler Direktörü Mustafa Yılmaz, Sarten Kalite Güvence Müdürü Rıdvan Eğin ve Yünsa Ar-Ge ve İnovasyon Müdürü Dr. Duygu Yavuzkasap Ayakta şirketlerinin sürdürülebilirlik stratejilerini oluşturma süreçlerini, uygulamalarını, odaklandıkları alanları değerlendirdi ve şirketlerinin sürdürülebilir kalkınma odaklı gelecek perspektiflerini paylaştı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.